İlk gün, Shuujin beni sabahın erken saatlerinde uyandırmış, güneş henüz doğmamışken açık alana çıkarıp tanto ile koşturmuştu. Burada çok garip bir eğitim alıyordum. Belki de köyümden çok daha acımasız bir antrenmandı. Vücudumu hız alıştırmam için saatelerce koşturuyor, üstüne Shuujin’in gerçek saldırılarıyla karşılaşıyordum. Üç kez yere serilmiş, üç kez ayağa kalkmıştım. Her seferinde ayağa kalkmayı bir şekilde başarıyordum. Vücudum morluklar içinde kalmıştı, ancak fiziksel gücümün geliştiğine inanıyordum. Fiziksel antrenmanlar haricinde, zihnimi geliştirmem için de antrenmanlar yapıyordum. Katou, boğazını sıktığım adam bana soluk mavi bir ip vermiş, gece devriyesine çıkmamı istemişti. Bu devriye içerisinde bölgeyi tanıyacaktım, her binayı, her sokağı, her kaçış yolunu ezberlemem gerekiyordu. Guren ve Takemi adlı iki kişiyle birlikte Tanigakure’nin karanlık sokaklarını koşturuyor, balık pazarının alt depolarını, nehir kenarındaki geçitleri zihnimizin derinliklerine kazıyorduk. Her köşeyi, her dönemeci ezberlemeye çalışıyordum. Katou’nun sorduğu soruya yanlış bir yanıt verdiğimde, cevabı tekrardan devriyeye çıkmam yönünde olmuştu. Beni bir şeye hazırladıklarından emindim. Bu durum, fırtına öncesi sessizlikten başka bir şey değildi.
Üçüncü günümde, Shuujin beni tekrardan çağırdığında bu sefer gözlerimi soruyordu. Karşıma gelen maskeli elemanı devirmem karşılığında öğlen yemeği alabilecektim. Babam kadar hızlı olmasa da, hızlıydı. İki seferde Eiengan saldırılarım tutmasa da, üçüncüsünde tutmuştu. Tantom ile onun bacağına yeterli kesiği attığımda, karnımı doyuracak emeği vermiş sayılıyordum. Burası çok farklı bir ortamdı. Kesinlikle Konohagakure’den çok daha farklıydı. Bu adamların herhangi bir merhameti yoktu, en küçük bir hatada veya gelişememe durumunda, seni çöpe atabilecekleri çok belliydi. Burada gerçek bir yaşam mücadelesi görüyor olmak, zihnimi çok daha farklı geliştiriyordu. Yaşamak için, güçlenmek zorundaydım. Güçlenmek içinse düşmek ve kalkmak.
Dördüncü günüme geldiğimde, sabahın erken saatlerinde uyanmıştım. Ōotoko-Jin beni dışarıda bekliyordu. Vücudumun ağrısına rağmen, bir şekilde kalkıp dışarı çıkmayı başarmıştım. Derin nefesle birlikte temiz havayı ciğerlerime çektiğimde, bir nebze bile olsa huzuru hissediyordum. Maskeli devriyeler etrafta geziniyordu, ancak beni durdurmayacaklarını biliyordum. Beni tanıyorlardı, öğreniyorlardı. Shuujin’in bir projesi olarak görüyorlardı. Bense, zihnimi bunlarla meşgul etmeden sessiz ve sakin adımlarla ilk kulübeye doğru ilerlemeye karar vermiştim. Burası, benim hala Konoha’lı Jin olduğum yer gibiydi. Gerçekten zihnimin en temiz olduğu yerdi. Nehre doğru yürüdüğümde, suyun sesini kulaklarımdan bütün vücuduma aktarıyordum sanki. Acaba, Shiho ve Hame şuan ne yapıyorlardı? Onlara yalan söylemek durumunda kalmıştım, belki de kaybolduğumu öğrenmişlerdi, hatta daha kötüsü, belki de çok başka söylentiler ortaya çıkmıştı. Acaba geriye döndüğüm zaman bana kızarlar mıydı? Muhtemelen kızacaklardı. Yine de, onlara kendimi affettirebileceğimi düşünüyordum. Bu adamları yok ettiğim zaman, beni affedeceklerinden emindim. Bir noktada, onların canını tehlikeye atamazdım.
Ancak beni korkutan başka bir durum vardı. Ağabeyim Ryoichi. Onun ismini ve şanını kullanmak her ne kadar bana bazı kapıları açsa da, karşıma gelirse ne yapacağımı bilmiyordum. Daha da kötüsü, onun bana ne yapacağını bilmiyordum. Onun alın bandına ihanet etmemiş olmak, içimi bir nebze rahatlatıyordu. Bana verdiği bu hediyenin bir anlamı olduğunu düşünüyordum. Ailemin her bir üyesi ondan nefret etse de, bir şeylerin farklı olduğunu düşünmeden edemiyordum. Ancak ya babam ve diğer ağabeyim haklıysa? Gerçekten nefret edilecek birisiyse? O zaman nasıl bir kişilik ile karşılacaktım? Bilmiyordum. Bu bilinmezlik, beni daha büyük korkuların içerisine sürüklüyordu. Bir noktada, bu ajanlık yolunun içinde Ryoichi’nin karşıma çıkacağını biliyordum, ancak hangi noktada, ne zaman çıkacağından emin değildim. Şuan, beklemekten başka bir şey elimden gelmiyordu. Bu alt kademe adamların ortasına gelecek değildi, ki Kurooni ailesinde yetişmiş birisi olarak bakarsam, burada ezilirsem kesinlikle karşıma çıkmayacaktı. Bundan emindim. Kurooni ailesi böyle bir aile, biliyorum.
Acaba amcalarım ne yapıyorlar? Babam bu sırrın aramızda olacağını söylemişti, ancak peşime düşecekler mi merak ediyorum. Ya da babam bu durumu nasıl idare edecek, onu da merak ediyorum. Belki de bir şekilde, amcalarım ve ağabeyim öldüğümü düşünüp, bunu kabullenecekler ve arkamdan yas tutacaklar. Peşime düşme gereksinimi bile duymayacaklar. Bu çok kalp kırıcı mı? Bilmiyorum. Belki sahte bir mezar taşım olacak babamın yaptıracağı, amcalarım da oraya ziyarete gidecekler. Onları üzmeyi hiç istemezdim, ancak köyümü tehdit haline getiren bu adamları yok edeceğim. Bu adamların içlerinde güçlenerek, gerçek bir ninja olarak geriye döneceğim. Yeni yeni öğreniyorum, bazen bazı şeyleri göze almak gerekiyor. Bense, sanırım herkesi karşıma almayı göze alıyorum. Neler yaşayacağımı tahmin edebiliyorum, ancak kesinliği hakkında konuşamıyorum.
Düşüncelerimin arasında boğulmaya devam ederken, bunu kesintiye uğratan tanıdık bir sesti. Jizou, şemsiyesini kestiğim bunak tekrardan gelmiş ve bana doğru yürümüş, taşın üzerine oturmuştu. Beni bir süredir takip ettiği belliydi, morluklarımın eksildiğini ancak bitmediğini biliyordu. Bu adam neyin nesiydi bilmiyorum, ancak öğrenmem gerekiyordu. Teker teker her bir durumu sorguladıktan sonra, heyecanımın olup olmadığını soruyordu. “Bana bak bunak, kimsin bilmiyorum ve sana neden içimi açmam gerektiğini de anlamıyorum.” dedikten sonra ayaklandım olduğum yerden. “Kimsin lan sen?” Gözlerimdeki bakış ciddileşmeye başladı, bu adamın niye beni takip ettiğini, niye beni bu kadar merak ettiğini öğrenmem gerekiyordu. İlk karşılaşmamıza ve şimdiki konuşmamıza bakılırsa, bunu güzel sözlerle yapacak değildi. Üstelik yalan söyleme ihtimali, beni daha da korkutuyordu. Belki de, Shuujin’in beni test etmek için yolladığı adamlardan birisiydi, önce bunun iyiliğine içimi açacak, sonrasında her şeyimi ortaya döktüğüm için bu adamlar tarafından öldürülecektim. Bu çok daha büyük bir ihtimaldi. Bu ihtimali düşündükçe, sinirden yumruklarımı sıkmaya başlamış ve Eiengan’ı aktive etmiştim.
“Bana doğruyu söyle, kimsin? Şimdi, doğruyu söyleyeceksin. Amacını açıkla.” Derin Fısıltıyı bu adamın üstünde kullanarak, elemanın gerçek niyetini öğreneceğim. Eğer Genjutsu içerisine almayı başarırsam, anında tantomu çekecek ve tüm hızımla tantoyu boğazına dayayacağım. Genjutsu dan çıktığında gerçek bir tehdit karşısında olmasını istiyorum. Onu konuşturacağım.

► Show Spoiler
Rank: D-rank
Element: Raiton
Yatkınlık: Genjutsu
Teknikler:
Teknik Adı: Kagenrou no Jutsu (Sisli Hayal Tekniği)
Teknik Elementi: Yok
Teknik Türü: Genjutsu
Teknik Seviyesi: C
Teknik Açıklaması: Kagenrou no Genjutsu kullanıcının düşmana bir illüzyon yerleştirmesine olanak tanır. Bu illüzyon, hedefin çevresini bulanıklaştırarak alanın net bir şekilde algılanmasını engeller. Ayrıca, hedefin zemine battığını hissettiren bir etkisi vardır, bu da fiziksel olarak hareket etmelerini zorlaştırır ve etkili bir şekilde onları immobilize eder. Hedefin çevresindeki alanı bulanıklaştırır ve görüş mesafesini ciddi şekilde kısaltır. Bu durum, düşmanın navigasyon yeteneklerini etkiler. Hedefin vücudu, hareket ettikçe giderek daha fazla ağırlaşır ve sanki kumda batıyormuş gibi hissetmeye başlar. İllüzyon, hedefin çevresini daha dar ve tehdit edici bir hale getirerek onların zihinsel dayanıklılığını zorlar.
Teknik Adı: Kori Shinchuu no Jutsu (Akıl Kandırma Tekniği)
Teknik Elementi: Yok
Teknik Türü: Genjutsu
Teknik Seviyesi: C
Teknik Açıklaması: Kori Shinchuu no Jutsu, hedefin algılarını manipüle ederek onların sürekli bir döngü içerisinde hareket etmelerini sağlayan bir genjutsu tekniğidir. Hedefler, doğru bir yönde yürüdüklerini sanırken aslında farkında olmadan daireler çizerek aynı noktaya geri dönerler. Bu teknik, düşmanları yıpratmak ve zamanı lehinize çevirmek için ideal bir yöntemdir. Teknik, hedeflerin mekânsal farkındalığını tamamen yanıltır. Hedef, bulunduğu ortamı yanlış algılar ve rotasında düz ilerlediğine inanır. Hedef, genjutsudan kurtulmadıkça aynı döngüde yürümeye devam eder, bu da zaman ve enerji kaybına yol açar. Teknik, birden fazla kişiye uygulanabilir, böylece düşman gruplarının koordinasyonunu bozmak için kullanılabilir.
Teknik Adı: Derin Fısıltı
Teknik Türü: Kekkei Genkai
Teknik Seviyesi: C
Teknik Yaratıcısı: Kurooni Akiyama
Teknik Açıklaması: Göz teması kurulan kişiye karşı mühür gerektirmeden kullanılabilir. Göz teması kurulduğu anda teknik aktive olur ve başka teknik kullanılamaz. Göz teması kurulan hedefe ne kadar kısık sesle fısıldanırsa fısıldansın, onun zihninde büyük bir yankı yaratır ve hipnoz etkisini göstermeye başlar.
Eşyalar:
Ryoichi’nin Alın Bandı
Gizemli Sembollü Omuzluk
Ryo: 14.900 Ryo
SP: 130
Ün: Tanınmıyor