Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
[Kurooni Jin] Maskeli Yüzler

Post by GM - Shinsei »

Üç uzun, yorucu, acımasız gün.

İlk gün, Shuujin seni sabahın erken saatlerinde uyandırmıştı. Güneş henüz doğmamışken seni açık alana çıkarmış, elinde sadece tanto ile koşturmuştu. "Hız değil, zamanlama!" demişti. "Zanei Shunjin'i öğreniyorsan, önce vücudunu o hıza alıştır." Saatlerce koşturdun. Sonra Shuujin saldırdı. Gerçek saldırılar. Yumruklar, tekmeler, saplamalar. "Savun kendini!" diye bağırmıştı. "Tanto uzantın değilse hiçbir şeysin!" O gün üç kez yere serildin. Üç kez kalktın. Akşam olduğunda vücudun morluklar içindeydi, ama ayaktaydın.

İkinci gün, farklı birisi geldi. Katou. Boğazını tuttuğun adam. Seni sessizce süzmüş, ardından bir ip vermişti. Soluk mavi. "Bunu tak." demişti. "Gece devriyesine çıkacaksın. Bölgeyi tanıyacaksın. Her sokak, her bina, her kaçış yolu. Ezberliyorsun." Yanına iki kişi daha vermişti. İsimleri Guren ve Takemi'ydi. Gece boyunca Tanigakure'nin karanlık sokaklarını, balık pazarının alt depolarını, nehir kenarındaki geçitleri dolaştınız. Konuşmadılar seninle, sadece gösterdiler. Sen ezberledin. Her köşeyi, her dönemeçi. Sabaha karşı geri döndüğünde Katou sana tek bir soru sormuştu. "Balık pazarından nehre kaç farklı yoldan ulaşılır?" Beş demiştin. "Altı." diye düzeltmişti. "Unuttuğun biri var. Yarın tekrar çıkacaksın."

Üçüncü gün, Shuujin seni tekrar çağırdı. Bu sefer tanto değil, gözlerin için geldi. "Eiengan kullanıcısıymışsın." demişti soğukça. "Göster." Bir adam getirdi karşına. Maskeli, sessiz. "Onu devirirsen öğle yemeğin var. Deviremezsen aç kalırsın." Adam saldırdı. Hızlıydı, ama babanın hızında değil. Genjutsu kullanmaya çalıştın. İlk seferinde tutmadı. İkincisinde adam Kai yaptı. Üçüncüsünde... çalıştı. Derin Fısıltı. Adam sendeledi, sen tanto ile bacağını hedefledin. Kesik temiz değildi ama yeterdi. Adam düştü. Shuujin gülümsedi. "Aç kalmayacaksın bugün."

Ve şimdi... şimdi dördüncü gün.

Sabah erken saatlerde uyanıyorsun. Etrafta kimse yok, bina sessiz. Ōotoko-Jin dışarıda bekliyor, her zamanki gibi. Kalktığında vücudun ağrıyor ama alışmaya başladın. Morluklar soluyor, kesikler kapanıyor. Dışarı çıkıyorsun, derin bir nefes alıyorsun. Hava soğuk, temiz. Bir süre etrafı kontrol ediyorsun. Maskeli devriyeler var, ama kimse seni durduracak gibi görünmüyor. Artık tanıyorlar seni. Yeni adam. Shuujin'in projesi. Bir süre yürüdükten sonra, ilk bulduğun kulübeye doğru ilerlemeye karar veriyorsun. Orası... farklı hissettiriyor. Sanki hala Konohalı Jin'in olduğu yer gibi. Ōotoko-Jin sessizce arkandan geliyor. Kulübeye vardığında kapıyı açıyorsun. İçerisi boş, terkedilmiş. Ama temiz. Belli ki kimse girmemiş. Dışarı çıkıp nehre doğru yürüyorsun. Suyun sesi rahatlatıcı. Bir süre öylece oturuyorsun, taşların üzerinde, akan suya bakıyorsun. Düşünüyorsun. Shiho'yu. Hame'yi. Babanı. Ryoichi'yi.

Tam o sırada arkandan bir ses geliyor. "Ooo, genç shinobi! Hala hayattasın demek." Başını çeviriyorsun. Kawaguchi Jizou. Beyaz saçları rüzgarda dalgalanıyor, şemsiyesi omzunda, yüzünde o tanıdık sırıtış var. Sana doğru yürüyor, yanına geliyor, bir taşın üzerine oturuyor. Şemsiyeyi yere dayıyor. "Bakıyorum da morluklar eksilmiş ama bitmemiş." diyor alaycı bir şekilde. "Demek gerçekten onlarla takılıyorsun ha?" Gözlerini sana dikiyor. "Sormak ayıp ama... neden? Bir genç adam niye kendi ayağıyla cehennemin içine girer?"

Kısa bir süre susuyor, sonra devam ediyor. "Yoksa abin yüzünden mi? Ryoichi... o ismi söylediğinde bazı adamların suratı değişti biliyorsun değil mi?" Başını yana eğiyor. "Merak ediyorum. Sen gerçekten ne arıyorsun burada? İntikam mı? Güç mü? Yoksa sadece... kaybolmak mı istiyorsun?" Sessizlik. Jizou bekliyor, ama sabrı sonsuz değil gibi. Sonra hafifçe gülümsüyor. "Neyse, benim işim değil. Sen bilirsin." Ayağa kalkıyor, şemsiyesini alıyor. Ama gitmeden önce duraksıyor. Sana doğru bakıyor, bu sefer ciddiyetle. "Eğer doğru merasimlerden giderlerse maskeni bugün veriyor olmaları lazım." diyor. Gözlerinde tuhaf bir şey var. Belki endişe, belki merak. "Heyecan var mı?"
Off Topic
RP'ye hoş geldiniz! Pasiflik süresi üç gündür. İyi RP'ler!
Joined: Sun Nov 24, 2024 1:41 am
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
İlk gün, Shuujin beni sabahın erken saatlerinde uyandırmış, güneş henüz doğmamışken açık alana çıkarıp tanto ile koşturmuştu. Burada çok garip bir eğitim alıyordum. Belki de köyümden çok daha acımasız bir antrenmandı. Vücudumu hız alıştırmam için saatelerce koşturuyor, üstüne Shuujin’in gerçek saldırılarıyla karşılaşıyordum. Üç kez yere serilmiş, üç kez ayağa kalkmıştım. Her seferinde ayağa kalkmayı bir şekilde başarıyordum. Vücudum morluklar içinde kalmıştı, ancak fiziksel gücümün geliştiğine inanıyordum. Fiziksel antrenmanlar haricinde, zihnimi geliştirmem için de antrenmanlar yapıyordum. Katou, boğazını sıktığım adam bana soluk mavi bir ip vermiş, gece devriyesine çıkmamı istemişti. Bu devriye içerisinde bölgeyi tanıyacaktım, her binayı, her sokağı, her kaçış yolunu ezberlemem gerekiyordu. Guren ve Takemi adlı iki kişiyle birlikte Tanigakure’nin karanlık sokaklarını koşturuyor, balık pazarının alt depolarını, nehir kenarındaki geçitleri zihnimizin derinliklerine kazıyorduk. Her köşeyi, her dönemeci ezberlemeye çalışıyordum. Katou’nun sorduğu soruya yanlış bir yanıt verdiğimde, cevabı tekrardan devriyeye çıkmam yönünde olmuştu. Beni bir şeye hazırladıklarından emindim. Bu durum, fırtına öncesi sessizlikten başka bir şey değildi.

Üçüncü günümde, Shuujin beni tekrardan çağırdığında bu sefer gözlerimi soruyordu. Karşıma gelen maskeli elemanı devirmem karşılığında öğlen yemeği alabilecektim. Babam kadar hızlı olmasa da, hızlıydı. İki seferde Eiengan saldırılarım tutmasa da, üçüncüsünde tutmuştu. Tantom ile onun bacağına yeterli kesiği attığımda, karnımı doyuracak emeği vermiş sayılıyordum. Burası çok farklı bir ortamdı. Kesinlikle Konohagakure’den çok daha farklıydı. Bu adamların herhangi bir merhameti yoktu, en küçük bir hatada veya gelişememe durumunda, seni çöpe atabilecekleri çok belliydi. Burada gerçek bir yaşam mücadelesi görüyor olmak, zihnimi çok daha farklı geliştiriyordu. Yaşamak için, güçlenmek zorundaydım. Güçlenmek içinse düşmek ve kalkmak.

Dördüncü günüme geldiğimde, sabahın erken saatlerinde uyanmıştım. Ōotoko-Jin beni dışarıda bekliyordu. Vücudumun ağrısına rağmen, bir şekilde kalkıp dışarı çıkmayı başarmıştım. Derin nefesle birlikte temiz havayı ciğerlerime çektiğimde, bir nebze bile olsa huzuru hissediyordum. Maskeli devriyeler etrafta geziniyordu, ancak beni durdurmayacaklarını biliyordum. Beni tanıyorlardı, öğreniyorlardı. Shuujin’in bir projesi olarak görüyorlardı. Bense, zihnimi bunlarla meşgul etmeden sessiz ve sakin adımlarla ilk kulübeye doğru ilerlemeye karar vermiştim. Burası, benim hala Konoha’lı Jin olduğum yer gibiydi. Gerçekten zihnimin en temiz olduğu yerdi. Nehre doğru yürüdüğümde, suyun sesini kulaklarımdan bütün vücuduma aktarıyordum sanki. Acaba, Shiho ve Hame şuan ne yapıyorlardı? Onlara yalan söylemek durumunda kalmıştım, belki de kaybolduğumu öğrenmişlerdi, hatta daha kötüsü, belki de çok başka söylentiler ortaya çıkmıştı. Acaba geriye döndüğüm zaman bana kızarlar mıydı? Muhtemelen kızacaklardı. Yine de, onlara kendimi affettirebileceğimi düşünüyordum. Bu adamları yok ettiğim zaman, beni affedeceklerinden emindim. Bir noktada, onların canını tehlikeye atamazdım.

Ancak beni korkutan başka bir durum vardı. Ağabeyim Ryoichi. Onun ismini ve şanını kullanmak her ne kadar bana bazı kapıları açsa da, karşıma gelirse ne yapacağımı bilmiyordum. Daha da kötüsü, onun bana ne yapacağını bilmiyordum. Onun alın bandına ihanet etmemiş olmak, içimi bir nebze rahatlatıyordu. Bana verdiği bu hediyenin bir anlamı olduğunu düşünüyordum. Ailemin her bir üyesi ondan nefret etse de, bir şeylerin farklı olduğunu düşünmeden edemiyordum. Ancak ya babam ve diğer ağabeyim haklıysa? Gerçekten nefret edilecek birisiyse? O zaman nasıl bir kişilik ile karşılacaktım? Bilmiyordum. Bu bilinmezlik, beni daha büyük korkuların içerisine sürüklüyordu. Bir noktada, bu ajanlık yolunun içinde Ryoichi’nin karşıma çıkacağını biliyordum, ancak hangi noktada, ne zaman çıkacağından emin değildim. Şuan, beklemekten başka bir şey elimden gelmiyordu. Bu alt kademe adamların ortasına gelecek değildi, ki Kurooni ailesinde yetişmiş birisi olarak bakarsam, burada ezilirsem kesinlikle karşıma çıkmayacaktı. Bundan emindim. Kurooni ailesi böyle bir aile, biliyorum.

Acaba amcalarım ne yapıyorlar? Babam bu sırrın aramızda olacağını söylemişti, ancak peşime düşecekler mi merak ediyorum. Ya da babam bu durumu nasıl idare edecek, onu da merak ediyorum. Belki de bir şekilde, amcalarım ve ağabeyim öldüğümü düşünüp, bunu kabullenecekler ve arkamdan yas tutacaklar. Peşime düşme gereksinimi bile duymayacaklar. Bu çok kalp kırıcı mı? Bilmiyorum. Belki sahte bir mezar taşım olacak babamın yaptıracağı, amcalarım da oraya ziyarete gidecekler. Onları üzmeyi hiç istemezdim, ancak köyümü tehdit haline getiren bu adamları yok edeceğim. Bu adamların içlerinde güçlenerek, gerçek bir ninja olarak geriye döneceğim. Yeni yeni öğreniyorum, bazen bazı şeyleri göze almak gerekiyor. Bense, sanırım herkesi karşıma almayı göze alıyorum. Neler yaşayacağımı tahmin edebiliyorum, ancak kesinliği hakkında konuşamıyorum.

Düşüncelerimin arasında boğulmaya devam ederken, bunu kesintiye uğratan tanıdık bir sesti. Jizou, şemsiyesini kestiğim bunak tekrardan gelmiş ve bana doğru yürümüş, taşın üzerine oturmuştu. Beni bir süredir takip ettiği belliydi, morluklarımın eksildiğini ancak bitmediğini biliyordu. Bu adam neyin nesiydi bilmiyorum, ancak öğrenmem gerekiyordu. Teker teker her bir durumu sorguladıktan sonra, heyecanımın olup olmadığını soruyordu. “Bana bak bunak, kimsin bilmiyorum ve sana neden içimi açmam gerektiğini de anlamıyorum.” dedikten sonra ayaklandım olduğum yerden. “Kimsin lan sen?” Gözlerimdeki bakış ciddileşmeye başladı, bu adamın niye beni takip ettiğini, niye beni bu kadar merak ettiğini öğrenmem gerekiyordu. İlk karşılaşmamıza ve şimdiki konuşmamıza bakılırsa, bunu güzel sözlerle yapacak değildi. Üstelik yalan söyleme ihtimali, beni daha da korkutuyordu. Belki de, Shuujin’in beni test etmek için yolladığı adamlardan birisiydi, önce bunun iyiliğine içimi açacak, sonrasında her şeyimi ortaya döktüğüm için bu adamlar tarafından öldürülecektim. Bu çok daha büyük bir ihtimaldi. Bu ihtimali düşündükçe, sinirden yumruklarımı sıkmaya başlamış ve Eiengan’ı aktive etmiştim.

“Bana doğruyu söyle, kimsin? Şimdi, doğruyu söyleyeceksin. Amacını açıkla.” Derin Fısıltıyı bu adamın üstünde kullanarak, elemanın gerçek niyetini öğreneceğim. Eğer Genjutsu içerisine almayı başarırsam, anında tantomu çekecek ve tüm hızımla tantoyu boğazına dayayacağım. Genjutsu dan çıktığında gerçek bir tehdit karşısında olmasını istiyorum. Onu konuşturacağım.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Jizou, gözlerindeki spiralleri gördüğü anda kaşlarını kaldırıyor. Fısıltın havada asılı kalıyor, zihnine doğru akmaya çalışıyor ama... tutmuyor. Adamın gözleri bir an için bulanıklaşıyor gibi oluyor, sonra tekrar netleşiyor. Başını iki yana sallıyor, sanki suyun içinden çıkmış gibi. Ardından gülüyor. Yüksek sesle, içtenlikle, alaycı bir şekilde değil, gerçekten eğlenerek gülüyor. "Vay vay vay!" diyor kahkahasının arasından. "Eiengan kullanıcısı demek! Bak sen şuna!" Elini göğsüne vuruyor, gözlerini siliyor. "Oğlum, beni Genjutsu'ya almaya mı çalıştın yoksa?" Tekrar gülüyor, bu sefer biraz daha sakin. "Çok tatlısın vallahi. Çok tatlısın."

Ayağa kalkıyor, şemsiyesini omzuna alıyor. Yüzündeki gülümseme kaybolmuyor ama ciddileşiyor. "Tamam tamam, sakinleş biraz. Tanto çekme, ihtiyaç yok." Ellerini kaldırıyor, savunmasız bir şekilde. "Bak, sana bir şey söyleyeyim. Ben Kawaguchi Jizou'yum. Ateş Ülkesi'nde uzun yıllar görev yapmış bir shinobiyim. Emekliyim şu an. Buralarda geziniyorum, işte." Bir adım geri çekiliyor, ama tehditle değil, rahat bir şekilde. "Seni test etmek için göndermediler beni. Shuujin benim varlığımdan habersiz bile olabilir. Ben sadece..." Duraksıyor, gözleri uzaklara kayıyor. "Meraklı biriyim. Özellikle Konohalı gençlerle ilgili." Sana doğru bakıyor, bu sefer gözlerinde ciddiyet var. "Senin gibi bir veledin buralarda ne işi var diye merak ediyorum. Ryoichi'nin adını ağzına alıyorsun, Kurooni ailesinden olduğunu söylüyorsun, ama Sennashi gibi bir örgütün içine sızmaya çalışıyorsun." Başını yana eğiyor. "Neden? Konoha seni mi gönderdi? Yoksa kendi kararın mı bu?"

Sessizlik. Rüzgar esiyor, nehir akıyor. Jizou bekliyor ama sabırsızlık yok, sadece merak var. "Bak oğlum." diyor yumuşak bir sesle. "Seni gömmeye gelmedim buraya. Ama bir şey söyleyeyim sana. Sennashi... o örgüt sandığından çok daha derin. Sadece maskeli haydutlar değil bunlar. Arkalarında daha büyük bir şey var. Ve sen..." Parmağını sana doğrultuyor. "Sen henüz D-rank bir Genin'sin. Belki yeteneklisin, belki zekisin, ama bu adamlar seni bir anda yutar." Bir adım daha yaklaşıyor. "Şimdi sana soruyorum. Gerçekten burada olmak istiyor musun? Yoksa bir yerden kaçıyor musun? Çünkü bak, kaçıyorsan söyle, ben seni güvenli bir yere götürürüm. Ama kalacaksan..." Gözleri keskinleşiyor. "O zaman bana şunu açıkla. Ryoichi senin için ne? Gerçekten abin mi, yoksa sadece bir bahane mi?" Jizou geri çekiliyor, şemsiyesini yere dayıyor. "Bir de şunu söyleyeyim. Eiengan kullanıcılarını daha önce de gördüm. Güçlüler. Tehlikeliler. Ama çoğu... çoğu sonunda zihinlerini kaybettiler. Gözler, insanı tüketir. Sen bunu biliyor musun?" Susuyor. Sana bakıyor. Bekliyor. Bu sefer gerçekten bir cevap bekliyor.
Joined: Sun Nov 24, 2024 1:41 am
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Kawagachi Jizou.

Neyin nesi olduğunu bilmediğim bu adam, fısıltımı havada bırakmıştı. Belli ki güçlü birisiydi, benden katbekat üstün. Zaten burada genel olarak benden çok daha üstün insanlarla uğraşıyordum. Kafasını iki yana sallayarak fısıltılarımı etkisiz hale getirmişti, bunu nasıl yaptığını bilmiyorum. Eğlenerek gülmeye başladığında, hafif bir şekilde yüzüm düştü, ancak bozuntuya vermemek için uğraştım. Babamın söylediği gibi, duygularımı her zaman saklamak zorundayım. Beni yıllarca bunun için eğitti. Eiengan kullanıcısı olduğumu da anladığında, artık aramızda pek fazla sır kalmamış gibi görünüyordu. Bu adam, Ateş Ülkesi’nde uzun yıllar görev yapmış ve söylediğine göre, daha doğrusu anlattığı hikayeye göre emekli olmuştu. Kendisini, beni test etmeleri için göndermediklerini ve üstelik Shuujin’in kendisinin varlığından bile haberdar olmadığını söylüyordu. Meraklı birisiydi söylediğine göre, özellikle Konohalı gençlere karşı merakı vardı. Benim buralarda ne işim olduğunu, Ryoichi’nin adını ağzıma aldığımı, Kurooni ailesinden olduğumu söylememe rağmen, Sennashi’nin içine sızmaya çalıştığımı söylüyordu.

Bu adam gereğinden fazla şeyler biliyordu ve bu beni geriyordu.

Sennashi denen bu örgütün maskeli haydutlardan ibaret olmadığını, arkalarında büyük bir şey olduğunu ve benim en düşük Genin olduğumu vurguluyordu. Alınmıyordum, bunlar gerçeklerdi. Eğer kaçıyorsam, beni güvenli bir yere götürebileceğini söylüyordu. Ryoichi’nin benim için ne anlam ifade ettiğini sorguladıktan sonra da, beni Eiengan kullanıcılarının zihinlerini kaybetmesine karşın uyarıyordu. Bu adamın bilgi birikimi sadece benimle sınırlı değildi, aileme karşı da büyük bir birikim vardı. Kurooni ailesine karşın nasıl bu kadar bilgiye sahipti bilmiyorum.

“Az buçuk biliyorum, klan sırları yeni birisine açılmaz, madem bu kadar bilgi sahibisin bunu da biliyor olman gerek.” dedikten sonra tantomu ufak ufak dizime vurmaya başlarken, nehrin ufak akışına gözlerimi kaydırdım. “Yeni üyelere açılmayan bu sırlar insanı çok zor duruma sokuyor. Madem bilgi sahibisin, söyle bakalım…” Gözlerimi Ōotoko-Jin’e kaydırdım, şimdi asıl test başlıyordu. Yanıma ışınlanması için hala aktif olan gözlerimle ona fısıldayacağım, ve yanıma ışınlandığı anda gözlerimi Jizou’ya kaydıracağım. Avuç içimi Ōotoko-Jin’in göğsüne değdirip, onun da önceden yaptığı gibi, Eiengan’ı açmasını sağlayacağım. “Burada, benim ve aileme kurulmuş bir tuzak vardı. Mühürler kanla işlenmişti. O mühürler ne? Bu koca adam, Ōotoko-Jin, benim kadim dostum…” Gözlerim iyice kısıldı. “Babamın isminin onun göğsünde ne işi var?” Sorularım bittiğinde, saldırıya hazır bir şekilde beklemeye başladım.

“Madem test etmiyorsun, kanıtla.”
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Jizou, sorularını dinlerken yüzündeki ifade değişmiyor. Ne şaşkınlık var ne de tedirginlik. Sadece o sakin, hesaplayan bakış. Ōotoko-Jin yanına ışınlandığında kaşlarını hafifçe kaldırıyor, dev kuklayı tepeden tırnağa süzüyor. Gözlerindeki Eiengan spirallerini gördüğünde ise dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılıyor. "Hmm." diyor yavaşça. "Ōotoko-Jin ha? Güzel isim. Kadim dost diyorsun. İlginç." Şemsiyesini omzundan indirip yere dayıyor, sonra sana doğru bir adım atıyor. "Babanın ismi mi?" Tekrar ediyor soruyu, sanki tadına bakıyormuş gibi. "Kurooni Akiyama. Evet, tanırım. Çok iyi de tanırım." Bir an duruyor, gözleri Ōotoko-Jin'in göğsüne kayıyor. "Ama bak, şimdi sana bir şey söyleyeyim genç Kurooni. Bu kukla senin kadim dostunsa, onun üzerinde ne yazıyor, neden yazıyor, bunların cevaplarını benden çok sen bilirsin." Gülümsüyor, ama gülümseme sıcak değil, alaycı. "Ben sadece meraklı bir ihtiyarım. Senin bana kanıtlaman gereken bir şey yok."

Geri çekiliyor, ellerini arkasına bağlıyor. "Ama..." Sesi biraz sertleşiyor. "Eğer gerçekten burada kalmak istiyorsan, o zaman bir şeyleri kanıtlaman lazım. Bana değil, kendine." Parmağıyla seni işaret ediyor. "Sen şu an çok gerginsin. Sorular soruyorsun, cevap bekliyorsun, ama asıl sorun şu, sen kendinden emin değilsin. Ryoichi'yi arıyorsun ama onu bulduğunda ne yapacağını bilmiyorsun. Sennashi'ye sızdın ama sonunu planlamadın. Eiengan'ı aktifleştiriyorsun ama gücünü tam anlamıyla kontrol edemiyorsun." Duraksıyor, başını iki yana sallıyor. "Ben kırk yıldır shinobiyim evlat. Kırk yıl. Gördüğüm şeyler var ki, senin yaşadıklarının on katı, yüz katı. Ve sana bir şey söyleyeyim..." Sesini alçaltıyor, ama her kelime keskin. "Sennashi gibi bir yere sızarken, eğer içinde şüphe varsa, eğer kararsızlık varsa, seni ilk haftada gömerler."

Şemsiyesini kaldırıp omzuna alıyor. "Ama beni dinlemiyorsun zaten. Gençsin, ateşlisin, öfkelisin. Anlıyorum." Gülümsüyor tekrar, bu sefer biraz daha samimi. "O zaman bir eğitime ne dersin?" Şemsiyeyi yere atıyor. Duruşunu değiştiriyor, ayaklarını açıyor, ellerini gevşek ama hazır bir şekilde iki yanına indiriyor. Klasik bir Taijutsu duruşu. "Bana vurmayı dene hadi!" diyor meydan okuyarak. "Göster bakalım Kurooni ailesi seni nasıl yetiştirmiş. Göster bakalım o tanto sadece ağırlık mı, yoksa gerçekten uzantın mı." Gözlerinde o tanıdık parıltı var. Test ediyor seni. Ama bu sefer farklı. Bu sefer eğleniyor. Sen tam cevap verecekken, istemsizce sol tarafa bakıyorsun. Uzakta, ağaçların arasında bir hareket var. Maskeli bir adam. Tanıyorsun onu. Shuujin'in adamlarından biri. Ağacın gövdesine yaslanmış, kolları göğsünde çapraz, seni izliyor. Ne müdahale ediyor ne de yaklaşıyor. Sadece izliyor.

Kalbin bir an hızlanıyor. Bu bir tesadüf mü? Yoksa gönderildiler mi? Seni takip mi ediyorlar? Jizou'yu test etmek için mi buradalar? Yoksa seni mi test ediyorlar? Ama bir şey kesin. Şu an, bu anda, gözler üzerinde. Ve Jizou karşında duruyor, sana meydan okuyor. Eğer burada zayıflık gösterirsen, maskeli adam bunu görecek. Eğer güç gösterirsen belki saygı kazanırsın. Jizou bekliyor. "Hadi oğlum." diyor sabırsızca. "Yaşlı bir adamı bekleteceğine gel de göster kendini." Rüzgar esiyor. Nehir akıyor. Maskeli adam izliyor. Karar verme zamanı.
Joined: Sun Nov 24, 2024 1:41 am
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
İhtiyar sorularıma karşılık, sakin sakin bir süre bakarak karşılık vermişti. İçimdeki tüm ateş sönmeye yakınken, önce Ōotoko-Jin’in isminden başlamış, sonrasında babamın ismi konusuyla devam etmişti. Babamı, Kurooni Akiyama’yı çok iyi tanıdığını söylüyordu. Nereden tanıdığı sorusuna birazdan gelecektik. Bu önemli bir soruydu, ancak zamanı değil gibi duruyordu. Ancak, ardından gelen kelimeler daha doğruydu. O benim kadim dostumsa, bunu benim bilmem gerekiyordu. Benim öğrenmem gerekirdi. Ōotoko-Jin ile daha fazla vakit geçirmeli, onu daha fazla çözmeliydim. Bunu çok fazla atlamıştım, bir süredir kafamı verememiştim. Artık zamanı gelmişti diye düşünüyordum. İhtiyar konuşmalarına, kendime bir şeyleri kanıtlamam gerektiği yönünde devam ediyordu. Kendimden emin olmadığımı, Ryoichi’yi aradığımı ama onu bulduğumda ne yapacağımı bilmediğimi söylüyordu. Sıkıntı şuradaki, ben Ryoichi’nin şanını ve ismini kullanmaktan başka bir şey yapmıyordum.

Sennashi’ye sızdığımı biliyordu. Nereden bildiğini bilmiyordum. Eiengan’ı aktifleştirdiğimi ama gücünü tam anlamıyla kontrol edemediğimi söylüyordu. Bu adam gerçekten bilge bir ihtiyar mıydı yoksa bana kurulan bir tuzak mıydı emin değilim. Şimdilik, tuzak olmadığı yönünde fikirler aklımdan geçse de, emin olamadığım için bir eylemde bulunamıyordum. Adam, onu dinlemediğim için beni bir eğitime sokmak istemiş ve Taijutsu duruşuna geçmişti. Ona vurmamı istiyordu, en azından bunu denememi istiyordu. Ona cevap vermeyi düşündüğüm sırada, uzakta, ağaçların arasında fark ettiğim bir hareket beni durduruyordu. Maskeli bir adam, Shuujin’in adamlarından birisi ağacın gövdesine yaslanmış, bizi izliyordu. Bu bir tesadüf müydü, yoksa bu ihtiyarı bana yollamışlar ve beni izliyorlar mıydı emin değilim. Ancak izleyecek olsalar, bunu alenen mi yaparlardı? Numara yapacağımı biliyor olmalılar. O kadar salak olamazlar, değil mi?

İhtiyar beklerken, Eiengan’ı tekrardan aktifleştirip, tantoyu aileme özel bir şekilde, ters tutarak ağzımı kapattım. Onun gözlerinin içine bakıp, fısıldamaya başladım. “Sadece duy diye sesleniyorum. İzleniyoruz. Sennashi, bizi izliyor. Sence neden?” Ona karşı bir olta atıyordum. Vereceği cevaba göre şekillenecekti her şey. Vereceği cevaba göre sorularına bir cevap verecektim. Zanei Shunjin’i kullanmak için derin bir nefes verdim, ileri atılmadan önce, Ōotoko-Jin’e beni duyabileceği bir şekilde, ama kısık bir şekilde seslendim. “Arkasına geçip onu hedef tahtası haline getir, ensesinden yakala.” Bu adamın dizlerine doğru keskin bir darbe atmayı planlıyorum.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Jizou, gözlerindeki spiralleri gördüğü anda yüz ifadesini değiştirmiyor. Fısıltın zihnine doğru akarken dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılıyor. Sanki bekliyormuş gibi. Sanki bu soruyu duyacağını biliyormuş gibi. Gözlerini kısmadan, sessizce cevap veriyor. Sesi alçak, ama net. "Sence neden izliyorlar?" diyor sakin bir şekilde. "Çünkü sen yenisin. Çünkü henüz güvenilir değilsin. Çünkü Ryoichi'nin adını taşıyorsun ama onun gücünü göstermedin. Ve çünkü..." Kısa bir duraksama. "Ben buradayım." Gözlerinde bir anlık parıltı beliriyor. "Sennashi beni tanır. Eskiden... çalıştık birlikte. Ama o zamanlarda örgüt daha küçüktü, daha masumdu. Şimdi büyüdü, değişti. Ve beni görünce... merak ediyorlar. 'Bu ihtiyar niye bu veletle konuşuyor?' diye. Anlıyor musun?" Başını hafifçe yana eğiyor. "Sen beni test etmiyorsun şu an. Onlar bizi test ediyor. İkimizi birden."

Sözleri havada asılı kalırken sen harekete geçiyorsun. Ōotoko-Jin'e verdiğin emir sessiz ama net. Dev kukla bir an için duruyor, sonra gövdesini döndürüp Jizou'nun arkasına doğru hareket etmeye başlıyor. Ağır adımlar, ama hızlı. Metal eller ensesine doğru uzanıyor. Sen de aynı anda ileri atılıyorsun. Derin nefes. Zaman yavaşlıyor. Tanto elinde, dizlerine doğru keskin bir darbe atmak için hazırsın. Ama Jizou hareket ediyor. Öyle bir hareket ki, gözlerin neredeyse takip edemiyor. Hiçbir mühür yok. Hiçbir çakra belirtisi yok. Sadece... çeviklik. Saf, kusursuz, yılların deneyimiyle kazanılmış çeviklik. Vücudu öne eğiliyor, dizleri bükülüyor, ağırlık merkezi kayıyor. Ōotoko-Jin'in elleri ensesine ulaşmadan, Jizou yere doğru kayıyor. Sanki dans ediyormuş gibi. Sanki her hareketi önceden planlanmış gibi. Ayakları toprağı sıyırıyor, bedeni dönerken senin tanto darbesin boşluğu kesiyor.

Bir anlık sessizlik. Sonra Jizou, senin hemen yanında, ayakta, rahat bir duruşla beliriyor. Nefesi bile hızlanmamış. Gözlerinde ne yorgunluk var ne zorluk. Sadece o sakin, bilge bakış. "Güzel hamleydi." diyor yumuşakça. "Kuklanı kullanmak akıllıcaydı. İkili saldırı, doğru düşünce. Ama..." Parmağını kaldırıp sallıyor. "Hızın var, tekniğin var, ama deneyimin yok." Geri çekiliyor, ayaklarını tekrar açıyor, duruşa geçiyor. "Bir daha dene." diyor. Bu sefer sesinde meydan okuma yok, sadece öğretme isteği var. "Ama bu sefer şunu düşün. Ben nereye kaçarım? Sağa mı, sola mı, geriye mi, yukarı mı? Ve tanto sadece kesmek için değil. Yön değiştirmek için de kullanılabilir. Düşün." Ellerini iki yanına açıyor, savunmasız gibi duruyor. Ama sen biliyorsun, o hiç savunmasız değil. Her hareketi hesaplı, her adımı bilinçli. Ōotoko-Jin arkasında duruyor, sen önünde. İkili saldırı hâlâ mümkün. Ama bu sefer... farklı düşünmen gerekiyor.

Uzaktaki maskeli adam hala izliyor. Hareket etmiyor, ama gözleri üzerinde. Ve Jizou... Jizou seni eğitiyor. Sennashi'nin gözleri önünde, seni eğitiyor. "Hadi." diyor sakin bir sesle. "Göster bana. Ne öğrendin?" Rüzgar esiyor. Zaman akıyor. Ve sen düşünmeye başlıyorsun.
Joined: Sun Nov 24, 2024 1:41 am
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Jizou'YA sorduğum soruların karşılığında dürüst bir cevap aldığımı düşünüyordum. Benim güvenilir olmadığım konusu doğruydu, bu adamların zaten beni izleyeceğini tahmin ediyordum. Bu uzun süreli bir izleme olacaktı, ensemde gezeceklerinden emindim. Ancak Jizou konusunda emin değildim, onun sebeplerini özellikle merak ediyordum. Sennashi onu tanıyordu söylediğine göre, eskiden onlarla birlikte çalışmış. Örgütün o zamanlar daha küçük, daha masum olduğunu söylüyordu. Şimdi ise örgüt büyümüş, gelişmiş ve değişmişti. Onu gördüklerinde merak etmeye başlamışlardı, Jizou'nun neden benimle konuştuğunu, niye benimle ilgilendiğini, bunları merak ediyorlar ve muhtemelen bir cevap arıyorlardı. Sennashi, ikimizi birden test ediyordu ve ikimizden birisi testten kalmaya kalırsa, büyük bir felaketle karşı karşıya kalabilirdik.

Onun sözlerine bir cevap vermeden önce saldırıya geçmiştim. Konuşmak için daha çok vaktimiz olabilirdi. Ōotoko-Jin harekete geçtiği gibi onunla birlikte harekete geçmiştim ancak Jizou’nun hareketleri öylesine esnekti ki, onunla aramızdaki seviye farkını daha sadece fiziksel olarak bile hissedebiliyordum. Saf bir fark vardı aramızda, dans eder gibi dövüşüyordu. Her hareketi, benim hareketlerimden çok daha önce hesaplanmış gibi bir strateji ile fark koyuyordu. Jizou normal birisi değildi, bu çok belliydi ve ona yetişmem çok uzun sürerdi. Hatta şuanda, sadece dövüşerek hareket etmek bile benim için zarardı. Jizou, hemen yanımda, rahat bir duruşla yanımda beliriyordu. Nefesinde bir hızlanma yoktu, gözlerinde yorgunluk veya zorluğun bir belirtisi bile yoktu. Bilge bakışlarını üzerimde tutarak konuşmaya başlamıştı.

Jizou, düşünce konusunda haklıydı. Düşünmeden saldırıyor, sadece hedefimi yok etmeye uğraşıyordum. Nereye kaçacağını düşünmüyordum, tek hedefim bir an önce işi bitirmek olduğunda, bir sürü saldırıya da açık kalıyordum. Ōotoko-Jin'e dönüp, “Karışma. Etrafı gözle. Bir sorun olursa, bildir.” Dedikten sonra tekrardan tantomu elime aldım. Daha sakin, daha düşünceli, daha kuvvetli bir düşünce yapısına girmeliydim. Onun vücudunun esnekliği gibi, zihnimi esnek tutmalıydım. Rakibim, her şeyi yapabilir ve o her şeyi yapabiliyorsa, ben de ona karşı saldırı yapabilirim. Saldırmadan önce, tekrardan Jizou’nun gözlerine baktım fısıldamak için. “Madem öyle, beraber test ediliyoruz, söyle bana. Neden beni eğitmeyi seçtin?” Sorum bittikten sonra gülümsedim. “Lütfen bana, örgüte girmeye çalışan ve hayatı tehlikeye atmış bir çocuğa acıdım gibi saçma sapan yalanlar sıkma. Gerçeği konuş.”

Saldırı planlarımı, gözlerime ve zihnime dayanarak ilerletmeliyim. İlk saldırıyı yapmak önemli değil, devamındaki saldırılar çok önemli, bir zincirleme yaratmalıyım. Bu yüzden, ilk saldırımı sağdan sol aşağıya doğru bir kesik şeklinde yapacağım, ancak sert olmayacak, hızlı olacak. Kılıcı biraz daha yumuşak tutarak, gözlerimle kaçış yolunu takip ederek kaçış yoluna doğru tantomun yolunu değiştireceğim. İkinci değiştirişimin üstünde bir kere daha tersi bir noktaya kaçarsa, bu saldırımı tekme ile destekleyerek ona vuracak ve hızla mesafe açacağım.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Jizou soruyu duyduğunda bir an duruyor, gözlerinde garip bir ışık beliriyor. Sonra içten bir kahkaha atıyor, ama bu sefer farklı, daha kişisel, daha gerçek. "Saçma sapan yalanlar mı?" diyor. "Tamam, tamam. Haklısın." Elleriyle kapüşonunu düzeltiyor, seni tepeden tırnağa süzüyor. "Babanla, Kurooni Akiyama ile tanışalı otuz yıl oluyor. Genç bir shinobi iken çalıştık birlikte, uzun bir görevde. Klanın gücünü, gözleri gördüm. Büyüleyici bir şeydi. Ondan sonra, ailenize karşı merakım hiç bitmedi. Yıllar önce gidip Akiyama'nın kapısını çaldım, dedim ki bu klana yakından bakmak istiyorum. Ama Kurooni kapısı kolay açılmaz, bilirsin. Uzun süre bekledi beni. Sonunda resmi izni verdi, ama şartla. 'Oğluma dokunma, ona yaklaşma.' dedi." Sırıtıyor, yüzünde kırışıklar derinleşiyor. "Ve işte burada, oğluyla dövüşüyorum. Babanın sinirini çok iyi hayal edebiliyorum."

Tam o anda sen harekete geçiyorsun. İlk kesik sağdan sola, hızlı ama yumuşak, tantonu gözlerinle yönlendiriyorsun. Jizou sola kaçıyor, tam tahmin ettiğin gibi. Tantonu yön değiştiriyorsun, kesik onu takip ediyor. Jizou tekrar kayıyor, ama bu sefer biraz geç kalıyor, tanto giysiğinin kenarını sıyırıyor. İlk defa gerçekten dokunuyorsun. Ama bunu kutlayacak vaktini bulamadan Jizou'nun eli bileğini yakalıyor, tek bir hareketle tekmeni havada karşılıyor, ayağını büküp yönlendiriyor ve senin kendi momentumun seni yana savuruyor. Dengen bozuluyor, birkaç adım geri çekilmek zorunda kalıyorsun. Jizou ise yerinde, sakin, ama bu sefer gözlerinde farklı bir şey var. Ciddiyet. Gerçek ciddiyet.

Elleri bir araya geliyor. Mühürler hızla art arda diziliyor, parmakları şimşek gibi hareket ediyor. "Katon..." diyor alçak bir sesle, nefesi değişiyor, ciğerlerinin derinliklerinden bir şey kabarıyor. "Haisekishou!" Ağzından çıkan şey alev değil, önce gri, ağır, yanıcı bir toz bulutu. Toz anında yayılıyor, etrafı kaplıyor, gökyüzünü yutuyor, ağaçları siliyor, nehri siliyor, Ōotoko-Jin'i siliyor. Her şey gri, boğucu, keskin kokulu bir dumana dönüşüyor. Gözlerin yanıyor, nefes almak güçleşiyor, ayaklarının altındaki toprağı bile göremiyorsun. Jizou'nun sesi her yönden geliyor gibi, yeri belli değil, sanki dumanın kendisi konuşuyor. "Güzel teknikti, evlat! Gerçekten güzeldi! Biraz daha çalışırsan babanı bile şaşırtırsın!" Bir kahkaha yankılanıyor.
Post Reply