Joined: Sun Nov 24, 2024 1:41 am
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Yureikumo Han’ın ciddiyeti yumuşadığında, bir anlığına boşluğa düştü genç adam. “Çok yorulduk Han ağabey. Konuşmaktan, dinlenmekten, dinlemekten…” Kafasındaki seslerin bir an bile olsun boğuklaştığını hissetti açıldığında. “Ölmekten.” Gözleri yere düştü, bir cevap bile dinlemeden yürümeye başladı sessiz sokakların arasında. Parçalanmıştı, yorulmuştu, derdini anlatmaya çalışıyor, bir çözüm, bir cevap bulmaya çalışıyordu. Onun sorunu kafasındaki sesleri susturmak değildi, cevaplarını bilmediği tüm soruları yanıtlamaktı. Belirsizlik, genç adamın kafasında çok daha büyük bir boşluğu büyütmeye yetiyordu. Yürüdüğü bu sokaklar her bir adımda anlamını daha da yitiriyordu. Genjitsuka, tüm gerçekliğini paramparça ettiği gibi, yeni bir gerçekliği kazandırmıştı. Jin gerçekten kimdi? Kim olacaktı? Onun dünyası neresiydi? Kendisini uzaklardan izleyen ama bir o kadar yakın olan Yaşlı Jin’i düşünüyordu. Onun varlığı, kaderinin bir parçası mıydı yoksa yok oluşunu getirecek bir imge miydi?

Sorularının ardında yeni sorular eklenirken, evinin bahçesine yaklaşmıştı. Babası, şaşırtıcı olmayan bir şekilde genç adamı bekliyordu. Önünde sıcaklığını kaybetmeye yakın duran bir çay, kınında duran katanası vardı. Babasının ağzından çıkan ilk kelimeyle onun gözlerinin nerede olduğunu anlamıştı. Babasının bir emriyle karşısına bağdaş kurarak oturmuştu. Gözlerinde hiçbir duygu yoktu, her zaman olduğu gibi. Yaşadığı bu durumların sadece Genjitsuka yüzünden olmadığını söylüyordu, o varlığın kendisini parçalamış olabileceğini veya Genjitsuka’nın durumu hızlandırmış olabileceğini anlatıyordu. Yaşadığı şey, Kurooni tarihinde yeni bir şey değildi. Eiengan’ın en büyük bedelinin bazen bir sürü sesin çıkabileceği olduğunu anlatıyordu. Klanları bunu yüzyıllardır görmüştü, şimdi sıra klanın en küçük üyesine gelmişti.

Babası ayağa kalkıp, eline ince bir parşömen almıştı. Shin’i Kousoku Fuuin denilen bu mühür, zihin ve irade bağlama için kullanılıyordu. Kurooni ailesinin kendi üyeleri için geliştirdiği bir mühürleme tekniğiydi. İçindeki kişilikleri öldürmeyecek, hatıralarını silmeyecek, onları koparmayacaktı. Kontrolün kimde olduğunu belirleyecekti. Bu mühür bir tedavi değildi, aynı evde yaşayan insanların odalarına kapı takmak gibiydi. Bu mühür bir zamanlar Akiyama’ya öğretilmişti çünkü klan lideri sadece düşmanlarını nasıl öldüreceğini değil, kendi insanlarını kendilerinden nasıl koruyacağını da bilmeliydi. Genç adam babasını hem hayranlıkla, hem de büyük bir saygıyla dinliyordu.

Mühür, birazdan genç adama uygulanacaktı. Hangi Jin’İn kontrole geçeceğini bilmeden Sennashi’nin karşısına çıkamaz, Shiho’nun veya Hame’nin yanında kontrolünü kaybedemezdi. O varlığın izini taşıyorsa, ona açık bir kapıyla dolaşmasına izin veremezdi. Kurooni Akiyama’nın gözündeki spiraller ağır ağır dönmeye başladığında son bir fırsat vermişti genç adama. Ancak genç adam daha fırsatı değerlendiremeden, kontrolü dışında kendi spiralleri dönmeye başlamıştı. Gözlerinin arkasında sıcak bir ağrı sanki beynini yok edecekmiş gibi kendini belli ediyordu. “Ba-“ Kelimesi tamamlanamamıştı. Bir şey onu sınırlandırıyordu. “Ba.” Babasına bakıyordu, ancak bir boşluğu gördüğünden emindi. Bahçe, bomboştu, babası orada değildi ve sanki zaten olmaması gerekiyordu. Omzunda hissettiği buruşuk elin kime ait olduğunu biliyordu. Yaşlı Jin, onun yanındaydı ve omzunu sıkıyordu.



Genç adamın gözlerindeki spiraller, bir boşluktan ziyade gerçek bir iradeyi taşıyordu ilk defa.

Ağzı yavaşça açıldı.

“Sen üç kapı takacaksın, Kurooni. İki tanesi işe yarayacak. Üçüncüsünü kapatacak bir oda bulamayacaksın. Beni duvara değil, duvarın olmadığı yere iteceksin ve orada zaten ben varım.”

Spiraller daha keskin, daha hızlı bir biçimde dönmeye başladı. Spirallerin dönüşü bile bir şeyler anlatmak istiyordu.

“Bekleyeceğim. İki kapı da bir gün eskiyecek. Menteşeleri paslanacak, tahtası çürüyecek ve bir gün, bir cinayetin ortasında, bir sözün tutulduğu anda ya da sevdiğin bir yüzün son kez göründüğü yerde, o kapılardan biri çatlayacak. O gün ben çıkmayacağım, çünkü ben zaten dışarıdayım. O gün, içeridekiler bana katılacak. Ve bu ev, nihayet benim adımı taşıyacak.”

Spirallerin hızı yavaşlamaya başladı. İradesini daha fazla gösteriyordu.

“Ki fark etmiyor musun, Kurooni Akiyama? Benim zaten adımı taşımaya başladığımı ve bu kapının aslında kapanmayacağını? Sen de biliyorsun…”

Spiraller daha da yavaşladı, sanki Yaşlı Jin daha da yaşlanmış ve gözlerini kapatmaya hazırlanmıştı.

“Sadece vaktin gelmediğini, baba.”



Genç adam spiralleri kapandığında tekrardan o yorgun gözlerini aldı. “Baba, önce bizi dinle, lütfen.” Sesi nefes nefese kalmıştı. “Binlerce defa öldük. Hep Var Olmuş ve Hiç Var Olmamış defalarda uzuvlarımızı kopardı, defalarca öldürdü, defalarca yeniden diriltti bizi. Sürekli öldük, sürekli nefes aldık, sürekli kalbimiz durdu. Baba, bedenim ölmedi ama zihnim binlerce defa öldü. Geriye döndüğümüzde, birisi daha eşlik etti bize. Birisi daha var. Ne biliyorsun, anlat bize. Genjitsuka ve Hep Var Olmuş ve Hiç Var Olmamış hakkında, ne biliyorsun anlat lütfen.” Nefes alışverişini düzenledi bir süre sessiz kalıp. Sonrasında sakince gözlerini babasının spirallerinin içine kaydırdı. “Kazuno Dede, Kurooni Hiroshi ile görüşme ritüelini senin onayın olursa kabul edeceğini ve yapacağını söyledi. Bize onay ver ve bildiklerini aktardıktan sonra bizimle gel, lütfen. Hiroshi ile konuşmamız gerekiyor. Sorularımızın cevapları daha fazla soru doğuracaksa bile, bunları bilmemiz gerekiyor.” Bir anda, genç adamın gözleri yorgunluktan kibire doğru kaydı.

“Eğer bu cevapları almak için seninle dövüşmem gerekecekse, onu da yapacağım. Ama bu onayı vermen ve bize bilgilerini aktarman gerek.”
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Kurooni Akiyama, gözlerinin içindeki yabancı iradenin konuşmasını tek kelime etmeden dinliyor. Ne Yaşlı Jin’in tehdidine, ne kapılardan birinin hiçbir zaman kapanmayacağına, ne de kendisine "baba" diye seslenmesine yüzünde en küçük bir korku veya şaşkınlık eşlik ediyor. Yalnızca gözleri biraz daha sertleşiyor. Spirallerinin dönüşü ağır, kontrollü ve neredeyse rahatsız edici derecede sakin. Sen tekrar kendine döndüğünde, nefes nefese kalmış halinle binlerce kez öldüğünü, zihninin parçalandığını, Genjitsuka’da başka bir şeyin sana eşlik ettiğini ve Hiroshi ile konuşmak istediğini anlatıyorsun. Akiyama hala sesini çıkarmıyor. Ancak cümlenin sonuna doğru gözlerindeki yorgunluk kibre kaydığında, "gerekirse seninle dövüşürüm" sözleri ağzından çıkar çıkmaz adamın eli havaya kalkıyor. Tokadın gelişini görüyorsun, fakat engelleyecek kadar hızlı tepki veremiyorsun. Avucunun sert yüzeyi yanağına çarptığında başın yana savruluyor. Ses bahçenin sessizliğinde tok ve kuru bir şekilde yankılanıyor. Akiyama elini geri çekmiyor, birkaç saniye havada tutuyor, sonra dizinin üzerine bırakıyor. "Kendine gel." diyor. Sesi ne bağırıyor ne de titriyor, ama bugüne kadar senden duyduğu her cümleyi tek bir darbeyle susturmak istermiş kadar sert. "Bana meydan okuyacaksan, bunu ne söylediğini bilerek yap. Yorgunluğun, korkun veya kafanın içindeki başka bir ses adına değil." Bakışlarını yeniden gözlerinin içine yerleştiriyor. "Ve şu kısmı iyi dinle. Ben senin anlattıklarını küçümsemiyorum. Ama yaşadığın her şeyi olduğu gibi gerçek kabul etmiyorum."

Akiyama önündeki parşömeni bakıyor. Parmağını Shin’i Kousoku Fuuin’in merkezindeki işarete koyuyor, ardından konuşmasına devam ediyor. "Eiengan, sıradan bir Genjutsu gözünden ibaret değil. Bunu sen de biliyorsun. Algıya yalnızca görüntü bindirmez. Zaman hissini, beden algısını, hafızayı, korkuyu, acıyı, hatta kendi benliğini ne kadar gerçek kabul ettiğini bile manipüle edebilir. Güçlü bir Eiengan kullanıcısı, birkaç saniyeyi sana yıllar gibi yaşatabilir. Bir uzvun hiç kopmamış olsa bile beynin onun koptuğunu gerçek kabul eder. Kalbin hiç durmamış olsa bile ölümün bütün evrelerini yaşadığını sanırsın. Yüz kez öldüğüne inanırsın. Bin kez de. Bu, yaşadığın şeyin önemsiz olduğu anlamına geliyor demiyorum. Tam tersine, psikolojik travmanın sebebi tam olarak budur. Zihin için gerçek ile kusursuz biçimde taklit edilmiş gerçek arasında bazen hiçbir fark yoktur." Kısa bir nefes alıyor. "Sen bunu mistik bir varlığın seni binlerce kez öldürmesi olarak yorumluyorsun. Ben ise ağır Genjutsu katmanlarının zihninde ürettiği ardışık travmatik komplikasyonlar olarak görüyorum. İçindeki farklı Jin’ler de buna uyuyor. Zihin, taşıyamadığı deneyimi parçalara bölüyor. Bir parça acıyı taşıyor. Bir parça öfkeyi. Bir parça kibri. Bir parça seni koruduğuna inanıyor. Bunların her birine bir yüz, bir yaş, bir ses veriyorsun. Sonra da karşında bağımsız varlıklarmış gibi görüyorsun." Gözlerini kısıyor. "Benim bildiğim Kurooni tarihi bunu destekliyor. Eiengan’ın ürettiği şeyler bir noktada kullanıcı için gerçeğin kendisi kadar ağırlaşabilir. Ama bu, onların gerçekten başka bir doğaüstü varlık olduğu anlamına gelmez."

Genjitsuka kelimesini duyduğunda Akiyama’nın ifadesi biraz değişiyor, fakat bu değişim korkudan değil, öğretici bir ciddiyetten geliyor. "Genjitsuka konusunda da yanlış bir yere bakıyorsun." diyor. "O bir ruhlar alemine geçiş tekniği değil. Bir uzay-zaman kırılmasıdır. Kurooni’nin kendisini üst üste, çok kısa aralıklarla Genjutsuya sokması, Eiengan’ın algı ile mekan arasındaki sınırı zorlaması ve ağır çakra baskısının kullanıcıyı farklı bir uzamsal katmana taşıması. Bunu ilk yaşayanların çoğu da yaşadıklarını ilahi, ruhani veya kaderle ilgili şeyler sanmıştı. Çünkü insan bilmediği bir mekana düştüğünde onu kendi inançlarıyla açıklar. Yureikumo bir şey görse ruh der. Kurooni bir şey görse Genjutsu der. Bir araştırmacı görse boyutsal fenomen der. İsimler değişir, olay aynı kalır." Başını hafifçe yana eğiyor. "Sen orada sana bakan bir yüz gördün. Sana teklif sundu. Sana acı çektirdi. Ben bunun bağımsız bir yaratık olduğuna inanmıyorum. Senin Eiengan’ın, Ootoko-Jin’in ruh izleri, kendi korkuların ve Genjitsuka’nın yabancı mekansal koşulları birleşti. Zihnin bütün bunlara bir yüz verdi. O kadar güçlü bir yüz verdi ki sen ona savaş açtın." Birkaç saniye sessiz kalıp daha düşük bir sesle ekliyor. "Belki yanılıyorum. Ama elimde, senin yorumundan daha sağlam bir açıklama var. Bu yüzden korktuğun her şeye isim verip onun peşinden koşmana izin vermeyeceğim."

Yureikumo’lardan bahsettiğinde Akiyama’nın bakışlarında küçümseme değil, mesafeli bir dikkat beliriyor. "Kazuno’ya saygım var. Han’a daha da fazla." diyor. "Onların yöntemlerini küçümsemiyorum. Yıllardır ölüm, hatıra, irade ve Yang çakrası üzerine çalışıyorlar. Bizim bilmediğimiz şeyler biliyorlar. Ama tam da bu yüzden dikkatli olacaksın." Parmaklarını dizinin üzerinde birbirine geçiriyor. "Yureikumo bir ritüelde bir ses duyduğunda onu ölü bir insanın iradesi olarak yorumlamaya daha yatkın. Biz bir ses duyduğumuzda Genjutsu ihtimalini önce değerlendiririz. İki klanın bakış açısı farklı. Bu kötü bir şey değil. Fakat sen şu anda, ne duyarsan inanabilecek kadar yorgunsun. Hiroshi’ye ulaşmaya çalışırsınız, bir ses gelir ve sana 'Ben Hiroshi’yim' der. Sonra ne olacak? Onun gerçekten Hiroshi olduğunu nasıl kanıtlayacaksın? Kanından bir şey bilmesi mi? Eiengan hakkında konuşması mı? Bunların ikisini de sen zaten zihninde taşıyor olabilirsin. Ritüelin kendisi sana kendi bildiklerini geri okutabilir." Bakışları sertleşiyor. "Kazuno ile konuştuğunda ne değişecek, Jin? Sana korktuğun şeyin gerçekten var olduğunu söylerse rahatlayacak mısın? Yoksa peşine düşmek için bahanen mi olacak? Hiroshi sana 'git' derse gidecek misin? 'Gitme' derse gerçekten duracak mısın?" Bu kez sorularına cevap bekler gibi birkaç saniye susuyor. "Şu halinle cevap değil, doğrulama arıyorsun. Aradığın şey sana 'haklısın' diyecek bir ölü."

Akiyama parşömeni iki eliyle toparlıyor, fakat tamamen kaldırmıyor. Mührün sembolü hala ikinizin arasında görünüyor. "Bu yüzden izin vermiyorum." Cümlesi kısa ve kesin geliyor, fakat ardından hemen ayağa kalkmıyor. "Şimdilik." kelimesini birkaç saniye sonra özellikle ekliyor. Sesindeki sertlik yerinde, fakat kapıyı tamamen kapatmayan ilk şey bu oluyor. "Beni ikna etmek istiyorsan bana 'bir varlık gördüm' deme. Bana kanıt getir. Genjitsuka’da gördüğün ve senin bilmen mümkün olmayan bir bilgi bul. Ootoko-Jin’in ruhlarında, Sennashi kayıtlarında, eski Kurooni metinlerinde bir karşılığı olsun. Hiroshi’yi çağırmadan önce yaşayanların bıraktığı kayıtları tüket. Eğer bütün yollar aynı yere çıkarsa, o zaman Yureikumo tapınağına seninle ben giderim." Ardından gözlerini mühre indiriyor. "Ama önce şu kafanın içindeki kalabalığı kontrol altına alacağız. Çünkü bana haklı olduğunu kanıtlamak istiyorsan, bunu hangi Jin’in yaptığını bilmem gerekiyor." Bakışlarını tekrar sana kaldırıyor. "Şimdi karar ver. Mührü uygulayayım, dinlen, sonra bana Ootoko-Jin’den, Genjitsuka’dan ve o sözde varlıktan somut olarak ne bildiğini tek tek anlat. Eğer gerçekten benim bilmediğim bir şey varsa dinlerim. Ama Hiroshi için bu gece izin yok."
Post Reply