Kaslı adam, karşısına çömelip sandviçi uzattığında önce şüpheyle sana bakıyor. Çikolatalı sütü de görünce kaşları biraz daha çatılıyor. Tam ağzını açıp bir şey söyleyecekken kol kaslarını sıkıp sıkamayacağını sorman üzerine yüzündeki bütün sertlik yerini kısa süreli bir afallamaya bırakıyor. "Ya sandviç ya da çikolata-ne?" diye çıkışıyor. Son kelimesi havada kalıyor. Gözleri kısa bir an kendi koluna, sonra tekrar sana kayıyor. Boynuna kadar hafifçe kızarıyor. "Şey, h-hayır. Yabancılara kaslarımı elletmiyorum prensip olarak." Masato, adamın bacağını kontrol altında tutarken yüzünü buruşturuyor. "Bak bırakayım mı?" Adam derin bir nefes alıp ağaç tepelerine bakıyor. "Of tamam bırak." Masato eli çekince adam bacağını kendine doğru alıp yere bağdaş kurarak oturuyor. Birkaç saniye önce istemiyormuş gibi davrandığı sandviçi bir anda elinden kapıyor, ardından çikolatalı sütü de alıyor. İlk lokmayı neredeyse açlıktan gözü dönmüş gibi ısırıyor. "Şimdi şöyle, ben bu piçleri yemek için avlamıyorum. Başka bir durum söz konusu." Sütten uzun bir yudum alıyor, kaşları aniden yükseliyor. "Oha iyiymiş lan süt."
Gamaseiran, ağırbaşlı biçimde başını hafifçe eğiyor. "Çikolatalı sütün zatıaliniz üzerinde böylesine süratli bir tesir bırakmış olması memnuniyet verici." Adam hemen ona dönüyor. "Kes ulan tosbağa!" Gamaseiran’ın gözlerinden biri ağır ağır kırpılıyor. "Affınıza sığınarak belirtmek isterim ki ben Testudines takımına mensup bir kaplumbağa yahut halk arasında kullanılan tabirinizle tosbağa değilim. Amphibia sınıfının Anura takımına dahil, son derece itibarlı ve anatomik bakımdan açık biçimde ayırt edilebilir bir kurbağayım. Bu iki canlı grubunun taksonomik, fizyolojik ve kültürel mahiyetlerini birbirine karıştırmanız, şahsımdan ziyade tabiat ilmine karşı haksızlık teşkil eder." Adam çiğnemeyi kesmeden birkaç saniye ona bakıyor. Sonra Masato’ya dönüyor. "Çok konuşuyor bu." Masato omuz silkiyor. "Haklı ama." Adam sandviçten bir lokma daha alıp konuşmaya devam ediyor. "Ben Yugakure'liyim tamam mı? Konohagakure'ye liderimiz tarafından gönderildim. Liderimiz, Hokage'ye bir hediye takdim etmek istiyordu. Yugakure'ye gelişimizi müjdeleyen bin yıllık bir anahtar. Bu anahtar bizim en değerli eşyalarımızdan biri, ve bu nice barış döneminde bizden desteklerini esirgemeyen sayın değerli Sarutobi Shigori'ye biz bu hediyeyi sunacaktık." Masato hemen yandan düzeltiyor. "Shigure." Adam hiç bozuntuya vermeden başını sallıyor. "Shigure."
Bir sonraki saniyede elindeki yarım sandviçle Gamaseiran’ı işaret ediyor. "Bu ibnenin arkadaşı ise o anahtarı yedi amına koyayım!" Ormanda birkaç saniyeliğine mutlak sessizlik oluşuyor. Gamaseiran’ın başı yavaşça aşağı iniyor. Omuz sayılabilecek geniş ön kısmı çökmüş gibi duruyor. Ardından arkasını dönüp uzaklara bakıyor. Tam o anda ağaçların arasından hafif bir rüzgar geçiyor ve başındaki sarı çiçek dramatik biçimde sallanıyor. Gamaseiran derin bir nefes alıyor. "Teessür ve hicap içerisinde itiraf ederim ki muhterem beyefendinin beyanı hakikate mutabıktır. Gamapurin’in söz konusu anahtarı yutmuş bulunduğu vakidir. Hakikati ketmetmek suretiyle cezadan kaçınmaya teşebbüs etmem, vakarımı muhafaza etmek şöyle dursun, naçizane vicdanımı ziyadesiyle yaralamıştır. Bu kusurumdan ötürü sizlerden ve bilhassa anahtarın mesuliyetini taşıyan zatıalinizden özürlerimi arz ederim." Sonra ağır ağır adama dönüyor, ön ayaklarını birleştiriyor ve başını teslimiyetle eğiyor. "Buyurunuz. Beni yiyiniz."
Adam elindeki sandviçi indirmeden ona bakıyor. "Kardeşim seni yemek falan istemiyorum. Şu kurbağanı bul, anahtarımı ver, siktir olup gideyim. Başka bir şey istemiyorum." Gamaseiran’ın gözleri yeniden açılıyor. "Bu teklif, tahmin ettiğim yaptırımdan fevkalade ölçüde daha makuldür." Masato elini yüzüne götürüp gözlerini ovuşturuyor. "Gamapurin gerçekten anahtarı niye yedi?" Gamaseiran bir süre düşünerek cevap veriyor. "Kendisi parlak, kokulu ve olağandışı nesnelere karşı zaman zaman ölçüsüz bir merak sergiler. Anahtarın üzerinde tatlı reçine yahut bal kalıntısı bulunmuş olması kuvvetle muhtemeldir." Adam sinirle elini kaldırıyor. "Bal sürdüm ben ona, parlasın diye değil, taşıma kutusunun kapağı yapışmıştı! Neyse." Gamaseiran başını öne eğerek meseleyi yeniden ciddiye alıyor. "Gamapurin anahtarı yuttuktan sonra dün gece hissettiğimiz yeraltı chakra akımına yönelmiş olabilir. Anahtarın kendisi kadim bir chakra taşıyorsa, aşağıdaki oluşumla bir çeşit rezonansa girmiş bulunması da mümkündür. Gamapurin böyle bir şeyi hissettiği takdirde hiç tereddüt etmeden peşinden gider. Bir başka ihtimal, anahtarın sindirim sürecinde Gamapurin’in chakrasıyla tepkimeye girmiş olması ve istemeden onu yeraltındaki kaynağa çekmiş bulunmasıdır."
Sonra gözlerini turuncu gözlü adama çeviriyor. "Lakin biraz evvel karşılaştığımız yeraltı hareketliliği ve topraktan şekillenen kurtlar, sizin bu hadise ile bağlantılı olabileceğinizi düşündürmüştür." Adam başını hızla iki yana sallıyor. "Yok. Yeraltında falan değildim ben. O gördüğünüz benim tuzaktı. Sen geçince toprağın altına girdim, kurtları saldım. Seni yorup çöktürüp yakalayacaktım. Gayet iyiydi planım bu arada, siz bozdunuz." Masato kaşını kaldırıyor. "Toprağın içinden çıkarken toprağa sövüyordun." Adam ciddi biçimde cevap veriyor. "Doton kullanıyorum diye toprağı sevmek zorunda mıyım?" Gamaseiran bunu şaşırtıcı ölçüde makul bulmuş gibi başını sallıyor. Ardından olasılıkları yeniden sıralıyor. "Öyleyse Gamapurin’in kayboluşu için elimizde üç kuvvetli ihtimal kalmaktadır. Birincisi, yeraltındaki kadim chakra akımını takip ederek kendi iradesiyle derine inmiş olması. İkincisi, anahtarın taşıdığı enerji ile o akım arasında gerçekleşmiş olabilecek bir etkileşim neticesinde yönlendirilmiş yahut çekilmiş olması. Üçüncüsü ise henüz tanımadığımız başka bir varlığın Gamapurin’i ve anahtarı birlikte ele geçirmiş bulunmasıdır." Bir an durup sana ve Masato’ya dönüyor. "Ama elbette önce ormanda başka işleriniz varsa buyurunuz efendim, ben beklerim."
Kaslı adam neredeyse sandviçi boğazına kaçırıyor. "Ben beklemem ulan, önce tosbağayı bulun sonra ne bok yiyorsanız yiyin!" Gamaseiran’ın gözleri bir anda büyüyor fakat bu kez taksonomi dersi vermeden susuyor. Adam ikinize dönüyor, boş karton bardağı yere bırakmadan önce son damlasını da içiyor. "Tuzağımı da siz bozdunuz. Bana borçlusunuz yani aslında." Masato öyle uzun bir iç çekiyor ki kaburgaları yüzünden sonunda yüzünü buruşturmak zorunda kalıyor. Sonra sana dönüyor. "Adam bizim köye iyi niyetlerini sunmak istemiş. Yardım edelim bari." Gamaseiran hemen yandan usulca hatırlatıyor. "Otlar da var ama."
Adam bir anda kurbağaya doğru doğruluyor. Gamaseiran refleksle geriye küçük bir sıçrayış yapıyor. Adamın çenesi geriliyor ve dişlerinin arasından neredeyse duyulmayacak kadar alçak bir ses çıkıyor. "Amuğakoduğmun..." Birkaç saniye kendisini toparladıktan sonra başını size çeviriyor. Sanki bütün bu süreç boyunca ismini saklamasının artık hiçbir anlamı kalmadığını kabul etmiş gibi eliyle saçındaki toprağı temizliyor. "Tamam. Madem bundan böyle beraber sürüneceğiz... adım Kurogane Ganta." Sonra parmağını tehditkar biçimde Gamaseiran’a uzatıyor. "Ve şu Gamapurin denen yeşil felaket anahtarımı sağlam çıkarmazsa, bu sefer kurbağa avı falan yapmam. Direkt kafayı yerim."
Gamaseiran başındaki sarı çiçeği ön ayağıyla düzeltiyor.
"Endişeniz anlaşılırdır, Ganta Bey. Gamapurin’in sindirim sistemi olağanüstü dirençlidir."
Ganta’nın gözleri yavaşça kısılıyor.
"Bu cümle beni niye hiç rahatlatmadı?"