Hamon, verdiğin cevabı duyunca yüzünde ne alaycı bir ifade oluşturuyor ne de seni daha fazla köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Güneş gözlüklerinin ardından birkaç saniye seni süzüyor, ardından kahve kutusunu dizinin üzerine bırakıp başını hafifçe sallıyor. "Zekayla alakası yok." Sesi ilk defa biraz daha yumuşuyor. "Ben sana üç hamle sonrasını ezberle demiyorum zaten. Sen o anda doğru olduğunu düşündüğün şeyi yapmışsın. Güzel. Sonra işe yaramamış. O da güzel. Şimdi neden işe yaramadığını biliyorsun. Bir dahaki sefere belki başka bir şey denersin. Ninjalık biraz da böyle öğreniliyor." Renji ile Nene’nin karşılaşmasına yeniden bakıyor ve eliyle alanı işaret ediyor. "İnsan her şeyi on iki yaşında anlamak zorunda değil Kenta. Anlamadığını söylemek, anlamış gibi yapmaktan daha akıllıca. Sen dövüşmeye devam et. Bazı cevaplar kafana değil, ellerine ve ayaklarına yerleşir." Bundan sonra soru sormuyor. Karşılaşmayı izlemeye geri dönüyor ve birkaç dakika sonra Nene’nin Renji’yi hızla yere devirmesiyle eli yeniden havaya kalkıyor. "Nene aldı. Tekrar."
Sonrası yavaş yavaş tek bir uzun dövüşe dönüşüyor. Dakikalar birbirinin içine giriyor. Renji bir turda Bunshin ile görüşünü bölüp seni ayağından yakalıyor ve bu kez düşerken kendisini de beraberinde sürüklemene izin vermiyor. Sonraki turda Nene sana doğru aynı hızla geliyor ama bu defa geliş yönünü önceden yakalayıp omzuyla çarpışıyor ve onu dengesinden çıkarıyorsun. Nene bir sonraki karşılaşmada Renji’nin klonuna kanıp gerçek Renji’nin attığı çelmeyle yere düşüyor. Ardından aynı Renji’yi, iki dakika sonra, çevresinde parlayan pembemsi çakrayla üç farklı açıdan baskılayıp nefes aldırmadan yeniyor. Hamon her karşılaşmanın sonunda yalnızca sonucu söylüyor. Bazen "Kenta.", bazen "Renji.", bazen de "Nene." diyor. Kazanan birkaç yudum su içiyor, kaybeden birkaç dakika kenarda soluklanıyor ve sonra yeniden ayağa kalkıyor. İlk başta her maçın kendisine ait bir havası varken bir saat sonra bunun yerini tekrarlar alıyor. Yumruklar daha az gösterişli, tekmeler daha ekonomik, hareketler daha hesaplı hale geliyor. Her biriniz diğerinin alışkanlıklarını öğrenmeye başlıyor. Sen Renji’nin Bunshin çıkarmadan hemen önce parmaklarını nasıl hazırladığını, Nene hızlanmadan önce ağırlığını hangi ayağına verdiğini görmeye başlıyorsun. Onlar da seni öğreniyor. İlk hamleyi ne zaman doğrudan yaptığını, ne zaman rakibin silahına yöneldiğini, güreşe girmek için hangi mesafeyi tercih ettiğini fark ediyorlar.
İkinci saatin sonlarına doğru eğitim alanında sabahki üç geninden eser kalmıyor. Nene’nin kısa siyah saçları terden alnına yapışıyor, kedi kulaklı kafa bandının bir tarafı hafifçe yana kayıyor ve pembemsi çakrası ilk karşılaşmadaki kadar parlak görünmüyor. Renji’nin topuzu çoktan dağılmış durumda. Gri saçlarının tutamları yüzünün önüne düşüyor, sağ dizindeki kumaş yırtılıyor ve birkaç maç boyunca aynı tarafını korumaya çalıştığı açıkça görülüyor. Senin kıyafetlerinin üzerinde taş tozu birikiyor, nefes alışların ağırlaşıyor ve bacakların her yeni karşılaşmadan sonra biraz daha yabancı geliyor. Üçüncü saate yaklaşırken onları neredeyse hissetmediğin anlar oluyor. Ayağa kalkmak artık ayağa kalkmaya karar vermekten daha uzun sürüyor. Nene bir ara iki eli dizlerinde, nefes nefese Hamon’a bakıyor. "Hocaaa... bir insanın takım arkadaşı olmak için kaç kere dövmesi gerekiyor ya?" Hamon oturduğu yerden kımıldamıyor. Güneş gözlüklerinin ardında yüzünde aynı sakin ifade var. "Devam." Renji, soluklanırken başını kaldırıyor. "Kaçıncı turdayız?" Hamon kağıdına bakmadan cevap veriyor. "Saymayı ben yapıyorum. Siz dövüşün."
Güneş, Iwagakure’nin kaya kulelerinin arkasına doğru inmeye başladığında terasın rengi değişiyor. Sabah turuncuya çalan taşlar şimdi uzun gölgeler altında koyulaşıyor. Bir başka karşılaşmada Nene, Renji’nin omzuna vurup onu yere indiriyor ancak kendisi de hızını durduramayıp birkaç metre ileride dizlerinin üzerine çöküyor. Sonraki turda sen Nene’nin üzerine gitmeye çalışırken bacakların istediğin hızda cevap vermiyor ve kız seni kolayca geçiyor. Başka birinde Renji, seni düşürmek için kurduğu kilidi tamamlayamadan ikiniz de dengenizi kaybedip yan yana yere yuvarlanıyorsunuz. Hamon sonucu bile söylemiyor, yalnızca yeniden başlamanızı istiyor. Artık kimsenin galibiyet sonrası gülümseyecek, mağlubiyet sonrası utanacak kadar enerjisi kalmıyor. Kazanmakla kaybetmek arasındaki fark giderek küçülüyor. Birkaç dakikalık dinlenme, bir yudum su ve yeniden taş zeminin ortası. Buna rağmen üçünüzden hiçbiri pes etmiyor. Hamon da hiçbir zaman "yeter" demiyor.
Nene, son karşılaşmasında ileri atıldıktan sonra bacaklarının kendisini taşımamasıyla doğrudan sırtüstü yere yığılıyor. Birkaç saniye tavana bakar gibi gökyüzüne bakıyor, ardından iki kolunu iki yana bırakıyor. "Ben... burada yaşıyorum artık." Hamon kağıtlarından birine küçük bir çizgi daha atıyor. "Kenta ve Renji. Yirmi sekizinci tur." Renji oturduğu yerden başını kaldırıyor. Birkaç saniye boyunca hareket etmiyor, ardından avuçlarını dizlerine dayayıp kendisini yukarı itiyor. Ayağa kalktığında sağ ayağını belirgin biçimde sürüklüyor ve birkaç adım boyunca topallıyor. Buna rağmen alanın ortasına geliyor. Sen de bacaklarının ağırlığına rağmen onun karşısındaki yerini alıyorsun. Renji nefesini toparlamaya çalışırken ilk defa doğrudan sana bakmak yerine başını Hamon’a çeviriyor.
Yüzündeki ifade farklı. Ne o ürkütücü ciddilik var ne de önceki mağlubiyetlerinden sonra gösterdiği utangaçlık. Şaşkın. Belki de ilk kez gerçekten şaşkın. Hamon ise aynı yerde oturuyor. Bacak bacak üstüne atmış, kağıtlarını dizinde tutuyor ve hiçbir açıklama yapmıyor. Renji’nin bakışları birkaç saniye onun üzerinde kalıyor, sonra yeniden sana dönüyor. Ağzını açacak gibi oluyor. Dudakları aralanıyor fakat herhangi bir söz çıkmıyor. Ellerini kaldırıyor, sonra tekrar indiriyor. Sabah birbirinizi ilk gördüğünüzde önünüzde kazanılması gereken bir yer, alınması gereken bir takım üyeliği ve geçilmesi gereken bir sınav vardı. Şimdi ise yirmi sekiz turun, sayısız düşüşün, tekrar tekrar ayağa kalkmanın ardından aynı taş zeminde yeniden karşı karşıyasınız. Bacaklar neredeyse tutmuyor. Renji topallıyor. Nene yerde yatıyor. Hamon ise "devam" diyor.
Ve ilk kez, bütün bunların ne için yapıldığı sorusu eğitim alanının üzerinde sessizce asılı kalıyor.
Saldıracak mısın?
Gerçekten saldıracak mısın?