Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
Aoi, Youko’nun banyo teklifini reddetmesi karşısında kıkırdadı. “İstemediğin hiçbir şeyi yapmak zorunda değilsin elbette.” Sonra da sıcak bir tebessümle ona baktı. “Çiçekler sende kalsın, çok yakıştı.” Toshio onları nihayet akşam yemeğini yiyecekleri mekana getirmişti. Burası köyün biraz dışında geniş bir mesire alanıydı. Pek işlevi olmadığından savaşın izleri de buraya pek dokunmamıştı. Alanı kaplayan uzun ve yaşlı ağaçların altına ahşap masalar ve plastik sandalyeler yerleştirilmişti. Toshio veya bir başkası da önceden buraya uğramış olmalıydı ki masalar ve içecekler hazırdı bile. Biraz ileride akan dereden de su sesi sofralarına eşlik ediyordu. Hemen yerleşip sepetleri açtılar. Karaageler ortaya servis edilmeye başladıkça da ziyafetin büyüklüğü görülmüştü. Herkes kurt gibi acıkmıştı.

Herkes yerine geçmeye başlarken Yamiaki’nin teatral tepkisi ile Toshifumi’nin yanlarına gelmekte olduğunu fark etti. Babası ile yine şakalaşmışlardı. Aralarının düzeliyor olduğunu görmek güzeldi. Herkesi basitçe selamladıktan sonra Takeshi’nin karşısına geçip onu birisiyle tanıştırmak istediğini söylemişti. Riskli olabileceğini, ilginç çözümleri olan birisi olduğunu, dışarıdan zeka geriliğine sahip birisi gibi dursa da aslında zeki ve başarılı birisi olduğunu söyleyince bu nedense Aoi’ye bir yerden çok tanıdık geldi. Toshifumi’ye ifadesiz bir şekilde bakarken “Anowa Houka?” diye sorguladı ancak üzerinde çok durmadı. Toshifumi’nin anlattığı kişi onu andırıyordu ancak o olamazdı herhalde, değil mi? Takeshi’nin mührü üzerinde o kişinin ciddi ciddi deney yapmasına izin mi vereceklerdi? Gerçi… belki de faydası olurdu. Sonuçta Kök onu izlemişti. Aoi de ona şeker vermişti. “Çilekli şeker seviyor.” Toshio’ya yaptığı şey ayıptı tabi, ondan özür dilemesi gerekliydi.

Derken Satoshi göründü nihayet. Yüzündeki ciddi ifadeyi görünce ve Aoi’yi kenara çağırınca genç kızın yüreği ağzına geldi. Bir şey mi olmuştu? Birisi mi ölmüştü? Sennashi yine mi saldırmıştı? Takeshi, Bokukichi ve Masato’yu da işaret ederek yanlarına çağırdı. Neyse ki olay Saya’nın aşk hayatı hakkında bir dedikodudan ibaretti. Inuzuka bir çocukla çıkmaya başladığını öğrenmişti. “Ne güzel, onun adına sevindim.” Esas bomba ise hamile kalmış olduğu iddiasıydı. “Sen bunu kimden duydun ki?” Erkekler şok olmakla meşgulken Aoi haberin gerçekliğini sorgulamıştı. Kendi klanı hakkında da herkes her şeyi söylediğinden bu gibi durumlarda hemen körü körüne inanmazdı. “Neden inanıyoruz ki? Saya’nın özel hayatıyla ilgili böyle bir sonuca varmak için elimizde hiçbir şey yok.” Böyle söylemesine rağmen Saya’nın ağzını arayıp gerçeği öğrenme ihalesi yine Aoi’ye kalmıştı. “Ne ayıp şey!”

Yeniden masaya döndüler. Kısa süre sonra Saya’nın şen şakrak sesi patikada yankılandı. Canı çilek çektiği için bir torba alıp öyle gelmişti. Erkekler yine abuk sabuk tepkiler verirken Aoi onların çocukluklarına sinir oldu. En azından Saya dışarıdan bakıldığında endişeli veya huzursuz görünmüyordu. Her zamanki gibi neşeliydi. Satoshi ile göz göze geldi. Başını iki yana sallayarak ağzıyla “Çok ayıp!” hareketi yaparak onu azarladı. Saya ile her zamanki gibi sohbet etmek istiyordu ancak sürekli o dört kafa onlara dönüp olanı biteni sorgulayacaktı. Bunun zevkini onlara tattırmamak adına bir karar verdi. “Saya, seninle özel bir şey konuşmak istiyorum. Biraz benimle gelmek ister misin?” Kabul ederse onu dere kenarına doğru götürecekti ve yan yana yavaş yavaş yürüyecekti. “Satoshi biraz evvel bir şeyler söyledi ancak doğruyu senin ağzından duymadan inanmak istemedim. Dedikodu etmekten de edilmesinden de nefret ederim.” Derin bir nefes aldı. “Bir Inuzuka ile görüşüyormuşsun? Yoksa Yoshi mi?! Sizi hep çok yakıştırırdım.” Gülümsedi. “Bir de… bir şeyler daha söyledi. Deminden beri kıkırdamalarının sebebi de bu. Hamilelik ihtimalinden filan... Kimden duymuş böyle bir şeyi bilmiyorum. Cevap vermek istemiyorsan vermek zorunda değilsin. Sen kendi ayakları üzerinde duran sorumluluk sahibi bir kadınsın. Özel hayatında ne yaptığın senin bileceğin iş. Ben böyle dedikoduların ortaya çıkmasından çok rahatsızlık duyuyorum sadece. Masada onlara bu konuda malzeme vermek istemedim. Erkekler bazen gerçekten çok çocuksu davranıyorlar.”
Image
🦋
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
C-rank
element
Fuuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Mirai no Me (Geleceğin Gözleri)
Reikon Tsumekomi (Ruh Varlığı Kanalizasyonu)
Fuuton: Kazekiri no Jutsu (Rüzgar Kesme Tekniği)
Fuuton: Kami Oroshi (İlahi Dağ Rüzgarı)
Fuuton: Hikoukaze (Uçan Çekirge Rüzgarı)
Eien no Sasayaki (Sonsuz Fısıltılar)
Shisha no Kage (Ölülerin Gölgesi)
Shisha no Gun (Ölüler Ordusu Çağırma)
Tamashii no Hansha (Ruh Yansıması)
Fuuton: Kuudan (Hava Mermisi)
Shizukesa no Kusari (Sessiz Ruh Zincirleri)
Reikon Tsunagi (Ruhsal Bağlantı)
Mamori no Rei (Koruyucu Ruh Perdesi)
Fuuton: Kaze no Engetsu (Rüzgar Hilal Bıçakları)
Inochi no Ibuki (Yaşam Nefesi Paylaşımı)
Tamashii no Katamiı (Ruh Yadigâr)
Tamashii Kyōmei (Ruh Rezonansı)
Kyōtsū Itami (Paylaşılmış Acı)
Reikon no Tobari: Haha no Idaki (Ruh Perdesi: Ana Kucağı)
Fuuton: Shinkuuha (Vakum Dalgası)
Reikon no Michishirube (Ruhun Yol İşareti)

items

Tarot Destesi
Rüzgar Taşıyıcılı Fan
Kurbağa Peluş
3 adet Hyourougan
Kamp Malzemesi Seti
5 adet Kunai
10 adet Shuriken
2 adet Patlayıcı Kağıt
1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
2 adet İp (her biri 10 metre)

resources

ryo
342.935
sp
20
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Toshifumi’nin anlattığı garip adamın tarifini dinlerken ağzından Anowa Houka’nın adı çıktığı anda, Toshifumi’nin yüzünde açıklaması güç bir değişim oluyor. Kaşlarından biri hafifçe kalkıyor, dudaklarının kenarı istemsizce geriliyor ve birkaç saniyeliğine sana bakıyor. O bakışta şaşkınlıkla birlikte, sanki hiç açılmaması gereken bir çekmeceyi yanlışlıkla açmışsın gibi bir ifade var. Sonra hiçbir açıklama yapmadan yüzünü çevirip önündeki masayla ilgilenmeye başlıyor. Çilekli şeker yorumuna da cevap vermiyor. Saya’yı dere kenarına götürdüğünde ise masadaki meraklı bakışların ağırlığı arkanızda kalıyor. Akan suyun sesi konuşmalarınızı örterken Saya, bir Inuzuka ile görüşmeye başladığı için onu tebrik ettiğinde yüzünde beklenmedik derecede içten bir gülümseme beliriyor. "Teşekkür ederim! Uzun süre sonra ilk defa birini gerçekten... sevdiğimi hissediyorum. Öylesine birlikte olmadığımı." diyor. Birkaç adım daha yürüdükten sonra Yoshi ihtimalini duyunca bütün romantik havası paramparça oluyor. Gözleri büyüyor ve neredeyse dereyi bastıracak sesle bağırıyor. "YOSHI DEĞİL TABİİ Kİ." Ardından hamilelik söylentisini dinledikçe yüzündeki şaşkınlık yerini bastırmakta zorlandığı bir gülümsemeye bırakıyor. Sonunda kahkahayı patlatıyor. "Ay inanmıyorum, hiç güleceğim yoktu." Birkaç saniye boyunca karnını tutarak gülüyor. "Ay erkekler çok mal gerçekten." Nefesini toparlayıp gözlerinden gelen yaşları siliyor. "Yoshi’yle başladı her şey. Ay hala inanamıyorum hala inandıklarına. Yoshi ağzımı arıyordu tamam mı, çok saçma bir pot kırdı, benim de bir şaka yapasım geldi."
DELİL 1

Saya’nın anlattığı sahne birkaç gün öncesine gidiyor. Köyün sakin bir bahçesinde Yoshi ile yan yana oturuyorlar, Ichimaru biraz ötede gölgede uyukluyor. Yoshi merakını fazla gizleyemeden başını Saya’ya çeviriyor. "Kanka Takeru harbiden iyi çocuktur bu arada. Ama çok merak ediyorum, nasıl başladı ya?" Saya omuz silkiyor. "Ya oğlum sen biriyle çıkmaya başlayınca anlatıyor musun öyle etrafa?" Yoshi gayet doğal biçimde cevap veriyor. "Ben kimseyle çıkmadım şu ana kadar." Sonra birkaç saniye düşünüyor. "Yani Ami vardı akademideyken, üç gün çıkmıştık ama o kadar kanka benim." Saya dudaklarını büzüp başını sallıyor. "Çok iyiymiş kanka." Yoshi de hiç düşünmeden devam ediyor. "Ya seninkinden iyidir yani, sayısını unutuyoruz falan, isimleri aklımıza gelmiyor." Saya bir anda irkiliyor. Yoshi söylediği şeyin havada nasıl durduğunu fark ettiği anda yüzü düşüyor. "Şey... Ben... Pardon." Saya’nın ifadesi aynı anda değişiyor. Omuzları düşüyor, sesi ağırlaşıyor. "Yoshi... Artık kaç yaşına geldik ya... Hayatı biraz ciddiye almamız lazım. Ben artık gerçekten bir şeyleri değiştirmek istiyorum. Böyle yaşamaktan bıktım. Anlıyorsun değil mi beni?" Yoshi kaşlarını çatıyor. "...Evet?" Saya usulca elini tutuyor ve avucunu kendi karnının üzerine yerleştiriyor. Gözlerinin içine büyük bir ciddiyetle bakıyor. "Çok iyi bir amca olacaksın." Yoshi’nin gözleri pörtlediği anda Saya ayağa kalkıyor. "Benim gitmem lazım, görüşürüz!" deyip arkasına bile bakmadan uzaklaşıyor. Yoshi ise aynı noktada, eli hala havada asılı biçimde birkaç dakika boyunca kıpırdamadan kalıyor.
Dere kenarında Saya bunu anlatırken yeniden gülme krizine giriyor. "Ay delircem, sonra..."
DELİL 2

Saya bir süre sonra sokakta yürürken bir çay bahçesinde Satoshi ile Yoshi’yi yan yana oturmuş görüyor. İkisini fark ettiği anda yakındaki elektrik direğinin arkasına geçip kulak kabartıyor. Daha saklanır saklanmaz Yoshi’nin sesi geliyor. "Abi elimi karnına götürdü, bundan başka ne anlam çıkarabiliriz amına koyim?! Hassiktir, amca oluyorum." Satoshi çayını masaya bırakıp ona temkinli bir ifadeyle bakıyor. "Kanka bir şey soracağım, seninle taşak geçme ihtimalini de bir gözden geçirsek mi acaba? Hani-" Yoshi hemen sözünü kesiyor. "Abi imkansız. Ben elim oraya değince... bir chakra hissettim." Satoshi’nin yüzü ciddileşiyor. "Chakra mı? Karnından mı?" Yoshi ağırbaşlı bir edayla başını sallıyor. "Amca oluyorum..." Saya direğin arkasında sessizce kendini kaybetmek üzereyken planı büyütüyor. Çaktırmadan köşeden çıkıp yan dükkana giriyor ve tezgahtaki satıcıdan birbiriyle alakasız birkaç farklı meyve istiyor. Çilek, erik, şeftali, kavun, üzüm... Satıcı torbaları doldururken neşeyle şakalaşıyor. "Meyve salatası yapılacak galiba!" Saya, Satoshi ile Yoshi’nin kendisini izlediğini bildiği halde hiç oralı olmuyor. "Son zamanlarda deli gibi aşeriyorum ya! Çok zormuş ama kalkacağız bir şekilde üstesinden." Meyveleri alıp uzaklaşıyor. Çay bahçesindeki iki adam birkaç saniye birbirine bakıyor ve aynı anda haykırıyor. "OHAAAAAA!" "OHAAAAAA!"
Saya, dere kenarında artık gülmekten nefessiz kalmış durumda. Dizlerine yaslanıp hava almaya çalışıyor. "Annemden iki saat azar işittim bir de meyveler bozulacak niye bu kadar aldın diye. Beş yüz ryoluk meyve almışım. Sırf şaka için."
3. DELİL

Yoshi ile Satoshi bu kez meseleyi kendi aralarında çözemeyeceklerine kanaat getirip Toshio’ya gidiyorlar. Toshio karşılarında sessizce oturuyor ve anlatılan her ayrıntıyı büyük bir ciddiyetle dinliyor. Saya’nın elini karnına götürmesi, hissedilen chakra, aşerme, meyveler... Uzun süre konuşmuyor. Gözleri hafifçe kısılıyor, parmakları dizinin üzerinde düzenli biçimde hareket ediyor. Sonunda ağır ağır ayağa kalkıyor. "Arkadaşlar..." İkisi de nefeslerini tutuyor. Toshio ciddiyetini hiç bozmadan sonucu açıklıyor. "Saya hamile." Satoshi de yavaşça ayağa kalkıyor. "Bu ne anlama geliyor biliyor musun, Toshio?" Toshio’nun elini tutuyor. Toshio doğrudan gözlerinin içine bakıyor. "Bilmiyorum, ama beni aydınlatacağını biliyorum." Satoshi’nin sesi ağırlaşıyor. "Amca oluyoruz." Toshio hiç tereddüt etmeden karşılık veriyor. "Amca oluyoruz, evet." İkisi el ele tutuşmuş birbirlerine bakarken Yoshi’nin sesi bütün anı parçalıyor. "LAN BİR DAKİKA!" Satoshi ile Toshio ona dönüyor. Bir ağacın arkasında saklanmış Saya ise sessizce izlemeye devam ediyor. "Saya... Hokage olmayı hedefliyordu. Bir çocuk sahibiyken Hokage olmak ne kadar zor biliyor musunuz siz?!" Satoshi kaşlarını kaldırıyor. "Hop, bir dakika, Saya gerçekten Hokage mi olmayı hedefliyor?" Yoshi iki kolunu açıyor. "Yaaa, evet! Lan... Ya Takeru Saya’yı kazara hamile bıraktıysa?" Toshio’nun yüzü sertleşiyor. "Eğer öyle bir şey yaptıysa hesabını sormamız gerekiyor." Satoshi hemen iki elini kaldırıyor. "Beyler o iş bizi aşar gibi geliyor bana ama-"

Tam o sırada Saya ağacın arkasından çıkıyor. Üçlünün görüş alanına girdiğinde bir anda belini tutup adımlarını yavaşlatıyor, yüzünü acıyla buruşturup karnının yanına elini götürüyor. "Aaah ah. Hiç beklemediğim bir anda geldin. Ama yapacak bir şey yok, kaderim bu şekilde." Sonra hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam ediyor. Yoshi’nin yüzündeki son şüphe kırıntısı da yok oluyor. Sandalyeden fırlıyor. "Takeru’yu sikmeye gidiyorum." Toshio da bütün ciddiyetiyle arkasından yürümeye başlıyor. Satoshi ikisini kollarından yakalamaya çalışıyor. "LAN DURUN, BİR KONUŞALIM ÖNCE! ÇOCUĞU DÖVMEYE GİTMEK NE DEMEK?!"
Saya, anlatısını tamamladığında yeniden sana dönüyor ve gözlerinden yaş gelene kadar gülüyor. "Hani karnında daha yumru bile yokken neyin krampı diye sormamalarından anlıyorum zaten bu şakayı ciddiye alabileceklerini." Birkaç kez derin nefes alıp sakinleşmeye çalışıyor. "Ayrıca evet, Toshio da işin içinde. Başından beri böyle sanıyor. Hatta bence bugün bizi buraya toplamasının sebebi de bu. Dikkat çekmemek için senin planını önceden öğrendi ve kendi planına adapte etti. Açık sözlü olduğunu biliyoruz. Amacı bugün burada her şeyi netleştirmek." Sonra gülümsemesi biraz daha şeytani bir hâl alıyor. Elini tutup iki avucunun arasına alıyor. "Aoi, geçmişte iyi şeyler yaşamamış olabiliriz ama bugün desteğine ihtiyacım var. Benimle..." Bir an duruyor. Gözleri çocuk gibi parlıyor. "Şu malları biraz daha kandırır mısın?"

Vereceğin cevap sana kalıyor. Saya’nın şakasına ortak olabilir, onu burada bitirmesini söyleyebilir, masaya döndüğünüzde tamamen başka bir konu açabilirsin. Dere kenarından ayrılıp mesire alanına döndüğünüzde grubun biraz daha büyümüş olduğunu görüyorsun. Yoshi artık masada, etrafı fazlasıyla ciddi gözlerle süzüyor ve ara sıra Saya’nın geldiği patikaya bakıyor. Satoshi hiçbir şey belli etmemeye çalışıyor. Toshio’nun yüzündeki o alışıldık donuk ifade şimdi bütün hikayeyi bildiğin için çok daha komik görünüyor. Takeshi, Masato, Bokukichi, Kiho, Keita, Youko, Yamiaki, Toshifumi, Daichi, Satoshi, Saya, Yoshi ve Toshio neredeyse eksiksiz biçimde bir araya gelmiş durumda. Kaede henüz ortalarda görünmüyor. Masanın üzerinde karaageler, mezeler ve içecekler yerlerini almış, güneş ağaçların arasından süzülüyor ve herkes sonunda birkaç saatliğine savaşın, kayıpların ve görevlerin dışında bir arada oturabilecekmiş gibi görünüyor.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
Saya onunla dere kenarında yürümeyi kabul etmiş, Aoi'nin söyleyeceklerini de dinlemişti. Inuzuka ile görüşmesini tebrik edince yüzünde şimdiye dek gördüğü en sıcak gülümseme belirmişti. Uzun zaman sonra ilk kez gerçekten sevdiğini hissettiğini, öylesine bir birliktelik olmadığını söyleyince Aoi de kocaman gülümsedi. Onun adına gerçekten mutluydu. Birini kalpten sevebilmek... özel ve herkesin yaşayamayacağı bir ayrıcalıktı. Saya'nın kendi insanını bulmasına çok sevinmişti. Bunca zamandır aklı hala Takeshi'de mi, Aoi ile aralarındaki ilişki onu üzüyor mu diye bulanıyordu ancak şimdi her şey çok netleşmişti. Saya da herkes gibi yoluna bakıyordu ve kendine bir gelecek düşünüyordu. Mesele hamilelik söylentisine gelince ise Saya kocaman bir kahkaha patlattı sonra da buna inandıkları için oğlanlara laf attı. Aoi şaşkınlık içinde onun tepkisini izlerken Saya da olayı açıklamaya başladı. Görünüşe göre Yoshi ile sevgilisi üzerine konuşurlarken Yoshi yine her zamanki filtresizliği ile kaba bir laf kaçırmıştı ağzından. Saya da intikam olarak onu şok edecek böyle bir şaka atmıştı ortaya. Sonra olay büyümüş, ondan ona aktarılmıştı ve Toshio'nun da işin içine girmesi ile büyümüştü.

"Şakaydı demek... Gerçi Yoshi'nin kaba laflarına rağmen senin için bu kadar endişeleniyor olması çok sevimli. Seni çok önemsiyor. Onun ailesi gibi olmalısın." Aoi tüm bu olan biten curcunanın şaka olması ile rahatlayarak derin bir nefes aldı. Saya zeki kızdı tabi, ilmek ilmek işlemişti planını. "Gerçeği onlara ne zaman söylemeyi planlıyorsun?" Saya elini tutup bu şakayı bir süre daha devam ettirmesini rica etti ondan. "Şey ben pek beceremiyorum yalan söylemeyi ama senin için deneyeceğim. Umarım çakmazlar olayı. Masaya dönünce bir şey söylemeyeyim en iyisi, hamile olduğunun onayını almış gibi yapayım. Seni çok tebrik etmişim filan gibi..." Elleriyle yanaklarını tuttu. "Şok olmuş gibi bir yüz ifadesi ile gitmeliyim oraya. Ah, bu arada Saya bizi bir ara erkek arkadaşınla tanıştır lütfen."

Birlikte masaya döndüler. Yoshi de artık aralarına katılmıştı. Tek eksik Kaede gibi görünüyordu. Aoi elinden geldiğince renk vermemeye çalıştı. Oğlanlarla göz teması kurmamaya gayret ederek hiçbir şey olmamış gibi yerine oturdu ve tabağını birkaç parça karaage ile doldurdu. Kendi yaptıklarını değil, Toshio'nun annesininkileri aldı özellikle. "Annenin ellerine sağlık Toshio, çok lezzetli olmuş. Sizi bir ara ziyaret edip teşekkür hediyesi getirmek isterim." Oğlanları ise onları yiyip bitiren merakları ile baş başa bırakmaya karar verdi. Bunu hak etmişlerdi. Saya'nın tabağına uzanıp ona bol bol karaage koydu. "Sen herkesten daha çok ye, ihtiyacın olabilir." Yüz ifadesini olabildiğince ciddi tutmaya özen gösterdi ancak içten içe ölüyordu gülmemek için. Renk vermemek için kasesine biraz sake doldurup yavaş yavaş yudumlamaya başladı. Alkolün etkisiyle yanakları sıcaklaşırken sessizleşerek kendi dünyasına çekildi.

Aoi masadaki neşenin ve şakalaşmaların akışını seyretmeye koyuldu bir süre. Herkesin yüz ifadelerine, el hareketlerine, gözlerine baktı. Masanın etrafında yoğunlaşan duygulanımı hissetti. Sonra derin bir nefes çekti. Oturduğu yerde yavaşça arkasına yaslandı. Gözlerini sakince kapadı. Çakrasını yoğunlaştırırken dudaklarından minik bir fısıltı çıktı. "Mirai no Me." Kendini görüsünün akışına teslim etti ardından. Herkes buradayken ve duygular bu kadar yoğunken nasıl bir görü alacağını merak ediyordu.
Image
🦋
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
C-rank
element
Fuuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Mirai no Me (Geleceğin Gözleri)
Reikon Tsumekomi (Ruh Varlığı Kanalizasyonu)
Fuuton: Kazekiri no Jutsu (Rüzgar Kesme Tekniği)
Fuuton: Kami Oroshi (İlahi Dağ Rüzgarı)
Fuuton: Hikoukaze (Uçan Çekirge Rüzgarı)
Eien no Sasayaki (Sonsuz Fısıltılar)
Shisha no Kage (Ölülerin Gölgesi)
Shisha no Gun (Ölüler Ordusu Çağırma)
Tamashii no Hansha (Ruh Yansıması)
Fuuton: Kuudan (Hava Mermisi)
Shizukesa no Kusari (Sessiz Ruh Zincirleri)
Reikon Tsunagi (Ruhsal Bağlantı)
Mamori no Rei (Koruyucu Ruh Perdesi)
Fuuton: Kaze no Engetsu (Rüzgar Hilal Bıçakları)
Inochi no Ibuki (Yaşam Nefesi Paylaşımı)
Tamashii no Katamiı (Ruh Yadigâr)
Tamashii Kyōmei (Ruh Rezonansı)
Kyōtsū Itami (Paylaşılmış Acı)
Reikon no Tobari: Haha no Idaki (Ruh Perdesi: Ana Kucağı)
Fuuton: Shinkuuha (Vakum Dalgası)
Reikon no Michishirube (Ruhun Yol İşareti)

items

Tarot Destesi
Rüzgar Taşıyıcılı Fan
Kurbağa Peluş
3 adet Hyourougan
Kamp Malzemesi Seti
5 adet Kunai
10 adet Shuriken
2 adet Patlayıcı Kağıt
1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
2 adet İp (her biri 10 metre)

resources

ryo
342.935
sp
20
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Masaya döndüğünde erkeklerin yüzlerine bakmamaya çalışman, onların merakını azaltmak yerine daha da büyütüyor. Satoshi önündeki bardağı gereğinden uzun süre inceliyor, Masato karaagesini çiğnerken gözlerini tabağından kaldırmamaya çalışıyor, Yoshi ise Saya’nın her hareketini belli etmemeye uğraşarak takip ediyor. Youko bir süre sonra bu toplu garipliği fark edip kaşlarını çatsa da sebebini sormuyor. Toshio ise annesinin karaagesini övdüğünü duyduğu anda ilk kez gerçekten hazırlıksız yakalanıyor. Gözleri hafifçe büyüyor, ardından tabağındaki yiyeceğe bakıyor. "Teşekkür ederim. Anneme iletirim." diyor. Ziyaret edip hediye getirmek istediğini söyleyince birkaç saniye daha düşünüyor. "Bundan memnun olur. Fakat hediye getirmen şart değil. Muhtemelen sana daha fazla yemek verir." Saya’nın tabağını özellikle doldurup ona daha fazla yemesi gerektiğini söylediğinde ise Satoshi’nin eli havada kalıyor. Yoshi’nin gözbebekleri büyüyor. Masato başını önündeki kaseye gömüyor. Saya yüzünde kusursuz bir ciddiyet tutarak "Haklısın, bugün özellikle iyi beslenmem lazım." diye cevap verince Bokukichi şüpheli gözlerle masadaki erkeklere bakıyor ama kimse ağzını açmıyor. Sake boğazından geçerken etraftaki konuşmalar yeniden birbirine karışıyor. Birkaç dakika boyunca yalnızca onların seslerini, derenin akışını ve ağaçların arasından geçen rüzgârı dinliyorsun. Sonra gözlerini kapatıp chakranı görüşüne yönlendiriyorsun.

Dünyanın sesi uzaklaşıyor. Önce sıcak, süt beyazı bir ışığın içinde bir kadın silüeti beliriyor. Yüzünün hiçbir ayrıntısını seçemiyorsun, yalnızca kucağında tuttuğu küçücük bebeği görebiliyorsun. Anne başını eğmiş, bebeğin alnını okşuyor. Parmakları küçücük yanağında dolaşırken görüntü suyun üzerinde oluşmuş bir resim gibi hafifçe dalgalanıyor. Bir sonraki anda bebek büyüyor. Aynı kolların arasında birkaç yaşında bir çocuk var artık. Sonra annenin silüeti yavaşça soluyor. Çocuk bu kez tek başına yürüyor. Çevresinde kimse yok. Uzun, boş bir yolda küçük adımlarla ilerlerken eline nereden geldiğini göremediğin bir kılıç veriliyor. Parmakları kabzaya kapandığı anda görüşün aniden değişiyor. Artık sahneyi dışarıdan izlemiyorsun. Birinin gözlerinden bakıyorsun. Önünde uzanan eller küçük. Parmaklar çocuk parmakları. Bir kılıcın kabzasını iki elle tutmaya çalışıyorlar. Sonra bütün dünya kağıda dönüşüyor. Gökyüzü, yol, eller, kılıç... Hepsi siyah mürekkeple çizilmiş hareketli resimler gibi. Sayfa çevrilircesine görüntü bir anda atlıyor ve önünde alevler içinde bir ev beliriyor. Ateş kağıdın kenarlarını yiyormuş gibi yükseliyor. Bir an sonra aynı ev küller içinde. Çatısı çökmüş, duvarlarının yarısı yıkılmış, zeminin tamamı gri.

Karanlık, çizimin kenarlarından içeri sızarak görüntüyü yutuyor. Önünde yalnızca siyah kalıyor. Sonra o karanlığın içinden bir el uzanıyor. Yavaşça sana doğru geliyor. Yetişkin bir erkeğin eli. Parmakları açık, sanki senden kendi isteğinle ona yaklaşmanı bekliyor. Elin arkasından yüzünün yarısı beliriyor. Çenesinin çizgisini, yanağını ve dudaklarının kıvrıldığını görebiliyorsun. Adam gülümsüyor. Karanlığın içinde yüzü biraz daha öne geliyor. Gözlerinin bulunması gereken bölge kadraja girmek üzereyken başının içinden sert bir uğultu geçiyor. Görü bir anda paramparça oluyor.

Gözlerini açtığında nefesi ciğerlerine saldırırcasına çekiyorsun. Sırtın ve alnın ter içinde kalmış. Parmakların masanın kenarına öyle sıkı tutunmuş ki eklemlerin beyazlamış. Birkaç saniye boyunca nerede olduğunu anlamakta güçlük çekiyorsun, sake kasesi, karaageler, derenin sesi ve insanların yüzleri yavaş yavaş yerine oturuyor. Mirai no Me seni daha önce yormuş, başını döndürmüş, hatta görüntünün şiddetiyle nefesini kesmişti ama bedeninin bu kadar ağır tepki verdiğini hatırlamıyorsun. Masato hemen sana doğru eğiliyor. "Aoi? İyi misin?" Kiho da sandalyesinde doğruluyor. "Bir şey mi gördün?" Takeshi’nin yüzündeki ifade birkaç saniyede ciddileşiyor, elindeki yiyeceği bırakıyor. Bokukichi de şakasını kesip gözlerini üzerine dikiyor. Daha nefesini toparlayıp cevap veremeden Toshio bir anda ayağa kalkıyor.

"Ben Hatake Saya arkadaşımıza bir soru yöneltmek istiyorum. Vakti geldi artık."

Saya’nın gözleri Toshio’ya dönüyor. "Soyadımı niye söylüyon ki..."

Toshio hiçbir şey duymamış gibi devam ediyor. "Hamile misin? Bize doğruyu söyle, yanında olmak istiyoruz."

Satoshi’nin yüzü dehşet içinde Toshio’ya dönüyor. "LAN OĞLUM-" Masato gerilimini bastıramayıp saçma bir kahkaha çıkarmaya başlıyor. Kiho’nun ağzı açık kalıyor. "Aaaa!" Tam bu esnada mesire alanına çıkan patikada Kaede beliriyor. Yorgun ama neşeli adımlarla size doğru geliyor, bir elini kaldırıp selam vermeye hazırlanıyor. Saya ise oturduğu yerde omuzlarını dikleştirip Toshio’ya bakıyor. Yüzüne ağır bir ciddiyet yerleştiriyor. "Doğru bildin Toshio..." Birkaç saniyelik dramatik sessizlik bırakıyor. Ardından iki elini karnının üzerine götürüp yüksek sesle haykırıyor. "Ama ben tek çocuğa değil, iki çocuğa bile değil, üçüze hamileyim!"

Kaede’nin ayağı havada kalıyor.

"N-ne?"

Saya başını ona çevirip bir anda tatlı bir gülümseme takınıyor. "Aaa hoş geldin tatlım."

Kaede’nin gözleri Saya’nın yüzünden karnına, karnından Toshio’ya, Toshio’dan Yoshi’ye gidip geliyor. Sonra ağzını sonuna kadar açıyor. "NEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEE?!" Patikadan koşarak geliyor ve Saya’nın yanına çömeliyor. "ŞAKA?!" Saya göz kırpıyor. "Çok ciddiyim!" Yoshi’nin yüzünde artık kutsal bir görev üstlenmiş bir adamın ifadesi var. Toshio ağır ağır başını sallıyor. Satoshi ellerini saçlarının arasına geçirip olanlara inanamıyor. Masato gülmemek için dudağını ısırırken Kiho çoktan Saya’nın karnına bakarak üç bebeğin nasıl sığacağını düşünmeye başlamış gibi görünüyor. Takeshi bütün bu manzaraya tek kelime etmeden bakıyor, ardından gözlerini sana çeviriyor. Suratındaki ifade açıkça bir şeylerin ters olduğunu anlamaya başladığını söylüyor.

Yamiaki tam bu kaosun içinde sandalyesinden kalkıyor ve ellerini birbirine vuruyor. "Çocuklar, siz ne çeviriyorsunuz bilmiyorum ama bence bu elegant hanımefendiyi kutlamamız lazım." Gözleri masanın çevresinde dolaşıyor, ardından ağzının kenarında kocaman bir gülümseme beliriyor. "Bir şarkı yarışmasına... ne dersiniz?" Bokukichi sanki bütün hayatı boyunca bu cümleyi bekliyormuş gibi sandalyesinden fırlıyor. "Bir çekilir misiniz..." İnsanların arasından omuz ata ata geçip masanın önündeki boşluğa çıkıyor. Boğazını temizliyor, bir elini göğsüne koyuyor ve gözlerini dramatik biçimde kapatıyor. "Muazzez Ersoy’dan geliyor... Çok Çektim Bahar’da..." Takeshi kaşlarını kaldırıyor. "O ne lan?" Bokukichi tek gözünü açıp ona bakıyor. "Şaka şaka, benim bestem." Tekrar gözlerini kapatıyor, derin bir nefes çekiyor.

"Başlıyorum..."

► Show Spoiler


Çatıların altında...
Mağaranın ağzınnnnda...
Bekliyorum adını duyarsam, diye...
Unagi Don yatakta...
Kapının ardında...
Sıçıyorum soran olursa, diye...

Kimseler sormuyor ama...
Adın duyulmuyorsa daaaaaaaa...

YILANIMI ALDILAR BENDEN!
Sözümü tutmak artık istemem
Bu nasıl kader? Nasıl kader?
Nasıl gider...

YILANIMIN ADI NİLÜFER!
Çanak çömlek patladı ye lüfer (?)
İstemem seni
Ya da olmak Ame'li...

Koğuşlarda kalırdım, ah o demirli zırhlarım
Kovuldum kadim topraktan, uçurumun altında rüzgar
Neden kar asla durmuyor? Neden bu hava hiç bozmuyor?
Zıtlıkların içinde bir ben, bir de bir sike yaramayan ailem...

Ahhhh...

YILANIMI ALDILAR BENDEN!
Bana sakemi doldurun hemen
Bu nasıl kader? Nasıl kader?
Nasıl gider...

YILANIMIN ADI DEĞİL EREN!
Çünkü çoktan dedim ki Nilüfer
İstemem seni
Ya da olmak...

Ame'li...
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
Aoi'nin görü tekniği çalışmaya başladığında masanın etrafındaki neşeli sesler yavaşça kaybolmaya başladı. Bir kadın gördü önce, kucağında minik bir bebek tutuyordu. Görüntü dalgalandığında bebeğin büyümüş olduğunu gördü. Artık bir çocuk olmuştu. Bir süre sonra annenin silueti yavaşça soldu ve yok oldu. Çocuk artık bir başınaydı. Bomboş bir yolda tek başına ilerlerken birisi eline bir kılıç tutuşturdu. Çocuğun parmakları kabzaya değdiği anda Aoi'nin görüşü değişti. Dönüp bedenine baktığında o minik eller artık kendisine aitti. Bir kılıcın kabzasını tutmaya çalışıyordu. Bir anda bütün dünya bir kağıda dönüştü. Bir resim kitabından çıkmış gibiydi her şey. Sayfalar çevrildikçe bir ev belirdi önünde. Alev içindeydi. Kağıdın kenarları bile yanıyordu. Birkaç sayfa sonra evden geriye bir şey kalmamıştı neredeyse. Duvarları yıkılmış, çatısı çökmüştü. Bunun ardından karanlık görüntüyü tamamen yuttu. Geride hiçbir şey kalmadı. Bir siyahın içindeydi Aoi şimdi. Bir anda karanlığın içinden bir el uzandı. Yetişkin bir erkek eli parmaklarını açmış onu bekliyordu. Adamın yüzü karanlıktan yavaş yavaş çıkarken çenesi ve dudakları belirginleşmeye başlamıştı. Adam gülümsüyordu. Tam gözleri de görünecekti ki rahatsız edici bir uğultu işitti. Görüntü parçalandı ve bir anda masaya, herkesin yanına geri döndü.

Kendine geldiğinde nefes nefese kalmıştı. Sırtı ve alnı ter içindeydi. Masanın kenarlarına ne kadar sıkı tutunduğunu acıyan parmakları sayesinde fark etti. Kısa bir an için paniklese de yavaş yavaş nerede olduğunu hatırlamaya başladı. Karaage yiyor, önceki gece yaşananların ardından hayatta olmalarını kutluyorlardı. Aoi şok içerisinden yavaş yavaş çıkarken hayatında ilk kez bir Mirai no Me görüsüne bu derecede şiddetli bir fiziksel tepki verdiğini fark etti. Onu ilk fark eden Masato olmuştu. Hemen yanına eğilerek iyi olup olmadığını sordu. Onun ardından da Kiho doğrularak endişesini dile getirmişti. Onları fark eden Bokukichi ve Takeshi de endişelenmiş görünüyorlardı. "Şey..." Aoi tam kendini açıklayacaktı ki Toshio'nun ayağa kalkarak Saya'nın hamileliğini sorgulaması üzerine masadaki herkesin dikkati ona çevrildi. Masadakiler şoktan şoka girerlerken Saya şakasına devam etmek istiyormuş gibi bu sefer abartarak üçüzlere hamile olduğunu açıklamıştı. Aoi kıkırdamasını zorlukla bastırırken her şeyden bihaber olan Kaede ortama girer girmez bu cümleyi duymuştu. Hemen Saya'nın yanına giderek karnını incelemiş ve endişeyle olayın doğruluğunu sorgulamıştı. O esnada Takeshi ile göz göze geldi. Masada şakaya maruz kalanlar arasında ilk bir şeylerden şüphe duymaya başlayan kişi o gibi görünüyordu. Aoi ona muzip bir şekilde göz kırptı. Masato'nun da gülmemek için zor durduğu düşünülürse belki o da artık şüphelenmeye başlamış olabilirdi gerçi.

Tam her şey iyice karmaşık hale gelirken Yamiaki Hoca ayağa kalkmış ve Saya'yı tebrik ederek bu güzel haber uğruna bir şarkı yarışması düzenlenmesi gerektiğini öne atmıştı. Ya da bu bir bahaneydi ve yalnızca kendini eğlendirmek istiyordu. Bu duyuru yapılır yapılmaz Bokukichi hevesle ön plana çıkmıştı. Sanki yıllardır bu anı bekliyordu. Masanın önüne gelerek yine Bokukichi tarzı kimsenin anlamadığı garip bir şeyler söylemişti şaka olarak. Sonra da kendi bestesini yaptığını söyleyerek derin bir nefes almış ve Aoi'nin hayatında duyduğu en komik sözlere sahip şarkıyı büyük bir hevesle ve artistik hareketlerle söylemeye başlamıştı. Kasesindeki sakeyi bitirmiş ve tekrar doldurmuş olan Aoi, bütün bu anı büyük bir keyifle izledi. Şarkının sözlerini bilmediği için ona eşlik edemese de el çırparak ritim tuttu ve ona tezahürat yaptı. Alkolün etkisiyle yanakları pembeleşmeye başlamıştı ve neşesi biraz daha yerine gelmişti. Burada duracaktı, sarhoş olmak istemiyordu. Ama bugün özel bir gündü ve biraz çakırkeyif olmayı hak ettiğine inanıyordu.

Bokukichi'nin şarkısı sona erdiği anda ayağa kalkarak şiddetli bir alkış gösterisi yaptı. "Kichi'm sen nasıl harika bir insansın!? Bir insan her yaptığı işte nasıl böyle mükemmel olabilir anlamıyorum. Hem çok yakışıklı, hem çok güçlü, hem çok yetenekli, hem mükemmel bir beste, söz yazımı ve şarkı söyleme yeteneği..." Dramatik bir şekilde en sevdiği arkadaşına övgüler yağdırdıktan sonra "Şimdi de ben şarkı söyleyebilir miyim?" diye öne atıldı. Bokukichi'nin biraz evvel durduğu yere geçerek boğazını temizledi. "Bu şarkıyı çok sevdiğim sizlere armağan etmek istiyorum. Hiçbir kötülük bizi ayrı düşürmesin ve hep böyle neşeli sofralarda buluşalım." Ardından Sukiyaki olarak da bilinen Ue o Muite Aruko şarkısını söylemeye başladı. Şarkı üzüntünün ardından başını kaldırıp yürümeye devam etmek, gözyaşlarına rağmen yaşama tutunmakla ilgiliydi.



"Yürüdüğümde yukarı bakarım
Böylece akmaz gözyaşlarım
Hatırlıyorum da o mutlu ilkbahar günlerini
Ama bu gece, yapayalnızım

Yürüdüğümde yukarı bakarım
Gözlerim yaşlı bir şekilde yıldızları sayarım
Hatırlıyorum da o mutlu yaz günlerini
Ama bu gece, yapayalnızım

Mutluluk uzanır bulutların ötesine
Mutluluk uzanır gökyüzüne

Yürüdüğümde yukarı bakarım
Böylece akmaz gözyaşlarım
Kederle dolup taşmış olsa da kalbim
Ama bu gece, yapayalnızım

Hatırlıyorum da o mutlu sonbahar günlerini
Ama bu gece, yapayalnızım

Üzüntü saklanır yıldızların gölgesinde
Üzüntü gizlenir ayın gölgesinde

Yürüdüğümde yukarı bakarım
Böylece akmaz gözyaşım
Kederle dolup taşmış olsa da kalbim
Ama bu gece, yapayalnızım"
► Show Spoiler
Image
🦋
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
C-rank
element
Fuuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Mirai no Me (Geleceğin Gözleri)
Reikon Tsumekomi (Ruh Varlığı Kanalizasyonu)
Fuuton: Kazekiri no Jutsu (Rüzgar Kesme Tekniği)
Fuuton: Kami Oroshi (İlahi Dağ Rüzgarı)
Fuuton: Hikoukaze (Uçan Çekirge Rüzgarı)
Eien no Sasayaki (Sonsuz Fısıltılar)
Shisha no Kage (Ölülerin Gölgesi)
Shisha no Gun (Ölüler Ordusu Çağırma)
Tamashii no Hansha (Ruh Yansıması)
Fuuton: Kuudan (Hava Mermisi)
Shizukesa no Kusari (Sessiz Ruh Zincirleri)
Reikon Tsunagi (Ruhsal Bağlantı)
Mamori no Rei (Koruyucu Ruh Perdesi)
Fuuton: Kaze no Engetsu (Rüzgar Hilal Bıçakları)
Inochi no Ibuki (Yaşam Nefesi Paylaşımı)
Tamashii no Katamiı (Ruh Yadigâr)
Tamashii Kyōmei (Ruh Rezonansı)
Kyōtsū Itami (Paylaşılmış Acı)
Reikon no Tobari: Haha no Idaki (Ruh Perdesi: Ana Kucağı)
Fuuton: Shinkuuha (Vakum Dalgası)
Reikon no Michishirube (Ruhun Yol İşareti)

items

Tarot Destesi
Rüzgar Taşıyıcılı Fan
Kurbağa Peluş
3 adet Hyourougan
Kamp Malzemesi Seti
5 adet Kunai
10 adet Shuriken
2 adet Patlayıcı Kağıt
1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
2 adet İp (her biri 10 metre)

resources

ryo
342.935
sp
20
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Bokukichi şarkısının son notasını gereğinden birkaç saniye daha uzatıp iki kolunu dramatik biçimde açtığında masanın etrafı kahkahalarla ve alkışlarla doluyor. Keita iki elini birbirine vururken gülmekten omuzları sarsılıyor, Kiho masaya kapanmış halde nefes almaya çalışıyor. Daichi bile ne dinlediğini tam anlamamış görünmesine rağmen büyük bir coşkuyla alkışlıyor. Sen ayağa kalkıp Bokukichi’ye övgüler yağdırmaya başladığında adamın yüzündeki kendini beğenmiş ifade her cümlende biraz daha büyüyor. "Devam et kız, durma. Halkın gerçekleri duymaya ihtiyacı var." diyor, saçlarını eliyle geriye atarak. Yakışıklılığından, gücünden ve yeteneğinden söz ettiğinde bir elini kalbinin üzerine yerleştiriyor. "Beni bu kadar iyi çözmüş olman aramızdaki ruhsal bağın kanıtı." Beste ve şarkı söyleme kısmında ise başını tevazu gösteriyormuş gibi öne eğiyor. "Sanatçılık ağır bir yük. Taşımaya çalışıyorum." Yamiaki yüksek sesle "Encore!" diye bağırırken Toshifumi eliyle yüzünü kapatıyor. Sen şarkı söylemek istediğini söylediğinde Bokukichi hiç itiraz etmeden alanı sana bırakıyor ve iki eliyle sahneyi işaret ediyor. "Buyurunuz efendim! Yureikumo klanının diva kontenjanı!"

Boğazını temizleyip şarkının ilk sözlerine başladığında masadaki sesler yavaş yavaş kesiliyor. Melodiyi bilen birkaç kişi daha ilk bölümde tanıyor ancak kimse sözünü bölmüyor. Az önce Bokukichi’nin saçmalıklarıyla kahkahaya boğulmuş olan sofranın üzerine bu kez yumuşak, hüzünlü bir sessizlik çöküyor. Şarkının başını kaldırıp yürümeye devam etmekten, gözyaşlarının ardından yeniden gökyüzüne bakabilmekten söz eden anlamı, son iki gündür yaşadıklarınızın ardından herkese farklı bir yerden dokunuyor. Kaede’nin yüzündeki gülümseme yavaşça küçülüyor, bir elini çenesinin altına koyup seni dinliyor. Masato başını hafifçe öne eğiyor. Kiho şarkının ritmine küçük küçük sallanıyor. Saya’nın gözleri bir noktada parlıyor, fakat bu kez ortaya attığı şakanın aksine sessiz kalmayı tercih ediyor. Yoshi önündeki bardağı iki eliyle kavramış, dereye doğru bakıyor. Toshio’nun ifadesi her zamanki kadar kontrollü olsa da gözlerini senden ayırmıyor. Takeshi ise masanın biraz gerisinde oturmuş, tek kelime etmeden seni dinliyor. Şarkının anlamı ilerledikçe bakışları birkaç kez yere kayıyor, sonra yeniden sana dönüyor.

Keita içinse bütün bu an başka türlü etkileyici oluyor. Şarkının sonlarına doğru ellerini dizlerinin üzerinde birleştiriyor ve ağzını hafifçe aralıyor. Sözlerin bittiği, melodinin son titreşiminin ağaçların arasına karıştığı anda herkesten önce alkışlamaya başlıyor. "Aoi abla, çok güzeldi!" diye bağırıyor. Bir an durup doğru kelimeyi arıyor. "İnsanı üzüyordu ama... kötü üzmüyordu. Dedemi düşündüm. Sonra da nedense biraz daha iyi hissettim." Onun hemen ardından alkışlar büyüyor. Daichi iki dev elini birbirine vurdukça masa titriyor. Yamiaki ıslık çalıyor. Saya "Ayyy sesin de güzelmiş senin!" diye bağırıyor. Bokukichi ise iki elini ağzının kenarlarına götürüp bütün mesire alanını inletiyor. "AOİİİİİ! YUREİKUMO’NUN SESİİİİ! ALBÜM NE ZAMAN GELİYOR KIZ?!" Masato kahkahayla ona dönüyor. "Sen menajer olma yalnız." Bokukichi hemen karşılık veriyor. "Yüzde kırk alırım, sanatçıya da manevi destek veririm." Yamiaki ayağa kalkıyor ve "Gençler ve genç kalanlar, yarışmayı devam ettirmek isterdim ama Yureikumo Aoi'nin kazandığı çok açık. Kendisini tebrik ediyor ve iki adayımızla yarışmayı sonlandırıyoruz." diyor. Bokukichi adeta kendisi bir divaymışçasına bacak bacak üstüne atıyor ve uzaklara bakıyor. Birinci olmamak biraz dokunmuş olabilir.

Güneş ağaçların arkasına indikçe yemekler tükeniyor, bardaklar boşalıyor ve masanın çevresindeki kalabalık yavaş yavaş dağılmaya başlıyor. Daichi birkaç kez hem sana hem de Toshio’ya teşekkür ediyor, özellikle Toshio’nun annesinin karaagesinden kalan son parçaları ayrı bir kaba koyup eve götürmek için izin istediğinde kimsenin itiraz edecek yüreği olmuyor. Kiho seni yeniden kucaklıyor, Keita akşam için defalarca teşekkür edip babasının onu almaya geleceği noktaya doğru gidiyor. Yamiaki bütün organizasyonun sanki kendi fikriymiş gibi herkese el sallıyor, Toshifumi de onu kolundan çekiştirerek götürmeye çalışıyor. Youko, saçlarındaki Antik Ağaç çiçeklerini hala çıkarmamış halde sana kısa bir teşekkür edip ayrılıyor. Saya’nın çevresinde ise başka bir hesaplaşma yaşanıyor. Satoshi, Yoshi ve Toshio onu üç taraftan çevirmiş durumdalar. Saya en sonunda kollarını göğsünde birleştirip dayanamayarak sırıtıyor. "Yani öyle işte arkadaşlar, kendi kendinize salak salak inandınız."

Yoshi’nin ağzı açık kalıyor. "Nasıl yani... Çocuk yok mu?" Saya başını iki yana sallıyor. Satoshi iki elini saçlarının arasına geçiriyor. "Ben bir noktada şüphelendim aslında." Yoshi hemen dönüyor. "LAN SEN BANA 'AMCA OLUYORUZ' DİYORDUN!" "Sen chakra hissettim dedin oğlum! Ben nereden bileyim ne hissettin?!" Yoshi dehşetle kendi eline bakıyor. "Ben ne hissettim lan o zaman?" Saya kahkahalar içerisinde omuz silkiyor. Toshio ise diğer ikisi kadar parçalanmış görünmüyor. Bir süre sessizce düşünüyor, sonra başını ağır ağır sallıyor. "Kandırıldım. Bu da zayıf olduğum anlamına geliyor." Saya’nın gülmesi bir an kesiliyor. Toshio bütün ciddiyetiyle devam ediyor. "Kendimi geliştirmek için elimden geleni yapacağım." Satoshi birkaç saniye ona bakıyor. "Toshio, kardeşim, bundan çıkarılması gereken ders bu olmayabilir." Toshio cevap vermiyor. Yoshi ise hala kendi eline bakıp ne tür chakra hissettiğini anlamaya çalışıyor.

Bir süre sonra mesire alanında geriye seninle birlikte Takeshi, Masato, Bokukichi ve Kaede kalıyor. Toplanması gereken birkaç kap, boş şişeler ve piknik örtüleri dışında ortalık sakinleşmiş durumda. Dere karanlıkta daha belirgin duyuluyor. Kaede plastik sandalyesini biraz geriye çekip sırtını ağaca yaslıyor. Yorgunluğuna rağmen nihayet biraz rahatlamış görünüyor. "Bizim klan tarafında herkes birbirine soru soruyor şu an. Hitoka meselesi yüzünden özellikle. Kimin hangi emri gerçekten verdiğini, hangi zihinsel bağlantının nereden geçtiğini baştan çıkarıyoruz. Birkaç gün boyunca klan binasına giriş çıkışlar bile kayda alınacakmış." Dizlerini kendine doğru çekiyor. "Halam sabah beni görünce önce sarıldı, sonra bana üç saat boyunca neden yeterince yemek yemediğimi anlattı. Konoha yanmış, kadın hala benim kahvaltımla uğraşıyor." Dudaklarında küçük bir gülümseme beliriyor. "İyi geldi gerçi. Eve dönünce birinin sana hala çocukmuşsun gibi davranması bazen güzel oluyor."

Masato da ellerini ensesinde birleştirip geriye yaslanıyor. "Hyuuga tarafında daha çok hasar tespitiyle uğraşıyoruz. Bizim ana yapı sağlam ama dış tarafta birkaç ev kötü durumda. Sabah bir duvar taşıdım, sonra herkes bana yaralı olduğumu hatırlatıp azar çekti." Kiho’nun biraz önceki bakışını hatırlamış olacak ki yüzünü buruşturuyor. "Kiho da başımda bekledi zaten. Su iç, otur, kalkma, bunu kaldırma... Ben yaralıysam o ne peki? Kendi bandajını gösterip bana emir veriyor." Kaede gülerken Masato başını iki yana sallıyor. "Ama ev sağlam. Ailem de iyi. Şu aşamada daha fazlasını istemiyorum."

Takeshi şimdiye kadar çoğunlukla sessiz kalmışken önündeki boş kaba bakıp burnundan kısa bir nefes veriyor. "Bizim de cam kırılmış yine." Masato hemen başını ona çeviriyor. "Yine mi?" Takeshi yüzünü eliyle ovuşturuyor. "Abi hiç sorma ya." Bokukichi kahkahayı bastırırken Takeshi ayağa kalkıyor. Karnındaki bölgeyi korurcasına bir an elini üzerine koyuyor, ardından sana dönüyor. Yüzündeki gün boyu taşıdığı ağırlık tamamen kaybolmuş sayılmaz ama sabah parkta gördüğün o boş ifade de artık yok. "Ben Youko’nun yanına uğrayacağım, çantasını unutmuş." Birkaç saniye seni süzüyor.

"Sen ne yapacaksın?"
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
Bokukichi, Aoi'nin övgü dolu içten sözleri karşısında tam olarak tahmin edilesi bir tepki vermişti. Dramatik. Ama bu onunla ilgili Aoi'nin en sevdiği şeydi zaten. Etrafta yükselen tüm bu kahkahalar onun eseriydi. Sahneyi Aoi devralıp şarkısını söylemeye başladığında ise tam tersi bir etki oluşmuştu. Kahkahalar kesilmiş, yüzlere acı tatlı bir tebessüm çökmüştü. Herkes şarkının sözlerinden kendisine ait ayrı bir çıkarım yapmış gibi farklı noktalara dalıp gitmişti. Aoi'nin gözleri Takeshi'yi kesti birkaç kere. Konuşmuyordu. Ara sıra yere bakıyor, diğer zamanlarda da ona bakıyordu. Göz göze geldikleri zaman Aoi ona şarkısının içinden gülümsedi. Şarkı bittiği anda ise en büyük tepkiyi Keita vermişti. Çocukcağız nasıl etkilendiyse fena halde coşmuştu ancak neyse ki kötü bir hüzünlenme yaşamamıştı. Dedesinin aklına geldiğini söylediğinde Aoi ona anlayışlı ve sıcak bir tebessüm etti. Sonra bir anda etraftan alkışlar yükselince Aoi kıpkırmızı olarak utandı. "Şey... Sesim o kadar iyi değil..." Takeshi sahneye çıkacak olsa herkesi kalbinden vururdu ancak pek o modda gibi görünmüyordu. Bokukichi'nin menajerlik esprisine kahkaha attı. "Yüzde yüzü sana feda olsun!" Yamiaki yarışmayı burada bitireceğini söyleyerek kendisini birinci ilan edince Aoi, Bokukichi'ye döndü. "Benim gönlümün birincisi sensin."

Böylece sofrada neşe bir süre daha devam etti. Güneş batmaya durduğu için karanlık çökmeye başlamıştı. Ay ve yıldızlar ufak ufak kendilerini gösteriyorlardı. Bardaklar ve kaplar boşalmıştı. Herkes yavaş yavaş sofradan ayrılıp kendi işlerine güçlerine dönmeye başlamıştı. Daichi son kalan karaage parçalarını da alarak gitmişti. Kiho ile bir kez daha sarıldılar. Sonra sırayla Keita, Yamiaki, Toshifumi, Youko herkesle vedalaştı. Masada nihayet az kişi kaldıklarında Saya oğlanlara her şeyin bir şaka olduğunu açıkladı. Satoshi karizmasını çizdirmemeye çalışsa da Yoshi hissettiği çakranın ne olduğunu sorguluyordu. Toshio ise her şeyden çok daha büyük anlamlar çıkartmıştı. Aoi onları izlerken kıkır kıkır güldü. Bir süre sonra onlar da masadan ayrılınca geriye yalnızca Aoi, Kaede, Masato, Takeshi ve Bokukichi kalmıştı. Kaede klanda olup bitenleri anlatıyordu. Hitoko olayının ardındaki sır perdesini aralamaya çalışıyorlardı. Bu süreçte sağlığı ile teyzesi ilgilenmişti. Masato ise klanında çoğunlukla yıkıntıları temizlemekle uğraştığını, bu süreçte yaralı olduğunu bile unuttuğunu anlatmıştı. Kiho da yaralı olduğu halde çalıştığı için bunu adil bulmuyordu. "Ama sen gerçekten ciddi yaralandın Masato. Bu kadar çabuk ayağa kalkabilmiş olmana çok şaşırıyorum. Kaburgaların nasıl oldu?" Derin bir nefes aldı. "O an telaştan sana teşekkür etme fırsatı bile bulamadım. Sen gelmeseydin..." Yutkundu. Devamını getirmedi. Başını saygıyla öne eğdi. "Benim için değil köy için yaptın biliyorum ama yine de teşekkür ederim. O haldeyken bile kendini çok büyük riske attın. Eminim herkes seninle gurur duyuyordur."

Günün büyük bölümünde sessiz duran Takeshi ilk kez konuştu. Evinin camının kırıldığını söyledi. Ayağa kalktığı anda mührünü tutunca Aoi endişelendi. "Acıyor mu? Yardım ister misin?" Takeshi dönüp ona bakınca yüzünde yorgun bir ifade olduğunu gördü. En azından artık sabahki kadar boş bakmıyordu. Youko'ya uğrayacağını söylemişti, ona unuttuğu çantasını götürecekti. "Ah... anladım. Gidiyor musun?" Aoi onunla biraz daha vakit geçirmek istiyordu ancak Takeshi'nin ne kadar yorgun olduğunu bildiği için dilini tutmaya karar verdi. Ona ne yapacağını sormuştu. "Hm? Bilmem ki. Bir planım yok. Buraları toplayıp eve dönerim herhalde birazdan." Bakışlarını hafifçe kaçırdı. "İyice dinlen, olur mu? Kendini... fazla zorlama. Lütfen... Bir şeye ihtiyacın olursa söyle." Bakışlarını Bokukichi'ye çevirdi. "Bokukichi, Youko hakkında bana söylediklerini Takeshi'ye de anlatsana. Artık onunla en çok zaman geçiren kişi o. Onun bilmesi daha faydalı olur." Oturduğu yerde hafifçe geriye yaslanarak bakışlarını yere indirdi. "Herkes buradayken görü almayı denemiştim. Gördüğüm şeyi size anlatsam dinlemek ister misiniz? Bu seferki çok garipti. Daha önce hiç böyle tepki verdiğimi hatırlamıyorum." Eğer kabul ederlerse görüsünü onlarla paylaşacaktı. Belki farklı yorumlarla ufkunu genişletebilirlerdi.
Image
🦋
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
C-rank
element
Fuuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Mirai no Me (Geleceğin Gözleri)
Reikon Tsumekomi (Ruh Varlığı Kanalizasyonu)
Fuuton: Kazekiri no Jutsu (Rüzgar Kesme Tekniği)
Fuuton: Kami Oroshi (İlahi Dağ Rüzgarı)
Fuuton: Hikoukaze (Uçan Çekirge Rüzgarı)
Eien no Sasayaki (Sonsuz Fısıltılar)
Shisha no Kage (Ölülerin Gölgesi)
Shisha no Gun (Ölüler Ordusu Çağırma)
Tamashii no Hansha (Ruh Yansıması)
Fuuton: Kuudan (Hava Mermisi)
Shizukesa no Kusari (Sessiz Ruh Zincirleri)
Reikon Tsunagi (Ruhsal Bağlantı)
Mamori no Rei (Koruyucu Ruh Perdesi)
Fuuton: Kaze no Engetsu (Rüzgar Hilal Bıçakları)
Inochi no Ibuki (Yaşam Nefesi Paylaşımı)
Tamashii no Katamiı (Ruh Yadigâr)
Tamashii Kyōmei (Ruh Rezonansı)
Kyōtsū Itami (Paylaşılmış Acı)
Reikon no Tobari: Haha no Idaki (Ruh Perdesi: Ana Kucağı)
Fuuton: Shinkuuha (Vakum Dalgası)
Reikon no Michishirube (Ruhun Yol İşareti)

items

Tarot Destesi
Rüzgar Taşıyıcılı Fan
Kurbağa Peluş
3 adet Hyourougan
Kamp Malzemesi Seti
5 adet Kunai
10 adet Shuriken
2 adet Patlayıcı Kağıt
1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
2 adet İp (her biri 10 metre)

resources

ryo
342.935
sp
20
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Masato, teşekkürlerini duyduğunda önce omuz silkiyor. Kaburgalarından söz açılınca eli istemsizce sargılarının olduğu tarafa gidiyor. "İki tanesinde çatlak varmış, biri de bayağı ezilmiş. Medikal ekip birkaç gün düzgün nefes alırken bile ağrıyabileceğini söyledi." Sonra sana bakıp hafifçe gülümsüyor. "Ama o gece kaçsaydım bugün kendime bakamazdım herhalde. Köy için yaptım, doğru. Sen orada olduğun için de yaptım. İkisi aynı anda doğru olabilir." Kaede bu cümlenin ardından Masato’ya kısa bir bakış atıp başını onaylarcasına sallıyor. Takeshi ise karnındaki mühre götürdüğü elini fark ettiğini anlayınca elini indiriyor. "Acıyor biraz. Daha çok kaslarım çekilmiş gibi. Daichi Bey’le yaptığım şey de pek yardımcı olmadı sanırım." Son kısmı söylerken yüzünde suçüstü yakalanmış bir çocuğun ifadesi beliriyor. "Ama iyiyim. Gerçekten." Youko’ya gideceğini söyledikten sonra sen Bokukichi’ye dönüp sabah anlattığı meseleyi Takeshi’ye aktarmasını isteyince Bokukichi’nin yüzü ciddileşiyor.

"Ha, evet. Onu söylemek lazım." Bokukichi bacağını sandalyenin altından çıkarıp doğruluyor. "Senin mor saçlı velet Honda’nın ağzındayken kendi kendine bir şeyler söylüyordu. Bizim dilimiz değildi. En azından benim bildiğim hiçbir şeye benzemiyordu. Tekrar eden sesler vardı, sanki ezberlenmiş bir şey söylüyor gibiydi." Takeshi’nin kaşları çatılıyor. "Bana hiç başka dil bildiğini söylemedi." Bokukichi omuz kaldırıyor. "Belki bilmiyordur zaten. İnsan bazen çocukken duyduğu şeyleri anlamını bilmeden ezberliyor. Ben sekiz yaşındayken üç ay boyunca bir küfürü dua sanmıştım." Kaede istemsizce gülümsese de hemen konuya dönüyor. "Uyukluyor muydu?" Bokukichi başını sallıyor. "Yarı baygın gibiydi. O yüzden daha da garip geldi." Takeshi bir süre sessiz kalıyor. "Yamiaki Bey’e söyleyelim. Youko’yu sorgulamak gibi olmasın ama geçmişini zaten çok parçalı anlatıyor. Kendisi de bazı şeyleri hatırlamadığını söylüyor."

Göründen söz ettiğinde masadaki kalan herkesin dikkati tamamen sana dönüyor. Kaede sandalyesini biraz yaklaştırıyor, Masato dirseklerini dizlerine dayıyor. Takeshi gitmek için doğrulmuş olsa da yeniden oturuyor. Bokukichi de beklenmedik şekilde tek bir şaka yapmadan dinlemeye hazırlanıyor. Sen annenin kucağındaki bebekten başlayarak gördüğün her şeyi anlatıyorsun. Bebeğin büyüyüp tek başına yürüyen bir çocuğa dönüşmesini, eline verilen kılıcı, bir anda o çocuğun gözlerinden bakmaya başlamanı, bütün dünyanın kâğıt üzerindeki çizimlere dönüşmesini... Yanan evi, ardından küller içindeki yıkıntıyı ve karanlıktan sana uzanan yetişkin erkek elini. Adamın yüzünün yalnızca yarısını görebildiğini ve gözleri ortaya çıkacakken görünün parçalandığını söylediğinde bir süre hiç kimse konuşmuyor. İlk yorum Masato’dan geliyor. "Bu bana gelecekten çok birinin hayatını izlemişsin gibi geldi." Parmaklarını birbirine geçiriyor. "Önce dışarıdan izliyorsun, sonra çocuğun gözlerine geçiyorsun. Belki gördüğün kişi sensin diye düşünmemen gereken bir görü bu."

Kaede de düşünceli biçimde başını sallıyor. "Perspektif değişimi önemli olabilir." diyor. "Yamanaka tekniklerinde başkasına ait bir anıya dokunduğunda bazen zihnin onu önce yabancı bir görüntü olarak algılar, sonra anının sahibinin algısına çekilirsin. Senin tekniğin Yamanaka tekniği değil tabii ama ruhsal işleyiş benzer bir şey yapmış olabilir. Gerçi görünün bir mantığa oturtulup oturtulamayacağını bilmiyorum maalesef." Bir parmağını kaldırıyor. "Bir de kağıt meselesi kafamı karıştırdı ya. Gerçek bir olayı doğrudan görmek yerine çizilmiş bir hikaye gibi mi gördün acaba? Çok garip klansınız." Masato hemen ekliyor. "O zaman yanan ev gerçek olabilir ama gördüğün biçimi gerçek olmayabilir." Kaede başını onaylarcasına eğiyor. "Aynen." Bokukichi ise çenesini ovuşturuyor. "Benim kafama takılan son adam bu arada. Çünkü senin görülerinde son zamanlarda karanlıktan el uzatan adam kontenjanı biraz dolmaya başladı kız." Gözlerini kısıyor. "Ama hemen Işık İşaretçisi diye atlamayalım. Sen zaten ondan korkuyorsun. Zihnin bilinmeyen her erkeğe onun suratını yapıştırabilir."

Takeshi bütün bu yorumlar boyunca hiç konuşmuyor. Gözlerini masanın üzerinde bir noktaya dikmiş, kaşlarını çatmış halde düşünüyor. Sonunda başını kaldırıyor. "Bir şey söyleyeceğim ama saçma gelebilir." diyor. "Bu masada çıta çok düşük kardeşim, rahat ol." Takeshi ona kısa bir bakış atıp devam ediyor. "Youko’nun çantasını bu yüzden götürüyorum zaten. Eğitim alanında unutmuş. Çantası açılmıştı, içindekileri toplarken küçük bir defter düştü." Bir an duruyor. "Bakmadım aslında. Yani özellikle karıştırmadım. Ama açık kalan sayfayı gördüm." Gözleri sana dönüyor. "Bir ev çizmişti. Çocuk çizimi gibi. Evin yarısı yanıyordu."

Masato’nun başı bir anda kalkıyor. Kaede’nin gözleri büyüyor. Bokukichi’nin yüzündeki o her daim hazır duran alaycı ifade tamamen kayboluyor. Takeshi devam ediyor. "Bir de evin önünde küçük bir çocuk vardı. Elinde uzun bir şey tutuyordu. Kılıç mıydı bilmiyorum, çizim çok basitti." Kısa bir sessizlikten sonra Bokukichi ağır ağır arkasına yaslanıyor. "E iyi, o zaman ben artık 'belki otistiktir kendi kendine konuşuyordur' teorimi geri çekiyorum." Kaede hemen Takeshi’ye dönüyor. "Youko o resmi ne zaman çizmiş?" Takeshi başını iki yana sallıyor. "Bilmiyorum. Defter eski görünüyordu."

Bokukichi birkaç saniye daha düşünüyor, sonra gözlerini sana dikiyor. "Bir de benim duyduğum sayıklamada aynı cümle birkaç kere tekrarlanıyordu. Kelimelerini bilmiyorum, yaz desen yazamam. Ama ritmini hatırlıyorum." Parmaklarıyla masaya dört kısa, ardından iki uzun vuruş yapıyor. Takeshi’nin yüzü o anda değişiyor. "Bir dakika." Bokukichi duruyor. Takeshi’nin bakışları yavaşça ona dönüyor. "Youko bazen eğitim sırasında streslenince parmaklarıyla aynı ritmi vuruyor." Kaede sessizce nefes veriyor. "O zaman senin gördüğün şey Youko’yla bağlantılı olabilir." Sonra doğrudan sana bakıyor. "Ve eğer öyleyse asıl soru şu, Mirai no Me sana neden onun geçmişini gösterdi?"

Bokukichi parmağını kaldırıyor. "Ben bir soru daha ekliyorum." Gülümsemiyor bu kez. "Görünün sonunda sana elini uzatan adam, o çocuğun geçmişindeki biriyse..." Kısa bir an duruyor. "Youko Sennashi’ye nasıl girdi la?"

Masadaki dört çift göz aynı anda sana dönüyor. Birkaç dakika önce şarkıların, kahkahaların ve sake kadehlerinin doldurduğu mesire alanında şimdi yalnızca derenin sesi kalıyor.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
Aoi'nin hatırlatması üzerine Bokukichi, Youko hakkında fark ettiği şeyi Takeshi'ye ve diğerlerine de anlattı. Kimse Youko hakkında fazla bir bilgiye sahip değildi. Takeshi durumu Yamiaki Hoca'ya bildirmeleri gerektiği sonucuna varmıştı. Aoi onu başıyla onayladı. Sonrasında Aoi onlara ayrıntılı bir şekilde ne gördüğünü tarif etti. O anlatırken herkes sessizce dinledi. Anlatmayı bitirdiğinde ilk yorum yapan Masato olmuştu. Bunun bir gelecek görüsünden ziyade birinin geçmişiyle alakalı olduğunu düşünüyordu. O kişinin gözlerinden görmüş olsa da görü kendisiyle ilgili değildi. Kaede de bu perspektif değişiminin önemli olabileceğini vurgulamıştı. Bokukichi de sonda çıkan adamın garipliği üzerinde durmuştu. Bunun Işık İşaretçisi olup olmadığı konusunda da temkinli yaklaşması gerektiğini söylemişti.

Tüm bu yorumlamalar esnasında bir şeyleri zihninde tartıyormuş gibi görünen Takeshi ise Youko'nun çantasını eğitim alanında düşürdüğünü, içinden çıkan eski bir defteri de bu esnada kazara gördüğünü anlatmaya başladı. Defterin içinde yanan bir ev resmine benzer bir çocuk çizimi görmüştü. Evin önünde de kılıç tutan bir çocuk resmi vardı. Aoi'nin görüsüyle birebir uyuşuyordu. Resmi ne zaman çizdiğini bilmiyordu ancak defter eski görünen bir defterdi. Bokukichi de Youko'nun bilinmeyen dilde bir cümleyi defalarca kez tekrarladığını ve bir ritmi olduğunu söylemişti. Tıpkı bir tekerleme gibi. Ritmi masaya vurarak taklit ettiğinde Takeshi bunun Youko'nun streslendiği anlarda yaptığı bir ritim olduğunu fark etti hemen. Mirai no Me neden Aoi'ye Youko'nun geçmişini göstermişti ki? Bokukichi diğer bilmedikleri konulara parmak bastı. Sondaki adam kimdi ve Youko Sennashi'ye nasıl dahil olmuştu?

Aoi bir süre düşünceyle masanın kenarlarını ve büzüşmüş örtüyü inceledi. Zihninde soruların anlamını, görüsünü ve anlatılanları yerleştirmeye çalıştı. Sonra başını kaldırarak arkadaşlarına döndü. "Youko, Takeshi'nin camını kırıp ondan hocası olmayı talep ettiği zaman doğduğundan beridir Sennashi'nin içinde olduğunu söylemişti. Bölüğünde eğitildiğini, yaşadığı birkaç kötü deneyimden sonra kaçmaya karar verdiğini ve örgütün içinde Takeshi'nin ismi çok konuşulduğu için onu bulmaya geldiğini anlatmıştı." Parmaklarını çenesine götürdü, kaşlarını çattı. "Eğer görüm Youko ise gerçekten ve annesini kaybedip küçük yaştan beridir eline kılıç verilerek eğitiliyorsa... Belki de o sondaki yetişkin erkek onun babasıdır. Belki de babası Sennashi içinden birisi veya onlarla bağlantılı. Üst rütbeli bile olabilir." Derin bir nefes aldı. "İki ihtimal geliyor aklıma. Ya Youko gerçekten kaçtı ve babası onu almaya gelecek, bu yüzden de görüyü gördüm. Ya da Youko bir köpek yavrusu gibi bize, içimize gönderildi ve kullanılıyor. Belki onda da Takeshi'ninkine benzer aktive edilebilen gizli bir mühür vardır. Vakti gelince de onlara geri dönecek. İki ihtimal de hoşuma gitmiyor."

Masato'ya döndü. "Sennashi'nin on bir liderinden biri olduğunu söyleyen o adam, Mawado... Beni sorgularken yalnızca Takeshi'nin nerede olduğunu sormadı. Takeshi ve Youko'nun nerede olduklarını sordu. Ama söylemediğim zaman yalnızca Takeshi ile ilgilendi." Bu sefer bakışları Takeshi'ye kaydı. "Sizce de ilginç değil mi? O adam bana, beni öldürürse bunu kullanarak Takeshi'yi yanına getirebileceğini ve böylece onu alarak yapması gereken şeyi yapabileceğini söyledi. Ama bunu yapmadılar? Takeshi'yi ele geçirmek için şansları varken yine de mührünü kullandılar. Neden?" Bir an durduktan sonra devam etti. "Dünden beridir bunu düşünüyorum. O kadar organizeyken Takeshi'yi alıp götürmeleri zor değildi. Fırsatları da vardı. Ama onu yalnızca kaos oluşturma amacıyla kullandılar. Sonuç olarak, o an Bokukichi gelmemiş olsaydı önce ben sonra da Anbu Kök lideri ve oğlu ölecekti. Takeshi'yi mührü aktiften mi ele geçirmeleri gerekiyor? Bunu yapmalarına imkan yok. Onu kontrol edemezler. Ne yapmaya çalıştıklarını anlayamamak beni çok yoruyor." Ayaklarıyla toprağı hafifçe eşeledi. "Youko konusunda dikkatli olmalıyız. Mirai no Me bana bunları öylesine göstermiş olamaz. Bir konuda uyarıyordu. O gördüğüm adam ellerini açmış Youko'nun ona gelmesini bekliyordu. Gülümsüyordu. Ürperticiydi." Sırtından geçen bir ürperti dalgasıyla kollarını kavuşturdu. "Belki de Youko ve Takeshi aynı planın iki ayrı parçasıdır. Belki ikisinin de hazırlanması gereken ayrı ayrı roller var ancak o ikisini belli bir noktada bir araya getirmek istiyorlar. Bu yüzden yerini sordu ancak fırsatı varken Takeshi'yi kaçırmadı çünkü Youko'yu bulamamışlardı. Bir şeyin yaşanmasını ya da belli bir evreye ulaşmasını bekliyor olabilirler. Ve şimdi ikisi birlikte eğitim görüyorlar... Belki de Akuro ile tekrar konuşmayı denemeliyiz." Arkasına yaslandı. "Şimdilik biraz dinlenip kendimizi toparlayalım, köyü toparlayalım. Hokage diğer köylerle de iletişime geçeceğini söyledi."

Bir süre derenin suyunun sessizliğinde düşüncelerini toparlamaya çalıştı. Sonra yüzünde ufak bir tebessümle Takeshi'ye baktı. "Çantasını götürdükten sonra ne yapacaksın? Kırık camlı eve mi döneceksin?" Sorusunda davet iması vardı ancak bir başına kalma ihtiyacı olabileceğini de gözettiğinden açıkça söylemiyordu. Aoi muhtemelen çok geç saatlere kadar uyumazdı. Tekrar kabus görmek istemiyordu.
Image
🦋
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
C-rank
element
Fuuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Mirai no Me (Geleceğin Gözleri)
Reikon Tsumekomi (Ruh Varlığı Kanalizasyonu)
Fuuton: Kazekiri no Jutsu (Rüzgar Kesme Tekniği)
Fuuton: Kami Oroshi (İlahi Dağ Rüzgarı)
Fuuton: Hikoukaze (Uçan Çekirge Rüzgarı)
Eien no Sasayaki (Sonsuz Fısıltılar)
Shisha no Kage (Ölülerin Gölgesi)
Shisha no Gun (Ölüler Ordusu Çağırma)
Tamashii no Hansha (Ruh Yansıması)
Fuuton: Kuudan (Hava Mermisi)
Shizukesa no Kusari (Sessiz Ruh Zincirleri)
Reikon Tsunagi (Ruhsal Bağlantı)
Mamori no Rei (Koruyucu Ruh Perdesi)
Fuuton: Kaze no Engetsu (Rüzgar Hilal Bıçakları)
Inochi no Ibuki (Yaşam Nefesi Paylaşımı)
Tamashii no Katamiı (Ruh Yadigâr)
Tamashii Kyōmei (Ruh Rezonansı)
Kyōtsū Itami (Paylaşılmış Acı)
Reikon no Tobari: Haha no Idaki (Ruh Perdesi: Ana Kucağı)
Fuuton: Shinkuuha (Vakum Dalgası)
Reikon no Michishirube (Ruhun Yol İşareti)

items

Tarot Destesi
Rüzgar Taşıyıcılı Fan
Kurbağa Peluş
3 adet Hyourougan
Kamp Malzemesi Seti
5 adet Kunai
10 adet Shuriken
2 adet Patlayıcı Kağıt
1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
2 adet İp (her biri 10 metre)

resources

ryo
342.935
sp
20
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Söylediklerin masanın etrafında birkaç saniyelik ağır bir sessizlik bırakıyor. Kaede, parmaklarını birbirine geçirip önündeki boş tabağa bakıyor. "Youko’nun peşlerinden kaçtığı kısmına inanıyorum. En azından şimdiye kadar gördüğüm davranışları bana öyle hissettirdi. Ama bir insanın kendisinin bile bilmediği bir şey taşıması mümkün. Bir mühür, koşullandırma, tetikleyici... Sennashi’den bahsediyoruz sonuçta." Bokukichi de sandalyesini hafifçe geriye yatırıyor. "Ben de kızın sabah kalkıp 'bugün Konoha’yı satayım' diye plan yaptığını sanmıyorum zaten. Ama Honda’nın ağzında duyduğum şey kıllandırıyor beni. İnsan streslenince kendi kendine anlamsız şeyler tekrarlar eyvallah da, bilmediğimiz bir dilde ritmik ritmik bir şey söylüyorsa ben bir kaşımı kaldırırım yani." Takeshi bir süre hiçbir şey söylemiyor. Youko’nun eski defterini, kırık camını, evine gelişi sırasında anlattıklarını tekrar zihninde çeviriyor gibi görünüyor. "Akuro’yla konuşabilsek işimize yarar. Sennashi’nin içini bizden çok daha iyi biliyordu. Belki Youko hakkında da bir şeyler biliyordur." Sonra yüzünü buruşturuyor. "Ama önce kızın kendisine sorulabilecek şeyleri kızın kendisine soralım. Arkasından gizli gizli komplo kuruyormuşuz gibi hissetmeye başladım."

Masato ise hemen konuşmuyor. Dirseklerini dizlerine dayayıp ellerini önünde birleştiriyor ve özellikle Takeshi’nin kaçırılmadığı kısmı uzun uzun düşünüyor. Sonunda başını kaldırıyor. "Belki de Takeshi’yi başından beri o an kaçırmayı planlamamışlardır?" diyor. Bakışları sırayla hepinizde dolaşıyor. "Takeshi’nin mührü aktifken kaçırmalarının bir anlamı olduğunu sanmıyorum. İstedikleri zaman teknik zoruyla mührü aktive edebiliyorlar. Bunu Takeshi zayıfken daha kolay yapıyorlar. O zaman niye mührü aktifken kaçırmak gibi zor bir göreve tabi olsunlar ki?" Birkaç saniye durup Takeshi’ye bakıyor. "Bana sorarsan Konoha’yı Takeshi’ye düşman etmek istediler. Takeshi’nin sürekli bir tehdit olduğunu düşündürmek, yabancılaştırmak istediler." Takeshi’nin yüzündeki hafif gülümseme kayboluyor. Masato bu kez bedenini tamamen ona çeviriyor. "Bunu gerçekten parmak sallayarak söylemiyorum, bu bir uyarı değil, ama beni dikkatli dinle, Takeshi. Bence Sennashi senin onlara yürüyerek gitmeni istiyor. Kendi iradenle. Kendini suçlama konusunda çok hızlı olduğunu biliyorum ama bunun varabileceği noktayı değerlendirmeni öneriyorum. Bir arkadaşın olarak bunu söylemek zorundayım. Sakın ama sakın bu köye haksızlık ettiğini düşünme. Biz bireyler değiliz, Konoha olarak hepimiz biriz. Bunu unutma."

Takeshi, Masato’nun gözlerine uzun uzun bakıyor. Sabah sana söyledikleri, parkta yaşananlar ve kendisini teslim etme fikri yüzünden bir anlığına bakışları ağırlaşıyor. Masato’nun söylediklerinin tam da canını acıtan bir yere dokunduğu belli oluyor. Sonra dudaklarının bir kenarı yukarı kıvrılıyor. Başını eğip kısa bir kahkaha çıkarıyor. "Abi ne ciddileştin anında ya..." diyor. Fakat gülüşü fazla sürmüyor. Gözlerini dereye çevirip suyunun karanlıkta akan çizgisini izliyor, Masato’nun teorisini zihninin bir köşesine çoktan yerleştirmiş gibi bir hali var. Sen kırık camlı eve dönüp dönmeyeceğini sorduğunda ise sana bakıyor. "Aynen, eve geçeceğim." Ardından herkesin arasında garip bir sessizlik oluşuyor. Bokukichi önce sana, sonra Takeshi’ye bakıyor. Kaede dudağının kenarını ısırarak sırıtmasını saklamaya çalışıyor. Masato da dereyi seyretmek konusunda aniden büyük bir ilgi geliştirmiş gibi başını başka tarafa çeviriyor. Takeshi bunu fark ettikçe kulakları hafifçe kızarıyor. Birkaç saniye sonra boğazını temizliyor. "...Sen de gelmek ister misin?"

Toparlanma işi kısa sürüyor. Kaede klan bölgesine dönmek üzere sizden ayrılıyor, Masato da sabahki orman planını hatırlatıp eve geçeceğini söylüyor. Bokukichi ise Ame’ye dönüş hazırlıkları için bazı işlerini halletmesi gerektiğini söyleyerek ikinizi son derece şüpheli bir sırıtışla uğurluyor. Takeshi, Youko’nun çantasını omzuna geçirip seninle birlikte köyün merkezine doğru yürümeye başlıyor. Yolda ilk birkaç dakika boyunca ikiniz de günün ağırlığını üzerinizden atmaya çalışır gibi sessiz ilerliyorsunuz. Sonra Takeshi bir dükkanın kırık tabelasını gösterip sahibinin onu üçüncü kez tamir ettirdiğini anlatıyor, hemen ardından Daichi’nin antrenmanda aslında ona vurabileceği en az dört an olduğunu ancak bilerek kaçırdığını itiraf ediyor. "Yamiaki Bey de 'hareketlerini görmen lazım, dayak yemen gerekmiyor' dedi. Sonra Daichi Bey beni yere üç kere gömdü. Demek ki hareketleri yeterince görmemişim." diye söylendiğinde yüzünde gün boyunca taşıdığı kasvetten daha tanıdık bir ifade beliriyor. Bir ara karnındaki mührün çevresine eli gidiyor fakat bu kez hemen çekiyor. Yürüyüşü boyunca günlük şeylerden söz etmeyi sürdürüyor. Camı kimin tamir edebileceğini, evde hala festivalden kalma birkaç yiyecek olduğunu, Youko’nun eğitimde inanılmaz inatçı çıktığını anlatıyor.

Youko’nun geçici olarak kaldığı yer, köy merkezinin sakin tarafındaki küçük bir otelin ikinci katında bulunuyor. Saldırıdan sonra evsiz kalan birkaç aile de aynı binaya yerleştirilmiş, koridorda battaniyeler, yardım paketleri ve kapıların önüne bırakılmış su sürahileri görüyorsun. Takeshi kapıyı iki kez çaldığında içeriden hafif bir koşuşturma geliyor. Youko kapıyı açtığında üzerinde bol bir tişört ve dizlerine kadar gelen rahat bir pantolon var, saçındaki Antik Ağaç çiçeklerinden biri hala yerinde duruyor. Takeshi çantayı uzatıyor. "Eğitim alanında bıraktın." Youko’nun gözleri büyüyor. "Ben bunu kaybettim sanıyordum." Çantayı hemen alıp göğsüne bastırıyor. "Teşekkür ederim." Takeshi omuz silkiyor. "İçinden defter düştü. Birkaç sayfasını yanlışlıkla gördüm. Kusura bakma." Youko’nun yüzünde küçücük bir gerilim beliriyor. Çantanın ağzını kontrol edip fermuarını kapatıyor. "Önemli değil... Eski şeyler onlar." diyor. Cümlenin ardından daha fazla açıklama yapmıyor. Takeshi de üstüne gitmiyor.

Youko’nun bakışları bir süre sonra sana kayıyor. Saçındaki çiçeğe dokunup sonra ellerini arkasında birleştiriyor. Bir şey söylemek için birkaç kez hazırlanıp vazgeçtikten sonra sonunda sesini çıkarıyor. "Abla, eğer vaktin olursa senden de eğitim alabilir miyim?" Takeshi hemen ona dönüyor. "Ama herkes seninle teker teker ilgilenemez Youko." Sesi sert çıkmıyor, daha çok kızın bir anda kendisine bütün Konoha’yı hoca ilan etmesini engellemeye çalışan mahcup bir abi gibi. "Yamiaki Bey’le program yaptık zaten. Ben de yardımcı oluyorum. Her gördüğün shinobiden ayrı teknik toplamaya çalışmasan daha iyi olur sanki." Youko birkaç saniye ona bakıyor. Omuzları hafifçe düşüyor ve gözlerini çantasına indiriyor. "...Tamam o zaman." diyor.

Yine de kapıyı kapatmıyor. Çantasını iki eliyle göğsüne bastırmış halde önünüzde durmaya devam ediyor. Bakışları bir an sana yükseliyor, sonra kaçıyor. Mirai no Me’de gördüğün küçük eller, kılıç, yanan ev ve karanlığın içinden sana uzanan yetişkin eli zihninde yeniden beliriyor. Takeshi’nin kazara gördüğü defter şu anda Youko’nun kollarının arasında duruyor. Bokukichi’nin duyduğu yabancı sözlerin sahibi de hemen önünde. Kızın eğitim talebi geri çevrilmiş olsa da sana karşı ilk kez kendi isteğiyle bir kapı aralamış durumda. Bu an, onu sorguya çekmeden geçmişini öğrenmek ve aranızda gerçek bir güven kurmak için şimdiye kadar bulduğun en temiz fırsat olabilir.
Post Reply