Kurgusal gidişat gereği ilerleme olması için iki oyuncunun da yazması gerekmektedir.
Off Topic
Kirigami Mii, haberli pasiflik gerçekleştirmiştir.
Kurgusal gidişat gereği ilerleme olması için iki oyuncunun da yazması gerekmektedir.
Kurgusal gidişat gereği ilerleme olması için iki oyuncunun da yazması gerekmektedir.
Amegakure


Joined: Wed Nov 27, 2024 12:19 pm
Rütbe:
Her ne kadar serserilerin lideri ellerinden kaçmış olsa da Mii göğsünü kabartarak kardeşine dönmüş ve "Biz kaçırmadık, sen kaçırdın. Fiziksel işlerden sorumlu olan sensin, ben bana düşen kısmı 'mükemmel' bir şekilde tamamladım." Mii elbette bunları kardeşini yermek için söylemiyordu, sadece onu sinirlendirmek için söylemişti. Pek sinirlenmeyeceğini biliyor olmasına rağmen böyle hareketlerde bulunmak hoşuna gidiyordu, ne de olsa sadece Yuu'nun yanında böyle çocuksu davranabiliyordu.
Arkalarından alkış sesi duymalarıyla birlikte ikili yönünü sesin geldiği yöne doğru çevirdi. Kendisini Yosuke olarak tanıtan shinobiyi gördüğünde pek şaşırmadı zira en başından itibaren birilerinin kendilerini izlediğinden emindi. Yavaşça arkasına dönerek kendilerinden sorumlu shinobiye selam verdi ve onu takip etmeye başladı. İçeriye tekrar girdikleri anda serserilerin ellerinin kollarının bağlanmış olduğunu gördü. Hemen ardından kendilerine yöneltilen soruya cevap verecekti ki Yuu kendisinden önce davrandı ve bir şeyler saçmaladı. Ayağıyla yavaşça kardeşinin bacağına vurduktan sonra konuşmaya başladı. "Kardeşimin kusuruna bakmayın Yosuke-sensei, böyle durumlarda biraz heyecanlanıyorda. Eminim sizi gördüğü için oldukça şaşırmıştır, bende şaşırdım açıkçası... Görevse fazla kolay gibiydi, köyün önde gelenlerin bizden pek bir beklentileri yok sanırım." Mii bu sözleriyle aslında yeni senseilerinin düşünce yapısını da biraz anlama niyetindeydi. Onu daha yakından tanıyabilirse onun yanında nasıl davranması gerektiğini de daha iyi bilebilirdi.
Arkalarından alkış sesi duymalarıyla birlikte ikili yönünü sesin geldiği yöne doğru çevirdi. Kendisini Yosuke olarak tanıtan shinobiyi gördüğünde pek şaşırmadı zira en başından itibaren birilerinin kendilerini izlediğinden emindi. Yavaşça arkasına dönerek kendilerinden sorumlu shinobiye selam verdi ve onu takip etmeye başladı. İçeriye tekrar girdikleri anda serserilerin ellerinin kollarının bağlanmış olduğunu gördü. Hemen ardından kendilerine yöneltilen soruya cevap verecekti ki Yuu kendisinden önce davrandı ve bir şeyler saçmaladı. Ayağıyla yavaşça kardeşinin bacağına vurduktan sonra konuşmaya başladı. "Kardeşimin kusuruna bakmayın Yosuke-sensei, böyle durumlarda biraz heyecanlanıyorda. Eminim sizi gördüğü için oldukça şaşırmıştır, bende şaşırdım açıkçası... Görevse fazla kolay gibiydi, köyün önde gelenlerin bizden pek bir beklentileri yok sanırım." Mii bu sözleriyle aslında yeni senseilerinin düşünce yapısını da biraz anlama niyetindeydi. Onu daha yakından tanıyabilirse onun yanında nasıl davranması gerektiğini de daha iyi bilebilirdi.

► Show Spoiler
Yosuke, Yuu'nun verdiği garip cevaba hafif bir şaşkınlık ifadesiyle bakıyor. "Hükümetten razı olmak mı?" diye soruyor kendi kendine, tam bir şey söyleyecekken Mii araya giriyor. Genç Chuunin, Mii'nin sözlerini dikkatle dinliyor ve ardından anlayışlı bir gülümsemeyle başını sallıyor. "Heyecanlanması normal, Mii. İlk görev her zaman özeldir." diyor Yosuke, sonra daha ciddi bir ifadeyle devam ediyor. "Ama bir şeyi düzeltmeliyim, bu görevin kolay olmasının sebebi köyün önde gelenlerinin sizden bir beklentisi olmaması değil. Tam tersine, bu bir umut meselesi değil, aksine kendinizi kanıtlamak için verilmiş güzel bir şans. Daha yeni akademiden mezun oldunuz, evet. Ama Kirigami klanından geliyorsunuz. Sizin ne kadar yeterli olduğunuzu ben de biliyorum. Eğer fazla başarılı olursanız, hızlı rütbe bile atlayabilirsiniz. Bu sistemi küçümsememelisiniz, ve kendinizi de."
Tam bu sırada, mekanın sahibi üçünüzün oturduğu masaya doğru yaklaşıyor. Elinde bir tepsi var ve tepside üç fincan sıcak çikolata bulunuyor. Adam tepsideki fincanları masaya bırakırken Yosuke ona nazikçe başını eğerek teşekkür ediyor. Mekana yardım ettiğiniz için ikram olduğunu söylüyor garson, ardından uzaklaşıyor. Yosuke, fincanını eline alıyor ve size dönerek içten bir gülümsemeyle bakıyor. "Aslında ben de yakın zamanda Jounin oluyorum." diyor, sesiyle birlikte hafif bir gurur da seziliyor. "O yüzden size bir seçenek sunmak istiyordum mümkünse."
Genç Chuunin'in yüz ifadesi bir anda ciddileşiyor. Sıcak çikolatayı masaya bırakıyor ve ikinize doğrudan bakıyor. "Benim gözetimim altında, üç kişilik bir genin takımına girmek hakkında ne düşünürsünüz?" diye soruyor. "Bir kişi daha size dahil olacak yani. Tabii ki bu sizin kararınız ama-" Tam cevabınızı beklerken, Yosuke'nin bakışları bir anlığına yukarıya, tavana doğru kayıyor. Sanki birisi ona görünmez bir frekans üzerinden bir şeyler söylüyormuşçasına dikkatli bir ifadeyle dinliyor. Kaşları çatılıyor. "Bir dakika." diyor ani bir ciddiyetle ve ayağa kalkıyor. Sağ elini kemerin arkasına götürüyor ve kunai çantasından bir kunai çıkarıyor. Parmağının ucunu kunai ile hafifçe çiziyor, birkaç damla kan akıyor. Ardından yere çökeliyor ve elini zemine basıyor. Kan bulaşmış parmakları yerde karmaşık bir sembol çiziyor. "Kuchiyose no Jutsu!" diye bağırıyor Yosuke.
Bir anda mekanda büyük bir patlama sesi yankılanıyor ve yoğun bir duman bulutu yayılıyor. Duman o kadar yoğun ki, birkaç saniye boyunca hiçbir şey görünmüyor. Ardından duman yavaş yavaş dağılmaya başladığında, ortaya çıkan manzara hem etkileyici hem de biraz tuhaf. Dükkanın neredeyse yarısını kaplayan, gri renkli, dev bir semender beliriyor. Yaratığın pullu derisi ışıkta hafifçe parlıyor ve gözleri yaşlı ama keskin bir zeka yansıtıyor. Yosuke semendere doğru hafif sinirli bir şekilde bakıyor. "Gao, potansiyel öğrencilerimle konuşurken neden rahatsız ediyorsun beni ya?" diye soruyor.
Gao adındaki semender, insani bir tavırla gözlerini devirip homurdanıyor. "Yosuke, baban Utekikage ile kanka diye dünya etrafında mı dönüyor sanıyon lan sen?" diye bağırıyor boğuk ve kısık bir sesle. Yosuke'nin yüzü aniden kızarıyor ve panik içinde semendere doğru sıçrıyor. "ŞŞŞ NE DİYORSUN OĞLUM SEN?!" diye bağırıyor, kollarını çılgınca sallayarak. Gao kahkaha atıyor, semender kahkahasının mekanda yankılanması oldukça garipsi bir ses çıkarıyor. "Ibushi oğlanı, beni dinle." diyor daha ciddi bir tonla. "Sanshouo diyarında bazı semenderler tanımadıkları insanlar görmüşler. Buna izin veremeyiz, biliyorsun."
Yosuke'nin yüzündeki panik yerini gerçek bir şaşkınlığa bırakıyor. "Nasıl olabilir ki bu?" diye soruyor endişeli bir sesle. Gao omuzlarını, ya da omuz gibi görünen kısımlarını silkiyor. "Nereden bileyim lan ben?" diyor alaycı bir tonla, sonra daha tehditkar bir ifadeyle ekliyor. "Diyarın konumunu sızdırmış olabilir misin?" Bir anlık sessizlik oluyor. Sonra Gao, bir soru daha ekliyor. "Daha da önemlisi, klanından bir başkası buna sebep olmuş olabilir mi?" Yosuke'nin yüzü iyice asılıyor, endişe bütün yüz hatlarına yayılıyor. "Tamam, sen geri dön, derhal ilgileneceğim Gao. Teşekkürler." diyor ciddi bir tonla.
Gao, size doğru dönüyor. Yaşlı gözlerinde hafif bir özür ifadesi beliriyor. "Kusura bakmayın evlatlar, iş başımızdan aşkın. Başka zaman içersiniz çayınızı." diyor. Yosuke "Çay değil sıcak ç-" derken Gao bir duman bulutuyla birlikte yok oluyor. Duman dağıldığında geriye sadece yerde kalan çağırma sembolü ve havada asılı kalan hafif bir kükürt kokusu kalıyor. Yosuke derin bir nefes alıyor, sonra size dönüyor. Yüzünde yorgun ama kararlı bir ifade var. "Evet, teklifime ne diyorsunuz?" diye soruyor, sanki hiçbir şey olmamış gibi konuyu toparlıyor. Ardından hafif alaycı bir gülümsemeyle ekliyor. "Hem kabul ederseniz ilk göreviniz çok... ilgi çekici olabilir."
Masadaki sıcak çikolatalardan hafif bir buhar yükseliyor, Yosuke cevabınızı beklerken parmağındaki kan lekesini mendille siliyor.
Tam bu sırada, mekanın sahibi üçünüzün oturduğu masaya doğru yaklaşıyor. Elinde bir tepsi var ve tepside üç fincan sıcak çikolata bulunuyor. Adam tepsideki fincanları masaya bırakırken Yosuke ona nazikçe başını eğerek teşekkür ediyor. Mekana yardım ettiğiniz için ikram olduğunu söylüyor garson, ardından uzaklaşıyor. Yosuke, fincanını eline alıyor ve size dönerek içten bir gülümsemeyle bakıyor. "Aslında ben de yakın zamanda Jounin oluyorum." diyor, sesiyle birlikte hafif bir gurur da seziliyor. "O yüzden size bir seçenek sunmak istiyordum mümkünse."
Genç Chuunin'in yüz ifadesi bir anda ciddileşiyor. Sıcak çikolatayı masaya bırakıyor ve ikinize doğrudan bakıyor. "Benim gözetimim altında, üç kişilik bir genin takımına girmek hakkında ne düşünürsünüz?" diye soruyor. "Bir kişi daha size dahil olacak yani. Tabii ki bu sizin kararınız ama-" Tam cevabınızı beklerken, Yosuke'nin bakışları bir anlığına yukarıya, tavana doğru kayıyor. Sanki birisi ona görünmez bir frekans üzerinden bir şeyler söylüyormuşçasına dikkatli bir ifadeyle dinliyor. Kaşları çatılıyor. "Bir dakika." diyor ani bir ciddiyetle ve ayağa kalkıyor. Sağ elini kemerin arkasına götürüyor ve kunai çantasından bir kunai çıkarıyor. Parmağının ucunu kunai ile hafifçe çiziyor, birkaç damla kan akıyor. Ardından yere çökeliyor ve elini zemine basıyor. Kan bulaşmış parmakları yerde karmaşık bir sembol çiziyor. "Kuchiyose no Jutsu!" diye bağırıyor Yosuke.
Bir anda mekanda büyük bir patlama sesi yankılanıyor ve yoğun bir duman bulutu yayılıyor. Duman o kadar yoğun ki, birkaç saniye boyunca hiçbir şey görünmüyor. Ardından duman yavaş yavaş dağılmaya başladığında, ortaya çıkan manzara hem etkileyici hem de biraz tuhaf. Dükkanın neredeyse yarısını kaplayan, gri renkli, dev bir semender beliriyor. Yaratığın pullu derisi ışıkta hafifçe parlıyor ve gözleri yaşlı ama keskin bir zeka yansıtıyor. Yosuke semendere doğru hafif sinirli bir şekilde bakıyor. "Gao, potansiyel öğrencilerimle konuşurken neden rahatsız ediyorsun beni ya?" diye soruyor.
Gao adındaki semender, insani bir tavırla gözlerini devirip homurdanıyor. "Yosuke, baban Utekikage ile kanka diye dünya etrafında mı dönüyor sanıyon lan sen?" diye bağırıyor boğuk ve kısık bir sesle. Yosuke'nin yüzü aniden kızarıyor ve panik içinde semendere doğru sıçrıyor. "ŞŞŞ NE DİYORSUN OĞLUM SEN?!" diye bağırıyor, kollarını çılgınca sallayarak. Gao kahkaha atıyor, semender kahkahasının mekanda yankılanması oldukça garipsi bir ses çıkarıyor. "Ibushi oğlanı, beni dinle." diyor daha ciddi bir tonla. "Sanshouo diyarında bazı semenderler tanımadıkları insanlar görmüşler. Buna izin veremeyiz, biliyorsun."
Yosuke'nin yüzündeki panik yerini gerçek bir şaşkınlığa bırakıyor. "Nasıl olabilir ki bu?" diye soruyor endişeli bir sesle. Gao omuzlarını, ya da omuz gibi görünen kısımlarını silkiyor. "Nereden bileyim lan ben?" diyor alaycı bir tonla, sonra daha tehditkar bir ifadeyle ekliyor. "Diyarın konumunu sızdırmış olabilir misin?" Bir anlık sessizlik oluyor. Sonra Gao, bir soru daha ekliyor. "Daha da önemlisi, klanından bir başkası buna sebep olmuş olabilir mi?" Yosuke'nin yüzü iyice asılıyor, endişe bütün yüz hatlarına yayılıyor. "Tamam, sen geri dön, derhal ilgileneceğim Gao. Teşekkürler." diyor ciddi bir tonla.
Gao, size doğru dönüyor. Yaşlı gözlerinde hafif bir özür ifadesi beliriyor. "Kusura bakmayın evlatlar, iş başımızdan aşkın. Başka zaman içersiniz çayınızı." diyor. Yosuke "Çay değil sıcak ç-" derken Gao bir duman bulutuyla birlikte yok oluyor. Duman dağıldığında geriye sadece yerde kalan çağırma sembolü ve havada asılı kalan hafif bir kükürt kokusu kalıyor. Yosuke derin bir nefes alıyor, sonra size dönüyor. Yüzünde yorgun ama kararlı bir ifade var. "Evet, teklifime ne diyorsunuz?" diye soruyor, sanki hiçbir şey olmamış gibi konuyu toparlıyor. Ardından hafif alaycı bir gülümsemeyle ekliyor. "Hem kabul ederseniz ilk göreviniz çok... ilgi çekici olabilir."
Masadaki sıcak çikolatalardan hafif bir buhar yükseliyor, Yosuke cevabınızı beklerken parmağındaki kan lekesini mendille siliyor.
Ibushi Yosuke
► Show Spoiler
Amegakure


Joined: Wed Nov 27, 2024 12:19 pm
Rütbe:
Yuu sözlerini bitirdikten sonra Mii'den bir tekme yemiş ve Chuunin Yosuke de bu duruma şaşırmıştı. Sessizce Mii'ye doğru "Niye ya hükumet kötü mü, maaşımızı kim veriyo' bizim?" diye söylenmişti. Yosuke'nin Mii'nin sözleriyle beraber bu hadiseyi es geçmesiyle kendilerine dair beklenti ve hedeflerini açıklamaya başlamıştı. Açıklamanın ortasında gelen sıcak çikolata fincanını eline alıp "Hüüüüüüüpp!" diye içmeye başlamıştı. "İyi geldi valla sıcak sıcak." diye söylendi. Bu sözler üzerine yaşanan rahatsız edici sessizlikten sonra Yosuke yakında Jounin olacağını ve iki kardeşin de kendilerine katılmasını istiyordu.
Yuu bunun ne denli mümkün olabileceğini bilemedi. Daha önce bir takımda olduğu için değildi bu düşünceleri elbette ama sanki takımında Mii varken gelecek üçüncü kişiyi Mii ile eş değere koyabileceğini düşünmüyordu. Bunun muhtemelen sorunlara yol açacağını da biliyordu fakat doğrusu bunu düşünmesi gereken kişinin kendisi değildi. Yuu, bir yönetmen olmayı istiyordu elbette fakat bugün yalnızca bir oyuncuydu. Bir oyuncu denileni yapardı, sorgulamazdı. İyi bir eser de zaten böyle ortaya çıkardı.
Yosuke teklifini yaparken bir anda tavana doğru bakmaya başlamıştı. Bunun üzerine Yuu da tavana doğru baktı fakat Yosuke ile aynı şeyi görmediğine emindi. Mii'ye döndü ve "N'oluya la" manasına gelen bakışı yaparak kafasını salladı. Yosuke ciddiyetle ayağa kalkınca Yuu biraz gerildi ve daha hazır bir tavıra girdi. Yosuke kunai çıkardı ve parmağını kesti. Yuu içinden "Sakın! Sakın! Sakın yapma!" diye geçirirken muhtemelen çevrelerindeki herkes tarafından kolaylıkla fark edilebilen bir rahatsız hali göze çarpıyordu. "Kuchiyose no Jutsu" demesiyle beraber Yuu "Haaayıığğğ" diye ses çıkarmış fakat Mii tarafından ağzı tutulmuştu. Yuu bu tekniğin parmağın ısırılmasıyla yapılması gerektiği konusunda çok ısrarcıydı. Bu teknik/sahne ancak böyle güzel yansıtılabilirdi. Fakat, en azından bugün, Yuu'nun bu durumu eleştirmeye hakkı yoktu.
Çağırma tekniğiyle beraber ortaya gri renkli bir semender ortaya çıkmış ve Yosuke ile beraber bir konu hakkında tartışmaya başlamışlardı. Yosuke'nin babasının Utekikage ile kanka olmasının dışında semenderlerin bir diyarı olduğunu ve bu diyarda insan olmasının yasak olduğunu öğrenmişlerdi. "Oldukça verimli bir gün" diye iç geçirdi.
Semender Gao'nun gitmesiyle beraber Yosuke teklifini yinelemişti. Yuu oldukça tiyatral bir yüz ifadesiyle sıcak çikolatasını yeniden eline aldı. "Hüüüüüp!" diyerek yeniden içti sonra da az önceden çok daha kasıntı olduğu bir ses ile söze girdi:
Dünya — bir tiyatro
Ve biz — onun oyuncularıyız.
Size söyleyeceklerim — işte bu kadar...
Bu sözlerin ardından başını yukarı aşağı doğru yavaşça sallıyordu. Yüzünde ise oldukça mağrur bir bakış vardı. Bu sözlerin evet manasına geldiğini muhtemelen de sadece Mii biliyordu.
Yuu bunun ne denli mümkün olabileceğini bilemedi. Daha önce bir takımda olduğu için değildi bu düşünceleri elbette ama sanki takımında Mii varken gelecek üçüncü kişiyi Mii ile eş değere koyabileceğini düşünmüyordu. Bunun muhtemelen sorunlara yol açacağını da biliyordu fakat doğrusu bunu düşünmesi gereken kişinin kendisi değildi. Yuu, bir yönetmen olmayı istiyordu elbette fakat bugün yalnızca bir oyuncuydu. Bir oyuncu denileni yapardı, sorgulamazdı. İyi bir eser de zaten böyle ortaya çıkardı.
Yosuke teklifini yaparken bir anda tavana doğru bakmaya başlamıştı. Bunun üzerine Yuu da tavana doğru baktı fakat Yosuke ile aynı şeyi görmediğine emindi. Mii'ye döndü ve "N'oluya la" manasına gelen bakışı yaparak kafasını salladı. Yosuke ciddiyetle ayağa kalkınca Yuu biraz gerildi ve daha hazır bir tavıra girdi. Yosuke kunai çıkardı ve parmağını kesti. Yuu içinden "Sakın! Sakın! Sakın yapma!" diye geçirirken muhtemelen çevrelerindeki herkes tarafından kolaylıkla fark edilebilen bir rahatsız hali göze çarpıyordu. "Kuchiyose no Jutsu" demesiyle beraber Yuu "Haaayıığğğ" diye ses çıkarmış fakat Mii tarafından ağzı tutulmuştu. Yuu bu tekniğin parmağın ısırılmasıyla yapılması gerektiği konusunda çok ısrarcıydı. Bu teknik/sahne ancak böyle güzel yansıtılabilirdi. Fakat, en azından bugün, Yuu'nun bu durumu eleştirmeye hakkı yoktu.
Çağırma tekniğiyle beraber ortaya gri renkli bir semender ortaya çıkmış ve Yosuke ile beraber bir konu hakkında tartışmaya başlamışlardı. Yosuke'nin babasının Utekikage ile kanka olmasının dışında semenderlerin bir diyarı olduğunu ve bu diyarda insan olmasının yasak olduğunu öğrenmişlerdi. "Oldukça verimli bir gün" diye iç geçirdi.
Semender Gao'nun gitmesiyle beraber Yosuke teklifini yinelemişti. Yuu oldukça tiyatral bir yüz ifadesiyle sıcak çikolatasını yeniden eline aldı. "Hüüüüüp!" diyerek yeniden içti sonra da az önceden çok daha kasıntı olduğu bir ses ile söze girdi:
Dünya — bir tiyatro
Ve biz — onun oyuncularıyız.
Size söyleyeceklerim — işte bu kadar...
Bu sözlerin ardından başını yukarı aşağı doğru yavaşça sallıyordu. Yüzünde ise oldukça mağrur bir bakış vardı. Bu sözlerin evet manasına geldiğini muhtemelen de sadece Mii biliyordu.
► Show Spoiler

► Show Spoiler
Amegakure


Joined: Wed Nov 27, 2024 12:19 pm
Rütbe:
Yuu'nun sorusuna sadece iğrenti dolu bir bakış atarak cevap vermiş ve hemencecik önüne dönmüştü. Mii'nin sinirini bozan şey Yuu'nun önüne gelen ilk rütbeli shinobiyi yalamaya başlamış olmasıydı. Böyle anlarda biraz daha diplomatik davranması, duygularını belli etmemesi gerekiyordu. En azından Mii öyle davranmanın doğru olduğunu düşünüyordu... Masaya sıcak çikolataların gelmesiyle birlikte suratına hafif bir gülümseme yerleşen Mii, bir çocuk misali mutlu mutlu sıcak çikolatasını yudumluyor ve Yosuke'yi dinliyordu. Adamın yaptığı açıklamayı yeterli bulmuş olsa gerek ki kafasını sallamak dışında herhangi bir cevap vermedi.
Üç kişilik bir takımdan söz edilince Mii bakışlarını Yuu'ya çevirip kısa bir süre düşündü. Yuu'nun neler düşündüğünü gayet net anlayabiliyordu ve onunla aynı düşünceler içerisindeydi. Dünyadaki herhangi birini Yuu'nun önüne koyamazdı, hayatını Yuu hariç birisi için asla tehlikeye atamazdı. Takımdaki iki kişi böyle düşünceler içerisindeyken gerçekten de bir takım olmayı başarabilirler miydi?
Yuu kafasını kendisine çevirip salladığında o da anlamadığını belirtmek için kafasını iki yana doğru salladı. Kısa bir süre sonra ortaya çıkan semender ile Yosuke belli başlı konular hakkında konuşmuştu fakat Mii olayın önemini pek anlamayı başaramamıştı. Bu sebeptendir ki sessizce dinlemeye devam etti.
Yosuke'nin teklifi aslında Mii için oldukça cazipti, zira yeni Jounin olacak birisini kandırmak diğerlerini kandırmaktan daha kolay olur diye düşünüyordu. Yuu'da kendisiyle aynı düşüncedeydi fakat onun ne dediği diğerleri tarafından pek anlaşılamadığından ötürü açıklama gereği duydu. "Evet diyor yani, benim de cevabım evet Yosuke-sensei." Mii'nin suratında kocaman, sahte bir gülümseme vardı fakat bu Yosuke tarafından fark edilebilecek bir şey değildi.
Üç kişilik bir takımdan söz edilince Mii bakışlarını Yuu'ya çevirip kısa bir süre düşündü. Yuu'nun neler düşündüğünü gayet net anlayabiliyordu ve onunla aynı düşünceler içerisindeydi. Dünyadaki herhangi birini Yuu'nun önüne koyamazdı, hayatını Yuu hariç birisi için asla tehlikeye atamazdı. Takımdaki iki kişi böyle düşünceler içerisindeyken gerçekten de bir takım olmayı başarabilirler miydi?
Yuu kafasını kendisine çevirip salladığında o da anlamadığını belirtmek için kafasını iki yana doğru salladı. Kısa bir süre sonra ortaya çıkan semender ile Yosuke belli başlı konular hakkında konuşmuştu fakat Mii olayın önemini pek anlamayı başaramamıştı. Bu sebeptendir ki sessizce dinlemeye devam etti.
Yosuke'nin teklifi aslında Mii için oldukça cazipti, zira yeni Jounin olacak birisini kandırmak diğerlerini kandırmaktan daha kolay olur diye düşünüyordu. Yuu'da kendisiyle aynı düşüncedeydi fakat onun ne dediği diğerleri tarafından pek anlaşılamadığından ötürü açıklama gereği duydu. "Evet diyor yani, benim de cevabım evet Yosuke-sensei." Mii'nin suratında kocaman, sahte bir gülümseme vardı fakat bu Yosuke tarafından fark edilebilecek bir şey değildi.

► Show Spoiler
Yosuke, Yuu'nun tuhaf şiirsel konuşmasını dinlerken kaşlarını hafifçe yukarı kaldırıyor. Bir an ne diyeceğini bilemiyormuş gibi duraksıyor, ardından Mii'nin açıklamasıyla birlikte yüzünde geniş bir gülümseme beliriyor. Genç Chuunin rahatlamış gibi görünüyor ve ellerini birbirine vuruyor. "Harika! Gerçekten harika!" diyor içtenlikle. "İkinizle de çalışmayı dört gözle bekliyorum. Eminim çok iyi bir takım olacağız." Yosuke fincanındaki sıcak çikolatanın son yudumunu içiyor ve ayağa kalkıyor. Cebinden deri bir para kesesi çıkarıyor ve masanın üzerine birkaç madeni para bırakıyor. Mekan sahibine doğru başıyla selam veriyor, adam da mutlu bir ifadeyle karşılık veriyor. Yosuke, size doğru dönüyor ve ciddi ama heyecanlı bir ifadeyle konuşmaya başlıyor.
"Şimdi, görevimize geçmeden önce..." diyor, duraksayarak. "Sizin şu anki kapasitelerinizi daha iyi anlamam gerekiyor. Sadece dosyalardaki bilgilerle yetinmek istemiyorum. Gerçek bir shinobi olarak yeteneklerinizi görmek istiyorum." Mekandan dışarı çıkıyorsunuz. Yağmur hala bardaktan boşanırcasına yağıyor ve sokaklar ıslak ve kaygan. Yosuke sizi kasvetli ara sokaklardan geçirerek Amegakure'nin merkezine doğru götürüyor. Binalar giderek daha büyük ve daha gösterişli olmaya başlıyor. Yaklaşık on beş dakikalık bir yürüyüşün ardından, dev bir yapının önünde duruyorsunuz.
Bina, köyün geleneksel mimarisinden farklı olarak daha modern hatlarla inşa edilmiş. Gri metalik yüzeyi yağmurda parlıyor ve girişinin üzerinde büyük harflerle "Ame Seishin Dojo - Zihin ve Beden Antrenman Merkezi" yazıyor. Kapının yanında köyün sembolü işlenmiş ve altında küçük bir yazıyla "Sadece rütbeli shinobiler girebilir" notu düşülmüş. Yosuke sizi içeri sokuyor. İçerisi dışarıdan görünenden çok daha geniş. Yüksek tavanlı, geniş bir salon onları karşılıyor. Zemini özel bir malzemeyle kaplanmış, darbelerden zarar görmeyecek şekilde tasarlanmış. Duvarlarda çeşitli silahlar asılı ve salonun farklı bölümlerinde antrenman yapan shinobiler var. Bazıları maket hedefler üzerinde shuriken pratiği yapıyor, bazıları ağır çuvallarla yakın dövüş antrenmanı gerçekleştiriyor, bazıları da zemin üzerinde mühür dizileri çizerek ninjutsu çalışıyor.
Yosuke sizi salonun en arka kısmına, boş bir antrenman alanına götürüyor. Burası diğer alanlardan çizgilerle ayrılmış, yaklaşık kırk metre karelik bir alan. Yosuke ikinizi alanın bir ucunda konuşlandırıyor, sonra kendisi yavaş adımlarla karşı tarafa yürüyor. Yosuke ile aranızda yaklaşık on metre mesafe oluşuyor. Genç Chuunin cebine uzanıyor ve oradan küçük bir metal nesne çıkarıyor. Shuriken şeklinde tasarlanmış bir anahtarlık bu. Dört uçlu, klasik shuriken formunda ama ortasında küçük bir halka var, anahtarlar için. Metal yüzeyi parlatılmış ve üzerinde ince çizgilerle bir semender figürü işlenmiş. Işıkta hafifçe parlıyor. Yosuke bunu cebinin dış kısmına, herkesin görebileceği şekilde asıyor.
"Kurallar basit gençler." diyor Yosuke, sesi salonda yankılanıyor. "Bunu cebime asıyorum, ikinizden biri bu anahtarlığı üzerimden almayı başarırsa kazanırsınız." Duraksıyor, sonra ekliyor. "Elbette bu antrenmanı reddetme hakkınız da var. Size birkaç jutsu gösteririm, sonra da Utekikage'nin ofisine geçeriz. Elbette reddetmeyip denemenizi tercih ederim ama..." Hafif bir gülümsemeyle size bakıyor. "Kararı size bırakıyorum." Salonun diğer ucunda antrenman yapan shinobiler, olup bitenden haberdar olmadan kendi işlerine devam ediyorlar. Bir Jounin'in öğrencilerine antrenman vermesi bu salonda sıradan bir manzara. Ama Yosuke'nin gözlerinde beliren o ışıltı, bunun sıradan bir antrenman olmayacağını ima ediyor.
Yağmurun camları dövme sesi, salonun içine kadar ulaşıyor. Yosuke ellerini arkasında birleştiriyor ve cevabınızı bekliyor.
"Şimdi, görevimize geçmeden önce..." diyor, duraksayarak. "Sizin şu anki kapasitelerinizi daha iyi anlamam gerekiyor. Sadece dosyalardaki bilgilerle yetinmek istemiyorum. Gerçek bir shinobi olarak yeteneklerinizi görmek istiyorum." Mekandan dışarı çıkıyorsunuz. Yağmur hala bardaktan boşanırcasına yağıyor ve sokaklar ıslak ve kaygan. Yosuke sizi kasvetli ara sokaklardan geçirerek Amegakure'nin merkezine doğru götürüyor. Binalar giderek daha büyük ve daha gösterişli olmaya başlıyor. Yaklaşık on beş dakikalık bir yürüyüşün ardından, dev bir yapının önünde duruyorsunuz.
Bina, köyün geleneksel mimarisinden farklı olarak daha modern hatlarla inşa edilmiş. Gri metalik yüzeyi yağmurda parlıyor ve girişinin üzerinde büyük harflerle "Ame Seishin Dojo - Zihin ve Beden Antrenman Merkezi" yazıyor. Kapının yanında köyün sembolü işlenmiş ve altında küçük bir yazıyla "Sadece rütbeli shinobiler girebilir" notu düşülmüş. Yosuke sizi içeri sokuyor. İçerisi dışarıdan görünenden çok daha geniş. Yüksek tavanlı, geniş bir salon onları karşılıyor. Zemini özel bir malzemeyle kaplanmış, darbelerden zarar görmeyecek şekilde tasarlanmış. Duvarlarda çeşitli silahlar asılı ve salonun farklı bölümlerinde antrenman yapan shinobiler var. Bazıları maket hedefler üzerinde shuriken pratiği yapıyor, bazıları ağır çuvallarla yakın dövüş antrenmanı gerçekleştiriyor, bazıları da zemin üzerinde mühür dizileri çizerek ninjutsu çalışıyor.
Yosuke sizi salonun en arka kısmına, boş bir antrenman alanına götürüyor. Burası diğer alanlardan çizgilerle ayrılmış, yaklaşık kırk metre karelik bir alan. Yosuke ikinizi alanın bir ucunda konuşlandırıyor, sonra kendisi yavaş adımlarla karşı tarafa yürüyor. Yosuke ile aranızda yaklaşık on metre mesafe oluşuyor. Genç Chuunin cebine uzanıyor ve oradan küçük bir metal nesne çıkarıyor. Shuriken şeklinde tasarlanmış bir anahtarlık bu. Dört uçlu, klasik shuriken formunda ama ortasında küçük bir halka var, anahtarlar için. Metal yüzeyi parlatılmış ve üzerinde ince çizgilerle bir semender figürü işlenmiş. Işıkta hafifçe parlıyor. Yosuke bunu cebinin dış kısmına, herkesin görebileceği şekilde asıyor.
"Kurallar basit gençler." diyor Yosuke, sesi salonda yankılanıyor. "Bunu cebime asıyorum, ikinizden biri bu anahtarlığı üzerimden almayı başarırsa kazanırsınız." Duraksıyor, sonra ekliyor. "Elbette bu antrenmanı reddetme hakkınız da var. Size birkaç jutsu gösteririm, sonra da Utekikage'nin ofisine geçeriz. Elbette reddetmeyip denemenizi tercih ederim ama..." Hafif bir gülümsemeyle size bakıyor. "Kararı size bırakıyorum." Salonun diğer ucunda antrenman yapan shinobiler, olup bitenden haberdar olmadan kendi işlerine devam ediyorlar. Bir Jounin'in öğrencilerine antrenman vermesi bu salonda sıradan bir manzara. Ama Yosuke'nin gözlerinde beliren o ışıltı, bunun sıradan bir antrenman olmayacağını ima ediyor.
Yağmurun camları dövme sesi, salonun içine kadar ulaşıyor. Yosuke ellerini arkasında birleştiriyor ve cevabınızı bekliyor.
Amegakure


Joined: Wed Nov 27, 2024 12:19 pm
Rütbe:
Yosuke'nin sözleriyle beraber mekandan ayrılmışlar ve Yuu'nun şehir merkezine doğru olduğuna inandığı bir yolculuğa başlamışlardı. Miİ'ye sessizce "Bu niye bizi tenha tenha yollardan götürüyor. Kimlik falan da sormadık bak bi' sıkıntı olmasın." diye söylendi fakat takip etmekten başka bir seçenek de bulamamışlardı. Bir süre sonra Ame Seishin Dojo'nun önünde durmuşlar ve Yuu içten içe rahat bir nefes almıştı.
İçerisi ise ana baba günüydü. Öylesine çok insan farklı farklı şeyler yapıyordu ki gözünde buranın ne kadar harika bir film seti olabileceği canlanmıştı. Zemine ayağıyla yere iki kere vurdu ve gelen tok ses onu heyecanlandırdı. Ayağına çakra biriktirip bir tane daha vurdu. Ayağını kaldırıp yere indirirken hafif bir pişmanlık hissetmişti belki ama sonuç fevkalade idi. Zemin her şeye dayanıklı olmalıydı.
Yosuke'yi takip etmeye devam ediyorlardı. Takip ettikçe merkezden uzaklaşıyor olmak Yuu'yu üzmüştü. Zira buraya gazoz içmeye gelmemişlerdi herhalde. Dövüşeceklerini anlamıştı. Bunun Mii ile olacak olması yazık olacaktı fakat yıllardan beri süregelen bu kardeş kavgaları ilk değildi, son da olmayacaktı. Yalnızca Mii'yi tokatladığına Yosuke de şahit olacaktı hepsi bu. Nihayetinde salonun sonuna varmışlar ve Yosuke cebinden anahtarlık çıkarmıştı. Yuu gözlerini kısarak baktı ve anahtarlığın herhangi bir olayı var mı diye yokladı. Oldukça normal görünüyordu.
Yosuke bunu cebine asacağını ve iki kardeşin de bu anahtarlığı ondan almalarını istiyordu. "Hoppalaaa" diye iç geçirdi. Zaten genin olduklarını ve böylesine bir sınavın ne manaya geleceğinden emin değildi. Hakeza üçüncüleri de yoktu. Peki ya anahtarlığı almayı başaramayan ezikler olur iseler n'olacaktı. Redemption Arc gelecekti elbette... Bu kadar soru yeter idi. Zira soru sorma işi Mii'nin idi. Yuu gözlerini kapattı ve pembiş gözlüğünü yeniden taktı. Başını biraz öne doğru eğdi ve "Imğ ımğ, ımğ ımğğ" diye sesler çıkarmaya başladı. Ayağıyla da bu seslere uygun ritim tuttuğu aşikardı. Gözleriyle çevresini ve gireceği rolü hayal ediyor gibiydi. Onun için bu dövüş çoktan başlamıştı. Mii ve Yosuke konuşurken arada ufak bir sesle "Gücünü test et!" diyip duracaktı. Süreç içinde bunu dört kere demesinin sinematografik açıdan daha uygun olacağı kararına vardı.
İçerisi ise ana baba günüydü. Öylesine çok insan farklı farklı şeyler yapıyordu ki gözünde buranın ne kadar harika bir film seti olabileceği canlanmıştı. Zemine ayağıyla yere iki kere vurdu ve gelen tok ses onu heyecanlandırdı. Ayağına çakra biriktirip bir tane daha vurdu. Ayağını kaldırıp yere indirirken hafif bir pişmanlık hissetmişti belki ama sonuç fevkalade idi. Zemin her şeye dayanıklı olmalıydı.
Yosuke'yi takip etmeye devam ediyorlardı. Takip ettikçe merkezden uzaklaşıyor olmak Yuu'yu üzmüştü. Zira buraya gazoz içmeye gelmemişlerdi herhalde. Dövüşeceklerini anlamıştı. Bunun Mii ile olacak olması yazık olacaktı fakat yıllardan beri süregelen bu kardeş kavgaları ilk değildi, son da olmayacaktı. Yalnızca Mii'yi tokatladığına Yosuke de şahit olacaktı hepsi bu. Nihayetinde salonun sonuna varmışlar ve Yosuke cebinden anahtarlık çıkarmıştı. Yuu gözlerini kısarak baktı ve anahtarlığın herhangi bir olayı var mı diye yokladı. Oldukça normal görünüyordu.
Yosuke bunu cebine asacağını ve iki kardeşin de bu anahtarlığı ondan almalarını istiyordu. "Hoppalaaa" diye iç geçirdi. Zaten genin olduklarını ve böylesine bir sınavın ne manaya geleceğinden emin değildi. Hakeza üçüncüleri de yoktu. Peki ya anahtarlığı almayı başaramayan ezikler olur iseler n'olacaktı. Redemption Arc gelecekti elbette... Bu kadar soru yeter idi. Zira soru sorma işi Mii'nin idi. Yuu gözlerini kapattı ve pembiş gözlüğünü yeniden taktı. Başını biraz öne doğru eğdi ve "Imğ ımğ, ımğ ımğğ" diye sesler çıkarmaya başladı. Ayağıyla da bu seslere uygun ritim tuttuğu aşikardı. Gözleriyle çevresini ve gireceği rolü hayal ediyor gibiydi. Onun için bu dövüş çoktan başlamıştı. Mii ve Yosuke konuşurken arada ufak bir sesle "Gücünü test et!" diyip duracaktı. Süreç içinde bunu dört kere demesinin sinematografik açıdan daha uygun olacağı kararına vardı.

► Show Spoiler

