[Yureikumo Aoi] Ötekiler
Posted: Sat May 02, 2026 4:23 pm
Gözlerini yatağında açıyorsun. İlk fark ettiğin şey, odanın fazla sessiz olduğu oluyor. Ne Tenchi Köprüsü'nün altında kayalara çarpan suyun uğultusu var, ne taş zemine akan kanın ağır kokusu, ne de Takeshi'nin boğazından kopan o yabancı kahkaha. Yalnızca kendi odan. Tanıdık tavan, tanıdık tütsü kokusu, pencerenin kenarından içeri süzülen solgun sabah ışığı. Bir an için her şeyin kötü bir rüya olduğunu düşünmek istiyorsun. Bedenin bu yalana tutunmak için birkaç saniye direniyor. Sonra hatırlıyorsun. Akuro'nun maskesi. Kızıl saç dipleri. Mavi gözleri. Yerde yatan ANBU'lar. Takeshi'nin eline taktığı pençe. Dönüş yolundaki o sessizlik. Işık İşaretçisi'nin bembeyaz parıltısı. Hatırladıkça göğsünün ortasına ağır bir taş oturuyor. Olanların hiçbiri rüya değildi. Rüya olsaydı uyandığında bu kadar acıtmazdı. Yatağın kenarına doğrulurken çarşafın avuçlarının altında kırıştığını fark ediyorsun, sargılı elin hafifçe sızlıyor. O küçük acı bile gerçekliğin mührü gibi. Her şey yaşandı. Her şey ardında iz bıraktı.
Odanda kimse yok. Kapının ardında annenin ayak sesleri yok, babanın ağır ve sakin nefesi yok, Bokukichi'nin herhangi bir yerden çıkıp saçma bir şey söyleyeceğine dair o tuhaf güven de yok. Pencereye doğru yürüyorsun. Dışarıda Yureikumo bölgesi sabaha uyanıyor ama bu uyanış bile kederli. Evlerin önünde tütsüler hala yanıyor. Antik Ağaç'ın solmuş olduğu gerçeği, buradan görünmese bile havaya sinmiş gibi. Sanki klanın tamamı aynı anda nefesini tutuyor ve hiçbir şey eskisi gibi akmıyor. Başını cama yaklaştırıyorsun. Soğuk cam alnına değecek kadar yakınken, bir anda dışarıdan bir el beliriyor. Ne pencere açılıyor, ne cam kırılıyor. El, camın içinden suyun yüzeyinden geçer gibi süzülüyor. Uzun, ince, ışıkla çizilmiş parmaklar sana doğru uzanıyor. Kaçmaya fırsat bulamıyorsun. Parmaklar yüzünü iki yanından tutuyor, dokunuşu soğuk değil, sıcak da değil. Dokunduğu anda odanın çizgileri bozuluyor. Duvarlar, yatak, pencere, tütsü dumanı birbiri içine akıyor. Miden hafifçe boşluğa düşüyor. Bir nefes alıyorsun ve o nefesi artık odanda değil, ormanda veriyorsun.
Yeniden oradasın. Sabahın köründe, sisle yıkanmış, dallarından süt beyazı ışık sızan o ormanda. Toprak nemli. Ağaçlar çok eski. Sessizlik canlı gibi. Karşında, dalların arasından inen ışığın tam merkezinde Işık İşaretçisi duruyor. Bembeyaz parıltısı yüz hatlarını hem görünür hem ulaşılamaz kılıyor. Sana yaklaştığında yerdeki yapraklar kıpırdamıyor. "Kan döküldüğünde, kanın sahibi kimdir?" diye soruyor. Sesi sakin, fakat her kelimesi zihninin içinde yankılanacak kadar derin. "Bir beden suç işlerse ve ruh esir alınmışsa, yargı nereye iner? Ele mi, kalbe mi, mühre mi?" Birkaç adım daha atıyor. Işığı yaklaşınca ormanın gölgeleri geri çekiliyor ama tamamen yok olmuyor. "Birini kurtarmak için kendini yakmaya razı olan kişi, gerçekten fedakar mıdır... yoksa kendi karanlığını aydınlatmak için başka birinin adını mı kullanır?" Duruyor. Başını hafifçe eğiyor. "Takeshi'yi seviyorsun. Bu sevgi onu kurtaracak mı, yoksa seni onunla birlikte ateşe mi sokacak?"
Son soru havada asılı kalıyor. Ormanın içindeki sis, sanki cevabını bekliyormuş gibi ağırlaşıyor. Işık İşaretçisi elini yavaşça kaldırıyor ve parmaklarının arasında belli belirsiz bir spiral beliriyor, önce taş gibi, sonra su gibi, sonra kan gibi görünerek şekil değiştiriyor. "Sen bana cevap vermeye geldin sanıyorsun." diyor. "Oysa bugün soru sorma hakkı sende." Spiral parmaklarının arasında dağılıyor. "Kaderin önüne üç kapı koydu. Mühür, kan ve ışık. Hangisinin ardında ne olduğunu öğrenmek istiyorsan sor. Hatta istediğin diğer şeyleri de sor. Ama bilmelisin..." Bakışları doğrudan senin gözlerine yerleşiyor. "Her cevap, senden bir şey ister. Her bilgi, taşıyacak bir omuz arar." Orman susuyor. Işık İşaretçisi, senden gelecek ilk soruyu bekliyor.
Odanda kimse yok. Kapının ardında annenin ayak sesleri yok, babanın ağır ve sakin nefesi yok, Bokukichi'nin herhangi bir yerden çıkıp saçma bir şey söyleyeceğine dair o tuhaf güven de yok. Pencereye doğru yürüyorsun. Dışarıda Yureikumo bölgesi sabaha uyanıyor ama bu uyanış bile kederli. Evlerin önünde tütsüler hala yanıyor. Antik Ağaç'ın solmuş olduğu gerçeği, buradan görünmese bile havaya sinmiş gibi. Sanki klanın tamamı aynı anda nefesini tutuyor ve hiçbir şey eskisi gibi akmıyor. Başını cama yaklaştırıyorsun. Soğuk cam alnına değecek kadar yakınken, bir anda dışarıdan bir el beliriyor. Ne pencere açılıyor, ne cam kırılıyor. El, camın içinden suyun yüzeyinden geçer gibi süzülüyor. Uzun, ince, ışıkla çizilmiş parmaklar sana doğru uzanıyor. Kaçmaya fırsat bulamıyorsun. Parmaklar yüzünü iki yanından tutuyor, dokunuşu soğuk değil, sıcak da değil. Dokunduğu anda odanın çizgileri bozuluyor. Duvarlar, yatak, pencere, tütsü dumanı birbiri içine akıyor. Miden hafifçe boşluğa düşüyor. Bir nefes alıyorsun ve o nefesi artık odanda değil, ormanda veriyorsun.
Yeniden oradasın. Sabahın köründe, sisle yıkanmış, dallarından süt beyazı ışık sızan o ormanda. Toprak nemli. Ağaçlar çok eski. Sessizlik canlı gibi. Karşında, dalların arasından inen ışığın tam merkezinde Işık İşaretçisi duruyor. Bembeyaz parıltısı yüz hatlarını hem görünür hem ulaşılamaz kılıyor. Sana yaklaştığında yerdeki yapraklar kıpırdamıyor. "Kan döküldüğünde, kanın sahibi kimdir?" diye soruyor. Sesi sakin, fakat her kelimesi zihninin içinde yankılanacak kadar derin. "Bir beden suç işlerse ve ruh esir alınmışsa, yargı nereye iner? Ele mi, kalbe mi, mühre mi?" Birkaç adım daha atıyor. Işığı yaklaşınca ormanın gölgeleri geri çekiliyor ama tamamen yok olmuyor. "Birini kurtarmak için kendini yakmaya razı olan kişi, gerçekten fedakar mıdır... yoksa kendi karanlığını aydınlatmak için başka birinin adını mı kullanır?" Duruyor. Başını hafifçe eğiyor. "Takeshi'yi seviyorsun. Bu sevgi onu kurtaracak mı, yoksa seni onunla birlikte ateşe mi sokacak?"
Son soru havada asılı kalıyor. Ormanın içindeki sis, sanki cevabını bekliyormuş gibi ağırlaşıyor. Işık İşaretçisi elini yavaşça kaldırıyor ve parmaklarının arasında belli belirsiz bir spiral beliriyor, önce taş gibi, sonra su gibi, sonra kan gibi görünerek şekil değiştiriyor. "Sen bana cevap vermeye geldin sanıyorsun." diyor. "Oysa bugün soru sorma hakkı sende." Spiral parmaklarının arasında dağılıyor. "Kaderin önüne üç kapı koydu. Mühür, kan ve ışık. Hangisinin ardında ne olduğunu öğrenmek istiyorsan sor. Hatta istediğin diğer şeyleri de sor. Ama bilmelisin..." Bakışları doğrudan senin gözlerine yerleşiyor. "Her cevap, senden bir şey ister. Her bilgi, taşıyacak bir omuz arar." Orman susuyor. Işık İşaretçisi, senden gelecek ilk soruyu bekliyor.
Off Topic
RP'ye hoş geldiniz! Pasiflik süresi üç gündür. İyi RP'ler!