Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler
Posted: Wed Jun 17, 2026 5:20 pm
Babanın yüzündeki muziplik, sen konuşmaya başlayınca yavaş yavaş daha içten ve daha ciddi bir ifadeye dönüşüyor. Takeshi ise senin her cümlende biraz daha sistem hatası veriyor gibi görünüyor, önce çubuklarını elinden düşürecek gibi oluyor, sonra düzeltiyor, sonra çayına uzanıyor ama fincanın boş olduğunu fark ediyor, ardından boş fincanı yine de dudaklarına götürüp bir şey içiyormuş gibi yapıyor. Annen bunu görünce artık gülmemek için yüzünü mutfağa çeviriyor. Baban ise seni sonuna kadar dinledikten sonra derin bir nefes alıyor ve çayını masaya bırakıyor. "Kızım, önce şunu söyleyeyim. Biz seni birinin kanına, klanına, doğduğu eve veya köyün dedikodularına göre sevmedik. Sen bizim kızımızsın. Kimi sevdiğin de bizim için önce senin kalbinle ilgilidir, insanların uğursuzluk diye gevelediği şeylerle değil." Sesi sakin ama çok net. "Bir Yureikumo’nun Yureikumo dışından biriyle hayat kurması nadir olabilir ama nadir olması yanlış olduğu anlamına gelmez. Senin yanında duran kişi sana iyi davranıyorsa, kalbini hor görmüyorsa, seni olduğun gibi kabul ediyorsa ve sen de onun yanında kendi ışığını kaybetmiyorsan, ben buna karşı durmam." Sonra bakışları Takeshi’ye dönüyor. İşte o anda ciddiyetin içine yeniden babana özgü bir bela karışıyor. "Oğlum-" Takeshi bu kelimeyle neredeyse sandalyeden düşecek gibi oluyor. "OĞLUM MU?" diye fazla yüksek sesle kaçırıyor, sonra hemen ellerini ağzına götürüyor. Baban hiç istifini bozmuyor. "Evet oğlum, sana diyorum. Bak evlat, kızım şu anda seni korumaya çalışıyor. Çok güzel bir şey. Ama ben de babasıyım, benim de görevim biraz ortalığı karıştırmak." Annen bu sefer dayanamayıp "Yuto." diye uyarıyor ama sesi bile gülmekten titriyor. Baban eliyle "tamam tamam" der gibi yapıyor. "Cevap vermek zorunda değilsin. Ama şunu bil. Kızımı kırmamak için sevmediğin bir şeyi seviyormuş gibi yaparsan kızarım. Korktuğun için sevdiğin bir şeyi de yok sayarsan yine kızarım. Yureikumo evinde dürüstlük sevilir. Bir de iyi kahvaltı sevilir."
Takeshi bu noktada gerçekten işlevsiz hale geliyor. Gözleri önce sana, sonra babana, sonra annenin doldurduğu tabağa kayıyor. Sanki tabağın içinde doğru cevabı bulacakmış gibi birkaç saniye yumurtaya bakıyor. "Ben..." diyor, sonra duruyor. "Yani..." Tekrar duruyor. Baban ciddi bir sınav gözetmeni gibi başını sallıyor. "Devam et evlat, chakra akışın iyi gidiyor." Takeshi’nin yüzü bir ton daha kızarıyor. "Ben Aoi’ye çok değer veriyorum." Bu cümleyi söylemeyi başarıyor ama ardından gelen kısımda tekrar bozuluyor. "Yani... hoşlanmak kelimesi... teknik olarak... Ben..." Baban hemen araya giriyor. "Teknik olarak hoşlanmak nedir, bunu açıklarsan köy akademisine müfredat olur." Annen artık açık açık gülüyor. Takeshi çatalını masaya bırakıp iki elini dizlerinin üzerinde sıkıyor. "Efendim, ben Aoi’yi kırmak istemiyorum. Onu kendimden uzaklaştırmak da istemiyorum. Sadece şu an hayatımda çok tehlikeli ve belirsiz şeyler olduğu için..." Baban başını sallıyor, bu kez gerçekten anlıyor. "Güzel. Bu dürüst bir cevap." Sonra birkaç saniye bekliyor, tam herkes rahatlayacakken ekliyor. "Ama sezgilerim doğruymuş." Takeshi’nin ruhu bir kez daha bedenden ayrılıyor. "Ben öyle bir şey-" Baban kaşını kaldırıyor. "Evlat, ben timsahla güreşmiş adamım. Kalp atışı mı duymayacağım?" Sofra bir anda kahkahaya boğuluyor. Sen utançtan kıpkırmızı olmuş halde çayına sığınıyorsun ama annenin sıcak gülüşü, babanın ciddiyeti şakaya çeviren hali ve Takeshi’nin bütün bu kaosun içinde bile kaçmadan oturmaya devam etmesi, kahvaltının tuhaf şekilde huzurlu kalmasını sağlıyor. Sonrasında konu bilerek daha hafif yerlere çekiliyor, annen Takeshi’nin tabağına bir şeyler ekliyor, baban dün gece onun evinde yaşanan "cam kazası"nı sorgulamaya kalkıyor, Takeshi "teknik olarak cam dış etkenle kırıldı" diye açıklamaya çalışıyor ve bu açıklama babanın "Dış etken dediğin bahsettiğin şu zırhlı kız mıydı?" sorusuyla tamamen batıyor.
Kahvaltıdan sonra Takeshi, Yamiaki Bey’in yanına gitmesi gerektiği için hazırlanıyor. Kapının yanında ayakkabılarını giyerken hala sabah sorgusunun etkisinden çıkamamış gibi görünüyor. Sana baktığında yüzü yumuşuyor ama evin içinde annenle babanın varlığını hatırladığı için sesini biraz daha düzgün tutmaya çalışıyor. "Dün gece için... ve bu sabah için... teşekkür ederim." Sonra hemen cümleyi toparlamak ister gibi ekliyor. "Yani kahvaltı için de. Misafir odası için de. Her şey için." Annen uzaktan "Ne zaman istersen gel Takeshi." deyince Takeshi saygıyla eğiliyor. Baban ise kapının kenarından "Oğlum, Yamiaki’ye söyle, şu kırık cam ve zırhlı kız meselesini düzgün araştırsın. Ayrıca bir dahaki sefere kahvaltıya daha erken gel, daha çok hikaye anlatacağım." diyor. Takeshi’nin "oğlum" kelimesinde tekrar hafifçe irkilmesi artık kahvaltının devam eden şakası haline gelmiş oluyor. Kapıdan çıkmadan önce sana kısa, utangaç ama çok içten bir bakış atıyor. "Han abi ile eğitimde dikkatli ol. Yorulunca zorlamayacağına söz vermiştin." Sonra biraz duraksıyor, sanki daha fazlasını söyleyecek gibi oluyor ama annenle babanın varlığı yüzünden yalnızca hafifçe gülümsüyor. "Görüşürüz, Aoi." Onun ardından sen de ekipmanlarını hazırlıyor, Han abinle sözleştiğin eğitim alanına doğru yola çıkıyorsun. Sabah havası serin ama dün gecenin bütün karmaşasından sonra tuhaf şekilde berrak geliyor, Takeshi’nin kısa "evet"i, babanın onayı, annenin gülüşü ve kırık camdan içeri giren yeni tehlike düşüncelerin arasında birbirine karışıyor.
Eğitim alanına vardığında Han abin yine senden önce gelmiş oluyor. Bir ağacın gölgesinde bekliyor, bugün yanında birkaç farklı hedef, bir su tulumu, birkaç chakra kağıdı ve yere çizilmiş dairesel çalışma alanları var. Seni görünce dikkatlice süzüyor, yüzündeki kızarıklığın sabah koşusundan mı, uykusuzluktan mı, yoksa başka bir şeyden mi geldiğini anlamış gibi hafifçe gülümsüyor ama yorum yapmıyor. "Günaydın, Aoi. Dün Renkuudan’ın temel formunu bulduk. Bugün ikinci derse geçiyoruz." Eliyle yere çizilmiş daireleri gösteriyor. "Bugün yalnızca daha güçlü vurmayı çalışmayacağız. Rüzgarın yönünü, nefesin süresini ve tekniğin karar anını çalışacağız. Bir Fuuton kullanıcısı için en tehlikeli şeylerden biri, rüzgarı yalnızca ileri fırlatılan bir şey sanmaktır. Rüzgar döner, kırılır, sızar, taşır, saklar ve bazen hiç saldırmadan savaşı bitirir." Sonra sana dönüyor. "Başlamadan önce birkaç soru. Dün Renkuudan’da en çok nerede zorlandın? Nefesi toplarken mi, chakrayı merkezde tutarken mi, yoksa çıkış anında mı? İkinci soru, Fuuton’u savunma için kullandığında onu kalkan gibi mi düşünürsün, yoksa yön değiştirici bir akım gibi mi? Üçüncü soru da şu, Eğer karşındaki düşman senden hızlıysa, rüzgarı onu kesmek için mi kullanırsın, yoksa hareket alanını bozmak için mi?" Han abin birkaç adım geri çekilip çalışma alanının ortasını sana bırakıyor. "Cevaplarını dinleyeceğim. Sonra bugün sana Renkuudan’ı tek bir büyük patlama olmaktan çıkarıp daha kontrollü, daha kısa mesafeli ve daha yönlendirilebilir hale getirmeyi göstereceğim. Çünkü güç tek başına yeterli değil, Aoi. Senin rüzgarının ne zaman duracağını da bilmesi gerekiyor."
Takeshi bu noktada gerçekten işlevsiz hale geliyor. Gözleri önce sana, sonra babana, sonra annenin doldurduğu tabağa kayıyor. Sanki tabağın içinde doğru cevabı bulacakmış gibi birkaç saniye yumurtaya bakıyor. "Ben..." diyor, sonra duruyor. "Yani..." Tekrar duruyor. Baban ciddi bir sınav gözetmeni gibi başını sallıyor. "Devam et evlat, chakra akışın iyi gidiyor." Takeshi’nin yüzü bir ton daha kızarıyor. "Ben Aoi’ye çok değer veriyorum." Bu cümleyi söylemeyi başarıyor ama ardından gelen kısımda tekrar bozuluyor. "Yani... hoşlanmak kelimesi... teknik olarak... Ben..." Baban hemen araya giriyor. "Teknik olarak hoşlanmak nedir, bunu açıklarsan köy akademisine müfredat olur." Annen artık açık açık gülüyor. Takeshi çatalını masaya bırakıp iki elini dizlerinin üzerinde sıkıyor. "Efendim, ben Aoi’yi kırmak istemiyorum. Onu kendimden uzaklaştırmak da istemiyorum. Sadece şu an hayatımda çok tehlikeli ve belirsiz şeyler olduğu için..." Baban başını sallıyor, bu kez gerçekten anlıyor. "Güzel. Bu dürüst bir cevap." Sonra birkaç saniye bekliyor, tam herkes rahatlayacakken ekliyor. "Ama sezgilerim doğruymuş." Takeshi’nin ruhu bir kez daha bedenden ayrılıyor. "Ben öyle bir şey-" Baban kaşını kaldırıyor. "Evlat, ben timsahla güreşmiş adamım. Kalp atışı mı duymayacağım?" Sofra bir anda kahkahaya boğuluyor. Sen utançtan kıpkırmızı olmuş halde çayına sığınıyorsun ama annenin sıcak gülüşü, babanın ciddiyeti şakaya çeviren hali ve Takeshi’nin bütün bu kaosun içinde bile kaçmadan oturmaya devam etmesi, kahvaltının tuhaf şekilde huzurlu kalmasını sağlıyor. Sonrasında konu bilerek daha hafif yerlere çekiliyor, annen Takeshi’nin tabağına bir şeyler ekliyor, baban dün gece onun evinde yaşanan "cam kazası"nı sorgulamaya kalkıyor, Takeshi "teknik olarak cam dış etkenle kırıldı" diye açıklamaya çalışıyor ve bu açıklama babanın "Dış etken dediğin bahsettiğin şu zırhlı kız mıydı?" sorusuyla tamamen batıyor.
Kahvaltıdan sonra Takeshi, Yamiaki Bey’in yanına gitmesi gerektiği için hazırlanıyor. Kapının yanında ayakkabılarını giyerken hala sabah sorgusunun etkisinden çıkamamış gibi görünüyor. Sana baktığında yüzü yumuşuyor ama evin içinde annenle babanın varlığını hatırladığı için sesini biraz daha düzgün tutmaya çalışıyor. "Dün gece için... ve bu sabah için... teşekkür ederim." Sonra hemen cümleyi toparlamak ister gibi ekliyor. "Yani kahvaltı için de. Misafir odası için de. Her şey için." Annen uzaktan "Ne zaman istersen gel Takeshi." deyince Takeshi saygıyla eğiliyor. Baban ise kapının kenarından "Oğlum, Yamiaki’ye söyle, şu kırık cam ve zırhlı kız meselesini düzgün araştırsın. Ayrıca bir dahaki sefere kahvaltıya daha erken gel, daha çok hikaye anlatacağım." diyor. Takeshi’nin "oğlum" kelimesinde tekrar hafifçe irkilmesi artık kahvaltının devam eden şakası haline gelmiş oluyor. Kapıdan çıkmadan önce sana kısa, utangaç ama çok içten bir bakış atıyor. "Han abi ile eğitimde dikkatli ol. Yorulunca zorlamayacağına söz vermiştin." Sonra biraz duraksıyor, sanki daha fazlasını söyleyecek gibi oluyor ama annenle babanın varlığı yüzünden yalnızca hafifçe gülümsüyor. "Görüşürüz, Aoi." Onun ardından sen de ekipmanlarını hazırlıyor, Han abinle sözleştiğin eğitim alanına doğru yola çıkıyorsun. Sabah havası serin ama dün gecenin bütün karmaşasından sonra tuhaf şekilde berrak geliyor, Takeshi’nin kısa "evet"i, babanın onayı, annenin gülüşü ve kırık camdan içeri giren yeni tehlike düşüncelerin arasında birbirine karışıyor.
Eğitim alanına vardığında Han abin yine senden önce gelmiş oluyor. Bir ağacın gölgesinde bekliyor, bugün yanında birkaç farklı hedef, bir su tulumu, birkaç chakra kağıdı ve yere çizilmiş dairesel çalışma alanları var. Seni görünce dikkatlice süzüyor, yüzündeki kızarıklığın sabah koşusundan mı, uykusuzluktan mı, yoksa başka bir şeyden mi geldiğini anlamış gibi hafifçe gülümsüyor ama yorum yapmıyor. "Günaydın, Aoi. Dün Renkuudan’ın temel formunu bulduk. Bugün ikinci derse geçiyoruz." Eliyle yere çizilmiş daireleri gösteriyor. "Bugün yalnızca daha güçlü vurmayı çalışmayacağız. Rüzgarın yönünü, nefesin süresini ve tekniğin karar anını çalışacağız. Bir Fuuton kullanıcısı için en tehlikeli şeylerden biri, rüzgarı yalnızca ileri fırlatılan bir şey sanmaktır. Rüzgar döner, kırılır, sızar, taşır, saklar ve bazen hiç saldırmadan savaşı bitirir." Sonra sana dönüyor. "Başlamadan önce birkaç soru. Dün Renkuudan’da en çok nerede zorlandın? Nefesi toplarken mi, chakrayı merkezde tutarken mi, yoksa çıkış anında mı? İkinci soru, Fuuton’u savunma için kullandığında onu kalkan gibi mi düşünürsün, yoksa yön değiştirici bir akım gibi mi? Üçüncü soru da şu, Eğer karşındaki düşman senden hızlıysa, rüzgarı onu kesmek için mi kullanırsın, yoksa hareket alanını bozmak için mi?" Han abin birkaç adım geri çekilip çalışma alanının ortasını sana bırakıyor. "Cevaplarını dinleyeceğim. Sonra bugün sana Renkuudan’ı tek bir büyük patlama olmaktan çıkarıp daha kontrollü, daha kısa mesafeli ve daha yönlendirilebilir hale getirmeyi göstereceğim. Çünkü güç tek başına yeterli değil, Aoi. Senin rüzgarının ne zaman duracağını da bilmesi gerekiyor."
