Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Babası Aoi'nin politik yorumuna bir şey eklememiş, kendisi de oldukça politik bir bakış açısı ile devam ettirmişti. Aoi bu yönünü babasından almış olmalıydı. Bir insanın kalbinin temizliğini yalnızca davranışlarına bakarak anlayamayacağını, davranışlarını neden ve niçin yaptığına da bakmak gerekliliğini dile getirmişti. Sonra da basitçe kolyeyi boynuna takmamasını tavsiye etmişti. Aoi'nin de zaten böyle bir planı yoktu. Ana binadan ayrılarak eve geri döndüler. Bokukichi çöreğini yemiş, keyifli görünüyordu. Annesi ile sohbet ediyordu. Annesi de biraz rahatlamış gibiydi. Aoi odasına giderek öncelikle çantasını hazırladı. Lazım olabilecek her türlü eşyayı dikkatlice yerleştirdi. Sonrasında hızlıca duşa girdi ve sıcak suyun bedenini evinin rahatlığında son bir kez kavurmasına izin verdi. Bir daha böyle bir ortamda kim bilir ne zaman duş alabileceklerdi? Çıkınca saçlarını kuruttu, şekillendirdi ve görev kıyafetlerini giydi. O esnada Bokukichi de duşunu almış, saçının yapılmasını istiyordu. Aoi büyük bir neşeyle onun saçlarını da özenle şekillendirdi. Onun saçları Takeshi'ninkilerden daha güzel olmuştu çünkü çok daha yumuşak ve bakımlıydı. Bokukichi'nin kendine iyi baktığı belli oluyordu. Aynada kendini izleyen Bokukichi de saçlarından memnun görünüyordu. "Çok yakışıklısın!" diye kıkırdadı sevgi dolu bir ifadeyle.

Bu hazırlanma işleri bittikten sonra Aoi iyice acıkmıştı. Annesinin o güzelim ev yemeklerinden atıştırdı. Babası sağ salim gidip gelmeleri için dua okuyordu. İyice doymuş olmasına rağmen annesinin ısrarlarını kıramayarak kapasitesini zorladı. Biraz olsun kestirmeyi denedi ancak uykunun bu ruh halinde ona uğraması zor görünüyordu. Bir an için gözünü kapatmıştı sanki ve saat çoktan gece yarısını bulmaya durmuştu. Artık yola çıkma vakti geldiğinde kapı eşiğinde durdu. Annesine sıkıca sarıldı, kokusunu içine doya doya çekti. Babası omzuna dokunup sadık kalması gerekenleri hatırlatmıştı. Aoi ona da sıkıca sarıldı. "Sizleri çok seviyorum." deyip ikisinin de yanaklarını öptü defalarca. Zorlukla onlardan ayrılarak Bokukichi ile birlikte köy kapısına doğru ilerlemeye başladılar. Gecenin derinliğinde evlerin ışıkları yavaş yavaş sönmeye başlamış, hava serinlemiş, uyku vakti gelmiş, ay tepede yükselmişti. Aoi başını kaldırıp gökyüzü izledi. Göz kırpan yıldızlar ve ay ona enerjisini geri veriyordu sanki.

Kapıya vardıklarında herkesin orada hazır olduklarını gördü. Toshifumi sanki köpeğini yürüyüşe çıkartıyor gibi sakindi. Yanına Takeshi, onun yanında Masato duruyordu. Toshifumi'ye kıyasla daha gergin bir ifadedeydiler. Masato'nun kıyafetinin içine muskayı giymiş olduğunu fark edince tebessüm etti. Kaizen her zamanki gibi kendinden emin, hatta biraz da heyecanlı gibiydi. Kaede de gelmişti. Yorgun görünüyordu. Sessizdi. Aoi onu görünce yanına yaklaştı, ellerini tuttu. Sonra belinden kavrayıp kendine çekti ve sarıldı. Tuzağa düşmek üzere olduğu o korkunç andan sonra Kaede ile hiç birebir konuşma fırsatı bulamamıştı. Takeshi'ye fazlaca odaklandığı için de Kaede'yi biraz ihmal etmişti. "Gelmene çok sevindim." dedi sessizce ama içten bir sıcaklıkla. Bokukichi ortamı görünce hemen bir şaka yapmıştı. Kaede'nin bu şakaya gülmesini tuttuğu gözünden kaçmadı.

Toshifumi yolun bir kısmını yayan gideceklerini söylemişti ancak diğer kısmı nasıl gideceklerini açıklamamıştı. Yayan gidecekleri kısımda ana yolları değil, yan ve dolambaçlı güzergahları kullanacaklardı. Gizlilik için de çakra bastırma düzeni kullanacaklardı. Toshifumi herkese görevlerini vermişti. Aoi de sezdiği en ufak şeyi bile ona bildirecekti. "Başüstüne!" Aoi görev adamıydı, ona bir şeyin bir kez söylenmesi yeterliydi. Böylece ilerlemeye başladılar. Aoi arada sırada sırtını dönüp gittikçe küçülen köyü seyrediyor ve içten içe bunun orayı son görüşü olabileceğini düşünüyordu. Kimseden çıt çıkmaması da içinde sürekli konuşan sesleri daha gürültülü hale getiriyordu. Neyse ki Kaizen ilk lafı açan kişi olmuştu. Yemek molasını sormuştu. İki saat sonra kısa mola vereceklerdi. Takeshi de köprüye varmadan Akuro ile karşılaşma ihtimallerini gündeme getirmişti ancak Toshifumi tedbirliydi. Her türlü tuzağa hazırlıklı olmaları gerektiği için çatışmaya girmekten kaçınacaklarını söyledi. Masato da bu sebeple birbirlerinden kopmamalarını tembihlemişti. Aoi başını salladı. Sennashi genelde grubu bölmeye çalışıyor ve bunu avantajına kullanıyordu. Ne zaman dağıldılarsa başlarına iyi şeyler gelmemişti.

Bir süre sonra Toshifumi grubun önünden çekilerek adımlarını yavaşlattı ve genç kızın yanına geldi. Akane'nin eşyasını soruyordu. Aoi başını olumlu anlamda sallayarak kısa bir süre durakladı ve çantasını önüne alarak içindeki kutuyu çıkardı. Kutuyu açarak içindeki kolyeyi Toshifumi'ye gösterdi. "Bu ona ait bir kolyeymiş. Köydeyken sürekli takarmış. Ne kadar eskidir veya kimden almıştır bilmiyorum." Kutuyu Toshifumi'ye uzattı alması için.
Image
🦋
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
C-rank
element
Fuuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Mirai no Me (Geleceğin Gözleri)
Reikon Tsumekomi (Ruh Varlığı Kanalizasyonu)
Fuuton: Kazekiri no Jutsu (Rüzgar Kesme Tekniği)
Fuuton: Kami Oroshi (İlahi Dağ Rüzgarı)
Fuuton: Hikoukaze (Uçan Çekirge Rüzgarı)
Eien no Sasayaki (Sonsuz Fısıltılar)
Shisha no Kage (Ölülerin Gölgesi)
Shisha no Gun (Ölüler Ordusu Çağırma)
Tamashii no Hansha (Ruh Yansıması)
Fuuton: Kuudan (Hava Mermisi)
Shizukesa no Kusari (Sessiz Ruh Zincirleri)
Reikon Tsunagi (Ruhsal Bağlantı)
Mamori no Rei (Koruyucu Ruh Perdesi)
Fuuton: Kaze no Engetsu (Rüzgar Hilal Bıçakları)
Inochi no Ibuki (Yaşam Nefesi Paylaşımı)
Tamashii no Katamiı (Ruh Yadigâr)
Tamashii Kyōmei (Ruh Rezonansı)
Kyōtsū Itami (Paylaşılmış Acı)
Reikon no Tobari: Haha no Idaki (Ruh Perdesi: Ana Kucağı)
Fuuton: Shinkuuha (Vakum Dalgası)

items

Tarot Destesi
Rüzgar Taşıyıcılı Fan
Kurbağa Peluş
3 adet Hyourougan
Kamp Malzemesi Seti
5 adet Kunai
10 adet Shuriken
2 adet Patlayıcı Kağıt
1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
2 adet İp (her biri 10 metre)

resources

ryo
282.935
sp
50
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Toshifumi kutuyu senden alırken hiçbir teatral tepki vermiyor, kolyenin taşına, zincirine, kutunun içindeki yerleşimine kısa kısa bakıyor, sonra kapağı açık halde birkaç saniye daha inceliyor. "Yeterli olur." diyor alçak bir sesle. Tam o anda, sanki gecenin karanlığından bir parça kopup yanınıza düşmüş gibi, yanında ANBU maskeli biri beliriyor. Ne yaprak sesi var, ne ayak sesi, ne de çakra dalgası, yalnızca bir an önce orada yokken bir an sonra orada oluyor. Maskesi düz beyaz, üzerinde koyu çizgiler var, bedeni tamamen hareketsiz. Sen daha bu gelişin şaşkınlığını üzerinden atamadan Toshifumi kutuyu ona uzatıyor. ANBU tek kelime etmeden kolyeyi alıyor, Toshifumi’nin yüzüne bile bakmadan başını hafifçe eğiyor ve aynı sessizlikle ortadan kayboluyor.

Bokukichi birkaç saniye ağzı açık şekilde o boş noktaya bakıyor, sonra "Lan?" diyor. "Lan az önce adam spawn oldu, kolyeyi aldı, despawn oldu. Biz buna tepki vermeyecek miyiz?" Toshifumi yürümeye devam ederken yalnızca "Sorgulamayın." diyor. Bokukichi sana dönüp fısıldıyor. "Hayatım Toshifumi bu olayı sorgulamama izin vermiyor." Takeshi de bir şey diyecek gibi oluyor, sonra vazgeçiyor. Kaizen ise keyifle gülümsüyor. "Kök birimiyle yürümek böyle bir şey demek. Adamlar sohbeti bile gölgeden yapıyor." Toshifumi buna cevap vermiyor. Yalnızca tempo belirliyor ve ekip ormanın içine daha derin bir hat üzerinden ilerlemeye devam ediyor. Yollar artık belirgin patika olmaktan çıkıyor, köklerin, çalıların ve taşların arasından, dikkatli adımlarla geçiyorsunuz. Ay ışığı dalların arasından kesik kesik sızıyor, yer yer yüzlerinizi aydınlatıyor, sonra yeniden gölgeye bırakıyor.

Bir süre sonra Kaede yanına yaklaşıyor. Bunu yaparken sanki yürüyüş hizasını özellikle ayarlamış gibi, önce biraz geride kalıyor, sonra adımlarını hızlandırıyor, sonunda senin yanında kalıyor. Bir şey söylemeden birkaç nefes yürüyor. Elleri kollarında, bakışları çoğunlukla yere dönük. Sonunda boğazını temizliyor. "Şey..." diyor, sesi normalden daha yumuşak çıkıyor. "Evde... yani Yureikumo bölgesinde... iyi misin?" Bu soru kendi kulağına bile tuhaf gelmiş olacak ki hemen ardından yüzünü ekşitiyor. "Öyle sormak istemedim. Demek istediğim... son günlerde olanlardan sonra. Klanınızda durum nasıl?" Sonra küçük bir duraksama. "Bir de geçen gün. Beni o mühürden çıkardığınızda..." Cümlesi yarım kalıyor. Dudaklarını sıkıyor. "Teşekkür etmiştim ama düzgün edemedim sanırım. Her şey çok hızlı oldu." Bunu söylerken yüzüne bakmıyor. Sanki sana gerçekten bir şey söylemek istiyor ama sözcükler ağzında dikenli bir tele takılıyormuş gibi.

Tam o an Masato, arkadan gelip doğal bir şekilde sohbetin içine dahil oluyor. "Kaede, o an iyi tepki verdin aslında. Panik halinde bile bağlantı fikrini düşünebildin. Çoğu kişi o durumda konuşamazdı." Bunu tamamen iyi niyetle, hatta destek olmak için söylüyor. Kaede’nin omuzları bir anda geriliyor. Yüzünü Masato’ya çevirmeden "Teşekkür ederim." diyor ama sesinde keskin bir soğukluk beliriyor. Masato bunu fark etmiyor ya da fark etse de yanlış yorumluyor. "Cidden söylüyorum. Görevde çok işimize yarayacaksın." Kaede bu kez kısa bir nefes veriyor ve "Harika." deyip bir adım geriye düşüyor. Masato onun geri çekilişini görünce şaşkınlıkla sana bakıyor, kaşları hafifçe çatılmış halde. "Ben yanlış bir şey mi söyledim?" Bokukichi arkadan çok sessizce "Sen bazen yaşayan bir tahta kaşıksın Masato." diye mırıldanıyor ama Masato bunu duyup duymadığından emin olamayacağın şekilde yürümeye devam ediyor.

Sohbet bir şekilde dağılacak gibi olurken Kaizen de yanınıza yaklaşıyor, belli ki bir süredir arkadan dinliyor, ama konuya hangi noktadan dahil olacağını pek umursamıyor. "İnsanlara moral verirken onları görev verisine çevirmemek iyi bir başlangıç olabilir." diyor Masato’ya. Masato bu kez gerçekten alınmış gibi ona dönüyor. "Ben görev verisine çevirmedim. Yeteneklerini takdir ettim." Kaizen sırıtarak ellerini ensesinde birleştiriyor. "Aynı şey değil mi zaten? Çok değerlisin çünkü kriz anında işe yarıyorsun. Romantik bir milletmişsiniz siz Konoha gençleri." Kaede bunu duyunca daha da geriye çekiliyor, artık konuşmanın parçası olmamayı seçiyor. Gözleri bir süre sende kalıyor, sanki az önce başlatmak istediği konuşmanın yarım kalmasına biraz bozulmuş gibi, ama yeniden yaklaşacak enerjiyi bulamıyor. Masato ise hala durumu tam çözememiş halde "Ben kötü bir şey demedim ki ama ya." diye savunuyor kendini. Kaizen gülerek "Kötü niyetli değilsin zaten, sorun o değil." diyor. Bokukichi de hemen araya giriyor. "Kardeşim sorun şu ki bazen birinin ruhuna sandalye çekip oturuyorsun ve fark etmiyorsun." Masato bu kez ikisine birden bakıyor. "Bu cümlenin ne anlama geldiğini çözmek istemiyorum." Kaizen omzunu silkiyor. "Çözersen gelişirsin." Bu absürt ama hafif öğretici atışma birkaç dakika daha sürüyor. Sen yürüyüşün içinde bir yandan Kaede’nin uzaklaşan halini, bir yandan Masato’nun gerçekten anlamaya çalışan ama nerede hata yaptığını bulamayan ifadesini, bir yandan da Kaizen’in bütün bunları eğlenerek izleyen rahatlığını görüyorsun. Gece yolculuğu böyle böyle, bazen sessizlikle, bazen alakasız laflarla, bazen de herkesin kendi içindeki düğümleri açıkta bırakan küçük anlarla ilerliyor.

Bir süre sonra Masato, Kaizen’in rahat tavrını fazla uzun izlediği için mi, yoksa aklına gerçekten o an geldiği için mi bilinmez, ona dönüp soruyor. "Sen nasıl Ronin oldun bu arada?" Kaizen ilk başta gülüyor. "İş görüşmesine girmiş gibi hissettim bir an soruş şeklinden." Sonra bakışlarını yolun ilerisine çeviriyor ve sesi, beklenenden biraz daha ağırlaşıyor. "Ben bir köye ait doğmadım. Bizim aile sınır bölgelerinde gezen, kimi zaman kervan koruyan, kimi zaman küçük kasabalara geçici güvenlik sağlayan insanlardı. Resmi shinobi değillerdi ama shinobilerle çok iç içeydiler. Babam, köylerin alnında bandı vardır, insanların alnında yoktur derdi. Yani kimin iyi, kimin kötü olduğuna sembollerle karar verme derdi. Ben çocukken bunu sadece havalı bir laf sanırdım. Sonra büyüdüm ve çoğu zaman doğru olduğunu gördüm." Kısa bir duraksama yapıyor. "Köylere çalıştım, evet. Konoha’ya da, Kumo’ya da, Ame’ye de, daha küçük yerlere de. Bir ara bir köye bağlanmayı düşündüm. Rütbem olur, odam olur, maaşım düzenli yatar, insanlar Kaizen beyim falan der diye düşündüm." Burada eski alaycı gülümsemesi geri geliyor. "Sonra fark ettim ki ben emir alabiliyorum ama bir köyün vicdanını kendi vicdanımın önüne koyamıyorum. Bana bu adamı koru dediklerinde koruyorum. Bu bilgiyi sakla dediklerinde saklıyorum. Ama bir gün bana şu masumları görmezden gel derlerse yapamam. Ronin olmak biraz da bu. Özgürlük değil yalnızca. Kimsenin bayrağına saklanamamak. Her kararın çıplak şekilde sana ait olması."

Masato dikkatle dinliyor. Kaizen devam ediyor. "Bir de tabii daha pratik sebepler var. Bir yerde fazla kalırsam canım sıkılıyor. İnsanlar bana alışıyor, ben de onlara alışıyorum, sonra bir şeyler değişiyor. O yüzden gidiyorum. Ronin olmak bazen kahramanca, bazen de tehlikeli görünür ama çoğu zaman yorucudur. Kalacak yerin belli olmaz, güveneceğin kimse azdır, paran biter, düşmanın çoğalır. Ama sabah uyandığında kendine ait bir yalanı taşımıyorsun. Bana yetiyor." Sonra sana, Bokukichi’ye, Takeshi’ye ve diğerlerine tek tek bakıyor. "Siz köy çocukları bunu tam anlamazsınız belki. Aidiyet güzel şeydir. Ama aidiyetin bedeli de vardır. Bizim bedelimiz başka, sizinki başka." Masato sessizce başını sallıyor. Bu sefer cevap vermiyor. Kaizen de konuyu uzatmayıp yeniden o hafif gülüşüne dönüyor. "Tabii bütün bunların yanında, istediğim zaman istediğim yerde pahalı yemek yiyip hesabı bazen başkasına yazdırabilmek de güzel." Bokukichi hemen "İşte gerçek felsefesi bu arkadaşlar, devamı laf kalabalığıydı. Bunu kendimden biliyorum. Yani resmi olarak Ronin değilim ama durumumuz çok benzer." diye atılıyor ve gece yürüyüşü, bir süre daha Kaizen’in anlattıklarının ardında bıraktığı düşünceyle devam ediyor.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Toshifumi kolyeyi incelemişti ancak bakışlarında özel bir ilgi yoktu. Sanki zihnindeki bir barajı, bir sınavı geçmesi gerekiyordu. Bir süre sonra geçtiğine karar vermiş olmalıydı ki diplerinde bir ANBU üyesi belirdi. Aoi onun gelişini o kadar duymamıştı ki yerinden sıçradı. Kolyeyi aldığı gibi başını eğmiş ve ortadan geldiği gibi de yok olmuştu. Aoi şaşkınlıkla olanı biteni izlerken Toshifumi'nin bu olaya ne kadar kayıtsız kaldığını fark etti. Tek tepki veren Bokukichi olmuştu ancak Toshifumi tarafından tepki vermesi engellenmişti. Onun isyankar fısıldamasına tebessüm etti. "Liderimiz öyle diyorsa sorgulamayalım." demekle yetindi Aoi uysal bir edayla.

Bir süre sakince ormanlık yolda ilerlediler. Patika daha tehlikeli ve tenha olmaya başlamıştı. Yine de Aoi bu anın tadını çıkarıyor, uzun yürüyüşten fazlaca keyif alıyordu. Hava güzel, gece sessiz ve dingindi. Kaede'yi yanında hissettiğinde bakışlarını ona çevirdi. Önce pek bir şey söylememiş, yalnızca yanında yürümüştü ancak Aoi bunun uzun sürmeyeceğini biliyordu. Ona kelimelerini bulması için sabırlı bir şekilde zaman vererek tek kelime bir şey söylemedi. Kaede yavaşça konuşmaya başladığında çekingendi ancak sesi oldukça yumuşak ve dostane geliyordu. Klanda son yaşananlardan sonra nasıl olduklarını sormuştu. Aoi'nin yüzü bir an için gölgelense de tebessümünü korudu. "Yuukon'un izniyle iyi olacağız. Benim için endişelenme." Kaede lafına devam etmişti. O gün mührün içinden çıkarıldığı için yeterince teşekkür edemediğini hissediyordu. Herhalde teşekkür edecekti ona eğer Masato araya girmemiş olsaydı. Masato'nun kötü bir niyeti yoktu ancak yaptığı yorumlar Kaede'yi rahatsız etmişti. Söylemek istediği lafları ağzına tıkamış, soğuklaşarak içine kapanmasına ve bir kedi gibi uzaklaşmasına yol açmıştı.

Masato yanlış bir şey söyleyip söylemediğini sorguladığında Aoi bir şey söylemek istedi ancak vazgeçerek sustu. İnsanların ruhunu ve duygudurumlarını okumakta çok kötü değildi ancak varsayımlardan hoşlanmazdı. Kaede'nin kendine saklamak istediği duyguları açığa dökmesi hoş olmayabilirdi. Masato da insanların içinde rencide edilmek istemez, hiç istemeden yol açtığı kırgınlıktan kırılırdı. Aoi'nin yerine Kaizen ve Bokukichi yaylım ateşine tutmuşlardı Masato'yu. Aoi tüm bu atışma boyunca yorum yapmadı. Masato'nun hatasını düşünüyor ve bulmaya çalışıyor olması yeterliydi. Çaba gösteriyordu. Masato kaba, ruhsuz, duygusuz, yontulmamış bir insan değildi. Gerektiğinde incelikli düşünebilecek bir ruha sahip olduğunu biliyordu. Belki de hiçbir zaman sahip olduğu yetenekleri ve işe yararlılığı dışında takdir edilmediği için birisini nasıl takdir edeceğini veya ona nasıl gerçekten moral vereceğini bilmiyordu. Aoi bunu anlayabiliyordu, onun bu yönden kendini geliştirebileceğini de biliyordu. İnsanların bir işe yaramadıkları zamanlarda bile sadece kendileri oldukları için değerli olabileceklerini fark etmesine gereksinimi yoktu, çünkü bunu zaten biliyordu. Aoi'ye göreve en çok ayak bağı olduğu zamanlarda saygı ve sevgi ile yaklaşmıştı. Sadece bunu ifade etmeyi bilmesi gerekliydi.

Göz uzuyla Kaede'ye baktığında bakışlarında yarım kalmışlığın rahatsızlığını fark etti. Ortamın huzursuzluğunu dağıtmak istediği ve Masato'ya belki ne demek istediklerini kavraması konusunda destek olmak istediği için ağzını açtı. "Yanımda olduğunuz ve bu tehlikeli göreve dahil olma cesaretini ve kararlılığını gösterdiğiniz için sizinle gurur duyuyorum. Varlığınız bana kendimi güvende hissettiriyor ve hoş sohbetiniz içimi huzurla doldurup bu karanlık günlerde aklımı dağıtıyor. Başarısız da olsak, hata da yapsanız, hiçbir işe yaramasanız bile yine de burada sizinle olmayı tercih ederdim. Sizin tek birinizi on tane S-rank shinobiye değişmem." Bunu yüzünde sıcak bir tebessümle söyledikten sonra başka yorum yapmadı. Bir süre sonra Masato dönüp Kaizen'e nasıl Ronin olduğunu sormuştu. Kaizen'in buna cevabı öyle sıcaktı ki Aoi ona dair çok daha fazla şey öğrenmiş hissetti kendisini. Bir köye ait doğmamıştı ve özgürlüğünü seviyordu. Bir yere bağlı kalmanın da kalmamanın da bedellerini biliyordu, o yine de bağlı kalmamanın bedelini ödemeyi seçmişti. Köylere çalışıyor, emir alıyor, bundan gocunmuyordu. Aoi onu bir noktaya kadar anlayabiliyordu. Kaizen ile tamamen zıtlardı bu konuda. Aoi çok büyük bir aidiyet hissediyordu ve bu duyguların tam ortasına doğmuş, bunlarla büyümüştü. İçine işlenmişti bu artık onun. Bir köyü olmasa kendisini çok dışlanmış ve kaybolmuş hissederdi. Yine de Kaizen'in söylediklerinin doğruluk payı vardı. Köyün çıkarları uğruna kendi ilkelerine uymayan bir şey yapabilir miydi?

Ortamın fazla ciddiliğinden kurtulmasını istemiş olacaktı ki bir espri ile bitirmişti cümlelerini. Bokukichi de hiç kaçırmamıştı bu fırsatı. Aoi onların bu tepkisine kıkırdadı. "Bu iş bitince en güzel yerlerde yemek ısmarlarım ben size." dedi sevecen bir ifadeyle. Bir süre muhabbete dahil olduktan sonra adımlarını yavaşlatarak grubun arkasında kaldı ve Kaede'nin yanına giderek koluna girdi. "Sağ salim olmana çok mutluyum." dedi gülümseyerek. "Sen nasılsın? Canını sıkan bir şey var mı?"
Image
🦋
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
C-rank
element
Fuuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Mirai no Me (Geleceğin Gözleri)
Reikon Tsumekomi (Ruh Varlığı Kanalizasyonu)
Fuuton: Kazekiri no Jutsu (Rüzgar Kesme Tekniği)
Fuuton: Kami Oroshi (İlahi Dağ Rüzgarı)
Fuuton: Hikoukaze (Uçan Çekirge Rüzgarı)
Eien no Sasayaki (Sonsuz Fısıltılar)
Shisha no Kage (Ölülerin Gölgesi)
Shisha no Gun (Ölüler Ordusu Çağırma)
Tamashii no Hansha (Ruh Yansıması)
Fuuton: Kuudan (Hava Mermisi)
Shizukesa no Kusari (Sessiz Ruh Zincirleri)
Reikon Tsunagi (Ruhsal Bağlantı)
Mamori no Rei (Koruyucu Ruh Perdesi)
Fuuton: Kaze no Engetsu (Rüzgar Hilal Bıçakları)
Inochi no Ibuki (Yaşam Nefesi Paylaşımı)
Tamashii no Katamiı (Ruh Yadigâr)
Tamashii Kyōmei (Ruh Rezonansı)
Kyōtsū Itami (Paylaşılmış Acı)
Reikon no Tobari: Haha no Idaki (Ruh Perdesi: Ana Kucağı)
Fuuton: Shinkuuha (Vakum Dalgası)

items

Tarot Destesi
Rüzgar Taşıyıcılı Fan
Kurbağa Peluş
3 adet Hyourougan
Kamp Malzemesi Seti
5 adet Kunai
10 adet Shuriken
2 adet Patlayıcı Kağıt
1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
2 adet İp (her biri 10 metre)

resources

ryo
282.935
sp
50
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Kaede, koluna girmeni önce kısa bir şaşkınlıkla karşılıyor, omzu hafifçe kasılıyor ama bu kez geri çekilmiyor. Birkaç adım boyunca seninle aynı ritmi yakalamaya çalışıyor, sonra gözlerini yolun karanlığına çevirip daha düşük bir sesle konuşuyor. "İyiyim sanırım." diyor, ama cümlenin sonunda kendi söylediğine pek inanmadığını belli eden küçük bir nefes bırakıyor. "Yani beden olarak iyiyim. Masato’nun dediği gibi kriz anında işe yarayan bir şey yapabildim, evet." Bunu söylerken dudaklarının kenarı çok hafif kıvrılıyor, ama bu gülümseme uzun sürmüyor. "Ama insan kendini bir mühür çizgisinin ortasında, ne zaman kopacağını bilmediği bir ipin üstünde bulunca... sonra her şey normale dönmüş gibi yürümek biraz tuhaf oluyor. Herkes ne yapacağını biliyormuş gibi davranıyor. Ben de biliyormuş gibi yapıyorum." Sana kısa bir bakış atıyor. Bu kez bakışı önceki kadar kaçamak değil. "Sen beni oradan çıkarmasaydın ne olacağını bilmiyorum. Belki ölmezdim. Belki daha kötüsü olurdu. Ama o anda..." Cümleyi bitirmeden, başparmağıyla kendi bileğini yokluyor, sanki hala orada görünmeyen bir iz varmış gibi. "O anda sesini duymak iyi geldi. Bunu söylemek istedim." Sonra sanki bu kadar açıklık fazla gelmiş gibi gözlerini kısıyor, kendini toparlıyor. "Bir de üzerime çöküp alnını alnıma dayadığında nefes alamadım tabii, onu ayrıca not düşeyim." Burada ilk kez daha gerçek bir gülümseme beliriyor yüzünde. "Ama çok da şikayetçi olduğumu söyleyemem." Cümleyi öyle sakin söylüyor ki şaka mı yapıyor, yoksa yalnızca o anı mı hafifletmeye çalışıyor bir saniyeliğine çözemiyorsun. Sonra sesi yeniden inceliyor, daha gizemli bir yere çekiliyor. "Sana bir şey soracağım." diyor. "Sen birini kurtarmak için kendini kaybetmeye başladığında hala onu mu kurtarıyorsun, yoksa artık kendindeki boşluğu mu doldurmaya çalışıyorsun?"

Soru tam içine oturuyor. Yürüyüşün ritmi bir anlığına sende bozuluyor, cevap vermek üzere düşüncelerin toparlanmaya başlıyor ama Toshifumi’nin sesi önden, farkında olmadan araya giriyor. "Herkes tempoyu korusun. İlk mola noktasına yaklaşıyoruz ama buradan sonra sesleri daha kontrollü tutuyoruz." Sen ve Kaede’nin arasındaki o ince bağ, bir anda görev cümlelerinin ağırlığıyla yarıda kalıyor. Toshifumi geriye bile dönmeden konuşmaya devam ediyor. "Bundan sonraki rota daha az kullanılan bir avcı geçidine bağlanıyor. İz bırakmamaya dikkat edin. Toprak yumuşak, özellikle su kenarında adımlarınızı taşların üstünden atın. Eğer takip edildiğimizi düşünürseniz kendi başınıza teyit etmeye çalışmayın, önce bana söyleyin." Kaizen arkadan "Bize hiç güvenmiyorsun gibi konuşuyorsun." diye mırıldanınca Toshifumi yalnızca "Güveniyorum, o yüzden uyarıyorum." diye cevap veriyor. Bokukichi, düşük sesle "Bu çocuk böyle konuşunca azar mı yiyoruz, iltifat mı alıyoruz anlamıyorum." diyor ama kimse tempo bozmuyor. Kaede senin kolundan yavaşça ayrılıyor, bunu kırgınlıkla değil, yalnızca görev düzenine dönmek için yapıyor. Yine de biraz önceki soru sende kalıyor. Ne cevap vereceğini bilmiyorsun. Takeshi’yi, Masato’ya verdiğin muskayı, Raien’i, Rinji’yi, kendi avucuna sapladığın kunaiyi, babanın korkarken neye sadık kaldığını unutma sözünü düşünüyorsun. Her şey, Kaede’nin cümlesinin etrafında dönmeye başlıyor.

İki saatlik yürüyüş, ayaklarının altındaki taşlar, bastırılmış çakra, kesik kesik konuşmalar ve arada bir gelen baykuş sesleriyle uzayıp gidiyor. Mola yerine vardığınızda, orman bir anda küçük bir açıklığa dönüşüyor. Burası yol üzerinde unutulmuş eski bir kamp noktası gibi, bir tarafında yosun tutmuş kayalar, diğer tarafında ince akan, dar bir dere var. Derenin suyu ay ışığını parça parça taşıyor. Ağaçlar açıklığın çevresinde halka gibi dizilmiş, dalları yukarıda birbirine karışıp gökyüzünü dar bir pencereye çeviriyor. Eski bir ateş çukurunun izi yerde duruyor ama Toshifumi ateş yakılmasına izin vermiyor. "Işık yok." diyor kısaca. Kaizen ve Bokukichi çadırları kurmaya başlıyor, Takeshi onlara yardım etmeye çalışıyor ama Bokukichi iki kere yanlış direği ters takınca Takeshi’nin görevi onu düzeltmeye dönüşüyor. Masato, kamp alanının etrafında kısa bir Byakugan kontrolü yapıyor ve dönüşte sessizce "Şimdilik temiz." diyor. Sen biraz kenara oturduğunda bedenin yorgunluğu ilk kez gerçekten hissediliyor, ayakların, çantan, omuzların, sakladığın yara, hepsi aynı anda varlığını hatırlatıyor. Kaede ise çantasını açıp kuru yiyecekleri, sarılmış pirinç toplarını, küçük paketlerde kurutulmuş meyveleri ve birkaç şifalı bitki karışımını çıkarıyor. Bir süre kendi başına diziyor bunları, sonra sana doğru bakıyor ve eliyle yanına gelmeni işaret ediyor.

Onun yanına doğru yürürken, iki saat önce sorduğu soru zihninin içinde dönüyor. Birini kurtarmaya çalışırken nerede fedakarlık bitiyor, nerede kendi korkunu susturma çabası başlıyor? Takeshi’yi kurtarmak istiyorsun, evet. Ama belki onun başına gelenler, içindeki başka bir yaranın üstünü de açmış durumda. Kaede’nin yanına oturduğunda o sana bir pirinç topu uzatıyor, yüzünde bu kez daha yumuşak bir ifade var. "Az önceki soruya cevap vermek zorunda değilsin hemen." diyor alçak sesle. "Ben de cevabını bilmiyorum zaten. Sadece... yakın zamanda yaşadığım bir deneyimden sonra bu soruyu kendime sormaya başladım." Sonra göz ucuyla çadır kurmaya çalışan erkeklere bakıyor, Bokukichi bir ipi yanlış yere bağlamış, Kaizen onu hiç yardım etmeden izliyor, Takeshi ise sabrının sınandığını gizlemeye çalışıyor. Kaede’nin dudaklarında küçük bir gülümseme beliriyor. "Bir de şu an onları kurtaracak kişi de sanırım biziz. Yoksa sabaha kadar çadır kuracaklar." Tekrar sana dönüyor. "Gel, yiyecekleri paylaştıralım. Sonra istersen... bana o cevabı verirsin."
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Kaede bedenen iyi olsa da ruhen sarsıldığını ifade etmeye çalışmıştı birkaç basit cümleyle. Aoi karşılaştığı durumun onun için ne kadar yıkıcı olduğunu tahmin edebiliyordu. Kimse onun yokluğunu fark etmeden kaçırılmıştı, bir tuzağın içerisine çekilmişti, başına ne gelebileceğini bilmiyordu, ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Belki onun yokluğunu fark edip etmeyeceklerinden de emin olamamıştı. Belki onu kurtarmaya geleceklerinden, gelseler bile kurtarabileceklerinden emin değildi. İhmal edilmiş, unutulmuş, tek başına korkuyla titremişti. Aoi onun ne kadar korkmuş olabileceğini anlıyordu, onu hiç ama hiç suçlamıyordu. Aoi o anda onun yanında olabildiğini, ona güç verebildiğini duyduğu için mutluydu. Kaede'nin böyle hissetmiş olmasından da... Aoi'nin o anki endişeli tepkisine yaptığı yoruma hafifçe gülümsemekle yetindi. Söylediklerinde ciddi miydi yoksa şaka mı yapıyordu emin olamamıştı. Aoi o kadar korkmuştu ve her şey o kadar üst üste gelmişti ki ne tepki verdiğini tam olarak hatırlamıyordu bile. Tam Takeshi mühürlendikten ve onlar aptala döndükten sonra yaşanmıştı bir de bunlar.

Kaede'nin sesindeki tonun değişmesi ile dikkati dağıldı. Ona yaklaşıp bir soru sormuştu. Felsefi bir soruydu. Aoi tam olarak ne sorduğunu pek de anlamış değildi. Ne demek istemişti? Birini kurtarmak için kendini feda etmesi karşı taraf için değil de içindeki kendi boşluğu doldurmak için miydi? Bunun bir önemi var mıydı ki? Aoi o an kendi canını veya başka bir şeyi düşünmüyor, karşı tarafa odaklanıyordu. Bunu da iyi bir kul, Yuukon takipçisi olduğu için yapıyordu. Ona böyle öğretilmişti. İnancı bu yöndeydi. Elbette bunu herhangi birisi için yapmazdı, bu fedakarlığa değeceğine inandığı kişiler için yapardı. Ayrıca fedakarlığın kendisi de korkudan doğan bir eylem değil miydi zaten? Uğruna canından fedakarlık yapıyorsa o kişiyi kaybetmekten korkuyor, onsuz bir yaşamı hayal edemiyor olmalıydı kişi. Aoi için de durum farksız değildi. Uğruna canını hiçe sayabileceği birkaç kişi vardı, onlardan da vazgeçmek istemezdi. Kaede'ye ağzını açıp cevap verecekken Toshifumi'nin sesiyle irkildi. İlk mola noktasına yaklaşıyorlardı. Artık daha sessiz ve daha dikkatli olacaklardı. İz bırakmamak için daha fazla özen göstermeleri de gerekliydi. Bunun üzerine görev düzenine dönmek için de Kaede ile ayrıldılar.

Bu şekilde yaklaşık iki saat daha yürüdüler. Gecenin en derin ve en soğuk saatleriydi. Mola yerleri ise ormanlık alandaki ufak bir açıklık, muhtemelen genç maceracıların veya başka shinobilerin kamp yapmak için uğradıkları bir alandı. Su şişelerini doldurabilecekleri bir akarsu da vardı. Ateş yakabilecekleri bir çukur da vardı ancak Toshifumi izin vermemişti. Işık ve duman fazla dikkat çekerdi. Ne yazık ki biraz üşüyeceklerdi. Erkekler çadır kurmaya çalışırken ve etrafı tararken, kızlar da yemekleri ayırıyorlardı. Yani Kaede onu çağırınca böyle olmuştu tabi. Aoi oturduğu anda ne kadar yorulmuş olduğunu fark etmişti ve görevde olmasa bir köşeye kıvrılır uyuyakalırdı. Kaede'nin ona uzattığı pirinç topunu tek lokmada yuttu neredeyse. Kaede yine muhabbeti o soruya getirmişti. Hemen cevaplaması gerekmediğini, cevabı kendisinin de bilmediğini söylemişti. Ne yaşamıştı da böyle felsefi şeyler sorgulamaya başlamıştı acaba? Çadır kurmakta olan gruba bakıp onları kurtarmaları gerektiğini söylediğinde Aoi başını salladı. "Bokukichi durdurulmalı." dedi kesin bir ifadeyle.

Kaede ile birlikte yiyecekleri kişi başına bölerek pay etmeye başladılar. Bu iş bitince Aoi, Kaede'nin yüzüne doğru yaklaşarak tek eliyle onu çenesinden kavradı. Sonra da yanaklarını sıkarak dudaklarını ördek gibi büzüştürdü. "Çok düşünüyorsun sen." dedi dümdüz bir sesle. "Seni kurtarmak istedim çünkü seni seviyorum. Takeshi'yi kurtarmak istiyorum çünkü onu seviyorum." Yanaklarını mıncırarak dudaklarını biraz daha büzüştürüp sonra da gevşetti. "Sen, Takeshi, Masato, Kichi... Herhangi biriniz için canımı gözümü kırpmadan veririm. Bunun neden böyle olduğu veya bu davranışın altında yatan kırılgan duyguların bir önemi var mı ki?" Kızın yanaklarını serbest bırakarak elini çekti. Başını önüne eğdi. "Ben herkesi memnun etmeye çalışan ve bunu yaparken de kendini unutan birisiyim. Belki kabul görmek ve sevilmek istediğim için yapıyorumdur bunu bu kadar abartılı şekilde. Çocukken de pek sevilmezdim, şimdiye dek pek arkadaşım olmadı. Bu gibi şeylere alışılmıyor, hep eksik kalıyorsun. Bir Yureikumo, bir öcü, tuhaf bir yaratık da olsam ben de sevilmek istiyorum. Öyle geçinilmesi kolay, sempatik, sevimli birisi filan da değilim. Çabuk heyecanlanırım, çok konuşurum, kendimi fazla uzun açıklarım. Derin hissederim, gereksiz duygusallık yapar, sonra da bu duygularıma göre hareket ederim. Fazla tutkulu ve haşin duygularım vardır ancak bunları görmezsin çünkü sürekli kendimi dizginleyip kontrol altına alırım. İnsanlardan fazla şey beklememeye çalışırım çünkü hayal kırıklığı yaşamaktan korkarım. Bu kusurları örtecek kadar akıllı ya da güzel de değilim. Çok keskin çizgilerim var. Sık sık bildiğimi okur, burnumun dikine giderim. Karşı tarafın duygularını düşünmeden akılsızca, hatta işgüzarca şeyler yaptığım olur." Bunu söylerken sargı bezine sarılı avucuna kaydı gözleri. Yüzü hüzünlendi. "Sennashi olayları sayesinde tekrar tekrar göreve çıktığım, bu sayede bir şekilde bağ kurduğum, beni Yureikumo olmam dışında Aoi olarak kabul etmeye başlayan insanlar olduysa bunu kaybedişimi izlemektense korumak için canımı vermek bana daha doğal geliyor. Zaten... ölümden korkuyor değilim. Ben hayallerimin ötesinde bir şeye sahip oldum. Bir kral kadar zenginim." Gülümsedi. Ayağa kalktı. Üzerindeki tozları silkeledi. "Sorunu cevapladı mı bilmiyorum." Sonra Bokukichileri işaret etti. "Takeshi'nin öfkesini buradan hissediyorum. Gidip el atsak iyi olacak." Bokukichi'nin yanına koşup arkadan boynuna atlayacak ve tüm ağırlığını omzuna vererek şakalaşacaktı onunla. Çadırların kurulmasına yardım edecekti ardından.
Image
🦋
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
C-rank
element
Fuuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Mirai no Me (Geleceğin Gözleri)
Reikon Tsumekomi (Ruh Varlığı Kanalizasyonu)
Fuuton: Kazekiri no Jutsu (Rüzgar Kesme Tekniği)
Fuuton: Kami Oroshi (İlahi Dağ Rüzgarı)
Fuuton: Hikoukaze (Uçan Çekirge Rüzgarı)
Eien no Sasayaki (Sonsuz Fısıltılar)
Shisha no Kage (Ölülerin Gölgesi)
Shisha no Gun (Ölüler Ordusu Çağırma)
Tamashii no Hansha (Ruh Yansıması)
Fuuton: Kuudan (Hava Mermisi)
Shizukesa no Kusari (Sessiz Ruh Zincirleri)
Reikon Tsunagi (Ruhsal Bağlantı)
Mamori no Rei (Koruyucu Ruh Perdesi)
Fuuton: Kaze no Engetsu (Rüzgar Hilal Bıçakları)
Inochi no Ibuki (Yaşam Nefesi Paylaşımı)
Tamashii no Katamiı (Ruh Yadigâr)
Tamashii Kyōmei (Ruh Rezonansı)
Kyōtsū Itami (Paylaşılmış Acı)
Reikon no Tobari: Haha no Idaki (Ruh Perdesi: Ana Kucağı)
Fuuton: Shinkuuha (Vakum Dalgası)

items

Tarot Destesi
Rüzgar Taşıyıcılı Fan
Kurbağa Peluş
3 adet Hyourougan
Kamp Malzemesi Seti
5 adet Kunai
10 adet Shuriken
2 adet Patlayıcı Kağıt
1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
2 adet İp (her biri 10 metre)

resources

ryo
282.935
sp
50
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Kaede, senin söylediklerinden sonra ilk anda ne diyeceğini gerçekten bilemiyor. Yüzüne bakıyor, sonra gözlerini kaçırıyor, sonra tekrar bakıyor, sanki senin bu kadar açık, bu kadar korkusuz bir şekilde kendini ortaya koymuş olmanı kendi içinde nereye yerleştireceğini çözmeye çalışıyor. Dudakları birkaç kez aralanıyor ama düzgün bir cümle kuramıyor. En sonunda yalnızca "Ben..." diyebiliyor, sonra sesi boğazına takılıyor. Başını hafifçe öne eğip yiyecekleri toplamaya devam ediyor, ama parmaklarının gereğinden yavaş hareket etmesinden, omuzlarının hafif titremesinden bir şeyleri zor tuttuğu belli oluyor. Sen ayağa kalktığında o da başını biraz çeviriyor, seni görmeyecekmiş gibi davranarak gözünün kenarını siliyor. Ağladığını göstermemek için fazla uğraşıyor, o yüzden daha da belli oluyor bu. Yine de senin ardından baktığında yüzünde tuhaf bir ifade var, minnetle, kırılganlıkla ve senden biraz daha çekinir hale gelmiş olmanın karışımı gibi. Sonra çenesini sıkıp yeniden toparlanıyor, sanki bu anı kendi içinde bir yere gömüp daha sonra çıkarıp bakacakmış gibi.

Bokukichi’lerin yanına vardığında erkek muhabbetinin tam ortasına düşüyorsun. Kaizen bir kayanın üstüne yayılmış, Takeshi diz çökmüş çadır ipini çekiyor, Bokukichi ise nedense çok ciddi bir tonla "Bak şimdi mesele sadece çadır değil. Erkeğin gerçek karakteri ip düğümünde belli olur." diyor. Takeshi hemen karşılık veriyor. "Senin karakterin de iki dakikada üç kere yanlış düğüm attığında belli oldu o zaman kanka." Masato kenarda sessiz gibi duruyor ama o da dahil olmuş. "Bu düğüm gerçekten yanlış ama." diye teknik bir düzeltme yapınca Bokukichi ona dönüp "Sen her ortamda niye stajyer öğretmen gibisin ya?" diye söyleniyor. Kaizen de oradan kuru kuru gülüp "Ben size demiştim, çadır kurmak medeniyet testidir." diyor. Sen yaklaştığın anda hava bir anda değişiyor. Hepsi neredeyse aynı anda toparlanıyor, Takeshi hemen daha düzgün oturuyor, Bokukichi sanki az önce yere çakılıp iplerle boğuşan o değilmiş gibi omuzlarını dikleştiriyor, Masato ise hiçbir şey olmamış gibi düz bir ifadeye dönüyor. Bu acele toparlanma o kadar belli ki istemesen de fark ediyorsun. Yine de çadır kurma işine el atınca işler hızlanıyor. Bir ip senin elinden geçiyor, bir kazık Masato tarafından sabitleniyor, Kaizen yük taşıyor, Kaede sessizce birkaç battaniyeyi ve su mataralarını yerleştiriyor, Takeshi de sonunda Bokukichi’nin mahvettiği kısmı düzeltiyor. Çok geçmeden iki küçük kamp alanı düzenli bir hale geliyor, ateş yok, duman yok ama yine de insan eli değdiği belli olan bir güven çemberi kurulmuş oluyor bu açıklığın ortasında.

Her şey biraz yatışınca Bokukichi doğrulup Toshifumi’ye dönüyor. "Toshi." diyor, sesi bu kez fazla ciddi. "Şu an etrafta kimse var mı?" Toshifumi etrafa kısa bir bakış atıyor, sonra gözlerini bir an kapatıp çevreyi dinliyormuş gibi duruyor. "Yok." diyor net bir şekilde. "Yakın mesafede tehdit yok." Bokukichi o cevabı alır almaz yüzü aydınlanıyor. "O zaman gençler..." diyor büyük bir ciddiyetle. "Madem ateş yakamıyoruz, bu gece enka var." Birkaç saniye boyunca kimse ne dediğini anlamıyor. Takeshi kaşlarını çatıyor. "Ne var?" Bokukichi cevap vermek yerine ceketini çıkarıyor, beline bağlıyor, bir anda onu etek gibi kullanmaya başlıyor ve ortadaki küçük boşluğa geçip boğazını temizliyor. Sonra ay ışığının altında, sanki yıllardır beklediği sahne tam da burasıymış gibi kollarını iki yana açıyor ve başlıyor. "Yılan yılan, süzüle süzüle, ay ışığında karnı guruldar..." İlk satır biter bitmez Kaizen gülmekten kırılıyor. Masato iki saniye dirense de dudaklarının kenarı teslim oluyor. Kaede elini ağzına kapatıp sessizce gülüyor. Takeshi ise "Yapma ya..." diye mırıldanmasına rağmen alkışlamaya ilk başlayanlardan biri oluyor.

Bokukichi coştukça daha da coşuyor. "Yılan yılan, kıvrıla kıvrıla, göbeğini hoplata hoplata dans etmeye başlar!" diye haykırıp belindeki ceketi savuruyor, kalçalarını sağa sola oynatıyor, sonra sizi de birer birer şarkının içine çekmeye çalışıyor. Kaizen’i ayağa kaldırıp omzundan tutuyor, Masato’nun önünde dönüp parmak şıklatıyor, Takeshi’ye mikrofon uzatır gibi boş elini dayıyor, en sonunda Toshifumi’nin karşısına kadar gidip onu bile dansa dahil etmeye çalışıyor. Toshifumi yerinden kıpırdamadan ona bakıyor, Bokukichi iki adım daha yaklaşıp aynı enka nakaratını bu kez ona özel söylerken geri kalan herkes artık alenen alkışla tempo tutuyor. Gecenin ortasında, ateşsiz kamp yerinin ortasında, zindana sızmış, ölüm riski taşıyan bir göreve çıkmış bu grup bir anda çocukça, saçma ve çok insani bir neşenin içine düşüyor. En sonunda Toshifumi elini kaldırıyor. Yüzü tamamen ifadesiz ama sesi kesin. "Yeter." Alkışlar ve kahkahalar yavaş yavaş sönüyor. Bokukichi son bir dramatik dönüş yapıp ceketi belinden çözüyor, sanki büyük bir sahneyi tamamlamış gibi selam veriyor. Toshifumi hepinizi tek tek süzüp ekliyor. "Enerjinizi atmış olmanıza sevindim. Şimdi sesleri düşürüyoruz, nöbet sırasını belirliyoruz ve en azından birkaç saat dinleniyoruz." Gecenin o tuhaf, eğlenceli anı ağır ağır yerini yeniden görevin ciddiyetine bırakıyor ama kampın havası artık biraz daha hafif. En azından bir süreliğine.

Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Kaede'nin gizli gizli ağlamakta olduğunu fark edince ona özel alan tanımak için hızlıca gerisinde bırakmıştı genç kızı. Neden duygusallaştığını bilmiyordu. Aoi'nin duyguları ile bir bağlantı mı kurmuştu kendi duyguları arasında? Yoksa geçmişte Aoi'ye nasıl davrandığını hatırladığı için bir mahcubiyet mi hissetmişti? Aoi onun davranışları sebebiyle kalbinin kırılmadığını söylerse yalan söylemiş olurdu. Ancak Kaede değiştiği için ve özür dilediği için onu içtenlikle affediyordu. Kaede'nin kendini bu sebeple kötü hissetmesi gerekmezdi artık. Ne olursa olsun kendisini bir gün ona açacağına inanıyordu.

Oğlanların yanına yaklaşırken aralarında çevirdikleri düğüm ve erkeklik muhabbetine kulak misafiri olmuştu. Aoi'yi fark ettikleri anda nedense tavırları bir anda aceleyle değişmişti. Biraz evvelki laçkalıkları yok olmuş, herkes daha usturuplu bir pozisyon almıştı. Aoi niye bir anda tavır değiştirdiklerini anlamasa da sorgulamadı. Yardım teklif ettiği anda işler bir anda hızlanmıştı ve yarım saatten kısa sürede iki kamp alanı kurulmuştu bile. Gösterişsiz, küçük, ışık ve ısı kaynağı olmadan öylece dikiliyordu karşısında ama yine de orada huzur veren bir şey vardı. Artık dinlenebilirlerdi.

İş dinlenmeye geldiği zaman Bokukichi yüzünde hınzır bir ifadeyle liderlerine dönüp etrafta kimse olup olmadığını yoklamasını istemişti bir kez daha. Onayı alınca da ortamı bir anda neşe ve muziplikle doldurmuştu. Ne yaptığını anlamamışlardı. Enka neydi bilmiyordu. Bokukichi çok güzel bir şarkı söyleyip göbeğini ve kalçalarını kıvır kıvır oynatarak dans ediyordu. Aoi önce kıkırdamaya, sonra da kahkaha atmaya başladı. En sonda ise ayağa kalkmış alkışlayarak ritim tutuyordu. Hatta bir ara Bokukichi'nin yanına gelip onu taklit etmeye çalışmıştı. "Bu dansı bana da öğret!" diye sevinçle şakıdı bir anda bulundukları ortamı ve koşulları unutarak. Toshifumi bu şekilde eğlenmelerine bir süre izin vermişti ancak ne yazık ki uzun sürmedi. Sessiz olmaları ve uyumaları gerektiğini hatırlattı onlara. Nöbet sırası belirlenmeliydi. Aoi onun hep böyle ciddi ve eğlencelerden uzak bir tip olup olmadığını merak ediyordu. Sarhoşken de böyle miydi? Yoksa utangaç mıydı sadece? Belki sahip olduğu konum nedeniyle kendini astlarının yanında koyveremiyordu.

Aoi etraftakilerin yüzünü inceledi. "Toshifumi hocam." diye söze girdi. "Dört - üç olarak iki gruba ya da iki - iki - üç olarak üç gruba ayrılıp nöbetleşe uyuyalım. Kaç saat dinlenme hakkımız var ona göre belirleyelim isterseniz." Çadırları işaret etti. "Ateşimiz ve fazladan battaniyemiz olmadığı için birbirimize sokularak uyumamız lazım yoksa donarız soğuktan." Gruba döndü. "En yorgun ve uykusuz hisseden kimlerse önce onlar uyusun. Benim için fark etmez." Gerçekten de fark etmezdi. İlk nöbet grubunda da durabilirdi, durmak isteyenler varsa uyuyan gruba da geçebilirdi. Nasıl olsa herkes eşit derecede dinlenmiş olacaktı.
Image
🦋
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
C-rank
element
Fuuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Mirai no Me (Geleceğin Gözleri)
Reikon Tsumekomi (Ruh Varlığı Kanalizasyonu)
Fuuton: Kazekiri no Jutsu (Rüzgar Kesme Tekniği)
Fuuton: Kami Oroshi (İlahi Dağ Rüzgarı)
Fuuton: Hikoukaze (Uçan Çekirge Rüzgarı)
Eien no Sasayaki (Sonsuz Fısıltılar)
Shisha no Kage (Ölülerin Gölgesi)
Shisha no Gun (Ölüler Ordusu Çağırma)
Tamashii no Hansha (Ruh Yansıması)
Fuuton: Kuudan (Hava Mermisi)
Shizukesa no Kusari (Sessiz Ruh Zincirleri)
Reikon Tsunagi (Ruhsal Bağlantı)
Mamori no Rei (Koruyucu Ruh Perdesi)
Fuuton: Kaze no Engetsu (Rüzgar Hilal Bıçakları)
Inochi no Ibuki (Yaşam Nefesi Paylaşımı)
Tamashii no Katamiı (Ruh Yadigâr)
Tamashii Kyōmei (Ruh Rezonansı)
Kyōtsū Itami (Paylaşılmış Acı)
Reikon no Tobari: Haha no Idaki (Ruh Perdesi: Ana Kucağı)
Fuuton: Shinkuuha (Vakum Dalgası)

items

Tarot Destesi
Rüzgar Taşıyıcılı Fan
Kurbağa Peluş
3 adet Hyourougan
Kamp Malzemesi Seti
5 adet Kunai
10 adet Shuriken
2 adet Patlayıcı Kağıt
1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
2 adet İp (her biri 10 metre)

resources

ryo
282.935
sp
50
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Bokukichi, senin dansı öğrenme isteğini duyduğu anda sanki hayatının en büyük sanat mirasını devredecekmiş gibi göğsünü kabartıyor. Elini kalbinin üstüne koyup dramatik bir reverans veriyor, sonra da parmağını sana doğru sallıyor. "Öğreteceğim tabii ki ama bu öyle her babayiğidin harcı değil aşkım. Enka dediğin şey sadece kalçayı kıvırmak değildir, ruhla göbek arasındaki kadim bağın dışavurumudur." Kaizen başını iki yana sallayıp burnundan gülüyor. Toshifumi ise bu saçmalığa yalnızca bir bakış atmakla yetinip senin önerine dönüyor. "Mantıklı." diyor kısa ve net bir tonla. "2-2-3 gidelim. Üçer saat dinleneceğiz. İlk grup uyurken ikinci grup sessiz kalacak, üçüncü grup tam nöbette olacak. Son grup daha az uyumuş olacak ama sabaha kadar idare ederiz." Sonra hiç abartmadan ekliyor. "Ben henüz iyiyim." Takeshi de omzunu geriye atıp "Benim de uykum yok şu an." diyor. Bokukichi hemen araya atlıyor. "Yani aslında yatabilirdim ama imçiçi uyur mu amkasdjfsdhja" Kaizen ellerini ensesinde birleştirip gökyüzüne bakıyor. "Benim de uykum gelmedi."

Böylece geriye fazla seçenek kalmıyor, ilk grup olarak sen, Kaede ve Masato seçiliyorsunuz. Battaniyeler ve ince örtüler çadırın içine serildiğinde Masato usulca bir kenara uzanıyor ama tam sen de yerini alacakken Kaede aniden, beklenmedik bir ciddiyet ve ses yüksekliğiyle "BEN ORTADA OLURUM." diye çıkıyor. Hepiniz bir an ona bakıyorsunuz. Kaede bunu söyler söylemez kendi çıkışından biraz utanıyor gibi boğazını temizliyor ama kararını bozmuyor. Sonra gerçekten ortaya geçiyor, yüzünü sana dönük şekilde yan yatıyor. Masato ise hiçbir şey demeden arkasını dönüp diğer tarafa yatıyor. Sen de Kaede'ye doğru sokuluyorsun, gecenin soğuğu ve yorgunluk, bu yakınlığı tuhaf olmaktan çıkarıp gerekli bir şeye dönüştürüyor. Kaede ilk başta biraz gergin duruyor ama birkaç dakika sonra nefesi düzenleniyor. Masato da dışarıdan göründüğünden daha hızlı uykuya teslim oluyor. Sen gözlerini kapatırken dışarıda Bokukichi'nin hala çok düşük sesle "Yılan yılan..." diye kendi kendine melodiyi mırıldandığını duyuyorsun.

İlk üç saat, senin sandığından daha hızlı geçiyor. Uyandırıldığında hava karanlık ama gecenin en ağır kısmı geride kalmış oluyor. Kaede uykudan kalkınca bir an nerede olduğunu unutmuş gibi çevresine bakıyor, sonra hemen toparlanıyor. Sen, Masato ve Kaede dışarı çıktığınızda bu kez Bokukichi ile Kaizen çadıra girip uzanıyorlar. Kaizen daha yere değer değmez "Ben sadece gözlerimi dinlendireceğim." diyor ama birkaç dakika içinde nefesi ağırlaşıyor. Bokukichi ise uykuya geçmeden önce sana iki parmakla işaret yapıyor. "Dönüşte kalça izolasyonu çalışacağız, unutma." Toshifumi bu nöbet kısmında, ilk kez biraz daha insan gibi konuşuyor. Sesini alçak tutuyor ama cümleleri kısa emirler olmaktan çıkıyor. Masato'yla rota ihtimallerini tartışıyor, Kaede'ye zihinsel baskı ve illüzyon etkilerini ayırt ederken nelere baktığını soruyor, Takeshi'ye de mührün o anki hissini kontrol ettiriyor. Arada sana da dönüp birkaç pratik soru yöneltiyor, ruh izi tekniklerini kalabalık çakra bölgelerinde ne kadar sürdürebildiğini, bastırılmış nesneleri fark ederken daha çok his üzerinden mi yoksa somut sezgi üzerinden mi ilerlediğini soruyor.

Sonraki üç saatte bu kez Toshifumi ve Takeshi uyuyor. Toshifumi'nin gerçekten uyuyup uyumadığını anlamak zor, gözlerini kapatsa da her an ayağa kalkacakmış gibi. Takeshi ise ancak uzandıktan epey sonra gevşiyor. O sırada Bokukichi sözünü tutup sana dansı öğretiyor. Sessiz olmanız gerektiği için performansın abartısını kısıyor ama yine de belini nasıl kırman gerektiğini, omzu ne zaman bırakacağını, yılanın gururunu nasıl hissetmen gerektiğini öyle bir ciddiyetle anlatıyor ki gülmemek zorlaşıyor. "Bak şimdi." diyor fısıltıyla. "Önce içindeki sürüngeni bulacaksın. Sonra ay ışığını karın boşluğuna davet edeceksin." Sen onun gösterdiği hareketi taklit etmeye çalıştığında Bokukichi mutluluktan neredeyse ağlayacak hale geliyor. "Oldu! Aşkım oldu! Senin içinde gerçekten kadim bir sahne ışığı var." Kaede bu sahneye yarı uykulu bir bakış atıyor ve ilk kez açık açık gülümsüyor. Masato ise "Ben hiçbir şey görmedim." diyerek bilerek başka yöne bakıyor.

Sabah olduğunda kamp alanı kısa sürede toplanıyor. Gecenin tuhaf neşesi yerini yeniden temkinli bir ciddiyete bırakıyor ama grubun adımları artık birbirine daha alışmış. Orman, şafakla birlikte başka bir renge bürünüyor, gece mavisi yavaş yavaş küllü griye, oradan da yeşilin serin tonlarına açılıyor. Bir süre daha yaya devam ettikten sonra Toshifumi sizi patikadan ayırıp daha tenha, taşlık bir hatta yönlendiriyor. Öğlene doğru, ormanın derinliğinde açıkça doğal olmayan bir noktaya varıyorsunuz. Burası ilk bakışta terk edilmiş eski bir ibadet alanı ya da unutulmuş bir sınır işareti gibi görünüyor, yere gömülü taş halkalar, yosun tutmuş düz sütunlar ve merkezinde rüzgârın bile garip döndüğü yuvarlak bir alan var. Orada çoktan bekleyen bir mühür ekibi bulunuyor, dört kişi, herkes koyu giysiler içinde, konuşmadan çalışan, bakışlarını bile idareli kullanan türden shinobiler. Toshifumi onların yanına gidiyor, birkaç kısa işaret ve alçak sesli teyitleşmenin ardından sizi belli noktalara çağırıyor. Hepiniz çemberin farklı yerlerine geçiyorsunuz. Mühür ekibi aynı anda ellerini yere bastırıyor. Taş halkaların arasındaki çizgiler, önce sönük bir parıltıyla uyanıyor, sonra bu ışık ayaklarınızın altına kadar geliyor. Hava bir anlığına boşalıyormuş gibi hissediliyor, mideyi yukarı çeken, kulağın içini bastıran, bedenin ağırlığını çalıp yerine titreşim dolduran tuhaf bir an bu. Bir sonraki nefeste orman yok oluyor.

Ayağının altındaki zemin değiştiğinde ilk fark ettiğin şey rüzgar oluyor. Keskin, açık ve su kokan bir rüzgar. Tenchi Köprüsü'nün girişindesiniz. Burası köprü demek için fazla büyük, fazla eski ve fazla görkemli. İki tarafı kara kayalıkların arasına bağlanan, gökyüzüne doğru hafifçe kavislenen devasa bir taş omurga gibi uzanıyor önünüzde. Genişliği neredeyse küçük bir meydan kadar, iki yanında zamanla aşınmış, yer yer çatlamış yüksek korkuluklar var. Korkulukların yüzeyine eski dalga motifleri, spiral benzeri süslemeler ve silinmeye yüz tutmuş kabartmalar işlenmiş. Aşağıda, çok derinde, koyu mavi su kayalara çarpıyor, sesi yukarıya kadar ulaşıyor ama burada ince, tehditkar bir fısıltı gibi duyuluyor yalnızca. Köprünün öte ucu puslu, sanki uzaklık değil de anının kendisi silikleşmiş gibi. Sağ tarafta, girişe yakın kırık bir gözetleme kulesi duruyor. Sol yanda ise taşın içine oyulmuş eski bakım geçitleri ve yarı çökmüş yan merdivenler var. Toshifumi bir bakışta çevreyi tarıyor ve hemen planı anlatmaya başlıyor. "Buradan sonra üç kademeli ilerleyeceğiz. Ön gözlem, temas teyidi, sonra gerekirse bölünmüş yaklaşım. Masato ve ben ilk görüş hattını alacağız. Kaede merkezde kalıp olası zihinsel baskıyı yoklayacak. Kaizen ve Bokukichi yan geçitleri kontrol edecek. Aoi, sen benimle başlayacaksın ama bir şey sezersen rota değiştirebiliriz. Takeshi geride değil, merkezde olacak, mührün tepki vermesi ihtimali var. Gereksiz kahramanlık yok, doğrudan çatışma yok, birbirinden kopmak yok. Anlaşılmayan bir nokta var mı?" Tam bunu sorduğu anda gözlerin köprünün çok ilerisinde, sisin hemen önünde hareket eden üç küçük figürü seçiyor. Çok uzaktalar, yüzleri seçilmiyor, ama köprüye doğru yürüdükleri kesin. Ve her saniye biraz daha yaklaşıyorlar.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Bokukichi, Aoi'nin enka dansını öğrenmek istemesine fazlasıyla gururlanmış ve mutlu olmuştu. O öyle tepki verince Aoi de daha fazla heyecanlandı. Daha da öğrenmek istemişti böyle olunca. Toshifumi, Aoi'nin gruplara ayrılma önerisini beğenmiş ve üç gruba ayrılmaya karar vermişti. Sırayla bir grup uyuyacaktı ve herkes üç saat dinlenecekti. Kendisi, Takeshi, Kaizen ve Bokukichi henüz uykuya ihtiyaçları olmadığını söylemişlerdi. Böylece Aoi, Kaede ve Masato'nun uyumasına karar verildi. Çadıra girdiğinde Masato ile Kaede'nin arasına girmek istedi çünkü Kaede'nin Masato'nun yanında olmaktan rahatsız olacağını düşündü ancak Kaede nedense çok büyük bir istekle ortaya geçmek istemişti. Aoi anlam verebilmek için ona baktı şaşkınlıkla. Masato'ya yakın mı olmak istemişti? Masato'dan mı hoşlanıyordu yoksa? Dönüp ona baktı. Daha önce böyle sinyalleri olmuştu da Aoi gözden mi kaçırmıştı? Masato hoşlanılmayacak birisi değildi, onu çekici kılan pek çok özelliği vardı. Kaede'nin ona çekim hissetmesi garip olmazdı. Yine de ikisini pek olumlu etkileşim içerisinde görmemişti ve Kaede'nin tipi olarak Masato'yu hayal edemiyordu.

Kaede'nin ortaya geçmesi ile birlikte usulca ona sokuldu. Hava soğuktu ve çadır onları ne kadar korusa da ısıtmıyordu. Kaede'nin arkasına da Masato geçmişti ve diğer yöne dönerek yatmıştı. Kaede'nin bir anda gerildiğini ve heyecanlandığını fark etti. Hah! Gerçekten de hoşlanıyor olmalıydı o halde! Bu garip bir durumdu. Aoi bununla ilgili ne hissetmesi gerektiğinden emin değildi. Bu düşünceler ve Kaede'nin nefes alışveriş sesi eşliğinde göz kapakları yavaş yavaş ağırlaştı ve farkına bile varmadan derin bir uykuya daldı. Öyle güzel uyumuştu ki uyandırıldığında tam olarak kendine gelmesi zaman aldı. Mahmur gözlerini ovuşturdu etrafı net olarak görebilmek için. Daha fazla uyumak istiyordu bedeni. Sanki beş dakika olmuştu buraya kıvrılalı. Onlar kalkıp gecenin soğuğuna döndüklerinde uyuma sırası Bokukichi ve Kaizen'e geçmişti. Onların uykusunu beklerken Toshifumi ile biraz sohbet ettiler. Derin sohbetler değildi bunlar. Göreve yönelik, becerilerine yönelik pratik ve pragmatik sohbetlerdi ama Toshifumi'yi lider pozisyonu dışında iki kelam ederken görmek güzeldi.

Son olarak Toshifumi ve Takeshi uyumaya gittiler. Onların uykuya dalması biraz daha zor olmuştu. Özellikle Toshifumi yatsa bile uyuyor gibi durmuyordu. Kedi gibi algıları açıktı, ufacık ses duysa kalkacak gibiydi. Bu esnada Bokukichi yanına gelerek ona dansı öğretmeye başladı. Bu kutsal bir ayinmiş gibi önem veriyordu işine. Kalçasını kıvırmayı, göbeğini sallamayı gösterdi ona teknikleriyle. Aoi de onu taklit ederek aynısını yapmaya çalıştı. "İçimdeki sürüngen..." Zihninde binlerce sevimli kurbağa belirince dansı da kavradığını hissetti. Bokukichi'nin başardığına dair sessiz zafer naraları onu heyecanlandırdı. "Gerçekten mi? Senin kadar havalı oldum mu?" Kaede gülümserken Masato başka yöne bakmıştı. Aoi de kendini zorlukla tutarak kıkır kıkır güldü.

Sabah olduğunda kampı hızlıca topladılar ve iz bırakmadan yola koyuldular. Henüz güneş tam olarak kendini göstermemişti ancak ışıkları havayı aydınlatmaya başlamıştı. Bir süre daha yayan gittiler ve tenha yollardan ilerlediler. Taşlık, terk edilmiş gibi duran bir tapınağa geldiler. Yani en azından Aoi buranın bir tapınak olduğunu tahmin etmişti. Onları bekleyen bir mühür ekibi vardı. Işınlanacaklardı! Aoi buna heyecanlandı. En son Amegakure'den dönerken ışınlanmıştı. İnsanın içini gıcıklayan garip bir hissiyatı vardı ve hoşuna gidiyordu. Toshifumi'nin ekiple birkaç laflamasından sonra herkes mühürlerde konumlarını aldı ve göz açıp kapayana kadar ormanlık alan gözlerinin önünden yok oldu. Hava değişmiş, sesler ve kokular değişmişti. Artık Tenchi Köprüsü'ndeydiler. İki kara parçasını birbirine bağlayan, eski, hatta antik duran görkemli bir bölgeydi burası. Kusagakure'ye yakındı. Toshifumi çevreyi taradıktan sonra planları anlatmıştı. Herkesin hangi hatta ne yapacaklarını açıklamıştı. Tam onlardan teyit alıyordu ki Aoi çok uzakta üç kişiyi fark etti. Yüzlerini seçemiyordu ancak köprüye doğru geldiklerine emindi. "Hocam..." dedi tedirgin bir ses tonuyla. Sesini iyice alçalttı. "Üç kişi bu yöne doğru geliyor." Sislerin orayı işaret etti başıyla. "Ne yapalım?"
Image
🦋
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
C-rank
element
Fuuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Mirai no Me (Geleceğin Gözleri)
Reikon Tsumekomi (Ruh Varlığı Kanalizasyonu)
Fuuton: Kazekiri no Jutsu (Rüzgar Kesme Tekniği)
Fuuton: Kami Oroshi (İlahi Dağ Rüzgarı)
Fuuton: Hikoukaze (Uçan Çekirge Rüzgarı)
Eien no Sasayaki (Sonsuz Fısıltılar)
Shisha no Kage (Ölülerin Gölgesi)
Shisha no Gun (Ölüler Ordusu Çağırma)
Tamashii no Hansha (Ruh Yansıması)
Fuuton: Kuudan (Hava Mermisi)
Shizukesa no Kusari (Sessiz Ruh Zincirleri)
Reikon Tsunagi (Ruhsal Bağlantı)
Mamori no Rei (Koruyucu Ruh Perdesi)
Fuuton: Kaze no Engetsu (Rüzgar Hilal Bıçakları)
Inochi no Ibuki (Yaşam Nefesi Paylaşımı)
Tamashii no Katamiı (Ruh Yadigâr)
Tamashii Kyōmei (Ruh Rezonansı)
Kyōtsū Itami (Paylaşılmış Acı)
Reikon no Tobari: Haha no Idaki (Ruh Perdesi: Ana Kucağı)
Fuuton: Shinkuuha (Vakum Dalgası)

items

Tarot Destesi
Rüzgar Taşıyıcılı Fan
Kurbağa Peluş
3 adet Hyourougan
Kamp Malzemesi Seti
5 adet Kunai
10 adet Shuriken
2 adet Patlayıcı Kağıt
1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
2 adet İp (her biri 10 metre)

resources

ryo
282.935
sp
50
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Üç kişi gördüğünü söylediğin an Toshifumi başını o yöne çeviriyor. Elini hafifçe kaldırmasıyla birlikte herkesin sesi kesiliyor. "Konum alın." Sesi alçak, net ve aceleye yer bırakmayacak kadar keskin. "Masato, sağ korkuluk hattına geç. Byakugan'ı kısa aralıklarla açıp kapat. Kaede, giriş taşlarının arkasında kal ve zihinsel baskı yokla. Kaizen, sol bakım geçidine. Bokukichi, yan merdivenlerin ağzını tut. Takeshi, merkezde kalıyorsun. Mühründe en küçük bir tepki olursa söyle." Sonra sana dönüyor. "Aoi, sen iki şeyden birini yapacaksın. Ya benimle gölge hattında kalıp ruh izi, mühür kalıntısı, kötü niyet gibi şeyleri yoklayacaksın ya da sol korkuluktaki kırık kabartmaların arkasına geçip konuşmalarını dinleyeceksin. Tek başına açılma. Görünme. Bir şey hissedersen hemen bildir. Ben yöneteceğim her şeyi." Komutlar bittiği anda ekip dağılmaya başlıyor. Kaizen sol taraftaki taş geçide süzülüyor, Bokukichi yan merdivenlerin oraya iniyor, Masato sağ korkulukların gölgesine geçip diz çöküyor. Kaede giriş taşlarının arkasına yerleşiyor. Takeshi merkezde, Toshifumi'nin gerisinde kalıyor.

Üç figür sisin içinden ağır ağır belirginleşiyor. Önce pelerinleri, sonra maskeleri seçiliyor. Üçünün de yüzü kapalı. Ortadakinin maskesi düz ve ifadesiz, sağdakinin maskesinde yanlara uzanan ince çizgiler var, soldakinin maskesi ise ağız kısmındaki siyah yarık yüzünden daha uğursuz görünüyor. Yürüyüşleri aceleci değil. Köprüye yaklaşırken taş zeminde çıkan ayak sesleri, aşağıdaki suyun kayalara çarpan sesiyle karışıyor. Aralarında konuştukları belli ama ilk başta kelimeler rüzgarın içinde dağılıyor. Toshifumi iki parmağını aşağı indirerek herkese daha alçak kalmalarını işaret ediyor. Burada karar vermen gerekiyor. Sol korkuluk hattına geçersen konuşmaları daha net duyabilirsin ama orası daha açıkta kalıyor. Toshifumi'nin yanında kalırsan daha güvenli bir noktadan ruhsal izleri yoklayabilirsin ama konuşmanın bazı kısımlarını kaçırabilirsin. Klan temelli bir yoklama denersen daha derine inme şansın olur, fakat karşı taraf hazırlıklıysa bunu fark edebilir.

Üçlü birkaç adım daha yaklaşınca sesler yavaş yavaş seçilmeye başlıyor. Sağdaki, genç sayılabilecek bir sesle konuşuyor. "Teslimat gecikirse Akuro bunu hoş karşılamaz." Ortadaki adam başını bile çevirmeden cevap veriyor. "Akuro'nun hoşuna gidip gitmemesi önemsiz. Emir yukarıdan geldi." Soldaki maskeli, alay eder gibi kısa bir ses çıkarıyor. "Yukarı, yukarı, hep yukarı amına koyayım. Kimse yukarının kim olduğunu bilmeden herkes yukarıdan korkuyor." Ortadaki bu kez duruyor. Diğer ikisi de onunla birlikte duruyor. Köprü girişine hala uzaktalar ama artık konuşmaları rüzgarın içinde kaybolmuyor. Ortadaki kişinin sesi sertleşiyor. "Kız hazırsa konuşmayı kes. Hazneye ulaşmadan tek bir iz bile bırakmayacağız." Bu cümleyle birlikte Takeshi'nin eli karnına gidiyor. Çok küçük bir hareket ama onu fark ediyorsun. Toshifumi de bunu görüyor ve sana kısa bir bakış atıyor.

Önünde birkaç nefeslik bir fırsat var. Üçlü yeniden yürümeye başlamadan önce konuşmalarını daha net duymak için risk alabilir, Takeshi'nin mühründeki tepkiyi kontrol edebilir ya da "kız" ve "hazne" dedikleri şeye dair ruhsal bir iz arayabilirsin. Ya da kim bilir, belki başka bir planın vardır.
Locked