Toshifumi kutuyu senden alırken hiçbir teatral tepki vermiyor, kolyenin taşına, zincirine, kutunun içindeki yerleşimine kısa kısa bakıyor, sonra kapağı açık halde birkaç saniye daha inceliyor. "Yeterli olur." diyor alçak bir sesle. Tam o anda, sanki gecenin karanlığından bir parça kopup yanınıza düşmüş gibi, yanında ANBU maskeli biri beliriyor. Ne yaprak sesi var, ne ayak sesi, ne de çakra dalgası, yalnızca bir an önce orada yokken bir an sonra orada oluyor. Maskesi düz beyaz, üzerinde koyu çizgiler var, bedeni tamamen hareketsiz. Sen daha bu gelişin şaşkınlığını üzerinden atamadan Toshifumi kutuyu ona uzatıyor. ANBU tek kelime etmeden kolyeyi alıyor, Toshifumi’nin yüzüne bile bakmadan başını hafifçe eğiyor ve aynı sessizlikle ortadan kayboluyor.
Bokukichi birkaç saniye ağzı açık şekilde o boş noktaya bakıyor, sonra "Lan?" diyor. "Lan az önce adam spawn oldu, kolyeyi aldı, despawn oldu. Biz buna tepki vermeyecek miyiz?" Toshifumi yürümeye devam ederken yalnızca "Sorgulamayın." diyor. Bokukichi sana dönüp fısıldıyor. "Hayatım Toshifumi bu olayı sorgulamama izin vermiyor." Takeshi de bir şey diyecek gibi oluyor, sonra vazgeçiyor. Kaizen ise keyifle gülümsüyor. "Kök birimiyle yürümek böyle bir şey demek. Adamlar sohbeti bile gölgeden yapıyor." Toshifumi buna cevap vermiyor. Yalnızca tempo belirliyor ve ekip ormanın içine daha derin bir hat üzerinden ilerlemeye devam ediyor. Yollar artık belirgin patika olmaktan çıkıyor, köklerin, çalıların ve taşların arasından, dikkatli adımlarla geçiyorsunuz. Ay ışığı dalların arasından kesik kesik sızıyor, yer yer yüzlerinizi aydınlatıyor, sonra yeniden gölgeye bırakıyor.
Bir süre sonra Kaede yanına yaklaşıyor. Bunu yaparken sanki yürüyüş hizasını özellikle ayarlamış gibi, önce biraz geride kalıyor, sonra adımlarını hızlandırıyor, sonunda senin yanında kalıyor. Bir şey söylemeden birkaç nefes yürüyor. Elleri kollarında, bakışları çoğunlukla yere dönük. Sonunda boğazını temizliyor. "Şey..." diyor, sesi normalden daha yumuşak çıkıyor. "Evde... yani Yureikumo bölgesinde... iyi misin?" Bu soru kendi kulağına bile tuhaf gelmiş olacak ki hemen ardından yüzünü ekşitiyor. "Öyle sormak istemedim. Demek istediğim... son günlerde olanlardan sonra. Klanınızda durum nasıl?" Sonra küçük bir duraksama. "Bir de geçen gün. Beni o mühürden çıkardığınızda..." Cümlesi yarım kalıyor. Dudaklarını sıkıyor. "Teşekkür etmiştim ama düzgün edemedim sanırım. Her şey çok hızlı oldu." Bunu söylerken yüzüne bakmıyor. Sanki sana gerçekten bir şey söylemek istiyor ama sözcükler ağzında dikenli bir tele takılıyormuş gibi.
Tam o an Masato, arkadan gelip doğal bir şekilde sohbetin içine dahil oluyor. "Kaede, o an iyi tepki verdin aslında. Panik halinde bile bağlantı fikrini düşünebildin. Çoğu kişi o durumda konuşamazdı." Bunu tamamen iyi niyetle, hatta destek olmak için söylüyor. Kaede’nin omuzları bir anda geriliyor. Yüzünü Masato’ya çevirmeden "Teşekkür ederim." diyor ama sesinde keskin bir soğukluk beliriyor. Masato bunu fark etmiyor ya da fark etse de yanlış yorumluyor. "Cidden söylüyorum. Görevde çok işimize yarayacaksın." Kaede bu kez kısa bir nefes veriyor ve "Harika." deyip bir adım geriye düşüyor. Masato onun geri çekilişini görünce şaşkınlıkla sana bakıyor, kaşları hafifçe çatılmış halde. "Ben yanlış bir şey mi söyledim?" Bokukichi arkadan çok sessizce "Sen bazen yaşayan bir tahta kaşıksın Masato." diye mırıldanıyor ama Masato bunu duyup duymadığından emin olamayacağın şekilde yürümeye devam ediyor.
Sohbet bir şekilde dağılacak gibi olurken Kaizen de yanınıza yaklaşıyor, belli ki bir süredir arkadan dinliyor, ama konuya hangi noktadan dahil olacağını pek umursamıyor. "İnsanlara moral verirken onları görev verisine çevirmemek iyi bir başlangıç olabilir." diyor Masato’ya. Masato bu kez gerçekten alınmış gibi ona dönüyor. "Ben görev verisine çevirmedim. Yeteneklerini takdir ettim." Kaizen sırıtarak ellerini ensesinde birleştiriyor. "Aynı şey değil mi zaten? Çok değerlisin çünkü kriz anında işe yarıyorsun. Romantik bir milletmişsiniz siz Konoha gençleri." Kaede bunu duyunca daha da geriye çekiliyor, artık konuşmanın parçası olmamayı seçiyor. Gözleri bir süre sende kalıyor, sanki az önce başlatmak istediği konuşmanın yarım kalmasına biraz bozulmuş gibi, ama yeniden yaklaşacak enerjiyi bulamıyor. Masato ise hala durumu tam çözememiş halde "Ben kötü bir şey demedim ki ama ya." diye savunuyor kendini. Kaizen gülerek "Kötü niyetli değilsin zaten, sorun o değil." diyor. Bokukichi de hemen araya giriyor. "Kardeşim sorun şu ki bazen birinin ruhuna sandalye çekip oturuyorsun ve fark etmiyorsun." Masato bu kez ikisine birden bakıyor. "Bu cümlenin ne anlama geldiğini çözmek istemiyorum." Kaizen omzunu silkiyor. "Çözersen gelişirsin." Bu absürt ama hafif öğretici atışma birkaç dakika daha sürüyor. Sen yürüyüşün içinde bir yandan Kaede’nin uzaklaşan halini, bir yandan Masato’nun gerçekten anlamaya çalışan ama nerede hata yaptığını bulamayan ifadesini, bir yandan da Kaizen’in bütün bunları eğlenerek izleyen rahatlığını görüyorsun. Gece yolculuğu böyle böyle, bazen sessizlikle, bazen alakasız laflarla, bazen de herkesin kendi içindeki düğümleri açıkta bırakan küçük anlarla ilerliyor.
Bir süre sonra Masato, Kaizen’in rahat tavrını fazla uzun izlediği için mi, yoksa aklına gerçekten o an geldiği için mi bilinmez, ona dönüp soruyor. "Sen nasıl Ronin oldun bu arada?" Kaizen ilk başta gülüyor. "İş görüşmesine girmiş gibi hissettim bir an soruş şeklinden." Sonra bakışlarını yolun ilerisine çeviriyor ve sesi, beklenenden biraz daha ağırlaşıyor. "Ben bir köye ait doğmadım. Bizim aile sınır bölgelerinde gezen, kimi zaman kervan koruyan, kimi zaman küçük kasabalara geçici güvenlik sağlayan insanlardı. Resmi shinobi değillerdi ama shinobilerle çok iç içeydiler. Babam, köylerin alnında bandı vardır, insanların alnında yoktur derdi. Yani kimin iyi, kimin kötü olduğuna sembollerle karar verme derdi. Ben çocukken bunu sadece havalı bir laf sanırdım. Sonra büyüdüm ve çoğu zaman doğru olduğunu gördüm." Kısa bir duraksama yapıyor. "Köylere çalıştım, evet. Konoha’ya da, Kumo’ya da, Ame’ye de, daha küçük yerlere de. Bir ara bir köye bağlanmayı düşündüm. Rütbem olur, odam olur, maaşım düzenli yatar, insanlar Kaizen beyim falan der diye düşündüm." Burada eski alaycı gülümsemesi geri geliyor. "Sonra fark ettim ki ben emir alabiliyorum ama bir köyün vicdanını kendi vicdanımın önüne koyamıyorum. Bana bu adamı koru dediklerinde koruyorum. Bu bilgiyi sakla dediklerinde saklıyorum. Ama bir gün bana şu masumları görmezden gel derlerse yapamam. Ronin olmak biraz da bu. Özgürlük değil yalnızca. Kimsenin bayrağına saklanamamak. Her kararın çıplak şekilde sana ait olması."
Masato dikkatle dinliyor. Kaizen devam ediyor. "Bir de tabii daha pratik sebepler var. Bir yerde fazla kalırsam canım sıkılıyor. İnsanlar bana alışıyor, ben de onlara alışıyorum, sonra bir şeyler değişiyor. O yüzden gidiyorum. Ronin olmak bazen kahramanca, bazen de tehlikeli görünür ama çoğu zaman yorucudur. Kalacak yerin belli olmaz, güveneceğin kimse azdır, paran biter, düşmanın çoğalır. Ama sabah uyandığında kendine ait bir yalanı taşımıyorsun. Bana yetiyor." Sonra sana, Bokukichi’ye, Takeshi’ye ve diğerlerine tek tek bakıyor. "Siz köy çocukları bunu tam anlamazsınız belki. Aidiyet güzel şeydir. Ama aidiyetin bedeli de vardır. Bizim bedelimiz başka, sizinki başka." Masato sessizce başını sallıyor. Bu sefer cevap vermiyor. Kaizen de konuyu uzatmayıp yeniden o hafif gülüşüne dönüyor. "Tabii bütün bunların yanında, istediğim zaman istediğim yerde pahalı yemek yiyip hesabı bazen başkasına yazdırabilmek de güzel." Bokukichi hemen "İşte gerçek felsefesi bu arkadaşlar, devamı laf kalabalığıydı. Bunu kendimden biliyorum. Yani resmi olarak Ronin değilim ama durumumuz çok benzer." diye atılıyor ve gece yürüyüşü, bir süre daha Kaizen’in anlattıklarının ardında bıraktığı düşünceyle devam ediyor.