Babası Aoi'nin politik yorumuna bir şey eklememiş, kendisi de oldukça politik bir bakış açısı ile devam ettirmişti. Aoi bu yönünü babasından almış olmalıydı. Bir insanın kalbinin temizliğini yalnızca davranışlarına bakarak anlayamayacağını, davranışlarını neden ve niçin yaptığına da bakmak gerekliliğini dile getirmişti. Sonra da basitçe kolyeyi boynuna takmamasını tavsiye etmişti. Aoi'nin de zaten böyle bir planı yoktu. Ana binadan ayrılarak eve geri döndüler. Bokukichi çöreğini yemiş, keyifli görünüyordu. Annesi ile sohbet ediyordu. Annesi de biraz rahatlamış gibiydi. Aoi odasına giderek öncelikle çantasını hazırladı. Lazım olabilecek her türlü eşyayı dikkatlice yerleştirdi. Sonrasında hızlıca duşa girdi ve sıcak suyun bedenini evinin rahatlığında son bir kez kavurmasına izin verdi. Bir daha böyle bir ortamda kim bilir ne zaman duş alabileceklerdi? Çıkınca saçlarını kuruttu, şekillendirdi ve görev kıyafetlerini giydi. O esnada Bokukichi de duşunu almış, saçının yapılmasını istiyordu. Aoi büyük bir neşeyle onun saçlarını da özenle şekillendirdi. Onun saçları Takeshi'ninkilerden daha güzel olmuştu çünkü çok daha yumuşak ve bakımlıydı. Bokukichi'nin kendine iyi baktığı belli oluyordu. Aynada kendini izleyen Bokukichi de saçlarından memnun görünüyordu. "Çok yakışıklısın!" diye kıkırdadı sevgi dolu bir ifadeyle.
Bu hazırlanma işleri bittikten sonra Aoi iyice acıkmıştı. Annesinin o güzelim ev yemeklerinden atıştırdı. Babası sağ salim gidip gelmeleri için dua okuyordu. İyice doymuş olmasına rağmen annesinin ısrarlarını kıramayarak kapasitesini zorladı. Biraz olsun kestirmeyi denedi ancak uykunun bu ruh halinde ona uğraması zor görünüyordu. Bir an için gözünü kapatmıştı sanki ve saat çoktan gece yarısını bulmaya durmuştu. Artık yola çıkma vakti geldiğinde kapı eşiğinde durdu. Annesine sıkıca sarıldı, kokusunu içine doya doya çekti. Babası omzuna dokunup sadık kalması gerekenleri hatırlatmıştı. Aoi ona da sıkıca sarıldı. "Sizleri çok seviyorum." deyip ikisinin de yanaklarını öptü defalarca. Zorlukla onlardan ayrılarak Bokukichi ile birlikte köy kapısına doğru ilerlemeye başladılar. Gecenin derinliğinde evlerin ışıkları yavaş yavaş sönmeye başlamış, hava serinlemiş, uyku vakti gelmiş, ay tepede yükselmişti. Aoi başını kaldırıp gökyüzü izledi. Göz kırpan yıldızlar ve ay ona enerjisini geri veriyordu sanki.
Kapıya vardıklarında herkesin orada hazır olduklarını gördü. Toshifumi sanki köpeğini yürüyüşe çıkartıyor gibi sakindi. Yanına Takeshi, onun yanında Masato duruyordu. Toshifumi'ye kıyasla daha gergin bir ifadedeydiler. Masato'nun kıyafetinin içine muskayı giymiş olduğunu fark edince tebessüm etti. Kaizen her zamanki gibi kendinden emin, hatta biraz da heyecanlı gibiydi. Kaede de gelmişti. Yorgun görünüyordu. Sessizdi. Aoi onu görünce yanına yaklaştı, ellerini tuttu. Sonra belinden kavrayıp kendine çekti ve sarıldı. Tuzağa düşmek üzere olduğu o korkunç andan sonra Kaede ile hiç birebir konuşma fırsatı bulamamıştı. Takeshi'ye fazlaca odaklandığı için de Kaede'yi biraz ihmal etmişti. "Gelmene çok sevindim." dedi sessizce ama içten bir sıcaklıkla. Bokukichi ortamı görünce hemen bir şaka yapmıştı. Kaede'nin bu şakaya gülmesini tuttuğu gözünden kaçmadı.
Toshifumi yolun bir kısmını yayan gideceklerini söylemişti ancak diğer kısmı nasıl gideceklerini açıklamamıştı. Yayan gidecekleri kısımda ana yolları değil, yan ve dolambaçlı güzergahları kullanacaklardı. Gizlilik için de çakra bastırma düzeni kullanacaklardı. Toshifumi herkese görevlerini vermişti. Aoi de sezdiği en ufak şeyi bile ona bildirecekti. "Başüstüne!" Aoi görev adamıydı, ona bir şeyin bir kez söylenmesi yeterliydi. Böylece ilerlemeye başladılar. Aoi arada sırada sırtını dönüp gittikçe küçülen köyü seyrediyor ve içten içe bunun orayı son görüşü olabileceğini düşünüyordu. Kimseden çıt çıkmaması da içinde sürekli konuşan sesleri daha gürültülü hale getiriyordu. Neyse ki Kaizen ilk lafı açan kişi olmuştu. Yemek molasını sormuştu. İki saat sonra kısa mola vereceklerdi. Takeshi de köprüye varmadan Akuro ile karşılaşma ihtimallerini gündeme getirmişti ancak Toshifumi tedbirliydi. Her türlü tuzağa hazırlıklı olmaları gerektiği için çatışmaya girmekten kaçınacaklarını söyledi. Masato da bu sebeple birbirlerinden kopmamalarını tembihlemişti. Aoi başını salladı. Sennashi genelde grubu bölmeye çalışıyor ve bunu avantajına kullanıyordu. Ne zaman dağıldılarsa başlarına iyi şeyler gelmemişti.
Bir süre sonra Toshifumi grubun önünden çekilerek adımlarını yavaşlattı ve genç kızın yanına geldi. Akane'nin eşyasını soruyordu. Aoi başını olumlu anlamda sallayarak kısa bir süre durakladı ve çantasını önüne alarak içindeki kutuyu çıkardı. Kutuyu açarak içindeki kolyeyi Toshifumi'ye gösterdi. "Bu ona ait bir kolyeymiş. Köydeyken sürekli takarmış. Ne kadar eskidir veya kimden almıştır bilmiyorum." Kutuyu Toshifumi'ye uzattı alması için.
Bu hazırlanma işleri bittikten sonra Aoi iyice acıkmıştı. Annesinin o güzelim ev yemeklerinden atıştırdı. Babası sağ salim gidip gelmeleri için dua okuyordu. İyice doymuş olmasına rağmen annesinin ısrarlarını kıramayarak kapasitesini zorladı. Biraz olsun kestirmeyi denedi ancak uykunun bu ruh halinde ona uğraması zor görünüyordu. Bir an için gözünü kapatmıştı sanki ve saat çoktan gece yarısını bulmaya durmuştu. Artık yola çıkma vakti geldiğinde kapı eşiğinde durdu. Annesine sıkıca sarıldı, kokusunu içine doya doya çekti. Babası omzuna dokunup sadık kalması gerekenleri hatırlatmıştı. Aoi ona da sıkıca sarıldı. "Sizleri çok seviyorum." deyip ikisinin de yanaklarını öptü defalarca. Zorlukla onlardan ayrılarak Bokukichi ile birlikte köy kapısına doğru ilerlemeye başladılar. Gecenin derinliğinde evlerin ışıkları yavaş yavaş sönmeye başlamış, hava serinlemiş, uyku vakti gelmiş, ay tepede yükselmişti. Aoi başını kaldırıp gökyüzü izledi. Göz kırpan yıldızlar ve ay ona enerjisini geri veriyordu sanki.
Kapıya vardıklarında herkesin orada hazır olduklarını gördü. Toshifumi sanki köpeğini yürüyüşe çıkartıyor gibi sakindi. Yanına Takeshi, onun yanında Masato duruyordu. Toshifumi'ye kıyasla daha gergin bir ifadedeydiler. Masato'nun kıyafetinin içine muskayı giymiş olduğunu fark edince tebessüm etti. Kaizen her zamanki gibi kendinden emin, hatta biraz da heyecanlı gibiydi. Kaede de gelmişti. Yorgun görünüyordu. Sessizdi. Aoi onu görünce yanına yaklaştı, ellerini tuttu. Sonra belinden kavrayıp kendine çekti ve sarıldı. Tuzağa düşmek üzere olduğu o korkunç andan sonra Kaede ile hiç birebir konuşma fırsatı bulamamıştı. Takeshi'ye fazlaca odaklandığı için de Kaede'yi biraz ihmal etmişti. "Gelmene çok sevindim." dedi sessizce ama içten bir sıcaklıkla. Bokukichi ortamı görünce hemen bir şaka yapmıştı. Kaede'nin bu şakaya gülmesini tuttuğu gözünden kaçmadı.
Toshifumi yolun bir kısmını yayan gideceklerini söylemişti ancak diğer kısmı nasıl gideceklerini açıklamamıştı. Yayan gidecekleri kısımda ana yolları değil, yan ve dolambaçlı güzergahları kullanacaklardı. Gizlilik için de çakra bastırma düzeni kullanacaklardı. Toshifumi herkese görevlerini vermişti. Aoi de sezdiği en ufak şeyi bile ona bildirecekti. "Başüstüne!" Aoi görev adamıydı, ona bir şeyin bir kez söylenmesi yeterliydi. Böylece ilerlemeye başladılar. Aoi arada sırada sırtını dönüp gittikçe küçülen köyü seyrediyor ve içten içe bunun orayı son görüşü olabileceğini düşünüyordu. Kimseden çıt çıkmaması da içinde sürekli konuşan sesleri daha gürültülü hale getiriyordu. Neyse ki Kaizen ilk lafı açan kişi olmuştu. Yemek molasını sormuştu. İki saat sonra kısa mola vereceklerdi. Takeshi de köprüye varmadan Akuro ile karşılaşma ihtimallerini gündeme getirmişti ancak Toshifumi tedbirliydi. Her türlü tuzağa hazırlıklı olmaları gerektiği için çatışmaya girmekten kaçınacaklarını söyledi. Masato da bu sebeple birbirlerinden kopmamalarını tembihlemişti. Aoi başını salladı. Sennashi genelde grubu bölmeye çalışıyor ve bunu avantajına kullanıyordu. Ne zaman dağıldılarsa başlarına iyi şeyler gelmemişti.
Bir süre sonra Toshifumi grubun önünden çekilerek adımlarını yavaşlattı ve genç kızın yanına geldi. Akane'nin eşyasını soruyordu. Aoi başını olumlu anlamda sallayarak kısa bir süre durakladı ve çantasını önüne alarak içindeki kutuyu çıkardı. Kutuyu açarak içindeki kolyeyi Toshifumi'ye gösterdi. "Bu ona ait bir kolyeymiş. Köydeyken sürekli takarmış. Ne kadar eskidir veya kimden almıştır bilmiyorum." Kutuyu Toshifumi'ye uzattı alması için.

