Page 6 of 8

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Sat Jun 06, 2026 9:18 am
by GM - Shinsei
Takeshi, senin koluna girmenle birlikte önce olduğu yerde biraz donuyor. Kolunun temas ettiği yerden omzuna kadar yayılan o küçük gerilimi hemen hissediyorsun, sonra sanki kendine “normal davran” diye içeriden emir vermiş gibi nefesini bırakıyor. Sen onun evine gitmeyi teklif edince bu kez bütün ifadesi değişiyor. "Benim evime mi?" diye tekrar ediyor. Sesinde şaşkınlık var, sonra hemen telaşlı bir gülümseme yerleşiyor. "Yani... olur tabii de... şey... benim ev çok dağınık ya." Bunu söylediği anda kendisi de yalan söylediğini fark etmiş gibi gözlerini kaçırıyor. Çünkü evini bu akşam görmüştün, fazlasıyla derli topluydu. "Dağınık değil de... yani... çok düzenli ama o da başka bir problem gibi. İnsan yaşadığını belli eden şeyler olmalı, değil mi? Bende o biraz eksik olabilir." Sonra hemen konuyu başka yere çevirmeye çalışıyor. "Hem yan komşu var. Bu saatte ses yapınca kızabilir. Çok yaşlı biri değil ama her şeyi duyar gibi davranıyor. Bir keresinde kapımın önünden geçerken hapşırdım, ertesi gün ‘geçmiş olsun’ dedi. Düşün artık."

Kendi ürettiği bahanelerin ne kadar ince ve dayanıksız olduğunu fark ettikçe yüzü daha da kızarıyor. Sana bakıyor, sonra restorana, sonra sokağın sonuna, sonra tekrar sana. Sanki zihninde on farklı ihtimali sıraya koyup hepsinin üzerine kırmızı mühür basıyor. En sonunda omuzları düşüyor ve teslim olmuş gibi iç çekiyor. "Ya olur olur neyse, gel gidelim..." Cümleyi bitirir bitirmez bir anda elini tutuyor ve yürümeye başlıyor. Hareket o kadar ani ve içten geliyor ki birkaç adım boyunca kendisi bile ne yaptığını fark etmiyor. Sonra elinin seninkini tuttuğunu idrak ettiği anda irkiliyor, sanki yanlışlıkla yasak bir jutsu çalıştırmış gibi elini hemen bırakıyor. "Pardon, bir an şey oldum." diyor. "Şey"in ne olduğu belli değil ama yüzünün kızarıklığı, gece serinliğine rağmen fazlasıyla açıklayıcı duruyor.

Yol üstünde açık olan küçük bir market buluyorsunuz. Ahşap tabelasının altında sarımsı bir lamba yanıyor, içerisi dar ama sıcak, raflar gece alışverişine gelen insanların aceleyle kapıp çıkacağı küçük şeylerle dolu. Pirinç krakerleri, tatlı fasulye dolgulu çörekler, kurutulmuş deniz yosunu paketleri, baharatlı cipsler, şekerlemeler, küçük mochi kutuları ve cam kavanozlarda tuzlu erikler sıralanmış. Tezgahın arkasındaki yaşlı adam uykulu gözlerle gazete okuyor, arada başını kaldırıp sizi süzüyor. Takeshi rafların arasında önce fazla ciddi bir görev yürütüyormuş gibi dolaşıyor. "Gece çayı için tatlı da lazım, tuzlu da lazım. Denge önemli." diyerek bir paket baharatlı pirinç krakeri alıyor. Sonra susamlı gevrek çubuklardan, küçük bir kutu çikolatalı mochi’den, iki paket tuzlu nori cipsinden ve ballı fıstık ezmeli minik kurabiyelerden ekliyor sepete. Bir de kasaya yaklaşırken son anda limonlu şekerlerden alıyor. "Bu da... stratejik bir seçim." diyor, neden stratejik olduğunu açıklamadan.

Takeshi’nin evine vardığınızda sokak iyice sakinleşmiş oluyor. Kapıyı açarken bu kez daha yavaş davranıyor, sanki seni içeri davet etmek, az önce hızlıca kıyafet değiştirmek için uğratmaktan çok daha kişisel bir şeymiş gibi. İçeri girdiğinizde ev yine aynı düzenli sessizliğiyle karşılıyor seni. Ayakkabılarını çıkarman için kenarı gösteriyor, sonra salon tarafına geçip koltuğu işaret ediyor. "Oturabilirsin. Şey... rahatına bak." Salon temiz, geniş ve sade. Koltuk yumuşak görünüyor ama üzerinde fazla oturulmuş bir ev hissi yok. Sehpanın üstünde birkaç kitap, bir küçük lamba, düzgün katlanmış bir örtü var. Duvarın yanında kapalı duran bir televizyon, köşede de neredeyse hiç kullanılmamış gibi görünen bir minder duruyor. Takeshi sen oturduktan sonra önce market poşetini masaya koyuyor, sonra poşeti bir santim sağa çekiyor, sonra tekrar sola itiyor. Ardından pencereye gidip perdeye bakıyor, sonra geri dönüyor, sonra ne yapacağını unutmuş gibi ortada kalıyor.

Gerginliği dışarıdan çok rahat okunuyor. Parmaklarını birbirine geçirip çözüyor, omuzlarını düzeltiyor, sonra bir anda karar vermiş gibi doğruluyor. "Çay yapayım." diyor ve neredeyse mutfağa depar atıyor. Mutfaktan kısa süre içinde su sesi, kapak sesi, fincanların birbirine değen hafif tınısı geliyor. Hızlı ama panik halinde değil; daha çok bir görevi varsa nasıl davranacağını bilen biri gibi. Çay demlerken kendine tutunacak bir iş bulmuş oluyor. Birkaç dakika sonra iki fincanla salona dönüyor. Buhar ince ince yükseliyor, yanında da atıştırmalıkları küçük tabaklara boşaltmış. Pirinç krakerleri bir tabağa, mochileri bir başka küçük kaseye koymuş, nori cipslerinin paketini de düzgünce açıp sehpanın kenarına yerleştirmiş. "Sıcak. Dikkat et." diyor, çayı önüne bırakırken.

Sonunda yanına oturuyor ama oturuşu da rahat değil. Önce koltuğun kenarına ilişiyor, sonra biraz geriye yaslanıyor, sonra hemen fazla rahat olmuş gibi yeniden öne eğiliyor. Elleri dizlerinin üzerinde, sonra fincanda, sonra tekrar dizlerinde. Televizyona bakıyor, sonra sana bakmadan onu işaret ediyor. "Açayım mı?" Ardından yüzüne bakıyor. Bakışları bir an senin yüzünde, saçındaki tokada, fincanı tutuşunda takılı kalıyor ve birden kızarıyor. "Açabilirim." diyor, sanki bu yeni ve çok önemli bir bilgiymiş gibi. Sonra boğazını temizliyor. "Yani istersen. Ya aynı şeyi sorup duruyorum, özür dilerim." Televizyon hala kapalı, çay buharı aranızda yükseliyor, evin sessizliği bu kez eskisi kadar soğuk değil ama fazla belirgin. Takeshi’nin senden çekindiği, seni ağırlamak istediği, aynı anda yanlış bir şey yapmaktan korktuğu her halinden belli oluyor.

Kısa bir sessizlik oluyor. Takeshi bu sessizliği doldurmak ister gibi çayından bir yudum alıyor ama çayın sıcaklığını unutmuş olacak ki hemen fincanı indiriyor. "Sıcakmış." diye mırıldanıyor, sonra kendi haline hafifçe gülüyor. Birkaç saniye daha geçiyor. Sonra, günün başında zaten konuşulmuş ama şu an konuşacak güvenli bir konu olarak yeniden el yordamıyla bulduğu şeyi ortaya atıyor. "Eğitim nasıl gidiyor ya?" Sorduğu anda bunun çok genel ve biraz da saçma bir başlangıç olduğunu fark ediyor. "Yani... Han Bey’le. Renkuudan falan. Bugün iyi görünüyordun. Yorgundun ama... şey, kararlıydın. Ben uzaktan çok görmedim ama hissettim." Bakışlarını bu kez kaçırmıyor, yalnızca biraz aşağı indiriyor. "Bunu benim için yaptığını söylemedin tabii. Söylemek zorunda da değilsin. Ama..." Cümle burada yarım kalıyor. Parmakları fincanın kenarında duruyor. "Sadece... kendini fazla parçalama, olur mu? Güçlenmeni istiyorum. Ama senin kendine zarar vermeni istemiyorum." Bir an sonra yüzündeki ciddiyetin fazla açığa çıktığını fark etmiş gibi hemen atıştırmalıklardan birini sana doğru itiyor. "Mochi ister misin? Güzel görünüyor. Mochi yiyelim hadi."

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Sat Jun 06, 2026 12:23 pm
by Yureikumo Aoi
Takeshi, eve gitme teklifini duyunca gerilmiş ve türlü bahaneler üreterek reddetmeye yeltenmişti. Aoi tam vazgeçip kendi evine gitmelerini gündeme getirecekti ki omuzlarını düşürerek kabul etmişti bir anda. Bunun üzerine Aoi de bir tepki vermedi. Onu elinden kavrayıp yönlendirmesini izledi sessizce. Takeshi bir süre sonra aniden elini bırakmıştı mahcup bir ifadeyle. "Sorun değil, tutabilirsin." dedi Aoi yüzünde halinden memnun bir gülümsemeyle. Yol üzerinde ilk açık buldukları dükkana girerek alışveriş yapmaya başladılar. Aslında alışverişi Takeshi yaptı. Atıştırmalık dengesinden bahsediyor, yarınlar yokmuşçasına eline geçirdiği tatlı-tuzlu her atıştırmalığı sepete atıyordu. Kasa önünde şeker bile almıştı.

Nihayet alışveriş bitip de evine vardıklarında artık Konoha sokakları tenhalaşmıştı. Takeshi ağır adımlarla kapıyı açmış ve onu içeri davet etmişti. Aoi bu sessiz hüznün içerisine süzüldü. Ayakkabılarını çıkardı, Takeshi'nin işaret ettiği salona gitti. Koltuğa oturdu. Eşyaların yeni kokusu bile tam olarak dağılmamıştı. O derece kullanılmamış duruyorlardı. "Sen burada yaşıyor musun gerçekten?" diye cevap beklemeyen bir soru cümlesi mırıldandı meraklı gözlerle etrafı incelerken. Eğilip sehpasının üzerindeki kitapları inceledi. Takeshi gelip market poşetlerini masaya bırakınca ilgisi ona kaydı. Poşetleri önce sağa, sonra sola itmişti. Sonra pencere önüne geçip perdeyi incelemişti. Aoi onun neden birdenbire bu kadar gerildiğine anlam verememişti ama o kadar sevimli duruyordu ki yüzündeki munzur tebessümü silemiyordu. Yine de şefkati, onunla uğraşmasını engelliyordu. Onu daha çok germek değil, rahat ettirmek istiyordu.

Takeshi bir anda çay yapmaya karar vererek mutfağa adeta koşturdu. Aoi ona yardım etmeyi teklif ederdi ancak bunun onun için kısa süreli bir kaçış olduğunu anladığı için yerinden kalkmadı. Sehpa üzerindeki kitaplarla oyalanmaya devam etti. Bir yandan da mutfaktan gelen seslere kulak kesildi. Çok değil, birkaç dakika sonra elinde tepsiyle geri dönmüş ve çayı ikram etmişti. "Eline sağlık, teşekkür ederim." Sıcakkanlı bir ifadeyle aldı fincanını eline. "Fincanın çok sevimliymiş." Şekline bakıp kıkırdadı. Takeshi minik kaselere de biraz evvel aldıkları atıştırmalıkları dağıtmıştı. Sonra da gelip yanına oturmuştu ama hala rahat görünmüyordu. Oturduğu pozisyonu değiştirip duruyordu. Televizyonu işaret ederek isterse açabileceğini iki kere filan söylemişti. Aoi en son başını iki yana salladı olumsuz anlamda. "Yok, açma." Sonra Takeshi'ye doğru yaklaşarak başını yana eğdi. "Benden mi çekiniyorsun Takeshi? Neden ki?"

Aralarında bir sessizlik oldu. Takeshi dalgınlıkla sıcak çaydan büyük bir yudum aldı. Sonra sessizliği bozmaya karar vermiş gibi ona eğitimini sordu. Onun için endişe ettiğini, kendini hırpalamasından korktuğunu söylemişti. Sonra da mochileri işaret ederek genç kızın dikkatini dağıtmıştı. "Mochi! Bayılırım!" Tatlı görünce zevkten dört köşe olan Aoi, çilekli mochiyi yerken bir süre neşeli bir sessizliğe dahil oldu. Sonra Takeshi'ye döndü. "Senin için yapıyorum tabi ki. Seni Sennashi'ye bırakacak değilim. Ama hayır, sana söz vermiştim. O yüzden kendime zarar vermeyeceğim, endişelenme." Kol kaslarını gösterir gibi pazılarını belirginleştirdi. "Hepsi güçlenme sürecinin bir parçası." Sonra da kendi kendine kıkırdadı. "Bugün beni yemeğe davet ettiğin için çok teşekkür ederim. Yamiaki Hoca ile tanışmak inanılmaz bir deneyimdi. Çok hoş birisi gerçekten. Toshifumi Hoca ile de aranızın daha iyi olmasına çok sevindim." Çayından bir yudum alıp fincanı sehpaya bıraktı. Takeshi'ye döndü. Bir süre bir şey söylemeden onu izledi. Yüzündeki ifadeyi, dudaklarının çay içerkenki kıpırtısını, fincanı tutan ellerini ve parmaklarını... Biraz evvel Toshifumi'ye söyledikleri zihninde yankılandı.

Koltukta yana kayarak Takeshi'ye doğru yaklaştı ve aralarındaki kişisel mesafeyi tamamen kapattı. Başını omzuna doğru yasladı, ona yakın olan elini de mührünün olduğu bölgeye götürerek tembel ve yuvarlak hareketlerle okşamaya başladı. "Hala canını yakıyor mu? Sana verdiğim merhem hiç işe yaradı mı?" Hiç yanıt beklemeden kendi sorusunu kendisi yanıtladı. "Fiziksel bir yara olmadığı için hiçbir işe yaramamıştır kesin." Elini mührün üzerinden çekerek Takeshi'nin boştaki elini yakaladı ve parmaklarını onun parmaklarının arasından geçirerek birbirine kenetledi. "Sana yakın olmak hoşuma gidiyor." dedi kenetlenmiş ellerini izlerken. Daha önce de pek çok kere sarılıp el ele tutuştukları olmuştu, o yüzden Takeshi'yi rahatsız etmediğini varsayıyordu. Hatta bunun onun biraz evvelki gerginliğini azaltacağını düşündü. Bir süre sessizce böyle durduktan sonra omzuna yasladığı başını yukarı kaldırıp Takeshi'nin gözlerindeki ifadeye bakmak istedi. "Takeshi..." Sanki bir şey sormak istiyor ancak çekiniyor gibiydi. "Şey... Senin hakkında daha çok şey öğrenmek istiyorum. Eğer rahatsız olmazsan tabi... İstemezsen cevap verme ama..." Hafifçe yutkundu. "Aileni... hiç hatırlıyor musun? Nasıl insanlardı? Seni kim büyüttü? Nerede büyüdün? Geninken takım arkadaşların ve hocan kimdi? En çok kimi seviyordun? En yakın arkadaşın kim? Kaede ve Masato ile akademideyken yakın mıydın yoksa Sennashi görevleri esnasında mı tanıştınız?" Yine başlamıştı arka arkaya soru sıralamaya...

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Sun Jun 07, 2026 9:45 am
by GM - Shinsei
Takeshi, "Sorun değil, tutabilirsin" dediğinde sanki yürüdüğü yer bir anda düz sokaktan ince buz tabakasına dönüşmüş gibi oluyor. Bir şey söylemiyor ama yüzü hemen kızarıyor, birkaç adım boyunca elleri yanında biraz fazla bilinçli duruyor. Elini tutmak istiyor mu, tutmamalı mı, tutarsa çok mu belli eder, tutmazsa kaba mı olur... Bütün bu sorular yüzünden okunuyor. Senin koltuğa oturmanı, kitaplara bakmanı, fincanı sevimli bulmanı, mochiyi görünce yüzünün aydınlanmasını izledikçe sanki kendi evinde misafir değil de kalbi açıkta kalmış gibi geriliyor. "Fincan mı? Şey... onu ben seçmedim aslında. Daha doğrusu seçtim ama bilinçli seçmedim. Dükkanda duruyordu, ben de... fincan lazımdı. Sevimli olması tesadüf." diyor, sonra bunun ne kadar gereksiz bir açıklama olduğunu fark edip çayından bir yudum alıyor.

Sen yaklaşıp başını omzuna yasladığında bütün bedeni bir an kilitleniyor. Mührünün olduğu bölgeye elin gittiğinde nefesi istemsizce yarım kalıyor, acıdan değil, temastan. Gözleri sehpanın üzerindeki pirinç krakerlerine dikiliyor, sanki şu an tüm evrenin dengesi o tabakta saklıymış gibi. "Ş-şey... canım..." diye başlıyor ama sesinin titrediğini fark edince boğazını temizliyor. "Eskisi gibi yanmıyor. Yamiaki Bey bugün biraz baskı uyguladı, testler yaptı. O yüzden ara ara sızlıyor ama... dayanılır." Merhemden bahsettiğinde dudaklarının kenarı çok hafif kıvrılıyor. "Merhem fiziksel olarak işe yaramamış olabilir ama..." Duraksıyor, kelimeleri seçerken yüzü daha da kızarıyor. "Onu verdiğini bilmek işe yaradı. Yani... yanımda taşıdım. Saçma gelebilir ama iyi hissettirdi." Elini tutup parmaklarını onun parmaklarının arasına geçirdiğinde bu kez kaçmıyor. Sadece parmakları önce şaşkın ve çekingen duruyor, sonra çok yavaş biçimde seninkilere karşılık veriyor.

"Sana yakın olmak hoşuma gidiyor" dediğinde Takeshi’nin yüzündeki bütün panik bir anlığına susuyor. Bu kez kaçacak yer aramıyor. Fincana, televizyona, market poşetine, perdeye bakmıyor. Sadece kenetlenmiş ellerinize bakıyor. Dudakları birkaç kere aralanıyor ama ilk denemede ses çıkmıyor. Sonunda kendini zorlayarak, neredeyse nefes gibi bir sesle konuşuyor. "Ben de..." Bir an yutkunuyor. Cümlenin devamını getirmek onun için bir savaşa dönüşüyor ama bu kez geri çekilmiyor. "Ben de aynı şekilde." Bunu söyledikten sonra yüzü kulaklarına kadar kızarıyor. Sanki bu dört kelimeyi söyleyerek az önce bütün gizli belgelerini masanın üzerine bırakmış gibi. Ama elini çekmiyor. Hatta parmakları seninkileri biraz daha sağlam tutuyor.

Ailenle ilgili soruların geldiğinde ise Takeshi’nin yüzündeki utangaçlık daha ağır, daha eski bir ifadeye dönüşüyor. Bir süre cevap vermiyor. Çayına bakıyor, sonra mochilerden bir tane alıp küçük bir ısırık koparıyor. Çiğnemesi bile düşünceli, zaman kazanır gibi. Sonra arkasına yaslanıyor, başını koltuğun sırtına hafifçe değdiriyor ve konuşmaya başlıyor. "Ailemi elbette hatırlıyorum. Gerçi anlıyorum, muhtemelen o yaşta kaybettikten sonra hatırlamayan çok fazla insan vardır. Etrafında yaşananları anlamlandırabileceğin bir yaş değil genelde. Ama ben hatırlıyorum." Gözleri evin sessiz bir köşesine kayıyor. "Annemin kumral saçlarını, babamın nazik gülüşünü ve beni ne kadar sevdiklerini hatırlıyorum." Cümleyi bitirdiğinde sesi yumuşamış oluyor. Sonra biraz daha zor bir yere geçer gibi nefes alıyor. "Uzun bir süre boyunca Konoha'da ailemin zararlı bir örgütün üyesi olduğu aşılandı bana. Ben de gençliğime kadar onlara pek sevgi ve saygı beslemedim. Konoha'ya minnettardım. Sonuçta ailem de beni aynı yola sokacaktı ve Konoha bir bakıma beni bir Sennashi üyesi olmaktan kurtarmıştı."

Bir süre sessiz kalıyor. Parmağı fincanın kenarında dönüyor. "Ama bir itirafta bulunmalıyım ki 10'lu yaşlarıma geldiğimde bir adamla gizlice görüşmeye başladım. Adını vermek istemiyorum ama kendisi eskiden aile dostumuzdu. Sennashi üyesiydi ve amcam gibiydi. Sennashi'den kaçtı ve Sunagakure'ye sığındı." Sana bakıyor, bunun yanlış anlaşılmasından korkar gibi. "Konoha elbette görüşmemizi onaylamazdı ama ben o adamın iyi bir insan olduğuna adım gibi emindim. O yüzden bir şekilde köyün sınırları içerisinden çıkmanın bir yolunu bulup görüşüyordum kendisiyle. Bana ailemi anlatan ve beni geçmişimle barıştıran kişi o oldu diyebiliriz." Ardından arkasına biraz daha yaslanıyor, sanki bu hikayeyi uzun zamandır içinde düzgün bir yere koymuş ama yüksek sesle anlatmaya alışık değilmiş gibi. "Annem ve babam Sennashi'ye kılıç zoruyla katılmışlar. Sennashi annemi öldürecekmiş, babam bunun yaşanmaması için örgüte dahil olmayı kabul etmiş. Shindou klanının kekkei genkaisi güçlü olduğu için avlanmışlar, zaten uzun bir süredir bir köye de ait değiliz. Muhtemelen olay yaşandığında onlar da roninlerdi."

Çayından küçük bir yudum alıyor. Bu kez sıcaklığına dikkat ediyor. "Görüştüğüm adam ikisinin de beni örgüte sokma gibi bir planı olmadığını, aksine sürekli aktif bir şekilde örgütten kaçma yolları aradıklarını söyledi. Onları çok iyi tanıyordu, o yüzden dediği şeyler de bana mantıklı geliyor. Ayrıca ailem örgütün varlığını bana çocukken hiç yansıtmamayı başarmıştı. Bu da benim için çok fazla soruyu cevaplayan bir şey." Burada yüzünde çok küçük, acı tatlı bir gülümseme oluşuyor. "Konoha'ya ilk geldiğimde beni bir yetimhaneye aldılar. Sonra Shigure Bey durumumu öğrendiğinde bana bir ev tahsis etti. Küçük, dar bir evdi ama en azından kendime ait bir yaşam alanım olmuştu. Bu olay artık 8 yaşındayken gerçekleşmişti. Sonrasında para biriktirdim ve kendime daha büyük bir ev aldım. O yüzden şu an burada yaşıyorum." Gözleri salonun düzenli ama fazla sessiz köşelerinde dolaşıyor. "Amegakure gibi köylerde evlerin çok pahalı olduğunu duydum. Ki zaten halkın durumunu biraz ucundan görme şansımız da oldu. Konoha'da evler ucuz olduğu için şanslıyız." Bunu pratik bir şeymiş gibi söylüyor ama evin genişliği, içinde tek başına kalınca daha da büyük görünüyor.

Geninlik sorularına geçince yüzü biraz daha hafifliyor. "Geninken takım arkadaşlarım Uchiha Renji diye bir çocuk ve Akimichi Chizuru diye bir kızdı. Renji ile aramın çok iyi olduğu söylenemez. Tam bir veletti ve her konuda muhalefet olma gibi bir huyu vardı. Bir şeye evet desen niye evet dediğini sorgulardı, hayır desen neden bu kadar negatif olduğunu sorardı. Yorucu bir çocuktu." Sonra dudaklarında daha sıcak bir gülümseme beliriyor. "Chizuru iyi kızdı ya. Sadece her köy dışına çıktığımızda rastgele birinden kilosuyla ilgili laf yediği için üstünde gerginlik oluyordu. Ama bana çok yansıtmıyordu. Biraz anaç davranışları olan bir kız. Seni sevdiyse hemen sahiplenip ekip lideri havasına bürünüyor. Bazen gerçekten liderimiz oymuş gibi hissederdik." Kısa bir kahkaha kaçırıyor. "Hocamız konusunda harbi çok şanslıyız. Senju Higura hocamızdı. Adını belki duymuşsundur, Katon no Higura derler. Ateş elementini Konoha'da onun kadar iyi kullanan kimse yok. Hocamla da aram iyidir, artık Tokubetsu Jounin olduğu için çok görüşemiyoruz ama kendisi çok kaliteli adamdır."

En yakın arkadaş sorusuna geldiğinde ise tekrar duraksıyor. Bu kez duraksaması acıdan çok utançla ilgili. Gözleri önce kenetlenmiş ellerinize, sonra yüzüne çıkıyor ama tam bakamıyor. "Yani bunu hiç düşünmedim ama..." Biraz gülümsemeye çalışıyor. "Aklıma senden başka isim gelmiyor." Bunu söyledikten sonra hemen devam ediyor, sanki fazla açık kaldığı yeri hızlıca kelimelerle örtmek ister gibi. "Kimseyle seninle olduğum kadar yakın değilim. Kaede ve Masato ile akademideyken yakın değildim. Aslında akademide kimseyle yakın değildim. Muhtemelen aileleri hepsine benim dışarıdan geldiğim bilgisini bir şekilde aşılamıştı ve bu da insanların benden uzak olmalarına sebep olmuştu. Ama bunu çocukluğumda çok sorun etmedim." Gözlerinde hafif bir şaşkınlık beliriyor, sanki son birkaç haftanın listesini çıkarınca kendi hayatına dışarıdan bakmış gibi. "Kaede, Masato, Toshio, Shiori, Bokukichi... Hatta Satoshi, Yoshi, Saya, Toshifumi, Kiho, Kaizen bile... tüm bu isimler arkadaşlık bağı konusunda fikirlerimi değiştirdi. Ama yine de bana en yakın olanın sen olduğunu düşünüyorum."

Bu cümleden sonra evin sessizliği yeniden belirginleşiyor ama bu kez soğuk değil. Çayın buharı, atıştırmalıkların hafif tuzlu ve tatlı kokusu, dışarıdaki gece ve yan yana duran elleriniz aynı sessizliğin içine karışıyor. Takeshi bir süre konuşmuyor. Sonra, sanki kendi içinde bir yerden cesaret çekip çıkarıyormuş gibi, elini seninkinin üzerinde biraz daha sağlamlaştırıyor. Diğer eliyle de çok yavaşça elini tutuyor. Bu kez kaçak bir temas değil, bilerek, isteyerek yapılan bir hareket. Başını sana doğru yaklaştırıyor. Yavaşça. Hala tereddüt ederek ama geri çekilmeden.

"Sen..." diyor.

Devamı gelmiyor. Gözlerinin içine bakıyor. Aranızda sadece birkaç santim kalıyor. O kadar yakınsınız ki nefesinin sıcaklığı yüzüne değiyor, kalbinin küt küt attığını, elinin titremesinden ve omzunun çok hafif sarsılışından hissediyorsun. Takeshi’nin yüzünde bir korku var ama şu an nedense kaçmıyor. Dudakları tekrar aralanıyor, kelime arıyor ama bulamıyor. Bakışları bir an dudaklarına, sonra tekrar gözlerine çıkıyor. Ve o an, Takeshi’nin söyleyemediği şey evin bütün sessizliğinden daha yüksek duyuluyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Sun Jun 07, 2026 5:21 pm
by Yureikumo Aoi
Takeshi merhem fiziksel olarak işe yaramamış olsa da manevi olarak onu mutlu ettiğini söylediğinde Aoi'nin yüzüne sıcak bir tebessüm yayılmıştı. Ona yakın olmaktan da aynı şekilde hoşlandığını söylemişti ancak o kadar içten ve zorlukla söylemişti ki Aoi'nin tüm yüzü kıpkırmızı oldu. Nedense sanki bunu söylemek çok önemli bir itirafmış gibi gelmişti kulağına. Ailesi ile ilgili soruları cevaplamaya geçtiğinde yüzü gerilmemiş ve sertleşmemişti ancak ifadesi ağırlaşmıştı. Gözleri buğulanmış, zihni eskiye dönmüştü. Ailesini hatırlıyordu. Annesinin kumral saçlarını, babasının gülümsemesini, ona gösterdikleri sevgi zihninde canlıydı. Bu kelimeleri işittiği anda Aoi'nin gözleri doldu. Aile, hassas olduğu bir konuydu. Takeshi'nin elini tutan eli istemsizce sıkılaştı. Takeshi ilk başlarda ailesi ile ilgili dahil oldukları örgüt sebebiyle kötü düşündüğünü ancak sonradan tanıştığı ve ailesi gibi Sennashi'ye dahil olup da sonradan kaçan ve Sunagakure'ye sığınan bir tanıdığı yardımıyla düşüncelerinin değiştiğini anlatmıştı. Sanki çok özel, çok kırılgan bir şeyi paylaşıyormuş gibi çekingendi sesi. Bu adam onun ailesini tanıyordu, ona gerçekleri anlatmıştı. Takeshi'nin ailesi örgüte zorla dahil edilmişti. Kaçma yolları aramalarına rağmen en sonunda canlarından olmuşlardı. Takeshi'yi ise asla örgüte dahil etme gibi bir amaçları olmamıştı. Aoi onun Sennashi'ye olan yoğun nefretini şimdi çok daha iyi anlıyordu.

Aoi dolu dolu olmuş gözlerle sesli bir şekilde yutkundu. "Ailenle tanışmayı çok isterdim..." Konoha'ya getirildiği zaman ilk başlarda bir yetimhaneye alındığını, sekiz yaşlarına geldiğinde de Hokage olarak Shigure Bey'in gelmesi ile birlikte ona bir ev tahsis edildiğini anlattı. "Sekiz yaşında tek başına mı yaşıyordun?" Aoi şaşkınlıkla gözlerindeki ifadeyi, dudaklarının kıpırtısını seyrediyordu. Shinobi olarak biraz para kazandıktan sonra daha büyük bir eve geçmişti ve şimdi de burada yaşıyordu. "Acaba bir yerlerde başka Shindou var mıdır hayatta olan?" diye mırıldandı kendi kendine Aoi. Merak etmişti. Kalan son Shindou gerçekten de yalnızca Takeshi olabilir miydi? Muhabbet Genin dönemi anılarına geçince sohbet biraz daha hafiflemişti. Takeshi Genin dönemi arkadaşlarını anlatmıştı. Uchiha olan oğlanın baş belası olduğunu söylediğinde Aoi kıkırdadı. Onların tam tersine Uchiha popüler, güçlü, saygı duyulan bir klandı. Üyelerinin üzerindeki baskı da fazlaca yüksek olmalıydı. Diğer yandan onlara anaç davranan ve liderleri gibi olan bir Akimichi kız da vardı. Hocaları da meşhur Senju Higura'ydı. Onun ismini duyunca şaşkınlıkla ağzını araladı Aoi. "Çok havalı! Yuukon seni çok iyi bir hocaya emanet etmiş."

Son sorularında ise Takeshi bir an için duraksayıp bunun üzerine düşünmediğini söylemişti ancak bakışları buluştuğunda aklına gelen tek ismin kendisi olduğunu itiraf etmişti. Aoi utanarak kızardı ama aynı zamanda da şaşırdı. Akademideyken dışlandığını, pek kimseyle de yakın olmadığını söylemişti. Tıpkı Aoi gibi. Ancak genel olarak kimseyle o kadar yakınlık hissetmiyordu. "Gerçekten mi?" diye şaşkınlığını dile getirdi Aoi. "Kaede, Saya ve Masato ile çok daha yakın olduğunu düşünmüştüm. Geçmişiniz vardı diye." Aralarında bir sessizlik oluştu. Aoi başka bir şeyler daha sormak istediyse de utanarak vazgeçti. Takeshi de derin düşünceler içerisinde gibiydi, o yüzden onu sessizlikte bıraktı. Elini daha sıkı tutmaya başladığını hissedince irkilerek başını ona çevirdi. Takeshi uzanıp diğer elini de tuttu. Hareketleri sanki Aoi'yi ürkütmemeye çalışıyor gibi yavaş ve sakindi. Aoi'nin kalbi tekledi. Ne yapmak istiyordu? Takeshi'nin yüzünü kendisininkine doğru yaklaştırışını izledi. Gözlerinde çok coşkulu ve duygu dolu bir ifade vardı. Aoi geri çekilmedi, bakışlarını kaçırmadı, yüzünü çevirmedi. "Ben?" Ne söylemek istiyorduysa devamını getirmemişti.

Çok yakınındaydı. Çay kokulu sıcak nefesini yüzünde hissediyordu. Elleri ve omuzlarının hafifçe titrediğini fark etti Aoi. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki bu duyduğu küt küt sesleri onunki miydi kendisininki miydi emin olamadı. Bakışlarında ufak bir korku ve çekingenlik yakaladı. Sıcak kan Aoi'nin yüzüne akın etti. Soluk alışverişi hızlandı. Takeshi'nin gözlerinin dudaklarına indiğini fark etti. İstiyor muydu? Yapmalı mıydı? Başka bir ima olamazdı, değil mi? Yanlış anlamış olamazdı, değil mi? Kalbi duracaktı. Aoi gözlerini onun dudaklarına indirdi. Zihni ona çılgınca bir şey yapmasını haykırıyordu. O kadar heyecanlanmıştı ki gözleri dolmaya başlamıştı. Kendi içinde verdiği saniyeler süren savaşın ardından bir adım atmaya karar verdi. Yüzünü onunkine yaklaştırdı. Aralarındaki boşluğu kapattı ve dudaklarını onunkilere beceriksizce bastırdı. Böyle mi öpüşülüyordu? Keşke Rei ablasına nasıl öpüşüldüğünü sormuş olsaydı. Rei ablası ona bu tarz şeyler anlatmaya kalkışınca utanarak kaçmıştı. Başına böyle bir şeyin gelebileceğine ihtimal vermemişti tabi. Kendi beceriksizliğine sinir olmuş bir şekilde geri çekildi. "Bunu yapmak sen baygınken daha kolaydı..." diye mırıldandı. Ellerini tutan elleri gerginlikten kasılmıştı. "Takeshi..." Şimdi gözlerinin içine bakmak çok zor geliyordu. "Ş-Şey..." Işık İşaretçisi'nin sözleri zihninde yankılandı bir an için. Parmakları hafifçe titredi.

Derin bir nefes çekerek cesaretini toplamayı denedi ancak başını eğerek bakışlarını düşürdü. "Ben senden çok hoşlanıyorum." Bu cümleyi bir çırpıda söylemeyi başardı. "Gerçekten çok hoşlanıyorum." İlk adımı Takeshi atmış olmasına rağmen içinde hala bir reddedilme korkusu vardı. "A-Ama ben senden bir karşılık beklemeden hoşlanıyordum zaten. Çünkü şey... Bir Yureikumo ile evlenmek uğursuzluk getirir diyorlar köyde... O yüzden..." Sonra aniden laflarının yanlış anlaşılacağını düşünerek panikledi. "Y-Y-Yanlış anlama benimle evlen demiyorum! Sadece..." Yüzünü saçları ile kapatmak istedi ve onları topuz yapmaya karar verdiği için kendisine sinirlendi. "Utançtan öleceğim şimdi." Dışarıdan aptal gibi görünüyor olmalıydı. Daha önce hiç tecrübesi olmamıştı ki! "S-Senin... arkadaşlığına ihanet etmek istemedim... ve... S-Saya da senden hoşlanıyor gibiydi... aranıza girmek istemedim. Duygularımı arkadaşlık seviyesinde tutmak için elimden geleni yaptım ama özellikle sen mühürlendikten sonra ben kendimi senden uzak tutamadığımı fark ettim... O yüzden..." Zihni karmakarışıktı, cümlelerini toparlamakta zorlanıyordu. "Beni Yureikumo olsam dahi kabul edersen... Seninle olmak istiyorum. Yanında. Hep. Ama istemezsen arkadaşın olarak da yanında olmak istiyorum, beni kendinden uzaklaştırmandan korkuyorum."

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Wed Jun 10, 2026 5:49 pm
by GM - Shinsei
Dudakların onunkilere değdiği anda Takeshi’nin bütün bedeni bir anda donuyor. Sanki beklediği, istediği, korktuğu ve asla gerçekten olacağına inanmadığı bir şey aynı anda yaşanmış gibi. İlk tepkisi öpmeye karşılık vermek değil, nefesini tutmak oluyor. Sonra sen geri çekildiğinde gözleri yarı açık, yüzü kıpkırmızı, dudakları hafif aralık kalıyor. O kadar şaşkın ki birkaç saniye boyunca gerçekten hiçbir şey yapamıyor. "Ben..." Sesi çıkıyor ama cümle gelmiyor. Elleriniz hala birbirine kenetli. Senin "bunu yapmak sen baygınken daha kolaydı" mırıltını duyunca yüzündeki kızarıklık neredeyse kulaklarından boynuna kadar iniyor. "Baygınken mi-" diye başlayıp hemen susuyor, çünkü beyninin aynı anda işlemesi gereken bilgi miktarı kapasitesini çoktan aşmış durumda. Gözleri dudaklarına, ellerinize, sonra sehpanın üzerindeki mochilere gidiyor. Ne yapacağını bilemediği bir refleksle kolunu oynatınca sehpanın kenarına fazla sert çarpıyor. Boş sehpa önce birkaç santim kayıyor, sonra bir ayağı halının kenarına takılıyor ve bütün zarafetiyle yana devriliyor. Evde tok bir gürültü yankılanıyor. Takeshi, devrilen sehpaya bakıyor. Sonra sana bakıyor. Sonra tekrar sehpaya bakıyor. "Ben bunu... bilerek yapmadım." Bu açıklama gerekliymiş gibi söylüyor. Ardından hemen eğilip sehpayı kaldırmaya davranıyor ama sen konuşmaya başlayınca hareketi yarıda kalıyor. Elini havada tutuyor, sonra yavaşça geri çekip dizlerinin üzerine koyuyor. Sen hislerini döktükçe, Yureikumo olmaktan, uğursuzluk söylentilerinden, Saya’dan, arkadaşlığa ihanet etmekten ve kendinden uzaklaştırılma korkusundan bahsettikçe yüzündeki utanç daha ağır bir şeye dönüşüyor. Artık sadece öpücüğün şaşkınlığı yok. Söylediklerinin ağırlığı da var.

Bir süre hiçbir şey söylemiyor. Önce yere bakıyor. Devrilip yeniden düzeltilmeyi bekleyen sehpanın yanındaki küçük halı kıvrımına. Sonra kendi karnına, mührün olduğu bölgeye. Parmakları istemsizce oraya yaklaşıyor ama dokunmadan duruyor. Sanki bedeninde taşıdığı o karanlık izin, şu an vereceği cevap üzerinde hakkı varmış gibi. Sonra başını kaldırıp tavana bakıyor. Uzun, çok uzun bir nefes alıyor. En sonunda sana dönüyor. "Bu konuda seni... biraz bekletme şansım var mı?" Bunu söylerken sesi titriyor. Hemen devam ediyor, çünkü bu cümlenin tek başına kalırsa seni inciteceğini biliyor gibi. "Ben ne olmak istediğimi biliyorum." Gözleri seninkilerde kalmaya çalışıyor ama arada bir kaçıyor. "Ama şu anda, hayatımın şu noktasında ne olacağımı bilmiyorum. Ve bu belirsizliğin içindeyken seni de istemsizce karanlığa sürüklemekten korkuyorum." Ellerini dizlerinin üzerinde sıkıyor. "Belki söylediklerim çok klişe geliyor ama... bunu yapacaksam ikimizin de iyi olduğu şartlarda yapmak istiyorum. Senin Yureikumo olman yüzünden değil. Öyle bir şey değil. Ben..." Bir an duruyor. Bu kısmı söylemekte zorlanıyor. "Ben seninle ilgili hiçbir şeyi uğursuz görmüyorum. Bunu bil. Sen bana uğursuzluk değil, ev gibi geliyorsun." Bu cümleyi söyledikten sonra yüzü yeniden kızarıyor ama kaçmıyor. "Sadece şu an üzerimde ne taşıdığımı bilmiyorum. Mühür, Sennashi, Onizuka, Yamiaki Bey’in araştırmaları... Her şey havada. Bir gün iyi olup ertesi gün birine zarar vermekten korkuyorum. Sana yaklaşmak istiyorum ama yaklaşınca sana zarar verirsem diye de korkuyorum." Sonra biraz daha yaklaşıyor. Bu kez öpmek için değil, sözünün gerçekten sana ulaşması için. "Bana güveniyor musun?"

Tam cevap vereceğin anda odanın ışığı hafifçe kısılıyor. Bir anlığına salon loşlaşıyor, sonra lamba tekrar yanıyor. Ardından bir kez daha titriyor. Takeshi’nin bakışları hemen tavana kayıyor. Yüzündeki kırılgan ifade bir anda shinobi dikkatiyle yer değiştiriyor. "Ne?" diye mırıldanıyor. Ayağa kalkıyor, pencereye doğru ilerliyor. Dışarı baktığında kaşları çatılıyor. Perdenin kenarları içeri doğru titriyor, sokaktaki ağaçların dalları, yaz akşamına hiç yakışmayacak kadar sert sallanıyor. Rüzgar bir anda yükselmiş. Dar sokaktan uğultu geçiyor. "Bu ne ya böyle, yaz akşamı hem. Dur camı kapatayım." Pencereye uzanıyor. Parmakları mandalı kavrıyor. Camı kapattığı anda arkasındaki pencere dışarıdan gelen korkunç bir darbeyle patlıyor. Cam kırıkları salonun içine yağmur gibi saçılıyor. Takeshi refleksle kolunu kaldırıyor ama kırık parçaların bir kısmı haorisinin omuzlarına ve saçlarına çarpıyor. Daha ne olduğunu anlamadan, dışarıdan zırhlı bir kol pencere boşluğundan içeri giriyor ve Takeshi’yi boynundan yakalıyor. Her şey bir nefeste oluyor. Takeshi’nin bedeni geriye çekiliyor, boğazından boğuk bir ses çıkıyor. Zırhlı parmaklar boynuna kapanmış. Dışarıdaki biri onu pencereden dışarı çekmeye çalışıyor. Cam kırıkları ayaklarının altında çıtırdıyor. Sen anlık panikle ayağa fırlıyorsun. Çayın sıcak buharı, devrilen sehpa, az önceki itiraf, hepsi bir anda paramparça oluyor.

Takeshi’nin yüzü kızarıyor ama paniğe teslim olmuyor. İki eliyle bileği kavrıyor. Dişlerini sıkıyor. Sonra bütün kas gücünü kullanarak kendisini boğan kişiyi tersine çekiyor. "Lan-" Zırhlı kolun sahibi, pencere boşluğundan içeri savruluyor. Önce omzu çerçeveye çarpıyor, sonra bütün bedeni salonun ortasına düşüyor. Ahşap zemin sertçe sarsılıyor. Cam parçaları etrafa saçılıyor. İçeri giren kişi hemen yuvarlanarak ayağa kalkıyor. Bir kız. Üzerinde koyu metal parçalarla güçlendirilmiş hafif bir zırh var. Hareket etmeyi engellemediği belli, göğüs, omuz ve kol bölgeleri daha sert plakalarla korunmuş. Saçları açık mor, bilinçli biçimde kısa kesilmiş, yüzünün iki yanına düşen tutamlar kırmızı gözlerinin sertliğini daha belirgin hale getiriyor. Gözleri normal bir insanın gözlerinden fazla canlı, fazla keskin. Bir elinde kısa bir tanto var. Ucu doğrudan Takeshi’ye çevriliyor. "Shindou Takeshi." Sesi soğuk ve şaşırtıcı derecede sakin. "Shindou klanının son hayatta kalan üyesi. Sonunda seni buldum. Bana lazımsın." Takeshi bir eliyle boynunu tutuyor, nefes nefese ona bakıyor. Şaşkınlık, öfke ve yarım kalmış utancın hepsi yüzünde birbirine giriyor. "Lan sen eve kadar nasıl geldin bu kılıkla?!" Kızın ifadesi değişmiyor. Takeshi hemen ardından, boğazını ovuşturarak ekliyor: "Ayrıca kimsin sen?" Kız tantosunu bir santim bile indirmiyor. Rüzgar kırık pencereden içeri doluyor, saçlarını ve zırhının kumaş parçalarını hafifçe savuruyor. "Bunun bir önemi yok. Önemli olan bana sağlayacağın menfaat. Benimle gelmen lazım." Takeshi, göz ucuyla sana bakıyor. Çok küçük, neredeyse fark edilmeyecek bir hareketle dudaklarını oynatıyor. "Ne yapacağız?" Salonun ortasında cam kırıkları parlıyor. Birkaç dakika önce aranızda kalan birkaç santimlik mesafe şimdi yerini kırılmış bir pencereye, yabancı bir tantoya ve Takeshi’nin adını iyi bilen zırhlı bir kıza bırakmış durumda.

İsimsiz Kız
► Show Spoiler

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Thu Jun 11, 2026 7:05 am
by Yureikumo Aoi
Takeshi şaşkınlıktan bir süre donakalmıştı. Baygınken olan durumu da algılamış gibi görünmüyordu. Aoi o an bunu ona hiç açıklamadığını fark etti. Açıklamasa daha iyiydi zaten. Elleri hala onun ellerinin arasındaydı. Takeshi ne yapacağını bilemeyerek sehpayı koluyla devirmişti, sonra da yanlışlıkla yaptığını vurgulamıştı. Aoi kıkırdadı. Bir süredir içinde tuttuğu ve ne yapacağını bilmediği duygularını ona açtığı için rahatlamış hissediyordu. Bunlar elbette Takeshi'ye ağır gelmişti, hele ki böyle bir dönemde. Sennashi tehdidi sürerken ve mühür hala bedenindeyken Takeshi'nin bu gibi konularda düşünmeye vakti yoktu. Bu sebeple, Takeshi tereddütlü kalınca ve hemen cevap veremeyeceğini söyleyince Aoi hiç de şaşırmadı. Sadece utangaç gülümsemesi şefkatli ve kibar bir gülümsemeye dönüştü. "Dediğim gibi, karşılık vermene gerek yok Takeshi. Sadece başına gelenlerin yükünün bana ağır geleceğinden korkup beni kendinden uzaklaştırmanı istemiyorum. En yakın arkadaşın olarak da bu yolda seninle yürüyebilirim, bu bana güç gelmez." Sebebin onun Yureikumo olmasıyla ilgili olmadığını, tam aksine onunla ilgili şeyleri uğursuz bulmadığını ve ona aile gibi geldiğini söylediğince Aoi duygulandı. Gözleri doldu. "Teşekkür ederim." dedi titrek bir ses tonuyla.

Takeshi yaklaşıp ona bu konuda güvenip güvenmediğini sorduğunda tam cevap vermek için ağzını açmıştı ki ışıklar hafifçe gidip gelmişti. Takeshi refleksle pencere önüne gitti. Ne gördüyse kaşlarını çatarak pencereyi kapatmaya girişti. Tam pencereyi kapatmıştı ki cam bir anda büyük bir gürültü ile parçalandı. Aoi dehşet içerisinde ayağa kalktı. Dışarıdan bir kol Takeshi'nin boğazını kavramıştı. "Takeshi!" Dışarıdaki birisi onu kendine çekmeye çalışıyordu ancak Takeshi anın şokunu atlatınca tam tersine, o kişiyi içeri çekti. Zırhlı kişi bir anda salonun ortasına devrildi. Bir kızdı. Hemen ayağa kalkmış, tantosunu çekerek Takeshi'ye doğrultmuştu. Kısa mor saçları, keskin kırmızı gözleri vardı. Takeshi'yi işaret ederek Shindou klanının son üyesine ihtiyacı olduğunu söylemişti. Aoi tüm sahneyi önce panik sonra şaşkınlık içerisinde izledi. Kızı ne Takeshi ne de Aoi tanıyordu. Aoi biraz evvelki hassas sahnenin bu şekilde bozulmuş olmasından doğan bir hüsranla alnını ovuşturdu. Öne geçerek tanto ile Takeshi'nin arasına girdi sakinleştirmek ister gibi. Sonra kıza döndü. "Kapıyı çalsan açardık, neden camı kırdın ki?" Çayı ve atıştırmalıkları gösterdi. "Mochi var, kraker var, ister misin? Biraz otur sakinleş de kimsin ve Takeshi'den tam olarak ne istiyorsun güzelce izah et. Sana yardım edip etmemek onun özgür iradesine kalmış bir şey. Bu yaptığın çok ayıp. Hangi devirdeyiz de camdan girip adam kaçırmaya kalkıyorsun? Bu yaptığını Uchiha polislere şikayet edersek ne yapacaksın?"

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Sat Jun 13, 2026 8:08 am
by GM - Shinsei
Kız, sen onun yaptığının ayıp olduğunu anlatırken gözlerini bir an bile Takeshi’den ayırmıyor. Mochi, kraker, çay, Uchiha polisleri ve kapı çalma adabı hakkında söylediklerin salonun ortasında çok tuhaf bir ev içi nasihat gibi asılı kalıyor ama kızın yüzünde neredeyse hiçbir değişiklik olmuyor. "Bunu yapmam gerekliydi." diyor yalnızca. Takeshi boynunu ovuştururken kaşlarını kaldırıyor. "Lan camı kırman da mı gerekliydi?!" Cevap gelmiyor. Çünkü kız bir anda yere bastığı gibi ileri atılıyor. Tantosu dar bir çizgi halinde Takeshi’nin koluna doğru savruluyor. Takeshi refleksle yana kayıyor, bıçak haorisinin kumaşını milimle sıyırırken koluyla kızın bileğini dışarı itiyor. Kız ikinci hamleyi hemen aşağıdan getiriyor, bu kez kaburgalara doğru kısa ve kontrollü bir kesik deniyor. Takeshi geriye basıp sehpanın devrilmiş ayağına takılmamak için dengesini güçlükle koruyor. "Evimin içinde bıçak sallama, deli misin sen?!" diye bağırıyor ama kız dinlemiyor. Birkaç saniye içinde salonun ortasında keskin, dar alanlı bir taijutsu dövüşü başlıyor, kızın saldırıları ölümcül görünse de garip şekilde son noktada yön değiştiriyor, Takeshi’nin hayati bölgelerini değil, eklemlerini, dengesini ve kaçış yollarını hedef alıyor. Takeshi önce sadece kaçınıyor, sonra mecburen karşılık veriyor, bileğine vurup tantoyu açı dışına itiyor, omzuyla kızın merkezini bozuyor, bir tekmeyle onu kırık pencere boşluğundan uzaklaştırıyor. Kız zırhının ağırlığına rağmen hızlı ama nefesi kısa. Birkaç sert değiş tokuştan sonra köşeye doğru savruluyor, dizlerinin üzerine çöküyor ve elini kaldırıyor. "Bir dakika... Bir dakika dur. Ben... yoruldum, bir dakika." Takeshi de nefes nefese kalmış halde ona bakıyor, yüzünde saf bir cinnet şaşkınlığı var. "LAN BU NASIL BİR SAVAŞ? AAAA!" diye patlıyor. Sonra, kız gerçekten dinlenmeye çalışırken, Takeshi çaktırmadan belinden ince bir misina çıkarıyor ve tek bir bilek hareketiyle kızın ayak bileklerine doğru fırlatıyor. Misina zemin, koltuk ayağı ve kızın zırh bağlantıları arasında hızla dolanıp onu yere sabitliyor. Kız aşağı bakıyor, sonra Takeshi’ye. "Yoruldum demiştim..." Takeshi birkaç saniye ona tamamen inanamaz halde bakıyor. "Senin derdin ne ya? Kimsin sen?" Kız nefesini toparlamaya çalışarak başını kaldırıyor. "Ben... Hitomi Youko." Takeshi birkaç saniye sessizce bekliyor, sanki ismin kendisine büyük bir açıklama sağlamasını beklemiş ama sağlamamış gibi. "Adından ne anlamam gerekiyor, Youko? Bana neden burada olduğunu anlatır mısın?"

Youko’nun yüzündeki savaşçı sertliği bir anlığına yerini daha yorgun, daha karmaşık bir şeye bırakıyor. "Ben bir Sennashi üyesiyim. Gerçi üyesiydim desem daha doğru olur." Takeshi’nin bütün yüzü bir anda değişiyor. Az önceki absürt öfkenin yerini çok daha keskin, çok daha dikkatli bir ifade alıyor. "Kaçtın mı?" Youko başını sallıyor. "Evet. Doğduğumdan beri bölüğümde eğitiliyorum. Ama yaşadığım birkaç kötü deneyim ve dünyada gördüğüm birkaç farklı şey beni ayrılmaya itti. Son bir yıldır falan senden başka hiçbir şey konuşmuyorlar. Senin nasıl eskiden bir Sennashi üyesi olduğunu ve şu an onlar için ne kadar büyük bir dert olduğunu söylüyorlar. Ben de kaçtıktan sonra seni bulmak için her şeyi yaptım. Sonunda doğru yere geldim. Fotoğrafını görmüştüm, sen olduğunu hemen anladım." Takeshi derin bir nefes alıyor. Bu nefeste öfke var ama aynı zamanda kendisine yöneltilen yanlış bir hikayenin bıkkınlığı da var. "Ben hiçbir zaman resmi bir Sennashi üyesi olmadım. Ailem Sennashi'nin içindeydi ama ben daha bebektim. Sennashi'den kaçmak nasıl bir deneyim bilmiyorum, ben kaçırıldım sadece. Ama kaçtığına göre çok da iyi bir hayatın olduğunu söyleyemeyiz, değil mi?" Youko bu sefer ona değil, doğrudan sana dönüyor. Kırmızı gözleri bir anda doluyor, birkaç dakika önce cam kırıp içeri giren, elinde tantoyla Takeshi’nin üstüne atlayan kız, şimdi neredeyse azarlanmış bir çocuk gibi görünüyor. "Abla, özür dilerim. Beni polise şikayet edecek misiniz?" Takeshi gergin bir kahkaha atıyor. "Yok, her ne kadar beni öldürmeye çalışmış ve camımı kırmış olsan da seni affediyorum, sorun değil. Ablanın ödü koptuğu için öyle demiştir." Youko hemen başını iki yana sallıyor. "Seni öldürmeye çalışmadım, sana hayati zarar verecek bir tane bile hamle yapmayı düşünmedim." Takeshi kırık pencereye, yerdeki camlara, kendi boğazına ve sonra kıza bakıyor. "Camımı da kırmayabilirdin gerçi ama neyse. Peki benden ne istiyorsun? Varmak istediğin sonuç ne yani?" Youko’nun ifadesi yeniden kararlı hale geliyor. "Beni eğitmeni istiyorum. Sennashi'den çaldıkları yıllarım için intikam almak istiyorum."

Takeshi bu cevabı duyunca bir süre kıza öylece bakıyor. Sonra hiçbir şey söylemeden eğilip misinayı çözüyor. Youko serbest kalınca dizlerinin üzerinde oturup bileklerini ovuşturuyor. Takeshi koltuğa geçip ağır bir nefesle oturuyor. "Peki senin Sennashi tarafından gönderilen bir ajan olup olmadığını nereden bileceğim, Youko?" Youko bunu bekliyormuş gibi başını kaldırıyor ama cevabı beklediğinizden daha çıplak ve garip çıkıyor. "Ben güçsüzüm, güçlenmek istiyorum. Eğer ajan olduğumu düşündürecek bir şey yaparsam beni öldürebilirsin. Ama öldürmeden önce uyar lütfen, korkuyorum." Takeshi iki elini yüzüne kapatıyor. Bir süre parmaklarının arasından nefes alıyor. "Bana sabaha kadar düşünme süresi verir misin?" Youko hemen başını sallıyor. "Tabii ki, beklerim." Kısa, çok garip bir sessizlik oluyor. Kırık camdan içeri rüzgar doluyor. Sehpa yerde, mochi tabağı koltuğun kenarına kaymış, çaylardan biri soğumaya başlamış. Takeshi iç çekiyor. "Gidecek bir yerin yok tabii." Youko gözlerini kaçırmadan cevap veriyor. "Evet." Takeshi bu kez daha uzun ve daha yorgun bir of çekiyor. Cüzdanını çıkarıyor, içinden kayda değer miktarda para ayırıp kıza uzatıyor. "Evden hemen sola dön, oradan ilk sağa dön, düz yürü, 7/24 açık pansiyon var. Orada kalabilirsin." Youko paraya önce kuşkuyla, sonra şaşkınlıkla bakıyor. Ayağa kalkıp parayı iki eliyle alıyor. "Teşekkür ederim. Bu iyiliğini unutmayacağım." Kapıya yöneldiğinde Takeshi arkasından sesleniyor. "Ha bu arada Youko..." Kız dönüyor. Takeshi kırık pencereyi parmağıyla gösteriyor. "Eğer teklifini kabul edersem şu camı yaptırmadan tek bir yardım etmem, haberin olsun." Youko çok ciddi bir ifadeyle başını sallıyor. "Tamam. İş bulacağım. Ya da gerekirse camı ellerimle kendim yapacağım." Sonra evden çıkıyor. Kapı kapandığında Takeshi birkaç saniye sessiz kalıyor, sonra kırık pencereye bakıp çok alçak sesle fısıldıyor. "Camı elleriyle yapacakmış, amına koduğum..."

Ardından sana dönüyor. Evin içinde kırık camın soğuğu, bozulmuş gecenin absürtlüğü ve az önce yarım kalmış o ağır konuşmanın izi var. Takeshi bir süre ne diyeceğini bilemiyor, sonra neredeyse inanılmaz bir yorgunlukla koltuğa geri oturuyor. "Evet... Ne diyorduk?" diyor ama kendi söylediği şeyin saçmalığına kendisi de inanmıyor. Ellerini dizlerinin üzerine koyuyor, sonra birini ensesine götürüyor, sonra yeniden indiriyor. "Çok özür dilerim, bu... Ben... Neyse, bunu unutalım." Birkaç saniye seni izliyor. Bu kez gözlerinde az önceki panik değil, daha sakin ama çekingen bir açıklık var. "Aoi, ben seni kendimden uzaklaştırmayı düşünmüyorum. Sadece şu anda olduğundan daha yaklaştırma konusunda sadece ve sadece kendi içimde bulunan durumdan ötürü kaygılarım var." Yüzü yavaşça kızarıyor ama sözlerini geri almıyor. "İleride bu şeyi kontrol edebilecek miyim, bu konuda ne kadar başarılı olacağım, her şey yolunda olacak mı bilmiyorum. En azından bu konuda bir netlik yaratabilirsem..." Duraksıyor. Parmakları dizlerinin üzerinde kasılıyor, sonra gevşiyor. "O zaman... O adımı b-ben atacağım." dediğinde bakışlarını kaçırıyor ama bu kez kaçışında reddediş yok, yalnızca fazla açık konuşmuş birinin utancı var. Salonun ortasında devrilmiş sehpa, kırık cam, soğumuş çay ve yarım kalmış mochiler arasında, gece yeniden eski sessizliğine dönmüyor, daha tuhaf, daha tehlikeli, ama bir şekilde daha gerçek bir yere evriliyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Sat Jun 13, 2026 1:18 pm
by Yureikumo Aoi
Kız, Aoi'nin söyledikleri karşısında herhangi bir tepki vermemiş, bunu yapması gerektiğini söyledikten sonra Takeshi'nin üzerine atılmıştı. Tantosu milimle Takeshi'nin kolunu sıyırmıştı. Takeshi bir süre onun saldırılarını savuştursa da en sonunda dayanamayarak ona karşılık vermeye başlamıştı. Bir süre sonra kız yorularak dizlerinin üzerine çökmüş, dinlenmesi gerektiğini söylemişti. Aoi önce aralarına girip bunu durdurmak istedi ancak sonra olayın absürtlüğü içerisinde şaşkınlıkla onları izlemeye başladı. Kız dizlerinin üzerine çöktüğünde Takeshi çaktırmadan bir misina çıkararak onu bağlamıştı. Bir süre soluklandıktan sonra adının Hitomi Youko olduğunu açıklayan kız Sennashi'den kaçtığını, son dönemde Sennashi'nin Takeshi'den bahsedip durduğunu, bu yüzden de onu bulmaya geldiğini söylemişti. Takeshi de onlara dahil olmadığını, çocukken kaçırıldığını açıklamıştı. Youko bunun üzerine panikleyerek ağlamaklı olup polise şikayet etmemelerini isteyince Aoi derin bir soluk verdi. Takeshi onu affetmişti. Youko, onun öğrencisi olmak istediğini söyleyerek ikinci bir şok dalgası oluşturmuştu. Takeshi bunu düşünmesi gerektiğini söyledi. Gidecek yeri olmadığı için kıza para vererek pansiyonun yerini tarif etti. Kızı eğitmeyi kabul ederse kırık camı yaptırmasını istiyordu. Youko parayı aldı, camı tamir ettireceğinin sözünü vererek teşekkür etti ve evden ayrıldı.

Bir süre öylece bu absürt ortamda birbirlerine baktılar. Camdan esen rüzgar, kırık camlar, yerlere dağılmış atıştırmalıklar... "Sevimli bir kız..." diye mırıldandı Aoi. "Ama onun durumunu Yamiaki Hoca'ya açıkla istersen, sonra problem çıkmasın." Takeshi yorgunlukla koltuğa geçmişti. Aoi koltuğa sıçramış cam kırığı var mı diye inceledi. Takeshi biraz evvel yarım kalmış muhabbete devam etmek istiyor gibiydi. Yaşanan olay Aoi'nin dikkatini tamamen dağıtmıştı tabi. Takeshi onu kendisinden uzaklaştırmayacağını, ona daha yakın olmakla ilgili çekinceleri olduğunu söylemişti yeniden. Mührünü kontrol etmeyi öğrenmek, geleceğe daha kesin olarak bakabilmek istiyordu. Belki kendine güvenini yeniden kazanmak istiyordu. Aoi eğer zaten birlikte ve yakın olacaklarsa bu durumun onların ilişkisini neden etkilediğini pek de anlamamıştı ama itiraz etmedi. "Yani... reddetmiyorsun... öyle mi?" Bakışlarını Takeshi'ye dikti. "Yani sen de mi bana karşı aynı hissediyorsun?" Gözleri parıldadı. Biraz evvel bunun kendi itirafına net bir ret olduğunu düşünmüştü ancak Takeshi'nin şimdiki sözleri pek öyle değil gibiydi.

Aoi heyecanlandı. Takeshi'nin yanına gidip adeta üzerine doğru çıktı. "Benim hiçbir korkum yok. Bunun üstesinden birlikte gelebileceğimizi biliyorum. Mühür veya Sennashi veya başka bir şey... Senin de güçlü olduğunu ve onlara pabuç bırakmayacağını biliyorum. Şüphem dahi yok." Gururlu bir şekilde kocaman gülümsedi. "Senin de kendine güvenmeni ve bunu görebilmeni istiyorum. Seni o zamana dek bekleyeceğim. Ama çok da bekletme. Çünkü yapmamız gerekenler var." Yüzü mutlu hayallere dalarak pespembe oldu. "Bu güzel havalarda piknik buluşması gibi! Kalp şeklinde kurabiyeler yaparım. Ve peynir dolgulu sandviçler... Sonra... Sonra akşamları el ele yürürüz! Evet, bunu yapmak istiyorum. Bir de... Bir de başını dizime yaslarsın ve ben de saçlarını okşarım. Sonra da beni öpersin ve ben çok mutlu olurum!" Yüzüne sıcak bir gülümseme yayıldı. Yanağını Takeshi'nin yanağına yaslayarak ona sarıldı. "Daha sonra da karın olurum! Olurum, değil mi? Olabilir miyim?" Bir süre sonra geri çekildi. "Pardon gaza geldim bir an." Utangaç bir şekilde bakışlarını kaçırdı. "Umarım bir süre daha ölmeyiz." Gözleri dağılmış saçılmış eve takıldı. "Sana burayı temizlemekte yardım edeyim, olur mu? Bir de bence camın yaptırılana kadar burada kalma, bizim misafir odasında kalabilirsin. Hem güvensiz hem rahatsız olur burada kalmak. Yarın sabah erkenden de çalışmamız var, uykusuz kalmayalım."

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Sun Jun 14, 2026 8:18 am
by GM - Shinsei
Takeshi, Youko’nun çıktığı kapıya birkaç saniye daha bakıp derin bir nefes veriyor. Kırık camdan içeri dolan rüzgar, az önceki gecenin bütün romantik ve yumuşak havasını hunharca dağıtmış durumda. Buna rağmen senin "sevimli bir kız" yorumunu duyunca Takeshi’nin yüzünde yorgun, inanamaz bir ifade beliriyor. "Sevimli..." diye tekrar ediyor, sonra kırık pencereye bakıyor. "Evet, sabah ilk iş söyleyeceğim. Ben henüz kimsenin eğitmeni olabileceğimi düşünmüyorum. Yamiaki Bey’in fikirlerini almak lazım." Kendi haline homurdanır gibi konuşurken bile kafasında Youko meselesini ciddiye almaya başladığı belli. Fakat sen konuyu yeniden yarım kalan yere çekince, yani gerçekten reddedilip reddedilmediğini, onun da aynı hissedip hissetmediğini sorunca Takeshi’nin bütün o yorgunluğu yerini bir anda kıpkırmızı bir afallamaya bırakıyor. Gözleri bir an sana, sonra yere, sonra yana devrilmiş sehpaya gidiyor, en sonunda da hiçbir yere kaçamayacağını anlayıp dudaklarını zorla aralıyor. "E-evet..." Cevap o kadar kısa, o kadar zorlanmış ve o kadar çıplak ki salonun ortasında kırık camlardan bile daha fazla parlıyor. Senin üzerine doğru heyecanla gelip güzel havalarda pikniklerden, kalp şeklinde kurabiyelerden, peynir dolgulu sandviçlerden, akşam yürüyüşlerinden, dizine baş koymalardan ve öpülmekten bahsetmenle Takeshi’nin yüzü önce şaşkınlıkla, sonra yavaş yavaş gülümsemeyle doluyor. "Bunların hepsi kulağa çok güzel geliyor..." diyor, sanki gerçekten zihninde o sahneleri görmüş gibi. Fakat "daha sonra da karın olurum" cümlesi geldiği anda bütün sistemi çöküyor. "NE?!" diye bağırıyor, sesi evin sessizliğinde yankılanıyor. Sen hemen gaza geldiğini söyleyince Takeshi gergin bir gülümsemeyle ensesini kaşıyor, yüzünün kızarıklığını saklayacak hiçbir yer bulamıyor. "Hayallerin konusunda oldukça dürüstsün... Bu da güzel bir şey bence." Ölme ihtimaliyle ilgili yorumunu duyduğunda ise bu sefer yüzündeki utangaçlık azalıyor, yerini kısa ama net bir kararlılık alıyor. "Ölmeyeceğiz." diyor. Sanki bunu yalnızca teselli olsun diye değil, ikinizin de adına verilmiş bir söz gibi söylüyor.

Burada kalmaması gerektiğini, sizin misafir odasında uyuyabileceğini söylemen üzerine Takeshi önce her zamanki gibi çekiniyor. "Yani... sizde kalmak..." diye başlıyor ama kırık pencereye bakınca sözünün devamı gelmiyor. "Buraya bir şey yapmak lazım ama ya. Ya birisi girer hırsızlık yaparsa ben yokken?" Bir süre gerçekten düşünüyor. Salonun ortasındaki camlara, yerdeki sehpanın haline, rüzgarda hafifçe kıpırdayan perdeye baktıktan sonra yüzünde "bunu yapmak istemiyorum ama yapacağım" diyen çok iğrenmiş bir ifade beliriyor. "Çok iğrenç bir fikrim var." diyor. Ardından kapıya yönelip dışarı çıkıyor, pencerenin dış tarafında duruyor. Kırık boşluğun önünde tek el mührü yapıyor. "Shindou-ryuu!" Kolundaki damarlar bir an belirginleşiyor, sonra kendi koluna küçük bir çizik atıyor. Çıkan kan normal şekilde akmak yerine ince şeritler halinde hareketleniyor, pencere çerçevesinin etrafına doğru uzayıp örümcek ağı gibi yayılıyor. Kırık cam boşluğunun çevresinde koyu kırmızı, parlak ve yoğun bir tabaka oluşturuyor, ardından birkaç saniye içinde pıhtılaşıp katılaşıyor. Dışarıdan bakıldığında garip, rahatsız edici ama işlevsel bir bariyer gibi duruyor. Takeshi içeriye doğru eğilip sana bakıyor. "Hadi gel, gidelim." Evden çıkmadan önce cam parçalarını en azından basılmayacak bir kenara süpürüyor, sonra kapıyı kilitliyor. Sokakta yürürken birkaç kez sessiz kalıyor, sonra yine dayanamayarak konuşuyor. "Kalmam sorun olmaz ama di mi ya? Annen babana rahatsızlık vermek istemiyorum, yani sana da." Sesindeki çekingenlik bu defa yalnızca nezaketten değil, gerçekten o eve fazla ait hissetmekten korkan birinin tedirginliğinden geliyor. Yureikumo evine vardığınızda içerisi çoktan sessizleşmiş oluyor. Hana ve Yuto yatmış. Sen onu usulca misafir odasına götürüyorsun, Takeshi de fazla ses çıkarmamak için neredeyse parmak ucunda yürüyor. Kapının önünde durup kısık sesle teşekkür ediyor. "Gerçekten... sağ ol. Her şey için." Sonra odasına geçiyor. Sen de kendi odana döndüğünde gece nihayet bitmiş gibi görünüyor, ama kalbinde hala Takeshi’nin kısa "evet" cevabı, kırık camın sesi, kanla kapatılmış pencere ve yarım kalmamış bir sözün sıcaklığı duruyor.

Sabah olduğunda evin eski huzurlu ritmi yeniden kurulmuş. Salona indiğinde Takeshi’nin çoktan uyanmış olduğunu görüyorsun, üstelik babanla masada oturmuş, gayet ciddi bir sohbetin ortasında. Baban, elindeki çayı ağır ağır karıştırırken ona belli ki sabahın ilk dakikalarından beri başka bir inanılmaz hayatta kalma hikayesi anlatıyor, Takeshi de yine saygılı şekilde dinliyor, arada hangi kısmın mecaz hangi kısmın gerçek olduğunu çözmeye çalışır gibi gözlerini kırpıştırıyor. Annen mutfaktan başını uzattığında seni görür görmez iş buyuruyor. "Aoi, hemen gel de kahvaltıya yardım et kızım. Misafirimiz var, sofrayı güzel kuralım." Kısa süre içinde kahvaltı hazırlanıyor, sıcak çay, pilavdan kalma küçük pirinç köfteleri, yumurta, turşu, miso çorbası, birkaç çeşit ekmek ve annenin aceleyle hazırladığı ama yine de kusursuz görünen küçük tabaklar masaya yerleşiyor. Takeshi başta fazla iştahlı görünmemeye çalışsa da annen tabağına bir şeyler koydukça itiraz edemiyor. Baban ise onu belli belirsiz izliyor. Bu bakışları fark ettiğinde babanın zihninde bir şeylerin dönmeye başladığını anlayabilecek kadar onu tanıyorsun ama ne olduğunu kestiremeden, baban bir anda fincanını masaya bırakıyor ve Takeshi’ye dönüyor. "Takeshi, ben sezgileri kuvvetli bir adamım. Şimdi sana önemli bir soru soracağım." Takeshi’nin omuzları bir anda geriliyor. Elindeki çubukları neredeyse hizaya sokar gibi düzeltiyor, yutkunuyor. "Evet efendim."

Baban hiç bekletmiyor. "Kızımdan hoşlanıyor musun?" Annen mutfaktan sofraya uzanırken elindeki küçük tabağı neredeyse düşürüyor. "Aman!" Takeshi’nin yüzü aynı anda üç farklı renge bürünüyor. "ŞEY, NE? BEN-" Panikle elini hareket ettirince parmaklarını masanın kenarına sertçe çarpıyor. "AHHSSKTR-" Kelimenin devamı daha ağzından çıkmadan neredeyse küfür ettiğini fark edip bütün ruhu bedeninden ayrılmış gibi babana dönüyor. "SİZ, ŞEY... NASIL UYGUN GÖRÜYORSANIZ ÖYLE EFENDİM." Masada birkaç saniyelik ölüm sessizliği oluyor. Baban, Takeshi’ye bakıyor. Sonra çayından bir yudum alıyor. Yüzünde sabırlı ama fazlasıyla eğlenen bir gülümseme beliriyor. "Dostum, bu hiçbir şey açıklamıyor ama." diyor. Annen bir eliyle ağzını kapatmış, gülmemek için kendini tutuyor. Daha dün gece söylediğin evlilik hayalleri, kalp şeklinde kurabiyeler ve Takeshi’nin "o adımı ben atacağım" sözleri zihninde birbirine çarpıyor. Baban ise masasının başında, sanki gizli bir sınav yürütüyormuş gibi ciddileşiyor. "Bana dürüst ol evlat, cevabını haykır! Utanma. Ben sezgilerimin kuvvetini test ediyorum sadece. Başın belada değil." Takeshi’nin yüzündeki ifade artık tamamen kod hatası. Dudakları açılıyor, kapanıyor, tekrar açılıyor ama doğru komut bir türlü çalışmıyor. Sen de masanın karşısında kıpkırmızı olmuş halde bu felaketi izlerken, sabah kahvaltısı bir anda Yureikumo ailesinin en tehlikeli sorgu odasına dönüşüyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Sun Jun 14, 2026 7:31 pm
by Yureikumo Aoi
Takeshi direkt olarak onu sevdiğini ifade etmese de Aoi'nin sorusu karşısında olumlu bir cevap vermişti. Bu Aoi için dünyalara değerdi zaten. Büyük bir umutsuzluğun ve özgüvensizliğin pençesinden kurtulmuş, ona dürüstçe hayallerini dökmüştü. Onun yanındayken daha kendisi gibi olabildiğini hissediyordu. Takeshi kesin bir dille ölmeyeceklerini dile getirince de hemen inanmıştı ona sanki bu kendilerinin karar verebileceği bir şeymiş gibi. Aoi kendi evlerinde kalma fikrini dile getirince de çekinmişti biraz. Tabi evini de kocaman bir kırık camla bırakmak istemiyordu, hırsız girebilirdi. Bunun üzerine kendi kanını kullanarak bir jutsu ile evin kırık camını kapladı boydan boya. Estetik olmasa bile pratik bir çözümdü. Aoi'nin teklifini kabul etmesi üzerine Yureikumo yerleşkesine doğru ilerlemeye başladılar. Takeshi öncesine göre daha sessizleşmişti ama daha az gergin görünüyordu. Aoi'lerde kalma konusunda çekingendi. Sanki onlara fazla alışıp kaybetmekten korkuyor gibiydi. Aoi gülümseyerek elini tuttu. "Orası senin de evin sayılır. Ve bunu az önceki muhabbet yüzünden söylemiyorum, gerçekten hep böyle hissediyordum." Takeshi'nin ailesi ile ilgili meseleyi öğrendiğinden beridir onun ailesi gibi olmak, sessizliğini bozacak ses olmak istemişti.

Evden içeri girdiklerinde her yer sükut içindeydi. Annesi ve babası çoktan yatmış olmalıydılar. Aoi de ses yapmamaya özen göstererek misafir odasına götürdü Takeshi'yi. İhtiyaç duyabileceği her şeyi bıraktı. Bir adet erkek pijaması verdi ve duş almak isterse diye havlu da bıraktı. Ayrılmadan evvel Takeshi onu durdurup yüzündeki o yavru köpek ifadesiyle teşekkür ettiğinde parmak uçlarında hafifçe yükselip onu öpmek istedi ve bu isteğini zorlukla bastırabildi. Gözleri bir an için dudaklarına kaysa da kendini toparladı, konumunu hatırladı ve içten bir gülümsemeyle "Bir şeye ihtiyacın olursa kapımı tıklatmaktan çekinme. İyi geceler." demekle yetindi. Böylece kendini ondan ayırdı ve odasına doğru ses çıkarmadan gidip kapıyı kapattı. Yüzündeki makyajı silip saçındaki tokaları açtı ve masasının üzerine fırlattı. Saçlarını serbest bırakıp üzerine rahat pijamalarını geçirdi ve yatağa kendini yüzükoyun attı. El yordamıyla peluş kurbağasını buldu ve onu koynuna bastırırken yatakta cenin pozisyonuna geldi. "Reddetmedi..." diye fısıldadı kendi kendine. Takeshi'nin utangaç yüz ifadesi, kızaran yanakları, elini saçlarına götürüşü ve bakışlarını kaçırışını hatırlayınca kalbi gümbür gümbür attı. Yüzüne yayılan sarhoş gülümsemeyle parmaklarını dudaklarına götürdü. Cesaretine inanamamıştı ancak şimdi duygularının doğru olduğunu anlayabiliyordu. Ona aşık olmuştu gerçekten de! Bunca zamandır aklını kurcalayan soru işaretleri yanıt bulmuştu. Kurbağayı sıkıca suratına bastırdı heyecan ve utanç içerisinde. İçinde Takeshi'ye daha çok sarılmak ve dokunmak isteği vardı ancak bu arzusunu Takeshi onaylayıncaya kadar baskı altında tutmalıydı yoksa onu rahatsız edebilirdi.

Tatlı hayallerin içerisinde yorgunluktan sızmış olmalıydı çünkü ne zaman uykuya daldığını hatırlamıyordu. Sabahın ilk ışıklarıyla gözünü açtı. Üzerine günlük kimonosunu geçirdi, yüzünü yıkadı, saçlarını taradı ve salona girdi. Herkes çoktan uyanmıştı. Takeshi babası ile yine gençlik maceralarını konuşuyor gibiydi. Daha doğrusu babası tarafından bunları konuşmaya mahkum edilmişti. Annesi de onun uyandığını fark edince hemen mutfağa yardıma çağırmıştı. Aoi onun sesini duyar duymaz koşturdu ve hazırlıklara girişti. "Takeshi'nin geleceğini önceden haber vermediğim için özür dilerim. Evinde bir kaza yaşandı da... O yüzden bizde kalırsa daha güvenli olacaktı." Pıtır pıtır ana kız hemen sofrayı güzelce kurdular. Annesi Takeshi'nin tabağını tepeleme doldururken Takeshi de her zamanki kibarlığı ile açlığını belli etmemeye çalışıyordu. Aoi kendini onu seyretmekten alamadı. Onun bu mutlu ve mahcup suratını ömrünün sonuna dek seyretse sıkılmazdı. Her şey hep böyle kalsın isterdi. Bakışlarını sofraya geri çevirdiğinde babasının Takeshi'yi izlemekte olduğunu gördü. Hem de gözlerinde muzip bir ışıltı vardı. Bunun hayra alamet olmadığını biliyordu ancak altından ne çıkacağını kestiremedi.

O esnada babası çayından bir yudum alıp fincanı bırakıp Takeshi'ye bir sorusu olduğunu söylemişti. Takeshi tabi ki anında gerilmişti, sorguya çekiliyor gibi hissetmiş olmalıydı. Sonrası ise beklenmedikti. Babası bir anda Takeshi'nin Aoi'den hoşlanıp hoşlanmadığını sormuştu. Annesinin tabağı son anda düşürmeden tutması, Takeshi'nin şaşkınlıkla parmaklarını masaya çarpması, suratı kıpkırmızı kesilen Aoi'nin şaşkınlıkla çayından kocaman bir yudum alıp hafifçe öksürmesi aynı anda gerçekleşmişti. Takeshi ne diyeceğini şaşırmış halde bir şeyler söylemeye çalışmıştı ancak soruya cevap vermemişti. Babasının yüzünde eğlenen bir gülümseme vardı, bilerek yapıyordu! Takeshi'ye duygularını saklamamasını, onları haykırmasını söylediğinde Takeshi şalterleri atmış gibi tepkisiz kaldı. Dudaklarını açıp kapadı ancak hiçbir ses çıkaramadı. Aoi bakışlarını ikisi arasında gezdirirken kalbi o kadar hızlı çarpıyordu ki soluk almayı unuttu adeta. "B-Baba..." Takeshi ile uğraşmasını istemiyordu. Ya rahatsız olur da duyguları değişirdiyse? Aoi yakaladığı minik umudu kaybetmek istemiyordu. "Sezgilerinde yanılıyorsan şayet, bunu haykırırsa sence de bu bana karşı zalimce olmaz mıydı?" Takeshi'yi içinde bulunduğu durumdan kurtarmak için dikkati üzerine çekmeye karar verdi. "Ama eğer ki yanılmıyorsan ve sezgilerin doğruysa... bu ilişkiyi... bizi... onaylar mıydın?" Yureikumo'ların Yureikumo dışı ilişkilerinin olması fazla yaygın bir durum değildi, ailesi ile de bu tarz bir konuşmayı daha önce hiç yapmamıştı. Anne ve babasının onun geleceğinde nasıl bir evliliği uygun gördüklerini bilmiyordu. Bunun iznini fırsatı varken almak rahatlatıcı olurdu. Derin bir nefes alıp cesaretini topladı. "Ben Takeshi'yi seviyorum. Hep sevdim. Ama onun zihninde şu an romantizmden daha öncelikli gelen ve çözmesi gereken meseleler olduğunun farkındayım. Bu yüzden... ne hissettiğinden emin olmadan... baskı altındayken söylemesini istemiyorum. O çok kibar ve düşünceli birisi olduğundan... beni kırmamak için..." Bu ihtimal yüreğini dağlamış gibi başladığı cümleyi bitiremedi. Bakışlarını mahcup bir şekilde sofraya düşürdü. Utanarak daha da kızardı.