Page 4 of 6
Re: [Hayashi Kenta] Kader Ağları
Posted: Tue Nov 18, 2025 5:58 pm
by GM - Shinsei
Adam senin tiradını baştan sona dinlerken önce kaşları kalkıyor, sonra gözleri büyüyor, ardından yüzünde tarifsiz bir "ben ne dinliyorum şu an?" ifadesi beliriyor. Sen her eş arıyorum, aldatıldım bıktım dediğinde adamın ruhu bir tık daha kafesinden çıkıyor sanki. En sonunda, kollarını iki yandan düşürüp başını hafifçe sağa yatırıyor, çaresizlik ve şaşkınlık karışımı bir bakışla.
Bir süre seni süzüyor, nefesini bir hırıltıyla salıyor ve "Tamam kardeş, sakin ol." diyor senin sakinleşeceğine inanmadan. Bir adım yaklaşıp sesini biraz alçaltıyor, sanki yanlışlıkla panik düğmene tekrar basılmasın diye özen gösteriyormuş gibi. "Biz... senin şu evlilik işini... bir şekilde hallederiz." derken yüzünde "ne diyorum ben şu an?" bakışı beliriyor. Ardından iki elini de gömleğinin ceplerine sokup hafifçe öne eğiliyor. "Ama bunun karşılığında sen de bizim için küçük bir şey yapacaksın."
Adam sana pürüzsüz bir ciddiyetle bakıyor, yüzündeki mimikler nihayet oturmuş gibi. Biz dediği şeyin tekil olmadığını belli eden bir ağırlık giriyor sesine. "Burada... bu köyde normal olmayan şeyler oluyor. Dışardan görünmeyen, içeriden konuşulmayan şeyler." Ardından sessizce başını yukarı kata doğru çeviriyor. "Kötü adamlara ait bazı işaretler, bazı hareketlilikler tespit ettik. Koordinatlar, malzeme akışları, gece saatlerinde yapılan transferler..." Gözlerini tekrar sana çeviriyor. "Biz üç gündür burayı gözetliyoruz. Ama içerideki biri, muhtemelen kötü adamların yerel bağlantılarından biri, halka inmeden önce yakalamamız gerekiyor."
Adam iki parmağını şakaklarına bastırıp bir an sessiz kalıyor, sonra kararlı bir nefes alıyor. Sana doğru eğilip net bir şekilde konuşuyor. "Sen buraya köylü rolüyle girmişsin, değil mi? Madem öyle, bu rolü bozmadan bizim için kayıt defterini bulacaksın." Sana doğru bir adım atıyor. "Binanın arka odasında bir çekmece var. Kötü adamların bu köyde kimlerle irtibat kurduğunu gösteren bir liste olduğunu düşünüyoruz. Biz içeri girer girmez alarm veriyorlar. Ama sen?" Gözlerini kısıyor. "Sen içeri girince saldırı planlamayacaklar. O yüzden en iyi şans bizde değil, sende."
Tam derin bir nefes alıp konuşmaya devam edecek gibi oluyor ki o sırada binanın ön kapısı gürültüyle açılıyor. İçeri iri cüsseli, kısa saçlı, yüzünde bir iki çizik olan bir adam daha giriyor. Üzerinde aynı gri tonlu Shinobi giysileri var ama bu olanın boyu daha kısa, vücudu daha geniş ve yüzündeki ifade çok daha yorgun. İçeri girer girmez gözleri seni buluyor. Uzun saçlı Shinobi, bir anda toparlanıp resmiyet takınır gibi dönüyor yeni gelen adama. "Ha, iyi geldin. Bu kardeşimiz..." diye başlıyor, başıyla seni işaret ediyor. "...operasyona dahil oluyor."
Kısa saçlı adamın kaşları çatılıyor. "Ne? Bu mu? Bu mu yani?" Uzun saçlı olan rahat bir omuz silkme ile cevaplıyor. "Evet. Bu." Kısa saçlı adam seni baştan aşağı süzüyor, senin yüzünde ise hala köylü karizmasının getirdiği o elegantlık duruyor. "İyi. Bari hızlı olsun da bitsin şu iş." diye homurdanıyor. Uzun saçlı Shinobi tekrar sana dönüyor, yüzünde bu kez daha net, daha kendinden emin bir ifade var. "Bu takım arkadaşım, Kaito." Kaito yalnızca başını hafifçe kaldırıp bir selam verir gibi yapıyor ama gözleri hala senden pek memnun değil.
Ardından uzun saçlı Shinobi adını söylemiyor ama sana şöyle bir bakıp ekliyor. "Berbat bir başlangıç yaptık ama şansımızı döndürebiliriz bence karşim." Arka odanın kapısı hafif aralık, içerde loşluk var. Bir şeylerin seni beklediği belli.
Re: [Hayashi Kenta] Kader Ağları
Posted: Sun Dec 28, 2025 7:13 pm
by Hayashi Kenta
Adamın manasız bakışları her geçen saniye ile ne saçmaladığımı merak edercesine biraz daha biçimleniyorken, ben de bir o kadar "Ne anlatıyorum amına koyayım?" dercesine içten içe kendime şaşırıyor ve sövüyordum. Zor durumlarda doğaçlama yeteneğim de yoktu, hayır. Ama bu yetenek zaten tam da böyle anlarda şansını denedikçe oturuyordu insana. İşte, bu bilgiyi de tam olarak şu an doğaçlayarak sallamıştım kaba etimden mesela. Ortamlarda satarım bunu sonra.
"Sakinim zaten." diye diklendim. Öyle hemen sakinleşecek değilim, ancak bunu iddia edebilirim, değil mi? Bir kaşım, evlilik meselemin çözüleceğinin söylenmesinde kalkmıştı akabinde. Bu biraz meraktan çok, inanmazlık barındıran, "Nasıl çözeceksin bakalım?" kırıntıları taşıyan bir kaş kaldırıştı. Biraz daha duruşumu düzelttim, odağımı iyice kendisinde topladığımı ima eden jestlere giriştim. Bazen başımı anladığımı belirtircesine sallıyor, bazen de "Yok ya." dercesine çeşitli yönlere yatırıyordum. Bir süre sonra adamın anlattıkları ciddi ciddi ilgimi çekmeye başladı ve "Ne alaka ya? Sizde niye ötüyor o zaman alarmlar?" diye soruverdim adam konuşmasını bitirdiğinde.
"Hem, benim de öttürmeyeceğim ne malum ki?..." diye devam ederken az önce girdiğim kapı şakkadanak açıldı ve içeri biri girdi. Girdiği gibi de ortamdaki en agresif adam ünvanını benden çarpıverip "operasyon"larına dahil olmama laf etmeye başladı. O, beni baştan aşağı süzerken, "Asıl ben seni süzerim ulan!" dercesine ben de onu abartı bakışlarla süzüp inceledim. Olaylar gelişirse ve dövüşmek zorunda kalırsak mesafemi korumak isteyebileceğim cinsten, koydu mu oturtabilecek birine benziyordu. "Sana da merhaba Kaito kardeş." dedim adamı incelemem bittiğinde, hafif iğneleyici bir sesle. İnsan bir selam verir ulan!
Uzun saçlı eleman muhabbeti toparlayacak son cümlelerini kurduğunda bir süre konuşmamayı tercih ettim. Ellerimi önümde birleştirerek Bir Kaito'ya, bir bizim elemana bakışlar attım bir süre ve sağ ayağımla yere "tap, tap" vurmaya başladım düşünürken. Uzun saçlı hala ismini söylememişti, diğer yandan iri eleman ise direkt olarak tanıtılmasında bir beyis görmemişti. Kim olduklarından ziyade anlattıkları olaylar ve "kötü adam" meseleleri daha çok ilgimi çekiyordu elbette ancak, şu ana kadar Hokage'nin anlattığı saldırı meselesiyle aralarında bir bağlantı da kuramamıştım henüz. Madem halka karışıp zarar verecek insanların bu köyde olduğundan şüphe ediyor ve onlara engel olmak istiyordu bu insanlar, neden Konoha'ya bir saldırı düzenleyecekleri düşünülüyordu? İşte hayal gücüm burada beni yüz üstü bırakıyordu.
"Siz beni çok pis yem yapacaksınıza benziyor. Öyle olmasa bile yine çok tehlikeli, bahsettiğiniz lavuklar beni liğme liğme eder kesin." Gözlerimi kapatıp kaşlarımı biraz daha çattım. "Bu yüzden tam da bana göre bir operasyon! Tehlikeden kaçan kısmetini bulabilir mi? Soruyorum size!" aniden gözlerimi geri açıp, birbir suratlarına bakıp cevap bekledim. "Kötülerden korkan bir adam ailesini de koruyamaz!"
Kavuşturduğum kollarımı iki yana geri indirerek kararlı bir şekilde durdum önlerinde. "Kabul ediyorum." dedim tok ve karizmatik bir sesle. "Ama önce bir çay içelim. Hem detaylıca planı ve olanları konuşur, hem de tanışır kaynaşırız." Son bir kez uzun saçlı elemana çevirdim kafamı, seri bir göz kırptım sırıtarak. "Yol arkadaşıyız artık ne de olsa."
Re: [Hayashi Kenta] Kader Ağları
Posted: Fri Jan 02, 2026 8:56 am
by GM - Shinsei
Uzun saçlı Shinobi, senin tiradının son halkasını da duyduktan sonra yüzünde tarifsiz bir ifadeyle kaşlarını kaldırıyor. Kollarını göğsünde birleştirip sana doğru bir adım atıyor. "Oğlum bizi tanıyıp alarmı açıyorlar işte. Onu diyorum. Biz Shinobi’yiz, bizi görünce otomatik tetikleniyorlar." Başını hafifçe yana eğip seni baştan aşağı süzüyor. "Sen rastgele bir köylüsün! Yani..." bakışları saçlarına, kıyafetine, yüzündeki kararlılığa, sonra tekrar saçına kayıyor. "...o dövmelerle ne kadar rastgele olabileceksen artık." Kaito bu cümleye hafif bir burun çekmeyle eşlik ediyor.
Senin kısmet sözünle ikisinin bakışları aynı anda sana dönüyor. Bir an etrafta sessizlik oluyor. Ardından uzun saçlı olan istemsizce hafifçe gülüyor. "Delisin ama iş gördürür bu delilik." Kaito ise daha kısa bir cümleyle onaylıyor. "Çay. Tamam." Bunu der demez arka tarafa geçiyor, bardakların şıngırtısı, metal kutuların açılıp kapanma sesi duyuluyor. Uzun saçlı Shinobi, senin kabul edişini gördükten sonra ciddileşiyor. Yavaş yürüyerek odada ters çevrilmiş sandalyelerden birini çeviriyor, ona oturuyor ve masaya bir parmak vuruyor. "Dinle şimdi. Bizim takip ettiğimiz adam, ya da adamlar, bu binayı geçici bir arşiv gibi kullanıyor. Kayıt defteri dediğim şey, köyde son bir ay içinde kimlerle temas kurduklarını gösteren bir liste. Çiftçi gibi görünenler, çoban gibi gezenler... ama değil onlar."
Kaito’nun arkadan tıkır tıkır sesleri gelirken, uzun saçlı Shinobi devam ediyor. "Bu köyde kesinlikle normalden fazla örümcek hareketliliği var. Kapı eşiğinde, pencere pervazlarında, sokak aralarında, her yerde Kumoashi’nin işaretleri var." İyice kafan karışıyor, daha birkaç dakika önce sana ağ fırlatan bir adam şimdi üçüncü şahıstan Kumoashilerden bahsediyor. Kafanda bu mantığı kuramayacak kadar salak olduğunu mu düşündü? Başını hafifçe sana doğru eğiyor. "Bu gece binaya geri dönecekler. Arka odadaki çekmecede o liste olmalı. Senden istediğim tek şey o listeyi alıp bize getirmen."
Tam bu sırada Kaito içeri geri geliyor, elinde bir demlik, üç küçük fincan ve tepsi var. Çay kokusu sıcak bir dalga gibi odayı dolduruyor. Kaito tepsiyi masaya bırakıyor, bardakları doldurmaya başlıyor. Uzun saçlı Shinobi, bardaklardan birini sana uzatırken "Hem biraz nefeslenelim..." diye mırıldanıyor. Sonra ikinci bardağı Kaito'ya doğru çevirdiği anda ayağını hafifçe sürtüyor, kim bilir sandalyeye mi takılıyor, zemindeki tahtaya mı, belli değil, ama bir hop bile diyemeden dengeyi kaybediyor.
Demlik havaya kalkıyor. Bir anlığına zaman yavaşlıyor. Sıcağı gözlerinin önünde parlıyor, ince bir buhar yukarı kıvrılıyor. Ve ŞLAAAAAK! Tüm çay, tüm sıcaklık, bütün koku... Uzun saçlı shinobinin göğsüne, karnına, bacaklarına boca oluyor. Adam bir anda ayağa fırlıyor. "ANANSKİM!!!" Bağırıyor, orantısız bir öfke, miniminnacık bir acı ve devasa bir çaresizlik birleşip tek bir çığlığa dönüşmüş gibi. Sıçrayarak oradan oraya zıplıyor, gömleğini çekiştiriyor, saçlarını arkaya savuruyor. Kaito'nun gözleri fal taşı gibi açılıyor. "AY! Pardon! Pardon valla elim kaydı!"
Uzun saçlı olan yerde döneniyor. "LAN VÜCUDUMDA DEĞMEDİĞİ YER KALMADI!? BU KADAR MI KAYAR AMINA KOYAYIM!?" Olay bir anda keyifli bir tiyatro oyununa dönüşüyor. Sen de orada, çayın buharının kokusu eşliğinde, iki shinobinin kendi içinde yarattığı absürt felaketin ortasında kalmış şekilde duruyorsun.
Re: [Hayashi Kenta] Kader Ağları
Posted: Sun Jan 04, 2026 8:20 pm
by Hayashi Kenta
"Şekil duruyorlar ama di' mi?" diye sırıttım yakamı iki elimle düzeltip dövmeleri biraz daha göstererek. Eh, madem Shinobi oldukları için devreye geçen bir sistem vardı, bende de bu sistemin zarıl zarıl çalışacağı aşikardı. Şu an için bu konuyu düzeltme ya da bu yüzden geri adım atma gibi bir niyetim olmasa da, "operasyona" başlamadan önce tekrar düşünmem gerekecek bir detaydı bu. Asıl şu an kafamı patlatmak istediğim şey ise benim de Shinobi olduğumu neden hala anlayamamış olmalarıydı. Bizler genelde birbirimizi "hissederiz", tabii aşırı beceriksiz ve yontulmuş kişilikler değilsek. Bu yüzden de aklıma bu bitirim ikilinin birer dangalak olduğu ihtimali oturmuştu. Veya, rolümü o kadar iyi kesmiştim ki benden emin olma ihtiyacı duymamışlardı henüz. Öyle çok da mükemmel rol de yapabildiğimi düşünmüyordum halbuki. Hatta, Shinobi olduğum anlaşılsa bile bir şekilde doğaçlamaya devam edebilirdim ama, şu alarm meselesinde kendimin de Shinobi olduğunu açığa çıkarmayı tercih etmediğim için bunu söylemenin pek de bir alemi yoktu artık. "Neyse..." diye aklımdan geçirerek ufak bir omuz silktim kendi kendime. Bir sandalye çekip uzun saçlı lavuğun karşısına çekip oturdum ben de, dinlemeye başladım.
"Kim tutuyor ki bu defteri? Yani... Günün sonunda sizin aradığınız kişiler dışında kayıtlar da olabilir içinde sonuçta." Araya girdim uzun saçlı konuşmaya devam ederken. Görmeden, ele geçirmeden, görevime yardımcı olup olmayacağını bilemediğim bir varlıktı bu kayıt defteri. Bu yüzden bir nevi "suya kapılıp" gitmek istiyor, merak ediyordum olacakları. Dinlemeye devam ettim, fakat dinledikçe bir kaşım havaya kalktı. "Nasıl yani?" dercesine başım sağa doğru yatmaya başladı adam konuştukça. Kötü bir niyet mi seziyordum, yoksa kafamdaki bağlantıları yanlış mı kurmuştum? Direkt sormayı tercih ettim bu noktada, eğer yanlış bir çıkarımla karşımdakinin de Kumoashi olduğuna kanaat getirdiysem, bunu düzeltmenin tek yolu açık açık sormak olacaktı. "Nasıl ya? Eh, sen örümcek ağı atmadın mı demin bana?" dedim anlamaya çalışan, hafif sorgular bir sesle. Cevabımı beklerken kaşlarım biraz daha çatıldı, "Bu da gayet örümceksel bir olay değil mi, hacı?" diye bitirip, arkama yaslandım kollarımı önümde kavuşturarak. Cevabını dinleyecektim bir şeylerden emin olmaya çalışan ifademi koruyarak. Bir şüphe duyduğumu, kafamdaki bazı sorulara cevap aradığımı anlamasında bir problem görmüyordum.
Kaito geri gelene kadar laflamaya ve operasyonu ne zaman yapacağımızı konuşmaya devam ettik. Bu noktada plana dair daha fazla konuşmayı tercih etmiyordum. Yani, direkt olarak susturma gibi bir niyetim de yoktu tabi ama, daha fazla soru da sormayacaktım plana dair. Zira Shinobi kimliğimle burada bulunsam ve görevim de aslen o defteri çalmak olsa, burada oturur çay içmezdim. Birkaç gün önceden buraya gelir, binayı çaktırmadan tavaf eder, zayıf noktalarını keşfeder, defteri çalacağım geceye kadar da binayı gözlemleyebileceğim yüksek bir noktada geçirirdim günlerimi. Bunların hiçbirini köylü Kenta yapamayacağına göre, uslu uslu oturup çayımı yudumlayacak, uzun saçlıya "Eee, senin adın ne bu arada?" diye soracak, operasyonu da şu ana kadar yaptığım tüm konuşmalar gibi doğaçlamaya bırakacaktım.
Ah, bir de uçup giden çaydanlığı ve önümde kopan bu cümbüşü izleyecektim tabi, kahkahalara boğulurken.
"Oha be!" diye bağırdım gülmeye devam ederken. Daha ben bardağı yeni alıp höpür höpür ilk kaynar yudumumu alıyorken Kaito tökezleyip elindeki her şeyi uzun saçlının üzerine boca etmişti. Abicim, düşene gülündüğü gibi, böyle cayır cayır yanana da gülmeli bence, bu yüzden geri durmadım ve anıra anıra gülmeye başladım ben de. Komikti zira, adam debeleniyor, bağırıyor, zıp zıp zıplıyordu etrafta. "Ay, ay dur çocuk kısır kalacak senin yüzünden be!" diye gülmeye devam ederken acele bir şekilde elimdeki bardağı masaya geri bıraktım. Sağ gözümün kenarında biriken yaşları işaret parmağımın kenarıyla silerken adama yardım etmek için kalktım yerimden. Elimle yellemeye, hüf hüf diye üflemeye başladım bir faydası olacakmış gibi. "Dur dur, tamam. Kıpraşma." diye söylene söylene adamın gömleğini çekiştirmeye başladım, ıslak bez vücuduna daha çok temas etmesin diye. Kaito'ya doğru baktım bir noktada, "Musluk, su falan var mı burada? Soğuk su dökelim de kabarmasın herif." diye sordum. Pançomu çıkarmaya başlayarak debelenen adama geri döndüm, "Sen de çıkar üstünü, kurur zaten hemen kıyafetlerin. Etine yapışacak yoksa." diye pançoyu ona uzattım giymesi için.
Re: [Hayashi Kenta] Kader Ağları
Posted: Mon Jan 05, 2026 5:17 pm
by GM - Shinsei
Adam tam sana cevap verecekken, Kaito’nun elindeki demliğin uzay mekaniğini yalanlayan o saçma tökezlemesi yaşanıyor ve kaynar çay adamın üstüne boca olunca her şey bir anda kontrolden çıkıyor. Kaito kendi çapında paniğe kapılmış halde "Var var yukarıda! Gelin! AY ANASINI SİKEYİM YA!" diyor. İkiniz bir anda kolundan ve omzundan kavrayıp yanan adamı üst kata çıkarıyorsunuz. Adamın çığlıkları merdiven boyunca yankılanıyor. "SICAK SICAK SICAK!!" En sonunda yukarıdaki küçük odanın içine giriyorsunuz, Kaito musluğu açıyor, adamı resmen çeşmenin altına sokuyor. Adam gömleğini çıkarmaya çalışırken üç defa kolu takılıyor, bir kere kafasına su şarıl şarıl iniyor, bir kere de "YANLIŞ YERE DEĞDİ LAN!!" diye bağırıyor.
Birkaç dakika süren tam bir kaosun ardından adam nihayet derin derin nefesler alarak sakinleşiyor. Su damlaları saçlarından çenesine kadar akıyor, omuzlarından süzülüp yere düşüyor. Kaito sonunda rahatlayıp "Tamam tamam geçmiştir artık herhalde." diye mırıldanıyor. Hep birlikte alt kata indiğinizde adam hala ıslak, üzerinde sadece senin pançon var. Altında pantolonu var ama üst taraf tamamen açıklıkta, pançoyu göğsünün çevresine dolamış, hafif titreyerek sandalyesine geri oturuyor. Saçlarından hala su damlıyor.
Sen oturduğunda adam sana bakıyor, yüzündeki acı hala silinmemiş. "Adım Haru abi." diyor. Ardından gözlerini kısarak "Ne sormuştun sen ya?" diye ekliyor. Sen sorularını tekrar ettiğinde, özellikle örümcek ağı kısmına geldiğinde Haru'nun gözleri bir anda hafif büyüyor. "Sen onu gördün mü lan?" Bir anlık tuhaf bir sessizlik. Ardından Haru sana bakıyor. Kaito Haru’ya bakıyor. Haru tekrar Kaito’ya, sonra tekrar sana bakıyor. Sonunda Haru bir nefes veriyor.
"Moruk... biz Kuroashi’yiz."
Odada tık diye bir şey düşse duyacağın türden bir sessizlik oluyor. Bir iki saniye boyunca tuhaf bir boşluk ve absürt bir duraklama yaşanıyor. Haru sonunda devam ediyor. "Kuroashi’ler ve Kumoashi’ler yıllardır aynı yerlerde yaşayan kuzen klanlar. Biz onları sevmiyoruz, onlar da bizi." Pançosunu üstüne iyice çekip sarılırken homurdanıyor. "Biz şu an onlar kötüleştiği için onları batırmaya çalışıyoruz, durum o yani."
Kaito, bir yandan Haru’nun ıslanmış pantolonundan uzak durmaya çalışarak "Evet, çok doğru, hıhı." diye başını sallıyor. Hepiniz bir süre birbirinize bakıyorsunuz. Sonra Kaito beklenmedik bir hızla söze atlıyor. "O defteri Kumoashi’ler tutuyor işte. Bu köyde takılıyorlar genelde." Haru derin bir nefes alıyor, pançoyu düzeltiyor, ayağa kalkıyor. "Ya ben eve dönüp şu kıyafetleri bir yıkayayım, yenilerini giyeyim, geri döneyim. Sonra köyün ötesindeki kuyuda buluşalım. Plana başlayalım. Zaten Kumoashi’li orrrrrrospu çocukları..." Bir anda gözlerini sana dikiyor. Uzunca. Hiç gözünü kırpmadan. "...buraya çoktan gelmiş olurlar."
Sonra Kaito’ya dönüyor. "Sen de arkadaşımıza eşlik et ama burada beklemeyin." Pançoyu son kez düzeltiyor, kapıya yöneliyor. "Bunu da yıkayıp vereceğim kardeşim kusura bakma." Ve evden çıkıyor, ardında ıslak ayak izleri bırakarak. Kapı kapanır kapanmaz ortam tuhaf bir sessizliğe bürünüyor.
Kaito bir süre sana bakıyor. Gözlerini hafif kısarak sana doğru yaklaşıyor. Omzuna bir dirsek koyup, sesi alçalarak fısıldıyor. "Moruk aslında bu köyde ne var biliyor musun?" Bir süre duruyor. Gülümsemeye çalışırken yüzü yamuluyor. Sonra dudaklarını kulağına iyice yaklaştırıyor. "Çakış var çakış..." Biraz bekleyip konuşmaya devam ediyor. "1000 Ryo, 1 saat. Kafayı yersin ama, öyle böyle bir şey değil. Ruhunu sömürür ben diyeyim yani." Geri çekiliyor, seni baştan aşağı süzüp pis pis gülümsüyor. "Götüreyim mi seni?"
Re: [Hayashi Kenta] Kader Ağları
Posted: Thu Jan 08, 2026 11:26 pm
by GM - Shinsei
Off Topic
Hayashi Kenta, haberli pasiflik gerçekleştirmiştir.
Re: [Hayashi Kenta] Kader Ağları
Posted: Fri Jan 09, 2026 9:45 pm
by Hayashi Kenta
Pıtı pıtı bir şekilde Kaito'yu takip ederek uzun saçlı elemanı çimdirmeye götürdük. Lavaboya kafasından sokarak eziyet etmeye ant içmiş berber misali yıkadık çocuğu. Bir takım teknik aksaklıklar gerçekleşti pek tabi, ve sanırım bi' ara çatalına da su girdi ama hallettik yani. Sonra indik geri aşağı, sakinleştik biraz.
Lavukla da en sonunda tanışabildiğimde, sanki az önce adamı leğende yıkamamışım ve şu anda da karşımda yarı çıplak ve ıslak oturmuyormuşcasına bir sıcak kanlılıkla büyük bir gülümseme yayıldı yüzüme. Elimi uzattım Haru'ya doğru. "Bana da Sunta derler. Memnun oldum, Haru. Yaş kaçtı? dedim elini sımsıkı tutarken. Laflamaya devam ettik neden pançoyu tamamen giymek yerine hamamdan çıkmış kadın misali göğsüne sardığını sorgulamadan, ve de muhtelif yerlerine bakmadan. Başka zaman olsa, acımam. Tabi o sarılı bezin altındaki dokuların daha dolu dolu, daha ele gelen yapıda olmaları tercihimdir ancak, şimdi bazı memesizler de var, çok kafa karıştırabiliyorlar yani. Mesela, şu an benim kafam karıştı. "Ha?" diye kalıverdim gözlerim Haru'nun suratına geri dikilirken. "Kuroashi mi? Yok ebesinin nikahı." diye çıkıştım, inanmaz bir sesle.
Açıkcası ya cidden absürd bir tesadüfün ortasındaydım, ya da beni cidden salak salak en salak sanan salakların yalanlarına şahit oluyordum. Bir kaşım havaya kalktı, kuzen hikayesini dinlerken. Sezgilerimi dinlemeye çalıştım biraz, yalan mı söyleniyor, hissetmeye odaklandım. Kafam da hafif sağa yattı adamın laflarını sindirirken. Cidden böyle bir isim benzerliğine sahip akraba klan olsaydı, Hokage illa uyarırdı. Böyle bir alt dalın varlığını bilmesek bile eninde sonunda Kumoashi'leri takip eden başka insanların bilgisi elimize ulaşırdı. Böyle bir klanın varlığına olan inancım sıfır, karşımdakinin yalan söyleme yeteneğine ise güvenim eksi binlerde. Ulan bari başka isim uydur, ne bileyim.
Eve dönme planını anlatırken hafifçe başımı yukarı aşağı salladım, "Olur olur, problem yok ya." dedim sakince, omuz silkerek. Bir yalanın ortasında olduğuma az çok emindim, ama nedendi? Yani bir binaya giriyorum, hedefim olan klandan birine denk geldiğime eminim, fakat öyle biri olmadığını ve malum klandan insanların kayıt altına alındığı bir defteri aradığını söylüyor. Bir noktaya kadar, arkalarındaki izleri yok etmeye çalıştıklarını düşünebilirdim. Araya "Onlar kötüleştiği için..." detayını sokmasaydı eğer. İzini kaybettirmeye çalışan bir insan haksız ve "kötü" olduğunu kabul etmezdi zira. Belki de, gerçekten Kumoashi'lerin peşine düşen bir başka klan üyesiydi. Kendi klanına baş kaldıran, yaptıkları işlere karşı çıkmak isteyen saf salak bir genç adam, kim bilir. Yanlarında kalıp akıntıda sürüklenmeye devam etmekten, hikayenin tam halini görmekten başka bir isteğim yok gibiydi.
Kaito'nun peşine takıldım binadan çıkmak için. Ancak çıkmak yerine benle konuşmayı tercih etti iri yarı eleman. Bana, bayağı bayağı, ahlaksız teklifte bulundu adam. Dedi ki burada bir mektep var, gel seni orada okutmaya götüreyim, falan dedi yani. "Oha." dedim içimden. "1000 Ryo mu?" Ulan Shigure Meyhanesi'nde viziteler 250'den başlıyor, hatunlar da fıstık gibi, içlerinde egzotikleri bile var! Altın mı kaplı buradakiler? Elim cebime gitti, cüzdanımı yokladım. Yanımda ne kadar vardı ki? 10, 20, 30...
"180... 190... 19... 195." dışımdan mırıldanarak saymayı bitirmiştim son bozuklukları. Arkamı da hafiften Kaito'ya dönmüştüm görmesin ne yaptığımı diye, ama üstün körü bir hareketti bu. Çıkmıyordu para. Çıksa gider miydim orası muammaydı ama sayarak merakımı gidermiştim. Duvar gibi bir surat ifadesiyle cüzdanımı çat diye kapattım. Göt cebime geri sıkıştırıp, Kaito'ya geri döndüm. "Abi ben bakirim. Ayrıca evleneceğim yuva kuracağım diyorum amına koyayım, sence eskorta mı veririm?" diye sordum utanmasını bekleyen, sorgular bir sesle. İki elimi belime koydum, "hesap" beklemeye başladım Kaito'dan.
Re: [Hayashi Kenta] Kader Ağları
Posted: Sat Jan 10, 2026 12:02 pm
by GM - Shinsei
Kaito senin çıkışını duyunca önce iki saniye boyunca suratına boş boş bakıyor. Sonra dudakları geriliyor, hafifçe gülümser gibi oluyor, ardından o gülümseme yamulup garipsin lan ifadesine dönüyor. "Oğlum bak... bakirim diyorsun da... yani... güzel kardeşim, bakireliğin bu konuya ne alakası var?" diyor, ellerini iki yana açarak. Sen ona dik dik bakınca hemen toparlanıyor. "Tamam tamam, yanlış anlama. Sadece... yani... çakış başka bir şey kardeşim." diye mırıldanıyor. Sen cüzdanını çıkarıp parayı sayarken Kaito, senin ne yaptığını anlamaya çalışan bir sokak kedisi gibi kafasını sağa sola eğiyor. Bozuklukları sayman bitince yüzündeki hevesli ifade bir anda çöküyor.
"Oha... o kadar az mı var lan yanında?!" diye bağırıyor. Sonra bir anda parlıyor gözleri. "Amaaan… veririm ben! Ben veririm lan! Sen benim misafirimsin kardeşim!" Göğsüne vura vura konuşuyor. "Ben Kaito’yum! Kaito kimseyi çakıksız bırakmaz! 1000 Ryo’nun lafı mı olur amına koyayım?!" Evleneceğini söylediğinde seni inceliyor. Kafasını sallıyor. Sonra yine ısrar etmeye başlıyor. "Kardeşim bak... evlilik öncesi son çılgınlık derler buna. Hem vallahi billahi bak, öyle kadınlar var ki-" Senin bakışını görünce Kaito bir anda geri adım atıyor, ellerini kaldırıyor. "Tamam tamam tamam! Uzatmıyorum. Ama bil yani, teklifim hep geçerli." Bir iki saniyelik bir sessizlik oluyor. Derken...
Dışarıdan bir çığlık kopuyor. Yırtılmış bir kumaş gibi, ince ama acı dolu. Hem sen hem Kaito bir anda irkiliyorsunuz. Kaito’nun yüzündeki gevşek ifade anında kayboluyor. Ciddileşiyor. Hatta ilk defa gerçekten bir savaşçı gibi duruyor. İkiniz birlikte kapıya yöneliyorsunuz. Kapıyı açar açmaz sahne tam karşınızda. İki adam, Haru ve Kaito’ya neredeyse tıpatıp benzeyen iki herif, bir kadını yere yatırmış. Kadın çırpınıyor. Elleriyle yüzünü koruyor. Bayılmakla ayık kalmak arasında bir noktada. Adamların biri kadının bileğinden kavrıyor ve bağırıyor. "Para vermeyeceksen çık siktir git lan köyden o zaman!"
Kadın titreyerek ağlamaya başlıyor, sesi kesik kesik. "Ne... ne param var ne başka bir şeyim... bırakın... ne olur." Diğer adam kadının saçlarından tutuyor, yüzündeki ifade hastalıklı bir keyif. "Şunu binaya sürükleyelim abi! Gerekeni yapalım!" Bu sözle etraf bir anda dağılıyor. Köylüler, sanki bu sahneyi daha önce defalarca görmüş gibi, panik içinde kaçışmaya başlıyorlar. Kimse yaklaşmıyor. Kimse ses çıkarmıyor. Dışarıdaki gölgeler bile geriye çekiliyor sanki.
Kaito’ya bakıyorsun. Ve o anda onu ilk defa böyle görüyorsun. Yüzündeki gevşeklik yok, gülüş yok, ahlaksız muhabbet yok. Sadece öfke var. Altına gizlenmiş, yıllardır bastırılmış bir öfke. Yumruklarını sıkıyor. Öyle sıkıyor ki parmak eklemleri bembeyaz oluyor.
Ama…
Hiçbir şey yapmıyor. Hareket etmiyor. İleri adım atmıyor. Gözlerini adamların üzerinden ayırmıyor ama vücudu taş kesilmiş gibi. Garip, karanlık, tuhaf bir dinamik oluşuyor. Karşında iki rota var, Kenta. İki yol. İki ihtimal. Karıya mı gideceksin, yoksa kadını mı kurtaracaksın?
Seçim sana ait.
Re: [Hayashi Kenta] Kader Ağları
Posted: Mon Jan 12, 2026 8:45 pm
by Hayashi Kenta
Kollarımı belimden çekip önümde kavuşturdum. Tripkar bir şekilde kafamı sağa çevirip boşluğa diktim gözlerimi, "Yok kardeşim, ben kendimi evleneceğim insana saklıyorum." dedim mızıkçı bir ses ile. Ardından, gözlerimi kapatıp bir nefes verdim. "Çok istiyorsan sen git, ben kapıda beklerim artık." diye ekledim, hevesini çok da kırmamak için. Gitsem gitmez miyim? Yapmadığım şey değil... İnsanlarla pek ilişki kurabilen bir yapım yok, bunun da farkında olduğum için bazı deneyimleri doğal akışında yaşamak yerine "para" karşılığı satın almayı tercih ettim hayatımda. Utanacak ya da pişman olacak kadar üzerinde düşündüğüm veya anlam yüklediğim bir olay değil benim için. Şimdi de görevde olmak yerine gerçekten buraya bir ziyaret gerçekleştiriyor olsam düşünmeden giderdim açıkçası, sırf meraktan, hem de bir yandan epey uzun zaman olduğundan. Ne yazık ki 1000 Ryo'luk ablaları görmek için takvimin başka yapraklarına denk gelmem gerekecekti.
Tabii gitmeme kararımda aniden kulaklarımıza çalınan çığlığın da bir etkisi vardı. Bunu sadece "görev bilincim"e yıkmak biraz haksızlık olurdu.
Çığlığın Kaito'da yarattığı değişim tepkilerine hemen yansımıştı. Azımsanamayacak bir öfkenin adamı ele geçirmeye başladığını hissedebiliyordum artık. Haklıydı, kapıdan çıkınca gördüklerimiz vicdanı yaralanmamış herhangi bir insanı kolayca sinirlendirebilecek bir sahneydi. Haliyle benim de zoruma gitmişti. Üzerine, etraftakilerin ve Kaito'nun aksine, bir tık gafil de avlanmıştım. İnsanların kaçışmasına, Kaito'nun mıh gibi çakılı kalmasına rağmen bir adım öne atıp ağzım açık bir şekilde izlemeye devam etmiştim olanları. Yaşananların bir ilk olmadığı belliydi. Bağırıp çıkıntılık yaparsam beni yeni hedef olarak bellemeleri de yüksek bir ihtimaldi. Bu yüzden, adımımı geri aldım. Çatık kaşlarla Kaito'nun suratına baktım birkaç saniye. Olanları tartmaya çalıştım kafamda önce bir.
Garip gurup insanlara aynı gariplikte bir bürokrasi ile hükmedilen bir köydeyim. İyi-kötü ikizlere sahiplik eden "kuzen klan" dramasının da tam ortasındayım bu köyde. Tabii ki, işin aslının böyle olmadığı bariz, ancak elimdeki bilgiler de şimdilik bu kadar. Yanımdaki adam ise en azından birilerinin zulme uğramasını zevkle değil öfke ile izliyor, bu yüzden ona "inanmaya" devam etmekten başka çarem de isteğim de yok gibi. Yine de, biraz dürtmem lazım. Bu yüzden kaşlarım hala çatık bir haldeyken kafamı "Hayırdır?" dercesine biraz sağa yatırdım. "İkizleriniz var herhalde Kaito kardeş." dedim.
"Tahmin edeyim, bunlar da Kuyoashi'ymiş meğersem, di' mi?" diye devam ettikten sonra kafamı, tekrar kadının olduğu sahneye doğru çevirdim. Binaya sürüklemekten, bir şeyler yapmaktan bahsediyorlardı. Buraya geleceklerdi yani, başka bir binadan bahsetmiyorlardıysa tabi. Binaya geri girip gelmelerini bekleyebilir, girdiklerinde gafil avlamayı deneyebilirdim. Fakat bu Shinobi yetilerimi kullanmaya zorlardı beni. Haru ve Kaito'nun gerçekten "kötü" tarafta olmadığını anladığım bir noktada eninde sonunda onlara kendimi ifşa etmekte beyis görmüyordum ancak, bu kadar erken olmasını da istemiyordum. Öte yandan boşverip kadına ne yapıyorlarsa yapmalarını da bekleyebilirdim, fakat duygularına bu kadar hakim olabilen taş kalpli biri değildim, henüz. Dikkatlerini dağıtsam? Bir şaşırtmaca çıkarsam? Kadına kaçması için bir alan açmaya çalışsam ya da Kaito'ya dalıp odağı üzerime çekmeye çalışsam? Ne yapsam, ne yapsam?
Sonsuz ihtimaller kafa tasımın içinde sağa sola çarpıp dururken git gide hızlanmaya başladılar. Birden alt dudağımı kemirirken buldum kendimi bu kararsızlığın içinde.
Dayak yemeye karar verdim aniden. Burnunu ota boka sokan saf salak bir köylü olarak kalmaya ve gururumla hakedilmiş bir dayak yemeye karar verdim.
"Üzgünüm Kaito kardeş, bacılara başka zaman gitmemiz gerekecek." diye mırıldandım adama doğru kafamı eğerek. Gülümsedim. "Haru'ya da selam söylersin, yakışıklı çocuktu." Çok derin bir nefes aldım.
"LAN! BANA BAKIN LAN, İBBBBBBBBBBNELER!" diye anırdım bir parmağımı adamlara uzatarak.
Bir ayağımı da yere vurdum inatçı bir hareketle.
"GÜCÜNÜZ KARIYA MI YETİYOR LAN, VİTAMİNSİZ GÖTLER!"
Çok çok daha derin bir nefes aldım. Sesimi biraz daha yükselttim. "SIKIYORSAAAA....." diye anırdım.
"BENİ ALIN LAN! ORRRRRRROSPU ÇOCUKLARI!"
Re: [Hayashi Kenta] Kader Ağları
Posted: Tue Jan 13, 2026 3:37 pm
by GM - Shinsei
Bağırışın meydanı yaran bir taş gibi havaya fırlıyor ve sessizliği kırıyor. Karşındaki iki herif bir anda duruyor. Kadının kolunu tutan hafif irkiliyor, diğerine baktığında senin sesinin tonunu tartıyormuş gibi bir ifade çöküyor yüzlerine. Sonra, iri olan elini yana açıp diğerine dur işareti yapıyor. Omuzları geriliyor. Başını ağır bir şekilde sana doğru çeviriyor. "Ne dedin lan sen?" diyor. Bir adım atıyor. Ses yok. Bir adım daha, toprağın üstündeki çakıllar bile kaçıyor ayaklarının altından. Sonra yürümesi hızlanıyor. Yaklaşıyor. Göğsü kabarıyor.
Herif elini açıyor, kocaman avucuna tükürüp sürüyor, sonra eli yan tarafa savuruyor. Sana doğru salyalı bir tokat geliyor. Ama öyle böyle değil, sanki senin kafanı omzundan koparıp yan tarafa fırlatacakmış kadar özgüvenle geliyor. Tam o anda Kaito’nun omzundaki kaslar bir anda geriliyor. Sanki uzun zamandır beklediği bir cümlenin sonunu şimdi duymuş gibi bakıyor sana. Ellerini mühür için kaldırıyor. "Ku-" Sonra bir saniye duruyor. Gözlerini sana dikiyor. Ve mühürü tamamlıyor. "...roashi-ryuu!" Bir anda yumruğunun etrafında çıtırdayan bir enerji beliriyor. Ama çakra değil... Çakradan çok daha lifli, daha organik bir şey.
Avucunun içinden, parmaklarının arasından, bileğinin kıvrımından dışarı doğru bembeyaz, gerilmiş, sımsıkı örümcek ağlarından oluşmuş bir kılıç fışkırıyor. Kaito ileri atılıyor, kılıcı tokadı savuran herifin koluna doğru savuruyor. Ağ kılıç havayı yarıyor, adamın tokadını kesiyor, birkaç santim daha yakın olsa kolu da gidecek. Adam geriye doğru sıçrıyor, yüzündeki pis sırıtış bir anda kayboluyor. Ama ikinci tepki çok daha hızlı geliyor.
Tokatçı adam geriye düştüğü yerden doğruluyor, ellerinden hiç mühür yapmadan uzun, kıvrımlı, dikenli bir örümcek ağı demeti çıkarıyor, parmaklarının arasında hızla büküyor ve çeviriyor, top gibi sıkıyor ve bir anda senin yüzüne doğru fırlatıyor. Ağ, havayı yırtan bir ıslık sesiyle sana doğru süzülüyor. Uçları titreşiyor. Lifler birbirine kapanmak için hazırlanıyor. Hızlıca bir şey yapmazsan yüzüne çarpıverecek.