Page 3 of 4

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Mon May 18, 2026 6:53 pm
by GM - Shinsei
Toshio, sırtını sıvazlamanla birlikte omuzlarındaki katılığı biraz olsun bırakıyor. "Kırkayakların doğal avcıları arasında kuşlar, bazı kemirgenler, büyük örümcekler, kurbağalar, kertenkeleler ve bazı parazitik böcekler var." diyor, sonra sanki kendi söylediği liste içini yeniden sıkmış gibi susuyor. Yoshi usulca araya giriyor. "Kurbağalar mı?" Gözleri bir an senin peluş kurbağanın yokluğunu hatırlamış gibi büyüyor. "Aoi'nin kurbağaya söylemeyelim bunu." Saya ona bakıp "Şu anda gerçekten peluşun duygularını mı koruyorsun?" diye soruyor. Yoshi gayet ciddi bir sesle "Evet." diyor. Toshio ise bu konuşmayı duymamış gibi kanalın ağzına eğiliyor. Aoi'nin deliğe doğru seslenmesiyle içeriden gelen tıkırtı bir an kesiliyor. Sonra karanlığın içinden iki küçük parlak nokta beliriyor, fakat hemen geri çekiliyor. Toshio parmaklarını toprağa yakın tutup birkaç böceğini kanalın girişine bırakıyor. "İçeri girin. Yalnızca gözlem. Temas yok." diyor. Böcekler, verilen emri anlamış askerler gibi dar oyuktan içeri süzülüyor. Birkaç saniye hiçbir şey olmuyor. Sonra kanalın içinden ince bir sürtünme sesi yükseliyor, sanki içerideki küçük bedenler, taşların arasındaki çok daha büyük bir şeyin yanından geçmeye çalışıyor. Toshio'nun yüzü iyice ciddileşiyor. "Bir yuva var." diyor. "Ama Tako'nun değil. Çok sayıda küçük canlı var. Bazıları kabuklu. Bazıları..." Cümlesini kesiyor. Parmakları hafifçe seğiriyor, böceklerinden birinin gördüğünü hissediyor gibi. "Bir ağ var. Örümcek ağı değil. Daha düzenli. İpek gibi ama yapışkan değil. Birisi bu kanalı küçük canlıları yönlendirmek için kullanmış."

Böcekler geri döndüğünde biri ağzında minicik mor bir lif taşıyor. Toshio onu dokunmadan incelemek için kutusunun kapağına düşürüyor. Lif, mor lekeyle aynı renkte ve hafifçe parlıyor. Saya dizlerinin üzerine çöküp yakından bakıyor. "Bu ne ya böyle?" diyor. "İplik gibi." Yoshi koklayacak gibi eğildiği anda Toshio elini önüne koyuyor. "Koklama. Ne olduğunu bilmiyoruz." Yoshi dudaklarını büzüyor. "Ben artık hiçbir şeyi koklamayacak mıyım bu görevde? Benim bütün marka değerim gidiyor." Toshio onu duymuyor. Böceklerinden gelen bilgiyi toparlamaya çalışıyor. "Kanalın içinde üç farklı geçiş var. Biri eski drenaj hattına, biri küçük bir oyuk ağına, biri de orman hattına yakın bir çıkışa bağlanıyor. İçeride bir miktar Tako kabuğu var ama düzenli şekilde bırakılmış. Çok düzenli. Bu doğal dökülme değil." Son cümleyi söylerken sesi soğuyor. "Birisi onun izini parçalara ayırmış olabilir." Yoshi'nin yüzündeki ifade değişiyor. Şakası azalıyor, gözleri etrafı tarıyor. "Yani bizi bilerek karıştırıyorlar?" Saya da aynı anda ayağa kalkıp çevreyi süzüyor. "Ya da Toshio'yu buraya getirmek istediler. Biz de yanında gelmiş olduk."

Toshio'nun elini tuttuğunda önce tereddüt ediyor, sonra gözlerini kapatıp derin bir nefes alıyor. Tako'yu düşünmesi istendiğinde bütün yüzü başka bir şeye dönüşüyor, hüzün, endişe, utanç ve garip bir babalık şefkati aynı anda akıyor ondan. Shisha no Kage'yi yoğunlaştırdığında dünya yine soluklaşıyor. İnsanların bıraktığı kalın izler geri çekiliyor, küçük canlıların minicik ruh kıpırtıları toprağın altında yıldız tozu gibi parlamaya başlıyor. İlk başta hiçbir şey seçemiyorsun. Sonra Toshio'nun duygusu bir odak noktası gibi etrafa yayılıyor ve karşında çok silik, incecik bir iz beliriyor. Tako'nun izi mi, yoksa Toshio'nun ona duyduğu bağın yankısı mı emin olamıyorsun. İz bir noktada sola gidiyor, sonra üçe ayrılıyor, sonra sağa kıvrılıyor, sonra kanalın içine girip tekrar dışarı çıkıyor. Kısa süre içinde etrafın ince ışık çizgileriyle doluyor. Bir solda, bir sağda, taşların altında, orman hattının içinde, eski yola doğru, hatta mezarlık tarafına geri dönen solgun yollar beliriyor. Çok fazla yol var. Hepsi aynı anda doğruymuş gibi, hepsi aynı anda yalanmış gibi. Başın hafifçe dönüyor. Toshio gözlerini açmadan fısıldıyor. "Ne görüyorsun?" Saya yüzündeki ifadeyi fark edip yaklaşmaya davranıyor ama duruyor. Yoshi de bu sefer şaka yapmıyor, sadece bekliyor.

Tam o anda, ruhsal izlerin arasından bir tanesi diğerlerinden farklı şekilde titriyor. Çok kısa, çok zayıf bir kıpırtı. Kanalın içinden değil, yukarıdan geliyor. Başını kaldırdığında ağaç dallarının arasında küçücük bir şeyin hareket ettiğini görüyorsun. İlk bakışta kuru yaprak sanılacak kadar küçük, kahverengi, kıvrık bir kabuk parçası. Sonra o kabuk parçasının yürüdüğünü fark ediyorsun. Bir kırkayak değil. Kırkayak kabuğuna bürünmüş, kanatlarını gövdesine yapıştırmış minik bir böcek. Toshio da aynı anda bunu fark ediyor. "O bir kırkayak değil." diyor. Böcek, yakalandığını anlamış gibi bir anda dalların arasından havalanıyor. Kanatları açıldığı anda mor bir toz dökülüyor üzerinden, toz yere düşmeden havada dağılmaya başlıyor. Saya refleksle ağzını kapatıyor. Yoshi geriye sıçrıyor. Toshio ise böceklerini hemen yukarı salıyor ama sahte kırkayak inanılmaz hızlı. Orman hattına doğru kaçıyor. Kaçarken ardında ince mor bir iz bırakıyor ve o iz, Shisha no Kage'nin gördüğü sahte rotaların çoğunu bir anda söndürüyor. Geriye yalnızca iki iz kalıyor, biri orman hattına doğru kaçan sahte kırkayak-böceğin peşinden gidiyor, diğeri ise kanalın içindeki en derin geçide, karanlık drenaj hattına doğru iniyor.

Toshio'nun nefesi hızlanıyor. "Bu bir yem böceği." diyor. "Birisi Tako'nun kabuk kokusunu buna işlemiş. Bu yüzden izler bölünmüş. Bizi oyalamak için." Yoshi yüzünü buruşturuyor. "Yani kırkayak cosplay yapan casus böcek mi?" Saya gözlerini kaçırmadan orman hattına bakıyor. "Eğer onu bırakan kişiye giderse takip etmek mantıklı. Ama gerçek Tako kanalın içinde olabilir." Toshio'nun yüzü bu kez gerçekten zorlanıyor, kalbi bir tarafa, aklı diğer tarafa çekiliyor. Kanalın içinden yine o tıkırtı geliyor. Bu kez daha belirgin. Ardından çok hafif, neredeyse duyulmayacak kadar ince bir sürtünme sesi... sonra kesiliyor. Orman tarafındaki sahte böcek ise uzaklaşmak üzere. Birkaç saniye içinde gözden kaybolabilir. Yoshi iki tarafa da bakıyor, sonra sana dönüyor. "Aoi, karar anı. Ben koşarsam böceği takip edebilirim ama kanal içindeki şeyi kaçırırız. Hep birlikte kanala girersek onu salan kişiyi kaybederiz. Bölünmek istemiyorsan tek yolu seçmemiz lazım." Toshio'nun avucundaki kutu titriyor, içindeki böcekler karanlık kanal ağzına doğru yönelmek istiyor. Saya ise kunai çıkarıp orman hattına bakıyor. Şu an iki yol açık, sahte kırkayak-böceğin peşinden gidip tuzağı kuran kişiyi bulmaya çalışmak ya da drenaj kanalındaki derin geçide odaklanıp gerçek Tako'nun içeride olup olmadığını araştırmak.

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Mon May 18, 2026 10:58 pm
by Yureikumo Aoi
"K-Kurbağalar..." Aoi biraz tedirgin, biraz hüzünlüydü. "Kurbağaları severim..." Onların böceklerle beslendiğini biliyordu. Bu yüzden de Toshio onlardan pek haz etmiyor olsa gerekti. Sadece kurbağalar değil, kuşlar, kediler, köpekler... Toshio'nun minik arkadaşları oldukça dayanıklı ve hayran olunası hayatta kalma savunma mekanizmalarına sahip canlılar olsa da bu kocaman dünyada çok fazla tehlikeli avcıya sahiptiler. Aoi, Tako'nun başına buna benzer bir şeyin gelmemesini umuyordu. Toshio'nun böcekleri drenaj deliğinden içeri girdiğinde sanki Toshio onların gördüğü şeyleri görüyor gibiydi. Bir yuva vardı ancak Tako'ya ait değildi. Bir ağ vardı ancak örümcek ağı değildi. İpek gibi olduğunu söylemişti. "İpek böceği?" Böyle bir yerde yaşaması mantıklı olur muydu ki? Böcekler delikten geri çıktıklarında ağızlarında o garip mor şeyden taşıyorlardı. Toshio ona dokunmamaları ve koklamamaları konusunda kesindi, ne olduğunu bilmiyorlardı. Kanalın içinde üç geçit olduğunu söylemişti. Aoi her girdikleri yolun üçe ayrılmasından biraz sıkılmaya başlamıştı artık. Yuvanın içindeki Tako kabuklarının bilerek oraya bırakıldığını fark etmişti Toshio. Birisi bunu kullanarak onu buraya çekmeye çalışıyordu.

Aoi teorisini uygulamaya dökmek için Toshio'nun elini tutup onun duyguları aracılığı ile Tako'dan bir iz bulmak istemişti ancak başarısız olmuştu. Çok silik bir iz bulmuştu ancak bu da diğer her iz gibi farklı yollara ayrılıyordu. Takip edilmesi olanaksız, düzensiz, anlamsız bir izdi. O kadar çok yol belirmişti ki önünde ne gördüğünü nasıl ifade edeceğine dair en ufak bir fikri dahi yoktu. Teorisinin işe yaramadığını kabul etmek daha kolay olacaktı. Biraz daha odaklanmayı denedi ama başı dönüyordu. Ruh izlerinden birinin hafif titrediğini fark edince dikkatini ona verdi. Yukarıdan geliyordu. Başını yukarı kaldırdı. Bir... kırkayak? Hayır... Kırkayak taklidi yapan bir başka böcekti. Kanatlı bir böcek olmasına rağmen kılık değiştirmek için onları saklamıştı. Yakalandığını görünce kanatlarını açmış ve kaçmaya başlamıştı. O kaçmaya başlayınca da biraz evvelki mor toz dökülmüştü üzerinden. Böcek ormana doğru kaçmaya başlamıştı hızla. Kaçarken de o mor tozu bırakmaya devam ediyordu arkasından. Bunu yaptığı için de diğer tüm izler yok olmuştu. İki tanesi kalmıştı yalnızca, biri kaçan böceğin izi diğeri de drenajın içindeki iz.

Toshio bunun bir yem olduğunu anlamıştı. Birisi bilerek Tako'nun kabuklarını alıp kokusunu etrafa dağıtmıştı. Onları oyalamaya çalışıyorlardı. "Kim neden böyle bir şey yapar ki?" Karar vermek yine Aoi'ye kalmıştı anlaşılan. "Sahte böcek muhtemelen dikkatimizi dağıtmak için. Drenaja odaklanmalıyız belki de. Ama ya yanılıyorsam..." Arkadaşının dostunu kurtarmak istiyordu ve omuzlarına bir anda ciddi bir yük binmişti. Böcek kurtarma operasyonlarının bu kadar stresli olduğundan haberi yoktu. "Siz sahte böceği takip edin, biz de drenaja odaklanalım. İki - iki bölünürsek kimse yalnız kalmamış olur."

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Tue May 19, 2026 12:15 pm
by GM - Shinsei
Yoshi ve Saya aynı anda sana bakıyorlar, ikisinin de yüzünde "bölünmeyelim" diyen o küçük tereddüt beliriyor ama söylediğin planın mantığı ağır basıyor. Sahte böcek hızla orman hattına karışmak üzereyken Yoshi bir anda dizlerini kırıp öne atılıyor, parmaklarını yere sürterek kokuyu yakalamaya çalışıyor. "Tamam, ben ve Saya şu cosplayci böceğe eşlik edelim." diyor. Saya ise "Ben sana eşlik ediyorum, böceğe değil." diye düzeltiyor ama çoktan kunaisini avucuna almış, orman çizgisine dönmüş oluyor. Yoshi sana dönerken başparmağını kaldırıyor. "Aoi, Toshio'yu canlı tut. Toshio, Aoi'yi böceklere yedirme. Saya, beni kaybetme." Saya çok düz bir sesle "Sonuncusunu düşünmem lazım." deyince Yoshi "Şu an değil Saya!" diye sızlanarak sahte kırkayak-böceğin peşinden fırlıyor. İkisi ağaçların arasına dalarken mor tozun ince çizgisi birkaç saniye daha havada kalıyor, sonra güneş ışığının içinde eriyip gidiyor. Böylece drenaj kanalının önünde sen ve Toshio kalıyorsunuz, sessizlik, biraz önceki komedinin ardından birden fazla ciddi, fazla dar ve fazla ıslak hale geliyor. Toshio dizlerinin üzerine çöküyor, elini kanalın ağzına yaklaştırıyor. Böceklerinden birkaçı avucundan ayrılıp karanlık deliğin içine süzülürken "Bu kez daha derine girecekler. Eğer içeride gerçekten Tako varsa onu rahatsız etmeden çıkaracağım. Eğer başka bir şey varsa..." diye başlayıp susuyor. Devamını getirmiyor ama gözlüğünün arkasındaki bakışlar yeterince anlatıyor.

Kanalın içinde ilerleyen böceklerin gördüklerini parça parça hissetmeye başlıyor olmalı ki Toshio'nun nefesi belli belirsiz değişiyor. "İçeride taş oyuklar var. Eski su hattı çökmüş. Bazı kısımlar çok dar. Mor lifler duvarlara sürülmüş. Bu yüzden izler bu kadar karışmış." Biraz daha bekliyor. Böceklerinden biri geri dönecek gibi oluyor, sonra aniden duruyor. Toshio'nun kaşları çatılıyor. "Bir şey var." Kanalın içinden çok ince, sürtünmeli bir ses geliyor, bu kez tıkırtıdan çok, yüzlerce küçük ayağın aynı anda hareket etmesi gibi. Ardından karanlığın içinde soluk bir mor parıltı beliriyor. Toshio'nun böcekleri geri çekiliyor, fakat tam çıkacakları sırada içlerinden biri sanki görünmez bir şeye takılmış gibi kalıyor. Toshio parmaklarını geriyor, böceğini geri çağırmak için çakrasını yoğunlaştırıyor. "Bırak onu." diyor alçak sesle, içerideki şeye hitap eder gibi. "O benim." Kanalın içinden cevap gelmiyor. Bunun yerine mor parıltı biraz daha güçleniyor ve karanlığın içinde kabuk kabuğa sürtünen bir gölge kıpırdıyor. Sen Shisha no Kage'nin kalan etkisiyle bakınca, drenaj hattının içindeki silik ruh izleri bir anlığına üst üste biniyor, Tako'nun kırık, ince izi, başka böceklerin küçük kıvılcımları ve onların arasında insan elinden çıkmış gibi duran, dümdüz çekilmiş yapay bir hat. Bu hat ruh izi değil, duygu izi de değil ilginç bir şekilde. Bir emir gibi. Bir çağrı gibi. Canlıları belirli bir noktaya çağırmak için bırakılmış kirli bir yol.

Toshio en sonunda kendi küçük böceklerinden birini avucuna alıp fısıldıyor. Böcek kanalın içine son kez giriyor, bu kez dümdüz mor parıltıya yöneliyor. Birkaç saniye sonra içeriden sert bir çırpınma sesi geliyor. Toshio'nun yüzü kasılıyor ama geri çekilmiyor. "Tako'nun yakınında daha önce bulunmuş bir şey." Kanalın ağzından önce küçük böceği çıkıyor, ağzında mor liflere sarılı küçücük, şeffaf bir kabuk parçası taşıyor. Toshio onu görür görmez donuyor. "Bu... Tako'nun son kabuğu böyle değildi. Bu yeni olmalı." Sesi çatlıyor. "Çok yeni." Tam o anda kanalın içinden daha büyük bir şey dışarı doğru hamle ediyor. Bir kırkayak gibi uzun, segmentli, çok ayaklı, fakat gövdesinin bazı yerleri mor liflerle sarılmış, kabuğunun arasından minik kanatçıklar çıkmış, sanki birkaç farklı böcek türü birbirine yanlış şekilde dikilmiş gibi. Göz denebilecek noktaları yok ama baş kısmındaki antenler aynı anda sana ve Toshio'ya dönüyor. Toshio bir adım geriliyor. "Bu doğal olamaz." Yaratık kanal ağzından tamamen çıkmadan duruyor, sanki dışarıdaki havayı ölçüyor. Ardından gövdesinin altından bir şey düşüyor, çok küçük, kahverengi, oduna benzeyen bir halka. Toshio'nun eli titreyerek uzanıyor. "Tako'nun bacak halkalarından biri..." diyor. Bu cümle biter bitmez yaratığın sırtındaki mor lifler bir anda kasılıyor ve kanalın içinden, daha derinden, başka tıkırtılar yükseliyor.

Orman hattından Yoshi'nin bağırışı geliyor. "AOI! SAYA! BU BÖCEK BİRİNE GİDİYOR! BİRİ VAR BURADA!" Hemen ardından Saya'nın sesi duyuluyor, daha keskin ve daha yakında. "Yoshi, geri çekil!" O tarafta yapraklar hışırdıyor, bir kunai sesi, sonra mor tozun havaya savrulurken çıkardığı boğuk patlama gibi bir ses geliyor. Drenajın önünde ise Toshio'nun bütün bedeni geriliyor. Bir yanda Tako'nun parçası, bir yanda içeriden çıkan bozulmuş yaratık, diğer yanda orman hattında Yoshi ve Saya'nın bulduğu kişi... Toshio'nun böcekleri omuzlarından, kollarından, yakasından taşmaya başlıyor ama bu kez kontrolü çok ince bir çizgide duruyor. "Tako içeride olabilir." diyor, sesi bir bıçak gibi incelmiş halde. "Ya da onu kullandılar." Mor lifli yaratık kanal ağzından bir adım daha çıkıyor, ön ayakları toprağa basıyor, antenleri senin yaralı eline doğru yöneliyor. O anda Shisha no Kage'nin içinde gördüğün yapay hat birden parlıyor ve yaratığın başından orman hattına doğru uzanan görünmez bir bağ beliriyor. Biri ya da bir şey, bu yaratıkları uzaktan yönlendiriyor olabilir. Toshio hemen içeri dalmak istiyor. Orman tarafından Yoshi bir kez daha bağırıyor. "BİZDE BİRİ VAR! KAÇIYOR ŞU AN!" Saya'nın sesi de geliyor. "Aoi! Hanginiz müsaitse buraya gelin!"

Toshio'nun sabrı, kanalın içinden çıkan bozulmuş kırkayak-benzeri yaratığın antenleri yeniden kıpırdayınca tamamen çatlıyor. Çenesini sıkıyor, böceklerini bir anlığına geri çağırıyor ve hiç beklemediğin bir hızla öne atılıp yaratığın baş kısmını iki eliyle kavrıyor. Mor lifler parmaklarına doğru sarılmaya çalışsa da Toshio'nun kolundan taşan böcekler o lifleri kemirerek geri itiyor. Yaratığı yere bastırıp hareketsiz hale getiriyor, sonra neredeyse sürükler gibi kolunun altında tutarak orman hattına doğru yürümeye başlıyor. Sen de arkasından koşuyorsun. Ağaçların arasına girdiğinizde Yoshi'nin az ötede bir gövdenin arkasına saklanmış halde nefes nefese durduğunu, Saya'nın ise kunaisini kaldırmış şekilde karşısındaki garip bir gence mesafe koruduğunu görüyorsun. Genç adam, sanki bütün bu kargaşa onun için küçük bir laboratuvar deneyiymiş gibi sakin duruyor. Üzerinde dizlerine kadar inen kirli beyaz bir laboratuvar önlüğü var, dairesel camlı gözlükleri gözlerini olduğundan büyük ve tuhaf gösteriyor. Grimsileşmiş, upuzun ve darmadağın saçları omuzlarından aşağı dökülüyor, bazı tutamları yüzüne yapışmış. Dudaklarının kenarında rahatsız edici, meraklı bir gülümseme var. Seni ve Toshio'yu görünce ellerini hafifçe açıyor, sanki beklediği sonuç nihayet gerçekleşmiş gibi başını yana eğiyor. "Sonunda." diyor, sesi ince ama kendinden fazlasıyla emin. "Seni buraya çekmek için çok uğraştım, Aburame." Toshio'nun tuttuğu bozulmuş yaratığa bakıp neredeyse şefkatli bir hayranlıkla gülümsüyor. "Gördün mü? Sevgi, iz sürmek için en kullanışlı zehirdir." Ardından iki parmağını şaklatıyor. Yerdeki mor lifler bir anda canlanıyor, otların arasından yükselip dönen bir halka oluşturuyor ve mor renkli, yapışkan bir çakra dalgası gibi hem sana hem Toshio'ya doğru fırlıyor. Toshio yaratığı bırakıp savunmaya geçmeye çalışıyor ama saldırı çok hızlı geliyor, mor ışık gözlerinin önünü doldururken, Saya'nın "Aoi!" diye bağırdığını duyuyorsun.

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Tue May 19, 2026 2:04 pm
by Yureikumo Aoi
Aoi'nin planı mantıklı bulunanca Saya ve Yoshi sahte böceği takip etmeye giderken Toshio ve Aoi de drenajdaki yuva ile ilgilenmeye giriştiler. Yoshi ve Saya bu göreve giderken bile aralarında didişiyorlardı. Aoi kıkırdayarak "Evli çiftler gibisiniz." diye seslendi arkalarından. Toshio dizlerinin üzerine çökerek böceklerini bir kez daha o karanlık kanala gönderdi. Aoi de yutkunarak onun yanına gitti ve omuzlarının üzerinden neler döndüğünü izlemeye başladı.

Böcekler delikte ilerlerken Toshio gördüğü şeylerin kısa bir raporunu Aoi'ye de veriyordu. Mor liflerin duvarlara sürüldüğünü, dar geçitler olduğunu söylemişti. Sonra bir şey görmüş duraksadı. Kanalın içinden birkaç ayak sesi ve mor bir ışıltı süzülmüştü. Toshio ne ile mücadele ediyordu göremese de böceklerinden birinin içeride kalmış olabileceğini tahmin etti. Toshio da o şeyle konuşuyordu. Toshio en son küçük bir böceğini kanala gönderip mor parıltıya yaklaştırdı. Küçük böcek kanaldan çıktığında bir şey getirmişti. Bir kabuk. Tako'nun son kabuğu olmadığını, yeni olduğunu düşünmüştü Toshio. Tako yaşıyordu ve yeni bir kabuk mu bırakmıştı?

O esnada kanaldan tuhaf mutant bir böcek çıktı. Hem kırkayak gibi hem de kanatlı bir böcek gibi görünüyordu. Antenleri de vardı. Toshio onun doğal olmadığını söylemiş ve gardını almıştı. Mutant böceğin gövdesinden bir şey düşmüştü. Toshio bunun Tako'nun bacaklarından biri olduğunu söylemişti. "Yoksa..." Aoi cümlenin devamını getiremedi. Birisi Tako'yu alıp onun üzerinde deneyler mi yapmıştı? Ya da onu küçük parçalara bölerek... Hayır. Bu çok korkunçtu. O esnada ormandan Yoshi'nin bağırışını duydu. Birisi olduğunu söylüyordu. Aoi kaşlarını çattı. Kunai ve patlama sesleri duyuldu. Toshio, Tako'nun parçalarının drenajdan çıkması ile dağılmıştı tamamen. Onun aklından geçen şeyler Toshio'nun da aklından geçiyordu besbelli ki.

Ruh izleri ilginçti. Sanki içerideki bu mutant böcekler birer kuklaymış ve uzaktan kontrol ediliyorlarmış gibiydi. Yoshi ve Saya'nın bağrışmaları duyuluyordu. Toshio, sabrı taşmış gibi sahte böceği bir hamlede hareketsiz hale getirmişti. Sonra onu da yanında sürükleyerek ormanlık alana doğru koşmaya başladı. Aoi de peşinden gitti. Yoshi ve Saya nefes nefese kalmış, bir mücadele içinde gibi görünüyorlardı. Karşılarında genç bir erkek vardı. Çok sakin görünüyordu, hatta gülümsüyordu. Üzerindeki laboratuvar önlüğü ona bir bilim adamı imajı vermişti. Bu mutant böcekleri o mu oluşturmuştu? Daire şeklinde komik gözlükleri vardı. Tarak görmemiş saçları omuzlarından dökülüyordu. Toshio'yu görünce kollarını açmış ve onu buraya getirmeye çalıştığının imasını vermişti. Parmağını şıklatması ile birlikte mor renkli lifler canlıymış gibi hareket ederek onlara doğru hızla atılmıştı. Aoi hemen Kawarimi no Jutsu ile adamın arkasındaki bir dal parçası ile yer değiştirmeyi deneyecekti. Sonra da Fuuton: Kazekiri no Jutsu ile rüzgar taşıyıcılı fanını keskinleştirecek ve bu ne olduğu belirsiz herifi bir güzel pataklayacaktı.

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Wed May 20, 2026 5:44 pm
by GM - Shinsei
Kawarimi’nin bıraktığı kuru dal mor liflerin arasına düşüp çatırdayarak sarılırken sen çoktan genç adamın arkasında beliriyorsun. Rüzgar yelpazende keskinleşiyor, görünmez bir bıçak gibi havayı ikiye yarıyor ve Fuuton darbesi sırtına bütün ağırlığıyla çarpıyor. Genç adamın önlüğü bir anda şişiyor, gözlükleri yüzünde yamuluyor ve ağzından fazlasıyla dramatik bir "Aaaah!" sesi koparak gövdesi yerden kesiliyor. Bir ağaç gövdesine çarpıyor, oradan sekip çalılığa yuvarlanıyor, ardından da üstüne kuru yapraklar ve birkaç dal parçası dökülüyor. Yoshi olduğu yerde kalakalıyor, Saya gözlerini kısıp "Bu kadar kolay mıydı?" diye mırıldanıyor. Toshio ise kolunun altında hala mutant kırkayak-benzeri yaratığı tutarken gözlerini gençten ayırmıyor. Mor lifler bir anda gevşiyor, saldırı yarıda dağılıyor ve havada kalan toz, rüzgarın etkisiyle zararsız bir bulut gibi ormanın içine savruluyor. Genç birkaç saniye boyunca kıpırdamıyor, sonra yaprakların içinden önce bir eli çıkıyor, ardından darmadağın saçları, yamulmuş gözlükleri ve burnunun kenarındaki küçük kan sızıntısıyla ayağa kalkıyor. Bir an sendeleyip ağaca tutunuyor, gururunu toplamak ister gibi önlüğünü silkeliyor ve dişlerini göstererek sana dönüyor. "Beni bununla durdurabileceğini mi sandın lan? Karı!"

Ormanda bir sessizlik oluşuyor. Yoshi’nin yüzü buruşuyor. Saya’nın kaşları öyle bir kalkıyor ki alnına kadar çıkacak gibi oluyor. Toshio bile bir an için mutant yaratığı tutan elini gevşetiyor. Genç bu bakışları görünce, söylediğinin istediği etkiyi yarattığını sanmış olacak ki kendince bilmiş bir gülümseme takınıyor. "Bir adam zamanında kadınları şaşırtmanın en kolay yolunun cinsiyetçilik olduğunu söylemişti. Gerçi sonra beş kadın tarafından öldürüldü. Ama sözlerinde haklıymış ki şaşırdığını görüyorum, genç hanım!" Saya bir adım atıyor, sesi tehlikeli derecede sakin. "Ben de o beş kadını akademik olarak takdir ettim şu an." Yoshi hemen araya girmeye çalışıyor. "Şiddet çözüm değil... ama bazen çok açıklayıcı olabiliyor." Toshio ise tartışmaya girmiyor. Gözlüklerinin arkasından adama sabit bakıyor. "Derhal kimliğini açıkla." Adam bunu bekliyormuş gibi iki kolunu iki yana açıyor, önlüğünün yırtılmış kenarları rüzgarda hafifçe dalgalanıyor. "Aburame, sana kimliğimi seve seve açıklarım. Ben kırkayağına zarar vermedim, merak etme. Sen orasını hiiiiç merak etme, kırkayağına çok yakında ulaşacaksın. Ama o kırkayak normal bir kırkayak değil!"

Genç gözlüklerini düzeltip bir anda ders anlatan bir hocanın coşkusuna bürünüyor. "Tako, günümüzde neredeyse tükenmiş sayılabilecek özel bir kırkayak türünün yaşayan nadir örneklerinden biri! Segment yapısı sıradan bir kırkayağa göre çok daha dirençli, sinir sistemi yönlendirmeye yatkın, kabuk kimyası ise zehir taşıyıcılığı için mükemmele yakın! Onun dökülen kabuklarından, bacak halkalarından ve bıraktığı izlerden yeterli örnek topladım. DNA yapısını çözümledim, klonlama denemelerimi tamamladım ve gördüğünüz o küçük güzellikler..." Toshio’nun kolunun altındaki bozulmuş yaratığı gururla işaret ediyor. "Onlar ilk başarılı örneklerim! Elbette biraz estetik sorunları var, bazıları olması gerekenden fazla kanat çıkardı, bazıları kendi kuyruğunu düşman sanıyor ama bilim böyle ilerler! Sonra hepsine özel zehrimi enjekte edeceğim. Kırkayaklarımı dünyanın dört bir yanına salacağım. Köyler, ülkeler, dağlar, ovalar... hepsi benim çok ayaklı imparatorluğumun önünde diz çökecek!" Sonra göğsüne elini koyup başını göğe kaldırıyor. "Benim adım Anowa Houka! Yeni dünyanın tanrısı olacağım! Hahahahahah! Hahahahahahahah! Hihihihih! Hohohohoh!"

Kahkahası ormanın içinde yankılanıyor ama beklediği korkunç etkiyi yaratmıyor. Saya gözlerini kırpmadan ona bakıyor. Yoshi başını yana eğmiş, gerçekten anlamaya çalışıyor. Toshio ise birkaç saniye boyunca sessiz kalıyor, sonra mutant kırkayağı dikkatlice yere bırakmadan önce düz bir sesle konuşuyor. "Kullandığın zehir insanlara ölümcül değil." Houka’nın kahkahası bir anda boğazında kalıyor. "Ne?" Toshio devam ediyor. "Yapısında hafif nörotoksik etki var ama dozajı yetersiz. İnsanlarda en fazla bölgesel uyuşma, kaşıntı, hafif ateş ve kötü bir gece geçirtecek kadar mide bulantısı yaratır. Küçük hayvanlarda daha etkili olabilir ama kararsız. Ayrıca klonladığın türlerin sindirim ve salgı bezleri orijinal türle aynı çalışmıyor. Zehri taşıyamıyorlar, bir kısmı kendi toksinine dirençsiz. Senin yaptığın şey, kırkayak nüfusunu arttırmak dışında neredeyse hiçbir işe yaramıyor." Houka önce Toshio’ya bakıyor, sonra yerde kıpırdayan birkaç klon kırkayağa, sonra tekrar Toshio’ya dönüyor. Gözlüklerinin arkasındaki gözleri küçülüyor. "Nasıl lan?" Toshio bu kez biraz daha teknikleşiyor, sanki sınıfta yanlış çözülmüş bir deneyi düzeltiyor. "Çünkü kabuk kalıtsal aktarım için yeterli örnek sağlamaz. Tako’nun dökülen parçalarından yalnızca yüzey proteinlerini ve sınırlı genetik kalıntıyı almışsın. Ayrıca zehir bezlerinin gelişim aşamasını yanlış taklit etmişsin. Mor liflerle yaptığın yönlendirme ise kalıcı bir bağ değil, yalnızca kısa süreli uyarıcı. Yani kontrol ettiğini sandığın canlılar, birkaç saat içinde ya da ilk güçlü çevresel uyaranla birlikte senden kopacak." Saya kollarını bağlayıp "Özetle kırkayak imparatorluğun daha kuruluş aşamasında istifa etmiş." diyor.

Houka’nın ağzı bir süre açık kalıyor. Sonra bir anda kendini toparlamaya çalışıyor, önlüğünü savuruyor, geriye doğru dramatik bir adım atıyor. "Seninle bir gün tekrar bir araya geleceğiz, Aburame! Bugünlük benden kurtulmuş olman hiçbir şey ifade etmiyor! Beni UNUTAMAYACAKSIN!" Bunu söyledikten sonra arkasını dönüp koşmaya başlıyor ama koşusu beklediğin kadar etkileyici değil. Birkaç adım atıyor, sonra geriye bakıyor. Birkaç adım daha atıyor, yine bakıyor. Yoshi onu işaret ediyor. "Kaçıyor mu, yoksa tepkimizi mi ölçüyor?" Saya yüzünü buruşturuyor. "Bence alkış bekliyor." O sırada Toshio, Houka’nın az önce durduğu yere doğru hızla ilerliyor. Mor liflerin arasında, küçük bir yaprak yığınının altında kıpırdayan tanıdık bir beden görüyor. Bir kırkayak, sağlıklı, biraz sersemlemiş, ama yaşıyor. Toshio’nun bütün yüzü değişiyor. Dizlerinin üzerine çöküyor, ellerini inanılmaz bir dikkatle uzatıyor ve Tako’yu avuçlarının arasına alıyor. "Tako..." Sesi çatlıyor. "Seni buldum. Korkma. Buradayım. Seni bırakmayacağım. Bir daha kabuk örneğini rastgele yerlere bırakmana izin vermeyeceğim. Bunu konuşacağız ama şu an değil. Şu an sadece... iyi olduğun için teşekkür ederim." Tako parmaklarının üzerinde usulca kıpırdıyor. Toshio onu göğsüne yaklaştırıyor, sanki küçücük kırkayak dünyanın en kıymetli varlığıymış gibi koruyor.

Yoshi sana dönüyor, bir eli hala kaçmakta olan Houka’yı gösteriyor. "Onu yakalamamız lazım! Bu işin şakası yok, her ne kadar geri zekalı da olsa o bir suçlu!" Saya ise çoktan Houka’nın kaçış performansını izlemekten sıkılmış gibi iç çekiyor. "Ya amına koyim zaten şurada, arada bir arkasına dönüp bakıyor, hala kaçmadı." Gerçekten de Houka hala uzaklaşamamış durumda. Birkaç adım koşuyor, dönüp dramatik bir bakış atıyor, kimse peşinden gelmeyince bozulmuş gibi tekrar koşuyor. Toshio Tako’yu güvenle kolunun içine almış, bir yandan Houka’ya bakıyor ama ilk önceliğinin artık onu değil, kırkayağını korumak olduğu belli. Yoshi yakalamak için hazır bekliyor, Saya ise onu tek bir kunaiyle yere serebilecek kadar sakin görünüyor. Sen ise bu tuhaf olayın ortasında kalıyorsun. Sennashi, ölüm, mühürler, kader ve yıkımın ardından şimdi karşında kırkayak klonlarıyla dünyayı ele geçirmek isteyen, planının bilimsel temeli çökmüş bir laboratuvar delisi var. Belki de dünyanın anlamsızlığı bazen gerçekten bu kadar komik, bu kadar saçma ve bu kadar yorucu olabiliyor. Houka bir kez daha geriye bakıp "Peşimden gelmeyecek misiniz yani?!" diye bağırırken, karar vermen gerekiyor. Yoshi ile birlikte onu yakalayabilir, Saya’dan doğrudan müdahale etmesini isteyebilir, Toshio’nun Tako’yu güvene almasına yardım edebilir ya da önce bu mor liflerin ve klonların geride başka bir tehlike bırakıp bırakmadığını kontrol edebilirsin.

Anowa Houka
► Show Spoiler

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Wed May 20, 2026 10:39 pm
by Yureikumo Aoi
Aoi kendisini fazla tepki vermiş gibi hissetmişti çünkü bu kim olduğunu bilmediği adamı yere sermesi için tek bir hamlesi yetmişti. Oradan oraya pinpon topu gibi sekerek fırlamış ve çalıların arasına düşmüştü. Herkes bu kadar kolay olmasına şaşırmış gibiydi. Birkaç saniye boyunca bir şey olmadı. Sonra önce bir eli, sonra diğeri, en son da adamın kendisi göründü. Gözlükleri yamulmuş ve biraz da çatlamış gibiydi. Sendeleyerek yanındaki ağaçtan destek almıştı, zorlukla ayakta duruyor gibiydi. Sonra da ayıp bir şeyler söylemişti. Oluşan garip sessizliğin ardından şahsına münhasır gülümsemesi ile kadınları şaşırtma yolunun cinsiyetçilik olduğuna dair bir şeyler duyduğunu söylemişti bir adamdan. Beş kadın tarafından bıçaklanarak öldürülen bir adamdan. Aoi onun sözlerine aldırış etmemeyi tercih etti, adamın zekasına dair içine bir kuşku düşmüştü.

Toshio kimliğini açıklamasını istediğinde adam yine abartılı hareketlerle kırkayağına bir şey yapmadığını, onun özel bir kırkayak olduğunu filan söylemeye başlamıştı. Nedense bu tuhaf hareketleri biraz Bokukichi'nin dramatikliğini çağrıştırıyordu ona. Tabi ki de onun saçının teli bile olamazdı. Bokukichi'yi çok özlemiş olmalıydı. Adam o esnada kırkayağın neden özel olduğunu açıklıyor, onun ender bir tür olduğunu söylüyordu. Onu DNA'sını çözümleyerek klonlamıştı... güya. Klonlarının hiçbirisi de kırkayağa benzemiyordu. Hepsi tuhaf mutant şeylerdi. Bu kırkayaklara zehir enjekte ederek tüm köylere yayacağını, herkesi dize getireceğini hayal kuruyordu. Tuhaf tuhaf da kahkaha atmaya başlamıştı. İsmi Anowa Houka'ydı. Böyle söylenince kulağa komik geliyordu. Kahkaha atma seansı bittikten sonra Toshio onun bu "yeni dünya" planını tek cümlede çürütmüştü. Kullandığı zehir ölümcül değildi. Klonlaması baştan aşağı hatalıydı. Kabuklardan topladığı sınırlı gen ile yeterli bilgiye erişememişti, bu da "deneyini" başarısız kılmıştı.

Houka kendini toparlamaya çalışırken Aoi neler döndüğünü idrak etmişti. Bu adam...özel gereksinimli bir birey olmalıydı. Şimdi tüm taşlar yerine oturmuştu. Dramatik bir şekilde geriye çekilirken Toshio'ya tehditler savurmuş, sonra da kaçıyor gibi yapmıştı ancak kaçmıyordu. Küçük bir çocuk gibi kovalanmak istiyordu. Ona kızsınlar, ilgi göstersinler istiyordu. Aoi bu tiplerle nasıl baş edildiğini biliyordu. Sabırlı olmak lazımdı. Çünkü Yuukon böyle isterdi. Onun yarattığı bu özel canlara farklı davranmak günah olurdu. Neyse ki Toshio sonunda Tako'suna kavuşmuştu. Onu ellerinde, sanki dünyasındaki en değerli varlığı taşıyormuş gibi taşıyordu. Büyük bir özen, özlem ve sevgi duyuyordu ona. Aoi bu sahneyi görünce duygulandı. Yüzüne sıcak bir tebessüm yayıldı. Tüm korku ve endişelerini unuttu. Onun yanına gitti. "Merhaba Tako." diye yaklaştı Toshio'ya. "Çok korkmuş olmalısın. Ah, kıyamam sana." Toshio onu göğsüne yaklaştırmıştı.

Yoshi kaçmakta olanı yakalamaları gerektiğini, zekası geri de olsa suçlu olduğunu söylemişti. Aoi hemen kaşlarını kaldırıp ona susmasını işaret etti. "Yoshi! Öyle söylenmez. Ayıp. Özel gereksinimli demen lazım." Saya da küfretmişti! Saya! Bir hanımefendiye hiç yakışmıyordu böyle kelimeler kullanmak. Aoi şaşkınlıkla elleriyle ağzını kapattı. "Arkadaşlar, Yuukon yaratıcımız bazen böyle farklı bireyler yaratır. Bunlar özel gereksinimli bireylerdir. Bizden farklı oldukları için onları dışlarsak günah işlemiş oluruz. Onlara karşı sabırlı, sevgi dolu, anlayışlı olmamız gerekli. Onları korumalı, topluma kazandırmalıyız. Bizden farklılar diye canlarının kıymeti değişmiyor. Onlar da hepimiz gibi toplumumuzun kıymetli üyeleri." Bunun böyle olması gerektiğini klanında öğrenmişti. Kaçıyormuş gibi yapan Houka'ya doğru birkaç adım yaklaştı. Kimonosunun cebine elini attı. Genelde yanında hep şeker taşırdı. Bazen mahalledeki çocuklara dağıtırdı, çoğunlukla gün içerisinde ağzı tatlansın diye kendisi yerdi. Avucuna üç adet şeker geldi. Sesini oldukça sempatik ve anlayışlı yaparak, zeka özürlü birisiyle konuşuyormuş gibi dikkatle ona seslendi. "Canım, korkma. Şeker sever misin? Bak limonlu var, elmalı var, portakallı var. Yazık ya, saçları da çok kötü durumda. Annen var mı senin? Seni yıkayıp saçlarını taramıyor mu? Nerede oturuyorsun sen?" Arkadaşlarına döndü. "Ne yapsak ki? Polise mi haber versek? Uchihalar annesini bulur belki." Aklına bir şey gelmiş gibi duraksadı. "Ah, siz göreve gidecektiniz değil mi? Meşgulseniz ben hallederim, sizi yolunuzdan alıkoymayayım. Toshio da Tako'yu bulduğuna göre sakinleşmiştir. Onunla biraz hasret gidermek ister belki." Aoi fazlasıyla yorgundu, açtı, eve gitmek yıkanmak ve Takeshi'ye yemek pişirmek istiyordu. Üstelik kafasını toplayıp düşünmesi gereken şeyler de vardı.

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Fri May 22, 2026 2:32 pm
by GM - Shinsei
Yoshi önce senin Houka’ya dönük o yumuşak, dikkatli ses tonunu duyunca yüzünü buruşturuyor, sanki az önce kırkayak klonlarıyla dünya egemenliği planı dinlediğini kendine hatırlatmak zorunda kalmış gibi. Saya da birkaç saniye boyunca seni izliyor, sonra dudağının kenarı titriyor. İkisi de önce küçük küçük kıkırdıyor. Ardından Yoshi tamamen kopuyor, bir ağaca tutunup başını öne eğerek kahkaha atmaya başlıyor. "Aoi... Aoi hayır... adam kırkayak imparatorluğu kuracaktı, sen annesini soruyorsun!" Saya da artık kendini tutamıyor, yüzünü eliyle kapatıp omuzları titreye titreye gülüyor. "Uchiha polisi annesini bulsun kısmında beni kaybettin." Toshio ise tüm bu kaosun ortasında bambaşka bir evrende gibi. Tako’yu iki avucunun arasında, göğsüne yakın tutuyor, kırkayak da onun parmaklarının üzerinde sakin sakin kıpırdıyor, antenlerini Toshio’nun eldivenine sürtüyor. Toshio’nun yüzündeki gerginlik ilk kez gerçek anlamda çözülmüş durumda. "Tako, eve dönünce sana nemli yosun ve taze kabuk saklama alanı hazırlayacağım. Bugün yaşananları uzun uzun konuşacağız ama seni suçlamıyorum. Kötü niyetli bilimsel beceriksizlik mağduru oldun."

Houka ise sen ona şeker uzatınca önce olduğu yerde kalıyor. Kaçıyormuş gibi attığı son dramatik adım havada kalmış, mor önlüğünün ucu çalılara takılmış halde sana bakıyor. "Ne?" diyor, sesi kırılmış bir tiyatro perdesi gibi. "Sen... sen bana şeker mi teklif ediyorsun? Ben Anowa Houka! Genetik kırkayak devriminin öncüsü! Çok ayaklı çağın habercisi! Benim zekamı, irademi, karanlık bilimsel vizyonumu üç adet meyveli şekerle mi yatıştıracağını sandın? Bu nasıl bir saygısızlık? Bu nasıl bir küçümseme? Bu nasıl bir..." Cümlesi yarıda kalıyor. Gözleri avucundaki şekerlere iniyor. Birkaç saniye limonluya, sonra portakallıya, sonra elmalıya bakıyor. "Elmalı olan gerçek elma aromalı mı?" diye soruyor. Cevap beklemeden elmalı şekeri alıyor, önlüğünün cebine değil doğrudan ağzına atıyor. Bir anlık gurur kırgınlığıyla yüzünü başka tarafa çeviriyor. "Bu zaferiniz sayılmaz. Ben yalnızca stratejik olarak geri çekiliyorum. Ayrıca saçlarım bilerek böyle. Bilim insanı saçı bu. Anne konusuna da girmeyelim." Sonra birkaç adım daha geri gidiyor, yine arkasına bakıyor, kimsenin saldırmadığını görünce bu defa gerçekten uzaklaşmaya başlıyor, ama yürüyüşünde hala "beni durdurmanız gerekiyordu" beklentisinin kırgınlığı var.

Yoshi gözlerinden yaş silerek doğruluyor. "Bizim göreve gitmemiz lazım. Toshio olmadan nasıl başaracağız bilmiyorum ama en azından denememiz gerekiyor." Saya nefesini toparlayıp sana dönüyor. "Bugünlük bu kadar böcek, mor lif ve kırkayak babalığı yeter. Biz gidiyoruz. Sen de biraz dinlen artık, yüzün yorgun görünüyor." Toshio ise Tako’yu güvenli biçimde ceketinin iç tarafındaki özel küçük taşıma cebine yerleştiriyor. "Ben görevden resmi olarak ayrıldım. Hokage’ye bildirdim. Önce Tako’yu klan bölgesine götüreceğim. Onu temizlemem, kontrol etmem ve strese bağlı kabuk tepkisi gösterip göstermediğini gözlemlemem gerekiyor." Sonra sana dönüyor, sesi alışıldık sakinliğine dönmüş olsa da gözlerinde minnet var. "Akşama doğru evine uğrayacağım. Diğerlerine de haber veririm. Bugünkü yardımın için teşekkür ederim, Aoi. Tako da teşekkür ediyor." Tako gerçekten küçük antenlerini oynatıyor gibi oluyor. Yoshi hemen eğilip ona bakıyor. "Tako beni affetti mi?" Toshio hiç düşünmeden cevap veriyor. "Hayır." Saya tekrar gülmeye başlarken yollarınız ayrılıyor.

Köye döndüğünde günün yorgunluğu sonunda bedenine tam ağırlığıyla oturuyor. Alışveriş için gerekli şeyleri alıyorsun, ellerin dolu, zihnin ise hala sabahın bütün olayları arasında gidip geliyor. Bokukichi’nin gidişi, Takeshi’nin gözyaşları, Hokage’nin sözleri, Toshifumi’nin öfkesi, Tako’nun kurtuluşu, Houka’nın elmalı şekerle stratejik geri çekilişi... Hepsi birbirine karışmış halde Yureikumo bölgesine dönüyorsun. Eve geldiğinde annen kapının yakınında seni karşılıyor, yüzünde hem merak hem de seni görünce duyduğu rahatlama var. "Aoi, sonunda geldin. Yüzün solmuş yavrum. Yine kendini fazla mı yordun?" Baban da arka taraftan çıkıyor, elindeki küçük dua tespihini kenara bırakıp sana bakıyor. "Hokage binasına gittiğini duyduk. Her şey yolunda mı?" Onlara her şeyi oracıkta anlatacak halin yok. Evin tanıdık kokusu, ahşap zeminlerin sesi, mutfağın sıcaklığı bir anda dünyayı biraz daha taşınabilir kılıyor. Yemek hazırlığına giriştiğinde annen bir süre sana yardım ediyor, baban da sofrayı düzenlemek için sessizce etrafta dolaşıyor. Mutfakta kızaran, kaynayan, buharı yükselen şeylerin arasında günün sertliği biraz yumuşuyor.

Akşam olduğunda kapı ilk kez çalıyor. Annen kapıya gidiyor ve kısa süre sonra Takeshi’nin sesi duyuluyor. Üzerinde normal kıyafetleri var ama üstüne görevden kalma üniformasını geçirmiş, içeri girerken onu çıkarıp dikkatlice kenara asıyor. "İyi akşamlar. Rahatsız etmiyorum umarım." Hana onu içeri buyur ediyor, oldukça sıcak bir tavırla. "Gel evladım, gel. Aoi mutfakta. Ayakkabılarını oraya bırakabilirsin." Takeshi mutfağa geçtiğinde kapının eşiğinde bir an duruyor. Kokular yüzüne çarpınca bakışları istemsizce yumuşuyor. "Çok güzel kokuyor." diyor. Sonra sana bakıp küçük ama gerçek bir gülümseme veriyor. "İlk günüm... tuhaftı. Yamiaki Bey beklediğimden çok daha ilginç bir adam. Açıkçası korkunç biri bekliyordum. Hala korkunç olabilir, emin değilim. Ama konuşurken insanın içini okuyormuş gibi değil de, insanın içindeki dağınık çekmeceleri tek tek açıp etiketliyormuş gibi hissettiriyor. Bana bir şeyleri zorla kabul ettirmedi. Daha çok... nelerden kaçtığımı sordu. Sonra da mühür üzerine birkaç test yaptı. Canımı yakmadı, sadece rahatsız ediciydi." Biraz düşünüp ekliyor. "Onunla tanışman için can atıyorum. Bence seni çok ilginç bulacak. Sen de onu. Ama bunu iyi anlamda mı söylüyorum, emin değilim."

Tam o sırada kapı bir kez daha çalıyor. Bu defa içeri Toshio, Kaede ve Masato giriyor. Toshio oldukça derli toplu görünüyor, Tako muhtemelen güvenli bir yerde ama ceketinin iç tarafına ara sıra kontrol eder gibi bakmasından tamamen rahatlamadığı belli. Kaede kapıdan girerken sana hafifçe gülümsüyor. "İyi akşamlar, Aoi. Yardım gerekiyorsa söyle." Masato ise klasik ciddiyetiyle baş selamı veriyor ama evin sıcaklığı onun da yüzünü biraz yumuşatıyor. "Rahatsızlık vermiyoruz umarım. Toshio haber verdi." Toshio da sakin bir tonla ekliyor. "Tako iyi. Şu an klan bölgesinde dinleniyor. Kontrolleri olumlu. Houka’nın klonları ise büyük ihtimalle geceye kadar kontrol bağını kaybedecek." Takeshi salona geçerken Masato’yla kısa bir bakış paylaşıyor, gergin ama düşmanca değil. Kaede sessizce oturuyor, Toshio düzgün bir köşeye yerleşiyor, Masato da sofraya yakın ama fazla yayılmadan duruyor. Annen tabakları hazırlamana yardım ederken baban misafirlere çay koymaya başlıyor. Evin içinde uzun zamandır hissetmediğin türden bir kalabalık oluşuyor, yorgun, yara almış, eksik ama yine de sıcak bir kalabalık. Şimdi sıra sende. Hazırladığın yemekleri salona taşıyıp sofrayı kurman, bu tuhaf günü en azından bir akşamlığına yemeğin, kokunun ve beraber oturmanın sakinliğine teslim etmen gerekiyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Fri May 22, 2026 5:29 pm
by Yureikumo Aoi
Aoi'nin sözleri biter bitmez Saya ve Yoshi'de bir kopuş olmuştu. Sarsıla sarsıla gülüyorlardı. Aoi neye güldüklerini anlamamıştı. "Gü-Gülmeyin... ayıp..." Başını bir Houka'ya bir de arkadaşlarından yana çevirip onun duygularını incitiyorlar mı diye endişelendi. Houka önce çok alınmış, hakarete uğramış gibi bir tepki vermişti ancak sonra şekerleri görünce yavaşça yumuşamıştı. Elma aromasını seviyor olacaktı ki elmalı şekeri kaptığı gibi ağzına atmıştı. Aoi ona gülümsedi. "Sevdin mi?" Houka zafer kazanmadıklarını, stratejik bir geri çekilme yapıyor olduğunu söyleyerek yavaşça uzaklaşmıştı. Onu kovalamadıkları için hayal kırıklığına uğramış gibiydi. "Kaybolmaz umarım." diye mırıldandı Aoi. Annesine sağ salim ulaşmasını umuyordu. Kesin annesi onun saçlarını taramak istemişti de başaramamıştı kadıncağız. İnatçı bir tipe benziyordu.

Onun gidişi ile birlikte Yoshi ve Saya da göreve gitmek zorunda olduklarını duyurmuşlardı. Toshio görevden resmi olarak çekildiği için klanına gidecek ve Tako ile ilgilenecekti. Öncesine göre sakinleşmiş ve minnettar görünüyordu. Aoi onun minnettar olması gereken bir şey yapmamıştı. Her sağduyu sahibi vatandaş onun gibi davranırdı. Yine de teşekkür ettikleri zaman ölçülü bir şekilde tebessüm etti. Akşama tekrardan buluşmak üzere sözleştiler. Bununla birlikte herkes dört bir yana dağıldı. Yoshi ve Saya göreve, Toshio klanına, Aoi de alışveriş yapmak için en yakındaki markete girdi. Evde olur olmaz diye de her şeyden bol bol aldı. Bu gece Takeshi'nin gecesi olmalıydı. Onun istediği şekilde, midesine layık, onu mutlu edebilecek bir karaage şöleni sunmalıydı. Bunun düşüncesi onu heyecanlandırıyordu. Aoi başkalarını mutlu etmeyi severdi. Ya da spesifik olarak Takeshi'yi mutlu etme düşüncesini seviyordu ancak bu duygusunu henüz cisimleştirmemişti. Üzerindeki tüm yorgunluğu unutarak dolu poşetlerle evinin yolunu tuttu.

Kapıyı ona annesi açmıştı. Karşısında kızını gördüğü anda bakışlarındaki o rahatlamayı görmek iç parçalayıcıydı. Gelişin duyunca babası da ayaklanmıştı. Aoi iyi olduğunu söyledi, her şeyi anlatmadı. Anlatacak gücü de yoktu. Anne babasını her göreve gidişinde yüreklerinde bu korku ve endişe ile geride bırakmaktan nefret ediyordu. Bu bir shinobinin olağanıydı. Bunun üzerine biraz daha düşünecek olursa ağlayabilirdi o yüzden kısa bir kucaklaşmadan sonra poşetlerini alıp mutfağa gitti. Malzemeleri tezgaha çıkardıktan sonra banyoya gitti. Hızlıca bir duş aldı, saçlarını havlu ile kurulayarak nemli bıraktı. Odasına gitti ve üzerine daha rahat bir ev kimonosu geçirdi. Tokası ile nemli saçlarını dağınık bir topuz yaptı. O esnada yatağındaki kurbağa peluşu gözüne çarptı. Yatağına oturdu, onu kollarına aldı ve sarılarak hafifçe olduğu yerde yan yattı. Bir süre öyle durdu, kapıyı izledi. Aklından son iki gündür yaşanan her şey bir kasırga bulutu gibi geçiyordu. Bazen bir anı öne çıkıyordu sonra diğeri. Takeshi'nin yerde yatan baygın yüzü gözünün önünde patlayınca zıpkın gibi doğruldu. "Bokukichi olsa şu an ne derdi acaba..." Kurbağasının başını okşadı. Sonra onu yatağının üzerine geri bırakarak odasından çıktı ve mutfağa girdi.

Tencereler kaynar, tavada yağlar kızarırken annesi de bir süreliğine gelip yardım etmişti. Aoi onu zorlukla mutfaktan uzaklaştırabildi. Babası bile sofra kurmaya başlamıştı. Aoi kendi bildiği bir tarif üzerinden karaage, pilav, turşu ve tavuk suyuna sıcak bir çorba hazırlamayı bitirdiğinde hava kararmıştı. Kapı çalındığında Takeshi'nin sesini duydu. Gözleri heyecanla büyüdü. Kapıda onu görünce yanına gidip sarıldı. "Takeshi!" Hemen ona yeni iş arkadaşı ile ilk gününde neler yaşadığını anlatmıştı. Söylediğine göre Yamiaki korkunç birisi değildi ancak insanın içini çözen tiplerdendi. Mühür üzerine birkaç test yapmıştı ve Takeshi kendisini garip hissetmişti. "Rahatsız mı oldun?" Aoi onun kolunu sıvazladı. Yamiaki ile tanışmasını istiyordu. Birbirlerini çok ilginç bulacaklarını düşünüyordu. "Onunla tanışmak mı?" Aoi'nin yüzü pembeleşti. "Onore olurum ama çok heyecanlanırım kesin. Toshifumi'ye benziyor muydu tavırları?" Aoi sorusuna cevap alamadan kapı tekrar çaldı ve bu kez Kaede, Masato ve Toshio üçlüsü içeri girdi. Kaede ona kapıdan selam verdi. Masato da kısaca başıyla selam vermişti. Toshio hemen Tako'nun durumunu açıklamış, iyi olduğunu bildirmişti. Aoi hepsine gülümsedi. Takeshi salona giderken Masato ile aralarında gergin ve anlamlı bir bakışma yakaladı ancak neler döndüğünü soramadı. O ikisi arasında bir problem olmadığını umuyordu. Arkadaşlarının Takeshi'den uzaklaşması istediği son şeydi.

Aoi annesine tabakları verirken babası da önden çay ikram etmişti. Aoi küçük kaselere birer kepçe çorba doldurduktan sonra bir tepsiye yerleştirip sofradaki tabakların yanına dağıttı. Sonra da birer küçük tabakta turşuları servis etti. Ilık sake şişesini götürüp sofranın kenarına koydu, içmek isteyenlere yemeğin üzerine servis edebilirdi. En son pilavı ve karaageyi ortaya getirdi. Sofradaki boş tabakları alıp önce Takeshi'den başlayarak herkese tepeleme pilav ve kızarmış tavuktan doldurdu. En son da kendisine servis yaptıktan sonra isteyenler daha fazla alabilsinler diye onları ortada bıraktı. Sofrada Takeshi'nin yanına kurulup beklenti dolu gözlerle onun tadım yapmasını bekledi. "Nasıl? Sevdiğin gibi olmuş mu? Dürüst ol." Onun mutluluğu en çok önemsediği şeydi. Sofradaki diğerlerine dönüp "Tatlıya da yer bırakın." dedi şakacı bir tonda. Takeshi'nin memnun olduğuna emin olduktan sonra kendisi de yemeğinin tadına bakacaktı nihayet. Sonra da Masato ve Kaede'ye dönecekti. "Sizin gününüz nasıl geçti? Neler yaptınız? Kaizen gelmiyor mu?"

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Sat May 23, 2026 4:08 pm
by GM - Shinsei
Takeshi daha kapının eşiğindeyken sarılmanı karşılıksız bırakmıyor, ilk başta biraz şaşırsa da kolları kısa süre sonra sırtına yerleşiyor. "Rahatsız oldum ama kötü anlamda değil." diyor, Yamiaki’den bahsederken sesini alçaltarak. "Daha çok... sakladığım şeylerin saklı kalmasına izin vermeyen biri gibi. Mührü incelerken canımı yakmadı ama sanki çakramın üstünden ince bir bıçakla geçiyormuş gibi hissettirdi. Çok kontrollüydü. Toshifumi’ye bazı yönlerden benziyor. Onda da aynı sakinlik var ama Toshifumi daha keskin. Yamiaki Bey daha... nazik? Hatta fazla nazik. İnsan bir noktadan sonra Toshifumi'ye benzer bir şey çıkar mı acaba diye düşünüyor." Sonra yüzündeki pembeliği fark edip hafifçe gülümsüyor. "Heyecanlanırsan sorun olmaz. Bence o da bunu fark eder ve hiçbir şey söylemeden daha da heyecanlandırır." Kapı tekrar çalıp diğerleri geldiğinde bu sohbet yarıda kalıyor ama Takeshi mutfağın kokusunu takip eden biri gibi salona geçerken yüzünde sabahki ağırlığın yerini yavaş yavaş başka bir şey alıyor. Sofraya çorbalar, turşular, pilav ve karaage geldiğinde herkes birkaç saniye gerçekten susuyor. Bu sessizlik görev raporlarındaki gibi değil, açlığın, yorgunluğun ve ev yemeğinin insanı hizaya sokan o basit mucizesinin sessizliği. Takeshi ilk lokmayı ağzına attığında gözleri bir an büyüyor. Çiğnemeyi bitirmeden konuşmamaya çalışıyor, sonra başını hafifçe eğip sana bakıyor. "Dürüst olayım..." diyor, bir lokma daha alıyor. "Bu, beklediğimden daha iyi. Çok daha iyi. Dışı tam kıtır, içi yumuşak. Çorba da... şey..." Sanki bununla ilgili fazla duygusal bir şey söylemekten çekinir gibi kaşığını kaseye indiriyor. "Ev gibi." Masato da usulca tadına bakıyor, başıyla onaylıyor. "Güzel olmuş. Denge iyi." Kaede gülümseyerek turşulardan alıyor. "Tatlıya yer bırakmak için kendimi tutmam gerekecek." Toshio ise son derece ciddi bir ifadeyle karaageye bakıp küçük bir lokma alıyor. "Dışı başarılı. İç sıcaklığı doğru. Yağ oranı dengeli." Sonra birkaç saniye duruyor. "Lezzetli." Bu onun dilinde büyük bir övgü gibi duruyor. Kaizen soruna gelince Kaede başını hafifçe iki yana sallıyor. "Kaizen gelemedi. Konoha dışından acil bir çağrı almış. Detay alamadık. Sadece gitmesi gerektiğini söyledi." Masato ekliyor. "Kendi bağlantılarıyla ilgili olabilir. Çok açıklama yapmadı ama tehlikede gibi de görünmüyordu. Daha çok mecbur kalmış gibiydi."

Sofra bir süre yemeğin güvenli ritmine teslim oluyor. Annen arada içeri girip tabaklara bakıyor, baban çayları tazeliyor, Takeshi ikinci porsiyon alırken bunu fazla belli etmemeye çalışıyor ama senin doldurduğun tepeleme tabağı hiç itiraz etmeden kabul ediyor. Toshio, Tako’nun iyi olduğunu tekrar kısaca anlatıyor, klan bölgesinde nemli ve güvenli bir alana alındığını, Houka’nın kullandığı mor liflerin kalıcı zarar bırakmadığını, yine de birkaç gün gözlemleyeceğini söylüyor. Masato ve Kaede ise Toshifumi’yi aradıklarını ama bulamadıklarını anlatıyorlar. Masato’nun sesi burada biraz ağırlaşıyor. "Gidebileceği birkaç yere baktık. Kök karargahı çevresine, eğitim alanına, babasının evinin yakınına... Yoktu. Ya bilerek izini gizledi ya da kimsenin bulmasını istemediği bir yere gitti." Kaede de kaşığını bırakıp sana bakıyor. "Şimdilik peşine düşmek istemedik. Bazen insanın öfkesiyle tek başına kalması gerekir. Ama yarına kadar görünmezse tekrar bakarız." Sohbet hafifledikçe evin içindeki hava da ısınıyor. Takeshi yemeğini yerken arada annenin sorularına kibarca cevap veriyor, baban onun tabağının boşaldığını fark ettiğinde tek kelime etmeden biraz daha pilav uzatıyor. Takeshi önce şaşırıyor, sonra başını eğip "Teşekkür ederim." diyor. Bir anlığına, bütün o mühürler, ölüler, raporlar, kaçaklar ve bozulmuş kırkayak klonları kapının dışında kalmış gibi oluyor.

Bir süre sonra Kaede gözlerini Masato ile Takeshi arasında gezdiriyor. Önce birine, sonra diğerine bakıyor. Sonra sanki uzun süredir aklında tuttuğu küçük bir diken batmış gibi hafifçe öne eğiliyor. "Siz de iyisiniz artık, değil mi?" Takeshi lokmasını yavaşça yutuyor ve Masato’ya bakıyor. Masato da ona bakıyor. Aralarında kısa, eski gerilimin gölgesi gibi bir sessizlik oluyor. Sonra Masato hafifçe gülümsüyor. "Ben zaten iyiydim." Takeshi de dudaklarının kenarında aynı yorgun ama sıcak ifadeyle karşılık veriyor. "Ben de." Kaede gözlerini kısıyor. "Aoi, hatırlıyorsun değil mi? Bu ikisi senin için kavga-" Masato bir anda dikleşiyor. "H-hayır! Aoi yarı baygındı zaten! Bir ara uyandı ama sonra hemen uyudu yine! Ne alaka ya? Aaaa!" Takeshi kaşığını ağzına götürürken donup kalıyor. Kaede senin saf ve gerçekten hiçbir şey hatırlamıyor gibi duran yüzüne bakınca gözleri parlıyor. "Oha, hatırlamıyorsun yani! Ohaaaa! Dur anlatayım." Masato’nun "Anlatma." demesiyle Takeshi’nin "Bence de anlatma." demesi aynı ana denk geliyor, bu da Kaede’nin anlatma isteğini sadece daha çok güçlendiriyor.

Kaede anlatmaya başladığında oda bir anlığına geçmişin sisli ve ağır havasına kayıyor. O an, Tenchi Köprüsü dönüşünde değil, senin gözünden Işık İşaretçisi’ne çekildiğin, bedeninin dış dünyada ağırlaşıp yere yığıldığı an. Masato’nun sesi önce uzaktan geliyor. "Aoi? Aoi!" Sonra dizlerinin yere vurduğu, birinin seni yakalamaya çalıştığı, Takeshi’nin nefesinin bir anda kesildiği duyuluyor. "Ne oldu? Aoi, beni duyuyor musun?" Bokukichi’nin sesi telaşını şakayla örtmeye çalışıyor ama beceremiyor. "Tatlım? Hayır hayır, bu hiç tatlı bir bayılma değil, biri bana bunun normal olduğunu söylesin." Masato’nun sabrı o anda çatlıyor. "Normal mi? Başından beri normal değil! Aoi’nin böyle bir şeyin içinde bulunmaması gerekiyordu zaten!" Takeshi başını kaldırıyor. "Ne demek istiyorsun?" Masato’nun sesi sertleşiyor. "Sennashi onun klanıyla uğraşıyor. Akane meselesi ortada. Kendi klanında yas, ibadet, Shinmei seçimi var. Bir de senin mührün, senin geçmişin, senin peşindeki insanlar yüzünden sürekli daha da derine çekiliyor. Onun ne kadar yıprandığını görmüyor musun?" Takeshi bir anda ayağa kalkıyor, sesi ilk kez açıkça öfkeli. "Söyle hadi." Masato geri çekilmiyor. "Ne söyleyeyim?" Takeshi dibine giriyor. "Açık açık söyle. Benim yüzümden olduğunu söylemek istiyorsun, değil mi? Söyle hadi!" Hava bir anda bıçak gibi geriliyor. Kaede araya giriyor, Bokukichi de Takeshi’nin koluna yapışıyor. "Beyler, rica edeceğim, biri baygınken aşk üçgeni değil sağlık protokolü uyguluyoruz!" Kaede Masato’yu geri itiyor. "Kesin şunu! İkiniz de!" Tam o sırada Toshifumi’nin sesi buz gibi iniyor. "Yeter." Herkes bir an susuyor. "Görev alanında, bilinmeyen bir ruhsal etkinin ortasında, bir takım arkadaşınız baygınken birbirinize horozlanacak kadar kontrolünüzü kaybettiyseniz ikiniz de bu görevi hak etmiyorsunuz demektir." O azarlamanın ortasında sen kısa bir an gözlerini açıyorsun. Başında hepsini görüyorsun, Masato’nun yüzü solgun ve öfkeli, Takeshi’nin gözleri korku ve suçlulukla dolu, Kaede seni tutmaya çalışıyor, Bokukichi telaşla gülümsüyor, Toshifumi hepsini keskin bir bakışla bastırıyor. Seni sarsmadan daha düzgün bir yere yatırıyorlar. Sen o kısacık aralıkta Masato ile Takeshi’nin birbirlerine hala tip tip baktığını seçiyorsun, biri seni korumaya çalıştığı için öfkeli, diğeri seni tehlikeye attığını düşündüğü için kendinden nefret ediyor. Sonra gözlerin yeniden kapanıyor ve dünya, köye dönen adımların sarsıntısına karışıyor.

Kaede anlatmayı bitirdiğinde sofrada öyle bir sessizlik oluyor ki kaşık sesi bile fazla yüksek kaçıyor. Masato tabağına bakarak yemeğine devam ediyor, kulaklarının ucu hafifçe kızarmış. Takeshi de aynı şekilde pilavına odaklanmış durumda, sanki pirinç tanelerinde hayata dair yeni bir anlam bulmuş gibi davranıyor. "Abartılmış." diyor kısık sesle. Masato hemen ekliyor. "Kesinlikle." Kaede ikisine de bakıp memnun bir gülümsemeyle "Hiç abartmadım." diyor. Tam o sırada beklenmedik bir kahkaha sesi geliyor. İlk başta herkes kimin güldüğünü anlamak için birbirine bakıyor. Takeshi kendi ağzını kontrol eder gibi elini dudaklarına götürüyor. Masato şaşkınlıkla Kaede’ye bakıyor. Kaede de sana. Sonra herkes aynı anda Toshio’ya dönüyor. Toshio, elinde çorba kaşığıyla gerçekten gülüyor. Yüksek değil ama net, içten, tutamadığı bir kahkaha. Bu görüntü o kadar olağandışı ki Takeshi bir anda ayağa kalkacak gibi oluyor. "FOTOĞRAFÇI YOK MU?!" diye bağırıyor. Masato bu çığlığa, Toshio’nun hala gülüyor olmasına ve kendi utancının tam ortasında yakalanmış olmasına daha fazla dayanamayıp gülme krizine giriyor. Kaede de katılıyor, annen mutfaktan ne olduğunu anlamaya çalışarak bakıyor, baban çay koyarken hafifçe gülümsüyor. Toshio birkaç saniye sonra kendini toparlayıp boğazını temizliyor. "Bu kadar şaşırmanız kırıcı." diyor ama gözlerinin kenarında hala gülüşün izi duruyor. Bu da herkesin yeniden gülmesine sebep oluyor.

Kahkahalar yavaş yavaş dinerken Kaede bir anda sana doğru dönüyor. Gözlerinde hem eğlence hem de merak var. "Aaa, Aoi, aklıma ne geldi." Biraz daha yaklaşıyor, sesini bilerek gizemli hale getiriyor. "Bize fal baksana." Masato hemen kaşlarını kaldırıyor. "Fal mı?" Takeshi de ilgilenmiş gibi sana bakıyor, tabağındaki son karaage parçasını çatalıyla dürtüyor. "Yureikumo falı zamanı!" Toshio ciddiyetle araya giriyor. "Uzun zaman oldu. Ben de istiyorum." Kaede ellerini masaya koyup sana beklentiyle bakıyor. "Hadi ama. Bugün baya saçma olay yaşamışsınız zaten. Biraz da kim kime aşık, kim ne zaman bela bulacak, kim gelecekte zengin olacak gibi önemli konulara gelelim." Takeshi hafifçe öksürüyor, Masato gözlerini kaçırıyor, Toshio ise bunun gerçekten önemli konu olup olmadığını tartıyor gibi duruyor. Sofrada yemeklerin kokusu hala sıcak, sake şişesi kenarda duruyor, dışarıda gece Yureikumo bölgesinin sessizliğine çökmüşken bütün gözler sana dönüyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Sun May 24, 2026 2:30 pm
by Yureikumo Aoi
Aoi, diğerlerinin yemeği tadıp da olumlu bildirimlerde bulunduklarını duyunca çok mutlu oldu. Yüzünde kocaman bir gülümseme ile kaşığını daldırarak tattı yemeğini. O kadar yorgun olmasına rağmen fena yapmamıştı gerçekten de. Takeshi'nin "ev gibi" hissetmesi yüreğini pırpır ettirmişti. Toshio bile lezzetli olduğunu söylemişti. Aoi'nin sorusuna Kaede ve Masato sırayla cevap vermişlerdi. Kaizen'in gelemediğini, mecbur kaldığı bir işi çıktığını söylemişlerdi. Aoi üzüldü. Onun da karnını güzelce doyurmasını isterdi. Toshifumi'ye gelince, onu maalesef bulamamışlardı. İzini silmişti. Onu öfkesini ve yasını yaşamak için yalnız bırakmaya karar verdiler. Eğer ortaya çıkmazsa arayacaklardı. Onlar sohbet ederken Takeshi ikinci tabağı almak için davranmıştı. Aoi tebessüm etti. Önceki gün yaşananlardan sonra buna ihtiyacı olduğunu hissediyordu.

Yemeğin sonlarına doğru Kaede yüzünde hınzır bir ifade ile Takeshi ile Masato'ya bakarak iyi olup olmadıklarını sordu. Aralarında bir gerilim olduğu konusunda Aoi'nin önsezisi yanılmamıştı. Birbirlerine attıkları kısa gergin bakışların ardından ikisi de iyi olduklarını ifade ettiler. Kaede ona dönerek aralarındaki kavgayı hatırlayıp hatırlamadığını sorunca Aoi şaşkın bir ifadeyle ona baktı. "Kavga?" Kaede anlatmak istediğinde Aoi tüm ilgisini ona verdi. Masato ve Takeshi itiraz etse bile Kaede anlatmaya başlamıştı çoktan. Aoi'nin Işık İşaretçisi tarafından alındığı esnada Aoi'nin bedeni baygınlık geçirerek yere kapaklanmıştı. Onu kimin tuttuğunu hatırlamıyordu ancak Kaede şimdi söylediğinde boğuk tanıdık sesler duyduğunu anımsamıştı. Masato ve Takeshi onun için endişe etmişti. Gerginlik de bundan doğmuştu. Masato, onun bu işlere dahil olmaması gerektiğini, yıprandığını söylemişti. Klanı varken bir de Takeshi ile uğraştığı için Takeshi'ye kızmıştı. Takeshi ise zaten hayatının en kötü gününü yaşarken ve suçluluk hissederken Masato'dan da böyle bir tepki gördüğü için alınmıştı. Birbirlerine olan çıkışmaları Bokukichi, Kaede ve en son zaten öfkeli olan Toshifumi'nin çıkışı ile sona ermişti ancak araları hala gergin görünüyordu.

"Bilincimi kaybettikten sonra bugün uyandığım ana kadar pek bir şey hatırlamıyorum açıkçası..." Kaede sustuğunda garip bir sessizlik olmuştu. Masato ve Takeshi tabaklarındaki pirinç tanelerini sayıyorlardı. Kaede'nin hikayeyi abartarak anlattığını mırıldanırken Kaede kendinden çok memnun bir ifadeyle hiç de abartmadığını ileri sürmüştü. Aoi telaş içinde ikisine de bakarak bu gerginliği nasıl yatıştıracağını düşünüyordu. Sonuçta o an gerginlik esnasında çıkmış bir tartışmaydı, artık barışabilirlerdi. Bir kahkaha sesi ile irkilerek düşüncelerinden sıyrıldı. Kimin güldüğünü anlamak için herkes birbirine bakarken bakışlar Toshio'da sonlandı. Toshio, kendini tutamayarak kahkaha atmıştı. Takeshi yerinden sıçrayarak fotoğrafçı için bağırmıştı. Aoi'nin şaşkınlığı, diğerlerinin tepkisi ile kahkahaya dönüştü ve bir anda herkesle birlikte gülmeye başladı. Toshio şaşırmalarına kırıldığını söylemişti ancak yüz ifadesi takılıyor gibiydi. Aoi de onu ilk kez gülerken görüyordu.

Kahkahalar sona erdiğinde Kaede fal seansı yapmayı önermişti. Takeshi ve Toshio da istekli görünüyorlardı. Kaede gelecekte ne olacağı, kimin kime aşık olacağı gibi şeyleri öğrenmeleri gerektiğini söyleyince utanarak yüzü kızardı. "Benim fallar o kadar net şeyler söylemiyor ama..." Boğazını temizleyerek oturduğu yerde dikleşti. "Tamam o zaman. Önce sofrayı toparlayayım, sonra kartları getireyim." Yemek kaplarını ve tabakları kaldıracak, tatlı tabaklarını ve sake kaselerini getirecekti. İsteyene ılık sakeden ikram edecekti. Tatlı olarak da dolaptan mozaik kek çıkaracaktı ve isteyenlere birer dilim verecekti. Sake istemeyene de çay vardı. Sonra odasından kartlarını alıp geri dönecekti. Kartlarını dizdikten sonra sırayla herkesin falına bakacaktı. İlk olarak bunu ilk teklif eden Kaede'ye çekecekti.
► Show Spoiler
"Baş rahibe." Aoi düşündü. "Görünmeyeni duyabiliyorsun, ama her şeyi bilmek zorunda değilsin. Her kaderi önceden okumaya çalışma. Bazen sevgi, geleceği görmek değil yanında kalmaktır. İç sesine güven. Sabırlı ol, kendini gözlemle. Acele karar verme, sezgilerini dinle. Onlar seni doğru yola ulaştıracak. Sana spritüal güç bahşedilecek." Gülümsedi. Sonra kartlarını yeniden karıştırıp yeniden dizdi. Toshio'ya bir fal çektirdi.
► Show Spoiler
"Adalet." dedi ciddi bir ses tonuyla. "Hakikatle yüzleşmeli, doğru olanı seçmelisin. Bunun için de bir bedel ödeyeceksin. Vicdani bir hesaplaşma vereceksin. Adaletten ayrılmaman gerekiyor. Gerçekten kaçmamalı, gerçeği inkar etmemelisin. Ancak adaleti takip ederken dikkat et, vicdansızlık da etme." Sonrasında aynı işlemleri tekrar yaparak bu sefer Masato'ya yöneldi. Ondan bir kart seçmesini istedi.
► Show Spoiler
"Sana da Baş Rahibe çıktı. Ruhlar sana da aynı şeyi tavsiye ediyorlar. İç sesini dinle, sezgilerine güven, doğru yola ulaşacaksın." Sıcak bir şekilde gülümsedi. "İkinize de aynı falın çıkması çok sevimli. Ne anlama geliyor olabilir acaba?" En son Takeshi için dağıttı kartlarını ve bir tane seçtirdi.
► Show Spoiler
"Ay." Ses tonu şefkatle sıcaklaştı. "Şu an her şeyi net göremiyorsun. Gördüğün şeylerin bir kısmı hakikat, bir kısmı korkunun yansıması olabilir. Bazı konularda henüz tam olarak aydınlanmış değilsin. Karanlıkta yolunu bulmaya çalışıyorsun. Duyguların dalgalanıyor. Karanlıkta yürüyorsun ama bu kaybolduğun anlamına gelmez. Sadece güneş doğmadan önce iç sesini duyman gerekiyor. Ruhlar sana rüyalarında yardım edecek. İç sesini dinle. Sakinleşip sükut bulman gerekiyor." Uzun bir süre gözleri bu kartta kaldı. Sanki bunu fazlasıyla anlamlı bulmuş ve duygulanmıştı. Herkesi kendi falıyla yalnız bırakırken kartları bir kez de kendisi için dağıttı.
► Show Spoiler
Aşıklar kartı çıkmıştı. "Yine mi?" Çok yakın zamanda bir kez daha bu kart çıkmıştı ona falında. "Görünüşe göre aşk beni bulacak." dedi alaycı bir şekilde gülümseyerek. Bunun olacağına inanırmış gibi değildi pek. "Aşk bir seçimdir. Kime kalbini açacağını, kimin yanında duracağını, kimi yanında taşıyacağını seçersin. Bu kart kalbinin nereye çekildiğini sorar. Ama yalnızca kimi sevdiğini değil, sevginin seni nasıl biri yaptığına da bakmanı ister." Kendi kendine mırıldandı. Belki de o kadar da yanlış bir fal değildi. Kasesine bir miktar sake doldurup yavaşça yudumlamaya başladı.