Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Masato’nun elini tutup harekete geçmeye hazırlanırken, turkuaz kıvılcımlara ayrılan dua şeridinin son parçası gözlerinin önünde yeniden parlıyor. Kurohina’nın görüntüsünün tamamen kaybolduğunu düşündüğün anda, savaş alanının ortasında belli belirsiz bir siluet bir kez daha şekilleniyor. Bu kez yalnızca senin görebileceğin kadar solgun değil; yüzündeki çatlakları, dalgalanan uzun saçlarını ve gözlerindeki bitmek bilmeyen yorgunluğu açıkça seçebiliyorsun. Beklediğinin aksine taş köprüye değil, doğrudan sana bakıyor. Elini kaldırıyor ve parmaklarını sana doğru uzatıyor. Etrafındaki herkes hareket etmeye devam ederken Kurohina’nın eli dünyanın geri kalanından ayrı bir zamana aitmiş gibi ağır ağır yaklaşıyor. Ne yaptığını düşünmeden sen de ona uzanıyorsun. Parmakların onun soğuk avucuna değdiği anda savaş alanındaki bütün sesler tek hamlede kesiliyor. Patlamaların uğultusu, Kizami’nin ateşi, Han abinin zincirleri altında debelenen Sennashilerin nefesleri ve çatılardan kopan taşların gürültüsü yok oluyor. Dünyada yalnızca kulaklarının içinde yankılanan Kurohina’nın sesi kalıyor. "Yureikumo Akane ve Işık İşaretçisi." Sözlerin taşıdığı anlamı kavrayamadan parmaklarının arasındaki el dağılıyor. Turkuaz ışık koluna doğru tırmanacakmış gibi oluyor, ardından bir anda sönüyor ve bütün gürültü şiddetle geri dönüyor. Dengen hafifçe bozulurken başını kaldırdığında Han abinle göz göze geliyorsun. Yüzündeki şaşkınlığın Kurohina’nın söylediklerinden kaynaklandığını sanıyorsun ama Han sana, daha doğrusu biraz evvel boşluğa uzattığın eline bakıyor. "Ölüler..." diyor, sesi ilk kez savaşın ortasında bile bu kadar tereddütlü çıkıyor. "Ölüler sana ulaşabiliyor mu? Kendi iradeleriyle?" Han’ın bile bu olasılığı düşünülemeyecek bir şey gibi karşılaması, yaşadıklarının ağırlığını daha da artırıyor. Ne cevap vereceğini bulamadan Masato sertçe öne çıkıyor. "Byakugan!"

Masato’nun gözlerinin çevresindeki damarlar yeniden belirginleşiyor. Elini bırakmadan sizi batı hattına doğru çekiyor, çatılar arasında ilerlerken bakışları taşların, duvarların ve yeraltındaki chakra katmanlarının içinden geçiyor. Arşiv binasına yaklaştıkça yüzündeki odaklanmış ifade öfkeye dönüşüyor. Bir çatının tepesine indiğinizde aniden duruyor. Bakışları doğrudan taş köprünün altına sabitlenmiş halde çenesini sıkıyor. "Kazık... Ben gerçekten anlamıyorum." diyor. Birkaç saniye daha bakmaya çalışıyor ama ardından Byakugan’ını kapatıp avucunu sağ gözünün üzerine bastırıyor. Sanki gördüğü şey yalnızca chakra tüketmekle kalmamış, zihnini de zorlamış gibi derin bir nefes alıyor. "Uzumakilerin bu işin içinde parmağı olduğunu bir tek biz mi akıl edebiliyoruz? Köyler neden bu konuda hiçbir şey yapmıyor?!" Öfkesi yalnızca karşısındaki kazığa değil; yıllardır yan yana getirilmemiş izlere, mühür bilgisine, Sennashi’nin bu kadar rahat hareket edebilmesine ve kimsenin tehlikenin büyüklüğünü görmek istememesine yönelmiş gibi. Tam tekrar Byakugan’ını açmaya hazırlanırken yüzü bir anda boşalıyor. Başını yukarı kaldırıp hiçbir şey olmayan havaya bakıyor. Birkaç saniye boyunca nefes almayı dahi unutmuş gibi kalıyor. "A-Aoi..." Sana döndüğünde gözlerindeki öfkenin yerini korku almış durumda. "Kiho yaralanmış. Kaede bildirdi." Eli hızla koluna kapanıyor. "O-onun yanına gitmem gerekiyor. Ama seni yalnız bırakamam... Ben..." Bakışları bir an Kiho’nun bulunduğunu tahmin ettiği yöne kayıyor, sonra taş köprüye dönüyor. Görev ile ailesi arasında sıkışmış hali yüzünün her kasında görülüyor. Sonunda dişlerini sıkarak seni yeniden arkasından çekiyor ve ilerlemeye devam ediyor. "Görevim neyse onu yapmam gerekiyor. Kaede, niye haber veriyorsun böyle bir şeyi ya?! Sanki görev bölgemden çıkabileceğim. Kafayı yiyeceğim şu an ya." Sesindeki öfke Kaede’ye değil, çaresizliğine yönelmiş durumda. Hızını daha da artırıyor; sen de onun arkasından arşiv çatısını aşıyor, yarısı çökmüş çan kulesinin kenarından geçerek taş köprünün bulunduğu hatta ulaşıyorsun.

Köprü görüş alanınıza girdiği anda gece bir anlığına nefesini tutuyor. Altındaki karanlıkta siyah kazığın yüzeyinden geçen damar benzeri çizgileri seçiyorsun. Kurohina’nın uyarısı zihninde tekrar yankılanırken Masato ayağını çatının kenarına basıyor. Ardından taş köprünün ortasında küçücük, neredeyse önemsiz görünen beyaz bir nokta beliriyor. Nokta bir kalp atımı içinde genişliyor. Önce köprünün gövdesi içeriden aydınlanıyor; taşların arasındaki her çatlak, kemiklerin içinden geçen damarlar gibi ışıkla doluyor. Sonra dünya yarılıyor. Patlamanın sesi duyulmuyor, çünkü ses gelmeden önce basınç size ulaşıyor. Göğsüne çarpan görünmez duvar ciğerlerindeki havayı söküp alıyor, ayakların zeminden kesiliyor. Taş köprü yukarı doğru parçalanırken yüzlerce kaya parçası gecenin içine fırlıyor; patlamanın merkezinden yükselen ışık, birkaç saniyeliğine Hokage binasının gölgesini gökyüzüne kazıyor. Masato’nun eli elinden uzaklaşıyor. Bedenin dönerek birkaç bina öteye savruluyor; neyin yer, neyin gökyüzü olduğunu ayırt edemeden bir çatının ahşap saçaklarına çarpıyor, kiremitleri kırarak sertçe yuvarlanıyorsun. Masato başka bir binanın duvarına çarpıp gözden kayboluyor. Ağzına metalik bir kan tadı doluyor. Kulakların çınlıyor, kolların sana ait değilmiş gibi ağırlaşıyor. Üzerine taş ve kül yağarken gökyüzünün yarısını kaplayan duman tabakası ağır ağır yükseliyor. Sonra o dumanın içinden kahkaha geliyor. Gür, kontrolsüz ve bu yıkımdan zevk aldığı her halinden belli olan bir kahkaha. "HAHAHAHAHAH! NASILDI LAN? KONOHA'NIN OROSPU ÇOCUKLARINA AZ BİLE!"




Duman dağıldıkça taş köprünün kalıntılarının üzerinde duran adamın silueti belirginleşiyor. Genç bir yetişkin. Omuzlarına kadar uzanan dağınık mavi saçları patlamanın yarattığı sıcak akımda savruluyor. Gözleri parlak sarı; sol gözünün çevresinde, şakağından yanağına kadar inen ve kılıç ağzını andıran siyah bir dövme uzanıyor. Üzerinde mavi ve beyaz katmanlardan oluşan, hareketlerini kısıtlamayan hafif bir savaş kıyafeti var. Kolları açık, çenesi yukarıda, sanki bir köyün ortasında değil de kendisi için kurulmuş bir sahnenin üzerinde duruyor. Metrelerce uzakta olmasına rağmen bakışlarının rahatsız edici keskinliğini hissediyorsun. Gözleri yaralı shinobilerin üzerinde gezinirken ağzındaki gülümseme daha da büyüyor. "Ama Konoha, bak hakkını veriyorsunuz ha. Köye haydutlarımdan küçük bir grup yollasam hadi neyse. Sennashi'nin yönetim kurulu Büyük Onbir'den bendeniz, Konoha'nın ve Suna'nın etraf bölgelerini ağlarıyla sarmış olan Mawado gelmiş, yine boş beleş orospu çocuklarıyla dolmuş bir köy olduğunuzu kanıtlayabildiniz lan! İtibar mitibar bırakmadınız oğlum!" Patlamadan sağ çıkan Konoha shinobileri yıkıntıların arasından doğrulmaya, silahlarına uzanmaya çalışıyor. Mawado onları gördüğünde iki avucunu yanlara doğru açıyor. Parmaklarının arasında önce ince, beyaz çizgiler beliriyor; çizgiler birkaç saniyede gündüz ışığı kadar parlak iki noktaya dönüşüyor. "Goukou Metsuha!" Avuçlarından çıkan ışık hüzmeleri düz ve uzun iki çizgi halinde savaş alanını yarıyor. Işınlar geçtiği yerde havayı yakıyor, çatılara ve ayağa kalkmaya çalışan shinobilere çarptığında göz kamaştırıcı patlamalar meydana geliyor. Gürültü o kadar keskin ve yüksek ki Masato, düşmanın ne yaptığını daha görmeden enkazın içinden bağırıyor. "Y-yıldırım mı lan o?!" Başını kaldırıp havayı delen ışık huzmelerini gördüğünde yüzündeki kan çekiliyor. "İnanmıyorum..."

Sen bulunduğun çatıda doğrulmaya çalışırken Masato sendeleyerek ayağa kalkıyor ve sana dönüyor. "Ne ya-" Cümlesini tamamlayamıyor. Görüş alanının ucundaki Mawado bir anlığına ışığın içinde kayboluyor. Ardından saliselik beyaz bir parıltı hemen yanında patlıyor ve adamın birkaç yüz metre ötedeki köprüden doğrudan dibine geldiğini görüyorsun. Aradaki mesafeyi koşmamış, sıçramamış; ışığın kendisi boyunca hareket etmiş gibi. Sarı gözleri psikopatça bir neşeyle açılmış durumda. Masato tepki vermek için kolunu kaldırıyor fakat Mawado ona bakmadan yumruğunu savuruyor. Darbenin sesi tok bir patlama gibi çıkıyor. Masato’nun bedeni havada bükülerek metrelerce uzağa fırlıyor, iki çatıyı aşıp üçüncü binanın kiremitlerine çarpıyor ve orada hareketsiz kalıyor. Mawado ardından bütün ilgisini sana veriyor. Yüzünü yüzüne yaklaştıracak kadar eğiliyor; sol gözünün çevresindeki kılıç biçimli dövme, sarı bakışının yanında sanki canlıymış gibi kıvrılıyor. Gülümsemesindeki neşe, söylediği tehdidin ağırlığıyla hiç uyuşmuyor. "Eğer Shindou Takeshi ve Hitomi Youko'nun nerede olduğunu söylersen bu iş burada bitecek." Başını hafifçe yana yatırıyor. "Aptallık etme, ak kafalı güzel." Bir sürü farklı şey hissediyorsun ama en belirgini kontrol bile edemediğin bir şey.

DELİ GİBİ KORKUYORSUN.

Mawado
► Show Spoiler
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Masato'ya doğru elini uzattığı anda onu tekrar fark etti. Tozun toprağın ve isin arasında, saçları dalgalanıyordu. Bu sefer doğrudan kendisine bakıyordu. Gözleri yılların, belki de onyılların yorgunluğundaydı. Elini kaldırıp ona doğru uzattığında Aoi hemen bir refleksle ona dokunmak ister gibi elini uzattı. Sanki onu tutabilirmiş gibi hissetmişti. Parmakları onun avucuna değdiğinde sıcak bir el değil, soğukluk hissetti. Kurohina'nın sesini duydu. İki kişinin ismini söylemişti. Yureikumo Akane ve Işık İşaretçisi. Aoi'nin kaşları çatıldı. Demek bu günahı Shinmei'ye karşı onlar işlemişti. Demek ikisi birlikte çalışıyorlardı. Aoi sıkı sıkı o eli tutmak isterken el yokluğa karışarak parçalandı. "Shinmei'm!" Aoi sendeledi. Başını kaldırdığında Han abisi ile göz göze geldi. Ona şaşkınlıkla bakıyordu. Ölülerin Aoi'ye kendiliğinden geliyor olmasına şaşırmıştı. Aoi'nin ise bunu düşünecek vakti yoktu. "Akane ve o adam Shinmei'yi mühürlemiş!" diye haykırdı yüreğinden kopan acı bir ses tonuyla. "Bu ne cüret!" Bu büyük günah düzeltilmeli, hesabı sorulmalıydı.

Masato'nun Byakugan açması ile dikkatini ona verdi. Elini sıkıca tuttu ve onun arkasından ilerlemeye başladı. Arşiv odasına yaklaştıklarında bir çatının tepesine çıktılar. Masato öfkeliydi. Onun öfkesine hak veriyordu Aoi, anlıyordu. Yaşanan her şey, bile bile lades gibiydi. Notları bulmuşlardı, Konoha'ya saldırılacağı biliniyordu. Aoi hiçbir hazırlık yapılmamış olduğuna inanmak istemiyordu. "Bir planları olmalı." diye mırıldandı tereddütlü bir şekilde. Köylerin pek çok yetenekli üst rütbeli shinobisi vardı sonuçta. Belki de bu kozlarını direkt olarak oynamak istemiyorlardı. Belki bir tuzak kuruyorlardı. Aoi ve Masato gibi yalnızca Chuunin olan shinobiler arkada dönen dolapları bilemezdi. Onlar birer emir kulu ve piyondu. Söyleneni yapmaları gerekirdi. Köylerin onlardan daha önemli ve acil koruması gereken şeyler vardı. O anda Masato'nun yüz ifadesinin değiştiğini fark etti. Aoi'nin kalbi endişeyle çarpmaya başladı. Kiho'nun yaralandığını duyunca kalbi durdu. "Olamaz..." Masato onun yanına gitmek istiyordu ancak görev yerini terk edemezdi. Gidemezdi. Kaede'nin bunu ona söylemesine de sinirlenmişti. "Çok üzgünüm Masato..." Aoi'nin söyleyebileceği bir şey yoktu. Takeshi iyi miydi? Ne yapıyordu? Onun başına bir şey gelse Kaede ona da söyler miydi? Peki o zaman Aoi ne yapardı?

Masato'nun onu sıkıca çekmesi ile arkasından ilerlemeye devam etti. Endişeleri büyümeye başlamıştı. Adımlarını hızlandırarak taş köprüye doğru ilerlediler. Siyah kazığı ve etrafındaki uğursuz çakrayı hissedebiliyordu. Masato bir adım öne çıkıp ayağıyla çatıya çıktı. Tam o anda köprünün ortasında bir beyaz ışık fark etti. Küçük bir şeydi. Saniyeler içinde genişledi, büyüdü, köprünün gövdesi ve içi aydınlandı. Sonra kemiklerini bile titreten bir basınç hissetti. Gözlerini açtığında havadaydı. Ağır bir duvar parçası göğsüne baskı yaparak nefesini kesiyordu. Taş köprü bir patlama ile paramparça olmuştu. Ayakları zeminde değildi. Masato ile elleri ayrıldı. Havada birkaç tur atarak döndü ve sertçe savrularak bir çatıya çarptı. O kadar sert çarpmıştı ki kiremitler kırılmıştı. Gözleri hemen Masato'yu aradı. Bambaşka bir yere savrulmuştu. Onu göremiyordu. Ağzındaki kan tadını hissetti. Tükürdü. Kan tükürmüştü. İç kanaması vardı. Kulaklarında patlamanın şiddetinden oluşan bir uğultu ve çınlama vardı. Kollarını hareket ettirmekte zorlanıyordu. Tüm köprü dumanla kaplanmıştı. Dumanların arasından ise oldukça uğursuz ve yüksek bir ses duydu. Tanıdığı birisine ait değildi. Adam Konohalılar hakkında küfürler savuruyor ve yarattığı yıkımdan oldukça eğleniyordu.

Duman dağılınca sesin kime ait olduğunu seçmeye başladı. Genç birisiydi. Ondan yaşça büyük olsa gerekti. Saçları koyu maviydi ve omuzlarına doğru dökülüyordu. Sapsarı gözleri savaşın ortasında büyük bir hırsla parıldıyordu. Sol gözünün çevresinde çenesine doğru inen bir dövme vardı. Kendisiyle gurur duyuyor gibi bir şekilde kollarını açmış yarattığı yıkıma bakıyordu. Sonra da kim olduğunu duyurdu herkese anons etmek ister gibi. Sennashi'nin yönetim kurulu Büyük Onbir'den olduğunu söylemişti. Büyük Onbir... Yönetim kurulu... Karşılarındaki adam Sennashi'nin liderlerinden birisiydi. Konoha ve Suna'nın etrafını yönettiğini söylemişti. Bunun farkındalığına erişmek Aoi'nin sırtından aşağıya doğru bir ürpertinin geçmesine sebep oldu. Bazı sağ kalan shinobiler silahlarına doğru davranırken adam onlara doğru hiç bilmediği bir jutsu kullanmıştı. Parmaklarının arasında ışık huzmeleri oluşturuyordu ve bunları patlatıyordu. Onun jutsusu ile gök, gündüz gibi ışıldıyordu. Enkazın içinden Masato'nun şaşkın haykırışını işitti. Yıldırım zannetmişti ancak değildi. Başka bir element kullanıyordu. Kekkai genkai de olabilirdi.

Masato'nun sendeleyerek ayağa kalkmaya çalıştığını fark etti. Kendisine seslenmişti ancak daha cümlesini bitiremeden isminin Mawado olduğunu öğrendiği adam ışık hızında yanında bitti. Sanki gerçekten de ışığıyla birlikte hareket etmişti. Masato hiçbir şey yapamadan adam ona yumruk atmıştı ve yumruk öyle bir ses çıkartmıştı ki Aoi endişeyle haykırdı. "MASATO!" Masato'nun bedeninin havada metrelerce uzağa gittiğini, birkaç binaya çarpıp hareketsiz bir şekilde düştüğünü gördü. "Masato! Kaç! Kurtar kendini..." Adamın kendisine baktığını fark etti. Aynı hızda dibinde bitmişti. Yüzünü yüzüne yaklaştırdı. Aoi'nin bütün nutku tutuldu. Sarı gözlerinde öyle ruhsuz, öyle korkunç bir bakış vardı ki... Gülümsüyordu ancak bu gülümseme soğuk ve gaddardı. Shindou Takeshi ve Hitomi Youko'nun nerede olduğunu sordu. Aoi bir an için rahatladı. Henüz onlara ulaşamamıştı. Henüz Takeshi'yi ele geçirememişlerdi. Ancak bu rahatlaması kısa sürdü. Bu adamın Takeshi'ye ulaşmasına izin veremezdi. Ah... Takeshi... Onu son görüşünün o bina çatısında olacağını düşünmemişti. Adam ona daha da yaklaşıp tehdidini sürdürünce yutkundu. Gözleri istemsizce yaşlarla doldu. Köyüne ne olacaktı? Ailesine, sevdiklerine? Aoi'den sonra Masato'yu da öldürür müydü? Kaçıp gitmeliydi. Ona kaçabilmesi için zaman yaratmalıydı. Korkuyordu. Tüm bedeni kontrolsüzce zangır zangır titriyordu. Korkmamalıydı. Yuukon'un yanına gidecekti. Ama aslında istemiyordu. Şu an gitmek istemiyordu. Hayatının en mutlu olduğu anını yaşadığı o gecede, bu şekilde, bu adamın ellerinde can vermek istemiyordu. Ölmek istemiyordu.

"Nerede olduklarını biliyorum." Sesi tahmin ettiğinden daha cesur çıktı. "Tam olarak..." Yutkundu. "...elinin... köründeler." Dişlerini sıktı. Yapabileceği bir şey var mıydı? Bu adamla aşık atamayacağının farkındaydı. Onunla tek başına mücadele etmesinin hiçbir yolu yoktu. "Belki daha centilmence sorarsan söylerim." Alaycı bir şekilde gülümsedi. Hala korkudan titriyordu ancak soğukkanlılığını korumaya çalışıyordu. Onu oyalayıp kaçabilmeleri için diğerlerine zaman kazandırması gerekliydi. Yapabilecek gücü varsa Shisha no Gun ile ruhların yardımını dileyecekti. İçine derin bir nefes çekti. Peluş kurbağası aklına geldi. Bokukichi geri dönünce onu teslim alıp kendisinden bir anı olarak saklar mıydı acaba? Onu son bir kez daha görmek isterdi... Annesine ve babasına da sarılmak... Takeshi'ye de... Herkesi ve her şeyi çok özleyecekti.
Image
🦋
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
C-rank
element
Fuuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Mirai no Me (Geleceğin Gözleri)
Reikon Tsumekomi (Ruh Varlığı Kanalizasyonu)
Fuuton: Kazekiri no Jutsu (Rüzgar Kesme Tekniği)
Fuuton: Kami Oroshi (İlahi Dağ Rüzgarı)
Fuuton: Hikoukaze (Uçan Çekirge Rüzgarı)
Eien no Sasayaki (Sonsuz Fısıltılar)
Shisha no Kage (Ölülerin Gölgesi)
Shisha no Gun (Ölüler Ordusu Çağırma)
Tamashii no Hansha (Ruh Yansıması)
Fuuton: Kuudan (Hava Mermisi)
Shizukesa no Kusari (Sessiz Ruh Zincirleri)
Reikon Tsunagi (Ruhsal Bağlantı)
Mamori no Rei (Koruyucu Ruh Perdesi)
Fuuton: Kaze no Engetsu (Rüzgar Hilal Bıçakları)
Inochi no Ibuki (Yaşam Nefesi Paylaşımı)
Tamashii no Katamiı (Ruh Yadigâr)
Tamashii Kyōmei (Ruh Rezonansı)
Kyōtsū Itami (Paylaşılmış Acı)
Reikon no Tobari: Haha no Idaki (Ruh Perdesi: Ana Kucağı)
Fuuton: Shinkuuha (Vakum Dalgası)

items

Tarot Destesi
Rüzgar Taşıyıcılı Fan
Kurbağa Peluş
3 adet Hyourougan
Kamp Malzemesi Seti
5 adet Kunai
10 adet Shuriken
2 adet Patlayıcı Kağıt
1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
2 adet İp (her biri 10 metre)

resources

ryo
282.935
sp
50
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Mawado, verdiğin cevabın ardından yüzündeki geniş gülümsemeyi biraz indiriyor. Sarı gözleri birkaç saniye boyunca seni incelerken başını yana eğiyor. "Ne kadar komiksin sen ya." diyor. Sesindeki eğlence bir anda kesiliyor. Eli yıldırım hızında boğazına kapanıyor ve parmakları nefes borunu kavrıyor. Ayakların çatının üzerinden kesilirken bütün ağırlığın boynunda toplanıyor. İçine çekmeye çalıştığın hava boğazındaki baskıya takılıyor, göğsün refleksle yükseliyor fakat ciğerlerine ulaşan tek şey yanıcı bir boşluk oluyor. Mawado seni tek koluyla havada tutarken başını geriye atıp kahkaha atıyor. "Sürekli yanından ayrılmayan bir kız." Parmakları biraz daha kapanıyor. "Bizim haydutlar öyle not düşmüş seni. Bizim için tek özelliğin, tek değerin bu yani. Takeshi'nin götünün dibinden ayrılmayan bir kız. Siz şimdi iki ergen çıkıyorsunuzdur bir de." Boğazındaki basınç artarken görüşünün kenarları kararmaya başlıyor. Elin istemsizce onun bileğine uzanıyor, tırnakların derisine bastığı halde tutuşunda en ufak bir gevşeme oluşmuyor. Mawado yüzünü sana yaklaştırıyor, gözlerindeki zevk giderek daha rahatsız edici bir hal alıyor. "Seni şuracıkta öldürsem işime de gelir. Takeshi bilgiyi aldığı anda dibimde biter, bir de çıldırır, kontrol edemeyeceği bir hale gelir ve onu hemen götürür, yapmam gerekeni yaparım. Aslında evet, düşününce seni şu an öldürmeliyim."

Boşta kalan eli arka cebine gidiyor ve kısa bir kunai çıkarıyor. O sırada çevrenizde soluk silüetler oluşmaya başlıyor. Enkaz altında kalanların, yıllar önce bu sokaklarda can verenlerin ve saldırının ilk anlarında ruhunu teslim edenlerin gölgeleri dumanın arasından ağır ağır yükseliyor. Shisha no Gun çağrına karşılık veren ruhlar Mawado’nun görüş alanına sızarken çatılar biçim değiştiriyor, karanlık koridorlar savaş alanının üzerine kapanıyor. Mawado kunaiyi kaldırırken bakışları bir an çevrede geziniyor. Kaşlarından biri hafifçe kalkıyor. "Bu...?" Birkaç saniye sonra yüzüne yeniden o küstah gülümseme yayılıyor. "Haaa, tamam. Sizin vardı böyle numaralarınız." Kahkahası boğazındaki titremeyi parmaklarında hissettirecek kadar yakından yükseliyor. "Uzaktan yakından sana ninjutsu ve genjutsuyu ayırt edemeyecek bir adam gibi mi gözüküyorum ben kızım?" Kunaiyi ters tutuşla kavrıyor ve kolunu savurmak için geriye çekiyor. Tam o anda yukarıdan gelen devasa bir gölge çatının üzerini kaplıyor. Bir sonraki saniye, binanın tamamı korkunç bir ağırlığın altında inliyor. Kiremitler patlıyor, ahşap kirişler bükülüyor ve çatının eğimi bir anda değişiyor. Mawado’nun ayağı kayarken boğazındaki eli çözülüyor. Sertçe zemine düşüyor, ciğerlerine dolan ilk nefes boğazını keskin bir acıyla yakıyor. Yuvarlanmaya fırsat bulamadan iki devasa el bedenini iki yandan kavrıyor ve seni hızla havaya kaldırıyor.

Arkana baktığında altın sarısı kürkleri savaş alanındaki alevlerle parlayan, iri yapılı maymunu tanıyorsun. Konoha’nın en tanınmış kuchiyoselerinden biri olan Kinzaru, seni iki eliyle göğsünün önünde güvenle tutuyor. Geniş yüzünde sert ama koruyucu bir ifade var. "Artık emin ellerdesin, velet." Mawado dengesini yeniden kurup arkasına döndüğünde karşısında kendisinden kat kat ağır, siyaha çalan koyu kürkleri ve taş gibi kaslarıyla Kagemaru’yu görüyor. Kagemaru’nun arkasındaki dumanın içinden Sarutobi Shigure çıkıyor. Hokage’nin festivaldeki sıcak ifadesi kaybolmuş, çenesindeki kaslar gerilmiş, gözlerinde köyünün yıkımını gören bir liderin bastırılmış öfkesi var. Ağır ve kararlı adımlarla Mawado’ya doğru ilerliyor. Mawado kollarını açıp keyifle karşılık veriyor. "Ooo, ekselansları gelmiş. Hoş-" Cümlesi yarıda kalıyor. Shigure gözden kaybolup anında karşısında beliriyor. Avucu Mawado’nun yüzüne kapanıyor ve başını bütün gücüyle geriye doğru itiyor. Hokage onunla birlikte ileri fırlarken ilk binanın duvarı sırtında parçalanıyor. Hızları kesilmiyor. İkinci binanın çatısını yarıp üçüncü yapının dış duvarına çarpıyorlar, taşlar ve ahşap parçaları sokaklara saçılırken Mawado birkaç bina ötede duvarın içine gömülüyor. "Köyümde elini bir daha hiçbir çocuğa uzatamayacaksın." Shigure’nin sesi enkazın içinden yankılanıyor. Kagemaru bu görüntünün ardından sana dönüyor, dilini çıkarıp yüzünü buruşturarak savaşın ortasında tuhaf biçimde eğlenceli bir ifade yapıyor. Ardından dört uzvu üzerinde sıçrayarak Masato’nun düştüğü çatıya geçiyor. Kiremitlerin arasından onu dikkatlice kaldırdığında Masato’nun göğsünün yükselip indiğini görüyorsun. Yüzü kan içinde, bedeni hareketsiz ama nefes alıyor. Kagemaru onu göğsüne yaslayıp güvenli bölgeye doğru uzaklaşırken içindeki en ağır korkulardan biri biraz olsun hafifliyor. Kinzaru seni omuzlarından destekleyerek daha sağlam bir çatının üzerine indiriyor. "Hokage'nin yanından ayrılmayacağız. Gerekirse destek olabilir misin velet? Chakran ne durumda?"

Shigure’nin duvara gömdüğü Mawado’nun bedeni bir anda beyaz dumana karışıyor. Enkazın arasında kalan şey parçalanmış bir kütüğe dönüşürken gerçek Mawado havada beliriyor. Kollarını açmış halde Hokage’ye doğru süzülüyor ve avucunda yeniden parlak ışık toplamaya başlıyor. Shigure yukarı bakıp dişlerini öfkeyle birbirine vuruyor. Ellerini mühürlere götürürken sesi bütün çatışma alanına yayılıyor. "KONOHAGAKURE'DEN DEFOLUN! Kuchiyose no Jutsu!" Avucunu çatının üzerine vurduğu anda mühür çizgileri sokak boyunca genişliyor. Bina büyüklüğünde yoğun bir duman bulutu patlayarak çevredeki bütün görüşü kapatıyor. Mawado’nun avucundaki ışık hedefini kaybediyor, dumanın içinden çıkmak için yakındaki bir binanın çatısına inmek zorunda kalıyor. Rüzgar dumanı ağır ağır dağıtırken altında yükselen devasa gölge bütün binaları karanlığa gömüyor. Koyu kahverengi kürklere, kaya parçalarını andıran yumruklara ve birkaç katlı yapılar kadar büyük bir gövdeye sahip goril, savaş alanının ortasında doğruluyor. Başını kaldırdığında çevredeki çatılar omuz hizasının altında kalıyor. Mawado onu görünce geri çekilmek yerine dişlerini göstererek gülümsüyor. "Sarutobi olmanın hakkını da veriyor pezevenk ha!" Gorilin karşısına geçip avucundaki ışığı yoğunlaştırmaya devam ediyor. Shigure tek sıçrayışta dev gorilin başına çıkıyor. Gorilin büyüklüğü yüzünden Hokage, koyu kürklerin üzerinde uzaktan zar zor seçilen küçük bir siluet gibi görünüyor. Shigure ayaklarını sabitleyip sakin bir sesle konuşuyor. "Sairen." Gorilin sesi göğün içinden gelen bir gök gürültüsü gibi bütün köyde yankılanıyor. "Hazırım!"


Image


Shigure’nin elleri uzun bir mühür dizisine girerken Sairen de dev parmaklarını aynı ritimde hareket ettiriyor. Gorilin göğsü derin bir nefesle genişliyor, çevresindeki hava, dev ciğerlerine doğru çekilmeye başlıyor. Sokaklardaki duman, alevlerin kıvılcımları ve kırılmış kağıt fenerler bu basınca kapılarak havalanıyor. Shigure ağzında sıkıştırdığı ateş chakrasını yoğun bir küreye dönüştürüyor. "Katon: Kongou Gouka Hou!" Shigure’nin ağzından fırlayan ateş küresiyle Sairen’in devasa nefesi aynı anda birleşiyor. Gorilin yüksek basınçlı hava akımı alevleri yakalayıp birkaç kat büyütüyor. Kızıl saldırı ilerledikçe çevresindeki havayı içine çekiyor, dış katmanı dönen bir ateş fırtınasına dönüşüyor. Alevlerin merkezindeki sıkıştırılmış chakra bembeyaz parlıyor, dışındaki kızıl girdap çatılardaki kiremitleri söküyor, taşları yerinden oynatıyor. Mawado ışığa dönüşmek için hamle yaptığında dönen basınç hareket alanını kapatıyor. Alev dalgası onu bütün bedeniyle içine alıyor. Gökyüzü birkaç saniyeliğine kızıl bir cehennemle kaplanıyor ve patlamanın ardından yayılan sıcaklık uzakta bulunduğun halde yüzünü yakıyor. Mawado’nun silüeti alevlerin merkezinde kayboluyor. Saldırı sona erdiğinde yanmış bedeni havadan düşüp taş zemine çarpıyor.

Birkaç saniye boyunca kıpırdamıyor. Ardından parmakları hareket ediyor. Mawado ağır ağır doğruluyor, yüzünde, kollarında ve göğsünde derin yanık izleri var. Saçlarının uçları kömürleşmiş, savaş kıyafetinin büyük kısmı parçalanmış. Buna rağmen dudakları yeniden yukarı kıvrılıyor. Ellerindeki titreme metrelerce öteden seçiliyor, sarı gözleri sürekli kapanıp açılıyor. Dizlerinin üzerindeyken ellerini birleştiriyor. Hiçbir teknik adı söylemeden bedeninin çevresinde beyaz bir ışık hüzmesi oluşuyor. Işık, yaralarının içine süzülürken yanmış deri yavaşça kapanmaya, çatlaklar yeni dokuyla dolmaya başlıyor. Shigure bu iyileşmeyi Sairen’in başından izliyor. "Demek kendini iyileştirebiliyorsun... O halde sana nefes aldırmamak gerekiyor!" Yeniden el mühürlerine başlıyor. Bu kez dizilim daha uzun, chakra yoğunluğu çok daha ağır. Sairen ayaklarını toprağa gömerek Hokage’ye hazırlanması için zaman kazandırıyor. Kinzaru, Mawado’dan gözünü ayırmadan sana sesleniyor. "Chakranı gelirken kontrol ediyordum. Adama genjutsu uygulamaya çalıştın, değil mi? Shigure veledi şu an hazırlığı uzun süren bir tekniği yapmaya çalışıyor. Ne yapıp yapamadığını bilmiyorum ama şu herifin dikkatini dağıtmayı becerebilirsen on numara olur."

Mawado’nun iyileşme ışığı güçlenirken çevrede kalan Sennashi üyeleri Shigure’nin mühürlerini fark edip ona doğru ilerlemeye hazırlanıyor. Kinzaru’nun elleri seni korumak için yakınında bekliyor, Sairen’in dev gövdesi düşmanların ana yolunu kapatıyor. Tam o sırada yan binanın çatısına ağır bir iniş sesi geliyor. Başını çevirdiğinde Masato’yu görüyorsun. Kagemaru yakınında görünmüyor. Masato kaburgalarını bir eliyle tutuyor, her nefeste yüzü acıyla geriliyor. Dizleri titremesine rağmen doğruluyor ve Byakugan’ını yeniden açıyor. Ondan beklenmeyecek kadar öfkeli, kaba ve kararlı bir ifadeyle Mawado’ya bakıyor. Ağzından beklenmedik bir söz çıkıyor. "Kaçanı siksinler."
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Adamın elini anlık bir hızda boğazında hissetti. Bununla birlikte nefesinin kesilmesi bir oldu. İstese boynunu bir hamlede kırabilecek güçteydi ancak sanki genç kızın can çekişmesinden keyif alıyor gibi süreci uzatıyordu. Ayakları yerden kesilmiş, boğazını kavramış el tarafından sallandırılıyordu. Nefes... Nefes almak istiyordu. Ciğerleri çırpınıyor, öksürmek istiyordu. Elleri istemsizce adamın boğazını kavrayan yumruğuna gitti. Tüm tırnaklarını bastırarak tuttu ancak adam kıpırdamadı bile. Acı kaynaklı gözyaşları gözlerinin kenarında birikirken dişlerini sıktı. Adamın söylediği aşağılayıcı şeyler umurunda bile değildi ancak Takeshi'yi geride bırakma fikri kalbine müthiş bir ıstırap verdi. Onun ölümü Takeshi'nin sonu olacaktı. Elinde olsa ona bir işaret yollar, gelmemesi için yalvarırdı. Görüşü yavaş yavaş siyah noktacıklarla kaplanırken adam yüzünü daha da yüzüne yaklaştırmıştı. Sanki ölürken gözlerinin ışığının gidişini keyifle seyredecekti, tek saniyesini kaçırmadan. Tüm bunlardan sosyopatça bir keyif aldığı barizdi. Arka cebinden bir kunai çıkardığını gördü. Aoi gözlerini kapadı. Bunu seyretmek istemiyordu. Zihninde Takeshi ile havai fişekleri seyrettiği o anı hayal etti yeniden. Gökteki ışıklar parıldadıkça onun yüzünün renklenişini düşündü... Söylediği şarkıyı ve ses tonunun ne kadar güzel olduğunu... Tüm bunların içine sürüklenmiş masum bir çocuktu o yalnızca. Kaderinde annesinin karnından doğduğu andan itibaren acı çekmek vardı. Aoi onun ömrünün bir anını bile güzelleştirebildiyse, onu bir nebze de olsa mutlu edebildiyse mutluydu. Onu Yuukon'un yanında da sevmeye devam edecekti ve yanına gelişini bekleyecekti. Takeshi'nin uzun bir ömrü olmasını, yaşlanıp bir dede olana kadar yaşamasını, sevdiği bir başkasını bulup evlenip yoluna bakmasını istiyordu.

Beklediği kunai darbesi gelmeyince Aoi hafifçe gözlerini araladı. O esnada etraftaki ruhları fark etti. Bu topraklarda can vermiş ve ruhlarını daha yeni teslim etmiş nice shinobiler ortaya çıkmışlardı. Çağrısına gelmişlerdi. Ne yazık ki bir faydası yoktu. Nefes alamadığı için çakrası yetersizdi ve Mawado denen adam ne ruhlardan ne de öte taraftan hiç de etkilenmiş görünmüyordu. Kunaiyi tutup kolunu kaldırdığında Aoi yeniden gözlerini kapatmak istedi ancak üstlerine çöken dev bir gölge ile dikkati dağıldı. Bunu görmesi ile birlikte de binanın çatırdayarak yıkılması bir olmuştu. Düşmeye başladılar. Adam uzaklaşınca boğazındaki eli de gevşedi ve Aoi içine o kadar derin bir nefes çekti ki ciğerleri yandı. Öksürmeye başladı. Kendini yol boyunca yuvarlanmaya hazırlamışken iki yumuşak avuç tarafından kavrandığını hissetti. Gözlerini açıp onu tutanın ne olduğuna baktı. O tanıdık simayı görünce yüzüne bir tebessüm yayıldı. Kinzaru, Hokage'nin maymun dostlarından bir shinobiydi. Onu göğsünde tutuyordu. Sesi, Aoi'ye o güne dek duyduğu en rahatlatıcı ve huzur verici şeymiş gibi geldi. Güvendeydi. Kurtulmuştu. Kurtarılmıştı. "Teşekkür ederim." dedi öksürüklerinin arasında. Boğazı hala sızlıyordu. Başını adamın olduğu yöne çevirdiğinde Kagemaru'yu fark etti. Onun hemen arkasında da Hokage duruyordu. Gözleri o kadar öfkeli bakıyordu ki Aoi onu daha önce hiç böyle gördüğünü hatırlamıyordu. Yüreği müthiş bir güven duygusu ile ısındı. Hokage yardımlarına gelmişti, kurtulmuşlardı.

Mawado daha bir cümle kuramadan Hokage'nin tek yumruğu ile karşı binaya fırlatmıştı. Birkaç bina boyunca da sürüklemişti onu. Hokage öfkeyle bağırıyordu, yıkık dökük binalar sesiyle yankılanıyordu. Aoi yıkılan ve yanan köye bakınca kaç kişinin can verdiğini ve zayiatın ne kadar büyük olduğunu düşündü. Kalbi sızladı. Çok özel bir festival gecesi geçirilmesi ve herkesin mutlu mutlu yatağına gitmesi gereken bu güne kan ve dehşet izi sürülmüştü. Kagemaru'nun görüş alanına geçmesi ile ona baktı. Dilini çıkarıp yüzüyle komik bir ifade yapmıştı. Aoi istemsizce gülümsedi. Masato'nun fırlatıldığı çatıya çıkmasını seyretti Aoi. Yıkıntıların arasından onun bedenini kaldırmıştı. Yüzü kan içerisindeydi. Nefes alıyordu. Hayattaydı. Aoi derin bir soluk verdi. Kagemaru onu alıp daha güvenli bir yere götürürken Kinzaru da genç kızı sağlam kalmış bir çatının üzerine bıraktı. Neyse ki Aoi hala sağlamdı. Kinzaru ondan destek olup olamayacağını sorunca başını salladı. "İyi durumdayım, desteğe hazırım." Hokage'ye bir şey olmasına izin veremezlerdi. Başını savaş alanına çevirdi. Bir açıklık beklemeye başladı. Mawadı ve Hokage bütün güçleriyle çarpışıyorlardı. Hokage bir noktada tüm hırsıyla bağırarak Kuchiyose kullandı ve dumanların arasından Aoi'nin hayatında gördüğü en büyük goril yükseldi. Öyle büyüktü ki Hokage tepesinde minicik kalmıştı. Birlikte öyle bir Katon jutsusu yapmışlardı ki bu hamleden o herif bile kaçamamıştı. Alev topunun ortasında kalarak cayır cayır yanmıştı.

Mawado yerdeydi. Hafifçe kıpırdayarak kendine geldi. Tüm bedeni yanmış olmasına rağmen yüzünde hala o uğursuz gülümsemesi vardı. Titreyen ellerini birleştirdiği anda vücudundaki yaralar kapanmaya ve kendini onarmaya başladı. Kendini iyileştiriyordu. Kendini nasıl bu kadar hızlı iyileştirebilirdi ki? Böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi? "Bu adam... neyin nesi?" Hokage yeniden el mühürlerine başladığında Kinzaru Aoi'ye dönerek Shigure'nin tekniğinin hazırlığının uzun süreceğini, onun dikkatini dağıtması gerektiğini söylemişti. Aoi başını salladı. Mawado kendini iyileştirmeye devam ederken etraftaki diğer Sennashi üyeleri Hokage'ye doğru gelmeye başlamışlardı. O esnada yan binada bir ses duydu. Başını çevirince Masato'yu gördü. Kaburgalarını tutuyordu. Yüzü acı içindeydi. Zar zor ayakta durabilecek durumda olmasına rağmen Byakugan açmıştı. Aoi onu daha önce hiç bu kadar öfkeli gördüğünü ve kaba sözcükler kurarken duyduğunu hatırlamıyordu. "Lütfen kendini zorlama, yaralısın." Aoi'nin sesi titrek çıktı. Masato çoktan kararını vermiş görünüyordu. Aoi'nin kaşları çatıldı. Dikkat dağıtma... Ne yapabilirdi? Aoi el mühürlerini yaptı. İki aşamalı bir plan düşündü. Önce, hedef hazır hareket etmiyorken onu Shizukesa no Kusari ile tutacaktı ve çakra akışını kesecekti. Sonra da yapabilecek enerjisi olursa Fuuton: Kaze no Engetsu ile saldıracak ve verebileceği kadar hasar vermeyi deneyecekti.
Image
🦋
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
C-rank
element
Fuuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Mirai no Me (Geleceğin Gözleri)
Reikon Tsumekomi (Ruh Varlığı Kanalizasyonu)
Fuuton: Kazekiri no Jutsu (Rüzgar Kesme Tekniği)
Fuuton: Kami Oroshi (İlahi Dağ Rüzgarı)
Fuuton: Hikoukaze (Uçan Çekirge Rüzgarı)
Eien no Sasayaki (Sonsuz Fısıltılar)
Shisha no Kage (Ölülerin Gölgesi)
Shisha no Gun (Ölüler Ordusu Çağırma)
Tamashii no Hansha (Ruh Yansıması)
Fuuton: Kuudan (Hava Mermisi)
Shizukesa no Kusari (Sessiz Ruh Zincirleri)
Reikon Tsunagi (Ruhsal Bağlantı)
Mamori no Rei (Koruyucu Ruh Perdesi)
Fuuton: Kaze no Engetsu (Rüzgar Hilal Bıçakları)
Inochi no Ibuki (Yaşam Nefesi Paylaşımı)
Tamashii no Katamiı (Ruh Yadigâr)
Tamashii Kyōmei (Ruh Rezonansı)
Kyōtsū Itami (Paylaşılmış Acı)
Reikon no Tobari: Haha no Idaki (Ruh Perdesi: Ana Kucağı)
Fuuton: Shinkuuha (Vakum Dalgası)

items

Tarot Destesi
Rüzgar Taşıyıcılı Fan
Kurbağa Peluş
3 adet Hyourougan
Kamp Malzemesi Seti
5 adet Kunai
10 adet Shuriken
2 adet Patlayıcı Kağıt
1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
2 adet İp (her biri 10 metre)

resources

ryo
282.935
sp
50
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Ellerini mühürlerde birleştirirken ciğerlerini dolduran nefes boğazındaki ezilmiş dokuyu yakıyor. Çakranı bedeninin dışına saldığın anda görünmez bağlar çatının üzerinden, yıkıntıların arasından ve Mawado’nun ayaklarının dibinden yükseliyor. Ruhsal zincirler önce bileklerine, ardından dirseklerine, omuzlarına ve gövdesine sarılıyor. Birkaçı bacaklarını iki yana çekerek duruşunu bozuyor, en kalın zincir ise göğsündeki chakra akışına baskı yapıyor. Mawado’nun çevresindeki iyileştirici ışık titreyip zayıflarken parmaklarını açık tutuyor, zincirlerin her birini kendi iradenle gergin halde tutmaya çalışıyorsun. Alnından terler süzülüyor. Masato söylediklerine cevap vermiyor. Kaburgalarını tutan elini yavaşça indiriyor, Byakugan’ıyla Mawado’nun bedenini baştan aşağı tarıyor. Mawado kollarını zorlayarak zincirlerden birini gevşetmeye çalışıyor. "Beni bu zincirlerle-" Sözünü tamamlayamadan Masato önünde beliriyor. Mawado’nun yüzündeki gülümseme öfkeyle kasılıyor. "Artık sözümü kesmeyi bırakın lan!" Masato gözlerini doğrudan onun sarı gözlerine dikiyor. İki parmağı Mawado’nun göğsündeki chakra noktalarına aynı anda saplanıyor. "Hakke..." İkinci darbe kaburgalarının altına iniyor. "Ni Shou!" Masato’nun elleri yeniden parlıyor, iki nokta daha kapanıyor. "Yon Shou!" Dört vuruş omuzlarına, karnına ve göğüs kafesine dağılıyor. "Hachi Shou!" Mawado karşılık vermek için başını çevirdiğinde zincirleri bütün gücünle sıkıyorsun. Bir kolunu sana doğru zorladığında Masato diğer yanından saldırıyor, Masato’ya odaklandığında ruhsal bağlar chakra akışını yeniden bastırıyor.

Kendi çakranı yokladığında Kaze no Engetsu için hala bir miktar gücün kaldığını hissediyorsun. Ancak tekniği kullandığın an zincirlerin çözüleceğini ve bilincinin kapanacağını da anlıyorsun. Ayaklarını kırılmış kiremitlerin üzerine daha sağlam basıp kalan bütün enerjini bağlara aktarıyorsun. Masato sekiz chakra noktasına daha keskin vuruşlar indiriyor. "Juroku Shou!" Mawado’nun iyileşme ışığı göğsünün çevresinde kesik kesik yanmaya başlıyor. Gülümsemesi yüzünde kalıyor fakat bakışları ilk kez odaklanmakta zorlanıyor. Masato durmuyor. On altı darbe bir nefes süresinde Mawado’nun gövdesine yayılıyor. "Sanjuuni Shou!" Ardından ayaklarının altında dairesel bir chakra alanı açılıyor. Masato’nun bedeni neredeyse seçilemeyecek kadar hızlanıyor, parmakları Mawado’nun omuzlarından beline kadar uzanan chakra ağını art arda kapatıyor. Vuruşların tok sesleri birbirine karışıyor. Son darbede Masato avucunu Mawado’nun göğsünün tam ortasına yerleştiriyor. "Hakke Rokujuuyon Shou!" Avucundan patlayan chakra Mawado’nun gövdesinden geçerken senin zincirlerin de basınca dayanamayıp parça parça dağılıyor. Mawado çatının üzerinden koparak geriye uçuyor, yıkılmış bir evin ayakta kalan duvarına çarpıp taşların arasına gömülüyor. Masato sana dönüyor. Yüzündeki kanın arasından kısa, yorgun bir gülümseme beliriyor. Ardından Byakugan’ı kapanıyor ve bedeni öne doğru devriliyor. Kagemaru gölgesiyle birlikte çatının üzerine inip Masato’yu yere çarpmadan yakalıyor. "Bu çocuğun inadı ağırlığından fazla." diye homurdanıyor ve onu göğsüne bastırarak güvenli hatta doğru sıçrıyor.

Enkazın içinden boğuk bir kahkaha yükseliyor. Mawado taşları üzerinden iterek doğrulurken kapanan chakra noktalarının çevresinde beyaz ışık damarları dolaşıyor. Hareketleri ağırlaşmış, nefesi düzensizleşmiş durumda, yine de yüzündeki alaycı keyif kaybolmuyor. "Hyuuga piçlerini hafife alma demişlerdi... Siklememiştim..." Göğsünü tutup kanlı bir öksürüğün ardından yeniden gülüyor. "Ama böyle bir kombinasyonu çözmenizi beklemiyordum ha, veletler!" Tam o sırada yerin dört ayrı noktasından kalın taş duvarlar yükseliyor. Mawado’nun önünde, arkasında ve iki yanında kapanan duvarların her birine kocaman siyah mühürler işlenmiş. Bulunduğun yerden ikisini okuyabiliyorsun: birinin merkezinde bağ, diğerinde cennet kanjisi parlıyor. Shigure, Sairen’in başında son mührünü tamamlayıp avuçlarını birbirine bastırıyor. "Fuuinjutsu: Tenchi Ketsugou no Kekkai!" Duvarların üst kısımlarından uzanan ışıklı mühür şeritleri gökyüzünde birleşiyor, tabanlarından çıkan çizgiler ise toprağın içine kök salıyor. Cennet ile yeryüzünü birbirine bağlayan mühür alanı, Mawado’nun kaçabileceği bütün yönleri kapatmaya başlıyor. Mawado kaplan mührünü yapıp başını yana eğiyor. "Gaku, beni duyuyor musun?! Hokage'den kurtulmam uzun sürecek, çocuğu bul ve getir, getiremezsen de arbede yarat!" Kinzaru bu sözleri duyduğu anda başını sana çeviriyor. "Aoi, ekibine haber ver. Başkasıyla harekete geçecek. Shindou çocuğa ulaşmasına izin vermemeliyiz. Tüm elit jouninler durumdan haberdar ve muhtemelen peşinden gidiyorlar. Siz de gidin, burada beklemeyin." Bakışlarını Kagemaru’nun uzaklaştığı yöne çeviriyor. "Kagemaru Masato ile ilgilenir. Merak etme, bir şey olmaz ona."

Hareket etmek üzereyken son kez arkana bakıyorsun. Dört mühür duvarı birbirine yaklaşırken aralarındaki açıklık giderek daralıyor. Mawado kaçmaya çalışıyor, ancak kapatılan chakra noktaları ışığa dönüşmesini geciktiriyor. Duvarlar tamamen birleştiği anda içlerinden göğe uzanan yoğun bir ışık sütunu yükseliyor. Mawado’nun çığlığı mühürlerin içinden boğuk biçimde duyulurken Shigure iki elini sıkıca bir arada tutuyor, alnındaki damarlar, tekniğin ona bindirdiği ağır yükü gösteriyor. Emir üzerine çatılardan uzaklaşıyor, Takeshi’nin bulunduğu meydana ulaşabilecek en hızlı rotayı zihninde kurmaya çalışıyorsun. Gaku’nun kim olduğu, Hitomi’yi neden istedikleri, yeşil saçlı adamın hangi yoldan ilerlediği ve Kurohina’nın verdiği isimler düşüncelerinde birbirine giriyor. Kaede’ye haber vermenin bir yolunu bulmalı, Takeshi’ye ulaşmalı ve peşine takılacak Sennashi grubunu önceden görmelisin. Dikkatin bu olasılıklara kaydığı anda karşıdan gelen kızıl bir gölgeyi son anda fark ediyorsun. Kunaini çekip havada karşıladığın tantodan kıvılcımlar sıçrıyor. Çarpışmanın gücü ikinizi farklı çatılara savuruyor.

Kızıla çalan saçları ve gözlerini tamamen kapatan maskesiyle Takasugi, bir binanın kenarına hafifçe konuyor. Başını neşeyle yana yatırıp sana el sallıyor. "Hanfendiiii~" Yakındaki patlamaların aydınlattığı gökyüzüne bakıp doğruluyor. "Hava çok güzel değil mi? Aslında imkan olacak, jakuzi eşliğinde kruvaze konyak falan..." Bir an söylediklerini kendi zihninde tartıyor, ardından omuz silkerek sana dönüyor. "Üzgünüm ama seninle savaşmam gerekiyor. Üstlerim hayalet karı kanlı çocuğun yanına gitmesin dedi. Ben de dedim ki siz bir hanımefendiye ne hadle karı gibi köylü ağzı bir hitapta bulunabilirsiniz ya? Ama yine de üstlerim sonuçta, zaten bu hayatta insan sarrafı olmak hiçbir şeye yaramıyor biliyor musun. Ya kafam çok dağılıyor, hadi gel." Parmaklarının arasındaki üç shurikeni sana doğru savuruyor. Silahlar havada dönerken elini tek bir mühre getiriyor. "Shuriken Kage Bunshin!!" Üç metal parçasının çevresinde beyaz dumanlar patlıyor ve üzerinize gelen shurikenlerin sayısı on ikiye çıkıyor. Takasugi diğer elini tantosunun sapına götürüyor, yeni bir mühür dizisine başladığını fark ediyorsun. Önündeki ilk shuriken dalgasını atlatıp hemen karşılık veremezsen, hazırladığı ikinci hamleyi durdurmak çok daha zor olacak.

Takasugi
► Show Spoiler
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Ruh zincirleri ile Mawado'yu bağlamayı başarmıştı ancak planının ikinci aşamasını gerçekleştiremeyeceğini hissetti. Hem zincirlere odaklanıp hem Fuuton bıçakları oluşturmasının bir yolu yoktu. Çakrası tükeniyordu ve bilincini yitirecekti. Zincirleri şimdilik onu tutuyordu ve çakra akışını kesintiye uğratarak onu iyileştiren ışıkların sönmesini sağlamıştı. Boncuk boncuk terler alnından süzülüp dağılmış saçlarını yüzüne yapıştırırken kendini zorlukla zincirlerine asılmaya odakladı. Bakışları Masato'ya kaydı. Byakugan ile adamı incelemişti bir süre. Sonra da kendini onun önüne atarak tek tek çakra noktalarına darbeler indirmeye başladı. O kadar ağır yara almasına rağmen hala Hyuuga zarafeti ile savaşabiliyordu. Aoi de zincirlerine daha sıkı tutundu. Adam karşılık vermek için hareket ettiğinde onu kısıtlamak için diğer tarafa çekti. Böylece Masato'ya daha rahat darbe indirebilmesi için alan açmaya çalıştı. Masato o kadar hızlı hareket ediyor ve birbiri ardına darbeler indiriyordu ki Mawado odaklanmakta zorlanmaya başlamıştı. Elbette onu etkisiz hale getirmek için yeterli değildi ancak istedikleri gibi dikkatini dağıtabilmişlerdi. Masato son hamlesini yaptığında Aoi'nin zincirleri daha fazla dayanamayarak parçalandı. Darbenin etkisi ile adam çatıdan geriye doğru bir yıkıntının ortasına fırlamıştı. Aoi nefesini ve çakrasını toparlamaya çalışırken Masato ile göz göze geldiler. Gülümsedi. Aoi de ona gülümsedi. Masato'nun bilinci kapanıp gövdesi öne düşerken Kagemaru onu hemen kollarına alarak götürdü.

Taş yığının içinden yine o uğursuz kahkaha yükseldi. Fazlasıyla yıpranmış olmasına rağmen hala kendini iyileştirebiliyordu. Yüzündeki o gülümseme ise silinecek gibi değildi. Kanlı kanlı öksürüyordu. Aoi başardıkları işten gurur duydu. Her şeye rağmen, onu durdurabilmişlerdi. Masato olmasa yapamazdı. Yerden yükselen dört ateş duvarı adamı kıskıvrak ortasına alırken zihninden bunlar geçiyordu. Hokage jutsusunu bitirmişti. Ateş duvarlarının üzerinde bazı kanjiler parıldıyordu. Bağ ve Cennet. Gökten ışıklı mühürler tabandan da kökler çıkıyordu. Sanki cennet uzanıp bir iblisi yok etmeye gelmiş gibi görkemli bir sahneydi. Mawado içine hapsolmuş, kaçamamıştı. Adamın bir mühür yapıp Gaku ismindeki birisine emir verdiğini işitti. Takeshi'yi almasını söylemişti. Takeshi! Ona ulaşmalarına izin veremezdi! Yüreği korkuyla çırpınırken Kinzaru aynı saniyede ona döndü. Tüm elit jouninlerin haberi olduğunu, onun da gidip kendi ekibine haber vermesini emretti. Aoi hemen başını olumlu anlamda salladı. Son bir kez arkasına baktı. Duvarlar birleşmiş, içindeki adamı sıkıştırmıştı. Göğe uzanan göz kamaştırıcı bir ışık bulutu ile kaplanmıştı. Mawado'nun alaycı sesinin acı dolu bir çığlığa dönüştüğünü işitti. Bakışları Hokage'ye kaydığında yaptığı jutsunun onu ne kadar zorladığını fark etti. Bu nasıl bir adamsa Hokage en güçlü tekniklerinden birini kullanmış olmalıydı.

Çatılardan atlayarak Takeshi'nin gitmiş olabileceği bölgeyi hesaplamaya çalıştı. Nerede olduğunu bilmemesi bir yandan iyi olmuştu. Ağzından laf almaları imkansızdı. Öte yandan, onu yem gibi kullanmalarını istemiyordu. Hem kendini hem Takeshi'yi korumalıydı. Emirler ona meydana gitmesini söylemişti, o civarda olmalıydı. Kaede'yi bulup ona kendini duyurabilirse diğerlerine de ulaşabilirdi. Başka bir Sennashi grubu onlara doğru geliyordu ve bu Gaku denen adam da kuvvetli birisi olsa gerekti. Zihni bu planlarla meşgulken tanıdık bir kızıl saç dikkatini dağıttı. Refleksle kunaisini çektiğinde aynı sahne yine yaşandı. Takasugi denen kişi ayılmıştı ve şimdi onu durdurmaya çalışıyordu. Takeshi'ye ulaşmasına engel olmaya çalışıyorlardı. Çocuğun neşesi ve ağzındaki uygunsuz nezaketi sinir bozucuydu ancak yine de Aoi'ye hüzün veriyordu. Uzumaki'lerin bile isteye kendi klanlarını günah keçisi yapmaya izin vermelerini, adlarını kirletmelerini üzücü buluyordu. Üzerine doğru fırlattığı üç shurikeni dört katına çıkartmasını izledi. "Saçlarının rengi... çok güzel." Aoi ne dediğine kendisi de şaşırdı. Odaklanmalıydı! Uzumaki'lerin çakrası yüksek oluyordu, şu anda onunla mücadele edemeyebilirdi. Bir şekilde başından savıp uzaklaşmalıydı. Üstelik çocuk durmadan yeni bir mühür dizisine başlamıştı. Aoi el mühürlerine başladı. Fuuton: Kami Oroshi ile üzerine gelmekte olan shirukenleri de, adamı da rüzgarın gücüyle savurup fırlatmayı deneyecekti. "Neden klanınızı ilk fırsatta taşın altında bırakacak bir örgüte yardım ettiğinizi anlamıyorum." Adamın rüzgarda savrulan kızıl saçlarına takıldı gözleri. "Akuro... onurlu bir savaşçıydı. Keşke..." Başını sallayarak kendini toparladı. "Neyse. Gitmem gerekiyor. Peşimi bırak!" Fuuton ile bir patlayıcı kağıdı çocuğa gönderecekti ve onu girdabının içinde patlatacaktı. Sonra da hiç beklemeden yoluna devam edecekti. Oyalanacak vakti yoktu!
Image
🦋
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
C-rank
element
Fuuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Mirai no Me (Geleceğin Gözleri)
Reikon Tsumekomi (Ruh Varlığı Kanalizasyonu)
Fuuton: Kazekiri no Jutsu (Rüzgar Kesme Tekniği)
Fuuton: Kami Oroshi (İlahi Dağ Rüzgarı)
Fuuton: Hikoukaze (Uçan Çekirge Rüzgarı)
Eien no Sasayaki (Sonsuz Fısıltılar)
Shisha no Kage (Ölülerin Gölgesi)
Shisha no Gun (Ölüler Ordusu Çağırma)
Tamashii no Hansha (Ruh Yansıması)
Fuuton: Kuudan (Hava Mermisi)
Shizukesa no Kusari (Sessiz Ruh Zincirleri)
Reikon Tsunagi (Ruhsal Bağlantı)
Mamori no Rei (Koruyucu Ruh Perdesi)
Fuuton: Kaze no Engetsu (Rüzgar Hilal Bıçakları)
Inochi no Ibuki (Yaşam Nefesi Paylaşımı)
Tamashii no Katamiı (Ruh Yadigâr)
Tamashii Kyōmei (Ruh Rezonansı)
Kyōtsū Itami (Paylaşılmış Acı)
Reikon no Tobari: Haha no Idaki (Ruh Perdesi: Ana Kucağı)
Fuuton: Shinkuuha (Vakum Dalgası)

items

Tarot Destesi
Rüzgar Taşıyıcılı Fan
Kurbağa Peluş
3 adet Hyourougan
Kamp Malzemesi Seti
5 adet Kunai
10 adet Shuriken
2 adet Patlayıcı Kağıt
1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
2 adet İp (her biri 10 metre)

resources

ryo
282.935
sp
50
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Takasugi, saçlarına yönelttiğin beklenmedik iltifatın ardından mühür dizisini yarıda kesecek kadar afallıyor. "N-ne?" Maskesi yüzünü bütünüyle kapatsa da kulaklarının ve boynunun kızardığını açıkça görebiliyorsun. Tantosunu tutan eli bir an gevşiyor, kızıl saçları gece rüzgarında yüzünün çevresinde savrulurken sesi şaşkın bir utangaçlığa bürünüyor. "Saçlarım... gerçekten güzel mi?" Başını hafifçe öne eğiyor ve maskenin altında gülümsediği sesinden belli oluyor. "Şey, ben teşekkür ederim, yani beklemiyordum ama... beni mutlu ett-" Sözünü tamamlayamadan çevrende toplanan Fuuton chakrasının gücünü fark ediyor. Kami Oroshi’nin yükselen akımı çatının üzerindeki külü, kırık kiremitleri ve çoğaltılmış shurikenleri bir anda havaya kaldırıyor. Takasugi’nin bedeni de girdabın kenarına kapılacakken ayaklarının altında chakra parlıyor, bulunduğu yerden sıyrılıp yan binanın çatısına geçiyor. On iki shuriken, rüzgarın içinde yönlerini kaybederek birbirlerine çarpıyor ve çatılara dağılırken Takasugi kollarını iki yana açıp sitemle bağırıyor. "Ya niye Fuuton mesela? Katon kullanıcısı falan olsan en azından panikleyip belki Katon tekniği yapardın, sonra da doğal olarak shurikenleri durdurmazdı, sen de aaa doğru Katon ne alaka derken shurikenler isabet ederdi yani!" Sennashi’nin Uzumakileri ilk fırsatta yüzüstü bırakacağına dair sözlerini duyunca omuz silkiyor. "Yoo yok ki öyle bir şey. Yanlışın var, araştırmanı öneririm." Akuro’nun adı geçtiğinde ise tavrı bir anda değişiyor. Omuzları düşüyor, maskesinin koyu camının ardında bakışlarını seçemesen de bütün dikkati sana yöneliyor. "Ne? Sen... Akuro abiyi tanıyor muydun?" Fuuton akımının içine bıraktığın patlayıcı kağıt tam ona ulaşırken Takasugi hızla el mühürleri yapıyor. Patlama çatıyı sarsıyor, fakat duman dağıldığında yerde parçalanmış bir kütük görüyorsun. Kawarimi ona birkaç saniye kazandırıyor, sana ise aradaki mesafeyi açacak kadar zaman bırakıyor.

Çatılar boyunca hızla ilerlerken Takasugi’nin sesi arkandan geliyor. "YA Bİ DAKKA YA!" O da peşine düşüyor, ancak Kawarimi yüzünden birkaç bina geride kalmış durumda. "Akuro abiyi Takeshi denen çocuk yenmişti. Ölürken sen de orada mıydın? Gördün mü nasıl öldüğünü?" Hızını kesmediğinde sesi daha da yükseliyor. "Ya şu an savaşmıyorum farkındaysan, cidden merak ettiğim bir şey bu! İki dakika durabilir miyiz?!" Ardından arkanızdan kiremitlerin kırıldığı, bir bedenin çatının üzerine sertçe yuvarlandığı gürültü geliyor. Takasugi’nin söylenmeleri birkaç saniyeliğine kesiliyor. Sen meydan yönüne doğru ilerlemeye devam ederken uzaktan tekrar bağırıyor. "AYAĞIM TAKILDI AMA!" Tam o anda gecenin bütün gürültüsünü yaran bir çığlık duyuyorsun. Sesin sahibini düşünmene gerek kalmıyor. Takeshi’nin acı içinde çıkan haykırışı, göğsünün ortasına saplanan bir bıçak gibi yönünü anında değiştiriyor. Sesin geldiği tarafa doğru depar atıyor, iki çatı arasındaki geniş boşluğu rüzgar desteğiyle aşıp festival meydanına iniyorsun. İnsanlar devrilmiş tezgahların, yanmakta olan fenerlerin ve parçalanmış süslemelerin arasında kaçışıyor. Meydanın ortasında Takeshi dizlerinin üzerine çökmüş, iki koluyla karnını kavramış halde kıvranıyor. Yüzündeki damarlar belirginleşmiş, dişleri birbirine kenetlenmiş, nefesi boğazından parçalanarak çıkıyor. Yanına indiğinde omuzları şiddetli bir kasılmayla sarsılıyor. Arkana döndüğünde uzun yeşil saçlı, hilal desenli maskesi çatlamış adamı görüyorsun. Takasugi de birkaç saniye sonra yanınıza ulaşıp onun yakınına iniyor. "Gaku abi, ne yapıyoruz?" Böylece Mawado’nun çağrısındaki ismin sahibinin karşınızdaki adam olduğu kesinleşiyor. Gaku’nun sesi savaş alanındaki kaosa rağmen son derece sakin çıkıyor. "Takasugi, çekilebilirsin. Gerisini ben hallederim." Takasugi kollarını açıyor. "Abi futbol maçında yedeklere atar gibi ayıp olmuyor mu-" Gaku başını bile çevirmiyor. "Şu an ayak bağı olmaktan daha fazlasını yapamayacağını ikimiz de biliyoruz." Takasugi’nin sesi bu kez daha düşük ve ciddi geliyor. "Abi, kırıcı oluyorsun yalnız." Gaku maskesinin çatlamış kenarını iki parmağıyla düzeltiyor. "Bir de bez bağlayıp sırtını mı sıvazlayayım? Çek git, takım arkadaşlarını kontrol et." Takasugi’nin neşeli tavrı bir anda çekiliyor. Maskesinin ardında yüzü görünmese de duruşundaki katılık, emir karşısında içinde bir şeylerin kapandığını hissettiriyor. Hiç cevap vermeden sıçrayıp meydandan ayrılıyor.

Gaku yavaşça Takeshi’ye dönüyor. "Şimdi, yapmamız gerekeni yapalım." Takeshi’nin sancısı hafifler gibi olduğunda adam parmaklarını tek bir mühürde birleştiriyor. Takeshi’nin bedeni yeniden kasılıyor, parmakları karnındaki giysiyi parçalayacak kadar sıkılıyor. Gaku onu seyrederken sesinde tiksintiyle karışık bir haz beliriyor. "Annenin ve babanın ölümünü tekrar deneyimlemeyi çok isterdim. O dönemde çocuk sayılırdım ama tanıklık edebilmiştim. Kirli, pis bir klansınız. Ama güçlüsünüz. Bu kadar güçlü bir klanın mensuplarının af dileyerek, yalvararak ölüşünü izlemek ne kadar zevk vermişti anlatamam." Takeshi başını kaldırıyor, gözleri acıdan ve öfkeden kanlanmış durumda. "OROSPU ÇOCUĞU!" diye haykırıyor. Aynı anda meydanın karşı tarafından dev bir shuriken dönerek Gaku’ya geliyor. Gaku silah kendisine ulaşmadan yer değiştirip birkaç metre yana sıçrıyor. Önüne iki gölge iniyor. Shimura Toshifumi shurikeninin bağlı olduğu teli geri çekerken Shimura Yamiaki doğrudan sana dönüyor. Her zamanki nazik, rahat ifadesi yüzünde duruyor, fakat gözlerinde ölümcül bir dikkat var. "Küçük hanım, Takeshi’yi koruyunuz lütfen. İzin verirseniz baba oğul biraz eğlenmeye ihtiyacımız var." Toshifumi bakışlarını Gaku’dan ayırmadan kısa bir uyarıda bulunuyor. "Odaklan." Ardından başını sana çeviriyor. "Sana güveniyorum." Gaku maskesini eliyle düzeltiyor, kırıkların arasından yanağının ve tek gözünün bir bölümü seçiliyor. "Shimura klanı geldiğine göre Konoha’nın Kök’ünü kurutma vakti de geldi demektir." Yamiaki’nin bedeni bir anda gözden kayboluyor. Gaku arkasına dönmeye fırsat bulamadan hemen dibinde beliriyor. Yamiaki’nin yüzündeki sevecen ifade ilk kez bütünüyle silinmiş durumda. "Karımın emanetini sizin gibi ırz düşmanı piçlere mi bırakacağımı sandın?" Yumruğu Gaku’nun yüzüne yandan çarpıyor. Darbenin şiddeti maskeyi daha da parçalıyor ve Gaku’yu meydanın taş köprüsüne doğru uçuruyor. Gaku köprünün korkuluğunu kırıp zeminde birkaç metre sürüklendikten sonra hızla ayağa kalkıyor. Maskesinin büyük bölümü dökülmüş, yüzünün neredeyse tamamı görünür hale gelmiş. O sersemlediği kısa sürede Takeshi’nin kasılmaları hafifliyor. Gaku her toparlandığında parmaklarını mühürde birleştiriyor ve mühür Takeshi’nin bedenini tekrar pençesine alıyor. Toshifumi bu bağlantıyı dikkatle izliyor. "Yani bunu yapabilen tek kişi Akuro değilmiş. Kendi aralarında paylaşabildikleri bir mühür." Gözleri Gaku’nun elleriyle Takeshi’nin karnındaki chakra hareketi arasında gidip geliyor. "Hayatımda ilk defa böyle bir teknik görüyorum. Uygulayan kişi öldüğü zaman bu mührün de yok olması, ya da en azından tekniği uygulayacak kimse kalmadığı için bir anlamı kalmaması gerekirdi." Gaku’yu bir kez daha süzüyor. "Bu adamın Uzumaki olduğunu da sanmıyorum." Son sözün ardından Toshifumi öne atılıyor. Tellerle yönlendirdiği shurikenler Gaku’nun çevresini sararken Yamiaki yakın dövüşe giriyor. Gaku Suiton akımlarıyla ikisini ayırmaya çalışıyor, Yamiaki suyun içinden geçecek açıları buluyor, Toshifumi ise her kaçış noktasını silahlarla kapatıyor. Meydanda üçü arasında başlayan çatışma, taşları yerinden söken darbelerle giderek sertleşiyor.

Takeshi’nin elleri kollarına kapanıyor. Tutuşu güçlü görünmeye çalışsa da parmaklarının titrediğini hissediyorsun. Başını kaldırıp gözlerini seninkilere sabitliyor. "Dönüşmeden önce hissettiğim her şeyi şu anda da hissediyorum. Aoi, bana bak." Bakışlarında acının altında keskin bir bilinç var. Söyleyeceği şeyi kendi iradesiyle seçtiği anlaşılıyor. "Sakın... ama sakın... beni öldürme konusunda tereddüt etme." Nefesini güçlükle toparlıyor. "Gerekirse..." Gaku, Yamiaki’nin saldırısından sıyrıldığı bir anlık boşlukta mührü tekrar zorluyor. Takeshi’nin cümlesi çığlığa dönüşüyor, bedeni kollarının arasında öne doğru bükülüyor. Çevrendeki tehditler aynı anda biçimleniyor. Gaku’nun mühür üzerindeki kontrolünü bozmak için ona saldırabilirsin, fakat Yamiaki ve Toshifumi’nin dövüş düzenine yanlış anda girmek ikisinin de hamlesini sekteye uğratabilir. Takeshi’nin bedenine odaklanıp mührün chakra dolaşımını bastırmanın yollarını düşünebilirsin, belki yakınlarda bu konuda yardım edebilecek birileri de vardır, fakat mührün yapısını tanımıyorsun ve yanlış müdahale sancıyı ağırlaştırabilir. Meydanın diğer ucunda Gaku’nun kırılan maskesinden görünen yüzü kısa aralıklarla sana dönüyor, onun Takeshi’yi acıyla zayıflatırken seni de bir karara zorladığını fark ediyorsun. Tam o anda zihninin içinde tanıdık bir ses beliriyor. Kaede’nin sesi aceleci, soluksuz ve savaşın başka bir cephesinden ulaşıyor. "Aoi! Ne durumdasın? Bir ihtiyaç var mı?"

Gaku
► Show Spoiler
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure

Aoi'nin ne Fuuton saldırısı ne de patlayıcı kağıdı Uzumaki üzerinde etkili olmuştu ancak nedense saçlarına yaptığı istemsiz övgü karşısında epey şaşırmıştı. Hatta hoşuna bile gitmişti. Verdiği insani tepki, Aoi'yi bile şaşırttı. Sennashi üyelerinin daha... gaddar kimselerden oluştuğunu izlenimindeydi. Bu çocuk gibi sempatik kimselerin onların arasında barınabilmesi garipti. Belki de yalnızca güçlü olduğu için ondan yararlanıyorlardı. Çocuk Akuro'nun ismini duyduğu anda bütün tavırları değişmişti. Çok daha ciddileşmişti. Ondan "Akuro abi" olarak bahsetmesi, yakın oldukları izlenimini uyandırmıştı. Aoi'nin onunla oturup sohbet edecek vakti yoktu, bu yüzden hızla çatılardan uçarak meydana doğru ilerlemeye başladı. Onu takip eden Takasugi, Akuro hakkında sorular soruyor, nasıl öldüğünü bilmek istiyordu. "Öldükten sonra da konuştuk biz onunla! Yureikumo'yum ya ben hani!" Onu daha da merakta bırakmak Aoi'nin içinde muzip bir duygu uyandırmıştı. "Vaktim yok! Git peşimden!" Çocuk hala ondan cevap almaya çalışıyor, arkasından bağırıyordu. "Yapma. Beni düşmanıma sempati duyacak kıvama getirme!" Onun Akuro'yu merak etmesi Aoi'nin içinde merhamet uyanmasına sebep oluyordu ve Aoi bu duygudan hiç de hoşlanmamıştı.

Duyduğu tanıdık çığlık sesiyle yüreği yerinden hopladı. Takeshi'nin haykırışları meydandan geliyordu. Hızla yönünü ona çevirdi. Festival alanına kendini atması resmen rüzgar hızında olmuştu. Takeshi meydanın ortasında, elleriyle karnını tutmuş ve dizlerinin üzerine çökmüştü. Karşısında da o yeşil saçlı adam duruyordu. "TAKESHI!" Bu sahneyi biliyordu. Korktuğu başına gelmişti. Takeshi'nin mührünü uyandırıyorlardı. Her ne planlıyorlarsa, ona çoktan başlamışlardı. Takasugi arkasından yeşil saçlı adamın yanına inip ne yapacaklarını sorduğunda Gaku denen adamın gerçekten de bu kişi olduğunu öğrendi. Ne yapacaklarını konuşuyorlardı. Gaku bundan sonrasını kendisinin ele alacağını söyleyerek Uzumaki'ye birtakım laflar etmişti. Çocuk bozulmuş gibiydi. Sıçrayarak meydandan yok oldu. O gittikten sonra Gaku, Takeshi'nin mührünü uyandırmaya devam ederken ona çok gaddarca laflar etmişti. Ailesinden, öldürüşlerinden saygısızca konuşmuştu. "İBLİS!" O esnada devasa bir shuriken Gaku'nun üzerine geldi. Aoi başını çevirdiğine Shimura baba oğulun yardımlarına yetiştiğini gördü. Gözleri rahatlama ile gevşedi. Ondan Takeshi'yi korumasını istediler. Toshifumi ona güvendiğini söylediğinde Aoi başını kararlı bir şekilde salladı. Onlara istedikleri şeyi vermeyecekti. Takeshi'yi koruyabilirdi.

Gaku, onların Kök olduğunu bildiğini ima eden bir şekilde laf sokmuştu ikisine. Yamiaki yüzüne öyle bir yumruk yapıştırmıştı ki Aoi'nin içinin yağları eridi. Yine de adam her kendine geldiğine mührü yapıyor ve Takeshi'ye acı çektiriyordu. Tenchi Köprüsü'nde yaşananların birebir aynısı tekrarlanmak üzereydi. Toshifumi daha önce hiç böyle bir mühür görmediğini, yapanların değişebildiğini söyleyince Aoi kaşlarını çattı. "Mührü uyandırıyorlar. Takeshi'yi önce kaçırıp götürmeleri gereken yere de götürebilirlerdi. Ama önce mührü uyandırıyorlar... Ne planlıyorlar?" Bunun cevabını bir süre öğrenmesinin bir yolu yoktu. Belki tekrar Akuro'nun ruhuna sormayı deneyebilirlerdi. Shimura'lar Gaku ile uğraşırken Aoi dikkatini hayatının savaşını veren Takeshi'ye çevirdi. Mührün uyandığını hissediyordu. Bir şey olursa onu öldürmesini söyleyince Aoi hemen onun yanına çöktü. Elleriyle yanaklarını tuttu. "Hayır, hayır, hayır, hayır... Olmaz!" Ona nasıl yardım edebilirdi? Gaku'nun dikkatini dağıtmanın veya Takeshi'nin sancılarını azaltmanın bir yolu var mıydı? Mührün ne olduğunu bile bilmiyordu. Nasıl çalıştığını da. Uzumaki'ler için bile komplike bir mühür olabilirdi bu. Mührü yapan kişi yok olmadıkça da orada kalacağını düşünüyordu ki o şahsı bulmaları mümkün bile olmayabilirdi. Aoi o esnada zihninde Kaede'nin sesini duydu. Yardıma ihtiyaç duyup duymadığını soruyordu. "Takeshi'nin mührünü uyandırıyorlar! Amaçları onu ele geçirmek. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Ona nasıl yardım edebilirim?" O anda aklına bir fikir geldi. Gözleri büyüdü. Bakışları Takeshi ve Gaku etrafında gidip geldi. "Ruh..." İşe yarayabilir miydi? "Takeshi... Bir şey deneyeceğim. İşe yararsa beni daha sonra azarlarsın, olur mu?" El mühürlerini yaptı. "Reikon Tsunagi." Kendi ruhunu, Takeshi ve Gaku'nun ruhlarına bağlayarak üçlü bir rezonans kuracaktı. Böylece herkes birbirinin çakra havuzuna erişim sağlayacaktı ancak Gaku da kendisi de Takeshi'nin mühür açılırken çektiği acının birebir aynısını hissedeceklerdi. Bunun onu biraz da olsa şaşırtmasını umuyordu. Dikkat dağınıklığı da işlerine yarayabilirdi.
Image
🦋
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
C-rank
element
Fuuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Mirai no Me (Geleceğin Gözleri)
Reikon Tsumekomi (Ruh Varlığı Kanalizasyonu)
Fuuton: Kazekiri no Jutsu (Rüzgar Kesme Tekniği)
Fuuton: Kami Oroshi (İlahi Dağ Rüzgarı)
Fuuton: Hikoukaze (Uçan Çekirge Rüzgarı)
Eien no Sasayaki (Sonsuz Fısıltılar)
Shisha no Kage (Ölülerin Gölgesi)
Shisha no Gun (Ölüler Ordusu Çağırma)
Tamashii no Hansha (Ruh Yansıması)
Fuuton: Kuudan (Hava Mermisi)
Shizukesa no Kusari (Sessiz Ruh Zincirleri)
Reikon Tsunagi (Ruhsal Bağlantı)
Mamori no Rei (Koruyucu Ruh Perdesi)
Fuuton: Kaze no Engetsu (Rüzgar Hilal Bıçakları)
Inochi no Ibuki (Yaşam Nefesi Paylaşımı)
Tamashii no Katamiı (Ruh Yadigâr)
Tamashii Kyōmei (Ruh Rezonansı)
Kyōtsū Itami (Paylaşılmış Acı)
Reikon no Tobari: Haha no Idaki (Ruh Perdesi: Ana Kucağı)
Fuuton: Shinkuuha (Vakum Dalgası)

items

Tarot Destesi
Rüzgar Taşıyıcılı Fan
Kurbağa Peluş
3 adet Hyourougan
Kamp Malzemesi Seti
5 adet Kunai
10 adet Shuriken
2 adet Patlayıcı Kağıt
1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
2 adet İp (her biri 10 metre)

resources

ryo
282.935
sp
50
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Reikon Tsunagi tamamlandığı anda çevrendeki dünya bir anlığına üç ayrı kalbin ritmiyle atmaya başlıyor. Kendi ruhunun merkezinden uzanan soluk bağlar önce Takeshi’ye, ardından Gaku’ya ulaşıyor, görünür değiller ama varlıklarını bedeninin her hücresinde hissediyorsun. Takeshi’nin düzensiz nefesi göğsünün içinde yankılanıyor, Gaku’nun soğuk ve denetimli chakra akışı damarlarının kenarına sürtünüyor. Gaku ilk anda ne olduğunu anlayamıyor. Omuzlarının gerildiğini, bakışlarının bir an sana kaydığını görüyorsun, Yamiaki ile Toshifumi’nin arasından hızla sıyrılıp meydanın öbür ucuna çekiliyor. Parmaklarını mührün üzerinde yeniden birleştirdiği anda üç beden aynı sancıyla sarsılıyor. Takeshi karnını kavrayarak yere kapanıyor, Gaku’nun dizleri istemsizce bükülüyor ve senin omurganın içinden kızgın bir demir geçirilmiş gibi bütün kasların kasılıyor. Nefesin boğazında düğümleniyor. Mührün acısı senin ruhuna ulaştıkça çakranın yalnızca kullandığın teknik yüzünden değil, Takeshi’nin ve Gaku’nun akışlarına karıştığı için de hızla azaldığını fark ediyorsun. Üçünüzün havuzları birbirine bağlanmış durumda, Takeshi’nin mührü chakra tüketiyor, Gaku kontrolü sürdürmek için güç harcıyor, sen ise bağı ayakta tutabilmek için kalan enerjini sürekli içeri akıtıyorsun.

Toshifumi, Gaku’nun sendelediği anı yakalayıp el mühürlerine başlıyor. Parmakları son mühre yaklaşmışken Yamiaki kolunu uzatıp oğlunun bileğini yakalıyor. "Dur evlat! Anlaşılan Gaku’ya zarar gelirse Aoi’ye de zarar gelecek." Toshifumi’nin bakışları hızla Gaku’dan sana kayıyor, bağlantının chakra içindeki izini fark ettiğinde mühürlerini bozup ellerini indiriyor. Takeshi ise sancının ortasında başını kaldırıyor. Dudaklarının kenarında acıyla gerilmiş bir gülümseme belirirken ellerini dizlerine dayayıp yavaşça ayağa kalkıyor. Bacakları titriyor, gözleri Gaku’ya kilitlenmiş durumda. "Anlaşılan hep birlikte öleceğiz, ha, Gaku?" Bir adım atıyor. Bağın içinden yayılan kararlılığı, vücudundaki acıdan daha kuvvetli hissediyorsun. "Ailemin karşısına birlikte çıkmaya hazır mısın?!" Gaku’nun nefesi ilk kez belirgin biçimde hızlanıyor. Geriye doğru yarım adım atarken el mührünü bozuyor, Takeshi’nin sancısı hafiflediğinde kendi bedenindeki ağrı da azalıyor. Sarı gözleri önce Takeshi’ye, sonra sana kayıyor. Ruhsal bağın onu da Takeshi’yle aynı sona sürükleyebileceğini anlaması, yüzündeki sakinliği parça parça söküyor.




Takasugi, yıkılmış çatıların üzerinden öfleyip püfleyerek ilerlerken aniden duruyor. Ayaklarının altındaki kiremitlerden biri yuvarlanıp sokağa düşüyor ama peşinden gitmiyor. Gece boyunca duyduğu patlamalar birkaç saniyeliğine zihninden çekiliyor ve çok daha eski bir ses yerini alıyor. Çocukluğundan kalma, kenarları yıllar içinde aşınmış bir anının içinde küçük Takasugi taş bir zeminde oturuyor. Dizlerinde yaralar, yüzünde kurum ve gözlerinin üzerinde henüz bugünkü maskesi yok. Karşısında duran adamın yüzü gözükmüyor, ışık her seferinde başının üzerinde kırılıyor ve yüzünü beyaz bir boşluğa dönüştürüyor. İnce, zarif sesi odanın içinde huzurlu bir ezgi gibi dolaşıyor. Adam eğilip çocuğun kızıl saçlarını avucuyla okşuyor. "Dünya seni kabul etmeyecek, ama bu seni durdurabilecek bir engel değil, Takasugi. Pes etmene izin veremeyiz, değil mi? Sonuçta sen bu amaç için doğdun. Ve gün gelince bu amaç için can vereceksin. Gözlerindeki kararlılığın ve kalbindeki iradenin peşinden gitmen gerek." El, saçlarının üzerinde birkaç saniye daha kalıyor. "Gitmen gerek." Anı dağıldığında son iki kelime Takasugi’nin zihninde büyüyerek yankılanmaya devam ediyor. Gitmen gerek. Gitmen gerek. Gitmen gerek. Parmakları tantosunun sapına kapanıyor. Başını geldiği yöne çeviriyor ve bir sonraki anda bütün hızıyla meydana dönmeye başlıyor.




Takeshi, Gaku’ya doğru ilerledikçe aranızdaki bağ geriliyor. Onun öfkesi nabzını hızlandırıyor, Gaku’nun korkusu ise karnının içinde soğuk bir ağırlık bırakıyor. Gaku yavaşça geri çekiliyor, her adımında eli mührüne gidiyor ama tekrar acı çekme ihtimali onu duraksatıyor. Takeshi aradaki mesafeyi kapatmak üzereyken kızıl bir gölge gökyüzünden ikinizin arasına düşüyor. Takasugi zemine basmak yerine havada yükseliyor ve boğazından uzun, ham bir çığlık kopuyor. Sırtının iki yanından sarımtırak bir ışık fışkırıyor, ışık saniyeler içinde kalın zincirlere dönüşüp kıvrılarak sana doğru geliyor. Kaçacak kadar zaman bulamadan zincirlerden biri gövdene, diğerleri kollarına ve beline sarılıyor. Bu zincirler seninkiler gibi değil, fiziksel olarak var olduklarına emin olabiliyorsun. Ama nasıl? İlk temasla birlikte çakran içinden çekilip alınmaya başlıyor. Bağların her halkası, ruhsal akışına açılmış küçük bir ağız gibi seni tüketiyor. Reikon Tsunagi’nin Gaku’ya uzanan tarafı titriyor, Takeshi’yle kurduğun bağlantı da zayıflıyor. Gaku gözlerini Takasugi’ye çeviriyor. "Beni düşünme, başlat!" Takasugi bütün zincirleri sırtından çekerek yere doğru indiriyor ve başını kaldırıp haykırıyor. "ŞİMDİ!"

Meydanın çevresindeki çatılarda aynı anda chakra izleri beliriyor. Altı, ardından yedinci bir genç Uzumaki Takeshi’nin çevresinde halka kurarak ortaya çıkıyor. Yaşları birbirine yakın, kızıl saçlarının tonları koyudan turuncuya değişiyor, yüzlerindeki maskeler ve kıyafetler farklı olsa da elleri aynı anda aynı mühre kapanıyor. Takeshi’nin karnındaki mühür, onların chakrasına karşılık verircesine koyu bir ışıkla parlıyor. Bedeni sertçe geriliyor ve boğazından çıkan çığlık meydandaki bütün sesleri bastırıyor. Reikon Tsunagi zayıflamış olmasına rağmen sancının bir kısmı sana ulaşmaya devam ediyor, vücudun komple ağrıyor, dizlerinin bağı çözülüyor. Gaku da omzunu tutup yüzünü buruşturuyor ancak geri çekilmiyor. Uzumakilerin oluşturduğu halka, mühürden yükselen kırmızı chakrayı çekip aynı noktada yoğunlaştırıyor. Birkaç saniye boyunca Takeshi’nin çevresindeki hava bükülüyor, ardından chakra şiddetle patlıyor. Meydanın taşları çatlıyor, tezgah kalıntıları havaya kalkıyor ve halkadaki bütün Uzumakiler farklı yönlere savruluyor. Takasugi’nin zincirleri gevşerken üzerine çöken toz bulutu her şeyi görünmez hale getiriyor.

Toz ağır ağır dağıldığında Takeshi’yi kırmızı chakranın ortasında görüyorsun. Akuro’yu öldürdüğü gün bedeninden taşan o uğursuz güç yeniden açığa çıkmış, chakra derisinin üzerinde kabarcıklar halinde kaynıyor, omuzlarından dumanı andıran kızıl uzantılar yükseliyor. Yüzü hala ona ait fakat gözlerindeki öfke tanıdığın sınırların çok ötesine geçmiş durumda. Gaku, bir an bile oyalanmadan Takasugi’nin yakasına yapışıyor. Takasugi kendine gelmeye çalışırken ikisinin çevresindeki chakra dalgalanıyor ve beraberce meydandan kayboluyorlar. Ruhsal bağlantının Gaku’ya uzanan kısmı bir anda kopuyor. Geriye yalnızca Takeshi’nin bilinciyle, öfkesiyle ve mühürden yükselen yıkıcı baskıyla kurduğun zayıf bağ kalıyor.

Toshifumi hızla Takeshi’nin önüne geçiyor. Ayağını zemine sabitliyor, ellerini savunmaya kaldırırken Yamiaki’ye doğru bağırıyor. "Hemen prosedürü uyguluyoruz! Baba-" Takeshi bir anda yerinden fırlıyor. Kırmızı chakra arkasında uzun bir iz bırakırken Toshifumi’ye doğru öfkeyle koşuyor, aralarındaki mesafe bir kalp atımında kapanıyor. Toshifumi henüz tekniğini tamamlamadı, Yamiaki ise oğluna ulaşamayacak kadar uzakta. Takasugi’nin zincirleri bedeninden çözülmeye başlamış olsa da çakran neredeyse tükenmiş durumda. Reikon Tsunagi’nin Takeshi’ye bağlı kalan ince hattı sana onun saldırı niyetini, kaslarının hareketini ve darbenin ineceği anı hissettiriyor. Önünde yalnızca birkaç saniye var. Takeshi’yi burada durduramazsan ilk hedefi Toshifumi olacak ve ardından... Hayır. Bunu düşünmek bile istemiyorsun.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Aoi, önce Takeshi'nin, hemen ardından da Gaku'nun çakrasını ve ruhlarının akışını kendi bedeninde hissetmeye başladı. Bakışlarını ikisi arasında gezdirdi. Birkaç kalp atışı süresinde Gaku, şaşırmış olmalıydı ki bir kenara çekilip ellerini yeniden mühür jutsusuna getirdi. Bunu yapması ile birlikte Takeshi sancı içinde yere büküldü, Gaku dizlerinin üzerine çöktü ve Aoi içinde şimdiye dek hiç duymadığı müthiş bir acı hissetti. Nefes bile alamayacağı, ağzını açıp çığlık dahi atamayacağı kadar müthiş bir sancıydı. Tüm kaslarında, tüm bedeninde hissediyordu. Demek Takeshi'nin mührünün verdiği ıstırap böyle bir şeydi. O anda bir şey fark etti. Çakrası artması gerekirken azalıyordu. Takeshi'nin mührü her ikisinin de çakralarını tüketiyordu. Aoi bu bağı korumak için tüm gücünü buna odakladı. Gaku da sendelemişti. Toshifumi bunu bir fırsat olarak yakalasa da Yamiaki tarafından Aoi'ye zarar gelebileceği endişesi ile durdurulmuştu. "Beni boşverin!" Yine de Toshifumi mührüne devam etmedi. Takeshi ise acı içinde gözlerini yeşil saçlı adama dikip birlikte öleceklerini, ailesinin karşısına birlikte çıkacaklarını ona fark ettirince Gaku kısa bir tereddüttün ardından mührü kapattı. Sancının azalması ile birlikte Aoi kısa bir oh çekti.

Takeshi, büyük bir kararlılıkla Gaku'ya doğru yürürken Gaku da korkuyla geri çekilmeye başlamıştı. Onun o biraz evvelki gaddar bakışlarının böyle bir korkuya evirilişini görmek tatmin uyandırıcı bir duyguydu. Aoi bunun tadını daha çok çıkarırdı, eğer biraz evvelki Uzumaki hızla geri dönüp aralarına girmeseydi. Aoi daha neye uğradığını anlamadan bütün bedeni ondan çıkan zincirlerle kuşatıldı. Bununla birlikte de çakrasının emilmeye başladığını hissetmesi bir oldu. Reikon Tsunagi zayıflayıp parçalanmaya başlarken Aoi'nin boğazından korku dolu bir haykırış koptu. "HAYIR!" Takasugi'nin emir vermesi ile birlikte bir anda çatılarda çeşitli kızıl başlar görünmeye başladı. Her birinin saçının kızıllığının tonu ayrıydı. En az altı yedi kişi kadardılar. Takeshi'nin çevresinde halka haline gelip aynı anda mühür yapmaları ile birlikte Takeshi yeniden yere kapandı. "YAPMAYIN!" Takeshi öyle vahşi bir çığlık attı ki bütün sesler bastırıldı. Aoi onun acısını hala biraz da olsa kendisinde hissediyordu. Takeshi'nin etrafındaki o tanıdık ve uğursuz kırmızı aura patladığında, etraftaki her şey ve herkes, Uzumakiler de dahil, dört bir yana dağıldı.

Toz dağıldığında Takeshi'yi gördü. Akuro'nun öldüğü günkü gibi, kırmızı bir çakra bedenini kaplıyordu. Gözleri vahşice, ona ait olmayan bir bakışa bürünmüştü. Aoi, gevşemiş zincirlerin arasında hiçbir şey söyleyemeden ona bakakaldı. Başaramamışlardı. Takeshi'nin mührü uyanmıştı. Gaku, Uzumaki olan çocuğu alıp kaçarken Aoi dönüp onlara bakmadı bile. Omuzları başarısızlığın hayal kırıklığı ve gerçeklerin yüzüne çarpması ile çöktü. Toshifumi, Takeshi'nin önüne geçerek onu sakinleştirecek mührü yapmaya başladığında Takeshi öyle hızlı bir şekilde öne atıldı ki onu görmek bile zordu. Babası ona vaktinde yetişemeyecekti. Toshifumi tekniğini daha bitirememişti bile. Aoi'nin çakrası tükenmişti, kendisini zorlarsa bilincini kaybedecekti. Eğer acele etmezse Toshifumi'nin ölmesi bir nefeste olacaktı. ANBU Kök lideri ve onun oğlunun ölmesi köy için büyük bir kayıp olurdu. Yamiaki'nin karısından sonra bir de oğlunun acısı ile hayatını sürdürmesine imkan yoktu. Ancak kendi ölümü o kadar da önemli olmazdı. Arkasından üzülecek kişi sayısı belliydi, onlar da bunu bir şekilde atlatırlardı. Toshifumi'yi kurtarmalıydı. Kendini, Takeshi ona ulaşmadan Toshifumi ile Takeshi'nin arasına atacaktı. Eğer yetişemeyecek gibi olursa kalan birazcık çakrası ile Fuuton kullanacak ve kendini bir çekirge gibi hızla ileri atacaktı. Aoi ölümünün, ona tekniğini tamamlayacak kadar vakit kazandırmasını umuyordu.
Image
🦋
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
C-rank
element
Fuuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Mirai no Me (Geleceğin Gözleri)
Reikon Tsumekomi (Ruh Varlığı Kanalizasyonu)
Fuuton: Kazekiri no Jutsu (Rüzgar Kesme Tekniği)
Fuuton: Kami Oroshi (İlahi Dağ Rüzgarı)
Fuuton: Hikoukaze (Uçan Çekirge Rüzgarı)
Eien no Sasayaki (Sonsuz Fısıltılar)
Shisha no Kage (Ölülerin Gölgesi)
Shisha no Gun (Ölüler Ordusu Çağırma)
Tamashii no Hansha (Ruh Yansıması)
Fuuton: Kuudan (Hava Mermisi)
Shizukesa no Kusari (Sessiz Ruh Zincirleri)
Reikon Tsunagi (Ruhsal Bağlantı)
Mamori no Rei (Koruyucu Ruh Perdesi)
Fuuton: Kaze no Engetsu (Rüzgar Hilal Bıçakları)
Inochi no Ibuki (Yaşam Nefesi Paylaşımı)
Tamashii no Katamiı (Ruh Yadigâr)
Tamashii Kyōmei (Ruh Rezonansı)
Kyōtsū Itami (Paylaşılmış Acı)
Reikon no Tobari: Haha no Idaki (Ruh Perdesi: Ana Kucağı)
Fuuton: Shinkuuha (Vakum Dalgası)

items

Tarot Destesi
Rüzgar Taşıyıcılı Fan
Kurbağa Peluş
3 adet Hyourougan
Kamp Malzemesi Seti
5 adet Kunai
10 adet Shuriken
2 adet Patlayıcı Kağıt
1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
2 adet İp (her biri 10 metre)

resources

ryo
282.935
sp
50
fame
Tanınmıyor
Post Reply