Masato’nun gözlerinin çevresindeki damarlar yeniden belirginleşiyor. Elini bırakmadan sizi batı hattına doğru çekiyor, çatılar arasında ilerlerken bakışları taşların, duvarların ve yeraltındaki chakra katmanlarının içinden geçiyor. Arşiv binasına yaklaştıkça yüzündeki odaklanmış ifade öfkeye dönüşüyor. Bir çatının tepesine indiğinizde aniden duruyor. Bakışları doğrudan taş köprünün altına sabitlenmiş halde çenesini sıkıyor. "Kazık... Ben gerçekten anlamıyorum." diyor. Birkaç saniye daha bakmaya çalışıyor ama ardından Byakugan’ını kapatıp avucunu sağ gözünün üzerine bastırıyor. Sanki gördüğü şey yalnızca chakra tüketmekle kalmamış, zihnini de zorlamış gibi derin bir nefes alıyor. "Uzumakilerin bu işin içinde parmağı olduğunu bir tek biz mi akıl edebiliyoruz? Köyler neden bu konuda hiçbir şey yapmıyor?!" Öfkesi yalnızca karşısındaki kazığa değil; yıllardır yan yana getirilmemiş izlere, mühür bilgisine, Sennashi’nin bu kadar rahat hareket edebilmesine ve kimsenin tehlikenin büyüklüğünü görmek istememesine yönelmiş gibi. Tam tekrar Byakugan’ını açmaya hazırlanırken yüzü bir anda boşalıyor. Başını yukarı kaldırıp hiçbir şey olmayan havaya bakıyor. Birkaç saniye boyunca nefes almayı dahi unutmuş gibi kalıyor. "A-Aoi..." Sana döndüğünde gözlerindeki öfkenin yerini korku almış durumda. "Kiho yaralanmış. Kaede bildirdi." Eli hızla koluna kapanıyor. "O-onun yanına gitmem gerekiyor. Ama seni yalnız bırakamam... Ben..." Bakışları bir an Kiho’nun bulunduğunu tahmin ettiği yöne kayıyor, sonra taş köprüye dönüyor. Görev ile ailesi arasında sıkışmış hali yüzünün her kasında görülüyor. Sonunda dişlerini sıkarak seni yeniden arkasından çekiyor ve ilerlemeye devam ediyor. "Görevim neyse onu yapmam gerekiyor. Kaede, niye haber veriyorsun böyle bir şeyi ya?! Sanki görev bölgemden çıkabileceğim. Kafayı yiyeceğim şu an ya." Sesindeki öfke Kaede’ye değil, çaresizliğine yönelmiş durumda. Hızını daha da artırıyor; sen de onun arkasından arşiv çatısını aşıyor, yarısı çökmüş çan kulesinin kenarından geçerek taş köprünün bulunduğu hatta ulaşıyorsun.
Köprü görüş alanınıza girdiği anda gece bir anlığına nefesini tutuyor. Altındaki karanlıkta siyah kazığın yüzeyinden geçen damar benzeri çizgileri seçiyorsun. Kurohina’nın uyarısı zihninde tekrar yankılanırken Masato ayağını çatının kenarına basıyor. Ardından taş köprünün ortasında küçücük, neredeyse önemsiz görünen beyaz bir nokta beliriyor. Nokta bir kalp atımı içinde genişliyor. Önce köprünün gövdesi içeriden aydınlanıyor; taşların arasındaki her çatlak, kemiklerin içinden geçen damarlar gibi ışıkla doluyor. Sonra dünya yarılıyor. Patlamanın sesi duyulmuyor, çünkü ses gelmeden önce basınç size ulaşıyor. Göğsüne çarpan görünmez duvar ciğerlerindeki havayı söküp alıyor, ayakların zeminden kesiliyor. Taş köprü yukarı doğru parçalanırken yüzlerce kaya parçası gecenin içine fırlıyor; patlamanın merkezinden yükselen ışık, birkaç saniyeliğine Hokage binasının gölgesini gökyüzüne kazıyor. Masato’nun eli elinden uzaklaşıyor. Bedenin dönerek birkaç bina öteye savruluyor; neyin yer, neyin gökyüzü olduğunu ayırt edemeden bir çatının ahşap saçaklarına çarpıyor, kiremitleri kırarak sertçe yuvarlanıyorsun. Masato başka bir binanın duvarına çarpıp gözden kayboluyor. Ağzına metalik bir kan tadı doluyor. Kulakların çınlıyor, kolların sana ait değilmiş gibi ağırlaşıyor. Üzerine taş ve kül yağarken gökyüzünün yarısını kaplayan duman tabakası ağır ağır yükseliyor. Sonra o dumanın içinden kahkaha geliyor. Gür, kontrolsüz ve bu yıkımdan zevk aldığı her halinden belli olan bir kahkaha. "HAHAHAHAHAH! NASILDI LAN? KONOHA'NIN OROSPU ÇOCUKLARINA AZ BİLE!"
Duman dağıldıkça taş köprünün kalıntılarının üzerinde duran adamın silueti belirginleşiyor. Genç bir yetişkin. Omuzlarına kadar uzanan dağınık mavi saçları patlamanın yarattığı sıcak akımda savruluyor. Gözleri parlak sarı; sol gözünün çevresinde, şakağından yanağına kadar inen ve kılıç ağzını andıran siyah bir dövme uzanıyor. Üzerinde mavi ve beyaz katmanlardan oluşan, hareketlerini kısıtlamayan hafif bir savaş kıyafeti var. Kolları açık, çenesi yukarıda, sanki bir köyün ortasında değil de kendisi için kurulmuş bir sahnenin üzerinde duruyor. Metrelerce uzakta olmasına rağmen bakışlarının rahatsız edici keskinliğini hissediyorsun. Gözleri yaralı shinobilerin üzerinde gezinirken ağzındaki gülümseme daha da büyüyor. "Ama Konoha, bak hakkını veriyorsunuz ha. Köye haydutlarımdan küçük bir grup yollasam hadi neyse. Sennashi'nin yönetim kurulu Büyük Onbir'den bendeniz, Konoha'nın ve Suna'nın etraf bölgelerini ağlarıyla sarmış olan Mawado gelmiş, yine boş beleş orospu çocuklarıyla dolmuş bir köy olduğunuzu kanıtlayabildiniz lan! İtibar mitibar bırakmadınız oğlum!" Patlamadan sağ çıkan Konoha shinobileri yıkıntıların arasından doğrulmaya, silahlarına uzanmaya çalışıyor. Mawado onları gördüğünde iki avucunu yanlara doğru açıyor. Parmaklarının arasında önce ince, beyaz çizgiler beliriyor; çizgiler birkaç saniyede gündüz ışığı kadar parlak iki noktaya dönüşüyor. "Goukou Metsuha!" Avuçlarından çıkan ışık hüzmeleri düz ve uzun iki çizgi halinde savaş alanını yarıyor. Işınlar geçtiği yerde havayı yakıyor, çatılara ve ayağa kalkmaya çalışan shinobilere çarptığında göz kamaştırıcı patlamalar meydana geliyor. Gürültü o kadar keskin ve yüksek ki Masato, düşmanın ne yaptığını daha görmeden enkazın içinden bağırıyor. "Y-yıldırım mı lan o?!" Başını kaldırıp havayı delen ışık huzmelerini gördüğünde yüzündeki kan çekiliyor. "İnanmıyorum..."
Sen bulunduğun çatıda doğrulmaya çalışırken Masato sendeleyerek ayağa kalkıyor ve sana dönüyor. "Ne ya-" Cümlesini tamamlayamıyor. Görüş alanının ucundaki Mawado bir anlığına ışığın içinde kayboluyor. Ardından saliselik beyaz bir parıltı hemen yanında patlıyor ve adamın birkaç yüz metre ötedeki köprüden doğrudan dibine geldiğini görüyorsun. Aradaki mesafeyi koşmamış, sıçramamış; ışığın kendisi boyunca hareket etmiş gibi. Sarı gözleri psikopatça bir neşeyle açılmış durumda. Masato tepki vermek için kolunu kaldırıyor fakat Mawado ona bakmadan yumruğunu savuruyor. Darbenin sesi tok bir patlama gibi çıkıyor. Masato’nun bedeni havada bükülerek metrelerce uzağa fırlıyor, iki çatıyı aşıp üçüncü binanın kiremitlerine çarpıyor ve orada hareketsiz kalıyor. Mawado ardından bütün ilgisini sana veriyor. Yüzünü yüzüne yaklaştıracak kadar eğiliyor; sol gözünün çevresindeki kılıç biçimli dövme, sarı bakışının yanında sanki canlıymış gibi kıvrılıyor. Gülümsemesindeki neşe, söylediği tehdidin ağırlığıyla hiç uyuşmuyor. "Eğer Shindou Takeshi ve Hitomi Youko'nun nerede olduğunu söylersen bu iş burada bitecek." Başını hafifçe yana yatırıyor. "Aptallık etme, ak kafalı güzel." Bir sürü farklı şey hissediyorsun ama en belirgini kontrol bile edemediğin bir şey.






