Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler
Posted: Tue May 12, 2026 5:18 pm
Bokukichi önce Masato'ya sarılı halde birkaç saniye kalıyor, sonra sen de araya girince dengesini kaybedip kıkırdayarak sizi toparlamaya çalışıyor. Takeshi'yi de çekiştirmenle birlikte o küçük kucaklaşma halkası bir anlığına Hokage binasının önünde, bütün sabahın ağırlığına rağmen garip bir sıcaklık yaratıyor. Bokukichi yüzünü saçlarının arasına gömüp burnunu çekiyor. "Ay yapmayın şöyle, vallahi ağlayacağım şimdi. Ben zaten güzelliğimle zor ayakta duran biriyim, bir de duygusal yük bindiriyorsunuz." Sonra senden biraz geri çekiliyor, ellerini iki yanağına koyup gözlerinin içine bakıyor. "Sen de ağlama tamam mı? Giderim, bizim gerizekalıları kurtarırım, Utekikage Fuyuko'nun ismine iki üç gün alışmaya çalışırım, sonra bir şekilde yine çıkar gelirim. Hem ben ölmem hayatım, ben ölürsem dünya komedi kaybeder, Yuukon da bunu istemez bence." Başını hafifçe yana yatırıp gülmeye çalışıyor ama gözleri yine doluyor. "Seni çok sevdim. Çok. Böyle beklemediğim bir yerden hayatıma girip beni sahiplenmen... var ya acayip bir şey. Sanki ben hep oradan oraya savruluyordum da sen kolumdan tutup 'senin de yerin var' dedin. Bunu unutmayacağım." Tam o sırada Kaizen meydana giriyor, arkasından da Kaede görünüyor. Kaizen durumu hemen anlıyor gibi sessizleşiyor, Kaede ise birkaç adım ötede durup yüzünü yumuşatıyor. Bokukichi hepsine tek tek bakıyor, sonra son kez sana eğilip alnını alnına dayıyor. "Kurbağana iyi bak. Bana kızarsan da onu sık, olur mu? Benim yerine kahrımı o çeksin." Ardından hızlı davranmazsa kopamayacakmış gibi bir anda geriye çekiliyor, Masato'ya parmak sallıyor. "Sen de fazla cool davranma, herkes senin pamuk prenses olduğunu öğrendi artık." diyor, Takeshi'nin omzuna yumruk atıyor, Kaede'ye dramatik bir reverans yapıyor, Kaizen'e de "Seninle işimiz bitmedi kartal adam." diye sesleniyor. Sonra gerçekten dönüp gidiyor. Birkaç adım sonra bir kez daha arkasına bakıyor, el sallıyor ve köşeyi döndüğünde Hokage binasının önündeki hava onunla birlikte biraz eksilmiş gibi oluyor.
Bokukichi'nin gidişinden sonra kimse hemen konuşmuyor. Toshifumi bu sessizliği görev düzenine çevirmek ister gibi kapıya yöneliyor ve hep birlikte Hokage'nin ofisine çıkıyorsunuz. Shigure sizi ayakta karşılıyor, yüzünde dün orada olamamanın yorgunluğu ve duyacağı şeyleri önceden sezen bir liderin ağırlığı var. "Dün görev sebebiyle köy dışındaydım. Döner dönmez çağrılacağınızı söyledim. Oturun, baştan sona dinleyeceğim." Toshifumi bir adım öne çıkıyor, sırtını dümdüz tutuyor ve raporu neredeyse askeri bir keskinlikle vermeye başlıyor. Tenchi Köprüsü'ne gidişinizi, kurulan pusu düzenini, Akuro'nun ortaya çıkışını, ANBU birliğinin müdahalesini, Takeshi'nin mührünün aktifleşmesini, Sennashi üyelerinin ölmesini, Akuro'nun öldürülmesini ve ardından cesette bulunan ipuçlarını hiçbir duygusal yoruma yer bırakmadan anlatıyor. Ölülerin isimlerini tek tek sayıyor, her isim odada kısa bir sessizlik açıyor. "Mitarashi Jou. Aburame Kento. Nohara Shiki. Sarutobi Renma. Kuzuhara Iori. Inuzuka Daisuke. Hatake Yuuma. Yamashiro Eito. ANBU destek hattından toplam sekiz kayıp. Ek olarak operasyon hedefi olarak belirlenen düşman, Uzumaki Akuro." Bu son isim çıktığında Shigure'nin gözleri belirgin şekilde açılıyor. "Demek Uzumaki'ydi ha..." diyor, sesi çok alçak ama odadaki herkesin duyacağı kadar net. Toshifumi başıyla onaylıyor ve raporuna devam ediyor. Akuro'nun lens kullandığını, saç diplerinin kırmızı olduğunu, mektupta Onizuka isminin geçtiğini, Hina'nın şelale altındaki ana karargaha bırakıldığını ve chakra'yı yok etme amacının Akuro tarafından dile getirildiğini söylüyor. Konu eninde sonunda Takeshi'ye geldiğinde Takeshi başını kaldırıyor. "O kısmı ben anlatmak istiyorum efendim." Shigure onu kesmiyor. Takeshi ellerini dizlerinde kenetliyor, gözlerini kaçırmadan konuşmaya çalışıyor. "Mühür aktive olduğu anda önce karnımda yanma hissettim. Sonra bedenim bana ait olmamaya başladı. Dışarıdan değil, içeriden kilitlenmiş gibiydim. Her şeyi net hatırlamıyorum ama bazı anlar var. Akuro'yu gördüm. Sesleri duydum. Bir kapının arkasından bağırıyor gibiydim. Sonra bedenim hareket etti, ben istemeden. Kanım dışarı çıktı, şekil aldı. İnsanlara saldırdım. Sennashi üyelerini öldürdüm. Bir ANBU'yu öldürdüm." Sesi orada kırılıyor ama devam ediyor. "O an ben miydim, değil miydim bilmiyorum. Ama beden benimdi. Güç benimdi. O adam öldü. Bunu değiştiremiyorum. Uyandığımda hala mührüm vardı. Toshifumi'nin mühürü onu bastırmıştı ama gitmemişti. Akuro'nun ruhundan öğrendiğimiz kadarıyla mührü Onizuka hazırlamış. Benim kanımı ve Hina denen kızın çakrasını bir şeyi açmak için kullanmak istiyorlar. Ne olduğunu bilmiyoruz." Takeshi birkaç saniye susuyor. "Rapor bu kadar efendim."
Shigure, Takeshi konuşurken tek bir kez bile araya girmiyor. Bittiğinde de hemen hüküm vermiyor, önce önündeki masaya bakıyor, sonra sırayla hepinizi süzüyor. "Görev, sonuçları itibarıyla ağır kayıplı ve kritik istihbarat sağlayan bir operasyon olarak kayda geçecek. Akuro'nun Uzumaki çıkması, Onizuka ismi, Hina'nın özel çakrası, şelale altı karargah bilgisi ve chakra'yı yok etme hedefi ayrı ayrı incelenecek. Fakat bu andan itibaren acele hareket edilmeyecek. Hepiniz birkaç gün dinleneceksiniz. Bu bir emirdir." Bakışları özellikle sana dönüyor. "Aoi, sen şimdilik kendi klanındaki meselelerle ilgilen. Antik Ağaç, Akane, klan içi yas ve yaklaşan yeni Shinmei seçimi... bunlar birbirinden kopuk konular olmayabilir. Senden o tarafta gözünü açık tutmanı isteyeceğim ama kendini parçalayacak şekilde değil. Onizuka araştırması daha uzun vadeli ilerleyecek. Bir ismin peşinden körlemesine koşmayacağız." Ardından Toshifumi'ye dönüyor. "Onizuka ile karşılaşma ihtimaline karşı Aoi ve bu ekibin Kök desteğine ihtiyacı olacak. Babanın birimiyle koordinasyon istiyorum." Toshifumi kısa bir baş hareketiyle onaylıyor. "Anlaşıldı." Shigure bu kez odadaki havayı değiştirir gibi arkasına yaslanıyor. "Takeshi dışında herkesin dışarı çıkmasını rica ediyorum." Toshifumi hemen itiraz edecek gibi oluyor, daha ağzını açmadan Shigure'nin sesi sertleşiyor. "Bu bir rica değildi, Toshifumi." Toshifumi'nin çenesi kasılıyor. Sandalyesinden sertçe kalkıyor ve kapıya yöneliyor. Siz de peşinden çıkıyorsunuz. Kapı kapanır kapanmaz beklenenin aksine koridorda duruyor, yüzünü kapıya yaklaştırıyor ve dişlerinin arasından "Sikerim öyle işi." diyor. Masato bir an taş kesiliyor. Kaede gözlerini kocaman açıyor ama o da kapıya yaklaşıyor. Sen de kendini ister istemez onların yanında buluyorsun. Kaizen biraz ötede, duvara yaslanıp kollarını bağlıyor. "Ben dinlemiyorum aga." diyor kuru kuru. "Kesinlikle buradan duyabilme yetisine sahip olduğumdan değil."
Kapının ardından Shigure'nin sesi daha alçak ama net geliyor. "Asla ve asla senin kötü bir insan olduğunu düşünmüyorum. Sakın kendine bu konuda haksızlık etme. Hiçbir şeyi bilerek yapmadığın çok açık. Ama Takeshi, anlaman gerekiyor ki kontrolsüz olan gücün, bu köye hayatını adamış olan, herkesin sayıp sevdiği bir insanın hayatına mal oldu. Bu göz ardı edilebilecek bir şey değil." İçeride kısa bir sessizlik oluyor. Takeshi'nin sesi geldiğinde beklediğinden daha düz ve daha ağır. "Sizi kesinlikle anlıyorum efendim. Onların moralini bozmamak için konuşurken biraz hafifletiyorum ama dünden beri kendimi öldürmek istiyorum." Kapının önünde Kaede'nin nefesi kesilir gibi oluyor. Masato'nun eli yumruk haline geliyor. Shigure'nin sesi bu kez daha yumuşak ama sarsılmış. "Bu tehlikeli düşüncelerden arınman gerek. Seni zindana atıp çürümeni de beklemeyeceğiz. Kasten bir suç işlemiş değilsin. Ama şunu da unutma, her Hokage bu konuya aynı bakış açısıyla yaklaşmazdı. Yaşadıklarını bir ders olarak alma şansına sahipken bu şansı çöpe atmamanı öneriyorum. Ve elbette statün açısından birkaç değişikliğe gitmemiz gerekiyor." Bir sandalye gıcırtısı duyuluyor. Shigure devam ediyor. "Uzumaki Akuro öldü ama anlıyoruz ki Uzumaki klanından olan bazı insanlar mührünü aktifleştirebiliyor. Ayrıca mührünün kendi başına aktifleşebilme ihtimalini de göz önünde bulundurmamız lazım. Seni Sennashi ile ilgili herhangi bir göreve göndermem mümkün değil. Sahip olduğun bu mühür sana bir güç bahşediyor. Şu anda bu mührü nasıl silebileceğimizi de bilmiyoruz. Shindou klanı ile ilgili detaylı bilgiye de sahip değiliz. Açıkçası sahip olduğun bu gücün mühürle ne kadar alakalı olduğunu bile bilmiyoruz. Haksız mıyım?" Takeshi cevap veriyor. "Haklısınız. Belki de var olan ama normal şartlar altında ulaşamadığım, klanıma ait bir güç bu. Bizim kekkei genkaimizin bir parçası olma ihtimali de var." Shigure "Toshifumi mührü bastırabildiğini söylemişti. Shimura klanı tarih boyunca hep araştırmacı olmuştur zaten. Ama Toshifumi aktif bir şekilde bu görevlerde yer alacak. O yüzden aklıma tek bir seçenek geliyor..." diyor ve cümlesini ağır ağır tamamlıyor. "Seni Toshifumi'nin babası ve ANBU Kök birimi kaptanına, Shimura Yamiaki'ye emanet etmeyi düşünüyorum."
Kapı bir anda öyle sert açılıyor ki koridorda yankı patlıyor. Toshifumi kapıya tekmeyi basmış, içeri girmiş oluyor. Shigure gerçekten şaşırıyor, sen de dahil herkes bir anlık suçüstü yakalanmanın donukluğunda kalıyor. Toshifumi'nin sesi keskin ve öfkeli. "Babama gidip al, ekibinizden adamları öldürmüş olan bu çocukla ilgilenin mi diyeceksiniz? Sayın Hokage, bilerek mi damarımıza basmaya çalışıyorsunuz?" Takeshi başını bile kaldırmıyor. Shigure'nin yüzü sertleşiyor. "Yaptığın saygısızlığın açıklanabilir hiçbir tarafı yok Toshifumi. Beni nasıl böyle bir şeyle itham edebilirsin?" Toshifumi hiç geri adım atmıyor. "Siz sorgulanamaz bir varlık mısınız, Tanrı mısınız?" Shigure bir anda ayağa kalkıyor ve avucunu masaya vuruyor. "Hayır, babanın yirmi yıllık can dostuyum! En küçük tehlikede onun önüne atlayacak olan benim nasıl onu düşünmediğimi düşünürsün? Senin doğumunu gördüm lan ben!" Bu cümle Toshifumi'yi gerçekten durduruyor. Yüzündeki öfke bir anlığına yerini çıplak bir şaşkınlığa bırakıyor. Shigure nefesini toparlıyor ama sesindeki sertlik bu kez kırılgan bir ağırlık taşıyor. "Baban hayatımda gördüğüm en anlayışlı adamlardan biri. Sen de eminim şu an dostlarını kaybettiğin için en haklı şekilde yas tutuyorsun. Kimse senden bu hisleri almaya tenezzül bile edemez. Ama senden tek dileğim arkadaşını düşmanlaştırmaman, Toshifumi. Bu herkesin başına gelebilirdi." Toshifumi'nin dudakları sıkılıyor. "Bir, bu herkesin başına gelemezdi. Hepimiz Shindou klanı mensubu değiliz. İki..." Bir an duruyor. Bakışları Takeshi'ye kayıyor ama Takeshi hala ona bakmıyor. "O benim arkadaşım değil." Bunu söyledikten sonra arkasını dönüyor ve odadan çıkıyor. Koridordan hızlı adımlarla uzaklaşıyor, kısa süre içinde görünmez oluyor.
Odada kalan sessizlik kötü bir yara gibi açık duruyor. Shigure, Takeshi'ye bakıyor. "O şu an..." diye başlamaya çalışıyor ama Takeshi sözünü kesiyor. "Efendim, ben onun masum bir dostunu öldürdüm. İsteyerek ya da istemeyerek, bunu ben yaptım. İsterse hayatı boyunca yüzüme bakmayabilir ve onu haklı sayarım. Ben... hayatım boyunca çok kötü şeyler gördüm. Bu konuda şımarıklık yapacak bir bünyeye sahip değilim." Shigure'nin bakışları yumuşuyor. Masanın etrafından dolanıp Takeshi'nin yanına geliyor ve elini başına koyuyor. "Sen yanlış bir şey yapmadın. O sen değildin." Sonra elini yavaşça çekiyor. "Ama bu aldığım önlemleri boşa çıkarmamak senin elinde. Birkaç gün dinlen, sonra da Yamiaki ile görüş. Araştırma birimleriyle birlikte çalış, bu şeyin ne olduğunu seni şimdilik köyde tutarak anlayalım. Sonrasında ne yapacağımıza bakarız." Tam o sırada Shigure'nin bakışları kapıya kayıyor. Sizi orada gördüğünde yüzündeki ifade bıkkınlıkla şaşkınlık arasında gidip geliyor. "Ya siz de mi gizlice dinliyordunuz?" Koridorda kısa bir sessizlik oluyor. Kaede hemen gözlerini kaçırıyor. Kaizen uzaktan tavanı inceler gibi yapıyor. Sen, yakalanmış çocuklar gibi orada kalıyorsun. Sadece Masato öne eğiliyor. "Çok özür dileriz Sayın Hokage efendim." Shigure burnundan uzun bir nefes veriyor. "Çıkın. Hepiniz. Bugünlük bu kadar yeter."
Hokage binasından çıktığınızda öğle ışığı merdivenlere vurmuş oluyor ama kimse bundan ısınmış gibi durmuyor. Toshifumi ortalıkta yok. Kaizen birkaç adım ötede duruyor, ne diyeceğini bilmeyen bir adam gibi ellerini cebine sokmuş. Kaede sessiz, gözleri kızarmış. Masato'nun yüzü sert ama bakışları Takeshi'nin üzerinde. Takeshi birkaç basamak indikten sonra bir anda duruyor. Sonra hiçbir şey söylemeden merdivene oturuyor. Başını kollarının arasına gömüyor. "Özür dilerim. Ya, ben, gerçekten..." diyor. İlk başta sesi o kadar kısık çıkıyor ki rüzgar alıp götürecek gibi. Sonra omuzları titriyor. Bir hıçkırık daha geliyor. Ve o, herkesin önünde, Hokage binasının merdivenlerinde, başını kollarına dayamış halde ağlamaya başlıyor. Kimse hemen hareket edemiyor. Çünkü o an Takeshi artık görev raporundaki mühürlü shinobi, tehlikeli güç taşıyıcısı ya da yargılanması gereken bir vaka gibi görünmüyor. Yalnızca çok fazla şey taşımış, sonunda dizlerinin bağı çözülmüş genç bir adam olarak kalıyor.
Bokukichi'nin gidişinden sonra kimse hemen konuşmuyor. Toshifumi bu sessizliği görev düzenine çevirmek ister gibi kapıya yöneliyor ve hep birlikte Hokage'nin ofisine çıkıyorsunuz. Shigure sizi ayakta karşılıyor, yüzünde dün orada olamamanın yorgunluğu ve duyacağı şeyleri önceden sezen bir liderin ağırlığı var. "Dün görev sebebiyle köy dışındaydım. Döner dönmez çağrılacağınızı söyledim. Oturun, baştan sona dinleyeceğim." Toshifumi bir adım öne çıkıyor, sırtını dümdüz tutuyor ve raporu neredeyse askeri bir keskinlikle vermeye başlıyor. Tenchi Köprüsü'ne gidişinizi, kurulan pusu düzenini, Akuro'nun ortaya çıkışını, ANBU birliğinin müdahalesini, Takeshi'nin mührünün aktifleşmesini, Sennashi üyelerinin ölmesini, Akuro'nun öldürülmesini ve ardından cesette bulunan ipuçlarını hiçbir duygusal yoruma yer bırakmadan anlatıyor. Ölülerin isimlerini tek tek sayıyor, her isim odada kısa bir sessizlik açıyor. "Mitarashi Jou. Aburame Kento. Nohara Shiki. Sarutobi Renma. Kuzuhara Iori. Inuzuka Daisuke. Hatake Yuuma. Yamashiro Eito. ANBU destek hattından toplam sekiz kayıp. Ek olarak operasyon hedefi olarak belirlenen düşman, Uzumaki Akuro." Bu son isim çıktığında Shigure'nin gözleri belirgin şekilde açılıyor. "Demek Uzumaki'ydi ha..." diyor, sesi çok alçak ama odadaki herkesin duyacağı kadar net. Toshifumi başıyla onaylıyor ve raporuna devam ediyor. Akuro'nun lens kullandığını, saç diplerinin kırmızı olduğunu, mektupta Onizuka isminin geçtiğini, Hina'nın şelale altındaki ana karargaha bırakıldığını ve chakra'yı yok etme amacının Akuro tarafından dile getirildiğini söylüyor. Konu eninde sonunda Takeshi'ye geldiğinde Takeshi başını kaldırıyor. "O kısmı ben anlatmak istiyorum efendim." Shigure onu kesmiyor. Takeshi ellerini dizlerinde kenetliyor, gözlerini kaçırmadan konuşmaya çalışıyor. "Mühür aktive olduğu anda önce karnımda yanma hissettim. Sonra bedenim bana ait olmamaya başladı. Dışarıdan değil, içeriden kilitlenmiş gibiydim. Her şeyi net hatırlamıyorum ama bazı anlar var. Akuro'yu gördüm. Sesleri duydum. Bir kapının arkasından bağırıyor gibiydim. Sonra bedenim hareket etti, ben istemeden. Kanım dışarı çıktı, şekil aldı. İnsanlara saldırdım. Sennashi üyelerini öldürdüm. Bir ANBU'yu öldürdüm." Sesi orada kırılıyor ama devam ediyor. "O an ben miydim, değil miydim bilmiyorum. Ama beden benimdi. Güç benimdi. O adam öldü. Bunu değiştiremiyorum. Uyandığımda hala mührüm vardı. Toshifumi'nin mühürü onu bastırmıştı ama gitmemişti. Akuro'nun ruhundan öğrendiğimiz kadarıyla mührü Onizuka hazırlamış. Benim kanımı ve Hina denen kızın çakrasını bir şeyi açmak için kullanmak istiyorlar. Ne olduğunu bilmiyoruz." Takeshi birkaç saniye susuyor. "Rapor bu kadar efendim."
Shigure, Takeshi konuşurken tek bir kez bile araya girmiyor. Bittiğinde de hemen hüküm vermiyor, önce önündeki masaya bakıyor, sonra sırayla hepinizi süzüyor. "Görev, sonuçları itibarıyla ağır kayıplı ve kritik istihbarat sağlayan bir operasyon olarak kayda geçecek. Akuro'nun Uzumaki çıkması, Onizuka ismi, Hina'nın özel çakrası, şelale altı karargah bilgisi ve chakra'yı yok etme hedefi ayrı ayrı incelenecek. Fakat bu andan itibaren acele hareket edilmeyecek. Hepiniz birkaç gün dinleneceksiniz. Bu bir emirdir." Bakışları özellikle sana dönüyor. "Aoi, sen şimdilik kendi klanındaki meselelerle ilgilen. Antik Ağaç, Akane, klan içi yas ve yaklaşan yeni Shinmei seçimi... bunlar birbirinden kopuk konular olmayabilir. Senden o tarafta gözünü açık tutmanı isteyeceğim ama kendini parçalayacak şekilde değil. Onizuka araştırması daha uzun vadeli ilerleyecek. Bir ismin peşinden körlemesine koşmayacağız." Ardından Toshifumi'ye dönüyor. "Onizuka ile karşılaşma ihtimaline karşı Aoi ve bu ekibin Kök desteğine ihtiyacı olacak. Babanın birimiyle koordinasyon istiyorum." Toshifumi kısa bir baş hareketiyle onaylıyor. "Anlaşıldı." Shigure bu kez odadaki havayı değiştirir gibi arkasına yaslanıyor. "Takeshi dışında herkesin dışarı çıkmasını rica ediyorum." Toshifumi hemen itiraz edecek gibi oluyor, daha ağzını açmadan Shigure'nin sesi sertleşiyor. "Bu bir rica değildi, Toshifumi." Toshifumi'nin çenesi kasılıyor. Sandalyesinden sertçe kalkıyor ve kapıya yöneliyor. Siz de peşinden çıkıyorsunuz. Kapı kapanır kapanmaz beklenenin aksine koridorda duruyor, yüzünü kapıya yaklaştırıyor ve dişlerinin arasından "Sikerim öyle işi." diyor. Masato bir an taş kesiliyor. Kaede gözlerini kocaman açıyor ama o da kapıya yaklaşıyor. Sen de kendini ister istemez onların yanında buluyorsun. Kaizen biraz ötede, duvara yaslanıp kollarını bağlıyor. "Ben dinlemiyorum aga." diyor kuru kuru. "Kesinlikle buradan duyabilme yetisine sahip olduğumdan değil."
Kapının ardından Shigure'nin sesi daha alçak ama net geliyor. "Asla ve asla senin kötü bir insan olduğunu düşünmüyorum. Sakın kendine bu konuda haksızlık etme. Hiçbir şeyi bilerek yapmadığın çok açık. Ama Takeshi, anlaman gerekiyor ki kontrolsüz olan gücün, bu köye hayatını adamış olan, herkesin sayıp sevdiği bir insanın hayatına mal oldu. Bu göz ardı edilebilecek bir şey değil." İçeride kısa bir sessizlik oluyor. Takeshi'nin sesi geldiğinde beklediğinden daha düz ve daha ağır. "Sizi kesinlikle anlıyorum efendim. Onların moralini bozmamak için konuşurken biraz hafifletiyorum ama dünden beri kendimi öldürmek istiyorum." Kapının önünde Kaede'nin nefesi kesilir gibi oluyor. Masato'nun eli yumruk haline geliyor. Shigure'nin sesi bu kez daha yumuşak ama sarsılmış. "Bu tehlikeli düşüncelerden arınman gerek. Seni zindana atıp çürümeni de beklemeyeceğiz. Kasten bir suç işlemiş değilsin. Ama şunu da unutma, her Hokage bu konuya aynı bakış açısıyla yaklaşmazdı. Yaşadıklarını bir ders olarak alma şansına sahipken bu şansı çöpe atmamanı öneriyorum. Ve elbette statün açısından birkaç değişikliğe gitmemiz gerekiyor." Bir sandalye gıcırtısı duyuluyor. Shigure devam ediyor. "Uzumaki Akuro öldü ama anlıyoruz ki Uzumaki klanından olan bazı insanlar mührünü aktifleştirebiliyor. Ayrıca mührünün kendi başına aktifleşebilme ihtimalini de göz önünde bulundurmamız lazım. Seni Sennashi ile ilgili herhangi bir göreve göndermem mümkün değil. Sahip olduğun bu mühür sana bir güç bahşediyor. Şu anda bu mührü nasıl silebileceğimizi de bilmiyoruz. Shindou klanı ile ilgili detaylı bilgiye de sahip değiliz. Açıkçası sahip olduğun bu gücün mühürle ne kadar alakalı olduğunu bile bilmiyoruz. Haksız mıyım?" Takeshi cevap veriyor. "Haklısınız. Belki de var olan ama normal şartlar altında ulaşamadığım, klanıma ait bir güç bu. Bizim kekkei genkaimizin bir parçası olma ihtimali de var." Shigure "Toshifumi mührü bastırabildiğini söylemişti. Shimura klanı tarih boyunca hep araştırmacı olmuştur zaten. Ama Toshifumi aktif bir şekilde bu görevlerde yer alacak. O yüzden aklıma tek bir seçenek geliyor..." diyor ve cümlesini ağır ağır tamamlıyor. "Seni Toshifumi'nin babası ve ANBU Kök birimi kaptanına, Shimura Yamiaki'ye emanet etmeyi düşünüyorum."
Kapı bir anda öyle sert açılıyor ki koridorda yankı patlıyor. Toshifumi kapıya tekmeyi basmış, içeri girmiş oluyor. Shigure gerçekten şaşırıyor, sen de dahil herkes bir anlık suçüstü yakalanmanın donukluğunda kalıyor. Toshifumi'nin sesi keskin ve öfkeli. "Babama gidip al, ekibinizden adamları öldürmüş olan bu çocukla ilgilenin mi diyeceksiniz? Sayın Hokage, bilerek mi damarımıza basmaya çalışıyorsunuz?" Takeshi başını bile kaldırmıyor. Shigure'nin yüzü sertleşiyor. "Yaptığın saygısızlığın açıklanabilir hiçbir tarafı yok Toshifumi. Beni nasıl böyle bir şeyle itham edebilirsin?" Toshifumi hiç geri adım atmıyor. "Siz sorgulanamaz bir varlık mısınız, Tanrı mısınız?" Shigure bir anda ayağa kalkıyor ve avucunu masaya vuruyor. "Hayır, babanın yirmi yıllık can dostuyum! En küçük tehlikede onun önüne atlayacak olan benim nasıl onu düşünmediğimi düşünürsün? Senin doğumunu gördüm lan ben!" Bu cümle Toshifumi'yi gerçekten durduruyor. Yüzündeki öfke bir anlığına yerini çıplak bir şaşkınlığa bırakıyor. Shigure nefesini toparlıyor ama sesindeki sertlik bu kez kırılgan bir ağırlık taşıyor. "Baban hayatımda gördüğüm en anlayışlı adamlardan biri. Sen de eminim şu an dostlarını kaybettiğin için en haklı şekilde yas tutuyorsun. Kimse senden bu hisleri almaya tenezzül bile edemez. Ama senden tek dileğim arkadaşını düşmanlaştırmaman, Toshifumi. Bu herkesin başına gelebilirdi." Toshifumi'nin dudakları sıkılıyor. "Bir, bu herkesin başına gelemezdi. Hepimiz Shindou klanı mensubu değiliz. İki..." Bir an duruyor. Bakışları Takeshi'ye kayıyor ama Takeshi hala ona bakmıyor. "O benim arkadaşım değil." Bunu söyledikten sonra arkasını dönüyor ve odadan çıkıyor. Koridordan hızlı adımlarla uzaklaşıyor, kısa süre içinde görünmez oluyor.
Odada kalan sessizlik kötü bir yara gibi açık duruyor. Shigure, Takeshi'ye bakıyor. "O şu an..." diye başlamaya çalışıyor ama Takeshi sözünü kesiyor. "Efendim, ben onun masum bir dostunu öldürdüm. İsteyerek ya da istemeyerek, bunu ben yaptım. İsterse hayatı boyunca yüzüme bakmayabilir ve onu haklı sayarım. Ben... hayatım boyunca çok kötü şeyler gördüm. Bu konuda şımarıklık yapacak bir bünyeye sahip değilim." Shigure'nin bakışları yumuşuyor. Masanın etrafından dolanıp Takeshi'nin yanına geliyor ve elini başına koyuyor. "Sen yanlış bir şey yapmadın. O sen değildin." Sonra elini yavaşça çekiyor. "Ama bu aldığım önlemleri boşa çıkarmamak senin elinde. Birkaç gün dinlen, sonra da Yamiaki ile görüş. Araştırma birimleriyle birlikte çalış, bu şeyin ne olduğunu seni şimdilik köyde tutarak anlayalım. Sonrasında ne yapacağımıza bakarız." Tam o sırada Shigure'nin bakışları kapıya kayıyor. Sizi orada gördüğünde yüzündeki ifade bıkkınlıkla şaşkınlık arasında gidip geliyor. "Ya siz de mi gizlice dinliyordunuz?" Koridorda kısa bir sessizlik oluyor. Kaede hemen gözlerini kaçırıyor. Kaizen uzaktan tavanı inceler gibi yapıyor. Sen, yakalanmış çocuklar gibi orada kalıyorsun. Sadece Masato öne eğiliyor. "Çok özür dileriz Sayın Hokage efendim." Shigure burnundan uzun bir nefes veriyor. "Çıkın. Hepiniz. Bugünlük bu kadar yeter."
Hokage binasından çıktığınızda öğle ışığı merdivenlere vurmuş oluyor ama kimse bundan ısınmış gibi durmuyor. Toshifumi ortalıkta yok. Kaizen birkaç adım ötede duruyor, ne diyeceğini bilmeyen bir adam gibi ellerini cebine sokmuş. Kaede sessiz, gözleri kızarmış. Masato'nun yüzü sert ama bakışları Takeshi'nin üzerinde. Takeshi birkaç basamak indikten sonra bir anda duruyor. Sonra hiçbir şey söylemeden merdivene oturuyor. Başını kollarının arasına gömüyor. "Özür dilerim. Ya, ben, gerçekten..." diyor. İlk başta sesi o kadar kısık çıkıyor ki rüzgar alıp götürecek gibi. Sonra omuzları titriyor. Bir hıçkırık daha geliyor. Ve o, herkesin önünde, Hokage binasının merdivenlerinde, başını kollarına dayamış halde ağlamaya başlıyor. Kimse hemen hareket edemiyor. Çünkü o an Takeshi artık görev raporundaki mühürlü shinobi, tehlikeli güç taşıyıcısı ya da yargılanması gereken bir vaka gibi görünmüyor. Yalnızca çok fazla şey taşımış, sonunda dizlerinin bağı çözülmüş genç bir adam olarak kalıyor.