Page 2 of 4

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Tue May 12, 2026 5:18 pm
by GM - Shinsei
Bokukichi önce Masato'ya sarılı halde birkaç saniye kalıyor, sonra sen de araya girince dengesini kaybedip kıkırdayarak sizi toparlamaya çalışıyor. Takeshi'yi de çekiştirmenle birlikte o küçük kucaklaşma halkası bir anlığına Hokage binasının önünde, bütün sabahın ağırlığına rağmen garip bir sıcaklık yaratıyor. Bokukichi yüzünü saçlarının arasına gömüp burnunu çekiyor. "Ay yapmayın şöyle, vallahi ağlayacağım şimdi. Ben zaten güzelliğimle zor ayakta duran biriyim, bir de duygusal yük bindiriyorsunuz." Sonra senden biraz geri çekiliyor, ellerini iki yanağına koyup gözlerinin içine bakıyor. "Sen de ağlama tamam mı? Giderim, bizim gerizekalıları kurtarırım, Utekikage Fuyuko'nun ismine iki üç gün alışmaya çalışırım, sonra bir şekilde yine çıkar gelirim. Hem ben ölmem hayatım, ben ölürsem dünya komedi kaybeder, Yuukon da bunu istemez bence." Başını hafifçe yana yatırıp gülmeye çalışıyor ama gözleri yine doluyor. "Seni çok sevdim. Çok. Böyle beklemediğim bir yerden hayatıma girip beni sahiplenmen... var ya acayip bir şey. Sanki ben hep oradan oraya savruluyordum da sen kolumdan tutup 'senin de yerin var' dedin. Bunu unutmayacağım." Tam o sırada Kaizen meydana giriyor, arkasından da Kaede görünüyor. Kaizen durumu hemen anlıyor gibi sessizleşiyor, Kaede ise birkaç adım ötede durup yüzünü yumuşatıyor. Bokukichi hepsine tek tek bakıyor, sonra son kez sana eğilip alnını alnına dayıyor. "Kurbağana iyi bak. Bana kızarsan da onu sık, olur mu? Benim yerine kahrımı o çeksin." Ardından hızlı davranmazsa kopamayacakmış gibi bir anda geriye çekiliyor, Masato'ya parmak sallıyor. "Sen de fazla cool davranma, herkes senin pamuk prenses olduğunu öğrendi artık." diyor, Takeshi'nin omzuna yumruk atıyor, Kaede'ye dramatik bir reverans yapıyor, Kaizen'e de "Seninle işimiz bitmedi kartal adam." diye sesleniyor. Sonra gerçekten dönüp gidiyor. Birkaç adım sonra bir kez daha arkasına bakıyor, el sallıyor ve köşeyi döndüğünde Hokage binasının önündeki hava onunla birlikte biraz eksilmiş gibi oluyor.

Bokukichi'nin gidişinden sonra kimse hemen konuşmuyor. Toshifumi bu sessizliği görev düzenine çevirmek ister gibi kapıya yöneliyor ve hep birlikte Hokage'nin ofisine çıkıyorsunuz. Shigure sizi ayakta karşılıyor, yüzünde dün orada olamamanın yorgunluğu ve duyacağı şeyleri önceden sezen bir liderin ağırlığı var. "Dün görev sebebiyle köy dışındaydım. Döner dönmez çağrılacağınızı söyledim. Oturun, baştan sona dinleyeceğim." Toshifumi bir adım öne çıkıyor, sırtını dümdüz tutuyor ve raporu neredeyse askeri bir keskinlikle vermeye başlıyor. Tenchi Köprüsü'ne gidişinizi, kurulan pusu düzenini, Akuro'nun ortaya çıkışını, ANBU birliğinin müdahalesini, Takeshi'nin mührünün aktifleşmesini, Sennashi üyelerinin ölmesini, Akuro'nun öldürülmesini ve ardından cesette bulunan ipuçlarını hiçbir duygusal yoruma yer bırakmadan anlatıyor. Ölülerin isimlerini tek tek sayıyor, her isim odada kısa bir sessizlik açıyor. "Mitarashi Jou. Aburame Kento. Nohara Shiki. Sarutobi Renma. Kuzuhara Iori. Inuzuka Daisuke. Hatake Yuuma. Yamashiro Eito. ANBU destek hattından toplam sekiz kayıp. Ek olarak operasyon hedefi olarak belirlenen düşman, Uzumaki Akuro." Bu son isim çıktığında Shigure'nin gözleri belirgin şekilde açılıyor. "Demek Uzumaki'ydi ha..." diyor, sesi çok alçak ama odadaki herkesin duyacağı kadar net. Toshifumi başıyla onaylıyor ve raporuna devam ediyor. Akuro'nun lens kullandığını, saç diplerinin kırmızı olduğunu, mektupta Onizuka isminin geçtiğini, Hina'nın şelale altındaki ana karargaha bırakıldığını ve chakra'yı yok etme amacının Akuro tarafından dile getirildiğini söylüyor. Konu eninde sonunda Takeshi'ye geldiğinde Takeshi başını kaldırıyor. "O kısmı ben anlatmak istiyorum efendim." Shigure onu kesmiyor. Takeshi ellerini dizlerinde kenetliyor, gözlerini kaçırmadan konuşmaya çalışıyor. "Mühür aktive olduğu anda önce karnımda yanma hissettim. Sonra bedenim bana ait olmamaya başladı. Dışarıdan değil, içeriden kilitlenmiş gibiydim. Her şeyi net hatırlamıyorum ama bazı anlar var. Akuro'yu gördüm. Sesleri duydum. Bir kapının arkasından bağırıyor gibiydim. Sonra bedenim hareket etti, ben istemeden. Kanım dışarı çıktı, şekil aldı. İnsanlara saldırdım. Sennashi üyelerini öldürdüm. Bir ANBU'yu öldürdüm." Sesi orada kırılıyor ama devam ediyor. "O an ben miydim, değil miydim bilmiyorum. Ama beden benimdi. Güç benimdi. O adam öldü. Bunu değiştiremiyorum. Uyandığımda hala mührüm vardı. Toshifumi'nin mühürü onu bastırmıştı ama gitmemişti. Akuro'nun ruhundan öğrendiğimiz kadarıyla mührü Onizuka hazırlamış. Benim kanımı ve Hina denen kızın çakrasını bir şeyi açmak için kullanmak istiyorlar. Ne olduğunu bilmiyoruz." Takeshi birkaç saniye susuyor. "Rapor bu kadar efendim."

Shigure, Takeshi konuşurken tek bir kez bile araya girmiyor. Bittiğinde de hemen hüküm vermiyor, önce önündeki masaya bakıyor, sonra sırayla hepinizi süzüyor. "Görev, sonuçları itibarıyla ağır kayıplı ve kritik istihbarat sağlayan bir operasyon olarak kayda geçecek. Akuro'nun Uzumaki çıkması, Onizuka ismi, Hina'nın özel çakrası, şelale altı karargah bilgisi ve chakra'yı yok etme hedefi ayrı ayrı incelenecek. Fakat bu andan itibaren acele hareket edilmeyecek. Hepiniz birkaç gün dinleneceksiniz. Bu bir emirdir." Bakışları özellikle sana dönüyor. "Aoi, sen şimdilik kendi klanındaki meselelerle ilgilen. Antik Ağaç, Akane, klan içi yas ve yaklaşan yeni Shinmei seçimi... bunlar birbirinden kopuk konular olmayabilir. Senden o tarafta gözünü açık tutmanı isteyeceğim ama kendini parçalayacak şekilde değil. Onizuka araştırması daha uzun vadeli ilerleyecek. Bir ismin peşinden körlemesine koşmayacağız." Ardından Toshifumi'ye dönüyor. "Onizuka ile karşılaşma ihtimaline karşı Aoi ve bu ekibin Kök desteğine ihtiyacı olacak. Babanın birimiyle koordinasyon istiyorum." Toshifumi kısa bir baş hareketiyle onaylıyor. "Anlaşıldı." Shigure bu kez odadaki havayı değiştirir gibi arkasına yaslanıyor. "Takeshi dışında herkesin dışarı çıkmasını rica ediyorum." Toshifumi hemen itiraz edecek gibi oluyor, daha ağzını açmadan Shigure'nin sesi sertleşiyor. "Bu bir rica değildi, Toshifumi." Toshifumi'nin çenesi kasılıyor. Sandalyesinden sertçe kalkıyor ve kapıya yöneliyor. Siz de peşinden çıkıyorsunuz. Kapı kapanır kapanmaz beklenenin aksine koridorda duruyor, yüzünü kapıya yaklaştırıyor ve dişlerinin arasından "Sikerim öyle işi." diyor. Masato bir an taş kesiliyor. Kaede gözlerini kocaman açıyor ama o da kapıya yaklaşıyor. Sen de kendini ister istemez onların yanında buluyorsun. Kaizen biraz ötede, duvara yaslanıp kollarını bağlıyor. "Ben dinlemiyorum aga." diyor kuru kuru. "Kesinlikle buradan duyabilme yetisine sahip olduğumdan değil."

Kapının ardından Shigure'nin sesi daha alçak ama net geliyor. "Asla ve asla senin kötü bir insan olduğunu düşünmüyorum. Sakın kendine bu konuda haksızlık etme. Hiçbir şeyi bilerek yapmadığın çok açık. Ama Takeshi, anlaman gerekiyor ki kontrolsüz olan gücün, bu köye hayatını adamış olan, herkesin sayıp sevdiği bir insanın hayatına mal oldu. Bu göz ardı edilebilecek bir şey değil." İçeride kısa bir sessizlik oluyor. Takeshi'nin sesi geldiğinde beklediğinden daha düz ve daha ağır. "Sizi kesinlikle anlıyorum efendim. Onların moralini bozmamak için konuşurken biraz hafifletiyorum ama dünden beri kendimi öldürmek istiyorum." Kapının önünde Kaede'nin nefesi kesilir gibi oluyor. Masato'nun eli yumruk haline geliyor. Shigure'nin sesi bu kez daha yumuşak ama sarsılmış. "Bu tehlikeli düşüncelerden arınman gerek. Seni zindana atıp çürümeni de beklemeyeceğiz. Kasten bir suç işlemiş değilsin. Ama şunu da unutma, her Hokage bu konuya aynı bakış açısıyla yaklaşmazdı. Yaşadıklarını bir ders olarak alma şansına sahipken bu şansı çöpe atmamanı öneriyorum. Ve elbette statün açısından birkaç değişikliğe gitmemiz gerekiyor." Bir sandalye gıcırtısı duyuluyor. Shigure devam ediyor. "Uzumaki Akuro öldü ama anlıyoruz ki Uzumaki klanından olan bazı insanlar mührünü aktifleştirebiliyor. Ayrıca mührünün kendi başına aktifleşebilme ihtimalini de göz önünde bulundurmamız lazım. Seni Sennashi ile ilgili herhangi bir göreve göndermem mümkün değil. Sahip olduğun bu mühür sana bir güç bahşediyor. Şu anda bu mührü nasıl silebileceğimizi de bilmiyoruz. Shindou klanı ile ilgili detaylı bilgiye de sahip değiliz. Açıkçası sahip olduğun bu gücün mühürle ne kadar alakalı olduğunu bile bilmiyoruz. Haksız mıyım?" Takeshi cevap veriyor. "Haklısınız. Belki de var olan ama normal şartlar altında ulaşamadığım, klanıma ait bir güç bu. Bizim kekkei genkaimizin bir parçası olma ihtimali de var." Shigure "Toshifumi mührü bastırabildiğini söylemişti. Shimura klanı tarih boyunca hep araştırmacı olmuştur zaten. Ama Toshifumi aktif bir şekilde bu görevlerde yer alacak. O yüzden aklıma tek bir seçenek geliyor..." diyor ve cümlesini ağır ağır tamamlıyor. "Seni Toshifumi'nin babası ve ANBU Kök birimi kaptanına, Shimura Yamiaki'ye emanet etmeyi düşünüyorum."

Kapı bir anda öyle sert açılıyor ki koridorda yankı patlıyor. Toshifumi kapıya tekmeyi basmış, içeri girmiş oluyor. Shigure gerçekten şaşırıyor, sen de dahil herkes bir anlık suçüstü yakalanmanın donukluğunda kalıyor. Toshifumi'nin sesi keskin ve öfkeli. "Babama gidip al, ekibinizden adamları öldürmüş olan bu çocukla ilgilenin mi diyeceksiniz? Sayın Hokage, bilerek mi damarımıza basmaya çalışıyorsunuz?" Takeshi başını bile kaldırmıyor. Shigure'nin yüzü sertleşiyor. "Yaptığın saygısızlığın açıklanabilir hiçbir tarafı yok Toshifumi. Beni nasıl böyle bir şeyle itham edebilirsin?" Toshifumi hiç geri adım atmıyor. "Siz sorgulanamaz bir varlık mısınız, Tanrı mısınız?" Shigure bir anda ayağa kalkıyor ve avucunu masaya vuruyor. "Hayır, babanın yirmi yıllık can dostuyum! En küçük tehlikede onun önüne atlayacak olan benim nasıl onu düşünmediğimi düşünürsün? Senin doğumunu gördüm lan ben!" Bu cümle Toshifumi'yi gerçekten durduruyor. Yüzündeki öfke bir anlığına yerini çıplak bir şaşkınlığa bırakıyor. Shigure nefesini toparlıyor ama sesindeki sertlik bu kez kırılgan bir ağırlık taşıyor. "Baban hayatımda gördüğüm en anlayışlı adamlardan biri. Sen de eminim şu an dostlarını kaybettiğin için en haklı şekilde yas tutuyorsun. Kimse senden bu hisleri almaya tenezzül bile edemez. Ama senden tek dileğim arkadaşını düşmanlaştırmaman, Toshifumi. Bu herkesin başına gelebilirdi." Toshifumi'nin dudakları sıkılıyor. "Bir, bu herkesin başına gelemezdi. Hepimiz Shindou klanı mensubu değiliz. İki..." Bir an duruyor. Bakışları Takeshi'ye kayıyor ama Takeshi hala ona bakmıyor. "O benim arkadaşım değil." Bunu söyledikten sonra arkasını dönüyor ve odadan çıkıyor. Koridordan hızlı adımlarla uzaklaşıyor, kısa süre içinde görünmez oluyor.

Odada kalan sessizlik kötü bir yara gibi açık duruyor. Shigure, Takeshi'ye bakıyor. "O şu an..." diye başlamaya çalışıyor ama Takeshi sözünü kesiyor. "Efendim, ben onun masum bir dostunu öldürdüm. İsteyerek ya da istemeyerek, bunu ben yaptım. İsterse hayatı boyunca yüzüme bakmayabilir ve onu haklı sayarım. Ben... hayatım boyunca çok kötü şeyler gördüm. Bu konuda şımarıklık yapacak bir bünyeye sahip değilim." Shigure'nin bakışları yumuşuyor. Masanın etrafından dolanıp Takeshi'nin yanına geliyor ve elini başına koyuyor. "Sen yanlış bir şey yapmadın. O sen değildin." Sonra elini yavaşça çekiyor. "Ama bu aldığım önlemleri boşa çıkarmamak senin elinde. Birkaç gün dinlen, sonra da Yamiaki ile görüş. Araştırma birimleriyle birlikte çalış, bu şeyin ne olduğunu seni şimdilik köyde tutarak anlayalım. Sonrasında ne yapacağımıza bakarız." Tam o sırada Shigure'nin bakışları kapıya kayıyor. Sizi orada gördüğünde yüzündeki ifade bıkkınlıkla şaşkınlık arasında gidip geliyor. "Ya siz de mi gizlice dinliyordunuz?" Koridorda kısa bir sessizlik oluyor. Kaede hemen gözlerini kaçırıyor. Kaizen uzaktan tavanı inceler gibi yapıyor. Sen, yakalanmış çocuklar gibi orada kalıyorsun. Sadece Masato öne eğiliyor. "Çok özür dileriz Sayın Hokage efendim." Shigure burnundan uzun bir nefes veriyor. "Çıkın. Hepiniz. Bugünlük bu kadar yeter."

Hokage binasından çıktığınızda öğle ışığı merdivenlere vurmuş oluyor ama kimse bundan ısınmış gibi durmuyor. Toshifumi ortalıkta yok. Kaizen birkaç adım ötede duruyor, ne diyeceğini bilmeyen bir adam gibi ellerini cebine sokmuş. Kaede sessiz, gözleri kızarmış. Masato'nun yüzü sert ama bakışları Takeshi'nin üzerinde. Takeshi birkaç basamak indikten sonra bir anda duruyor. Sonra hiçbir şey söylemeden merdivene oturuyor. Başını kollarının arasına gömüyor. "Özür dilerim. Ya, ben, gerçekten..." diyor. İlk başta sesi o kadar kısık çıkıyor ki rüzgar alıp götürecek gibi. Sonra omuzları titriyor. Bir hıçkırık daha geliyor. Ve o, herkesin önünde, Hokage binasının merdivenlerinde, başını kollarına dayamış halde ağlamaya başlıyor. Kimse hemen hareket edemiyor. Çünkü o an Takeshi artık görev raporundaki mühürlü shinobi, tehlikeli güç taşıyıcısı ya da yargılanması gereken bir vaka gibi görünmüyor. Yalnızca çok fazla şey taşımış, sonunda dizlerinin bağı çözülmüş genç bir adam olarak kalıyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Tue May 12, 2026 7:49 pm
by Yureikumo Aoi
Bokukichi'den ayrılmak zordu. Onun son sözleri yeniden gözlerinin dolmasına sebep olmuştu. Bunca zamandır varlığına o kadar alışmıştı ki sanki kıymetinin bilememiş gibi hissediyordu. Şimdi o yanından ayrılır ayrılmaz yüreğine bir ağırlık çökmüştü. Elleriyle yüzünü tutup onu sevdiğini söylediğinde Aoi de hemen yanıt verdi. "Ben de seni çok seviyorum!" Bu esnada Kaizen ve Kaede de Hokage binasının önüne gelmişlerdi. Bokukichi onlarla da son kez vedalaşıp dönüp gitmeye başladı. Birkaç adım atıp geriye dönüp onlara son bir kez daha el sallayınca Aoi de el salladı yine gözleri dolu dolu. Koşup ona bir kez daha sarılmamak için zor durmuştu. Biliyordu ki bunu yaparsa hiç ayrılamayacaktı. Göreve çıkmadan önce evde, yatağının oraya bıraktığı kurbağayı düşündü. Evlatları yetim kalmıştı! Onu özledikçe kurbağasına sarılır uyurdu artık.

Onun gidişinin ağırlığı, köşeyi dönüp de gözden kaybolunca daha da gerçekçi hale gelmişti. Aoi sustu ve sadece titrek bir şekilde iç çekti. Hep birlikte ekipçe Hokage'nin odasına çıktılar. Shigure onları bekliyordu. Toshifumi söze ilk giren olmuştu. Baştan sona görevin raporunu verip ölen Anbuların isimlerini açıkladığında Aoi elini istemsizce kalbine götürdü. Köyün yitip giden evlatlarını bu şekilde tek tek duymak insanın içinde bir sızı yaratıyordu. Akuro'nun Uzumaki oluşuna Hokage de şaşırmıştı. Bunun üzerine mektuptan, planlarından, Hina'nın çakrasından bahsettiler. Bu noktada söze Takeshi dahil olarak mühür aktive edildikten sonra yaşadığı deneyimi aktardı. Akuro'nun ruhu ile konuştukları kısmı da eklemişti. Tüm bu rapor işlemi bittikten sonra odada çıt çıkmadı. Shigure bir süre düşünüyor gibi görünüp ağır ağır ağzını açtı. Bunun ağır kayıplı bir kritik istihbarat görevi olarak kayıtlara geçeceğini söylemişti ki öyleydi zaten. Herkese birkaç günlük bir dinlenme süresi vererek Aoi'nin klanındaki iç meselelerle ilgilenmesi gerektiğini söylemişti. "Anlaşıldı efendim." Akane ile ilgili durumlar için tetikte olması gerekiyordu. Ayrıca Onizuka meselesi konusunda acele etmeden ilerleyeceklerdi. Her ihtimale karşı da ekipleri Anbu Kök desteği ile hareket edecekti.

Tüm bunlar sona erdikten sonra Shigure, Takeshi ile yalnız konuşmak istemişti. Toshifumi buna karşı çıkmak istese de Hokage sert bir şekilde emrini yinelediğinde çıkmak zorunda kaldı. Ancak fazlasıyla öfkeliydi. Kapıya yanaşıp dinlemeye başlamışlardı. Aoi diğerlerine bakınca Kaede ve Kaizen'in de, hatta Masato'nun bile içeriyi dinlemekte olduğunu fark etti. Bunun çok yanlış olduğunu bilse de o da kendini onların ortasında buldu. Shigure, Takeshi'yi suçlamıyordu olanlar için. Mührün etkisinde olduğunun ve bunu bilerek yapmadığının bilincindeydi. Takeshi'nin ettiği bir laf Aoi'nin içinin buz gibi kesilmesine sebep oldu bir an için. Gözleri kocaman açıldı, göğsü hızlı nefes alıp vererek yükseldi. Neyse ki Hokage daha metanetliydi. Ona karşı anlayışlı ve sevecen bir dille konuşuyor, kasten suç işlemediğini yineliyordu. Onu zindana atmak istemiyordu. Birini öldürmüş gibi hüküm de giydirmeyecekti. Mührün tam olarak ne olduğunu bilmedikleri için Takeshi'yi gözlem altında ve güvende tutmaları gerekiyordu. Mühür kendi kendine aktive olabilirdi veya bir Uzumaki tarafından aktif hale getirilebilirdi. Bu sebeple Takeshi bundan böyle Sennashi görevlerine gönderilmeyecekti. Aoi derin bir oh çekti. Böylesi en mantıklısıydı. Sennashi'nin de Işık İşaretçisi'nin de pis emellerine ulaşmalarını engellemeleri gerekiyordu. Takeshi'yi köyde tutmak bunu sağlayabilirdi. Tabi köye açık bir saldırıyı göze alabilirler miydi? Bu da soru işaretiydi. Tüm bu önlemlere ek olarak Hokage, Takeshi'yi Toshifumi'nin babasına, yani Kök Anbu kaptanına emanet edecekti. Toshifumi mührü baskı altına alabildiğine göre babası da tehlikeli bir durumda müdahale edebilirdi.

Aoi tam bu rahatlama duygularının içerisindeydi ki kapının tekmelenerek açılması ile yerinden irkilmiş bir kedi gibi sıçradı. Toshifumi'nin öfkeden burun delikleri büyümüştü, gözlerinden alev saçıyordu. Takeshi'yi suçlayan bir dille onun babasına emanet edilmesini doğru bulmuyordu. Takeshi'nin bir dostunun ölümüne yol açmasına dargındı hala. Belki babasının da aynı kaderi paylaşmasından korkuyordu. Belki de kendisini suçluyordu tüm olanlardan, sonuçta ekip lideriydi. Tüm dostlarının ölümüne bir nevi kendisi de sebep olmuş, onları bu ölüm görevine göndermişti. Kendine duyduğu öfkenin hıncını ise Takeshi'den alıyordu. Zaten oldukça kırılmış olan, suçluluk içerisinde boğulan Takeshi'den. Aoi onun matemini anlıyor olsa da Takeshi'yi hedef göstermesini adil bulmuyordu. Hokage ona karşı çıkıp, Toshifumi'nin babası ile yirmi yıllık dost olduklarını, gerekirse onu korumak için canını vereceğini söylemesi üzerine Toshifumi şaşırmıştı. Shigure ondan arkadaşını düşmanlaştırmamasını istediğinde Toshifumi'nin cevabı can yakıcıydı. Taze açılmış bir yarayı dağlar gibi can yakıcıydı hem de. Sonra da arkasını dönüp gitmişti. Shigure ortamı yatıştıracak bir şeyler söylemek istese de Takeshi yine sorumluluğu üzerine almış, onu haklı görmüştü. Olgun bir insandı Takeshi. Bu yaşına, yaşadıklarına, taşıdığı yüke bakılınca Toshifumi'ye kıyasla çok daha olgun tepkiler veriyordu. Gocunduğu, kalbinin kırıldığı ortadaydı ancak en ufak bir sitemi ağzına almıyor, öfkelenmiyor, krizlere girip esip gürlemiyordu. Fırtına gibi esmiyordu. Aoi onun bu yönüne çok hayrandı.

Shigure onları kapının önünde yakalayınca herkes morarmıştı. Aoi'nin de yüzü suçüstü yakalanmış bir çocuk gibi kızardı. Masato içlerinde en olgun olarak öne eğilip özür dilemişti hemen. Shigure bu duygusal veletlerden bıkmış gibi görünüyordu. Herkesin çıkmasını isteyince kös kös arkalarına döndüler. Dışarıda öğle güneşi yükselmişti. Toshifumi etrafta görünmüyordu. En arkadan Takeshi geliyordu. Basamakları inerken birden durdu. Olduğu yere çöküp bir basamağa oturdu. Başını kollarının arasına aldı ve uzun zamandır yapması gerekeni yaparak gözyaşlarının akıp gitmesine izin verdi. Aoi acıtatlı bir şekilde gülümsedi. Herkesin gözü önünde bu kırılganlığı yaşaması iyi bir şeydi. İçine atmıyor, kendini yıpratmıyor, akıp gitmesine izin veriyordu. Rahatlatıcı olacağına emindi. Öte yandan ise... onun bunları yaşaması... bu duyguları taşıması... Başını gökyüzüne kaldırdı. Yuukon en iyisini bilirdi. Tekrar Takeshi'ye döndü. Sakin adımlarla yanına gidip oturduğu basamağa geldi. Yavaşça yanına oturdu. Bir eliyle sırtını sıvazlamaya başlarken başını da hafifçe ona yasladı. Hiçbir şey söylemedi. Ağlayıp rahatlamasına izin verdi. Sadece yanında olduğunu, bununla tek başına mücadele etmeyecek olduğunu hissetmesi yeterliydi. O yanında ağlarken, annesinin onu çocukken sakinleştirmek için söylediği ninniyi mırıldanmaya başladı.

Itsuki Lullaby
0:00 / 0:00


"Ben ölünce
kim ağlar ardımdan?
Evin ardındaki dağlarda
yalnız ağustosböcekleri.

Yok, ağustosböcekleri değil onlar.
Küçük kız kardeşimdir ağlayan.
Ağlama, küçük kardeşim,
mezarda bile tasam sen olursun.

Ben öldüğümde
yol kenarına gömün beni.
Gelip geçenler
üstüme çiçekler bırakır belki.

Hangi çiçek derlerse:
kamelya, kamelya, kamelya…
Sonra gökten
yağmurlar iner üzerime."


Bir süre böyle sakinleşmesini bekleyecekti. Yatışır gibi olursa onu kollarına alacak, başını göğsüne yaslayacaktı. "En sevdiğin yemek ne Takeshi? Sana pişirmek istiyorum." Keşke Bokukichi de onlarla olsaydı. Şimdi ne söylenmesi gerektiğini bilir, ortamı rahatlatacak bir şaka yapardı. Aoi onu şimdiden çok özlemişti. Yola çıkmış mıydı acaba?

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Thu May 14, 2026 3:53 pm
by GM - Shinsei
Takeshi, ninninin ilk dizelerinde biraz daha içine kapanıyor, omuzları titriyor, nefesi düzensizleşiyor, sonra yavaş yavaş o sesin ritmine tutunur gibi sakinleşmeye başlıyor. Başını kollarından kaldırdığında yüzü gözyaşından kızarmış, gözleri şişmiş ama ifadesi biraz daha boşalmış görünüyor. Sen yanına sokulunca direnç göstermiyor, hatta bir an sonra kendi ağırlığını hafifçe sana bırakıyor. Sorunu duyduğunda birkaç saniye şaşkın şaşkın bakıyor, sonra kırık dökük bir gülümseme çıkıyor yüzüne. "En sevdiğim yemek mi?" diye tekrarlıyor. "Şu an bunu soracağını hiç tahmin etmezdim." Burnunu çekiyor, elinin tersiyle yüzünü siliyor. "Karaage severim. Bir de yanında bol pilav, turşu, sıcak çorba falan olursa... bayağı iyi olur. Çocukken sokakta en çok kokusuna takıldığım şey oydu. Kızarmış tavuk kokusu. Param olmazdı, alamazdım. O yüzden herhalde hala görünce mutlu oluyorum." Sonra bakışlarını kısa bir anlığına senden kaçırıyor. "Yaparsan yerim. Hem de çok yerim. Ama ağladım diye ekstra porsiyon istemiyorum, yanlış anlaşılmasın." Bu son cümleyi şaka gibi kurmaya çalışıyor ama sesi hala çatlak. Yine de Masato'nun yüzündeki sert ifade biraz yumuşuyor, Kaede gözlerini silerken belli etmemeye çalışıyor, Kaizen ise birkaç basamak aşağıda durup başını yana çeviriyor. Kimse Takeshi'nin bu halini büyütmüyor, bu da ona, belki fark etmeden, biraz alan açıyor.

Masato bir süre sonra boğazını temizliyor ve yüzünü meydanın kalabalığına doğru çeviriyor. "Toshifumi'yi bulmamız gerekiyor." diyor. "O halde gitmesi iyi değil. Ne düşündüğünü, nereye gittiğini bilmiyoruz. Ayrıca babasıyla ilgili mesele de..." Cümlesini bitirmiyor ama herkes ne demek istediğini anlıyor. Takeshi ağır ağır doğruluyor, merdivende oturur halde ellerini dizlerine koyuyor. "Benim de babasını bulmam gerekiyor. Shimura Yamiaki ile görüşmem söylendi. Kaçarsam ya da geciktirirsem daha kötü olacak." Sesi yorgun ama az önceki dağılmış hali biraz toparlanmış. "Toshifumi'yi görürsem... ne diyeceğimi bilmiyorum. Özür dilemek yetmiyor. Ama yine de karşısına çıkmam lazım." Kaede alçak sesle "Belki şu an yalnız kalması gerekiyordur." diyor, sonra hemen ekliyor. "Ama tamamen yalnız bırakmak da iyi olmayabilir." Kaizen de omuz silkerek konuşuyor. "O çocuk şu anda öfkeyle yürüyor. Öfkeyle yürüyen adam ya bir yere varır ya da bir şeye çarpar. Bulmakta fayda var."

Tam da kimin nereye gideceğini konuşmaya başlayacakken, meydanın diğer ucundan gelen iki tanıdık figür dikkatini çekiyor. Yoshi ve Saya yan yana yürüyorlar, Yoshi'nin yanında Ichimaru yok, bu bile onda bir aciliyet hissi yaratıyor. Saya'nın yüzü her zamanki keskinliğinden biraz daha gergin, Yoshi ise sizi fark ettiği anda kaşlarını kaldırıp hızlanıyor. "Oha, siz buradasınız." diyor yanınıza gelince, sonra Takeshi'nin yüzünü görünce sesi biraz düşüyor. "Selam. Şey... kötü bir zamansa kusura bakmayın." Saya kısa bir baş selamı veriyor, gözleri Takeshi'de bir an fazla kalıyor ama bir şey söylemiyor. Yoshi doğrudan Masato'ya dönüyor. "Toshio'yu gördünüz mü?" Masato kaşlarını hafifçe çatıyor. "Hayır. Görmedik. Neden?" Yoshi ensesini kaşıyor, rahatsız bir nefes veriyor. "Onunla bir göreve çıkacaktık. Küçük bir iz takip işi, normalde basit bir şey. Ama son dakika ortadan kayboldu. Evde yok, görev kayıt noktasına uğramamış, buluşma yerine de gelmedi. Toshio böyle kafasına göre kaybolan biri değildir." Saya bu noktada söze giriyor. "Yoshi abartıyor gibi görünmek istemiyor ama durum gerçekten garip. Birkaç kişiye sorduk, kimse görmemiş. Yardım edebilir misiniz?"

Takeshi hemen ayağa kalkmak ister gibi oluyor, sonra duruyor. Gözleri bir anlığına sana kayıyor. "Benim gitmem gerekiyor." diyor, sesi bu kez suçlulukla değil, mecburiyetle dolu. "Yamiaki ile görüşmem lazım. Daha fazla ertelemem doğru olmaz." Sonra sana biraz daha yumuşak bakıyor. "Ama işinizi hallettikten sonra bana o yemeği yaparsan... çok hoşuma gider. Gerçekten." Bu cümleden sonra başını hafifçe eğiyor, sanki hem vedalaşıyor hem de biraz önce merdivenlerde dağıldığı için sessizce özür diliyor. Masato ise sana dönüyor. "Dinlenmemiz için emir verildi, yani resmi olarak şu anda ağır bir göreve atanmıyoruz. Toshio'yu aramak bu kapsamda değerlendirilebilir. Ayrıca Toshifumi'yi arayacaksak, bu iki arama birbirine bağlanabilir de." Bir an Yoshi'ye, sonra Saya'ya bakıyor. "Ama kararı sana bırakıyorum. Klanına dönmen gerekiyordu. Akane meselesi de var. İstersen önce kendi işine gidebilirsin, biz Yoshi'ye yardım ederiz. İstersen birlikte bakarız." Kaede sessizce sana yaklaşıyor ve "Ben gelebilirim." diyor. "Yürümek iyi gelir." Kaizen ise ellerini cebine sokup meydanın çıkışına doğru bakıyor. "Ben de birkaç saat buralardayım. Bir kayıp daha varsa, iz soğumadan bakmak mantıklı." Yoshi gözlerini sana çeviriyor, bu kez her zamanki şakacı rahatlığı daha az. "Aoi, yardım edebilirsen iyi olur. Toshio biraz... garip biridir ama kaybolması normal değil."

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Thu May 14, 2026 8:07 pm
by Yureikumo Aoi
Takeshi bir süre ağlamıştı. Aoi'nin ninnisinin ezgisi birkaç kere tekrarlayıp uzamıştı. Nihayet başını kaldırıp baktığında gözleri ağlamaktan şişmiş ve kızarmıştı. Aoi gülümsedi. Onu kollarına aldı. Takeshi de destek alır gibi kendisini teslim etmiş, direnç göstermemişti. Aoi'nin en sevdiği yemeği sorması da yerinde olmuştu. Onu anın umutsuzluğundan çıkarıp bir sonraki güne, bir sonraki öğüne odaklamış ve güzel anılarını anımsatmıştı. Karaage sevdiğini anlatırken çocukken alacak parası olmadığı için onun kokusunun çekici geldiğini söylemişti. Aoi'nin annesinden öğrendiği güzel bir karaage tarifi vardı. Belki bu akşam onu pişirir, Takeshi'yi de akşam yemeğine davet ederdi. Ağladığı için daha çok porsiyon istemediğini duyunca Aoi kıkırdadı. "İstediğin kadar çok yiyebilirsin." Uzanıp dağılmış saçlarını geriye doğru taradı. Bu kısa sohbet, ortamın gerginliğini bir nebze de olsun azaltmıştı. Kimse Takeshi'yi yargılamamış, üzerine gitmemişti.

Bir süre sonra Masato söze girerek Toshifumi'yi bulmaları gerektiğini ortaya attı. Sahi... bir anda alıp başını öfkeyle gitmişti. Muhtemelen ya kendine kızıyor, ya yasını yaşıyor, ya da bir şeyleri tekmeliyordu. Aoi onun içten içe söylediği şeylerden pişman olduğunu biliyordu. Tabi bunu asla itiraf etmezdi. Takeshi ise hiç vakit kaybetmeden onun babası ile görüşmek istiyordu. Bundan sonra ne yapacağı konusunda netleşmek, önünü bir an önce görmek istiyor olmalıydı. Bu yüzden kendine dinlenecek beş dakika olsun vermemişti. Hala suçluluk duyuyordu elbette. Şu anda sırtını geriye yaslanıp eskiden olduğu gibi minik oyunlarla ve sohbetlerle eğlenmesine imkan yoktu. Aoi tam ağzını açıp cevap verecekti ki meydanın diğer ucunda iki kişi gözüne çarptı. Yoshi ve Saya. Eski ekip arkadaşları. Yoshi'nin yanında her zamankinin aksine Ichimaru yoktu. İkisi de oldukça telaşlı görünüyorlardı. Yoshi onları fark eder etmez üzerlerine doğru koşturmuştu. Toshio'yu görüp görmediklerini sormuştu. Takeshi'yi fark edince durumun ciddiyetini anlamış olsalar da Toshio'nun kaybı aciliyet barındırıyordu. Saya uzun uzun Takeshi'yi süzmüştü. Ya da Aoi'ye öyle gelmişti.

Takeshi onların gelişi ile birlikte ayaklanmıştı. Yamiaki ile görüşmeye gitmeden önce Aoi'ye bir kez daha dönüp sevdiği yemeği yaparsa çok mutlu olacağını yinelemişti. Aoi ona sıcak bir gülümseme ile karşılık verdi. "Bu akşam işlerin bitince gel o zaman. Hoşuna gideceğini umduğum bir tarif biliyorum." Başıyla onu selamlayıp gözden kayboluşunu izlemişti. Masato da o esnada dinlenme emri verildiğini, birkaç gün göreve gönderilmeyeceklerini söylemişti. Toshio'nun kaybı böyle bir durumsa peşinden gitmeleri doğru olmayabilirdi. Toshifumi'yi aramak da vardı tabi. Klanına da dönebilirdi. Orada da halledilmesi gereken meseleler vardı. Aoi bunlarla uğraşmayı hiç istemiyordu şu an. Ayrıca önemli bir görev arkadaşı kayıpken nasıl zihnini bunlara ayırabilirdi ki? Kaede ve Kaizen arayışa yardım edeceklerini söylemişti. Yoshi de özellikle rica etmişti. Aoi onları süzdü uzun uzun. Hepsinin gözlerinin içine baktı. Sonra aklına muazzam parlak bir fikir gelmiş gibi bir parmağını kaldırdı. "Arkadaşlar!" dedi. "Kaybolan iki arkadaşımızı Toshi parantezine alırsak o + fumi oluyor." Bu çok önemli bir buluşmuş gibi bir süre sessiz kaldı ve herkesin bunu sindirmesini bekledi. Bokukichi olsaydı keşke burada şimdi...

Boğazını temizledi. "Şey... Toshio önem verdiğim birisi. O yüzden onu aramak benim için öncelikli olur. İsterseniz dağılalım. Ben, Saya ve Yoshi Toshio'yu arayalım. Masato, Kaede ve Kaizen siz de Toshifumi'yi arayın." Sonra bir anda utanarak kızardı. "Ya da canınız nasıl isterse... Ne yapacağınız söylemiş gibi olmayayım. Mantıklı geldi sadece." Yoshi'ye döndü. "Ichimaru nerede? O olsa bulmamız daha kolay olmaz mı? Kesinlikle onu sevmek istediğimden değil. B-Ben de ruh izini kullanabilirim tabi..." Shisha no Kage kullanarak Toshio'yu bulmaya çalışacaktı.

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Fri May 15, 2026 5:22 pm
by GM - Shinsei
Müthiş Toshi parantezi şakandan sonra birkaç saniyelik öyle bir sessizlik oluşuyor ki, meydanın öbür ucundan geçen bir kadının terlik sesi bile duyuluyor. Yoshi önce gözlerini kırpıştırıyor, sonra yavaşça Saya'ya dönüp "Ben mi anlamadım yoksa bu gerçekten çok derin bir şey miydi?" diye fısıldıyor. Saya ise bir anda "Offf Yoshi he he tamam." diye cevap veriyor. Masato kaşlarını çatmış halde zihninde gerçekten bu denklemi çözmeye çalışıyor gibi duruyor, birkaç saniye sonra bunun şaka olduğunu fark edip gözlerini kapatıyor. Kaizen ise hiç saklamadan gülüyor. "Bokukichi gitti diye evren boşluğu hemen doldurmuş." diyor. Plan önerin duyulunca Masato kısa bir an düşünüyor, sonra başıyla onaylıyor. "Mantıklı. Toshifumi'nin gidebileceği yerleri ben biraz tahmin edebilirim. Kaede, Kaizen, benimle gelin. Bir şey bulursak haber göndeririz." Kaede sana kısa bir bakış atıyor. "Dikkatli ol." diyor ama sesi eskisi kadar mesafeli değil. Kaizen de Yoshi'ye dönüp "Eğer bu kayıp çocuk bir ağacın tepesinde dramatik dramatik oturuyor falan çıkarsa saatlik ücretimden istiyorum bu arada." deyip Masato'nun peşinden gidiyor. Böylece meydanda sen, Yoshi ve Saya kalıyorsunuz. Yoshi, Ichimaru sorunu duyunca ensesini kaşıyor. "İşte olayın saçma kısmı o ya. Ichimaru Toshio'nun kokusunu bir süre takip etti, sonra bir yerde oturdu kaldı. Bildiğin oturdu. Ne havladı, ne ilerledi. Sonra bana bakıp trip attı. Ben de onu eve bıraktım çünkü köpek bana bu çocuk kayıp değil, siz salaksınız demeye çalışıyor gibi hissettim." Saya kuru bir sesle ekliyor. "Ichimaru gerçekten de öyle bakıyordu." Yoshi hemen savunmaya geçiyor. "Bak köpeğimin beni yargılama hakkı yok. Ben onu küçükken selden kurtardım." Saya kaşını kaldırıyor. "Sen onu selden falan kurtarmadın. Çamura battığı için eve sokmak zorunda kaldın. Hayvan gayet yüzüyordu." Yoshi dönüp sana bakıyor. "Gördün mü? Takım dinamiği eskisi gibi. Saya hala aynı Saya."

Shisha no Kage'yi kullandığında dünyanın kenarları hafifçe soluyor, yaşayanların ayak sesleri ile ölülerin sessiz izleri birbirinden ayrılıyor. Toshio'ya ait net bir ruh izi bulamıyorsun, bu en azından... ölmediğine dair içini hafifleten küçük bir işaret gibi. Ancak tam hiçbir şey yok sanacakken, Hokage binasının yan sokağından başlayıp eski pazar yoluna doğru kıvrılan çok ince, soluk ve kırık bir iz fark ediyorsun. Bu bir insanın ruhsal izi gibi değil, daha çok birinin güçlü bir duyguyu bastırarak yürüdüğü yerlerde kalan titrek bir gölgeye benziyor. Kaybolmuş değil, dağılmış. Saya bunu anlattığında çenesine dokunup düşünmeye başlıyor. "Toshio duygularını bastıran biri. Eğer iz bu kadar kırık görünüyorsa ya çok öfkeliydi ya da çok üzgündü." Yoshi hemen araya giriyor. "Ya da çok acıkmıştı. Ben açken de böyle ruhsal olarak kırık görünüyorum." Saya ona bakmadan "Sen açken ruhsal değil fiziksel olarak gürültülü görünüyorsun. Ayrıca Aoi'nin tekniğinin nasıl çalıştığını nereden biliyorsun be? Sanki yaptın daha önce." diyor. Yoshi bu defa gerçekten alınmış gibi yapıyor. "Aoi, çocukken de böyleydi. Ben bir şey söylüyordum, bu beni cümle ortasında gömüyordu. Sen de genelde kenarda çok kibar bir şekilde gülümsüyordun. Bence ekip olarak beni duygusal açıdan geliştirmek yerine törpülediniz." Saya'nın dudak kenarında çok küçük bir gülümseme beliriyor. "Törpülenecek çok şey vardı kanka." İz sizi eski pazar yoluna götürüyor. Sabah kalabalığı yavaş yavaş dağılmış, tezgahların önünde birkaç esnaf kalmış. Bir pirinç krakeri satıcısı Toshio'yu gördüğünü söylüyor, çocuğun sabah erken saatlerde buradan geçtiğini, yanında görev çantası olmadığını, sadece elinde küçük bir kumaş kesesi taşıdığını anlatıyor. "Bir şey aldı mı?" diye sorunca adam başını sallıyor. "Almadı. Sadece su istedi. İçti, teşekkür etti, sonra kuzey çıkışına doğru yürüdü. Yüzü kötüydü. Kavga etmiş çocuklara benzerdi ama üstünde yara yoktu." Yoshi satıcıya teşekkür ederken tezgaha göz ucuyla bakıyor, sonra "Soruşturma gereği bir kraker alabilir miyim?" diyor. Saya "Hayır." diye cevap veriyor. Yoshi ise "Devlet görevine engel oluyorsun şu an..." diye mırıldanıyor ama parasıyla bir tane alıp üçe bölüyor. Sana uzattığı parça neredeyse en büyüğü oluyor, Saya bunu fark edip "Kendini cömert göstermeye çalışıyor." diyor. Yoshi ise "Hayır ya, Aoi ruh izi takip ediyor, enerji lazım." diye ciddiyetle karşılık veriyor.

İz kuzey çıkışına doğru ilerlerken bir noktada garip biçimde kesiliyor. Konoha'nın dış eteklerine çıkan küçük servis yolunun yakınında, eski bir haber panosunun dibinde birkaç taze ayak izi, kırılmış ince bir dal ve toprağa düşmüş küçük bir bez parçası buluyorsunuz. Bez parçası koyu lacivert, üzerinde çok hafif bir koku var, Yoshi burnuna götürüp koklayınca yüzünü buruşturuyor. "Bu Toshio'nun. Kesin. Bir de... şey kokuyor. Yağmur yemiş metal gibi. Anladın mı? Hani eski kunai kutuları olur ya." Saya da çömelip toprağı inceliyor. "Burada durmuş. Uzun süre değil ama kararsız kalmış. Sonra yoldan çıkmış." Gözleri ağaç hattına kayıyor. "Köy dışına değil, dış eteklere. Resmi çıkıştan geçmemiş. Saklanmak istemiş olabilir." Yoshi bir an ciddileşiyor. "Toshio böyle yapmaz normalde. Göreve geç kalırsa bile özür notu bırakır. Bir kere ateşi varken bile görev yerine gelmişti. Sonra bayıldı, ama geldi yani sonuçta. Bu çocuk sorumsuz değil." Saya'nın sesi daha yumuşak çıkıyor. "Belki sorumsuzluk değildir. Belki kimseye görünmek istememiştir." Yoshi ona bakıyor, ikisi arasında kısa bir sessizlik oluyor, belli ki Toshio hakkında senin bilmediğin bir şeyleri düşünüyorlar ama hangisi söyleyecek, karar veremiyorlar. Tam o sırada yoldan geçen yaşlı bir oduncu sizi fark ediyor ve "Eğer koyu saçlı, sessiz bir genç arıyorsanız sabahın köründe eski taş yolun oraya gitti. Elinde küçük bir kese vardı. Sanki birinin mezarına gidiyormuş gibi yürüyordu." diyor. Bunu söyledikten sonra omzundaki odunları düzeltip yoluna devam ediyor.

Böylece önünüzde birkaç olasılık beliriyor. Kuzey dış eteklerdeki eski taş yol, Konoha'nın daha az kullanılan mezarlık patikalarına ve terk edilmiş eğitim alanlarına bağlanıyor, Toshio gerçekten oraya gitmiş olabilir, ama neden? Diğer tarafta, bez parçasının yanında kalan metal kokusu ve kesenin varlığı, yanında bir silah, hatıra eşya ya da görevle ilgili bir şey taşıdığını düşündürüyor. Yoshi bir süre durup "Adam mezar modundaysa onu yalnız bırakmayalım, yalnız yas tutmak bazen insanı daha da batırıyor." diyor. Saya ise önce Toshio'nun evine uğrayıp odasında eksik bir şey var mı bakmayı öneriyor. "Ya teyze iki laf edince hemen inandın, nasıl bir malsın sen abi. Evine gidelim, ne taşıdığını anlarsak nereye gittiğini de anlarız." diyor. Üçüncü seçenek olarak, Shisha no Kage'yi burada bir kez daha derinleştirip kırık izin neden bu noktada kesildiğini anlamaya çalışabilirsin, bu daha yorucu olur ama Toshio'nun duygusal haline dair daha net bir iz yakalayabilirsin. Yoshi elindeki kraker kırıntılarını silkelerken sana bakıyor. "Karar sende, Aoi. Lütfen doğru kararı ver de şu aşırı garip ortamdan hemen kurtulalım."

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Fri May 15, 2026 10:56 pm
by Yureikumo Aoi
Bokukichi'nin espri anlayışı Aoi'ye de bulaşmış olmalıydı. Körle yatan şaşı kalkar diye boşa dememişti büyükler. Derin sessizlik sonrası kimsenin bu soğuk şakayı anlamamasına Aoi kıkırdadı, yine kendi kendine. Masato şakanın etkisiyle bir süre sersemlemiş ve düşünme mekanizmalarını yitirmişti ancak kendisine geldiğinde Aoi'nin ayrılma kararını mantıklı bulmuştu. Böylece onlar bir yöne giderken Aoi de Saya ve Yoshi ile kalmıştı. Eski genin takımı yıllar sonra yine bir şekilde bir araya gelmişti. Aoi Ichimaru'nun yerini sorunca Yoshi onun Toshio'yu bir süre aradığını, sonra da oturup ona trip attığını söylemişti. "Trip mi?" Aoi tam ne demek istediğini anlamamıştı ancak Yoshi'nin yargılandığını hissettiğini sonraki cümlesinde kavramıştı. Köpeği onun zekasını sorgulamış olmalıydı. Yol göstermesi gerekmiyor muydu? "Peki ya Ichimaru haklıysa?" Aoi hayvanların içgüdülerine son derece güvenirdi.

Ruh izini kullanarak Toshio'yu bulmaya çalıştığında ancak oldukça silik ve soluk bir iz keşfedebildi. Çok kırgın görünüyordu. Sanki yoğun bir duygulanım yaşamıştı ancak pek de pozitif değildi. Biraz evvel Takeshi'nin bıraktığı ruh izi gibi ancak onunkisi kadar şiddetli değildi, dağılmıştı. Saya ve Yoshi her zamanki gibi aralarında atışırlarken Aoi sessizce onları dinledi ve gülümsedi. Bu sahne fazlasıyla nostaljikti. Ama şu an nedense kendisini öncesine göre daha rahat ve güvende hissediyordu. Sanki dünyaya ve insanlarla olan bağı o dönemlere göre çok daha kuvvetlenmişti. "Sizinle birlikte olmayı özlemişim." diye mırıldandı sevecenlikle ikisine doğru. "Çok tatlısınız!" İzi takip ederek eski pazar yoluna girdiler. Tezgahlardaki satıcılara tek tek sorarak Toshio'yu tarif etmeye başladılar. Kraker satan birisi onu görmüştü. Su alıp gitmişti ancak yüzü kavgadan çıkmış gibi kötüydü. Yoshi kraker alma konusunda Saya ile tartışırken Aoi de Toshio'yu neyin bu kadar hırpalamış olabileceği konusunda tahmin yürütmeye çalışıyordu. Böceklerine mi bir şey olmuştu? Yoksa yanlışlıkla birinin üzerine mi basmıştı? Bu onu fazlasıyla yıkabilirdi. Yoksa sevgilisinden mi ayrılmıştı? O arılı kız ile aralarının iyi olduğunu ve Toshio'nun onun etrafında kızardığını hatırlıyordu. Uzak mesafe diye miydi yoksa?

Yoshi'nin ona kraker uzatması ile düşüncelerinden sıyrıldı. Hem de kocaman bir parça. Aoi gözleri kocaman olarak aldı krakeri. Sabahtan beri hiçbir şey yememişti. Neye uğradığının farkında değildi ki. Önceki günü hatırlamıyordu. Bütün odağı Takeshi olduğu için kendi ihtiyaçlarını tamamen unutmuştu. Eve gidip karaage pişireceği ve Takeshi'yi de yemeğe çağıracağı anı bekliyordu heyecanla. Yine Takeshi'yi mutlu etmekti önceliği. Ne zamandan beri ona bu kadar düşkün hale gelmişti? Krakerden birkaç diş alırken izi takip etmeye devam etti. Kuzey çıkışına doğru ilerlerken bir anda kesilmişti. Konoha dışına doğru yerde bir kumaş parçası vardı. Yoshi hemen koklamıştı. Güzel kokmuyor olsa gerekti ancak hemen Toshio'ya ait olduğunu anlamıştı. Saya onun köyden çıkmadığı ancak bir yerlere saklandığı konusunda tahmin yürütmüştü. Aralarında anlamlı bir sessizlik yaşanırken oradan geçen bir teyze Toshio'ya benzeyen birini gördüğünü, eski taş yola gittiğini, elinde de bir kese taşıdığını ve sanki yas tutuyormuş gibi kötü göründüğünü söylemişti.

Peki şimdi ne yapacaklardı? Taş yolu kontrol edebilirlerdi. Saya evine gidip eşyalarını karıştırmayı ve yanına ne aldığını bulmayı teklif etmişti. Daha evini aramamışlar mıydı? Ne yapılacağına dair karar verme mekanizması yine nedense Aoi olmuştu. Yoshi ondan hemen bir karar vermesini talep etmişti. Bir yandan da elindeki kraker parçalarını silkeliyordu. Kraker... Tabi ya! Yüzü bir şey fark etmiş gibi aydınlandı. Hemen yolun kenarındaki karınca sürülerini izlemeye başladı. Elindeki krakerden minik bir parça ufalayarak onlara doğru yolladı. "Merhaba sayın karıncalar. Aburame Toshio'nun nerede olduğunu biliyor musunuz? Size nereye gittiğini söyledi mi?" Bir süre çömeldiği yerde karıncaların cevabını bekleyecekti. Sessizce. Sabırla. Onlara en ufak saygısızlık etmeden. Aoi için hassas konulardı bunlar. Her türlü cana karşı son derece saygılı olmak gerekliydi. Eğer karıncalardan bir sonuç elde edemezse ruh izi tekniğinin yoğunluğunu arttırarak Toshio'nun gittiği yönü saptamaya gayret edecekti. Eğer bu da işe yaramazsa onun son görüldüğü yere, yani mezarlık patikasına girmek en mantıklısı olacaktı. Eve geri dönüp eşyalarını kontrol etmekle vakit kaybetmeye gerek olmadığını düşünüyordu Aoi. Oradan sonuç elde edebileceklerine inanmıyordu. Aburame klan ortamını çok merak etse de sırf merakı için bunu yapmamaya karar verdi.

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Sat May 16, 2026 11:20 am
by GM - Shinsei
Saya'nın kahkahası o kadar ani patlıyor ki karıncalar bile bir anlığına durup antenlerini kaldırmış gibi görünüyor. Yoshi önce ona dönüyor, sonra sana, sonra karıncalara bakıyor ve beklenmedik şekilde ciddi bir ifadeyle "Yok ya bir dakika, çok mantıklı bence." diyor. "Aburame arıyorsak böceğe soracağız tabii. Ben Inuzuka olarak aransam köpeğe sorardınız. Yani yöntemsel olarak tertemiz." Saya kahkahasını bastırmaya çalışırken eliyle ağzını kapatıyor ama omuzları hala titriyor. Karıncalar önce kraker kırıntısının etrafına toplanıyor, birkaç tanesi küçük parçaları taşımaya başlıyor, sonra antenleri birbirine değe değe kısa bir sessiz toplantı yapıyorlarmış gibi bekliyorlar. Ardından küçük bir hat oluşuyor. Önce yavaş, sonra daha kararlı bir şekilde kuzey yoluna doğru akmaya başlıyorlar. Yoshi parmağıyla onları işaret ediyor. "Bak! Bak! Devletin böcek istihbaratı çalışıyor!" Saya bu kez gülmemek için gözlerini kapatıyor. Karıncaların peşinden yola koyuluyorsunuz, bu sahne dışarıdan bakan biri için fazlasıyla absürt duruyor olmalı, çünkü üç chuunin ciddi ciddi bir karınca kafilesini takip ederek Konoha sokaklarından geçiyor. Birkaç çocuk sizi izleyip fısıldaşıyor, bir yaşlı adam durup "Yeni eğitim yöntemi mi bu?" diye soruyor ama kimse durmuyor.

Rota önce mezarlık patikasına doğru kıvrılıyor. Ağaçların sıklaştığı, rüzgarın biraz serinlediği yola girince ortamın neşesi doğal olarak biraz azalıyor. Mezarlığın taş kapısı uzaktan göründüğünde Yoshi de adımlarını yavaşlatıyor, biraz önceki şakacı hali, mezar taşlarının arasından yükselen sessizlikle birlikte kırılıyor. Saya da bir süre konuşmuyor. Karıncalar mezarlık girişine kadar geliyor ama içeri girmiyorlar, kapının yanından dönüp daha yukarı, Hokage anıtlarına uzanan eski taş yola yöneliyorlar. Siz de peşlerinden gidiyorsunuz. Anıtların gölgeleri yamaçlara düşerken, Konoha'nın geniş manzarası aşağıda açılıyor, evler, sokaklar, dumanı ince ince yükselen bacalar, eğitim alanlarından gelen uzak sesler... Her şey normal görünürken, son günlerde yaşananların bu normal görüntünün altında nasıl karanlık damarlar gibi aktığını bilmek insanın göğsüne tuhaf bir ağırlık koyuyor. Karıncalar durmuyor. Yaklaşık yarım saat boyunca onların küçük, inatçı rotasını takip ediyorsunuz. Yoshi en sonunda köyün hemen dışındaki düzlüğe geldiğinizde bir taşın üzerine çöküyor ve nefes nefese kalıyor. "Ben hayatımda ilk defa karıncalar tarafından göreve sürükleniyorum." diyor. "Bunu görev raporuna yazarsanız yemin ederim inkar ederim." Karıncalar ise görevlerini tamamlamış gibi yavaş yavaş dağılıyor, kimisi toprağın arasına, kimisi kuru otların altına karışıyor. Saya kollarını bağlayıp onların dağılışını izliyor. "Artık Aburame'lerin bölgesine gitsek mi arkadaşlar? Şu an duvar boyasının kurumasını izliyormuş gibi hissediyorum."

Tam o sırada önden, bayırın üst tarafından kısa bir öksürük sesi geliyor. Hepiniz aynı anda o tarafa dönüyorsunuz. Uzakta, yamacın kenarında biri oturuyor; dizlerini kendine çekmiş, dirseklerini dizlerine dayamış, Konoha manzarasına bakıyor. Yaklaştıkça siyah saçlarını, durgun omuzlarını ve tanıdık profilini seçiyorsun. Toshio. Sessizce arkasına kadar gidiyorsunuz. Yanına vardığınızda gözlüklerinin camında sabah ışığı yansıyor ama gözlerinin dolu olduğunu fark etmek zor olmuyor. Yoshi'nin sesi bu kez alışılmadık derecede yumuşak çıkıyor. "A-abi?" Toshio eliyle gözlerinin altını silip başını çeviriyor. "Yoshi, merhaba." Sanki sizi burada bulması dünyanın en normal şeyiymiş gibi sakin konuşuyor. Saya hemen devreye giriyor, sesi alaycı ama altında gerçek bir endişe var. "Kız göreve gidecektik, n'apıyon burada?" Toshio başını tekrar manzaraya çeviriyor. "Hokage ile görüştüm. Ben göreve gelemeyeceğim." Kısa bir sessizlik oluyor. Yoshi temkinli bir adım daha atıyor. "Tamam abi, şey, neden peki?" Toshio derin bir iç çekiyor. "...Gitti." Hepiniz bekliyorsunuz. Rüzgar otları hışırdatıyor. Toshio birkaç saniye daha konuşmuyor, sonra sesi neredeyse yas tutan bir adamın ciddiyetine bürünüyor. "Kırkayağım Tako gitti. Kayboldu. Nereye gittiğini bilmiyorum. Belki ölmüş bile olabilir. Onu bulmadan shinobilik görevime devam edemem." Saya'nın ağzından istemsiz küçük bir kıkırtı kaçıyor. Toshio anında ona dönünce Saya yıldırım hızıyla yüzünü düzeltiyor, boğazını temizleyip çok ciddi bir ifadeye bürünüyor. Yoshi ise olanı anlamlandırmak için birkaç saniye boş bakıyor. "Ha, anladım." Toshio aynı sakin ciddiyetle devam ediyor. "Yani lütfen beni yalnız bırakın. Biraz düşünmem gerek." Yoshi dudaklarını büzüyor. "Görev de önemliydi ya." Toshio hiç tereddüt etmeden "Tako kadar önemli hiçbir şey yok." diyor. Saya bu kez kendini tutamayıp tekrar kıkırdıyor, hemen arkasını dönüp öksürüyormuş gibi yapıyor. Yoshi de işin vahametini yeterince kavrayamamış olmalı ki başını yana eğip "Abi sizde zaten yüzlerce kırkayak yok mu ya?" diyor.

Bu cümleden sonra hava değişiyor. Toshio önce sessizleşiyor. Yüzünü size çevirmeden ayağa kalkıyor, sonra çok yavaş bir hareketle dönüyor. Gözlüklerini çıkarıp titizlikle katlıyor, cebine koyuyor. Bu sakinlik, Yoshi'nin yüzündeki pişmanlığı saniyeler içinde büyütüyor. Toshio elini Yoshi'ye doğru uzatıyor. "Inuzuka." Sesi dümdüz ama buz gibi. Elinin etrafında önce birkaç küçük siyah nokta beliriyor, sonra onlar çoğalıyor, parmaklarının çevresinde, bileğinin üstünde, kolunun kenarlarında böcekler kaynayan bir gölge gibi toplanmaya başlıyor. "Tüm uzuvlarını böceklerle bloke ettiğimde de o işe yaramaz kekkei genkaini kullanabilecek misin?" Yoshi'nin gözleri büyüyor, iki elini savunma niyetine kaldırıyor. "Abi canını sıktıysam özür dilerim, ben-" Cümlesi bitmeden böcekler ileri atılıyor. Yoshi bir anda topuklarının üzerinde dönüp koşmaya başlıyor. "ABİ VALLA O ANLAMDA DEMEDİM DUR! AAAAAAAAAAAAH!" diye bağırarak düzlüğün öbür ucuna kaçıyor. Toshio, yüzünde hala matem ciddiyetiyle böcekleri onun peşinden sürüyor, böcekler henüz Yoshi'ye yetişmiyor ama aradaki mesafe yavaş yavaş kapanıyor. Saya artık gülme krizine girmiş durumda, iki büklüm olmuş, bir eliyle karnını tutuyor, öbürüyle gözünden akan yaşı siliyor. Toshio'nun öfkesi gerçek mi, yarı şaka mı, yoksa kırık kalbinin böcekli bir savunma refleksi mi anlamak zor. Sen ise bir yanda yas tutan kırkayak babası Toshio'yu, diğer yanda panikle kaçan Yoshi'yi, ortada kahkahadan nefes alamayan Saya'yı ve dağılan karınca istihbarat ağını görüyorsun. Şu an müdahale edip Toshio'yu sakinleştirebilir, Yoshi'yi kurtarmaya çalışabilir, Saya'yı toparlayıp birlikte konuşmayı yeniden ciddiye çevirebilir ya da önce Tako'nun gerçekten nereye gitmiş olabileceğini sormayı deneyebilirsin.

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Sat May 16, 2026 12:20 pm
by Yureikumo Aoi
Saya dalga geçmişti ama Yoshi hemen kavramıştı bu hamlenin altında yatan mantığı. Toshio'nun nerede olduğunu karıncalardan iyi kim bilebilirdi ki? Kraker kırıntılarının etrafında toplanan karıncalar sunulan ödülü beğenmiş gibi neşeyle antenlerini oynatmıştı. Ya da Aoi'ye öyle gelmişti. Sonra aralarında bir karar vermiş olacaklardı ki tek bir sıra haline gelmiş, bir yöne doğru ilerlemeye başlamışlardı. Kuzeye doğru gidiyorlardı! Aoi heyecandan pembeleşmiş yüzüyle hemen onları takip etmeye başladı. "Ben... karıncalarla konuştum! Ben... İnanamıyorum. Çok mutluyum!" Etraftan gelen garip bakışları tamamen görmezden gelerek (biraz da Yureikumo olmanın getirdiği alışkanlıkla) önce mezarlık patikasına doğru, sonra mezarlık girişine, oradan Hokage anıtlarına çıkan yol boyunca onları takip etmeye devam ettiler. Konoha'nın huzur verici manzarası buradan bu saatlerde çok iç ferahlatıcı görünüyordu. Kim böyle güzel ve mutlu bir tabloyu yok etmek isterdi ki?

Köyün dışındaki bir düzlüğe ulaştıklarında karıncalar da duraklamıştı. Yoshi yorularak bir taşın üzerine çökerken Saya da Toshio'nun evine gitme teklifi yinelemişti. Aoi, yüzü hala mutlulukla pespembe olarak karıncalara el salladı. "Teşekkürler sayın karıncalar! Bir ara Yureikumo bölgesine gelin, size taze pişmiş ekmekten veririm!" Bayırın üst tarafından bir ses duyunca başını hemen o tarafa çevirdi. Biliyordu! Haklı çıkmıştı! Karıncalar onları gerçekten de Toshio'nun yanına getirmişti. Yamacın kenarında oturuyordu. Aoi ona neşeyle selam vermek istedi ancak yüzündeki hüzünlü ifadeyi görünce duraksadı. Ağlıyor gibiydi. Dizlerini çekmiş, içli içli oturuyordu. Saya ve Yoshi onunla konuşarak niye gelmediğini öğrenmeye çalışmışlardı. Durum vahimdi. Toshio'nun biricik kırkayağı Tako kayıptı! Onu bulması gerekliydi ve bulmadan başka hiçbir şey yapamazdı.

Aoi dehşet içinde kalarak elini ağzına götürdü. O kadar üzüldü ki gözleri doldu. Toshio'nun canının nasıl yandığını anlayabiliyordu. Nedense Saya ve Yoshi'nin pek umurunda olmamıştı bu durum. Saya hala gülüyordu. Yoshi ise duyarsızca şeyler söylemişti. Bu yüzden de Toshio'yu sinirlendirmişti. Hatta öyle sinirlendirmişti ki Aoi onu ilk kez gözlüksüz görüyordu. Aoi onların görev arkadaşı olmasına rağmen Toshio'nun acısına karşı nasıl bu kadar duyarsız kalabildiklerine inanamadı. Toshio bir böcek ordusunu Yoshi'nin peşinden yollarken Yoshi de bayır aşağı kaçmaya başlamıştı. Saya ise arkada gülmekten kriz geçiriyordu. Aoi son derece üzgün bir ifadeyle Toshio'nun koluna dokundu. "Toshio..." dedi. "Tako'yu bulmamız lazım. Hemen onu aramaya çıkalım. Başka kırkayaklar nerede olduğunu bilir mi?" Sonra derin ve titrek bir iç çekti. "Benim de bir bahçe çıyanım vardı. Odama giriyordu bazen geceleri. Beni görünce kaçsa da ben ona minik bir alan oluşturmuştum. Sonra bir gün... bahçedeki kedilerden birinin yanında ölüsünü buldum." Son kelimeleri söylerken gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü. "Ama hemen kötü düşünmeyelim. Belki ölmemiştir. Belki önemli bir sebeple gitmiştir." Biraz düşündükten sonra yüzü aydınlandı. "Bebek yapmak için gitmiş olmasın?! Yoksa dede mi olacaksın Toshio!"

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Sun May 17, 2026 3:13 pm
by GM - Shinsei
Toshio'nun böcekleri Yoshi'nin arkasından bir dalga gibi akarken, senin elinin koluna değmesiyle o dalga bir anda yavaşlıyor. Böcekler havada ve otların üzerinde dağınık bir bulut gibi asılı kalıyor, sonra Toshio'nun bileğine doğru geri çekiliyorlar. Yoshi biraz ileride koşmaya devam ediyor, tehlikenin geçtiğini fark etmediği için birkaç saniye daha "ÖZÜR DİLEDİM YA ABİ!" diye bağırıyor, sonra arkasına bakıp böceklerin artık gelmediğini görünce olduğu yerde iki büklüm kalıyor. Saya hala gülüyor ama senin yüzündeki gerçek üzüntüyü görünce gülüşü yavaş yavaş kesiliyor. Toshio ise gözlüksüz haliyle ilk kez sana doğrudan bakıyor, gözlerinin etrafı kızarmış, ifadesi normaldeki mesafeli sakinliğinden çok daha kırılgan. Bahçe çıyanınla ilgili anlattıklarını dinlerken yüzünde çok küçük bir değişim oluyor. Belki anlaşıldığını hissettiği için, belki de en azından birinin "Tako" kelimesini şaka gibi değil, yas gibi taşıdığını gördüğü için. "Başınız sağ olsun." diyor ciddi bir sesle. "Bahçe çıyanınızın ruhu huzur bulsun." Sonra senin son ihtimalin üzerine, yani Tako'nun bebek yapmak için gitmiş olabileceği düşüncesiyle bir an taş kesiliyor. Yoshi uzaktan bunu duyduğu gibi "DEDE TOSHIO!" diye bağırıyor ama Saya refleksle onun ağzını eliyle kapatıyor. Toshio ise uzun bir sessizliğin ardından çok ağırbaşlı bir tonla "Bu biyolojik olarak ihtimal dışı değil." diyor. "Tako'nun son günlerde yuva davranışına benzeyen bazı hareketleri vardı. Ancak bunu bana söylemeden yapması... aramızdaki güven ilişkisini tekrar değerlendirmeme sebep oluyor."

Böylece arayış ciddileşiyor. Toshio gözlüklerini tekrar takıyor, ceketinin iç cebinden küçük, yuvarlak bir bambu kutu çıkarıyor. Kapağını açtığında içinden birkaç ince, koyu renkli böcek çıkıyor, normal böcekler gibi sağa sola kaçmıyorlar, Toshio'nun parmakları üzerinde belirli bir düzenle hareket ediyorlar. "Tako'nun son bıraktığı kabuk parçacığı bu kutuda." diyor. "Kokusu çok zayıfladı ama iz sürmeye yeterli olabilir." Yoshi yavaşça yanınıza dönüyor, saçlarının arasından birkaç ot parçası sarkıyor. "Ben de yardım ederim." diyor nefes nefese. "Ichimaru yok ama burnum tamamen süs değil yani." Saya, Yoshi'nin burnuna bakıp "Tartışılır." diye mırıldanıyor ama bu kez alayında daha az keskinlik var. Toshio dizlerinin üzerine çöküp kutudaki kabuk parçasını toprağa yaklaştırıyor. Böcekleri küçük bir daire çiziyor, sonra üç farklı yöne ayrılıyorlar. Biri eski taş yolun daha aşağısına, biri kuru otların arasından orman hattına, biri de yamacın dibindeki nemli taşlık bölgeye doğru gidiyor. Toshio'nun kaşları çatılıyor. "Üç ayrı iz. Biri Tako'nun gerçek izi olabilir, diğerleri onun temas ettiği canlıların taşıdığı yan izler olabilir. Ya da..." Bir an duruyor, sesi daha da ciddileşiyor. "Tako gerçekten bir şeyden kaçtıysa izini bilerek bölmüş olabilir." Yoshi gözlerini kocaman açıyor. "Kırkayak ninja mı oldu abi?" Toshio ona dönüp bakıyor. Yoshi hemen ellerini kaldırıyor. "Tamam, tamam, saygılıyım. Tako bey."

İlk olarak en belirgin iz olan nemli taşlık bölgeye ilerliyorsunuz. Burası Konoha'nın dış eteklerinde, eski sulama kanallarının ve küçük drenaj oyuklarının bulunduğu, pek kimsenin uğramadığı bir yer. Taşların altı serin ve yosun kokuyor, küçük canlıların yaşaması için uygun. Toshio bu alana yaklaşınca adımları hızlanıyor. Birkaç taşı dikkatle kaldırıyor, altlarını inceliyor, sonra birinin altında minik, parlak bir kabuk parçası buluyor. Onu parmaklarının ucuna alırken yüzündeki ifade neredeyse kutsal bir emanet bulmuş gibi. "Bu Tako'nun." diyor. "Kesinlikle onun. Üzerindeki çizik desenini tanıyorum." Saya bu kez gülmüyor, sadece "O zaman buradan geçmiş." diyor. Yoshi burnunu havaya kaldırıyor, birkaç kez kokluyor ve yüzünü buruşturuyor. "Burada başka bir şey de var. Nem, yosun, böcek, normal... ama bir de tatlımsı bir koku. Şeker gibi değil. Çiçek gibi de değil. Ne lan bu? Bir çeşit yem olabilir mi?" Toshio'nun yüzü bir anda geriliyor. "Kırkayaklar için çekici olabilecek bazı mantar türleri vardır. Ama Konoha dış eteklerinde doğal olarak yetişmezler." O sırada Saya, taşların biraz ötesindeki toprağı işaret ediyor. Orada çok küçük, parmak ucu kadar morumsu bir leke var, ezilmiş bir bitki parçası gibi görünüyor. Toshio eğilip koklamıyor bile. "Buna dokunmayın." diyor. "Bu doğal değil."

Mor lekenin çevresinde Toshio'nun böcekleri huzursuzlanıyor, birbirlerine çarpıp geri çekiliyorlar. Yoshi'nin yüzündeki şaka tamamen kayboluyor. "Yani biri Tako'yu bilerek mi çekti?" diye soruyor. Toshio cevap vermek istemiyor gibi bir an susuyor ama gözleri keskinleşiyor. "Bilmiyorum. Ama eğer biri onu yemle dışarı çektiyse..." Cümlesini bitirmiyor. Saya'nın bakışları etrafta geziniyor. "Bu artık sadece kayıp kırkayak meselesi olmayabilir." Tam o sırada taşlık alanın biraz ilerisinden, eski drenaj kanalının karanlık ağzından çok hafif bir tıkırtı duyuluyor. Toshio anında o tarafa dönüyor. Tıkırtı bir kez daha geliyor, hızlı, ince, çok ayaklı bir canlının taş üzerinde çıkardığı sese benziyor ama tek bir canlıdan fazla gibi. Yoshi fısıldıyor. "Tako mu?" Toshio'nun sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısık. "Tako'nun yürüyüşü daha düzenlidir." Kanalın girişinde karanlık var, içeri insan sığmaz ama küçük bir hayvan ya da böcek rahatlıkla girebilir. Birkaç metre ötedeki orman hattında ise Toshio'nun böceklerinden ikinci grubun takip ettiği iz devam ediyor. Üçüncü iz, eski taş yolun aşağısına doğru daha zayıf ama daha temiz ilerliyor. Toshio'nun yüzü kararsızlıkla geriliyor, ilk kez kontrolü elinde tutmakta zorlanıyor gibi. Saya sana dönüyor. "Burada bölünebiliriz ama bu kadar küçük izlerde bölünmek kötü fikir de olabilir." Yoshi ise kanal girişine bakıp yutkunuyor. "Ben böceklerden korkmuyorum ama karanlık deliklerden çıkan bilinmeyen çok ayaklı şeylerle pazarlık etmeyi de tercih etmem."

Önünüzde üç net seçenek kalıyor. Drenaj kanalından gelen tıkırtıyı araştırabilirsiniz, bu en yakın ve en acil ipucu gibi duruyor ama içerisi dar, karanlık ve ne olduğu belirsiz. Orman hattındaki ikinci izi takip edebilirsiniz, eğer Tako gerçekten bir şeyden kaçtıysa oraya gitmiş olabilir. Ya da eski taş yolun aşağısına inip daha zayıf ama temiz olan üçüncü izi izleyebilirsiniz, bu iz yem kullanan kişinin geldiği ya da gittiği yönü gösterebilir. Toshio, elindeki kabuk parçasını sıkmadan avucunda tutuyor ve sakin kalmaya çalışıyor. "Kararı ben verirsem duygusal davranabilirim. Şu an daha önce hiç deneyimlemediğim bir ruhsal kargaşa içindeyim." diyor. "Aoi, sen seç. Tako'yu bulmak için en doğru yol hangisi?"

Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Posted: Mon May 18, 2026 3:52 pm
by Yureikumo Aoi
Toshio neyse ki biraz sakinleşmişti. Belki de anlaşıldığını hissettiği için yumuşamıştı. Bahçe çıyanı için rahmet diledikten sonra Tako'nun bebek yapmak için gitmesi ihtimalinin olduğunu söylemişti. Yine de bunu ona haber vermeden yapması tuhaftı. Toshio'nun da dediği gibi, ona güveniyorsa haber vermeliydi. Güvenmemesi için de bir sebebi yoktu. Toshio onun babası sayılırdı sonuçta. Böylece resmen Tako'yu arama operasyonuna başladılar. Toshio ciddileşerek gözlüklerini tekrar taktı. Ceketinden bir kutu çıkararak Tako'nun son kabuk parçasını onlara uzattı. Kokusu zayıflamış olsa da buradan iz sürebilirlerdi. Yoshi de iyi koku aldığı gerekçesiyle yardım etmek istemişti. Toshio kabuğu toprağa götürdüğü zaman böcekleri iz sürmeye başlamıştı hemen. Önlerinde üç farklı rota belirmişti.

İzlerin en belirgini taşlık bölgedeydi. Sulama kanalının nemli ve ücra bir bölgesiydi. Konoha'nın dışına bakıyordu. Havada güzel bir yosun kokusu vardı. Kırkayaklar nemli ve karanlık bölgeleri severdi, Tako'nun buraya gelmiş olması mantıklıydı. Toshio tek tek taşları kaldırarak bir iz arıyordu. Bazı taşların altında minik kabuk parçaları bulmuştu, daha önceki kabuklara benziyordu. Desenini tanıyarak bunları Tako'nun bıraktığını anlamıştı. "Belki de senin için bıraktı bu izleri, onu bul diye." Yoshi havada tatlı bir koku olduğunu söylemişti, şeker gibi. Aoi havayı kokladı ancak nem ve yosun kokusu dışında bir koku alamadı. Toshio bazı mantar türlerinin kırkayaklar için çekici olduğunu ancak buralarda yetişmediklerini söylemişti. Saya da ileride minik bir mor leke göstermişti. Bitki kalıntısı gibi. Toshio bunun doğal olmadığını, dokunmamaları gerektiğini söylemişti. Herkes bir anda huzursuz olmuştu. "Kim neden Tako'yu buraya çekmiş olabilir ki? Esas istedikleri Toshio muydu yoksa?"

Bu esnada minik bir tıkırtı sesi duydular. Sanki çok bacaklı bir canlının yürüme sesi gibiydi. Toshio bunun Tako'ya ait olamayacağını söylemişti. Aoi başını salladı. "Kırkayaklar çok zarif ve atik canlılardır. Ayak seslerini işitmezsin." Drenaj kanalının ağzında minik bir giriş vardı. Bir böcek girebilirdi buraya. Alternatif olarak diğer iki izi de takip edebilirlerdi ancak onlar çok daha zayıftı. Saya bölünebileceklerini söylemişti ancak bu mantıksızdı. "Bölünsek bile Tako'yu bir tek Toshio tanıyor." diye reddetti bu fikri. Tako'yu buldukları zaman onu tanıyabilecek tek bir kişi vardı aralarında. Toshio karar vermek istemiyordu, bu yetkiyi Aoi'ye devretmişti. Aoi onu ilk kez bu kadar dağılmış görüyordu. Onun gördüğü Toshio hep sakin ve analitik düşünen birisiydi. Aoi yaklaşıp onun sırtını sıvazladı. "Endişelenmekte çok haklısın Toshio. Yuukon'un izniyle onu sağ salim bulacağız." Sonra drenaj kanalına baktı. Biraz yaklaştı. "Kırkayakların avcısı olan başka hangi canlılar var?" diye sordu Toshio'ya.

Tek gözünü kapatıp kanalın içini görmeye çalıştı. "Merhabaaa! Burada kimse var mı? Burası birinin yuvası mı acaba? Tako isminde bir kırkayak arıyoruz da." Belki içeride onlara yardım etmek isteyen bir tarantula ya da örümcek bulurlardı. "Toshio senin minik arkadaşlarından birisi buraya girip içeriye bir göz atamaz mı? Belki bir ipucu buluruz. Burada bir şey yoksa orman hattındaki izi takip ederiz, belki oraya doğru kaçmıştır." diye fikir yürüttü. Açıkçası bir kırkayak nasıl bulunur hiç bilmiyordu. Ruh izini arasa bir şey bulabilir miydi ki? Belki Toshio'nun ruhu ile bağlantı kurabilirse işe yarayabilirdi. "Toshio bana elini verebilir misin? Bir şey denemek istiyorum. Lütfen zihninde Tako'yu düşün ve ona odaklan." Toshio'nun elini tutarken ve o Tako'ya odaklanırken Shisha no Kage deneyecekti. Belki Toshio'nun güçlü duyguları ile Tako'ya dair bir ruhsal iz keşfetmeyi başarabilirdi. Tabi bu yalnızca bir teoriydi.