Hasır şapkalı adam, art arda sorduğun soruları dinlerken elini taşın üzerindeki mühürden çekiyor. Özellikle Yuukon'dan bahsettiğinde yüzündeki ifade değişiyor. Bir süre seni seyrettikten sonra hafifçe başını sallıyor. "Demek isimlerimizi de öğrenmişsin. Evet, bana Toru derler. Yuto'nun kızının bir gün karşıma böyle çıkacağını düşünmezdim doğrusu. Kusura bakma, tekrara düşüyorum ama çok şaşırttı bu durum beni." Şapkasını yeniden başına yerleştirirken bakışlarını tapınağın duvarlarına çeviriyor. "Konoha'dan ayrıldığımız doğru. Akane'nin kimlerle görüştüğünü de biliyorum. Ama dördümüzün aynı şeyleri istediğini düşünüyorsan yanılıyorsun. Bazı kararlar verildi, bazılarımıza o kararların sonuçlarını temizlemek kaldı." Sesinde kısa bir süreliğine beliren kırgınlık, seni yeniden süzdüğünde yerini ciddiyete bırakıyor. "Antik Ağaç hakkında sana ne öğretildiğini tahmin edebiliyorum. Bana da aynı şeyleri öğrettiler. Yuukon'un huzurunda diz çöktüm, dualar ettim, yıllarca o ağacın gölgesinde yaşadım. Bugün söylediklerime inanmamanı da anlarım. Ama günah işlediğimizi söylemeden önce ne yaptığımızı öğrenmen gerekmez mi?" Birkaç adım yaklaşarak sesini alçaltıyor. "Köye dönmemizi istiyorsun. Güzel. Peki, döndüğümüzde ne olacak? Bizi sorgulayacaklar, suçlayacaklar, belki de idam edecekler. Sonra her şey çözülecek mi? Akane'nin yaptıklarını savunmaya niyetim yok, Aoi. Bazı şeylerin bedeli ödenmeli. Ama şu anda buradaki insanların başına gelenlere bak. Toprağın altında bir şeyler değişiyor. Balıklar kayboluyor, yiyecekler çürüyor. Sence bütün bunlar dört kişinin birkaç gün önce gelip dua etmesiyle açıklanabilir mi?" Sözlerini bitirip tekrar zile dönüyor. Taşın üzerindeki mavi çizgiler gittikçe belirginleşmiş durumda. Toru derin bir nefes alıyor. "Sorduğun soruların hepsini cevaplayacağım. Önce..."
Cümlesini tamamlayamadan ayaklarının altından şiddetli bir sarsıntı geçiyor. Tapınağın çatısından birkaç kiremit düşüyor, hemen ardından zemindeki taşların arasından keskin bir çatlama sesi yükseliyor. Toru anında başını kaldırıyor. "Kahretsin!" diye bağırarak geriye sıçrıyor. Önce tapınağın avlusunda başlayan çatlak, birkaç saniye içinde sokağa ve meydanın taş döşemelerine yayılıyor. Toprak sanki iki taraftan çekiliyormuş gibi yarılıyor. Duvarlardaki mühürler birer birer parçalanıyor, eski gözetleme kulesinin bulunduğu yamaçtan büyük kaya parçaları kopuyor. İnsanların çığlıkları yükselirken yarığın içinden önce yoğun bir toz bulutu, ardından korkunç bir gürültüyle devasa bir gövde fırlıyor. Üzerinde koyu gri ve kahverengi çıkıntılar bulunan, birbirini takip eden kalın halkalardan oluşmuş bir yaratık. Solucanı andırıyor ancak gövdesinin yüzeyi taş gibi sert, pürüzlü kabuklarla kaplı. Her halkasının kenarında irili ufaklı kemiksi çıkıntılar bulunuyor. Yükseldikçe altındaki toprak parçalanıyor, yakındaki binaların temelleri sarsılıyor. Yaratığın başı olduğu anlaşılan yuvarlak bölüm açıldığında iç içe dizilmiş, sivri ve sararmış dişlerle çevrili karanlık bir ağız görüyorsun. Bir anda başını yukarı savurmasıyla oluşan basınç ve yerden fırlayan taşlar seni geriye doğru savuruyor. Sırtın tapınağın önündeki basamaklara çarpıyor, birkaç metre sürüklendikten sonra durabiliyorsun. Toru seni görür görmez koşmaya başlıyor. "Aoi! Olduğun yerde kal, seni koruyacağım! Bekle!" Birkaç adımda aranızdaki mesafeyi kapatmaya hazırlanırken ellerini birleştiriyor. Bedeninin çevresinde bir anlığına ince, mavimsi bir chakra tabakası beliriyor. Ardından gözlerinin önünde kayboluyor. Nereye gittiğini göremiyorsun. Birkaç saniye sonra yaratığın gövdesi yeniden sarsılıyor ve yakınındaki ahşap yapılardan birinin çatısı parçalanarak sokağa dökülüyor.
Kendini toparlamaya çalışırken meydanın diğer tarafından tanıdık sesler işitiyorsun. "AOI!" Başını çevirdiğinde Han abinin sana doğru koştuğunu görüyorsun. Hemen arkasından Kaizen ve Daichi geliyor. Han yanına ulaşır ulaşmaz kolundan tutup seni ayağa kaldırıyor, ardından başından ayaklarına kadar hızlıca kontrol ediyor. "Yaralandın mı?! Bu da neyin nesi?!" Yaratığın gövdesinin bir kısmı tapınağın hemen arkasından yükselmiş durumda. Uzunluğu arttıkça çevredeki ağaçlar kırılıyor, birkaç küçük yapı yerle bir oluyor. Kaizen gözlerini kocaman açarak yaratığı inceliyor. "Ben... buna benzeyen bir şey gördüm galiba. Taş Ülkesi'nde dev kaya kırkayakları vardı ya, anlatmıştım. Onların yer altında yaşayan daha büyük bir akrabası olabilir mi? Ama bunun bacakları yok. Gerçi bacakları yerin altında kalmış olabilir, henüz hepsini görmedik. Yalnız, eğer bu da onlar gibi zehirliyse..." Cümlesini tamamlamadan yaratığın ağzından çıkan tiz, uğultulu ses bütün meydanı kaplıyor. Kaizen irkilerek geri çekiliyor. "Tamam, o sesi hiç sevmedim." Daichi ise yaklaşan gövdeyi dikkatle inceliyor. "Böyle bir yaratıkla daha önce karşılaşmadım. Ağzının büyüklüğüne bak! Şu yapıyı tek lokmada yutar lan bu!" Han gözlerini yaratığın üzerinde gezdiriyor. "Ben de ne olduğunu bilmiyorum. Ama buradan çıkmasına izin verirsek bütün yerleşimi yok eder. Daichi, insanları meydanın güneyine götür. Gerekirse bedenini büyütüp dökülen taşlardan koru. Kaizen, yaratığın yer altında nasıl hareket ettiğini anlamaya çalış. Başka bir noktadan çıkacaksa önceden bilmemiz gerekiyor!" Daichi hemen harekete geçip Chou Baika no Jutsu ile bedenini büyütüyor. Kollarını genişçe açarak devrilen bir duvarın önüne geçiyor, kaçmaya çalışan sivillerin üzerine düşecek enkazı tutuyor. Kaizen ise birkaç el mührü oluşturup yere dokunarak çevredeki titreşimleri takip etmeye başlıyor.
Han seni birkaç adım gerisine çekip yaratığa dönüyor. Hayvanın devasa gövdesi, meydanın ortasındaki kuyuyu ezerek ileri doğru kıvrılıyor. Han derin bir nefes alıp art arda el mühürlerini oluşturuyor. Fare, Yılan, At, yeniden Yılan ve Köpek. Göğsünü havayla doldururken çevresindeki rüzgarın basıncı değişiyor. "Fuuton: Shinkuu Renpa!" Ağzından peş peşe çıkan sıkıştırılmış rüzgar bıçakları geniş açılarla yaratığın başına ve üst halkalarına doğru ilerliyor. İlk darbe pürüzlü kabukların üzerinde derin bir yarık açıyor, ikincisi kemiksi çıkıntılardan birkaçını koparıyor. Ardından gelen rüzgar dalgaları yaratığın başını yana doğru itiyor. Canavarın gövdesi büyük bir sarsıntıyla geriliyor, yükselişi birkaç saniyeliğine yavaşlıyor. Yerden kopan taşlar çevreye saçılırken Han ayaklarını zemine bastırıp tekniğin son darbesini de gönderiyor. Yaratık başını geriye çekiyor, ardından daha da şiddetli bir şekilde kıvranmaya başlıyor. Han nefes nefese kalmış halde sana dönüyor. "Kaç! Çabuk uzaklaş buradan!"
Bedenin içgüdüsel olarak geri çekilmeye hazırlanırken bir anda zihninin derinliklerinde bir ses duyuyorsun. Öylesine açık ve yakın ki sanki birisi kulağına fısıldamış gibi. "Kaçma. Sana saldırmayacak, koruma altındasın. Onları ancak sen kurtarabilirsin, Aoi." Sesin ardından birkaç kalp atımı boyunca çevrendeki bütün uğultular uzaklaşıyor. Yaratığın devasa gövdesi yeniden doğrulurken onu daha net görebiliyorsun. Toprak üzerinde yükselen kısmı yaklaşık otuz metreyi buluyor, gövdesinin çapı ise sekiz ila on metre arasında olmalı. Yer altında ne kadarının bulunduğunu kestirmek güç, her kıvrılışında yeni halkalar toprağın içinden çıkıyor. Han'ın rüzgar bıçaklarıyla yarılmış kabuklarının arasından koyu renkli, yoğun bir sıvı sızıyor. Yaratık birkaç saniye boyunca olduğu yerde sallanıyor, sonra başını yavaşça Han, Kaizen ve Daichi'nin bulunduğu tarafa çeviriyor. Ağzındaki diş halkaları birbiri ardına dönmeye başlıyor. Yerin altında kalan gövdesini kasarken meydanın taşları yeniden çatlıyor. Ardından bütün ağırlığını ön tarafa vererek üçüne doğru eğiliyor.
Gizemli Yeraltı Yaratığı