Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Kira "anlat bakalım" iznini duyduğu an, sanki içinde biri barajın kapağını açmış gibi patlıyor. "TAMAM! Anlatıyorum! Şimdi, o gece uyumuyordum dedim ya, çünkü öğlen çok uyumuştum, çünkü Poro bana taş fırlatma oyununda kaybedince küstü ve ben de sıkıldım ve uyudum, o yüzden gece uykum yoktu, NEYSE. Kökün tepesindeki delikten dışarı bakıyordum ve sonra ışıklar gördüm! Ama bizim ışıklar gibi değil. Bizim ışıklar durur, onlarınki yürüyordu. Yürüyen ışıklar! Üç taneydi. Belki dört. Belki üç. Bir tanesi çok kısaydı ya da çömelmişti ya da taştı, bilmiyorum. Ve ellerinde yıldız sayan bir kutu vardı!" Sen tam "yıldız sayan kutu ne" diye soracakken devam ediyor, nefes almadan. "Kutu bip bip yapıyordu ve üstünde küçük küçük yıldızlar yanıp sönüyordu ve onlardan biri kutuya bakıp diğerlerine sayı söylüyordu. Sayılar! Bir sürü sayı! Ben de saymayı biliyorum bak, bir, iki, üç, dört, yedi..."

Kalemin kağıdın üstünde bekliyor. Ne yazacağını bilemiyorsun. Şu ana kadar not alabildiğin tek şey "yürüyen ışıklar" ve "bip bip". Kira dönmeye devam ediyor. "Sonra bir tanesi ağaca gitti! Kristal ağaca! Ve ona SARILDI! Yok yok sarılmadı, kulağını dayadı! Ağacı dinliyordu! Kim ağaç dinler ki? Ben bir kere denedim, hiçbir şey demedi ama belki insanlara diyordur, siz garipsiniz çünkü. Ha bir de böcek yakaladım o gece, parlayan cinsten, ama sonra kaçtı, onu da anlatayım mı?" Arşiv oyuğunun içinden Tanba'nın kuru, alaycı sesi geliyor, başını tabletlerinden kaldırmıyor bile. "Böceği de yaz evlat. Belki suç ortağıdır." Girişteki nöbet taşından Goro'nun mırıltısı duyuluyor. "...Rüya gördü işte. Herkes söyledi ona."

İşte o an Kira'nın dönmesi duruyor. Olduğu yerde kalıyor, minik göğsü inip kalkıyor ve sana bakıyor; gözlerindeki o taşkın heyecan bir anda incecik bir şeye dönüşüyor, kırılmaya hazır bir şeye. "Rüya değildi." diyor, sesi ilk kez alçak. "Ben gördüm. Yüzlerini anlatamıyorum çünkü siz insanların hepsi aynısınız, hepinizin iki gözü bir burnu var, nasıl ayırt ediyorsunuz bilmiyorum. Ama gördüm. Sen de inanmıyorsan..." Alt dudağı titriyor ve kuyruğu yere düşüyor.

Elindeki kağıda bakıyorsun. Karalamalar, yarım kelimeler, bir de nedense kendi çizdiğin küçük bir böcek resmi. Yosuke'nin sesi kafanda yankılanıyor: "Ne gördüklerini, ne duyduklarını, ne kokladıklarını ayrı ayrı sor. Saatleri sor, sıralamayı sor." Belli ki "ne gördün" bu ufaklık için fazla büyük bir kapı, her şey birden içinden dökülüyor ve işe yarar olanlar, böceklerin ve küslüklerin arasında kayboluyor. Ama o karmaşanın içinde bir yerlerde parlayan kırıntılar da var: yürüyen ışıklar, bip yapan yıldızlı kutu, sayı söyleyen biri, ağacı dinleyen biri, üç ya da dört kişi ve boyu tuhaf olan bir tanesi... Kira önünde duruyor, gözleri sende, hem sana kırılmaya hem de tek kelimenle yeniden havalanmaya hazır. Soruları teker teker, ufaklığın anlayacağı boyutta sorman gerekecek gibi görünüyor, dedektif bey. Nereden başlıyorsun?
Post Reply