Houka, şifalı bitkiler üzerine bir kitabı olup olmadığını sorduğunda şekeri ağzının bir kenarına itip birkaç saniye düşünüyor. Sonra sanki yıllardır kendisinden bu sorunun sorulmasını bekliyormuş gibi parmağını kaldırıyor.
"Var." Tek kelimelik cevabın ardından laboratuvarın yan tarafındaki raflara gidiyor, üst üste yığılmış dosyaların, cam kavanozların ve ne olduğu anlaşılmayan metal parçaların arasından kalın, koyu yeşil kapaklı bir kitap çekiyor. Kapağında solmuş harflerle Orman Florası, Toksinler ve Tıbbi Uygulamalar yazıyor. Houka kitabın üstündeki tozu önlüğüne silip hiç düşünmeden sana uzatıyor.
"Bunu al. Ben zaten önemli kısımlarını ezberledim. Bazı tariflerin yanında kendi notlarım da var. Kırmızıyla yazdıklarıma biraz dikkat et, bir dönem ölçü birimlerinde yaratıcı davranıyordum." Masato hemen kaşlarını kaldırıyor.
"Yaratıcı ölçü birimi ne?" Houka omuz silkiyor.
"Bir avuç, yarım avuç, güzel bir avuç, korkutucu derecede fazla gibi." Gamaseiran, Gamapurin’in uyuduğu yere göz kulak olacağını ve söz verdiği tekniğin sizi beklediğini söylüyor. Yeraltındaki chakra meselesi de şimdilik çözülememiş durumda. Houka bunun daha derin katmanlardan geldiğini, aceleyle kurcalamanın kötü fikir olabileceğini belirtiyor. Masato seninle gelmek için doğrulsa da kaburgalarının durumunu hatırlatıp dinlenmesi konusunda ısrar ediyorsun. Birkaç kez itiraz ediyor, sonunda pes edip parmağını sana doğru sallıyor.
"Tamam ama çok uzağa gitme. Bir şey olursa bağır. Ben de beş dakika sonra seni kontrol etmeye gelirim."
Kitabı kolunun altına alıp geldiğiniz güzergahı tek başına geri yürüyorsun. Yeraltındaki steril beyazlık geride kaldıkça taş duvarlar yeniden eski, nemli dokuya kavuşuyor, ardından yarıktan dışarı çıktığında ormanın kokusu yüzüne çarpıyor. Hava siz içeri girdiğinizden beri değişmiş. Gökyüzü gri bulutlarla kapanmış, yaprakların altı koyulaşmış ve rüzgarın taşıdığı serinlik yağmurun yaklaştığını belli ediyor. Şifalı mantarların bulunduğu açıklığı bulduğunda kitabı çürümüş bir kütüğün üzerine açıyorsun. İlk olarak süt beyazı şapkalarının altındaki mor halkalardan tanıdığın Tsukikasa sayfasını buluyorsun. Kitapta şu satırlar yazıyor.
"Tsukikasa, darbe sonrası oluşan kas gerginliği ve yüzeysel doku ağrısında kullanılabilir. Şapka kısmı ezilerek düşük ısıda yağ ile karıştırılmalıdır. Fazla kaynatılması etkin maddeleri parçalar. Açık yaraya doğrudan sürülmemelidir." Birkaç sağlam örneği kökünü tamamen sökmeden dikkatle topluyorsun. Ardından turuncu saplı Hinoko-dake için sayfaları çeviriyorsun.
"Hinoko-dake yoğun ısıtıcı özellik taşır. Çok az miktarda hazırlanan merhemlerde kan dolaşımını destekleyebilir. Hassas ciltlerde yakıcı tahriş oluşturur. Tek başına kullanımı tavsiye edilmez." Takeshi’nin kas ağrıları için çok küçük miktarda işe yarayabileceğini düşünüp yalnızca iki tane alıyorsun. Biraz ilerideki jel kıvamlı Mizutama Mantarı için ise kitap daha güvenli konuşuyor.
"Ezildiğinde yüksek miktarda su tutan serinletici jel açığa çıkarır. Şişlik, sıcaklık artışı ve yüzeysel tahrişte soğuk kompres malzemesi olarak kullanılabilir." Bunlardan da birkaç tane bez çantana giriyor.
Son olarak mavi damarları hafif chakra ile titreşen Reimyaku Mantarı sayfasını açıyorsun. Buradaki yazı diğerlerinden çok daha uzun.
"Reimyaku Mantarı çevresindeki chakra akışını emme ve bünyesinde düşük yoğunlukta tutma eğilimindedir. Meditasyon, chakra kontrol bozukluğu ve ruhsal hassasiyeti artırmayı amaçlayan bazı geleneksel karışımlarda kullanılmıştır. Tüketim dozu son derece düşük tutulmalıdır. Yüksek dozlarda görsel bozulma, yön kaybı, geçmiş anılara ait sahte duyusal deneyimler ve geçici chakra düzensizliği rapor edilmiştir." Houka’nın kenara kırmızı mürekkeple yazdığı kısa bir not gözüne çarpıyor.
"Kurutmak etkisini yaklaşık %60 azaltıyor. Belki iyi bir şeyDİR." Birkaç küçük örneği ayırırken alnına ilk yağmur damlası düşüyor. Ardından bir tane daha. Çok geçmeden yaprakların üzerinde ince tıkırtılar başlamış durumda. Kitabı kapatmaya hazırlanırken orta sayfalardan bir şeyin dışarı doğru kaydığını fark ediyorsun. Sararmış, iki kez katlanmış tek bir kağıt.
Kağıdı yavaşça çıkarıp açtığında ilk satırın bir başlık olduğunu görüyorsun.
DENEY SERİSİ 11: İNSAN DENEKLERDE YAPAY CHAKRA UYUMU
Deneklerin tamamı dışarıdan temin edildi. Kimlik kayıtları kasıtlı olarak tutulmadı. İlk üç denekte yabancı chakra dokusunun enjeksiyonundan sonraki iki saat içerisinde ağır dolaşım bozukluğu görüldü. Dördüncü denek fizyolojik olarak uyum sağladı fakat bilinç kaybı kalıcı hale geldi. Beşinci denekte chakra yollarının dışarıdan verilen örneğe kendiliğinden uyum göstermesi üzerine işlem tekrarlandı. İkinci uygulamanın ardından kişilik yapısında belirgin değişimler, hafıza parçalanması ve saldırganlık gelişti. Denek yedi saat sonra kontrol edilemez hale geldi ve sonlandırıldı.
Seri 11-B’de çocuk deneklerin yetişkinlere kıyasla daha yüksek uyum gösterdiği görülüyor. Bunun sebebi chakra ağının gelişimini tamamlamamış olması olabilir. Yaş düştükçe yabancı dokuya direnç azalıyor. Bu durum yöntemin verimliliğini artırıyor ancak ölüm oranı kabul edilebilir sınırın üzerinde. Deneklerin korku tepkileri chakra dolaşımını bozduğu için işlem öncesi sedasyon öneriliyor. Bir deneğin işlem boyunca bilinçli bırakılması, stres altında oluşan chakra tepkisinin ölçülmesi açısından faydalı veri sağladı fakat sonuçta kalp durması meydana geldi.
Bir sonraki aşamada hedef, bedene yalnızca yabancı chakra vermek yerine kişiye ait chakra yapısını kontrollü biçimde sökerek yeni bir yapıya yer açmak olacak. Başarılı olunursa doğal kan bağı olmadan bazı kalıtsal özelliklerin taklit edilmesi teorik olarak mümkün. Bunun için daha genç ve güçlü denekler gerekiyor. Özellikle yüksek iyileşme kapasitesi, büyük chakra havuzu veya alışılmadık ruhsal hassasiyet gösteren bireyler tercih edilmeli. Nao bu aşamayı gereksiz risk olarak değerlendiriyor. Katılmıyorum. Sorun yöntemin kendisi değil. Sorun henüz yeterince iyi olmamamız.
Metnin altında tarih yok. İmza da bulunmuyor. Son satırın hemen altında farklı bir el yazısıyla yalnızca şu cümle eklenmiş.
"Bir kişi daha ölürse projeyi bitiriyorum."
Yağmur birkaç dakika içinde kuvvetleniyor. Damlalar ağacın yapraklarından süzülerek kitabın kapağına düşmeye başlayınca kağıdı korumak için biraz daha gölgeli bir yere çekiliyorsun. Tam o sırada arkanda çimenlerin ezildiği duyuluyor. Döndüğünde Houka’yı birkaç metre ötede görüyorsun. Koşarak gelmiş gibi nefesi hafif hızlı fakat yüzünde garip bir sakinlik var. Yağmur gözlüklerinin camını tamamen buğulandırmış. Büyük yuvarlak camların ardından seni görüp görmediği bile belli değil. Birkaç saniye boyunca ne sana yaklaşıyor ne de konuşuyor. Sonra ağzının kenarında fazla zorlanmış bir gülümseme beliriyor.
"Ahahah... şey, kitabı geri alabilir miyim? Bir şeye bakmam gerekiyor da."
Aranızda sessizlik oluşuyor. Houka başını sana doğru çevirmiş olsa da buğulanmış gözlükleri yüzünden göz göze gelip gelmediğiniz anlaşılmıyor. Sonra eliyle gözlüğünü indirip camlardan birini başparmağıyla siliyor. Tek gözü görünür hale geliyor. Gülümsemesi kayboluyor.
"Bir sorun olmadığını umuyorum."
Sesi bu kez daha kalın ve kontrollü çıkıyor. Laboratuvarda gördüğün o saçma, dağınık adamın yüzünde ilk kez hiçbir komiklik yok. Gökyüzü bir anda beyazlıyor. Yakındaki bir yıldırımın ışığı ormanın tamamını bir anlığına aydınlatıyor, birkaç saniye sonra gök gürültüsü geliyor. Houka’nın sağ eli yavaşça arkasına gidiyor. Ne tuttuğunu bulunduğun açıdan göremiyorsun.
Aynı anda onun biraz gerisindeki ağaçların arasında başka bir hareket yakalıyorsun.
Masato.
Söz verdiği gibi seni kontrol etmeye gelmiş. Houka’nın arkasından sessizce yaklaşıyor. Byakugan’ını açmamış fakat durumu anlaması birkaç saniye sürüyor. Önce elindeki kağıda, sonra Houka’nın arkasına götürdüğü ele bakıyor. Gözleri sana kilitleniyor.
Dudaklarını hiç ses çıkarmadan oynatıyor.
"İstersen bayıltırım."