Aoi o sabah her zamanki gibi uyandı. Son dönemlerde köyün başına gelenlerden ötürü neşesi biraz çalınmış olsa da metanetini korumaya gayret ediyor, sorumluluk sahibi bir yetişkin olmak için elinden geleni yapıyordu. Krizin ilk yaşandığı anlarda çok ağlamış ve sızlanmıştı, belki biraz da Takeshi yüzünden duygu patlamaları yaşamıştı ancak zaman geçtikçe sükuneti geri dönüyor, her zamanki Aoi olmaya başlıyordu. Hayatının kontrolünü yeniden eline almış, yeniden kendi kurgusunun baş karakteri olmuştu. Kendisi iyi hissetmezse ve ruhunu iyileştiremezse ne başkalarına ne de köye yardımcı olabilirdi. Özellikle Takeshi'yi sürekli kontrol etmek ve her an pes etmeye eğilimli bu oğlanı ayakta tutmaya çalışmak onu ruhsal açıdan epey tüketiyordu. Yine de önlerine koyulan her zorluğu Yuukon'un bir sınavı sayan ve kendini bu zorlukların üzerinden gelmeye hazırlayan bir Yureikumo için aşılamayacak engeller değildi bunlar.
Kahvaltısını edip ailesi ile vedalaştıktan sonra yaralarını onarmaya çalışan köy için bir şeyler yapması gerektiğini düşündü artık. Tüm arkadaşları bir ipin ucundan tutmuş, kendilerini bir göreve adamışlardı. Aoi de ekipmanlarını ve yelpazesini aldı. Öğleden sonra Han abisi ile eğitimine devam edeceği için sabahını köye yardım etmekle doldurmaya karar verdi. Köy meydanına yürüdüğünde çoktan çalışmaya başlamış shinobilerin yollara dökülmüş olduklarını gördü. Festival meydanı saldırıdan en çok etkilenen ve en çok yıkıntı olan bölgeydi. Tamı tamına kırk altı bina yıkılmış, çocuk yetişkin demeden seksen iki can da Yuukon'un huzuruna yükselmişti. Yüzlerce yaralı ve restore edilmesi gereken de yine yüzlerce hasar görmüş bina vardı. Tüm bu yaraları sarıp her şeyi toparlamak da öyle hemen olacak iş değildi. Neyse ki köyün shinobileri çalışkan ve inançlı insanlardan oluşuyordu.
Aoi festival meydanına vardığında etrafının bir anda o gecenin hayaletleri ile sarıldığını hissetti. Tam burada, nehir kenarında havai fişekleri izliyorlardı. Takeshi nihayet onun duygularını kabul etmişti, hayatının kendini en mutlu hissettiği gecesi olması gerekirken bir patlama sesi her şeyi yok etmişti. Şimdi Takeshi'nin kalbine ve gerçek duygularına ulaşmak öncekinden de zor hale gelmişti. Herkes bir şeyler için suçluluk duyuyor, herkes kendini bir şeylere feda ediyordu. Tam şu noktada Gaku saldırmıştı. Tam şu noktada Aoi onları durdurmak için Reikon Tsunagi kurmuştu. Tam bu noktada Yamiaki Hoca ve Toshifume yardımlarına koşmuştu. Ve tam o anda Uzumaki'lerin saldırısına uğramışlardı. Takeshi'nin mührü açılmıştı. Aoi kendini onu durdurmak için önüne atıyordu ve Bokukichi yılanı Honda ile gelmemiş olsaydı... Aoi şu anda burada duruyor olmayacaktı. Derin bir iç çekti. Bu sokaklardan geçerken festival gecesinin neşesini ve sıcak yemeklerin kokusunu hatırlamalıydı, kılıç sesleri ve barut kokularını değil. Tüm bu trajedi... Tüm bu ölümler... Yuukon'un düzenini yıkmış, küçücük çocukları vakitsizce hayatlarından ve ailelerinden ayırmışlardı. İşledikleri günahın yükü fazlaydı.
O esnada gözleri saldırının başladığı anda üzerinde oldukları binaya kaydı. Gaku binayı yıkıp içindeki sivilleri öldürmek istemişti. Zar zor kurtarmışlardı oradakileri. Şimdi o binadan geriye yıkıntılar duruyordu. Aoi orada çalışan shinobilerin yanlarına yanaştı. Yardıma ihtiyaçları olup olmadığını sordu. Fuuton kullanarak etrafı temizleyip kalıntıları taşıyabileceğini söyleyince yardım teklifini kabul ettiler. Böylece Aoi yelpazesini açarak yardım etmeye başladı shinobilere. Moloz yığınlarının altında cam parçaları, çeşitli mobilyalar, fotoğraflar, oyuncaklar ve daha nice yaşanmışlık belirtileri vardı. Yıkıntı resmen bir zamanlar orada neşeyle vakit geçirmiş ruhların çığlıklarıyla doluydu. Aoi alnından süzülen ter birikintilerini elinin tersiyle silerken çakrasını idareli kullanmaya özen gösterdi. Birkaç saate klana dönmesi gerekliydi ve tamamen bitkin bir şekilde dönmek istemiyordu. Han abisi de yorulmuştu zaten, ona da dinlenme olacaktı Aoi'nin yokluğu.
Moloz yığınlarının etrafında shinobilere yardım etmeye uğraşan ufak bir çocuk gördü. Bir Genin. Buz gibi keskin mavi gözleri ve simsiyah saçları vardı. Onu gördüğü anda duraksadı. Çocuğun gözleri zihninde onu bir an için Işık İşaretçisi'nin gözlerine götürdü. Omuzlarına dökülen siyah saçlar ve o gözler... O gözleri unutamıyordu. Takeshi o gözlerin köylerine ait olmayan başka bir klandan olabileceğini söylemişti. Uzumaki değildi gerçi, hala kim olduğunu ve yaptığı jutsuyu nasıl yaptığını anlayamıyorlardı. Çocuğun gözlerinin onunkilere olan ürkütücü benzerliğine rağmen bu oğlanın bir Kurooni olduğunu düşünüyordu. Onlar hakkında pek fazla şey bilmiyordu. Uchiha gibi Genjutsu konusunda uzman olduklarından haberdardı yalnızca. Akademide ve görevlerinde birkaç tanesi ile kısa süreliğine karşılaşmış olsa da özellikle yakın olduğu bir Kurooni yoktu. Çocuğa yaklaşıp gülümsedi. "Yoruldun mu?" Eğilip onunla göz hizasına geldi. "Saldırı gecesi burada mıydın? Korkutucu muydu? Sen ve yakınların zarar görmemişsinizdir umarım." Elini cebine götürdü ve hep yanında taşıdığı şekerlerden çocuğa uzattı. "Al bakalım, yorgunluğa iyi gelir. Neli seversin? Çilekli var, elmalı var, muzlu var..." Uzanıp çocuğun saçlarını okşadı. "Yureikumo Aoi ben. Senin adın ne?" Yıkılan binayı işaret etti parmaklarıyla. "Bu binada senin yaşlarında çocuklar vardı o gece ama hepsi sağ salim kurtuldu." Tekrar çocuğa döndü. "Ne güzel köyüne yardım ediyorsun. Genin'sin değil mi? Diğer takım üyelerin de iyidir umarım. Hocanız kim?"




