Sarılmanın ardından uzayan o sessizlikte Jizou seni izliyor, hiçbir şey söylemiyor. Seni deli yerine koymadan, seni yargılamadan. Sadece izliyor. Sonra yavaşça başını çeviriyor, ağaçlara bakıyor, içini çekiyor. "Tamam evlat." diyor alçak sesle. "Önce ağaçtaki acemiyi indiririz. Ben doğudan sarıyorum, Ōotoko-Jin gölgede bekliyor, sen direkt iri adama gidiyorsun. Ama dikkat et..." Gözleri keskinleşiyor. "İri adam, görünüşüne aldanma. Katasuke'yi taşıyabilen biri sadece kuvvetli değil, dayanıklıdır. Seni oyalamaya çalışırsan harika, ama ikinci bir hamlesi varsa beni bekleme, kendini kurtar." Üçünüz ayrılıyorsunuz. Jizou sağa, ağaçların arasına kaçıyor, sisin içinde eriyor gibi yok oluyor. Ōotoko-Jin gölgelere çekiliyor, dev gövdesi karanlıkla bütünleşiyor. Sen ise ileriye, iri adama doğru koşuyorsun.
Adam seni henüz fark etmemiş. Katasuke'nin cesedini omzunda taşırken başı öne eğik, nefesi ağır. Ağır bir yük, ağır bir tempo. Arkasından yaklaşırken toprağın ıslak olduğunu fark ediyorsun, adımların sesi değişiyor, adam başını kaldırıyor. Seni görüyor. Bir anlık donukluk, sonra Katasuke'nin cesedini yere bırakıyor, dönüyor. Maskesi düz, siyah, hayvan figürü yok bu sefer. Belinden kalın, kısa bir kılıç çekiyor, hem kesmeye hem ezmeye uygun bir silah. Sesi gür ama tonu düz. "Sen..." diyor. "Shuujin'in yavrusu. Onu bulduk, o öldü. Şimdi sen de öldün." Saldırıyor. Düz değil, eğik, aşağıdan yukarıya. Kılıcı ağır ama hızı beklediğinden fazla. Sağa çekiliyorsun, kesik seni sıyırıyor, omzunun üstünden geçiyor, giysini kesiyor. Refleksle dönerek sırtına kesik atmayı deniyorsun. Tanto, adamın sırtına değiyor, ama kılıcın tersini döndürüyor adam, omzu ile savunuyor. Metal sese omuz kasları katlanıyor, geri bile çekilmiyor. Adam gerçekten beklediğinden güçlü çıkıyor.
"Küçük bıçak." diyor. "Küçük çocuk." Tekrar geliyor, bu sefer yatay, geniş bir yay çizerek. Geri atlıyorsun, rüzgar yüzüne çarpıyor. Tam o anda kuzeyde, ağaçların tepesinde bir kargaşa başlıyor. Çarpışma sesi, bir çığlık, sonra bir cismin ağır düşüşü. Dal sesleri birbirini kovuluyor, yapraklar savruluyor. Ardından... sessizlik. Jizou'nun acemi ile hesabını gördüğü belliydi. Ama adam buna gülümsüyor, maskesinin altından belli oluyor bu. "Biri daha mı var?" diyor. Umursamıyor bile. Gözleri hala sende. "Kaç kişi gelirseniz gelin."
Saldırıyor. Bu sefer farklı. Kılıcı bir anda yere saplıyor, çakrasını ayaklarına akıtıyor, elleriyle yere çakıyor. Zemin kırılıyor, toprak fırlıyor, ayaklarının altı kayıyor. Sen dengeyi kaybederken adam üstüne geliyor, kılıcını almış, doğrudan göğsüne doğru. O an Ōotoko-Jin geliyor. Sanki toprağın altından çıkmış gibi öne fırlıyor ve adamın kılıç kolunu iki eliyle kavrıyor. Metal parmaklar kilitlenirken kemik sesi duyuluyor. Adam çığlık atmıyor, sadece dişlerini sıkıyor, kılıcı düşüyor. Ōotoko-Jin bırakmıyor. Adamın kolunu büküyor, arkaya doğru, insan vücudunun bükülmemesi gereken yöne. Bir çatırtı. Bir çatırtı daha. Adam diz çöküyor. Ōotoko-Jin duraksıyor ve sana bakıyor. Bu sefer soru sormak için değil, onay istemek için değil. Sadece bakıyor. Sanki bu kararın sende olduğunu biliyor, senin vermeni gerektiğini biliyor, ama vermeni de bekliyor.
Jizou ağaçların arasından çıkıyor, ellerini silkiyor. Kuzeydeki acemiden geriye bir şey kalmamış gibi görünüyor. Cesedi taşıyan adam diz çökmüş, kolu kırık, ama gözleri sert ve canlı. Belinden hızla bir kunai çıkarmak istiyor ama Ōotoko-Jin'in tutuşu izin vermiyor. Jizou yanına geliyor, adama bakıyor, sonra sana bakıyor. "Konuşturabilirsin." diyor alçak sesle. "Tsukikage hakkında bir şeyler biliyor olabilir. Belki bilmiyordur, ama denemeye değer." Duraksıyor, gözleri adama kayıyor. "Ya da bugün bu gruptan kimse sağ çıkmayacak dedin. O karar da geçerli." Şimdi üç seçenek var önünde. Adamı konuşturabilirsin. Genjutsu, acı, söz. Ne gerekiyorsa. Tsukikage hakkında bir şeyler öğrenebilirsin, ya da öğrenemezsin. Ōotoko-Jin'e bırakabilirsin. Kararı ona devredebilirsin, ne istiyorsa yapsın. Kendi iradesini bir kez daha kullanmasına izin verebilirsin. Ya da kendin bitirebilirsin. Tanto hala elinde. Bu adamın gözlerinin içine bakarak, bu savaşı kapatabilirsin. Ne yapacaksın, Jin?
Adam seni henüz fark etmemiş. Katasuke'nin cesedini omzunda taşırken başı öne eğik, nefesi ağır. Ağır bir yük, ağır bir tempo. Arkasından yaklaşırken toprağın ıslak olduğunu fark ediyorsun, adımların sesi değişiyor, adam başını kaldırıyor. Seni görüyor. Bir anlık donukluk, sonra Katasuke'nin cesedini yere bırakıyor, dönüyor. Maskesi düz, siyah, hayvan figürü yok bu sefer. Belinden kalın, kısa bir kılıç çekiyor, hem kesmeye hem ezmeye uygun bir silah. Sesi gür ama tonu düz. "Sen..." diyor. "Shuujin'in yavrusu. Onu bulduk, o öldü. Şimdi sen de öldün." Saldırıyor. Düz değil, eğik, aşağıdan yukarıya. Kılıcı ağır ama hızı beklediğinden fazla. Sağa çekiliyorsun, kesik seni sıyırıyor, omzunun üstünden geçiyor, giysini kesiyor. Refleksle dönerek sırtına kesik atmayı deniyorsun. Tanto, adamın sırtına değiyor, ama kılıcın tersini döndürüyor adam, omzu ile savunuyor. Metal sese omuz kasları katlanıyor, geri bile çekilmiyor. Adam gerçekten beklediğinden güçlü çıkıyor.
"Küçük bıçak." diyor. "Küçük çocuk." Tekrar geliyor, bu sefer yatay, geniş bir yay çizerek. Geri atlıyorsun, rüzgar yüzüne çarpıyor. Tam o anda kuzeyde, ağaçların tepesinde bir kargaşa başlıyor. Çarpışma sesi, bir çığlık, sonra bir cismin ağır düşüşü. Dal sesleri birbirini kovuluyor, yapraklar savruluyor. Ardından... sessizlik. Jizou'nun acemi ile hesabını gördüğü belliydi. Ama adam buna gülümsüyor, maskesinin altından belli oluyor bu. "Biri daha mı var?" diyor. Umursamıyor bile. Gözleri hala sende. "Kaç kişi gelirseniz gelin."
Saldırıyor. Bu sefer farklı. Kılıcı bir anda yere saplıyor, çakrasını ayaklarına akıtıyor, elleriyle yere çakıyor. Zemin kırılıyor, toprak fırlıyor, ayaklarının altı kayıyor. Sen dengeyi kaybederken adam üstüne geliyor, kılıcını almış, doğrudan göğsüne doğru. O an Ōotoko-Jin geliyor. Sanki toprağın altından çıkmış gibi öne fırlıyor ve adamın kılıç kolunu iki eliyle kavrıyor. Metal parmaklar kilitlenirken kemik sesi duyuluyor. Adam çığlık atmıyor, sadece dişlerini sıkıyor, kılıcı düşüyor. Ōotoko-Jin bırakmıyor. Adamın kolunu büküyor, arkaya doğru, insan vücudunun bükülmemesi gereken yöne. Bir çatırtı. Bir çatırtı daha. Adam diz çöküyor. Ōotoko-Jin duraksıyor ve sana bakıyor. Bu sefer soru sormak için değil, onay istemek için değil. Sadece bakıyor. Sanki bu kararın sende olduğunu biliyor, senin vermeni gerektiğini biliyor, ama vermeni de bekliyor.
Jizou ağaçların arasından çıkıyor, ellerini silkiyor. Kuzeydeki acemiden geriye bir şey kalmamış gibi görünüyor. Cesedi taşıyan adam diz çökmüş, kolu kırık, ama gözleri sert ve canlı. Belinden hızla bir kunai çıkarmak istiyor ama Ōotoko-Jin'in tutuşu izin vermiyor. Jizou yanına geliyor, adama bakıyor, sonra sana bakıyor. "Konuşturabilirsin." diyor alçak sesle. "Tsukikage hakkında bir şeyler biliyor olabilir. Belki bilmiyordur, ama denemeye değer." Duraksıyor, gözleri adama kayıyor. "Ya da bugün bu gruptan kimse sağ çıkmayacak dedin. O karar da geçerli." Şimdi üç seçenek var önünde. Adamı konuşturabilirsin. Genjutsu, acı, söz. Ne gerekiyorsa. Tsukikage hakkında bir şeyler öğrenebilirsin, ya da öğrenemezsin. Ōotoko-Jin'e bırakabilirsin. Kararı ona devredebilirsin, ne istiyorsa yapsın. Kendi iradesini bir kez daha kullanmasına izin verebilirsin. Ya da kendin bitirebilirsin. Tanto hala elinde. Bu adamın gözlerinin içine bakarak, bu savaşı kapatabilirsin. Ne yapacaksın, Jin?


