Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
[Hayashi Kenta] Ana Hat

Post by GM - Shinsei »

Konoha’ya dönüş yolunun son kısmında, ağaçların arasından sızan gün ışığı yavaş yavaş köyün tanıdık surlarına vuruyor. Tsuyu’dan geriye kalan toz, gerilim ve cevaplanmamış sorular üzerinizde duruyor, yürüdüğünüz her adımda, o köyün dar sokaklarından, kırık kapılarından ve fısıltılarla dolu bakışlarından bir parça daha uzaklaşıyorsunuz. Ancak uzaklaşmak, yaşananları geride bırakmaya yetmiyor. Seigi’nin sözleri, Haru’nun itiraf kararı, Kaito’nun öfkesi ve Kumoashi’lerin köylere yaydığı baskı zihninde düğüm düğüm durmaya devam ediyor. Konoha kapıları göründüğünde hava biraz daha farklı geliyor. Tanıdık, güvenli, ama bu kez daha ağır. Kapıdaki nöbetçiler sizi fark ettikleri anda önce sana, sonra arkandaki iki yabancıya bakıyorlar. Haru ve Kaito’nun üzerlerinde yol yorgunluğu var, Haru’nun yüzündeki sert ifade, yorgunlukla karışmış bir kararlılık taşıyor. Kaito ise her zamanki dağınık tavrını bastırmaya çalışıyor gibi, çenesini sıkmış, ellerini mümkün olduğunca görünür tutuyor. İkisinin de burada misafir gibi değil, hesap vermeye gelen insanlar gibi yürüdüğü hemen belli oluyor.

Nöbetçiler kısa bir sorgulama niyetiyle öne çıksa da, durumun sıradan olmadığını fark edip yolu uzatmıyorlar. Bir haberci shinobi hızla Hokage binasına doğru gönderiliyor. Siz köy sokaklarından geçerken Konoha’nın günlük hayatı kendi akışında sürüyor, tezgahlar toplanıyor, çocuklar akşamüstü oyunlarını bitirmeye direniyor, birkaç esnaf dükkan önlerini süpürüyor. Yine de yanından geçtiğiniz bazı insanlar, Haru ve Kaito’ya ikinci kez bakmadan edemiyor. Kıyafetleri, yüz ifadeleri ve üzerlerindeki yabancı gerilim onları köyün sıradan kalabalığından ayırıyor. Hokage binasına yaklaştıkça Haru’nun adımları daha ağırlaşıyor. Kaito ise birkaç kez konuşacak gibi oluyor ama vazgeçiyor. Merdivenlerden çıkarken ikisinin de omuzlarında aynı yük var, bir klanı arkalarında bırakmış, şimdi düşman sayılabilecekleri bir köye kendi ayaklarıyla gelmiş olmak. Koridorlara girdiğinizde içerideki serin hava, dışarıdaki tozlu yolculuğun izlerini bir anda daha belirgin hissettiriyor. Mürekkep, ahşap ve eski kağıt kokusu burnuna çarpıyor, bu koku, görevin başladığı yere geri döndüğünü hatırlatıyor.

Shigure’nin odasının önüne geldiğinizde kapıdaki görevli kısa bir bakış atıp içeri haber veriyor. O sırada Haru sana dönüyor ve uzun süren sessizliği müthiş bir şekilde bozuyor. "Abi çok fena tuvaletim geldi. Hokage'in ofisine sıçmazsam iyidir yani." İçeriden beklediğiniz ses çok geçmeden geliyor. "Girin." Kapı açıldığında Sarutobi Shigure masasının arkasında duruyor. Önünde açık parşömenler, kenara itilmiş birkaç mühür ve yarım kalmış bir rapor var. Bakışları önce sana, sonra Haru ile Kaito’ya kayıyor. Odanın havası, siz içeri adım atar atmaz değişiyor, artık bu sıradan bir görev dönüşü değil. Haru ve Kaito içeri girer girmez gerginlikleri daha da görünür hale geliyor. Haru çenesini sıkıyor, bakışlarını doğrudan Shigure’ye kaldırmaya çalışıyor ama gözlerinin arada yere kaymasına engel olamıyor. Kaito ise normalde yapacağı gereksiz bir şakayı yutmuş gibi duruyor, ellerini iki yanında tutuyor, parmaklarını kıpırdatmamak için kendini zorluyor. İkisinin de savaşmaya değil, yargılanmaya gelmiş insanlar gibi beklediği hissediliyor. Shigure birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden sizi inceliyor. Sonra ağır ağır sandalyesine oturuyor, ellerini masanın üzerinde birleştiriyor ve bakışlarını sana sabitliyor.

"Hayashi Kenta." diyor sakin ama keskin bir sesle. "Seni söylenti araştırman için gönderdim. Karşımda ise iki yabancı shinobiyle döndüğünü görüyorum." Kısa bir duraklama oluyor. Shigure’nin bakışları Haru ve Kaito’nun üzerinde yeniden geziniyor, ardından tekrar sana dönüyor. "Durum raporu istiyorum. En başından başlayarak anlat."
Off Topic
RP'ye hoş geldiniz! Pasiflik süresi üç gündür. İyi RP'ler!
Joined: Tue Nov 19, 2024 10:34 am
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Re: [Hayashi Kenta] Ana Hat

Post by Hayashi Kenta »

Tsuyu denen lanet köyü arkamızda bırakmıştık en sonunda. Hala aklım yaşanılanları doğru düzgün almıyordu. Bir toprak parçası nasıl girdiğim andan itibaren aralıksız bela açabilirdi başıma? Bir süre daha buraya gelmeyeceğim için rahattım, keyifliydim. Fakat bir parçam da buruktu aslında, kadını getirememiştik. Yoldaki tehlikelerden kortuğu için gelmese gam yemeyecektim ancak, küçük kardeşi için o lanet köyde kalmak zorunda hissetmesi koymuştu bana. Şahsı adına üzülmek bir kenara, yine yeniden yaptığım işin anlamını sorguluyorken buluyordum kendimi. Yıllar boyunca süren eğitim, halkın rahat edebilmesi ve güvende kalabilmesi için yapılan fedakarlıklar, unutulan duygular... Tüm bunlara rağmen çaresizce boyun eğen bir başka masum insan. O kadının, sadece o kadının da değil, tüm Tsuyu'luların suçu Konoha içerisinde doğmamış olmaları mıydı?

Hokage binasına doğru ilerliyorken akşamın tatlı renkleri de köyün huzurlu sokaklarına yavaş yavaş doluyordu. Giriş kapısındaki ufak şaşkınlık ve karışıklığı atlatmıştık, onun yerine önden gönderilen bir habercinin ardından kendi kendimize ilerlemeyi tercih etmiştik. Acaip tekinsiz görünmesek de yanımdaki ikilinin buraya ait olmadığı o kadar hissedilir durumdaydı ki, bazı meraklı gözler yönünü bize çevirmeden edemiyordu biz yürürken.

Başına geleceklere iyice yaklaşıyor olmanın heyecanı bu bakışlarla birleşince, Haru ve Kaito'nun yayları iyice geriliyordu eminim ki. Bu yüzden binaya girdiğimizde biraz daha destekleyici tavırlar göstermeye gayret ettim. Bazen merdivenleri gösterme bahanesiyle omuzlarından tuttum, bazen duvardaki bir afişi gösterdim dikkatleri dağılsın diye. En sonunda çıkılacak ne basamak kaldı, ne de aşılacak koridor. Hokage'nin kapısına vardık ve, ortamı yumuşatmak için geyik yapmaya başlayacakken Haru benden önce girdi yine.

Dediği şeyi duymamla ufak bir afalladım. Sonra, açıkçası benim de benzer bir durumda olduğum aklıma geldi. Aklıma düştü ya bir kere, artık farkında olduğum için karnımdaki hareketler biraz daha belirgin bir hal aldı. Suratım ufak bir kasıldı. "Benim de lan, sikeyim böyle işi." dedim önce Haru'nun sonra Kaito'nun suratına bakarak. Ardından bakışlarım uzaklara yöneldi, "Keşke çorba içmek için durduğumuzda girseydik tesisin tuvaletine. Şimdi sorguda sı...." diye devam ederken lafım kesildi içeriden gelen ses ile. İyi de oldu devam edemediğim aslında, bu saate kadar tuvalete gidemedilerse artık hiç gidemeyeceklerini duymak ikiliye bir fayda sağlamayacaktı zira.

İçeriye girdiğimde bakışlarımı yavaş bir şekilde etrafta gezdirdim. Son gelişimde biraz daha düzenliydi burası, farketmeden edememiştim. Ben yokken görev yoğunluğu mu yaşanmıştı acaba? Bu kadar gergin bir durumda olmasam hal hatır sorup bu konu hakkında laflamayı denerdim. Fakat şu an, bunun yerine put gibi dikilip alın bandımın altında birirkmeye başlayan terleri umursamamaya çalışmaktan başka yapabileeğim bir şey yoktu. Bir de, Shigure'nin bize diktiği gözlerine bakmaktan başka.

İsmimi söylediğinde neden yaptığımı anlamadan, refleks bir hareketle başımı salladım. Ardından söyleyeceklerini bitirdi ve dökülmeye başlamamı emretti. Birkaç saniye konuşmaya başlayamadım. Bazen bir yerden girmeye çalıştım, olmadı. Gözlerimi kaçırdım, kaçırmaktan vazgeçip gözlerine tekrar baktım, sonra tekrar kaçırdım. Daha önce bu kadar gerilmiş miydim bu adamın karşısında, hatırlamıyorum. Genelde hep ne çıkarsa bahtıma modunda, vereceği ne görev varsa alıp gider, biraz da laflamaktan çekinmeden muhabbete girerdim. Terslendiğimi ya da adaletsiz bir görev ile cezalandırıldığımı hiç hatırlamıyorum. Başarısız dönsem dahi bu kadar gerilecek kadar ciddi bir ortamda kaldığımızı da.

Bu odadaki anı kırıntılarını anımsamak garip bir şekilde Shigure'nin suratına tekrar bakabilecek cesareti verdi bana. Lafı dolandırmaya, politik davranıp atacağı bir azardan kurtulmaya gerek yoktu. Her zamanki Kenta olacaktım işte. Kendisi olmaktan korkmayacak miktarda umursamaz, saygısız değil ancak dürüst olmadan da edemeyen Kenta. Azıcık da depresif hatta. Azıcık kısmı yalan olabilir.

"Bu iki kişi Kumoashi Klanı'nın yaptıklarına karşı çıkan ve itirafçı olmaya karar veren insanlar, efendim. Üzgünüm, başı yerine sonundan başlamış oldum." Birkaç saniye duraklayıp devam ettim.

"Tsuyu'ya gitmenin en mantıklı hareket olacağına kanaat getirip bir köylü kılığında köye ulaştım. Önce, ufak bir tecavüz girişimi atlattım. Gerçi bunun konuyla pek alakası yok." Elim istemsizce kalktı ve yanağımı kaşımadan edemedim gergin bir şekilde. "Neyse. Biraz pazar yerinde dolaşıp etrafı gözlemlemeye karar verdim. Fakat aynı zamanda çakrasını bastıran, cüppeli bir shinobi de dikkatimi çekti. Benim gibi o da bir şeyleri gözlemliyor gibiydi. Bir süre sonra ilgisinin taş bir binada yoğunlaştığını fark edince, ben de bir müşteri gibi pazarda dolaşıp yaşlı insanlardan bina hakkında bilgi almaya çalıştım."

"Kayıt binası olduğunu öğrendim bu binanın. Yalnız, laf almaya çalıştığım teyze pek anlatmaya meyilli görünmüyordu. Oraya girenin kolay kolay çıkmadığından, camlarından kağıt sarkıtıldığından falan bahsetti. Bir de ışıkların bir önceki gece sabaha kadar açık kaldığından ve muhtemelen yeni bir defter açıldığından. Biraz daha zorlasam da pek bir şey alamadım ağzından, dediklerini de çok anlamadım. Bu yüzden, içeri girmeye karar verdim. Fark ettiğim shinobi de girmişti zira."

"İşte girdikten sonra amacım deli ve aptal bir köylü rolü yapmaktı. Sankji böyle evlenmekle kafayı bozmuş biriymişim gibi davranmaya çalıştım. Ama önce bu çıktı karşıma, daldı bana." diyerek Haru'yu işaret ettim. "Üstüme ağ attı ya, ya sen neden hemen ağ atıyorsun üstüme Haru ya?" diye çıkıştım. Ardından hemen düzelip üzgün bakışlarla devam ettim.

"Özür dilerim... Şey, neyse. Saldırınca bloklamadım ben de, yedim ağları bilerek. Sonrasında tanıştık, ettik, beni çözdü, biraz lafladık derken, kendisine yardım edersem 'evlenmeme' yardım edeceğini söyledi, ve bir defteri ele geçirmek istediklerini söyledi. Ardından, aha bu geldi." Bu sefer de Kaito'yu gösterdim. "Kaito."

"Bir noktada bunların beni kullanmaya çalıştığını anladım ama kötü tiplere de benzemiyorlardı, o yüzden anlamadım neden 'masum bir köylü'yü kullanmak istediklerini. Meğer onlar da beni Kumoashi ajanı sanmış da o yüzden renk vermemeye çalışıyorlarmış. Binadan 'hadi defteri çalmak için plan yapalım' diye çıkıp saldırıya uğradığımızda anladım."

"Yani aslında orada da direkt saldırıya uğramadık da, ileride baktım ki pazar yerinin orada bir kadını zorbalıyor bunların klanından birileri. Hem biraz kendime hakim olamadım, hem de malum, deli köylüyüz, bağırdım üzerime çekmek için adamları. Bir de baktım ki, Kaito bana engel olmak yerine kendi klanından adamlara saldırıyor beni ve köylüleri korumak için, o zaman biraz şekillenmeye başladı içgüdülerim."

"Tabi biraz bunlar da şaşırdı benim de Kumoashi'den birine dalmaya meylettiğimi görünce. Orada hala biraz Shinobi olduğumu sakladığım için kadını zorbalayan adamın da bana geçirmesine izin verdim tabi, ama duruşum belliydi yani. Adamları atlatınca bir noktada hem bunlar benim ajan olmadığımı anladı, hem de ben onların klana karşı bir şeyler çevirdiğini. Bu yüzden tenha bir yere tüneyip konuşmaya başladık. Tenha dediğim yer de kerh-... Şey... Ran-Randevu evi. Oturduk konuşmaya başladık."

"Konuşurken bana Kumoashi'nin açtıkları belalardan bahsettiler. Dediklerine göre klan ufak köylere saldırıp haraç kesmeye başlamış. Bunlar da bunu kabul etmeyip klanlarını terk etmişler ve kaçıp gitmişler. Haliyle, kaçak ilan edilmişler klanlarınca. Klanın saldıracağı köylere önden gitmeye ve köylüleri uyarmaya, kendilerince insanlara yardım etmeye çalışmışlar."

"Anlattıklarına göre sadece zenginleşme amacıyla da yapmıyormuş Kumoashi bu zulmü. Bir hareket için adam topluyorlarmış. Küçük köyleri kontrollerine alıp, bir ittifak oluşturmak, daha sonra da bu ittifak sayesinde Konoha'nın ticaret yollarını kesmeyi amaçlıyorlarmış. Ama asıl amaçları yine bu değil, zira bu olayı dikkat dağıtıcı bir gündem olarak tutarak daha büyük bir saldırı yapma niyetleri varmış."

"Tüm bunları konuşup, işleri zorlaşsın diye kayıt defterlerini çalmaya karar verdik biz de. Ancak buna fırsatımız kalmadı. Seigi diye bir lavuk geldi. Pardon. Seigi diye biri geldi. Daha doğrusu önce bulunduğumuz mekandan kadın kaçırmaya çalıştı bazı yardakçıları, biz de engel olunca bizzat kendisi gelip yolumuzu kesti. Ancak saldırmadı, işler bu noktada garipleşti ve bizi buraya getiren noktada sonlandı."

"Seigi geldiğinde yardakçılarına derhal Tsuyu'daki bütün operasyonlarını sonlandırmalarını söyledi. Benden de Haru ve Kaito'yu klan binasına teslim etmemi, kendisini de Konoha'ya götürüp sizinle görüştürmemi istedi. Adam nereden geldiğimi de, tam ismimi de, sizinle görüşmek istediğine göre sizin gözlerinizin Kumoashi üzerinde olduğunu da biliyordu belli ki. Anlaşma yapmayı, 'bu işi' sonlandırmayı istediğini de söylüyordu. Güvenemedim."

"Haliyle ne bu ikisini teslim ettim, ne de götürmeyi kabul ettim. Ya bizi rahat bırakmasını ya da saldırmasını söyledim. Saldırsaydı eğer, çatışmaya girmekten çekinmeyecektim. Açıkçası ölmek de umrumda değildi orada, ama biraz sataştım. Orada Konoha'lı birini öldürseydi eğer, bu klanın gerçekten de kötü bir şeyler peşinde olduğu kesinleşecekti. Bu kanıt Konoha'nın, Kumoashi'nin tepesine çökebilmesi için haklı bir sebep de sunardı. Bunu kendisine de söyledim."

"Umursayıp umursamadığını bilemem, ancak Konoha'nın Kumoashi'ye çökmesinin kötü bir şey olmayacağını, klanı dışarıdan gelen bir elin değil içeriden çürüyen damarların öldüreceğini ve buna engel olmak için 'düşmanın bıçağına' ihtiyaç duyulabileceğini söyledi."

"Ben bu söyledikleri hakkında düşündüm biraz. Ancak bir çıkarım yapamadım. Bir insan neden bağlı olduğu ana köye ihanet planı yapar? Üstelik bu plan neden aynı zamanda kendi öz klanın zarar verebilecek kusurlar da bulundurur? Neden bu zararın yaşanması gerektiğini savunur? Anlayacak kadar politik kapasitem yok belli ki..."

"Sonrasında biraz daha laf salatası yaptı, birkaç şey daha söyledi. Kafamı karıştırmak için sarf ettiği ağdalı sözlerdi bunlar, kimin kimi kullandığı ile alakalı, falan. Bu yüzden bir önemi yok bunların. Sonrasında, gitti. Saldırmadan etmeden gitti. Bu ikisi de, özellikle Haru, sabırlarını yitirip itirafçı olmaya karar verdi."


Gözlerimi Haru ve Kaito üzerinde gezdirdim. İlk defa suratımda dostane ya da umursamaz bir ifade değil, ciddi ve üstten bakan bir bakış vardı. "Elbette buraya kendi klanlarına ihanet ediyormuş gibi davranan ve Konoha'ya içten zarar vermeye çalışacak iki Kumoashi üyesi getirmiş olabilirim." Kaşlarım biraz çatıldı. "Önce beni, ardından onlarca Konoha Shinobi'sini alt edebilecek güçleri varsa deneyebilirler." Bu, onlara vereceğim ilk ve tek göz dağıydı. Evet, içgüdülerime güvenim tam, dürüstlüklerinden de şüphem yok denilebilir. Ancak beni kullanmak gibi niyetleri varsa bu tavırlarına kırılarak değil, saldırıp zarar vererek karşılık vereceğimi de en başından bilmelerini istiyordum.

"Ancak içgüdülerim böyle bir niyette olmadıklarını söylüyor. Köylüleri korumak için yaptıkları, Seigi lavu-... Seigi'ye karşı tavırları ve genel halleri birleşince buraya getirmenin kötü bir fikir olmadığına kanaat getirdim. Üstelik Seigi, artık kaçak değil bizzat suçlu olarak aranacaklarını söyleyince, geride bırakılmalarının onlar için tehlikeli olduğunu da düşündüm. Eminim ki yakalandıkları vakit ölümle cezalandırılacaklardı."

Epey uzun konuşmuştum. Aralarda bazen nefes vermek için, bazen de dediklerim sindirilsin diye kısa duraklamalarım olmuştu. Zaman zaman duruşumu düzeltmiş, ellerimi de anlatımımı desteklemek için kullandığım olmuştu. Değişmeyen tek şey, Haru ve Kaito'yu işaret ettiğim anlar haricinde gözlerimi hep Shigure'nin üzerinde tutmak olmuştu.

"Anlatacaklarım bu kadar, efendim. Bir sorgu sürecinden geçirileceklerini biliyorum. Eğer ki, hüküm giymelerine gerek duymazsanız klan ormanında kendilerini misafir edebilirim. Hem benim hem de klanımın gözlerinin üzerinde olacağına emin olabilirsiniz."
► Show Spoiler
Image
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Hayashi Kenta] Ana Hat

Post by GM - Shinsei »

Shigure, anlattıkların bittikten sonra hemen cevap vermiyor. Odanın içinde birkaç saniye, yalnızca dışarıdan gelen uzak ayak sesleri ve masanın üzerindeki kağıtların hafif hışırtısı duyuluyor. Hokage’nin bakışları önce Haru’ya, sonra Kaito’ya, ardından tekrar sana dönüyor ama yine de konuşmuyor. Sanki anlattıklarının her parçasını zihninde ayrı ayrı tartıyor, Tsuyu’ya gidişini, kayıt binasını, Kumoashi kaçaklarını, Seigi’nin teklifini, köylerin haraçla baskı altına alınmasını ve bütün bunların Konoha’ya uzanabilecek sonuçlarını tek tek yerine oturtmaya çalışıyor. Sonunda gözlerini senden kaçırıp kısa bir süre yere indiriyor. Bu sessizlik öyle uzun sürüyor ki, Haru’nun omuzları biraz daha geriliyor, Kaito’nun ise ayakta dururken ne yapacağını bilemeyen hali daha belirgin hale geliyor. Shigure sonunda başını kaldırıyor. Gözleri yine sende, ama yüzünde beklediğin sertlikten çok yorgun bir şaşkınlık var. Ciddiyetini korumaya çalışıyor gibi, fakat ağzının kenarında istemsiz bir kıpırtı beliriyor.

"Gerçekten görev sırasında kerhaneye mi gittin Kenta ya?"

Odanın ağırlığı bir anda yarım santim kadar havalanıyor. Kaito refleksle öne doğru eğiliyor, sanki bu çok kritik bir diplomatik yanlış anlaşılmaymış gibi hemen açıklama yapması gerekiyormuşçasına ellerini kaldırıyor. "Hokage beyim, harbiden o öyle değil tam olarak-" Haru, hiç beklemeden onun sözünü kesiyor. "Sus lütfen, kami aşkına sus Kaito." Kaito ağzı açık kalmış halde Haru’ya bakıyor. Haru’nun yüzünde bir kelime daha edersen seni burada gömerim ciddiyeti var. Shigure bu sahneyi izlerken sonunda dayanamayarak hafifçe gülümsüyor. Bu gülümseme, odadaki gerilimi tamamen silmiyor ama en azından Haru ve Kaito’nun hemen kelepçelenmeyeceğini hissettiren bir sıcaklık taşıyor. "Merak etmeyin." diyor Shigure, bu kez bakışlarını iki Kumoashi’ye çevirerek. "Sizin başınıza bir şey gelmeyecek. Kenta güvenilir bir shinobi ve ona inanıyorum. Anlattığı gibi olduğu sürece sizi takdir etmek dışında bir şey yapamam. Cesaretiniz için teşekkür ederim." Haru’nun yüzünde ilk defa hafif bir çözülme oluyor. Tam rahatlama değil, ama uzun zamandır sırtında taşıdığı bir ağırlığın bir köşesinden tutulmuş gibi. Kaito ise gözlerini birkaç kez kırpıyor ve bakışlarını Shigure'den ayırmıyor. Shigure sonra tekrar sana dönüyor. Bu kez Hokage’nin yüzü daha ciddi, ama sesi dengeli.

"Konoha elbette Seigi’nin hayal ettiği gibi küçük köylere patronluk taslamayacak." diyor. "Ama ilgili köylerin birbirleriyle kavga etmesine ve Konoha için tehdit oluşturmasına da izin veremeyiz. Aklımda bir fikir var. Bununla ilgili seninle birkaç gün içinde iletişime geçelim. O sırada arkadaşlarımızı istersen burada da ağırlayabiliriz, ben yardımcı olurum." Tam bu sırada kapı ansızın açılıyor. İçeri giren kadın, odadaki herkesi ilk anda fark etmeden, doğrudan Shigure’ye yönelmiş halde konuşmaya başlıyor. "Shiguşko sana bir şey-" Cümlenin ortasında donuyor. Gözleri odadaki tabloyu yakalıyor. Sen, Haru, Kaito, Shigure’nin ciddi masası, havadaki yarım kalmış görev raporu gerilimi. Kadının yüzündeki rahat ifade bir anda toparlanıyor. Duruşu değişiyor, omuzları düzleşiyor, sesi resmileşiyor. "Sayın Hokage... Öhm. Konuşmamız gereken birkaç husus vardı da." Karşındaki kişi, Konoha’da adını duymamış kimsenin kolay kolay kalamayacağı biri. Uchiha Klanı’nın lideri, Konoha Polis Teşkilatı’nın başkanı ve köyün en güçlü kadınlarından biri olarak anılan Uchiha Tsuna. Odaya girdiği anda, sadece taşıdığı isimle değil, duruşuyla da atmosferi değiştiriyor.

Shigure ise bu ani girişe şaşırmak yerine hafifçe gülümsüyor. "Tam lafın üstüne geldin Tsuna. Müsaitsen birkaç gün beklememize gerek kalmayabilir." Tsuna’nın gözleri kısa bir an senden Haru’ya, Kaito’dan tekrar Shigure’ye kayıyor. Durumu okumaya çalıştığı belli, ama araya girmiyor. Shigure, odadaki herkese dönerken konuşmasını sürdürüyor. "Bu konu için Konoha Polis Teşkilatı’ndan birkaç kişiyi alıp bir ekip oluşturmayı planlıyorum. Elbette Tsuna size bizzat yardım edecek müsaitliğe sahip değil ama seviyesinden emin olduğu birkaç chuunin öğrencisini sizlerle çalışması için görevlendirebilir. Senin için de uygun olur mu Tsuna? Konoha’nın etrafındaki küçük köylerin güvenliğiyle alakalı konu. Sana bahsetmiştim daha önce." Tsuna, bir an durup Shigure’ye bakıyor. Yüzünde şu an mı ifadesi beliriyor ama itiraz etmiyor. Sadece başını hafifçe yana eğiyor. "Bana hava hoş." diyor. "Ama Sennashi ile ilgili birkaç konuyu konuşmamız lazım. Müsaitseniz akşama tekrar geleyim yanınıza. Olur mu?"

Shigure başını sallıyor. Sonra gayet doğal, hatta fazla doğal bir şekilde soruyor. "Aynı yer mi?" Tsuna’nın yüzü bir anda hafifçe kızarıyor. "Evet...?" Cevabın sonundaki soru işareti, Shigure’ye atılmış sessiz bir uyarı gibi. Ardından hemen yüzünü ciddileştiriyor, arkasını dönüyor. "Beni takip edin." Shigure, siz çıkmak üzere hareketlenirken son kez sesleniyor. "Ekibi oluşturduktan sonra tekrar bana uğrayın. Detayları konuşuruz." Kapıdan çıkarken Tsuna’nın nefesinin altında söylendiğini duyuyorsun. "Milletin yanında ne diyo’ ya?" Koridora çıktığınızda odanın gergin resmiyeti biraz geride kalıyor ama tamamen dağılmıyor. Haru ve Kaito temkinli. Tsuna ise önde yürürken bir süre hiçbir şey söylemiyor. Adımları kendinden emin, koridorda karşılaştığınız birkaç görevli ona selam vermek için hemen kenara çekiliyor. Sonunda başını hafifçe sana çeviriyor. "Seni geninliğinden beri görmüyorum he, nasıl gidiyor Kenta?" Soru beklenmedik derecede doğal geliyor. Az önce Hokage’nin odasında konuşulan bütün Kumoashi, operasyon, köy güvenliği, itirafçı meselesinin üstüne, bir anda eski bir tanıdığın hatır sorması gibi. Kaito ise bu noktada kendini tutamıyor. Tsuna’ya dikkatle bakıyor, kaşlarını çatıyor, sonra biraz çekingen bir sesle konuşuyor.

"Efendim, sizi ben daha önce bir kere gördüm diye hatırlıyorum ama emin de değilim tam." Haru bir anda Kaito’nun kafasını iki eliyle kavrıyor. "APTALLLL!" Kaito’nun başı Haru’nun ellerinin arasında hafifçe öne arkaya sallanıyor. Haru dişlerini sıkarak devam ediyor. "Karşında duran kişi Uchiha klanının lideri ulan, MAL! Şurada iki genjutsuya kurban gideceksin haberin yok!" Tsuna, bu çıkışa gücenmek yerine gülüyor. "Arkadaşlar sakin olun. Konohalı değilsiniz, beni tanıma gibi bir zorunluluğunuz yok." Kaito, kafasını Haru’nun ellerinden kurtarmaya çalışırken mırıldanıyor. Haru ise onu bırakmamış gibi duruyor, ama en azından sıkmayı azaltıyor. Tsuna bu kez tamamen sana dönüyor. Yüzündeki gülümseme biraz daha muzipleşiyor. "Ama benim Kenta’yı hatırlamam için çok sebep var." Bu cümleyle birlikte içinde ufak bir alarm çalıyor. Tsuna’nın gözlerinde, seni utandırmak için fazla uygun bir anı bulmuş bir yetişkin keyfi var. "Bir keresinde akademiyi ziyarete gelmiştim. Baktım erkekler toplanmış uzun eşek oynuyorlar. İçlerinden bir keriz de shurikeni kemerine sabitlemiş, farkında değil. Çocuk bir atladı, çocuklardan birinin beline şak! Saplandı." Haru ve Kaito aynı anda sana dönüyor. İkisinin de yüzünde inanamaz bir ifade var.

"Tabii bunların hepsi yere kapaklandı. Sonra hocaları koştu oraya, shuriken de Kenta’nın dibine düşmüş. Hoca bunu bir azarladı, bir azarladı..." Tsuna burada hafifçe gülüyor. "Sonra gittim konuştum hocayla, o yapmadı diye. Götürdüm hocayı özür dilettim Kenta’dan." Haru, olayın mantığını çözmeye çalışıyormuş gibi Tsuna’ya bakıyor. "Efendim, neden direkt bağırırken söylemediniz ya?" Tsuna omuz silkiyor, yüzünde hiç pişmanlık yok. "Komikti bi’ tık. Adam bir şey yapmadı zaten, bağırdı sadece. Allam çok tatlı çocuktu Kenta." Kaito, bunu duyunca kahkahasını bastırmaya çalışıyor ama pek başarılı olamıyor. Haru’nun yüzünde bile istemsiz bir gülümseme beliriyor. Koridorlardan çıkıp köy içinde ilerlemeye başladığınızda, akşamın rengi biraz daha koyulaşmış oluyor. Tsuna sizi Uchiha bölgesine doğru götürüyor. Yol boyunca Konoha’nın merkezi yavaşça geride kalıyor, daha düzenli, daha sakin, daha ağırbaşlı sokaklara giriyorsunuz. Binaların mimarisi değişiyor. Çatılar daha keskin hatlı, girişlerdeki semboller daha belirgin. Uchiha klanının amblemi, birkaç kapıda ve duvar süslemesinde göze çarpıyor.

Bölgenin girişine geldiğinizde Tsuna duruyor. Kapı gibi yapılmış büyük ahşap bir kemerin altında, çevrenin havası daha sessizleşiyor. Burada gürültü yok denecek kadar az. İnsanlar daha ölçülü hareket ediyor, bakışlar daha dikkatli. Haru ve Kaito’nun üzerindeki yabancılık burada daha da belirgin hale geliyor, ikisi de ister istemez biraz daha dik durmaya çalışıyor. Tsuna sana dönüyor. Gözlerinde yine o tanıdık, hafif alaycı ama sıcak ifade var. "Buraya hiç girmedin galiba, değil mi? Var mı Uchiha arkadaşın?"
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Hayashi Kenta] Ana Hat

Post by GM - Shinsei »

Off Topic
Hayashi Kenta, haberli pasiflik gerçekleştirmiştir.
Joined: Tue Nov 19, 2024 10:34 am
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Re: [Hayashi Kenta] Ana Hat

Post by Hayashi Kenta »

Anlattıklarımın bitmesi ile Shigure'nin cevap vermesi arasında geçen süre ufak bir cehennem azabı yaşatmıştı bana. Adam cevap vermiyor, düşünüp taşınıyor, muhtemelen beni nasıl sürgün ettireceğinden tut Haru ve Kaito'nun müebbet hapislerine giden planları tartıyordu kafasında. Büyükçe yutkundum yerdeki gözlerini tekrar kaldırıp bana baktığında, çenem hafiften titremeye başladı. En sonunda konuşmaya ve kaderimi belirlemeye başladı.

"Ama cidden bir şey yapa-...." diye otomatikman savunmaya geçtim ellerimi kaldırarak. Daha adamın neyi neden dediğini tartacak süreyi tanımamıştım beynime ki başımızın belada olmadığını anlayayım... Haru'nun Kaito'ya yalvarışı beni de yarım bırakmıştı üstelik. Ellerimi geri indirdiğimde bıyık altından Haru'yu azarlamıştım ben de, "Hangi Kami lan? 2 milyon Kami var, spesifik konuş." diye. Sonra, Shigure devam etti konuşmaya. Sizin dedi, başınıza bir şey gelmeyecek, Kenta'yı da Jounin ilan ediyorum, dedi. Son kısmı ben uydurdum ama böylesine bayram havasındaydı benim için sözleri, fark etmezdi.

Eski ciddiyetine tekrar dönüp konuşmaya devam etmesiyle ellerimi ardımda birleştirip düşünmeye başladım. "Konoha'yı ufak köylere despotluk yapmaya zorlamak... İlginç bir plan. Planınız için elimden geleni yapacağım efendim." diye cevap verdiğim esnada kapı açıldı ve, pek tepki vermeden izleyeceğim ilginç bir takım olayların tatlı esintisi esmeye başladı oda içerisinde. Tsuna Hanım geldi, hani şu daşşaklı olan, bir şeyler dedi, garip 1-2 konuştular Shigure ile, sonra bizi aldı götürdü. Olanlar ilginçti ve Tsuna'nın tavırlarına bakılırsa, bizim gözlerimize henüz sunulmak istenmeyen cinsten oldukları belliydi. Dudağım hafif kıvrıldı kadının arkasından giderken, ufak bir gülümsemeye engel olamadım. "Shigure'ye bak, Uchiha Lideri'ne çakıyormuş herif."

Aklımdan geçen ve duyulsaydı muhtemelen kellemden edecek bu düşünceleriden Tsuna benimle ilgili anılarını anlatmaya başladığında sıyrıldım. Nefes alış-verişim hafiften hızlandı, utanacağım bir şey geliyordu değil mi? Ağaca sarılıp anne diye ağladığım günü anlatacağını düşünüp elimi kolumu sallamaya başladım kadına engel olmak için. Ancak o durmadı, neyse ki anlattığı anı o güne dair değildi ama bir o kadar utanç vericiydi yine. "Beyin yerine ıspanak taşıyorsun velet demişti bana o gün. Bir insan Hayashi diye de böyle aşağılanmaz yani." diye karşılık verdim elim ensemi çekingen bir şekilde kaşırken. Alnımın sağından serseri bir ter damlası da damlamıştı. Toparlanıp, devam ettim arkasında yürümeye.

"Ben iyiyim, her zamanki Kenta işte Tsuna Hanım, asıl sizi sormalı. Keyfiniz yerindedir umarım." diye muhabbete devam ettim yolda ilerlerken. Haru ve Kaito da her zamanki didişmelerini yaşıyor, sokağın görüntüsü değişiyor, ortam biraz daha sessizleşiyordu. Uchiha Mahallesi'ne getirmişti bizi kadın. Daha önce buraya gelmediğimi de var saymıştı. Gelmiştim aslında, ekmeğinin peşinde olan tek Shigure değildi ya, hayırlı bir iş için gelmiştim. Amma velakin, o işin hayırlı olduğunu yıllar sonra anlamış ve kaçırdığım fırsat nedeniyle saçımı başımı yolmuştum. Beraber göreve çıktığım bir Uchiha kızı çağırmıştı beni buraya köye döndüğümüzde. Daha çok kaynaşmak ve "antrenman" yapmak adına. Taijutsusu benden çok daha iyi konumda olduğu halde neden beni çalışmaya çağırdığını ve neden bunu akşamın karanlığında gizlice yapmak zorunda olduğumuzu anlamamış, hele hele de taijutsu yerine neden durduk yere anatomi çalışmaya başladığımızı asla kavrayamamış, sonunda kızın babasından dayak yiyerek kovalanmamı da çok absürd bulmuş, tüm olanlara 10 üzerinden 1 puan vererek bir daha bu kızla muhattap olmama kararı almıştım. Şortum da dojolarında kalmıştı zaten, çok severdim o şortu, alevli falandı.

İç çekerek "Bir kere gelmiştim ama kısa kaldım efendim." diye cevap verdim boşluğa bakarken. Şortu hatırlamak canımı sıkmıştı, şimdi bulsam mesela o şortu, ufak gelir, acaip boy attım o vakitten bu yana. Neyse. Gülümseyerek bakışlarımı tekrar kadına çevirdim. "Ben karakola gideriz diye düşünüyordum aslında Tsuna Hanım, buraya neden geldik?"
► Show Spoiler
Image
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Hayashi Kenta] Ana Hat

Post by GM - Shinsei »

Tsuna, soruna karşılık omzunun üzerinden sana doğru bakıyor ve hafifçe gülümsüyor. "Çünkü göreve almak istediğim veletlerden birinin burada olduğunu tahmin ediyorum." diyor, ardından fazla açıklama yapmadan Uchiha bölgesinin içine doğru yürümeye devam ediyor. Ahşap kemerin altından geçtiğiniz anda Konoha’nın geri kalanı sanki birkaç adım geride kalıyor, buradaki sokaklar daha düzenli, taş yollar daha temiz, evlerin önündeki küçük bahçeler daha disiplinli görünüyor. Birkaç yaşlı Uchiha evlerinin önündeki banklarda oturmuş düşük sesle konuşuyor, üzerlerindeki koyu renkli haoriler, arkalarındaki klan sembolleri ve dik duruşlarıyla bölgenin ağırlığını taşıyorlar. Bir köşede iki küçük çocuk shuriken fırlatma tahtasının önünde tartışıyor, biri hedefi vurduğu için böbürlenirken diğeri gözlerini kızartıp Sharingan açmaya çalışıyor ama başaramayınca burnunu çekiyor. Daha ileride, saçlarını sıkı bir topuzla toplamış genç bir kadın, sırtındaki odun sepetine rağmen sizi öyle keskin bir bakışla süzüyor ki Haru istemsizce duruşunu düzeltiyor. Bazı yüzler tanıdık geliyor sana, akademi yıllarında uzaktan gördüğün, turnuvalarda karşılaştığın ya da görev kayıtlarında adına rastladığın birkaç Uchiha. Bazıları ise tamamen yabancı, ama hepsinde ortak bir şey var, gözleri fazla dikkatli, sessizlikleri fazla bilinçli. Kaito bu bakışların altında giderek daha küçük görünürken, Haru kendini belli etmemek istercesine çenesini daha da yukarı kaldırıyor.

Bir süre sonra sokaklar yerini daha açık bir alana bırakıyor. Etrafı alçak taş duvarlarla çevrili geniş bir antrenman sahasına giriyorsunuz. Zemin sıkıştırılmış toprak, kenarlarda tahta hedefler, birkaç kukla, yanmış kütükler ve ateş tekniklerinin bıraktığı siyah izler var. Sahanın ortasında, siyah kısa saçlı, keskin çeneli, on altı-on yedi yaşlarında görünen bir Uchiha oğlanı tek başına çalışıyor. Üzerinde koyu lacivert bir üst, siyah pantolon ve belinde düzgün bağlanmış silah keseleri var. Elindeki kunaiyi parmakları arasında çevirip hedefe fırlatıyor, kunai tam merkeze saplanınca yüzünde "zaten olması gereken buydu" diyen kibirli bir ifade beliriyor. Tsuna hiç selam vermeden alana giriyor. "Renji." diyor. Oğlan anında dönüyor, Tsuna’yı görünce duruşunu toparlıyor ama yüzündeki kendinden memnun ifade tamamen kaybolmuyor. Tsuna devam ediyor. "Seni kısa süreli bir göreve dahil ediyorum. Konoha çevresindeki köylerle ilgili hassas bir mesele. Hayashi Kenta ile çalışacaksın. Yanındaki iki kişi de bilgi kaynağımız ve muhtemel saha bağlantımız." Renji önce Tsuna’ya bakıyor, sonra sana dönüyor. Seni baştan aşağı süzüyor, kıyafetlerine, üzerindeki yol izlerine, duruşuna, ardından Haru ve Kaito’ya bakıyor. Dudakları hafifçe kıvrılıyor. "Bu eski püskü kıyafetli eziklerle mi göreve çıkacağım?" diyor.

Cümle biter bitmez Haru’nun damarları kabarıyor. "Ne dedin lan sen?! Gözlerin kırmızı diye kendini fırından yeni çıkmış lavaş mı sanıyorsun lan piç?" diye öne atılıyor. Kaito hemen Haru’nun beline sarılıp geri çekmeye çalışıyor. "Dur abi, Uchiha bölgesindeyiz. Sülalemizi yok eder bu adamlar." diyor ama Haru çoktan ileri abanıyor. "Bırak lan beni! Eski püsküymüş! Daha dün panço ile diplomasi yaptım ben, ne biliyor bu çocuk hayatı?" diye çırpınıyor. Renji’nin kaşı hafifçe kalkıyor, sanki Haru’nun bu çıkışı onu şaşırtmak yerine eğlendirmiş gibi. Tam ağzını açıp yeni bir laf edecekken Tsuna hiçbir dramatik hazırlık yapmadan yanına yaklaşıyor ve kafasının tepesine sağlam bir yumruk indiriyor. Tok diye net bir ses çıkıyor. Renji iki büklüm oluyor, elleriyle başını tutuyor. "Tsuna abla!" diye itiraz edecek gibi oluyor ama Tsuna onun üzerine eğiliyor. "Bir daha göreve çıkacağın insanlara ezik dersen sana üç hafta boyunca akademi çocuklarına kunai güvenliği dersi verdiririm. Hem de uygulamalı." diyor. Renji’nin yüzü bir anda ciddileşiyor. "Anlaşıldı." diye mırıldanıyor ama gururu yerde debeleniyor gibi.

Haru hala Kaito’nun kolları arasında saldırmaya çalışıyor, Kaito ise artık onu tutmaktan çok sırtına asılmış gibi görünüyor. "Abi yeter, kadın çocuğu zaten dövdü. Sen ekstra ücretli dayak paketi misin?" diye söyleniyor. Tsuna sana dönüp sanki bu tamamen normal bir işe alım süreciymiş gibi sakin bir şekilde konuşuyor. "Renji hızlıdır, dikkatlidir, iz sürme ve ateş tekniklerinde iyidir. Ağzı biraz fazla çalışır, onu da görev sırasında törpülersiniz." diyor. Renji başını ovuştururken sana bir kez daha bakıyor, bu kez küçümseme tam kaybolmasa da yanında hafif bir merak var. Haru ise hala ileri atılmaya çalışıyor, Kaito onu santim santim geri çekiyor ve antrenman alanının ortasında, yeni kurulacak ekibin ilk tanışması tam anlamıyla rezalet bir başlangıçla havada asılı kalıyor. Sen bu takımın nasıl işleyeceğini düşünürken Renji sana beklemediğin bir cümle doğrultuyor.

"Lan sen şu sürekli Shigure Meyhanesi'ne giden çocuk değil misin?"

Uchiha Renji
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 19, 2024 10:34 am
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Re: [Hayashi Kenta] Ana Hat

Post by Hayashi Kenta »

Tsuna neyse ki geçmişte neden geldiğimi falan irdelememiş, basitçe ziyaret sebebimizi açıklayıp anne ördek misali bizi peşinde yürütmeye devam etmişti. Etrafı izleye izleye, çok bir yorum yapmadan ilerlemeye devam etmiştim ben de yanımdakilerle. Buralar, bizim klanın yaşadığı bölgeye göre bir hayli zıttı. O tanıdık ve neşeli karmaşa yoktu, ağaçlar arasındaki yarısı patlak ampüllerin yarattığı mütevazi ama sevimli havaya nazaran disiplin ve ciddiyet döşeliydi bu sokaklara. Sarhoş ve dans eden tiplerin yerini de vakarlı ve kibirli sayılabilecek tipten insanlar almıştı. Bir Tsuna Hanım sırıtmaya başlamıştı aralarında gözüme. Lider olduğundan mıdır, yoksa kendini bu özelliklere kaptırmadığından lider olabilmesinden midir bilmem, etrafında olmak rahattı benim için.

Tsuna bizi bir antrenman alanına getirdiğinde orada bir Uchiha veletiyle karşılaşmıştık. Velet diyorum, zira benden biraz ufak görünüyordu, çok değil ama, biraz, azıcık. Tsuna veledin adını söyledi, sonra da bizim görevimize dahil olacağını iliştirdi. Renji ise Uchiha'lara dair az önceki gözlemlerimi haksız çıkarmayacak bir tavırla, ilk iş olarak yarak kürek konuşmayı ve hor görmeyi tercih etmişti. Dudaklarımı sabırla yamultup gözlerimi devirdim, içimden ise bir başkası adına utanç duymanın o kekremsi pişmanlığı geçmeye başladı. Bu utanç Haru ve Kaito adına değildi, hayır. Söz konusu olan bir görev var iken aklına ilk gelen şeyin insanları dış görünüşüne göre yargılayabileceği olması, ve bu düşünceyi filtreleme gereği duymamasıydı beni utandıran. Bir de daha demin kunai fırlatma yetisiyle kendi kendine böbürleniyordu. Acaba, eğitiminin hangi noktasında iyi bir shinobi olmanın isabetli kunai fırlatmaktan ibaret olmadığını kaçırmıştı?

Haru, Renji'nin ettiği lafa haklı olarak sinirlendi ve atılmaya yeltendi. Açıkçası Kaito'dan beklediğim bir tepkiydi bu fakat Haru da artık patlama noktasına gelmişti heralde. Düşününce daha bir gün bile geçmemişti tüm yaşadıklarımızın üzerinden ve hala bitmiyordu olaylar. Shigure'nin bizi cezalandırmamayı tercih etmesi suyu bir nebze arındırsa da hala oturup bir sakinleşememiştik hiçbirimiz. Bu yüzden, Kaito'nun Haru'yu sakinleştirme çabalarına yardım etmekte biraz oyalandım. "Tamam, tamam, sakinleşelim." diye ellerimi sallayıp Haru'nun önüne geçtim gayri ihtiyari bir hareketle. Ardından, Renji'ye döndüm. "Arkadaşlar Konoha dışından acil olarak, köyün güvenliğini tehdit edebilecek ciddi bir meseleye engel olmak için geldiler. Takım elbise giyip süslenmeye vakitleri olmadı yani." dedim sakin, ama hafiften de iğneleyen bir ses ile. Haru'ya tekrar dönüp birkaç el kol hareketi daha yaptım kuduz köpekliğini kesmesi için. Sonra, ufak bir uğultu koptu beynimde. Sesler bir anlığına gitti geldi, görüntümde bir flaş çaktı. Bu amına koduğumun Renji'sine hiç edep, ahlak, ar namus öğretilmemiş olacaktı ki en olmayacak yerden girmişti yine konuşmaya.

Bir an düşündüm, "Evet, anneni sikiyorum orada her gece." desem mi diye. Şiş kebab olmak istemediğim aklıma geldi.

"N-Ne alaka sürekli ya? Aaa!" diye kekeleyerek azarladım. Sesim gereğinden yüksek çıkmıştı. "4-5 gece uğruyorum diye süreklİ Mİ OLUYOR KARDEŞİM? HEM SEN NEREDEN BİLİYORSUN? SEN DE GİDİYORSUN DEMEK Kİ! AAA!" diye devam ederken panik seviyem arttı. Engel olamamaya başladım.

"Hanımım, yok öyle bir şey." Ellerimi hayır, olamaz nidasıyla çırpınmaya başladım Tsuna'ya dönerken. “Yani var ama isminin Shigure olduğunu bilmiyordum. Yani Kage’miz ile alakası yok. Varsa da ben bilmem ama bir kere bile görmedim Shigure Bey’imizi. Yanlış anlamayın yani.” Haru'yu pançosundan sertçe tutmaya başladım, 'N'olur sustur beni.' dercesine çekiştirip, yardım dilendim. Fakat çenem durmuyor, bir yandan salak salak konuşmaya devam ediyordum. "Zaten bekar adamlarız yani ne alakası var ki şimdi görevle bu durumun? Ha? Ne alaka yani? Buraya görev için gelmedik mi? Ne alaka Shigure ile meyhanenin şimdi? AAAAA!"
► Show Spoiler
Image
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Hayashi Kenta] Ana Hat

Post by GM - Shinsei »

Renji, senin panikle yükselen sesini duyunca başta yüzünü ekşitiyor, sonra bütün bu savunmaların içinde kullanabileceği bir açık bulmuş gibi kaşını kaldırıyor. "Demek dört beş gece uğruyorsun ama sürekli olmuyor, öyle mi?" diyor, ağzının kenarında sinir bozucu bir sırıtışla. "Sizin doğayla iç içe olma olayınız bu mu lan? Kesin değişik numaraların da vardır senin. AYRICA BEN GİTMİYORUM ORAYA, EVİM YOLUN ÜSTÜNDE SADECE!" Haru senin pançosundan çekiştirmenle bir an ne yapacağını bilemiyor, seni mi sustursun, Renji’ye mi dalsın, yoksa pançosunu mu kurtarsın karar veremiyor. Kaito ise bir yandan Haru’yu tutmaya devam ederken diğer yandan "Abi durun konu buradan devam ederse bizim maceraya gidebilir, korkuyorum." diye kendi kendine mırıldanıyor. Tsuna bütün bu rezaleti birkaç saniye boyunca izliyor. Yüzündeki ifade, önce sabır, sonra pişmanlık, sonra da ben bunları gerçekten göreve mi alacağım sorgulamasına dönüşüyor. Sonunda iki parmağını gözlerinin arasına bastırıp derin bir nefes alıyor. "Boş vakitlerinizde kiminle fingirdeştiğinizi gram umursamıyorum sivilceli ergenler sizi. Şimdi gelin benimle." diyor ve hiçbirinizin cevap vermesine fırsat bırakmadan arkasını dönüp yürümeye başlıyor. Renji, kafasına yediği yumruğun gurur kırıklığını hala taşısa da Tsuna’nın arkasından itirazsızca yürümeye koyuluyor, Haru ise senin kolundan kurtulup pançosunu düzelterek "Sivilceli ergen mi dedi bize?" diye fısıldıyor. Kaito da çok ciddi bir yüzle "Benim sivilcem yok şu an galiba. Krem kullanıyorum." diye karşılık veriyor.

Uchiha bölgesinin daha iç sokaklarına ilerlerken Renji’nin tavrı biraz daha kontrol altına giriyor, fakat merakı onu rahat bırakmıyor. Önce Haru’ya, sonra Kaito’ya bakıp "Kumoashi içinden kaçtığınızı söylediniz. Klanınız gerçekten küçük köyleri zapt edip ticaret yollarını kesmeyi mi planlıyor, yoksa Hokage’nin önünde dramatik görünmek için hikayeyi mi büyüttünüz?" diye soruyor. Haru’nun yüzü hemen sertleşiyor. "Biz dramatik görünmek istesek panço ile Hokage odasına girmezdik kardeşim. Evet, plan bu. Köyleri korkutuyorlar, haraç kesiyorlar, bazılarını zorla yanlarına alıyorlar. Çember büyüyünce de Konoha’nın çevre yollarını sıkıştıracaklar." Kaito da ekliyor. "Ama mesele sadece yol kesmek değil. Seigi’nin laflarından sonra biz de emin değiliz. Klanın içinde başka bir hesap var. Bazıları Konoha’nın üstlerine gelmesini istiyor gibi." Tsuna, önde yürürken konuşmaya dahil oluyor. "Bu kısmı önemli. Bir yapı kendi üzerine müdahale çekmeye çalışıyorsa ya içeride bölünme vardır ya da dışarıdan gelecek tepkiyi kullanacak başka bir plan. Kumoashi’nin şikayetleri gerçek olabilir, ama yöntemleri onları haklı çıkarmaz. Bizim işimiz hem köyleri korumak hem de bu işin arkasında ne olduğunu öğrenmek." Sonra Renji’ye dönüp hiç dolandırmadan soruyor. "Katılacaksın değil mi?" Renji duruşunu toparlıyor, Tsuna’ya kısa bir saygı işareti yapıyor. "Elbette efendim." diyor. Sesi kibirli ama bu kez daha görev odaklı. Sana da kısa bir bakış atıyor, önceki küçümseme tam kaybolmuş değil, fakat artık işin düşündüğünden daha ciddi olduğunu anlamış gibi.

Bir süre sonra Uchiha bölgesinin içindeki daha büyük yapılardan birinin önüne geliyorsunuz. Konoha Polis Teşkilatı’nın ana binası, klan mimarisinin ağırbaşlılığıyla resmi kurum disiplinini birleştiren bir yapı gibi duruyor, koyu ahşap kirişler, temiz taş basamaklar, girişte iki yanda duran fenerler ve kapının üzerinde sade ama otoriter bir amblem var. İçeri girdiğinizde koridorlarda düzenli bir hareketlilik karşılıyor sizi. Evrak taşıyan görevliler, duvarlara asılı olay kayıtları, küçük bekleme alanları, arkadan gelen kısa sorgu sesleri... Tsuna burada daha da farklı görünüyor, herkes ona yol açıyor, selam veriyor, ama kimse gereksiz bir saygı gösterisine girmiyor. Tam koridorun köşesine döndüğünüz sırada, kucağında neredeyse yüzünü kapatacak kadar çok dosya taşıyan genç bir kızla karşılaşıyorsunuz. Koyu kahverengi saçları dağınık bir topuzdan firar etmiş, birkaç tutam yanaklarına düşmüş. Yuvarlak camlı gözlükleri burnunun ucuna kaymış, gözleri iri ve telaşlı. Dosyaların arasından önünü görmeye çalışırken neredeyse Kaito’ya çarpıyor. Tsuna onu görünce duruyor. "Mizuki." diyor. Kız bir anda irkilip dosyaların yarısını düşürecek gibi oluyor. "E-Evet efendim! Buradayım! Yani tabii ki buradayım, çünkü burası çalıştığım yer, yani şu an başka yerde olmamam gerekiyor, evraklar da şey, ben onları götürüyordum, düşürmedim, henüz düşürmedim!" diye hızlı hızlı cevap veriyor.

Tsuna hiç şaşırmadan, bu telaş seline alışık biri gibi konuşuyor. "Seni kısa süreli bir saha ekibine dahil etmek istiyorum. Konoha çevresindeki köylerle ilgili hassas bir soruşturma. Analiz yeteneğin, kayıt okuma hızın ve mühür izlerini tanıman işimize yarayacak." Mizuki’nin yüzü bir anda bembeyaz oluyor. Dosyaları göğsüne daha sıkı bastırıyor. "Ben mi? Saha mı? Efendim, ben... yani evrakta iyiyim, evet, mühürleri de okuyabiliyorum ama dışarıda... dışarıda insanlar var. Ve düşmanlar. Ve bazen düşmanlar insanlardan daha az korkutucu oluyor ama yine de... Emin değilim." Renji hemen burnundan nefes veriyor. "Kendinden emin değilse gelmesin. Görevde tereddüt eden biri yük olur." diyor. Cümle biter bitmez Mizuki’nin dudakları titriyor. Gözleri doluyor. Tsuna tam sertçe çıkışacakken kızın yüzü buruşuyor ve tek bir yüksek hıçkırıkla ağlamaya başlıyor. "Özür dilerim! Yük olmak istememiştim!" diye bağırıyor, sonra dosyaların bir kısmını neredeyse Tsuna’nın kucağına bırakıp arkasını dönüyor. Koşarak koridordan çıkıyor, gözlükleri bir an düşecek gibi oluyor ama eliyle tutup binanın kapısından dışarı fırlıyor. Koridorda herkes olduğu yerde kalıyor. Renji’nin yüzündeki kibir, ilk kez gerçek bir "ben az önce ne yaptım?" pişmanlığına dönüşüyor. Kaito ağzı açık şekilde kapıya bakıyor, Haru ise Renji’ye yavaşça dönüp dişlerinin arasından "Vay be... Uchiha diplomasisine bak amk." diyor. Tsuna’nın bakışı ise Renji’nin tepesine ikinci yumruğun inip inmeyeceğini düşündüren kadar sessiz ve tehlikeli bir halde asılı kalıyor.

Uchiha Mizuki
► Show Spoiler
Post Reply