O esnada Takeshi'nin elini karnına, mührün olduğu bölgeye götürdüğünü fark etti. Bir tepki hissetmiş olmalıydı. Aoi nefesini tuttu ve el mühürlerini yaptı. Shisha no Kage kullanarak hamamda olduğu gibi kızı veya ona benzer bir ruhsal izi takip etmeye çalışacaktı. Bir yandan da gözü Takeshi'nin üzerindeydi. Onda olabilecek en ufak değişiklikte harekete geçmeye hazırdı. Önceliği Takeshi'nin sağlığıydı.
Konohagakure


Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:
Toshifumi, adamların gelmekte olduğu yöne dönerek hemen hızlıca bir plan oluşturmuş ve herkesi konumlandırmıştı. Aoi ise ya köşeye gidip adamların konuşmalarını dinleyecekti ya da Toshifumi ile kalıp ruh izi arayacaktı. İkinci seçenek daha makul görünüyordu zira Toshifumi'nin dizinin dibinden ayrılma fikri, hele ki böyle bir senaryoda, pek çekici değildi. Üç figür sisi delerek yavaş yavaş köprüye yaklaştılar. Üçünün de yüzünde Sennashi'ye has maskelerden vardı ve oldukça uğursuz görünüyorlardı. Kendi aralarında bir şeyler konuşuyorlardı ancak net olarak işitmek zordu. Aoi onları ancak daha yakına geldiklerinde duyabildi. Adamlardan birisi teslimat geciktiği takdirde Akuro'nun sinirleneceğinden korkuyordu. Diğeri de onun önemsiz olduğunu, yukarıdan gelen emirlerin esas olduğunu söylemişti duygusuz bir sesle. Öbür adam ise çıkışarak bu yukarıdakilerden korktuklarını ama onları hiç görmediklerini ifade etmişti. İlginçti. Sonrasında kız hazırsa hazneye giderken iz bırakmayacaklarını söylemişti.
O esnada Takeshi'nin elini karnına, mührün olduğu bölgeye götürdüğünü fark etti. Bir tepki hissetmiş olmalıydı. Aoi nefesini tuttu ve el mühürlerini yaptı. Shisha no Kage kullanarak hamamda olduğu gibi kızı veya ona benzer bir ruhsal izi takip etmeye çalışacaktı. Bir yandan da gözü Takeshi'nin üzerindeydi. Onda olabilecek en ufak değişiklikte harekete geçmeye hazırdı. Önceliği Takeshi'nin sağlığıydı.
O esnada Takeshi'nin elini karnına, mührün olduğu bölgeye götürdüğünü fark etti. Bir tepki hissetmiş olmalıydı. Aoi nefesini tuttu ve el mühürlerini yaptı. Shisha no Kage kullanarak hamamda olduğu gibi kızı veya ona benzer bir ruhsal izi takip etmeye çalışacaktı. Bir yandan da gözü Takeshi'nin üzerindeydi. Onda olabilecek en ufak değişiklikte harekete geçmeye hazırdı. Önceliği Takeshi'nin sağlığıydı.

► Show Spoiler
El mühürlerini tamamlayıp Shisha no Kage'yi başlattığında Tenchi Köprüsü'nün soğuk taşları sanki bir anlığına ayaklarının altında derinleşiyor. Ruhlara ve geride kalmış izlere doğru uzanıyorsun, hamamdaki o ince, solgun yolu, taşların üzerinden süzülen kırılgan izi yeniden bulmayı umuyorsun. Fakat burada sana cevap veren şey bir kızın izi olmuyor. Köprünün üstünde, rüzgarın taşıdığı eski ölümlerin ve yıllardır suya karışmış çakra tortularının uğultusu var yalnızca. Ne Hina'ya benzeyen bir ruh izi, ne kaçırılmış birinin çığlığı, ne de köprüye yeni getirilmiş canlı bir korkunun tazeliği. Aradığın iz yok. Daha kötüsü, bu yokluk doğal hissettirmiyor. Sanki birisi özellikle o yolu temizlemiş, zemini dua ile değil, karanlık bir sabırla kazıyıp boş bırakmış gibi. Toshifumi senin yüzündeki değişimi fark ediyor. "Bir şey bulamadın mı?" diye fısıldıyor. Sen cevap vermeye fırsat bulamadan üç maskeli kişi köprünün girişine biraz daha yaklaşıyor. Ortadaki maskeli duruyor, başını hafifçe yana eğiyor ve o an yürüyüşündeki sıradanlık soyulup düşüyor sanki. Omuzları gevşiyor, boynu biraz dikleşiyor, parmakları tek bir mühür pozisyonuna doğru hazırlanıyor. Maskesinin altından gelen ses artık biraz önceki ses değil. Çok daha derin, çok daha tanıdık. "Geç kaldınız."
Toshifumi'nin gözleri keskinleşiyor. "Saldırı pozisyonu!" emri taş köprüde düşük ama sert bir şekilde yankılanıyor. Masato sağ tarafta Byakugan'ını açıyor, damarları göz çevresinde belirginleşiyor. Kaizen sol geçitten çıkarak daha geniş bir açı alıyor. Bokukichi içgüdüsel olarak sana yakın bir hatta kayıyor. Takeshi tam bir adım atacakken olduğu yerde donuyor. Ortadaki maskeli adam elini yüzüne götürüp maskesini biraz yukarı kaldırıyor, yüzünü tamamen göstermiyor ama o beyaz saçlar, maskenin gerisindeki keskin bakış ve duruşundaki soğuk kendinden eminlik yeterli oluyor. Akuro. Bunu anlamanız için adını söylemesine bile gerek kalmıyor. Kalbin göğsüne sertçe vuruyor. Bir tuzak bu. Kızın izi yok çünkü kız burada değil. Ya da hiç bu saatte burada olması amaçlanmadı. Sizi buraya getirmek istediler. Akuro tek eliyle mühür yapıyor. İşaret tamamlandığı anda Takeshi'nin boğazından kopan çığlık bütün köprüyü kesip geçiyor. Karnını iki eliyle kavrıyor, dizleri taş zemine çarpıyor ve yüzü bir anda rengini kaybediyor. Mührün olduğu bölgeden karanlık, spiral biçimli bir çakra dalgası kaburgalarının altına doğru yayılıyor gibi görünüyor. Takeshi dişlerini sıkmaya çalışıyor ama ikinci çığlık daha boğuk, daha acı dolu çıkıyor.
O an her şey aynı anda parçalanıyor. Masato sağdaki maskeliye doğru atılıyor, avuç darbeleri köprünün taşlarında yankılanıyor, Sennashi üyesi ise ince ve kıvrak hareketlerle geri çekilip kısa bıçaklar çıkarıyor. Byakugan'ın keskinliğiyle maskelinin çakra noktalarını yoklamaya çalışan Masato, ilk temasta onun sıradan bir dövüşçü olmadığını anlıyor. Kaede diğer maskeliye yöneliyor, daha yaklaşmadan parmaklarını şakağına götürüyor, zihinsel baskı kurmaya çalışıyor ama karşısındaki kişi elindeki küçük zil benzeri metal parçayı salladığında havada tiz bir titreşim yayılıyor. Kaede dişlerini sıkıyor, yine de geri adım atmıyor. Kaizen birkaç metre öteden pozisyon alıyor ama Akuro doğrudan Takeshi'yi hedeflediği için saldırı açısı arıyor. Toshifumi sana ve Bokukichi'ye keskin bir bakış atıyor. "Aoi, Bokukichi! Yanıma gelin. Takeshi'yi gözünüzün önünden ayırmayın." Sesi kontrolü elinde tutmaya çalışıyor ama Akuro'nun mühürle tek hamlede yarattığı etki herkesi daha temkinli hale getiriyor. Bokukichi senin yanına doğru hızla geliyor, yüzündeki şaka kırıntıları tamamen silinmiş durumda. "Takeshi'yi kaldırabilir miyiz?" diye soruyor ama o da henüz yaklaşmanın güvenli olup olmadığını bilmiyor.
Akuro köprünün girişinden size doğru birkaç adım atıyor. Aranızda yaklaşık otuz beş, belki kırk metre var, köprünün geniş taş yolu, pus ve rüzgar aranızdaki mesafeyi olduğundan daha uzun gösteriyor. Takeshi merkez hattın biraz gerisinde, dizlerinin üstünde acıyla kıvranıyor. Toshifumi senin birkaç adım önünde, Akuro'ya dönük duruyor. Sen onun sol arka hattındasın, Bokukichi hemen yanında, Takeshi'ye ulaşabileceğiniz mesafede. Masato sağda, Kaede solda kendi çatışmalarına girmiş durumda. Kaizen sol bakım geçidinden Akuro'ya açı arıyor ama saldırırsa Takeshi'yi de riske atabileceğini biliyor. Akuro'nun sesi rüzgarın içinden ağır ağır yükseliyor. "Bize lazımsın, Shindou Takeshi." Başını hafifçe eğiyor, sanki onu yıllardır tanıyor, sanki bu an çok önceden yazılmış gibi. "Evine dön." Takeshi bu sözle birlikte başını güçlükle kaldırıyor. Yüzünde acı, öfke ve anlamlandıramadığı bir dehşet var. Senin Shisha no Kage tekniğin hala kızın izini arıyor ama bulduğu şey yalnızca boşluk. O boşluğun ortasında artık karar vermen gerekiyor, Takeshi'ye müdahale edip mührün etkisini bastırmaya mı çalışacaksın, Akuro'nun mühür akışını bozmak için ruhsal bir teknik mi deneyeceksin, yoksa Toshifumi'nin emrinde kalıp saldırı anını mı bekleyeceksin?
Toshifumi'nin gözleri keskinleşiyor. "Saldırı pozisyonu!" emri taş köprüde düşük ama sert bir şekilde yankılanıyor. Masato sağ tarafta Byakugan'ını açıyor, damarları göz çevresinde belirginleşiyor. Kaizen sol geçitten çıkarak daha geniş bir açı alıyor. Bokukichi içgüdüsel olarak sana yakın bir hatta kayıyor. Takeshi tam bir adım atacakken olduğu yerde donuyor. Ortadaki maskeli adam elini yüzüne götürüp maskesini biraz yukarı kaldırıyor, yüzünü tamamen göstermiyor ama o beyaz saçlar, maskenin gerisindeki keskin bakış ve duruşundaki soğuk kendinden eminlik yeterli oluyor. Akuro. Bunu anlamanız için adını söylemesine bile gerek kalmıyor. Kalbin göğsüne sertçe vuruyor. Bir tuzak bu. Kızın izi yok çünkü kız burada değil. Ya da hiç bu saatte burada olması amaçlanmadı. Sizi buraya getirmek istediler. Akuro tek eliyle mühür yapıyor. İşaret tamamlandığı anda Takeshi'nin boğazından kopan çığlık bütün köprüyü kesip geçiyor. Karnını iki eliyle kavrıyor, dizleri taş zemine çarpıyor ve yüzü bir anda rengini kaybediyor. Mührün olduğu bölgeden karanlık, spiral biçimli bir çakra dalgası kaburgalarının altına doğru yayılıyor gibi görünüyor. Takeshi dişlerini sıkmaya çalışıyor ama ikinci çığlık daha boğuk, daha acı dolu çıkıyor.
O an her şey aynı anda parçalanıyor. Masato sağdaki maskeliye doğru atılıyor, avuç darbeleri köprünün taşlarında yankılanıyor, Sennashi üyesi ise ince ve kıvrak hareketlerle geri çekilip kısa bıçaklar çıkarıyor. Byakugan'ın keskinliğiyle maskelinin çakra noktalarını yoklamaya çalışan Masato, ilk temasta onun sıradan bir dövüşçü olmadığını anlıyor. Kaede diğer maskeliye yöneliyor, daha yaklaşmadan parmaklarını şakağına götürüyor, zihinsel baskı kurmaya çalışıyor ama karşısındaki kişi elindeki küçük zil benzeri metal parçayı salladığında havada tiz bir titreşim yayılıyor. Kaede dişlerini sıkıyor, yine de geri adım atmıyor. Kaizen birkaç metre öteden pozisyon alıyor ama Akuro doğrudan Takeshi'yi hedeflediği için saldırı açısı arıyor. Toshifumi sana ve Bokukichi'ye keskin bir bakış atıyor. "Aoi, Bokukichi! Yanıma gelin. Takeshi'yi gözünüzün önünden ayırmayın." Sesi kontrolü elinde tutmaya çalışıyor ama Akuro'nun mühürle tek hamlede yarattığı etki herkesi daha temkinli hale getiriyor. Bokukichi senin yanına doğru hızla geliyor, yüzündeki şaka kırıntıları tamamen silinmiş durumda. "Takeshi'yi kaldırabilir miyiz?" diye soruyor ama o da henüz yaklaşmanın güvenli olup olmadığını bilmiyor.
Akuro köprünün girişinden size doğru birkaç adım atıyor. Aranızda yaklaşık otuz beş, belki kırk metre var, köprünün geniş taş yolu, pus ve rüzgar aranızdaki mesafeyi olduğundan daha uzun gösteriyor. Takeshi merkez hattın biraz gerisinde, dizlerinin üstünde acıyla kıvranıyor. Toshifumi senin birkaç adım önünde, Akuro'ya dönük duruyor. Sen onun sol arka hattındasın, Bokukichi hemen yanında, Takeshi'ye ulaşabileceğiniz mesafede. Masato sağda, Kaede solda kendi çatışmalarına girmiş durumda. Kaizen sol bakım geçidinden Akuro'ya açı arıyor ama saldırırsa Takeshi'yi de riske atabileceğini biliyor. Akuro'nun sesi rüzgarın içinden ağır ağır yükseliyor. "Bize lazımsın, Shindou Takeshi." Başını hafifçe eğiyor, sanki onu yıllardır tanıyor, sanki bu an çok önceden yazılmış gibi. "Evine dön." Takeshi bu sözle birlikte başını güçlükle kaldırıyor. Yüzünde acı, öfke ve anlamlandıramadığı bir dehşet var. Senin Shisha no Kage tekniğin hala kızın izini arıyor ama bulduğu şey yalnızca boşluk. O boşluğun ortasında artık karar vermen gerekiyor, Takeshi'ye müdahale edip mührün etkisini bastırmaya mı çalışacaksın, Akuro'nun mühür akışını bozmak için ruhsal bir teknik mi deneyeceksin, yoksa Toshifumi'nin emrinde kalıp saldırı anını mı bekleyeceksin?
Konohagakure


Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:
Boşluk. Aoi'nin ruh izinin bulabildiği tek şey buydu. Ne Hina'dan ne de başka bir kızdan hiçbir iz yoktu. Sanki birisi buraya geleceklerini bilerek temizlemişti tüm izleri, kalıntıları yok etmişti. Aoi'nin yüzü soldu, bir panik dalgası bedenini ele geçirirken Toshifumi'nin sorusunu işitti. Cevap vermeye fırsat bulamadan da o tanıdık sesi duydu. Maskeli adamlardan ortadakinin sesi değişmiş, karşılaşmaya çok korktuğu o adamınkine bürünmüştü. Akuro.
Herkes anında saldırı pozisyonu aldı. Aoi'nin bakışları içgüdüsel olarak Takeshi'ye kilitlendi. Akuro ona doğru yaklaşıyordu. Yüzündeki maskeyi hafifçe kaldırmış, o tanıdık simasını göstermişti. El mühürlerini tamamladığı anda Takeshi'den kopan çığlık bütün köprüyü doldurmuş, Aoi'nin yüreğini bıçak gibi kesmişti. Ona bir şey yapıyordu. Tuzağa düşmüşlerdi. İstedikleri Takeshi'ydi. Kaita'nın onu görev dışı bırakmaya çalışması, Takeshi'nin mühürle ilgili bir şeyler yapmak istemesi... Biliyorlardı. Onu buraya çekmeye çalıştılar. Hücredeki adam, hamamdaki işaretler... Kalbi ağzında atıyordu. Çok planlı, çok sessiz hareket ettiklerini sanmışlardı ama adım adım Sennashi'nin kuklaları gibi onların kucağına düşmüşlerdi.
Masato ve Kaede, Akuro'nun sağındaki ve solundaki diğer maskelilerle dövüşmeye başladılar. Her şey bir anda olup bitmişti. Bir dakika önce planlı giden kendileri, bir dakika sonra bu konumdaydılar. Maskelilerin diğer ikisi de güçlü shinobilerdi. Masato ve Kaede onlarla zorlukla mücadele ediyordu. Ama esas tehlike önlerindeydi. Takeshi'ye doğru giden, onun mührüne uğursuz bir şeyler yapan, onu "evine" çağıran o adamdı... Akuro tehlikeliydi. Muhtemelen Aoi'den de, belki de buradaki herkesten daha güçlüydü. Aoi nefesini tuttu. Gerginlik, korku, endişe her şey birbirine karışmıştı. Yaşlar gözüne hücum etti. Tamamen sezgisel hareket etmeye başladı. Yelpazesini çıkardı. Kendini Takeshi'nin önüne atacak, Akuro'nun onunla göz temasını kesecek ve bedenini ona siper ederek Takeshi'yi koruyacaktı. Shizukesa no Kusari ile Akuro'yu hareketsiz hale getirmeyi deneyecekti. "ÖNCE CESEDİMİ ÇİĞNERSİN!" titrek sesi öfkeli ama inatçıydı. Cansız bedeni zemine boylu boyunca uzanana kadar Takeshi'yi bu lanet adamdan koruyacaktı. Shizukesa no Kusari işe yaramazsa aklında bir B planı vardı. Riskli bir plandı. Reikon Tsunagi ile Akuro'yu kendine bağlamayı deneyecekti. Böylece Akuro'nun çakrasını kullanabilirdi. Akuro kendisine zarar verdikçe aynı acıyı hissederdi. Akuro'nun alacağı darbeleri de Aoi hissedecekti ancak bu göze alabileceği bir riskti.
Herkes anında saldırı pozisyonu aldı. Aoi'nin bakışları içgüdüsel olarak Takeshi'ye kilitlendi. Akuro ona doğru yaklaşıyordu. Yüzündeki maskeyi hafifçe kaldırmış, o tanıdık simasını göstermişti. El mühürlerini tamamladığı anda Takeshi'den kopan çığlık bütün köprüyü doldurmuş, Aoi'nin yüreğini bıçak gibi kesmişti. Ona bir şey yapıyordu. Tuzağa düşmüşlerdi. İstedikleri Takeshi'ydi. Kaita'nın onu görev dışı bırakmaya çalışması, Takeshi'nin mühürle ilgili bir şeyler yapmak istemesi... Biliyorlardı. Onu buraya çekmeye çalıştılar. Hücredeki adam, hamamdaki işaretler... Kalbi ağzında atıyordu. Çok planlı, çok sessiz hareket ettiklerini sanmışlardı ama adım adım Sennashi'nin kuklaları gibi onların kucağına düşmüşlerdi.
Masato ve Kaede, Akuro'nun sağındaki ve solundaki diğer maskelilerle dövüşmeye başladılar. Her şey bir anda olup bitmişti. Bir dakika önce planlı giden kendileri, bir dakika sonra bu konumdaydılar. Maskelilerin diğer ikisi de güçlü shinobilerdi. Masato ve Kaede onlarla zorlukla mücadele ediyordu. Ama esas tehlike önlerindeydi. Takeshi'ye doğru giden, onun mührüne uğursuz bir şeyler yapan, onu "evine" çağıran o adamdı... Akuro tehlikeliydi. Muhtemelen Aoi'den de, belki de buradaki herkesten daha güçlüydü. Aoi nefesini tuttu. Gerginlik, korku, endişe her şey birbirine karışmıştı. Yaşlar gözüne hücum etti. Tamamen sezgisel hareket etmeye başladı. Yelpazesini çıkardı. Kendini Takeshi'nin önüne atacak, Akuro'nun onunla göz temasını kesecek ve bedenini ona siper ederek Takeshi'yi koruyacaktı. Shizukesa no Kusari ile Akuro'yu hareketsiz hale getirmeyi deneyecekti. "ÖNCE CESEDİMİ ÇİĞNERSİN!" titrek sesi öfkeli ama inatçıydı. Cansız bedeni zemine boylu boyunca uzanana kadar Takeshi'yi bu lanet adamdan koruyacaktı. Shizukesa no Kusari işe yaramazsa aklında bir B planı vardı. Riskli bir plandı. Reikon Tsunagi ile Akuro'yu kendine bağlamayı deneyecekti. Böylece Akuro'nun çakrasını kullanabilirdi. Akuro kendisine zarar verdikçe aynı acıyı hissederdi. Akuro'nun alacağı darbeleri de Aoi hissedecekti ancak bu göze alabileceği bir riskti.

► Show Spoiler
Shizukesa no Kusari'yi başlattığın anda köprünün taşları altından geçen soğuk titreşim, kendi çakranla birlikte Akuro'ya doğru uzanıyor. Görünmez ruhsal zincirler sisin içinden fırlayan sessiz eller gibi ona sarılıyor, önce bileklerini, sonra omuzlarını, sonra gövdesini yakalıyor. Akuro'nun yürüyüşü bir anda kesiliyor. Parmakları yapmak üzere olduğu mühür pozisyonunda donup kalıyor. Maskesinin altından sana çevirdiği bakışta şaşkınlıktan çok, bir şeyi teyit etmiş olmanın huzursuz edici sakinliği var. Arkandan Bokukichi'nin sesi yükseliyor. "Ya tuzağa düştük anlamadın abi sen nasıl Jounin'sin ya?!" diye Toshifumi'ye çıkışıyor. Toshifumi ise gözünü Akuro'dan ayırmadan bir adım öne çıkıyor. Yüzündeki sakinlik, ilk kez soğuk bir öfkeyle sertleşiyor. "Şimdi." diyor. O tek kelimeyle birlikte Akuro'nun etrafındaki hava parçalanıyor. Köprünün iki yanından, sisin içinden ve taş korkulukların gölgesinden tam on ANBU beliriyor, beşi sağdan, beşi soldan, hepsi farklı açıdan Akuro'nun üzerine kapanıyor. Kılıçlar, kunailer, kısa mühür zincirleri ve bastırılmış çakra dalgaları aynı anda ona yöneliyor. Akuro'yu yakaladığını düşündüğün o bir saniyelik üstünlük, Konoha'nın çoktan burada pusu kurmuş olduğunu gösteren daha büyük bir plana dönüşüyor.
Fakat Akuro'nun sabit kaldığı yer bir anda boşalıyor. Bir kütük parçası, zincirlerin içinde parçalanarak yere düşüyor. Kawarimi. Akuro birkaç metre ötede, köprünün sağ korkuluğuna yakın bir noktada beliriyor ve ANBU'lar ona daha dönmeden ilk hamlesini yapıyor. Pençeli eli, en yakındaki ANBU'nun saldırısını havada yakalayıp taş zemine çarpıyor, bir başkası arkasından geldiğinde bedenini döndürüp maskesinin kenarından sıyrılan beyaz saçları sisin içinde savruluyor. Aynı anda köprünün diğer tarafında işler kötüleşmeye başlıyor. Kaede'nin karşısındaki Sennashi üyesi, elindeki metal zili yeniden titreştiriyor, Kaede bir anlığına sendeleyince maskeli adam göğsüne sert bir yumruk indiriyor ve Kaede taş zemine savruluyor. Masato, Byakugan'la rakibinin çakra noktalarını okumaya çalışırken maskeli adam ayak oyunuyla onun dengesini bozuyor, Masato dizinin üstüne düşüyor ve hemen yuvarlanarak ikinci saldırıdan kaçmaya çalışıyor. Kaizen araya giriyor, geniş bir kavisle iki Sennashi üyesinin hattını kesiyor ve onları Masato ile Kaede'den uzaklaştırıyor. Ama Akuro her açık bulduğunda, savaşın ortasında bile parmaklarını mühür pozisyonuna getiriyor. Her mühürle birlikte Takeshi'nin boğazından yeni bir çığlık kopuyor. İlkinde dizlerinin üstüne çöküyor. İkincisinde elleri taş zemini kazıyacak gibi kasılıyor. Üçüncüsünde alnı neredeyse yere değiyor.
Gözlerini Takeshi'ye çevirdiğinde mührün artık yalnızca karnında durmadığını fark ediyorsun. Spiral iz, derisinin üzerinden aşağı doğru akıyor gibi, mürekkep değil, kan değil, ikisinin arasında uğursuz bir şey. Karnından beline, oradan taş zemine doğru uzanan çizgiler sanki yerle bağ kurmaya çalışıyor. Toshifumi bunu gördüğü anda sesi ilk kez gerçek bir panikle yükseliyor. "HEMEN TAKESHI'DEN UZAKLAŞIN!" Bokukichi Takeshi'ye doğru yarım adım atıyor. "Lan adam ölecek ne uzaklaşması?!" Toshifumi bu kez dönüp ona bağırıyor. "UZAKLAŞ!" Bu bağırışta emirden çok yalın korku var. Bokukichi içgüdüsel olarak geri sıçrıyor. Tam o anda Akuro, ANBU'lardan birinin açığını yakalıyor. Pençesi adamın kılıç tutan kolunu yana savuruyor, diğer eliyle boğazındaki koruyucu zırhın altına kısa bir bıçak sokuyor. ANBU'nun bedeni bir an dimdik kalıyor, sonra dizleri kırılıp taş zemine düşüyor. Akuro bunu yaparken bile gözleri Takeshi'den kopmuyor. Parmakları ardı ardına birkaç mühür daha yapıyor.
Takeshi'nin bedeninden kan fışkırmıyor, kan, onun iradesi dışındaki bir canlı gibi dışarı çıkıyor. Önce karnındaki mühür çevresinden ince damarlar halinde yükseliyor, sonra omuzlarına, kollarına, boynuna doğru sarılıyor. Kırmızı akış birkaç nefes içinde etrafında yoğun bir çakra aurasına dönüşüyor. Sırtındaki ve kollarındaki küçük kesikler kapanıyor. Yüzündeki acı ifadesi silinmeye başlıyor. Gözlerinin beyazı yavaş yavaş kırmızıya boyanıyor. Takeshi başını kaldırıyor. Artık bağırmıyor. Nefesi bile değişmiş gibi. Gözlerini doğrudan Akuro'ya kilitliyor ve bir anda, köprünün uğultusunu bastıracak kadar rahatsız edici bir kahkaha atıyor. Bu Takeshi'nin bildiğin gülüşü değil. İçinde ne sıcaklık var ne şaka. "SENİ LİĞME LİĞME ETMEDEN DÖNMEYECEĞİM ULAN!" diye haykırıyor ve bir anda Akuro'ya doğru fırlıyor. Hızı, az önce acıdan kıvranan birinden beklenmeyecek kadar korkunç. Toshifumi ANBU'lara bağırıyor. "ÇEKİLİN HEMEN!" Birkaç ANBU kenara sıçrıyor ama biri yetişemiyor. Takeshi'nin bedeninden çıkan kan dikenleri önce iki Sennashi üyesini yakalıyor, biri göğsünden, diğeri boğazından deliniyor. Ardından kaçamayan ANBU'ya saplanıyorlar. Dikenler adamı taş zemine çiviliyor ve bir an sonra cansız bedeninden çekilip yeniden Takeshi'nin etrafındaki kırmızı auraya karışıyor. Her şey birkaç saniyede oluyor. Yardım etmeye, bağırmaya, durdurmaya bile vakit kalmıyor.
Akuro bu kez geri çekiliyor. İlk defa onun hareketlerinde hesaplı bir kaçış görüyorsun. Takeshi üzerine gittiğinde pençesiyle karşılık veriyor, ama Takeshi'nin kanı kalkan gibi yükselip darbeyi yutuyor. Akuro köprünün orta hattına doğru sıçrıyor, Takeshi onu takip ediyor. Toshifumi'nin yüzündeki kontrol tamamen kırılmasa da çatlıyor. "Peşinden gidin, çabuk! Çabuk!" diye ANBU'lara emir veriyor. Kaizen en önden koşuyor, Toshifumi de hemen yanında. Masato ayağa kalkmaya çalışıyor, yüzünde dehşet ve inançsızlık var. Kaede yerde doğrulurken ölen ANBU'nun kanına bakıp donakalıyor. Bokukichi'nin yüzünde az önceki bütün şakaları unutmuş bir hal var. Sen de birkaç saniyeliğine yerde kanlar içinde yatan ANBU üyesine bakıyorsun. Bir Konoha shinobisi. Sizin tarafınızda olan biri. Takeshi'nin dikenleriyle ölmüş biri. Bu gerçeğin zihnine oturması, Akuro'nun tuzağından bile daha soğuk hissettiriyor.
Hepiniz onların peşinden ilerliyorsunuz. Köprünün daha ileri bir noktasında Akuro ve Takeshi yeniden karşı karşıya geliyor. Sis, kırmızı aura ve taş korkulukların arasındaki boşlukta ikisi birbirine giriyor. Akuro'nun pençeleri kıvılcım çıkarıyor, Takeshi'nin kanı mızrak, diken, kırbaç gibi şekil değiştirerek saldırıyor. Ona seslenmek istiyorsun, ama Takeshi'nin gözlerinde seni duyacak bir yer kalmış mı bilmiyorsun. Toshifumi ve Kaizen hamle yapacak açı arıyor, ANBU'lar çevreyi kapatmaya çalışıyor, Masato ve Kaede biraz geride toparlanmaya çalışıyor. Bokukichi senin yanında, nefesi hızlı, gözleri Takeshi'de. Kaede korkuyla fısıldıyor. "N-ne yapabiliriz ki?" Şu an Takeshi ve Akuro sizden yaklaşık yirmi beş metre ileride, köprünün orta hattına yakın bir yerde savaşıyor. Ölen ANBU geride, kan gölü içinde kalmış durumda. Masato sendeleyerek ayakta, Kaede yaralı ama bilinci açık, Bokukichi senin yanında bekliyor. Toshifumi ve Kaizen önde ama doğrudan müdahale etmekte zorlanıyor. Takeshi kontrolden çıkmış halde Akuro'yu parçalamaya çalışıyor ve her saniye, onu kurtarmakla onu durdurmak arasındaki çizgi daha da bulanıklaşıyor.
Fakat Akuro'nun sabit kaldığı yer bir anda boşalıyor. Bir kütük parçası, zincirlerin içinde parçalanarak yere düşüyor. Kawarimi. Akuro birkaç metre ötede, köprünün sağ korkuluğuna yakın bir noktada beliriyor ve ANBU'lar ona daha dönmeden ilk hamlesini yapıyor. Pençeli eli, en yakındaki ANBU'nun saldırısını havada yakalayıp taş zemine çarpıyor, bir başkası arkasından geldiğinde bedenini döndürüp maskesinin kenarından sıyrılan beyaz saçları sisin içinde savruluyor. Aynı anda köprünün diğer tarafında işler kötüleşmeye başlıyor. Kaede'nin karşısındaki Sennashi üyesi, elindeki metal zili yeniden titreştiriyor, Kaede bir anlığına sendeleyince maskeli adam göğsüne sert bir yumruk indiriyor ve Kaede taş zemine savruluyor. Masato, Byakugan'la rakibinin çakra noktalarını okumaya çalışırken maskeli adam ayak oyunuyla onun dengesini bozuyor, Masato dizinin üstüne düşüyor ve hemen yuvarlanarak ikinci saldırıdan kaçmaya çalışıyor. Kaizen araya giriyor, geniş bir kavisle iki Sennashi üyesinin hattını kesiyor ve onları Masato ile Kaede'den uzaklaştırıyor. Ama Akuro her açık bulduğunda, savaşın ortasında bile parmaklarını mühür pozisyonuna getiriyor. Her mühürle birlikte Takeshi'nin boğazından yeni bir çığlık kopuyor. İlkinde dizlerinin üstüne çöküyor. İkincisinde elleri taş zemini kazıyacak gibi kasılıyor. Üçüncüsünde alnı neredeyse yere değiyor.
Gözlerini Takeshi'ye çevirdiğinde mührün artık yalnızca karnında durmadığını fark ediyorsun. Spiral iz, derisinin üzerinden aşağı doğru akıyor gibi, mürekkep değil, kan değil, ikisinin arasında uğursuz bir şey. Karnından beline, oradan taş zemine doğru uzanan çizgiler sanki yerle bağ kurmaya çalışıyor. Toshifumi bunu gördüğü anda sesi ilk kez gerçek bir panikle yükseliyor. "HEMEN TAKESHI'DEN UZAKLAŞIN!" Bokukichi Takeshi'ye doğru yarım adım atıyor. "Lan adam ölecek ne uzaklaşması?!" Toshifumi bu kez dönüp ona bağırıyor. "UZAKLAŞ!" Bu bağırışta emirden çok yalın korku var. Bokukichi içgüdüsel olarak geri sıçrıyor. Tam o anda Akuro, ANBU'lardan birinin açığını yakalıyor. Pençesi adamın kılıç tutan kolunu yana savuruyor, diğer eliyle boğazındaki koruyucu zırhın altına kısa bir bıçak sokuyor. ANBU'nun bedeni bir an dimdik kalıyor, sonra dizleri kırılıp taş zemine düşüyor. Akuro bunu yaparken bile gözleri Takeshi'den kopmuyor. Parmakları ardı ardına birkaç mühür daha yapıyor.
Takeshi'nin bedeninden kan fışkırmıyor, kan, onun iradesi dışındaki bir canlı gibi dışarı çıkıyor. Önce karnındaki mühür çevresinden ince damarlar halinde yükseliyor, sonra omuzlarına, kollarına, boynuna doğru sarılıyor. Kırmızı akış birkaç nefes içinde etrafında yoğun bir çakra aurasına dönüşüyor. Sırtındaki ve kollarındaki küçük kesikler kapanıyor. Yüzündeki acı ifadesi silinmeye başlıyor. Gözlerinin beyazı yavaş yavaş kırmızıya boyanıyor. Takeshi başını kaldırıyor. Artık bağırmıyor. Nefesi bile değişmiş gibi. Gözlerini doğrudan Akuro'ya kilitliyor ve bir anda, köprünün uğultusunu bastıracak kadar rahatsız edici bir kahkaha atıyor. Bu Takeshi'nin bildiğin gülüşü değil. İçinde ne sıcaklık var ne şaka. "SENİ LİĞME LİĞME ETMEDEN DÖNMEYECEĞİM ULAN!" diye haykırıyor ve bir anda Akuro'ya doğru fırlıyor. Hızı, az önce acıdan kıvranan birinden beklenmeyecek kadar korkunç. Toshifumi ANBU'lara bağırıyor. "ÇEKİLİN HEMEN!" Birkaç ANBU kenara sıçrıyor ama biri yetişemiyor. Takeshi'nin bedeninden çıkan kan dikenleri önce iki Sennashi üyesini yakalıyor, biri göğsünden, diğeri boğazından deliniyor. Ardından kaçamayan ANBU'ya saplanıyorlar. Dikenler adamı taş zemine çiviliyor ve bir an sonra cansız bedeninden çekilip yeniden Takeshi'nin etrafındaki kırmızı auraya karışıyor. Her şey birkaç saniyede oluyor. Yardım etmeye, bağırmaya, durdurmaya bile vakit kalmıyor.
Akuro bu kez geri çekiliyor. İlk defa onun hareketlerinde hesaplı bir kaçış görüyorsun. Takeshi üzerine gittiğinde pençesiyle karşılık veriyor, ama Takeshi'nin kanı kalkan gibi yükselip darbeyi yutuyor. Akuro köprünün orta hattına doğru sıçrıyor, Takeshi onu takip ediyor. Toshifumi'nin yüzündeki kontrol tamamen kırılmasa da çatlıyor. "Peşinden gidin, çabuk! Çabuk!" diye ANBU'lara emir veriyor. Kaizen en önden koşuyor, Toshifumi de hemen yanında. Masato ayağa kalkmaya çalışıyor, yüzünde dehşet ve inançsızlık var. Kaede yerde doğrulurken ölen ANBU'nun kanına bakıp donakalıyor. Bokukichi'nin yüzünde az önceki bütün şakaları unutmuş bir hal var. Sen de birkaç saniyeliğine yerde kanlar içinde yatan ANBU üyesine bakıyorsun. Bir Konoha shinobisi. Sizin tarafınızda olan biri. Takeshi'nin dikenleriyle ölmüş biri. Bu gerçeğin zihnine oturması, Akuro'nun tuzağından bile daha soğuk hissettiriyor.
Hepiniz onların peşinden ilerliyorsunuz. Köprünün daha ileri bir noktasında Akuro ve Takeshi yeniden karşı karşıya geliyor. Sis, kırmızı aura ve taş korkulukların arasındaki boşlukta ikisi birbirine giriyor. Akuro'nun pençeleri kıvılcım çıkarıyor, Takeshi'nin kanı mızrak, diken, kırbaç gibi şekil değiştirerek saldırıyor. Ona seslenmek istiyorsun, ama Takeshi'nin gözlerinde seni duyacak bir yer kalmış mı bilmiyorsun. Toshifumi ve Kaizen hamle yapacak açı arıyor, ANBU'lar çevreyi kapatmaya çalışıyor, Masato ve Kaede biraz geride toparlanmaya çalışıyor. Bokukichi senin yanında, nefesi hızlı, gözleri Takeshi'de. Kaede korkuyla fısıldıyor. "N-ne yapabiliriz ki?" Şu an Takeshi ve Akuro sizden yaklaşık yirmi beş metre ileride, köprünün orta hattına yakın bir yerde savaşıyor. Ölen ANBU geride, kan gölü içinde kalmış durumda. Masato sendeleyerek ayakta, Kaede yaralı ama bilinci açık, Bokukichi senin yanında bekliyor. Toshifumi ve Kaizen önde ama doğrudan müdahale etmekte zorlanıyor. Takeshi kontrolden çıkmış halde Akuro'yu parçalamaya çalışıyor ve her saniye, onu kurtarmakla onu durdurmak arasındaki çizgi daha da bulanıklaşıyor.
► Show Spoiler
Konohagakure


Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:
Aoi'nin ruh zincirleri hedefini bulmuştu ancak hedefinin bakışlarında tüyler ürpertici bir sakinlik vardı. Sanki içten içe bir şeyleri ölçüyor, tartıyor, ne Aoi'yi ne de burada bulunan diğer kimseyi gerçek bir tehdit olarak algılamıyordu. Her şey planına uygun ilerliyor olmalıydı. Aoi dişlerini sıktı. Gözlerini onun bakışlarından kaçırmadı. Ondan korkmuyordu. Huzursuzdu, tedirgindi, öfkeliydi ancak bu uğursuz varlık onun kalbini asla korkuyla dolduramazdı. Buna izin veremezdi. Tam o esnada Toshifumi'nin keskin emrini işitti. Bunu işitmesi ile birlikte de on Konoha Anbu üyesi Akuro'nun üzerine çullandı. Aoi şaşkınlıkla bir adım geri çekildi. Toshifumi bunun bir tuzak olabileceğini tahmin edip Konoha shinobilerini burada önceden konuşlandırmış olmalıydı. Kendine olan güveni buradan geliyordu. Hesaba katmadığı şey ise Akuro'nun bir yandan tek başına on Anbu ile mücadele ederken diğer taraftan Takeshi'ye mühür yapmaya devam etmesiydi.
Büyük bir mücadele sürüyordu. Akuro'nun güçlü olduğunu biliyordu ancak bu kadar güçlü ve hesaplı olacağını tahmin etmemişti. Aoi gözlerine dolan yaşları elinin tersiyle sildi. Takeshi onun her mühür hareketinde acı içinde kıvranıyordu. Kimse bir şey yapamıyor, onu durduramıyordu. Akuro savaşta bulduğu her fırsatta o mührü harekete geçiriyordu. Diğer yandan Kaede ve Masato da bitap düşmüştü, karşılarındaki Sennashi üyelerini alt edemiyorlardı. Aoi kendini çok çaresiz ve güçsüz hissetti. Karşılarındaki düşmanın ne kadar planlı, onlardan ne kadar üstün olduğunu idrak etti. Takeshi'yi kurtarmalıydı. Şu anda başka bir şey düşünemiyordu. Kötü şeyler olacaktı. Takeshi acı çekiyordu. Ne yapabilirdi? Ona nasıl yardım edebilirdi? Tüm bedeni spiral izlerle sarılıyor, zemine doğru akıyor, etrafını sarıyordu. O an Toshifumi'nin dehşetle ondan uzaklaşmaları gerektiğini haykırması ile irkildi. Bunun dikkat dağınıklığı ile de bir Anbu, Akuro'nun pençelerinde hayatını kaybetti. Onun bedeninden akıp giden ruhunu hissetti Aoi. Kalbi parçalandı.
Takeshi'nin etrafını kandan oluşan bir çakra aurası sarmıştı. Gözleri boş bakmaya, yüzündeki ifade silikleşmeye başlamıştı. Gözlerinin akı gitmiş, kıpkırmızı olmuştu. Akuro'ya bakıyordu ancak bu bakışın altındaki kişi artık Takeshi değildi. Bir canavara dönüşmüştü. Kahkahası da, haykırışı da ona ait değildi. Akuro'ya doğru fırladı. Anbu'lar kaçmaya çalışırken bir tanesi yetişememişti ve Takeshi hem onu, hem de diğer iki Sennashi üyesini saniyeler içerisinde yere çivileyip canlarını almıştı. Akuro geri çekilmişti ancak bu bile hesaplı bir hareket gibiydi. Mührün ne yapacağını biliyordu. Bilerek, Takeshi'yi kendine kalkan olarak kullanıyordu. Böylece ne Anbu'lar ne de diğerleri ona yaklaşamayacaktı. Üstelik Takeshi'yi bir yere doğru yönlendiriyordu. Aoi perişan olmuş bakışlarını önce dehşet içerisindeki takım arkadaşlarına, sonra da yerde cansız yatan Anbu üyesine çevirdi. Takeshi tarafından öldürülmüştü, hem de istemsiz olarak. Hıçkırarak iç çekti. Yaşlar yeniden gözüne hücum edip yanaklarından sicim gibi dökülmeye başladı. Hiç düşünmeden hızla öne atıldı ve Takeshi'yi takip etmeye başladı. Köprünün biraz daha ileri bir noktasında onu tekrar yakaladı. Akuro'yu parçalamaya çalışıyordu.
Aoi, biraz evvel Akuro üzerinde kullandığı jutsuyu bu sefer Takeshi üzerinde kullanmaya karar verdi. Eğer ona sesini duyuramayacaksa belki ruhunu sakinleştirmeye çalışabilirdi. Shizukesa no Kusari ile Takeshi'yi kısıtlayacaktı. Anbu'lara ve diğerlerine de Akuro'ya saldıracak bir boşluk bırakmaya çalışacaktı. Çakrasının çok büyük bir bölümünü ise güçlü bir Shisha no Gun yapmak için hazırladı. "Yuukon'un sadık kulları, geçmişin şefkatli bilgeleri! Lütfen Takeshi'ye yardım edin. Onu sevginizle kucaklayın, acılarını hafifletin. Onu bize geri döndürün." Dua ederken hıçkırarak ağlamaya devam ediyordu. Olanca gücüyle ona seslendi. "Takeshi! Geri dön! Kendine gel. Sen bundan güçlüsün. Sen o zavallıdan daha iradelisin! Sen her şeyini, aileni, yuvanı kaybettin ama kalbin bir an için tereddüt etmedi. Ruhun bir an için ikileme düşmedi. Türlü türlü sınavlardan geçip yine ayakta kaldın. Sen benim örnek aldığımsın, zor zamanlarımda hatırlayıp dayandığım kişisin! Bunu yenebilirsin! O aşağılık varlığın seni kullanmasına izin verme!"
Büyük bir mücadele sürüyordu. Akuro'nun güçlü olduğunu biliyordu ancak bu kadar güçlü ve hesaplı olacağını tahmin etmemişti. Aoi gözlerine dolan yaşları elinin tersiyle sildi. Takeshi onun her mühür hareketinde acı içinde kıvranıyordu. Kimse bir şey yapamıyor, onu durduramıyordu. Akuro savaşta bulduğu her fırsatta o mührü harekete geçiriyordu. Diğer yandan Kaede ve Masato da bitap düşmüştü, karşılarındaki Sennashi üyelerini alt edemiyorlardı. Aoi kendini çok çaresiz ve güçsüz hissetti. Karşılarındaki düşmanın ne kadar planlı, onlardan ne kadar üstün olduğunu idrak etti. Takeshi'yi kurtarmalıydı. Şu anda başka bir şey düşünemiyordu. Kötü şeyler olacaktı. Takeshi acı çekiyordu. Ne yapabilirdi? Ona nasıl yardım edebilirdi? Tüm bedeni spiral izlerle sarılıyor, zemine doğru akıyor, etrafını sarıyordu. O an Toshifumi'nin dehşetle ondan uzaklaşmaları gerektiğini haykırması ile irkildi. Bunun dikkat dağınıklığı ile de bir Anbu, Akuro'nun pençelerinde hayatını kaybetti. Onun bedeninden akıp giden ruhunu hissetti Aoi. Kalbi parçalandı.
Takeshi'nin etrafını kandan oluşan bir çakra aurası sarmıştı. Gözleri boş bakmaya, yüzündeki ifade silikleşmeye başlamıştı. Gözlerinin akı gitmiş, kıpkırmızı olmuştu. Akuro'ya bakıyordu ancak bu bakışın altındaki kişi artık Takeshi değildi. Bir canavara dönüşmüştü. Kahkahası da, haykırışı da ona ait değildi. Akuro'ya doğru fırladı. Anbu'lar kaçmaya çalışırken bir tanesi yetişememişti ve Takeshi hem onu, hem de diğer iki Sennashi üyesini saniyeler içerisinde yere çivileyip canlarını almıştı. Akuro geri çekilmişti ancak bu bile hesaplı bir hareket gibiydi. Mührün ne yapacağını biliyordu. Bilerek, Takeshi'yi kendine kalkan olarak kullanıyordu. Böylece ne Anbu'lar ne de diğerleri ona yaklaşamayacaktı. Üstelik Takeshi'yi bir yere doğru yönlendiriyordu. Aoi perişan olmuş bakışlarını önce dehşet içerisindeki takım arkadaşlarına, sonra da yerde cansız yatan Anbu üyesine çevirdi. Takeshi tarafından öldürülmüştü, hem de istemsiz olarak. Hıçkırarak iç çekti. Yaşlar yeniden gözüne hücum edip yanaklarından sicim gibi dökülmeye başladı. Hiç düşünmeden hızla öne atıldı ve Takeshi'yi takip etmeye başladı. Köprünün biraz daha ileri bir noktasında onu tekrar yakaladı. Akuro'yu parçalamaya çalışıyordu.
Aoi, biraz evvel Akuro üzerinde kullandığı jutsuyu bu sefer Takeshi üzerinde kullanmaya karar verdi. Eğer ona sesini duyuramayacaksa belki ruhunu sakinleştirmeye çalışabilirdi. Shizukesa no Kusari ile Takeshi'yi kısıtlayacaktı. Anbu'lara ve diğerlerine de Akuro'ya saldıracak bir boşluk bırakmaya çalışacaktı. Çakrasının çok büyük bir bölümünü ise güçlü bir Shisha no Gun yapmak için hazırladı. "Yuukon'un sadık kulları, geçmişin şefkatli bilgeleri! Lütfen Takeshi'ye yardım edin. Onu sevginizle kucaklayın, acılarını hafifletin. Onu bize geri döndürün." Dua ederken hıçkırarak ağlamaya devam ediyordu. Olanca gücüyle ona seslendi. "Takeshi! Geri dön! Kendine gel. Sen bundan güçlüsün. Sen o zavallıdan daha iradelisin! Sen her şeyini, aileni, yuvanı kaybettin ama kalbin bir an için tereddüt etmedi. Ruhun bir an için ikileme düşmedi. Türlü türlü sınavlardan geçip yine ayakta kaldın. Sen benim örnek aldığımsın, zor zamanlarımda hatırlayıp dayandığım kişisin! Bunu yenebilirsin! O aşağılık varlığın seni kullanmasına izin verme!"

► Show Spoiler
Shizukesa no Kusari yeniden Takeshi'ye ulaştığında bu kez zincirler bir düşmanı değil, kendi içinden koparılmış bir dostu tutmaya çalışıyor. Görünmez bağlar kırmızı çakranın içinden geçip bileklerine, omuzlarına, gövdesine sarılıyor, Takeshi bir anlığına sendeleyip öne doğru yığılacak gibi oluyor ama düşmüyor. Etrafındaki kan aurası zincirlerin değdiği yerlerde kaynayan su gibi kabarıyor. Aynı anda Shisha no Gun için ettiğin dua köprünün taşlarına, suyun uğultusuna ve geceden kalan ölü sessizliğe yayılıyor. Bu kez yükselen ruhlar savaşçı suretinde değil, yaşlı eller, solgun yüzler, kapanmak bilmeyen yaralara dokunmayı bilen gölgeler gibi beliriyorlar. Takeshi'nin etrafında halka kuruyor, onu korkutmak yerine sarmaya, yatıştırmaya, o kırmızı öfkenin altındaki çocuğa ulaşmaya çalışıyorlar. Takeshi başını iki yana savuruyor, dişlerini sıkıyor, sonra boğazından sana ait olmayan, ona ait olmayan bir öfke kopuyor. "GİDİN LAN BAŞIMDAN! GİDİN!!!" diye bağırıyor ruhlara. Zincirleri çekiştiriyor, kırmızı çakrası her hamlede kabarıyor. Akuro'ya saldıracak boşluk doğduğu anda kalan ANBU'lar yeniden onun üzerine kapanıyor. Bu kez saldırıları daha temkinli, daha öldürücü, biri aşağıdan bacaklarını hedefliyor, biri sırtından kısa bir mühür zinciri savuruyor, bir diğeri pençeli kolunu durdurmak için Akuro'nun omzuna iniyor. Toshifumi senin yanından geçerken sesi keskin çıkıyor. "Aoi. Onu tutmaya devam et. Eğer teorim doğruysa mührünü durdurabilirim." Parmakları ardı ardına mühür yapmaya başlıyor. Son mühürlere yaklaşırken beş parmağının ucunda ince, mavi-beyaz çakra izleri beliriyor, sanki her parmağı ayrı bir kilidin dişi haline geliyor. Takeshi'ye yaklaşmak için iki adım atıyor ama Akuro, ANBU'ların arasında sıkışmışken bile başını hafifçe çevirip bunu fark ediyor.
Akuro'nun pençeli eli taş zemine değdiğinde köprünün üstündeki gölge bir anda genişliyor. Ayaklarının altından, korkulukların çatlaklarından ve savaşın içinde savrulan sisin arasından morumsu-siyah çizgiler fırlıyor. Çizgiler bir ağ gibi açılıp ANBU'ların etrafına kapanıyor ve ardından aynı anda yukarı doğru keskin çakra dikenleri yükseliyor. Ne bir patlama kadar gürültülü, ne de kılıç kadar temiz, daha çok köprünün kendisi bir anlığına diş çıkarıp etrafındaki herkesi ısırmış gibi. ANBU'lar kaçmaya çalışıyor ama alan tekniği çok geniş. Birinin göğsü, diğerinin boynu, bir başkasının karnı aynı anda parçalanıyor. Kısa, boğuk sesler duyuluyor, sonra bedenler taş zemine düşüyor. Takeshi, etrafında onu sarmaya çalışan ruhların arasından bu sahneyi görüyor. Az önce kendi kan dikenleriyle öldürdüğü ANBU'nun kanı hala gerideyken, şimdi Akuro'nun saldırısıyla kalanların da yere serildiğini görmek onun içinde son tutulan bağı koparıyor. Kırmızı aura zincirlerin etrafında çığ gibi yükseliyor. Shizukesa no Kusari çatırdıyor. Toshifumi "HAYIR!" diye bağırıyor ama ses Takeshi'nin vahşi haykırışının altında eziliyor. Takeshi bütün çakrasını bir anda zorluyor, ruhsal zincirleri parçalayarak Akuro'ya doğru fırlıyor. Kan aurası sırtından ve kollarından devasa dikenli bir şekle bürünüyor, Akuro geri çekilmek için hamle yapıyor ama geç kalıyor. Kırmızı dikenler havayı yarıyor, Akuro'nun maskesinin üstünden geçiyor ve bir sonraki nefeste başı gövdesinden ayrılıyor. Cansız bedeni ağır bir sesle taş zemine düşüyor. Baş birkaç adım ötede yuvarlanıp duruyor. Takeshi birkaç saniye daha ayakta kalıyor, kan aurası etrafında çırpınıyor, sonra boğazından parçalanmış bir bağırış daha kopuyor ve bedeni dizlerinin üstüne çöküp yana yığılıyor. Bilinci anında kapanıyor.
Toshifumi öfke, hüsran ve panikle birbirine karışmış bir halde Takeshi'nin yanına gidiyor. Hala parıldayan kırmızı çakra onun bedeninden ince ince yükseliyor. Toshifumi onu sırt üstü çeviriyor, karnındaki mührü görmek için kıyafetini kaldırıyor ve dişlerini sıkıyor. Mühür hareketli, spiraller derinin altında canlı bir şey gibi dönüyor. Toshifumi az önce hazırladığı tekniği yarıda bırakmıyor. El mühürlerini tekrar kuruyor, beş parmağındaki çakra izlerini Takeshi'nin karnına bastırıyor. "Gogyou Shizume Fuuin." Parmakları mührün çevresine saplanan beş çakra çivisi gibi parlıyor. Spiral iz bir anda kasılıyor, sonra yavaşça karnının merkezine doğru çekiliyor. Takeshi'nin nefesi boğuk bir sesle çıkıyor ama uyanmıyor. Toshifumi birkaç saniye daha baskıyı sürdürüyor, sonra elini çekip ekibe dönüyor. "Akuro'yu sorgulayamadık. Hiçbir ipucu bulamadık. Bir de üstüne..." Bakışları Takeshi'ye iniyor. "Bir ANBU'nun ölümüne sebep oldu." Masato gözlerini yere indiriyor. Kaede hemen karşı çıkıyor, sesi titriyor ama net. "İsteyerek yapmadığı çok açık." Toshifumi ona bakıyor. "Hokage de öyle diyordu zaten." Kaizen kollarını indirip ölen ANBU'nun olduğu tarafa bakıyor. "Yargılanmaması imkansız." Toshifumi başıyla onaylıyor. Bokukichi ise bu kez şaka yapmadan, gergin bir sesle araya giriyor. "Şu an belki yeri değil ama arkadaşlar, siz salak mısınız? Görgü tanığı yok-" Daha cümlesi bitmeden Toshifumi hızla ona yürüyor ve yakasına yapışıyor. Kaizen anında araya giriyor, elini Toshifumi'nin göğsüne koyup mesafe açmaya çalışıyor. Toshifumi'nin sesi alçak ama dişlerinin arasından çıkıyor. "Benim nasıl bir shinobi olduğumu düşündüğünü bilmiyorum ama bu günlük gülistanlık bir çocuk masalı değil, tamam mı Ronin?" Bokukichi'nin yüzü sertleşiyor. "Öyle olduğunu söylemedim." Toshifumi bir adım daha yaklaşmak ister gibi oluyor ama Kaizen onu tutuyor. "Köyden sır saklayacak kadar çürümüş bir shinobi olmadığımı da bil o zaman." Bokukichi kısa bir sessizlikten sonra bakışlarını kaçırmadan "Tamam." diyor. Söz orada kesiliyor, fakat havadaki gerginlik hemen dağılmıyor. Takeshi baygın, ANBU'lar ölü, Akuro'nun bedeni birkaç metre ötede ve köprü artık savaş alanından çok bir mezarlığa benziyor.
Toshifumi sonunda Bokukichi'yi bırakıyor ve Akuro'nun bedenine yöneliyor. "İnceleyelim şunu." Masato da hemen onun yanına gidiyor. İkisi başı ve gövdeyi ayrı ayrı kontrol etmeye başlıyor. Akuro'nun maskesi çıkarıldığında yüzünün ilk kez tamamen ortaya çıkması beklediğinden daha tuhaf geliyor, az önce kabus gibi görünen şey şimdi soğuk taş üstünde yatan cansız bir adam yüzü. Toshifumi göz çevresini incelerken bir anda duruyor. İki parmağıyla gözünün üzerinden ince, mor bir daire çıkarıyor ve size gösteriyor. "Bu bir lens." Hepiniz yaklaşınca mor rengin sahte olduğunu görüyorsunuz. Altında kalan gözler mavi. Buz gibi, berrak, insanın içine batan bir mavi. Toshifumi bu kez saçlarını yokluyor. Beyaz tellerin diplerini ayırdığı anda saç köklerindeki kırmızılık ortaya çıkıyor. Boya. Beyaz diye gördüğünüz saçların altında kızıl kökler var. Kaizen ağır bir nefes veriyor. "Kırmızı saçlar, mavi gözler... Bu kadar güçlü olmasından anlamalıydık." Toshifumi ayağa kalkıyor, yüzünde yeni bir fark edişin ağırlığı var. "Akuro..." diyor yalnızca. Kelimenin devamı gelmiyor. Masato o sırada Akuro'nun kıyafetlerini ve gizli ceplerini arıyor. Birkaç küçük mühür kağıdı, boş bir cam kapsül, kanla lekelenmiş ince bir ip, metal bir halka ve katlanmış bir mektup buluyor. "Birkaç eşya buldum, çabuk buraya gelin." Her birini ayrı kişilere uzatıyor. Sana verdiği şey, kenarları hafif yıpranmış ve üzerinde dikkatle saklanmış olduğu belli olan bir mektup oluyor. Kağıdı açtığında yazı temiz, düzenli ve neredeyse saygılı görünüyor. Okudukça köprünün soğuğu içinden geçiyor.
Mektubun son satırına geldiğinde Akuro'nun yalnızca bir Sennashi savaşçısı değil, kendini çok daha büyük bir şeyin fedaisi olarak gördüğü anlaşılıyor. Mühür onun yaptığı bir şey değil, Onizuka diye hitap ettiği birinin ellerinden çıkmış. Hina hayatta olabilir. Şelalenin altında bir ana karargah var. Ve Akuro'nun kızıl saçlarıyla mavi gözleri, Shigure'nin anlattığı bütün eski hikayeleri yeniden önünüze dikiyor. Köprünün üstünde herkes birkaç saniye susuyor. Arkada Takeshi baygın yatıyor, Toshifumi'nin mührü onun karnında sönük bir parıltı bırakıyor, ölü ANBU'ların kanı taş aralarına doğru akıyor. Önünüzde artık tek bir iz değil, birkaç farklı felaketin birbirine bağlandığı bir düğüm duruyor.
Akuro'nun pençeli eli taş zemine değdiğinde köprünün üstündeki gölge bir anda genişliyor. Ayaklarının altından, korkulukların çatlaklarından ve savaşın içinde savrulan sisin arasından morumsu-siyah çizgiler fırlıyor. Çizgiler bir ağ gibi açılıp ANBU'ların etrafına kapanıyor ve ardından aynı anda yukarı doğru keskin çakra dikenleri yükseliyor. Ne bir patlama kadar gürültülü, ne de kılıç kadar temiz, daha çok köprünün kendisi bir anlığına diş çıkarıp etrafındaki herkesi ısırmış gibi. ANBU'lar kaçmaya çalışıyor ama alan tekniği çok geniş. Birinin göğsü, diğerinin boynu, bir başkasının karnı aynı anda parçalanıyor. Kısa, boğuk sesler duyuluyor, sonra bedenler taş zemine düşüyor. Takeshi, etrafında onu sarmaya çalışan ruhların arasından bu sahneyi görüyor. Az önce kendi kan dikenleriyle öldürdüğü ANBU'nun kanı hala gerideyken, şimdi Akuro'nun saldırısıyla kalanların da yere serildiğini görmek onun içinde son tutulan bağı koparıyor. Kırmızı aura zincirlerin etrafında çığ gibi yükseliyor. Shizukesa no Kusari çatırdıyor. Toshifumi "HAYIR!" diye bağırıyor ama ses Takeshi'nin vahşi haykırışının altında eziliyor. Takeshi bütün çakrasını bir anda zorluyor, ruhsal zincirleri parçalayarak Akuro'ya doğru fırlıyor. Kan aurası sırtından ve kollarından devasa dikenli bir şekle bürünüyor, Akuro geri çekilmek için hamle yapıyor ama geç kalıyor. Kırmızı dikenler havayı yarıyor, Akuro'nun maskesinin üstünden geçiyor ve bir sonraki nefeste başı gövdesinden ayrılıyor. Cansız bedeni ağır bir sesle taş zemine düşüyor. Baş birkaç adım ötede yuvarlanıp duruyor. Takeshi birkaç saniye daha ayakta kalıyor, kan aurası etrafında çırpınıyor, sonra boğazından parçalanmış bir bağırış daha kopuyor ve bedeni dizlerinin üstüne çöküp yana yığılıyor. Bilinci anında kapanıyor.
Toshifumi öfke, hüsran ve panikle birbirine karışmış bir halde Takeshi'nin yanına gidiyor. Hala parıldayan kırmızı çakra onun bedeninden ince ince yükseliyor. Toshifumi onu sırt üstü çeviriyor, karnındaki mührü görmek için kıyafetini kaldırıyor ve dişlerini sıkıyor. Mühür hareketli, spiraller derinin altında canlı bir şey gibi dönüyor. Toshifumi az önce hazırladığı tekniği yarıda bırakmıyor. El mühürlerini tekrar kuruyor, beş parmağındaki çakra izlerini Takeshi'nin karnına bastırıyor. "Gogyou Shizume Fuuin." Parmakları mührün çevresine saplanan beş çakra çivisi gibi parlıyor. Spiral iz bir anda kasılıyor, sonra yavaşça karnının merkezine doğru çekiliyor. Takeshi'nin nefesi boğuk bir sesle çıkıyor ama uyanmıyor. Toshifumi birkaç saniye daha baskıyı sürdürüyor, sonra elini çekip ekibe dönüyor. "Akuro'yu sorgulayamadık. Hiçbir ipucu bulamadık. Bir de üstüne..." Bakışları Takeshi'ye iniyor. "Bir ANBU'nun ölümüne sebep oldu." Masato gözlerini yere indiriyor. Kaede hemen karşı çıkıyor, sesi titriyor ama net. "İsteyerek yapmadığı çok açık." Toshifumi ona bakıyor. "Hokage de öyle diyordu zaten." Kaizen kollarını indirip ölen ANBU'nun olduğu tarafa bakıyor. "Yargılanmaması imkansız." Toshifumi başıyla onaylıyor. Bokukichi ise bu kez şaka yapmadan, gergin bir sesle araya giriyor. "Şu an belki yeri değil ama arkadaşlar, siz salak mısınız? Görgü tanığı yok-" Daha cümlesi bitmeden Toshifumi hızla ona yürüyor ve yakasına yapışıyor. Kaizen anında araya giriyor, elini Toshifumi'nin göğsüne koyup mesafe açmaya çalışıyor. Toshifumi'nin sesi alçak ama dişlerinin arasından çıkıyor. "Benim nasıl bir shinobi olduğumu düşündüğünü bilmiyorum ama bu günlük gülistanlık bir çocuk masalı değil, tamam mı Ronin?" Bokukichi'nin yüzü sertleşiyor. "Öyle olduğunu söylemedim." Toshifumi bir adım daha yaklaşmak ister gibi oluyor ama Kaizen onu tutuyor. "Köyden sır saklayacak kadar çürümüş bir shinobi olmadığımı da bil o zaman." Bokukichi kısa bir sessizlikten sonra bakışlarını kaçırmadan "Tamam." diyor. Söz orada kesiliyor, fakat havadaki gerginlik hemen dağılmıyor. Takeshi baygın, ANBU'lar ölü, Akuro'nun bedeni birkaç metre ötede ve köprü artık savaş alanından çok bir mezarlığa benziyor.
Toshifumi sonunda Bokukichi'yi bırakıyor ve Akuro'nun bedenine yöneliyor. "İnceleyelim şunu." Masato da hemen onun yanına gidiyor. İkisi başı ve gövdeyi ayrı ayrı kontrol etmeye başlıyor. Akuro'nun maskesi çıkarıldığında yüzünün ilk kez tamamen ortaya çıkması beklediğinden daha tuhaf geliyor, az önce kabus gibi görünen şey şimdi soğuk taş üstünde yatan cansız bir adam yüzü. Toshifumi göz çevresini incelerken bir anda duruyor. İki parmağıyla gözünün üzerinden ince, mor bir daire çıkarıyor ve size gösteriyor. "Bu bir lens." Hepiniz yaklaşınca mor rengin sahte olduğunu görüyorsunuz. Altında kalan gözler mavi. Buz gibi, berrak, insanın içine batan bir mavi. Toshifumi bu kez saçlarını yokluyor. Beyaz tellerin diplerini ayırdığı anda saç köklerindeki kırmızılık ortaya çıkıyor. Boya. Beyaz diye gördüğünüz saçların altında kızıl kökler var. Kaizen ağır bir nefes veriyor. "Kırmızı saçlar, mavi gözler... Bu kadar güçlü olmasından anlamalıydık." Toshifumi ayağa kalkıyor, yüzünde yeni bir fark edişin ağırlığı var. "Akuro..." diyor yalnızca. Kelimenin devamı gelmiyor. Masato o sırada Akuro'nun kıyafetlerini ve gizli ceplerini arıyor. Birkaç küçük mühür kağıdı, boş bir cam kapsül, kanla lekelenmiş ince bir ip, metal bir halka ve katlanmış bir mektup buluyor. "Birkaç eşya buldum, çabuk buraya gelin." Her birini ayrı kişilere uzatıyor. Sana verdiği şey, kenarları hafif yıpranmış ve üzerinde dikkatle saklanmış olduğu belli olan bir mektup oluyor. Kağıdı açtığında yazı temiz, düzenli ve neredeyse saygılı görünüyor. Okudukça köprünün soğuğu içinden geçiyor.
"Bu mektubu sizlere ulaştıracağımdan eminim efendim, malum çocuğu geri getirme konusunda başarılı olacağımı hepimiz biliyoruz. Ben, sizin için canımı feda etmeyi göze almış bir fedainiz olarak sizin ellerinizle hazırlanmış olan bu mührü çoktan çocuğa takdim ettim. Belki bir gün bu mektup size bir başkasının elinde ulaşacak, belki de hayatta kalacağım ve bizzat sizlere kendi ellerimle getireceğim. Yine de, gerekirse sizin için bir yol, bir hat olmak benim için bir onurdur. Klanımıza, ideamız uğruna çıktığımız bu yolda bizlere çok yardımcı oldunuz, bu oluşumun en üst safhalarında yer alan siz ve yoldaşlarınız bizi varış noktasına götürecek. Küçük kızı da hazırladık, sizin için ana karargaha bıraktık. Şelalenin altında, tam istediğiniz gibi. Onizuka beyim, eğer teoriniz doğruysa her şey çok ama çok güzel olacak."
Mektubun son satırına geldiğinde Akuro'nun yalnızca bir Sennashi savaşçısı değil, kendini çok daha büyük bir şeyin fedaisi olarak gördüğü anlaşılıyor. Mühür onun yaptığı bir şey değil, Onizuka diye hitap ettiği birinin ellerinden çıkmış. Hina hayatta olabilir. Şelalenin altında bir ana karargah var. Ve Akuro'nun kızıl saçlarıyla mavi gözleri, Shigure'nin anlattığı bütün eski hikayeleri yeniden önünüze dikiyor. Köprünün üstünde herkes birkaç saniye susuyor. Arkada Takeshi baygın yatıyor, Toshifumi'nin mührü onun karnında sönük bir parıltı bırakıyor, ölü ANBU'ların kanı taş aralarına doğru akıyor. Önünüzde artık tek bir iz değil, birkaç farklı felaketin birbirine bağlandığı bir düğüm duruyor.
Konohagakure


Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:
Aoi'nin zincirleri Takeshi'yi zorlukla tutuyordu. Şefkatli ruhlar onu dört bir yandan sarıp sakinleştirmeye çalışsa da başaramıyorlardı. Aoi dişlerini sıktı. Takeshi'ye yalvarıyordu ancak onu duymuyordu. Sözleri ona ulaşmıyordu. Tek başarısı Anbu'lar için bir boşluk yaratmak olmuştu. Akuro'nun üzerine çullanan Anbu'lar tekrar çetin bir mücadeleye giriştiler. Toshifumi yanına gelmiş ve Takeshi'yi biraz daha tutabilirse mührü durdurabileceğini söylemişti. Aoi'nin yüzü bir umutla aydınlandı. Ona güveniyordu. Zincirlerine daha da sıkı tutundu. "Takeshi, lütfen. Yalvarırım sakinleş!" Toshifumi ardı ardına bazı mühürler yapmaya başlamıştı. Aoi ona baktı, parmağının ucundan çıkan çakraya... Sonra da gözleri Akuro'ya kaydı. Her şeye rağmen bu sahneyi o da fark etmişti ve son hamlesini yapmıştı.
Akuro'nun avuçlarından bir sis, bir gölge yükseldi ve tüm köprüyü sardı. Anbu'ları kıskıvrak yakaladı ve gökten dikenler oluşturdu. Sanki köprü canlanmıştı ve bir köpek gibi dişleriyle kapmıştı üzerindekileri. Aoi teker teker ruhlarını teslim eden Anbu'ları seyretti. Tam sekiz Anbu üyesi oracıkta can verdi. Son haykırışlarını işitti. O esnada Takeshi'den de müthiş bir öfke yükseldi. Ruh zinciri çatladı. Aoi çığlık attı, Toshifumi'nin bağırışını da duydu. Zincirler parçalandığı gibi Takeshi serbest kaldı. Saniyeler içerisinde Akuro'nun başı gövdesinden ayrılmış, köprünün ilerisine doğru fırlamıştı. Sonrası sessizlik. Ya da Aoi'ye öyle geldi. Hiçbir şey duymuyordu, kulaklarında bir uğultu yükseldi. Takeshi'nin dizlerinin üzerine düşüp bilincini kaybettiğini gördü. Toshifumi'nin yanına gidip onu sırt üstü çevirdiğini ve karnını açtığını gördü. Mühür hala oradaydı. Akuro'nun ölümü ile birlikte yok olmamıştı. Toshifumi kendi mührünü bitirdiğinde Takeshi'nin vücudunda dönen spiraller geriye çekilerek hafiflediler.
Toshifumi öfkeliydi. Görev başarısızdı. Akuro kaybedilmişti. Anbu üyeleri kaybedilmişti. Üstelik bir tanesi Takeshi yüzünden canını vermişti. Kaizen yargılanacağını söylediğinde Aoi dişlerini sıktı. Mührün etkisindeydi! Ellerini yumruk haline getirdi. Kaede onun yerine aklından geçenleri söylemişti. Kendinde değildi, isteyerek öldürmemişti ki! Bokukichi görgü tanığı olmadığını söylediğinde Toshifumi ile aralarında ciddi bir gerginlik çıktı. Aoi elleriyle kulaklarını kapattı. Duymak istemiyordu daha fazla. Çok ama çok üzgündü. Tüm bunlara hazırlıklı olması gerekirdi halbuki. Bu görevin çocuk oyuncağı olmadığını biliyorlardı. Bunu göze alarak çıkmışlardı yola. Şimdi de bedelini ödeyeceklerdi. Akuro'nun bedeni incelenirken kenarda durdu. Bitkini hissediyordu. Ağzını bıçak açmamıştı. Akuro'nun lens taktığını, saçlarının da boya olduğunu fark ettiler. Kızıl saçları ve keskin mavi gözleri vardı. Uzumaki. Aoi'nin ve Takeshi'nin teorisi doğru çıkmıştı. Masato onun ceplerini karıştırırken bir şeyler bulmuştu. Bir kağıt parçasını Aoi'nin ellerine tutuşturdu. Aoi kağıt parçasını okudu. Kısa bir mektuptu. Bu kadar kısa olmasına rağmen okudukları öyle kan dondurucuydu ki uzun süre bakışlarını o kağıttan çekmedi.
Mektup Onizuka ismindeki birisine yazılmıştı. Takeshi'den bahsediyor, onu geri getirme planını başaracağını umut ediyordu. Olmazsa bile bu uğurda hayatını vermekten memnun bir fedaiydi. Ulvi bir amaç için çalıştığını iddia ediyor, Onizuka'nın teorisi doğruysa iyi şeyler olacağını söylüyordu. Takeshi'nin korkunç mührü bu kişi tarafından yaratılmıştı ve adeta onu test etmişlerdi. Akuro ise... onların gözden çıkardığı bir piyondan başka bir şey değildi. Onizuka'nın üst rütbeli olduğu, klanlarına da yardımları olduğunun altını çizilmişti. Aoi tepeden tırnağa ürperdiğini hissetti. Titrek parmakları ile hiçbir şey söylemeden Toshifumi'nin bileğini tuttu, avucunu açtı ve mektubu ona teslim etti. Kollarını bedenine sararak arkaya döndü ve baygın yatmakta olan Takeshi'nin yanına giderek üzerine çöktü. Acı içindeki yüzünü izledi. Sonra uzanıp ona dokundu. Yanaklarını, saçlarını okşadı. Alnını alnına dayadı. "Inochi no Ibuki." Dudaklarını, Takeshi'nin dudakları ile birleştirerek onun içine çi'sinden üfledi. Bir süre öyle durdu, dudaklarını hemen geri çekmedi. Sonra doğruldu. Bitkin yüzündeki gözyaşlarını koluna sildi. "Akuro'yu hala sorgulayabiliriz." dedi kuru bir ses tonuyla. "Ruhunu ruhuma bağlayabilirim. Benim aracılığım ile konuşturabilirsiniz." Ayağa kalktı. Toshifumi'nin yanına gitti. Ona baktı. "Daha sonra o jutsuyu bana öğretebilir misin? Takeshi'yi sakinleştirmek için kullandığını." Akuro'nun bedeninin yanına gitti. "Reikon Tsumekomi."
Akuro'nun avuçlarından bir sis, bir gölge yükseldi ve tüm köprüyü sardı. Anbu'ları kıskıvrak yakaladı ve gökten dikenler oluşturdu. Sanki köprü canlanmıştı ve bir köpek gibi dişleriyle kapmıştı üzerindekileri. Aoi teker teker ruhlarını teslim eden Anbu'ları seyretti. Tam sekiz Anbu üyesi oracıkta can verdi. Son haykırışlarını işitti. O esnada Takeshi'den de müthiş bir öfke yükseldi. Ruh zinciri çatladı. Aoi çığlık attı, Toshifumi'nin bağırışını da duydu. Zincirler parçalandığı gibi Takeshi serbest kaldı. Saniyeler içerisinde Akuro'nun başı gövdesinden ayrılmış, köprünün ilerisine doğru fırlamıştı. Sonrası sessizlik. Ya da Aoi'ye öyle geldi. Hiçbir şey duymuyordu, kulaklarında bir uğultu yükseldi. Takeshi'nin dizlerinin üzerine düşüp bilincini kaybettiğini gördü. Toshifumi'nin yanına gidip onu sırt üstü çevirdiğini ve karnını açtığını gördü. Mühür hala oradaydı. Akuro'nun ölümü ile birlikte yok olmamıştı. Toshifumi kendi mührünü bitirdiğinde Takeshi'nin vücudunda dönen spiraller geriye çekilerek hafiflediler.
Toshifumi öfkeliydi. Görev başarısızdı. Akuro kaybedilmişti. Anbu üyeleri kaybedilmişti. Üstelik bir tanesi Takeshi yüzünden canını vermişti. Kaizen yargılanacağını söylediğinde Aoi dişlerini sıktı. Mührün etkisindeydi! Ellerini yumruk haline getirdi. Kaede onun yerine aklından geçenleri söylemişti. Kendinde değildi, isteyerek öldürmemişti ki! Bokukichi görgü tanığı olmadığını söylediğinde Toshifumi ile aralarında ciddi bir gerginlik çıktı. Aoi elleriyle kulaklarını kapattı. Duymak istemiyordu daha fazla. Çok ama çok üzgündü. Tüm bunlara hazırlıklı olması gerekirdi halbuki. Bu görevin çocuk oyuncağı olmadığını biliyorlardı. Bunu göze alarak çıkmışlardı yola. Şimdi de bedelini ödeyeceklerdi. Akuro'nun bedeni incelenirken kenarda durdu. Bitkini hissediyordu. Ağzını bıçak açmamıştı. Akuro'nun lens taktığını, saçlarının da boya olduğunu fark ettiler. Kızıl saçları ve keskin mavi gözleri vardı. Uzumaki. Aoi'nin ve Takeshi'nin teorisi doğru çıkmıştı. Masato onun ceplerini karıştırırken bir şeyler bulmuştu. Bir kağıt parçasını Aoi'nin ellerine tutuşturdu. Aoi kağıt parçasını okudu. Kısa bir mektuptu. Bu kadar kısa olmasına rağmen okudukları öyle kan dondurucuydu ki uzun süre bakışlarını o kağıttan çekmedi.
Mektup Onizuka ismindeki birisine yazılmıştı. Takeshi'den bahsediyor, onu geri getirme planını başaracağını umut ediyordu. Olmazsa bile bu uğurda hayatını vermekten memnun bir fedaiydi. Ulvi bir amaç için çalıştığını iddia ediyor, Onizuka'nın teorisi doğruysa iyi şeyler olacağını söylüyordu. Takeshi'nin korkunç mührü bu kişi tarafından yaratılmıştı ve adeta onu test etmişlerdi. Akuro ise... onların gözden çıkardığı bir piyondan başka bir şey değildi. Onizuka'nın üst rütbeli olduğu, klanlarına da yardımları olduğunun altını çizilmişti. Aoi tepeden tırnağa ürperdiğini hissetti. Titrek parmakları ile hiçbir şey söylemeden Toshifumi'nin bileğini tuttu, avucunu açtı ve mektubu ona teslim etti. Kollarını bedenine sararak arkaya döndü ve baygın yatmakta olan Takeshi'nin yanına giderek üzerine çöktü. Acı içindeki yüzünü izledi. Sonra uzanıp ona dokundu. Yanaklarını, saçlarını okşadı. Alnını alnına dayadı. "Inochi no Ibuki." Dudaklarını, Takeshi'nin dudakları ile birleştirerek onun içine çi'sinden üfledi. Bir süre öyle durdu, dudaklarını hemen geri çekmedi. Sonra doğruldu. Bitkin yüzündeki gözyaşlarını koluna sildi. "Akuro'yu hala sorgulayabiliriz." dedi kuru bir ses tonuyla. "Ruhunu ruhuma bağlayabilirim. Benim aracılığım ile konuşturabilirsiniz." Ayağa kalktı. Toshifumi'nin yanına gitti. Ona baktı. "Daha sonra o jutsuyu bana öğretebilir misin? Takeshi'yi sakinleştirmek için kullandığını." Akuro'nun bedeninin yanına gitti. "Reikon Tsumekomi."

► Show Spoiler
Inochi no Ibuki ile Takeshi'nin içine kendi çi'nden aktardığın o kısa, titrek nefes, onun yüzündeki acı ifadesini bütünüyle silemiyor ama bedenindeki kasılmayı bir nebze gevşetiyor. Mührün çevresindeki parıltı hala sönük bir kızıllıkla duruyor, Toshifumi'nin uyguladığı mühür onu bastırmış olsa da ortadan kaldırmış değil. Sen doğrulup Akuro'nun bedenine yöneldiğinde Masato hemen bir adım atıyor. "Aoi, bekle..." Sesi hem endişeli hem yorgun. Ama sen çoktan kararını vermiş oluyorsun. Reikon Tsumekomi'yi başlattığında köprünün üstündeki hava bir anlığına ağırlaşıyor, Akuro'nun cansız bedeninin etrafında gözle görülmeyen bir akış kıpırdıyor, sonra bu akış senin göğsüne doğru çekiliyor. Bedenin kısa bir ürpertiyle sarsılıyor. Gözlerin bir an kapanıyor, başın öne düşüyor, parmakların istemsizce kasılıyor. Ardından başın yavaşça kalkıyor. Bakışların aynı kalıyor ama bakışın ardındaki şey değişiyor. Omuzların daha dik, nefesin daha yavaş, yüzündeki ifade sana ait olmayan bir sakinlikle duruyor. Masato hemen elini kunaisine götürüyor. "Aoi dur! Ya bize saldırırsa?" Senin bedenindeki Akuro, önce ellerine bakıyor. Parmaklarını yavaşça oynatıyor, ardından göğsüne dokunuyor. "İlginç..." diyor, sesin senin sesin ama ritmi onun. "Ruh, bedene tam yerleşmiyor. Hareket alanı sınırlı. Fiziksel aktivite yok. Konuşma var. Süreli bir kanalizasyon tekniği. Yureikumo işi olmalı." Sonra bakışlarını Masato'ya çeviriyor. "Saldırmayacağım. Bu beden bana ait değil. Zaten saldıracak durumda da değilim."
Toshifumi bir adım öne çıkıyor, yüzünde temkinli bir sertlik var. "Öldüğünün farkında mısın?" Akuro, senin bedeninle başını hafifçe eğiyor. "Evet. Başım gövdemden ayrıldı. Bunu fark etmemek zor olurdu." Kaizen kaşlarını kaldırıyor ve dinliyor. Akuro devam ediyor. "Buradaki kimseyle kişisel bir meselem yok. Shindou Takeshi ile de yoktu. Size yaptıklarım kişisel nefretimden kaynaklanmadı. Bana verilen emirleri yerine getirdim. Çünkü davamıza inandım. Hala inanıyorum." Masato'nun çenesi sıkılıyor. Kaede ise Takeshi'nin yanında diz çökmüş halde, yüzünü sert tutmaya çalışıyor. Toshifumi soruyor. "Davan ne? Sennashi mi, Uzumaki mi, Onizuka mı?" Akuro birkaç saniye susuyor. "Sennashi bir fikir. Uzumaki bir kan. Onizuka ise... size söyleyebileceğim kadarıyla, mührü yapan kişi. Beni yönlendiren en üst irade o değildi ama bu operasyonda doğrudan onun emrini taşıdım. Uzumaki klanına yardım etti. Sennashi'nin üst halkalarında yer aldı. Her şeyi o planlamadı, fakat Takeshi'nin mührü onun elinden çıktı." Toshifumi hemen devam ediyor. "Takeshi neden gerekli?" Akuro'nun bakışları yerde baygın yatan Takeshi'ye kayıyor. "Çünkü Shindou kanı, mühre tepki veriyor. Onizuka'nın teorisine göre bu kan, eski bir hattı açabilecek. Buna eve dönmek dedim çünkü mührün amacı yalnızca onu kontrol etmek değil. Onu bir noktaya çekmek. Hazneye. Şelalenin altındaki ana karargaha."
Kaizen bu kez sertçe soruyor. "Kız nerede?" Akuro cevap vermeden önce kısa bir nefes alıyor. "Hayatta. En azından ben ayrıldığımda hayattaydı. Hoshino Hina. Özel kız dedikleri o. Onu Tenchi Köprüsü'nden geçirmek için değil, sizleri köprüye çekmek için bu izi kullandık. Kız şelalenin altındaki karargaha götürüldü. Karargah, köprünün ötesindeki eski su yollarına bağlı. Doğrudan girişten gidemezsiniz. Giriş, çökmüş değirmen taşlarının arkasındaki akıntı geçidinde. Su ters akar gibi görünür. Orayı bulursanız girişe yaklaşırsınız. Asıl karargah ise Uzushiogakure'nin kuzeybatısında kalıyor." Masato araya giriyor. "Akane?" Bu isimle Akuro'nun yüzündeki sakinlikte ilk kez küçük bir değişim oluyor. "Yureikumo Akane bizim üyemiz değil. Bize yardım etti. Kendi sebepleri vardı. Antik Ağaç konusunda bilgisi vardı. O işin bütününü ben bilmem. Akane, Sennashi'yi kendi yolu için kullandı. Sennashi de onu kullandı. Böyle anlaşmaların sonu genellikle hayırlı olmaz." Kaede dişlerinin arasından soruyor. "Kaita?" Akuro başını hafifçe yana eğiyor. "Uchiha Kaita'nın adı bazı halkalarda geçer. Ne kadar içeride olduğunu bilmiyorum. Benim seviyemde herkes herkesi bilmez. Bu bilinçli bir düzen. Birimiz düşerse ağın tamamı yanmasın diye." Toshifumi son sorusunu soruyor. "Onizuka'ya nasıl ulaşılır?" Akuro'nun cevabı sakin ama kesin oluyor. "Ulaşılmaz. O çağırırsa gidilir. Siz onu ararsanız yalnızca onun size bıraktığı yollara girersiniz. Yanlış anlamayın, amacım muğlak yorumlar yapıp işinizi zorlaştırmak değil. O adamın kendi maddesel benliğini geçici olarak yok edebildiği bir kekkei genkaisi var. Bu nedenle kendisine ulaşmak bir hayli zor. Uzushiogakure'yi ve etraf köylerini deneyebilirsiniz. Bulabileceğinizin garantisi yok."
Bir süre sessizlik oluyor. Sonra Akuro, senin bedeninle başını hafifçe eğiyor, bu hareket ne pişmanlık taşıyor ne yalvarış, daha çok yenilgiyi kabul eden bir savaşçının son nezaketi gibi. "Yenildim. Ölümümden sonra hala sır saklamanın bana kazandıracağı bir şey yok. Size verdiğim bilgiler, onurumun gereğidir. Yine de şunu bilin, yolunuza devam ederseniz daha fazla insan ölecek. Sizden, bizden, masumlardan. Bu düzen böyle kuruldu." Bakışları son kez Takeshi'ye dönüyor. "Çocuğa söyleyin... onu küçümsemedim. Kontrolünü kaybettiğinde bile içinde direnmeye çalışan bir şey vardı. Onizuka'nın ilgisini çeken şey de bu olabilir. Ayrıca pençe silahımı onun almasını istiyorum. Onurlu bir savaşçı ve bunu hak etti. Eğer kendisi de isterse lütfen takdim edin ve dileğimi belirtin." Sonra sana ait parmaklar gevşiyor, omuzların düşüyor. Akuro'nun sesi son kez çıkıyor. "Artık kimseyi rahatsız etmeyeceğim. Sizi inandığınız yoldan döndürebileceğimi sanmıyorum ve sizi desteklemiyorum, ama inandığınız yolda bu kadar tehlikeli bir durumun içine kendinizi atacak kadar tutkulu ve iradeli olmanızı kutluyorum. Esen kalmanız dileğiyle." Reikon Tsumekomi'nin bağı çözülüyor. İçinden bir ağırlık çekilip alınmış gibi bedenin öne doğru sarsılıyor. Dizlerin güçsüzleşiyor, Bokukichi hemen yetişip seni kolundan tutuyor. "Aoi? Aoi, döndün mü kız?" Dünya birkaç saniye bulanıklaşıyor, sonra köprünün soğuğu, kan kokusu, suyun sesi ve etrafını saran herkesin yüzü yeniden sana ait gerçekliğe dönüyor.
Tam o sırada Takeshi'nin parmakları taş zeminde hafifçe kıpırdıyor. Kaede hemen ona eğiliyor. Masato da yanına geliyor. Takeshi önce nefesini toparlamaya çalışıyor, sonra gözlerini açıyor. Bakışları bir noktaya tutunamıyor. Kırmızı parıltı neredeyse tamamen çekilmiş ama gözlerinin kenarında hala kızıl damarlar var. Birkaç saniye boyunca nerede olduğunu anlamaya çalışıyor. Sonra yerdeki kanı görüyor. Ölü ANBU'ların bedenlerini görüyor. Akuro'nun başsız bedenini görüyor. Nefesi kesiliyor. "Olanlar Genjutsu'ydu, değil mi?" diyor titreyen bir sesle. Kimse hemen cevap veremiyor. Takeshi gözlerini tek tek yüzlerinizde gezdiriyor. "Lütfen öyle olduğunu söyleyin bana." Elleri panikle karnına gidiyor. Tişörtünü kaldırıyor ve mührün hala orada olduğunu, Toshifumi'nin Fuuin'i yüzünden şeklinin bozulup bastırılmış halde durduğunu görüyor. O an yüzündeki son umut kırılıyor. Nefesi düzensizleşiyor, gözleri doluyor. "Masum bir adamı öldürdüm." Sesi bu kez çok daha küçük çıkıyor. "Ben... masum bir adamı öldürdüm." Gözlerinden yaşlar akmaya başlıyor. Kaede bir şey söylemek istiyor ama kelimeleri bulamıyor. Masato yere bakıyor. Toshifumi'nin yüzü taş gibi sert, ama gözleri Takeshi'den kaçmıyor. Köprünün üstünde zafer diye bir şey kalmıyor, yalnızca hayatta kalmış olmanın ağır ve kanlı bedeli duruyor.
Toshifumi bir adım öne çıkıyor, yüzünde temkinli bir sertlik var. "Öldüğünün farkında mısın?" Akuro, senin bedeninle başını hafifçe eğiyor. "Evet. Başım gövdemden ayrıldı. Bunu fark etmemek zor olurdu." Kaizen kaşlarını kaldırıyor ve dinliyor. Akuro devam ediyor. "Buradaki kimseyle kişisel bir meselem yok. Shindou Takeshi ile de yoktu. Size yaptıklarım kişisel nefretimden kaynaklanmadı. Bana verilen emirleri yerine getirdim. Çünkü davamıza inandım. Hala inanıyorum." Masato'nun çenesi sıkılıyor. Kaede ise Takeshi'nin yanında diz çökmüş halde, yüzünü sert tutmaya çalışıyor. Toshifumi soruyor. "Davan ne? Sennashi mi, Uzumaki mi, Onizuka mı?" Akuro birkaç saniye susuyor. "Sennashi bir fikir. Uzumaki bir kan. Onizuka ise... size söyleyebileceğim kadarıyla, mührü yapan kişi. Beni yönlendiren en üst irade o değildi ama bu operasyonda doğrudan onun emrini taşıdım. Uzumaki klanına yardım etti. Sennashi'nin üst halkalarında yer aldı. Her şeyi o planlamadı, fakat Takeshi'nin mührü onun elinden çıktı." Toshifumi hemen devam ediyor. "Takeshi neden gerekli?" Akuro'nun bakışları yerde baygın yatan Takeshi'ye kayıyor. "Çünkü Shindou kanı, mühre tepki veriyor. Onizuka'nın teorisine göre bu kan, eski bir hattı açabilecek. Buna eve dönmek dedim çünkü mührün amacı yalnızca onu kontrol etmek değil. Onu bir noktaya çekmek. Hazneye. Şelalenin altındaki ana karargaha."
Kaizen bu kez sertçe soruyor. "Kız nerede?" Akuro cevap vermeden önce kısa bir nefes alıyor. "Hayatta. En azından ben ayrıldığımda hayattaydı. Hoshino Hina. Özel kız dedikleri o. Onu Tenchi Köprüsü'nden geçirmek için değil, sizleri köprüye çekmek için bu izi kullandık. Kız şelalenin altındaki karargaha götürüldü. Karargah, köprünün ötesindeki eski su yollarına bağlı. Doğrudan girişten gidemezsiniz. Giriş, çökmüş değirmen taşlarının arkasındaki akıntı geçidinde. Su ters akar gibi görünür. Orayı bulursanız girişe yaklaşırsınız. Asıl karargah ise Uzushiogakure'nin kuzeybatısında kalıyor." Masato araya giriyor. "Akane?" Bu isimle Akuro'nun yüzündeki sakinlikte ilk kez küçük bir değişim oluyor. "Yureikumo Akane bizim üyemiz değil. Bize yardım etti. Kendi sebepleri vardı. Antik Ağaç konusunda bilgisi vardı. O işin bütününü ben bilmem. Akane, Sennashi'yi kendi yolu için kullandı. Sennashi de onu kullandı. Böyle anlaşmaların sonu genellikle hayırlı olmaz." Kaede dişlerinin arasından soruyor. "Kaita?" Akuro başını hafifçe yana eğiyor. "Uchiha Kaita'nın adı bazı halkalarda geçer. Ne kadar içeride olduğunu bilmiyorum. Benim seviyemde herkes herkesi bilmez. Bu bilinçli bir düzen. Birimiz düşerse ağın tamamı yanmasın diye." Toshifumi son sorusunu soruyor. "Onizuka'ya nasıl ulaşılır?" Akuro'nun cevabı sakin ama kesin oluyor. "Ulaşılmaz. O çağırırsa gidilir. Siz onu ararsanız yalnızca onun size bıraktığı yollara girersiniz. Yanlış anlamayın, amacım muğlak yorumlar yapıp işinizi zorlaştırmak değil. O adamın kendi maddesel benliğini geçici olarak yok edebildiği bir kekkei genkaisi var. Bu nedenle kendisine ulaşmak bir hayli zor. Uzushiogakure'yi ve etraf köylerini deneyebilirsiniz. Bulabileceğinizin garantisi yok."
Bir süre sessizlik oluyor. Sonra Akuro, senin bedeninle başını hafifçe eğiyor, bu hareket ne pişmanlık taşıyor ne yalvarış, daha çok yenilgiyi kabul eden bir savaşçının son nezaketi gibi. "Yenildim. Ölümümden sonra hala sır saklamanın bana kazandıracağı bir şey yok. Size verdiğim bilgiler, onurumun gereğidir. Yine de şunu bilin, yolunuza devam ederseniz daha fazla insan ölecek. Sizden, bizden, masumlardan. Bu düzen böyle kuruldu." Bakışları son kez Takeshi'ye dönüyor. "Çocuğa söyleyin... onu küçümsemedim. Kontrolünü kaybettiğinde bile içinde direnmeye çalışan bir şey vardı. Onizuka'nın ilgisini çeken şey de bu olabilir. Ayrıca pençe silahımı onun almasını istiyorum. Onurlu bir savaşçı ve bunu hak etti. Eğer kendisi de isterse lütfen takdim edin ve dileğimi belirtin." Sonra sana ait parmaklar gevşiyor, omuzların düşüyor. Akuro'nun sesi son kez çıkıyor. "Artık kimseyi rahatsız etmeyeceğim. Sizi inandığınız yoldan döndürebileceğimi sanmıyorum ve sizi desteklemiyorum, ama inandığınız yolda bu kadar tehlikeli bir durumun içine kendinizi atacak kadar tutkulu ve iradeli olmanızı kutluyorum. Esen kalmanız dileğiyle." Reikon Tsumekomi'nin bağı çözülüyor. İçinden bir ağırlık çekilip alınmış gibi bedenin öne doğru sarsılıyor. Dizlerin güçsüzleşiyor, Bokukichi hemen yetişip seni kolundan tutuyor. "Aoi? Aoi, döndün mü kız?" Dünya birkaç saniye bulanıklaşıyor, sonra köprünün soğuğu, kan kokusu, suyun sesi ve etrafını saran herkesin yüzü yeniden sana ait gerçekliğe dönüyor.
Tam o sırada Takeshi'nin parmakları taş zeminde hafifçe kıpırdıyor. Kaede hemen ona eğiliyor. Masato da yanına geliyor. Takeshi önce nefesini toparlamaya çalışıyor, sonra gözlerini açıyor. Bakışları bir noktaya tutunamıyor. Kırmızı parıltı neredeyse tamamen çekilmiş ama gözlerinin kenarında hala kızıl damarlar var. Birkaç saniye boyunca nerede olduğunu anlamaya çalışıyor. Sonra yerdeki kanı görüyor. Ölü ANBU'ların bedenlerini görüyor. Akuro'nun başsız bedenini görüyor. Nefesi kesiliyor. "Olanlar Genjutsu'ydu, değil mi?" diyor titreyen bir sesle. Kimse hemen cevap veremiyor. Takeshi gözlerini tek tek yüzlerinizde gezdiriyor. "Lütfen öyle olduğunu söyleyin bana." Elleri panikle karnına gidiyor. Tişörtünü kaldırıyor ve mührün hala orada olduğunu, Toshifumi'nin Fuuin'i yüzünden şeklinin bozulup bastırılmış halde durduğunu görüyor. O an yüzündeki son umut kırılıyor. Nefesi düzensizleşiyor, gözleri doluyor. "Masum bir adamı öldürdüm." Sesi bu kez çok daha küçük çıkıyor. "Ben... masum bir adamı öldürdüm." Gözlerinden yaşlar akmaya başlıyor. Kaede bir şey söylemek istiyor ama kelimeleri bulamıyor. Masato yere bakıyor. Toshifumi'nin yüzü taş gibi sert, ama gözleri Takeshi'den kaçmıyor. Köprünün üstünde zafer diye bir şey kalmıyor, yalnızca hayatta kalmış olmanın ağır ve kanlı bedeli duruyor.
Konohagakure


Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:
Aoi, bir boşluktan aşağı düşüyormuş gibi hissetti. Ruhu, yükseldi ve bir kenara çekilerek bir başka ruha yer açtı. Ölüler Dünyası'nın girişine henüz yeni ulaşmış, taze bir kayıp ruhu buldu ve onu içine aldı. Gözlerini açıp başını oynattı ancak artık bunu yapan kendisi değildi. Bedeninin kontrolünü kaybetmişti. İlgili ruh da bu bedene ait olmadığı için hareketleri oldukça kısıtlıydı. Ağzından çıkan kelimeler kendisine ait değildi, Akuro'nun tonu ile söyleniyordu. Akuro'nun duygularını hissedebiliyordu içinde. Yenilgiyi kabullenmiş, her şeye rağmen düşmanına nefret değil saygı duyan bir adamın kalbine sahipti. Zaten aralarında kişisel bir kin yoktu. İnandıkları davaların zıtlığı onları buraya getirmişti. Akuro büyük bir dürüstlükle girdi lafa. Onizuka'yı anlattı. Onun mührü yapan kişi olduğunu, Sennashi'nin üst rütbelisi olduğunu ancak emri aldıkları en üst rütbeli de olmadığını söyledi. Diğer üyeler hakkında çok bilgisi yoktu çünkü Sennashi böyle işliyordu. Takeshi, Shindou kanı taşıdığı için önemliydi. Bu kanın bir şeyi açtığını düşünüyorlardı. Bu sebeple onu hazne dedikleri o noktaya çekmeye çalışıyorlardı. Aoi tahmininde haklıydı, Akuro onu gerçekten de bir yere yönlendirmeye çalışmıştı. Orası da şelalenin altındaki karargahtı.
Diğerleri Akuro'ya soru sormaya devam ediyordu ve Akuro da onları dürüstlükle yanıtlıyordu. Artık saklayacak bir şeyi kalmamıştı, savaşını kaybetmişti. Hoshino Hina, neden özel olduğunu bilmedikleri bu kızı karargaha götürmüştü. Hala hayatta olduğuna inanıyordu. Karargahın yerini tarif etti onlara. Şelalenin altındakini. Girişi gizliydi ancak çökmüş değirmeni takip ederek bulabilirlerdi. Ana karargahları ise Uzushiogakure'nin kuzeybatısındaydı. Akane ise Sennashi üyesi değildi. Antik Ağaç hakkında onlara bir şey söylemişti. Birbirlerini bir konuda kullanmışlardı. Aoi'nin sıkışmış ruhu bir çırpınma ve öfke hissetti. Klanında yaşananlar onların suçuydu. Onizuka'ya nasıl ulaşılacağı konusunda ise Uzushiogakure'ye gitmeleri gerekirdi ancak bu kişinin kendi benliğini yok edebildiği bir kekkei genkaiye sahipti ve ona ulaşmaları zor olurdu. Akuro son sözlerini söylerken yenilgiyi kabul ettiğini söylemiş ve düşmanlarını gösterdikleri iradeden ötürü tebrik etmişti adeta. Takeshi'ye dönüp onu takdir ettiğini, asla küçümsemediğini, silahını da kabul ederse ona bırakmak istediğini söylemişti. Onun içindeki direnişi görmüştü. Onları desteklemese bile inandıkları şey uğruna kendilerini böyle bir tehlikeye atmaları sebebiyle kutlamış ve ruhu yavaşça süzülerek ait olduğu yere, Ölüler Alemi'ne sorgulanmak üzere çekilmişti.
Aoi bedeninin hafiflemesi ile sarsıldı. Ruhu, kendi bedenini yeniden kapladı. Kirpiklerini kırpıştırarak gözlerini araladı. Dizlerinin bağı çözülmüşken Bokukichi'nin onu tutup desteklemesi ile kendine gelerek toparlandı. "Teşekkür ederim." Derin bir nefes çekip ciğerlerini tazeledi. Başını yeniden Takeshi'ye çevirdiğinde onun parmaklarının kıpırdadığını fark etti. Hızla yanına çömeldi diğer herkesle birlikte. Şok geçiriyordu. Yaşadıklarını kısmen hatırlıyor olmalıydı çünkü ilk olarak gerçekliğini sorgulamıştı. Aoi bir şey söylemedi. Panikle mührünü yoklamasını izledi. Sonra yerdeki Anbu ölülerine baktı. Nefesi titredi. Göğsü kabardı. Gözlerinden tuzlu yaşlar bir bir damlamaya başladı. Masum birisini, onlardan birisini öldürmüş olduğu gerçeği onu fazlasıyla sarsmıştı. İsteyerek yapmamış olsa bile bu hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Aoi ona yaklaştı. "Takeshi, sarılmak ister misin?" İzin istemeden sarılmak istememişti çünkü bedeni kendi iradesi dışında kullanıldığı için bunun sarsıntısını da yaşıyor olmalıydı. Eğer Takeshi kollarını açarsa ona sıkıca sarılacak, bağrına basacaktı. İzin vermezse de yanında olacak, ona destek olacaktı. Sonuna kadar. "Takeshi... Biliyorum olanları değiştirmeyecek ama... o sen değildin. Senin bedenini kullandılar. O senin bakışın, senin sesin, senin öfken değildi. Senin bedenindi ancak gözlerinde sen yoktun. Aradaki farkı unutursak Sennashi kazanmış olur." Yutkundu. "Ölenleri geri getirmeyecek, olanı değiştirmeyecek biliyorum. Ama bu yükü tek başına taşımanı izlemeyeceğim. Bu sadece senin değil, hepimizin kederi." Toshifumi de muhtemelen dostlarını, sevdiklerini kaybetmişti. O da acı çekiyor olmalıydı. Hem kendini hem Takeshi'yi suçluyor olmalıydı ancak daha çok kendisini suçladığını hissediyordu Aoi.
Aoi'nin yeniden gözleri doldu. "Sen onların silahı değilsin. Sen bir mühürden ibaret değilsin. Deney fareleri değilsin. Sen benim Takeshi'msin. Benim tanıdığım Takeshi... Son ana kadar kendi olarak kalmaya çalışan, mücadelesini bir an olsun bırakmayan kişi." Sesi titredi, cümlesi bir hıçkırıkla kesildi. "Toshifumi bir jutsu biliyor. Bununla senin mührünü kontrol altına alabildi. Onu öğrenip ustalaşacağım. Bunun tekrar etmesine izin vermeyeceğim. Seni hiç yalnız bırakmayacağım." Gözyaşlarını yeniden koluna sildi. O kadar ağlamıştı ki artık gözleri kızarmıştı, burnu pembeleşmişti. Akuro'nun mektubunu ve ruhunu vermeden önce söylediklerini paylaştı Takeshi ile. Ona silahını bıraktığını söyledi. "İstiyorsan... o artık senin." Ayağa kalkıp Takeshi'yi toparlanmaya bıraktı. O esnada Toshifumi'nin yanına gitti. Onun da sarsıldığını görebiliyordu. "Toshifumi..." dedi çekingen bir sesle. Onun tepkisinden korkuyordu ancak bunu yapmak zorunda hissediyordu. "Onlar senin dostlarındı, değil mi? Onları uzun zamandır tanıyor muydun? Çok üzgün olmalısın. Güçlü durmaya çalışmana gerek yok. Kırılmaya ihtiyacın varsa buradayım, sana destek olurum. Sarılmak ister misin?" Tepkisine göre onu şefkatle sarmayı deneyecekti. Her ne olursa olsun o da yaşıtları bir shinobiydi. Canı yanıyor, yas tutuyor, kalbi kırılıyordu. "Onları böyle bırakmayalım. Düzgünce gömelim, cenazelerini yapalım. Bunu hak eden yürekli shinobilerdi onlar. Köyleri için canlarını feda ettiler." Herkesin toparlanmak için biraz zamana ihtiyacı vardı. Sonra ne yapacaklarını, sıradaki stratejilerini konuşurlardı.
Diğerleri Akuro'ya soru sormaya devam ediyordu ve Akuro da onları dürüstlükle yanıtlıyordu. Artık saklayacak bir şeyi kalmamıştı, savaşını kaybetmişti. Hoshino Hina, neden özel olduğunu bilmedikleri bu kızı karargaha götürmüştü. Hala hayatta olduğuna inanıyordu. Karargahın yerini tarif etti onlara. Şelalenin altındakini. Girişi gizliydi ancak çökmüş değirmeni takip ederek bulabilirlerdi. Ana karargahları ise Uzushiogakure'nin kuzeybatısındaydı. Akane ise Sennashi üyesi değildi. Antik Ağaç hakkında onlara bir şey söylemişti. Birbirlerini bir konuda kullanmışlardı. Aoi'nin sıkışmış ruhu bir çırpınma ve öfke hissetti. Klanında yaşananlar onların suçuydu. Onizuka'ya nasıl ulaşılacağı konusunda ise Uzushiogakure'ye gitmeleri gerekirdi ancak bu kişinin kendi benliğini yok edebildiği bir kekkei genkaiye sahipti ve ona ulaşmaları zor olurdu. Akuro son sözlerini söylerken yenilgiyi kabul ettiğini söylemiş ve düşmanlarını gösterdikleri iradeden ötürü tebrik etmişti adeta. Takeshi'ye dönüp onu takdir ettiğini, asla küçümsemediğini, silahını da kabul ederse ona bırakmak istediğini söylemişti. Onun içindeki direnişi görmüştü. Onları desteklemese bile inandıkları şey uğruna kendilerini böyle bir tehlikeye atmaları sebebiyle kutlamış ve ruhu yavaşça süzülerek ait olduğu yere, Ölüler Alemi'ne sorgulanmak üzere çekilmişti.
Aoi bedeninin hafiflemesi ile sarsıldı. Ruhu, kendi bedenini yeniden kapladı. Kirpiklerini kırpıştırarak gözlerini araladı. Dizlerinin bağı çözülmüşken Bokukichi'nin onu tutup desteklemesi ile kendine gelerek toparlandı. "Teşekkür ederim." Derin bir nefes çekip ciğerlerini tazeledi. Başını yeniden Takeshi'ye çevirdiğinde onun parmaklarının kıpırdadığını fark etti. Hızla yanına çömeldi diğer herkesle birlikte. Şok geçiriyordu. Yaşadıklarını kısmen hatırlıyor olmalıydı çünkü ilk olarak gerçekliğini sorgulamıştı. Aoi bir şey söylemedi. Panikle mührünü yoklamasını izledi. Sonra yerdeki Anbu ölülerine baktı. Nefesi titredi. Göğsü kabardı. Gözlerinden tuzlu yaşlar bir bir damlamaya başladı. Masum birisini, onlardan birisini öldürmüş olduğu gerçeği onu fazlasıyla sarsmıştı. İsteyerek yapmamış olsa bile bu hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Aoi ona yaklaştı. "Takeshi, sarılmak ister misin?" İzin istemeden sarılmak istememişti çünkü bedeni kendi iradesi dışında kullanıldığı için bunun sarsıntısını da yaşıyor olmalıydı. Eğer Takeshi kollarını açarsa ona sıkıca sarılacak, bağrına basacaktı. İzin vermezse de yanında olacak, ona destek olacaktı. Sonuna kadar. "Takeshi... Biliyorum olanları değiştirmeyecek ama... o sen değildin. Senin bedenini kullandılar. O senin bakışın, senin sesin, senin öfken değildi. Senin bedenindi ancak gözlerinde sen yoktun. Aradaki farkı unutursak Sennashi kazanmış olur." Yutkundu. "Ölenleri geri getirmeyecek, olanı değiştirmeyecek biliyorum. Ama bu yükü tek başına taşımanı izlemeyeceğim. Bu sadece senin değil, hepimizin kederi." Toshifumi de muhtemelen dostlarını, sevdiklerini kaybetmişti. O da acı çekiyor olmalıydı. Hem kendini hem Takeshi'yi suçluyor olmalıydı ancak daha çok kendisini suçladığını hissediyordu Aoi.
Aoi'nin yeniden gözleri doldu. "Sen onların silahı değilsin. Sen bir mühürden ibaret değilsin. Deney fareleri değilsin. Sen benim Takeshi'msin. Benim tanıdığım Takeshi... Son ana kadar kendi olarak kalmaya çalışan, mücadelesini bir an olsun bırakmayan kişi." Sesi titredi, cümlesi bir hıçkırıkla kesildi. "Toshifumi bir jutsu biliyor. Bununla senin mührünü kontrol altına alabildi. Onu öğrenip ustalaşacağım. Bunun tekrar etmesine izin vermeyeceğim. Seni hiç yalnız bırakmayacağım." Gözyaşlarını yeniden koluna sildi. O kadar ağlamıştı ki artık gözleri kızarmıştı, burnu pembeleşmişti. Akuro'nun mektubunu ve ruhunu vermeden önce söylediklerini paylaştı Takeshi ile. Ona silahını bıraktığını söyledi. "İstiyorsan... o artık senin." Ayağa kalkıp Takeshi'yi toparlanmaya bıraktı. O esnada Toshifumi'nin yanına gitti. Onun da sarsıldığını görebiliyordu. "Toshifumi..." dedi çekingen bir sesle. Onun tepkisinden korkuyordu ancak bunu yapmak zorunda hissediyordu. "Onlar senin dostlarındı, değil mi? Onları uzun zamandır tanıyor muydun? Çok üzgün olmalısın. Güçlü durmaya çalışmana gerek yok. Kırılmaya ihtiyacın varsa buradayım, sana destek olurum. Sarılmak ister misin?" Tepkisine göre onu şefkatle sarmayı deneyecekti. Her ne olursa olsun o da yaşıtları bir shinobiydi. Canı yanıyor, yas tutuyor, kalbi kırılıyordu. "Onları böyle bırakmayalım. Düzgünce gömelim, cenazelerini yapalım. Bunu hak eden yürekli shinobilerdi onlar. Köyleri için canlarını feda ettiler." Herkesin toparlanmak için biraz zamana ihtiyacı vardı. Sonra ne yapacaklarını, sıradaki stratejilerini konuşurlardı.

► Show Spoiler
Takeshi ilk anda cevap veremiyor. Gözleri yerdeki kanın, ölü bedenlerin ve kendi titreyen ellerinin arasında gidip geliyor. Sonra, sen ona sarılmak isteyip istemediğini sorduğunda yüzündeki o kırılmış ifade biraz daha dağılıyor, sanki izin istemen, onun kendi bedenine yeniden sahip olduğunu hatırlatan küçük ama acı bir nezaket gibi dokunuyor. Kollarını yavaşça kaldırıyor ve sana kendisi sarılıyor. İlk temasında bütün bedeni buz gibi, sert ve yabancı. Sonra elleri sırtında birleşiyor, parmakları kumaşını kavrıyor, başı omzuna düşüyor. Bir süre hiçbir şey söylemiyor. Sen konuştukça nefesi düzensizleşiyor ama ağlaması büyümüyor, içine çöküyor. "Biliyorum." diyor sonunda, sesi kısık ve yıpranmış. "Aklımla biliyorum." Sonra biraz geri çekiliyor. Gözleri kızarmış, yüzü solgun, dudakları titriyor ama bakışlarının içine yeni bir mesafe oturmuş durumda. Sana kızgın değil, kendinden uzaklaşmış gibi. "Ama bedenim yaptı. Ellerim yaptı. Kanım yaptı." Yutkunuyor, gözlerini kaçırıyor. "Şu an ne söylersen söyle... içimde bir yer bunu kabul etmeyecek." Akuro'nun sözlerini, silahını bıraktığını ve ona dair söylediklerini dinlediğinde yüzünde belirgin bir değişim olmuyor. Yalnızca başını çok hafif eğiyor. "Sonra bakarım." diyor. Sesi normalden soğuk, yorgun ve düz. Sanki daha fazla sıcaklık gösterirse parçalanacakmış gibi kendini kapatıyor. "Şimdi değil."
Toshifumi'nin yanına gittiğinde o ölü ANBU'ların bedenlerinin başında diz çökmüş durumda. Birinin maskesini düzeltmiş, diğerinin kolunu göğsüne yerleştirmiş. Sözlerini dinliyor ama sana dönmüyor. Sarılmak isteyip istemediğini sorduğunda bir süre sessiz kalıyor. Sonra yalnızca "Çoğunu tanıyordum." diyor. Hepsi bu. Ne sesinde titreme var, ne yüzünde açık bir yas. Fakat parmakları ölenlerden birinin omuz zırhındaki kanı silerken fazla uzun oyalanıyor. "Bunu burada konuşamam." Ayağa kalkıyor, gözlerini köprünün ilerisine çeviriyor. "Ve şimdi kırılma lüksüm yok." Ardından senden uzaklaşıyor, Kaizen'e ve Masato'ya kısa komutlar veriyor. Kaede sessizce başını eğiyor. Bokukichi, bu kez tek bir şaka bile yapmadan bedenleri taşımaya yardım ediyor. Hep birlikte köprünün kenarındaki daha yumuşak toprağa, kırık taşların ve yosun tutmuş eski kabartmaların arasına geçici mezarlar kazıyorsunuz. Birer birer yatırılıyorlar. Maskeleri çıkarılmıyor. Kimlikleri köylerine ait kalıyor. Toshifumi her birinin başında kısa bir an duruyor, sonra bir mühür kağıdı bırakıyor. Sen dua ettiğinde rüzgar sesini suyun uğultusuna karıştırıyor. Savaşın izleri köprüden silinmiyor ama ölüler en azından taşın üstünde bırakılmıyor.
Gömme işi bittiğinde günün ışığı sisin içine solgun bir gri gibi düşmeye başlamış oluyor. Toshifumi mezarların başından ayrılıp hepinize dönüyor. "Konoha'ya dönüyoruz." Sesinde itiraz kabul etmeyen bir kesinlik var. "Buradan sonra atacağımız her adım raporlanmalı. Takeshi'nin durumu, ölen ANBU'lar, Akuro'nun kimliği, mektup, karargah bilgisi... hepsi." Kimse karşı çıkmıyor. Karşı çıkacak hal de yok zaten. Dönüş hazırlığı yapılırken Takeshi bir süre olduğu yerde kalıyor. Sonra Akuro'nun cansız bedeninin yanına gidiyor. Yere eğiliyor ve pençe teçhizatını alıyor. Metalin üstündeki kan kurumuş, bazı eklemler darbenin şiddetiyle ezilmiş ama hala çalışır durumda. Takeshi onu avucunda tartıyor. Bir an için atacakmış gibi görünüyor. Sonra hiçbir şey söylemeden eline takıyor. Pençenin metal parmakları kendi parmaklarının üstüne oturuyor. Kimse bir şey demiyor. O da kimseye bakmadan yürümeye başlıyor.
Dönüş yolu sessiz. Ayak sesleri, sabah rüzgarı ve uzak kuş sesleri dışında dünyada başka bir şey yokmuş gibi. Sen yürürken köprü geride kalıyor, taşlar toprağa, toprak orman yoluna dönüyor. Başını bir an eğiyorsun, belki yorgunluktan, belki gözyaşlarından, belki de gecenin ağırlığından. Sonra yeniden kaldırdığında ekibin önünde yürüyen sırtlarını göremiyorsun. Toshifumi yok. Takeshi yok. Bokukichi'nin sesi yok. Kaede'nin nefesi, Masato'nun adımları, Kaizen'in rahatlığı yok. Etrafındaki dünya değişmiş. Köprüden uzak, bambaşka bir ormanın içindesin. Sabahın körü. Hava nemli ve soğuk. Ağaçların gövdeleri eski, dalları yüksek, yaprakların arasından gelen ışık süt gibi beyaz. Nerede olduğunu bilmiyorsun ama burası gerçeklikten biraz daha ince, rüya ile görü arasında asılı duran bir yer gibi hissettiriyor.
Bir adım daha attığında onu görüyorsun. Bir ağacın yüksek dallarından birinde, sabah ışığından daha parlak duran bembeyaz bir adam. Sanki ışık ona vurmuyor, ondan yayılıyor. Yavaşça ayağa kalkıyor. Dallar ağırlığıyla eğilmiyor. Yüzü seçiliyor ama seçildiği anda bile tam hatırlanamayacak kadar parlak kalıyor. Sana yukarıdan bakıyor ve sesi ormanın içindeki bütün sessizliği kesmeden dolduruyor. "Kaderinin seni buraya getireceğini biliyordum, Yureikumo Aoi." O sesi unutman mümkün mü? Tabii ki değil.
Işık İşaretçisi.
Toshifumi'nin yanına gittiğinde o ölü ANBU'ların bedenlerinin başında diz çökmüş durumda. Birinin maskesini düzeltmiş, diğerinin kolunu göğsüne yerleştirmiş. Sözlerini dinliyor ama sana dönmüyor. Sarılmak isteyip istemediğini sorduğunda bir süre sessiz kalıyor. Sonra yalnızca "Çoğunu tanıyordum." diyor. Hepsi bu. Ne sesinde titreme var, ne yüzünde açık bir yas. Fakat parmakları ölenlerden birinin omuz zırhındaki kanı silerken fazla uzun oyalanıyor. "Bunu burada konuşamam." Ayağa kalkıyor, gözlerini köprünün ilerisine çeviriyor. "Ve şimdi kırılma lüksüm yok." Ardından senden uzaklaşıyor, Kaizen'e ve Masato'ya kısa komutlar veriyor. Kaede sessizce başını eğiyor. Bokukichi, bu kez tek bir şaka bile yapmadan bedenleri taşımaya yardım ediyor. Hep birlikte köprünün kenarındaki daha yumuşak toprağa, kırık taşların ve yosun tutmuş eski kabartmaların arasına geçici mezarlar kazıyorsunuz. Birer birer yatırılıyorlar. Maskeleri çıkarılmıyor. Kimlikleri köylerine ait kalıyor. Toshifumi her birinin başında kısa bir an duruyor, sonra bir mühür kağıdı bırakıyor. Sen dua ettiğinde rüzgar sesini suyun uğultusuna karıştırıyor. Savaşın izleri köprüden silinmiyor ama ölüler en azından taşın üstünde bırakılmıyor.
Gömme işi bittiğinde günün ışığı sisin içine solgun bir gri gibi düşmeye başlamış oluyor. Toshifumi mezarların başından ayrılıp hepinize dönüyor. "Konoha'ya dönüyoruz." Sesinde itiraz kabul etmeyen bir kesinlik var. "Buradan sonra atacağımız her adım raporlanmalı. Takeshi'nin durumu, ölen ANBU'lar, Akuro'nun kimliği, mektup, karargah bilgisi... hepsi." Kimse karşı çıkmıyor. Karşı çıkacak hal de yok zaten. Dönüş hazırlığı yapılırken Takeshi bir süre olduğu yerde kalıyor. Sonra Akuro'nun cansız bedeninin yanına gidiyor. Yere eğiliyor ve pençe teçhizatını alıyor. Metalin üstündeki kan kurumuş, bazı eklemler darbenin şiddetiyle ezilmiş ama hala çalışır durumda. Takeshi onu avucunda tartıyor. Bir an için atacakmış gibi görünüyor. Sonra hiçbir şey söylemeden eline takıyor. Pençenin metal parmakları kendi parmaklarının üstüne oturuyor. Kimse bir şey demiyor. O da kimseye bakmadan yürümeye başlıyor.
Dönüş yolu sessiz. Ayak sesleri, sabah rüzgarı ve uzak kuş sesleri dışında dünyada başka bir şey yokmuş gibi. Sen yürürken köprü geride kalıyor, taşlar toprağa, toprak orman yoluna dönüyor. Başını bir an eğiyorsun, belki yorgunluktan, belki gözyaşlarından, belki de gecenin ağırlığından. Sonra yeniden kaldırdığında ekibin önünde yürüyen sırtlarını göremiyorsun. Toshifumi yok. Takeshi yok. Bokukichi'nin sesi yok. Kaede'nin nefesi, Masato'nun adımları, Kaizen'in rahatlığı yok. Etrafındaki dünya değişmiş. Köprüden uzak, bambaşka bir ormanın içindesin. Sabahın körü. Hava nemli ve soğuk. Ağaçların gövdeleri eski, dalları yüksek, yaprakların arasından gelen ışık süt gibi beyaz. Nerede olduğunu bilmiyorsun ama burası gerçeklikten biraz daha ince, rüya ile görü arasında asılı duran bir yer gibi hissettiriyor.
Bir adım daha attığında onu görüyorsun. Bir ağacın yüksek dallarından birinde, sabah ışığından daha parlak duran bembeyaz bir adam. Sanki ışık ona vurmuyor, ondan yayılıyor. Yavaşça ayağa kalkıyor. Dallar ağırlığıyla eğilmiyor. Yüzü seçiliyor ama seçildiği anda bile tam hatırlanamayacak kadar parlak kalıyor. Sana yukarıdan bakıyor ve sesi ormanın içindeki bütün sessizliği kesmeden dolduruyor. "Kaderinin seni buraya getireceğini biliyordum, Yureikumo Aoi." O sesi unutman mümkün mü? Tabii ki değil.
Işık İşaretçisi.
Off Topic
Konu sonlanmıştır!
Ödüller:
Ödüller:
- 40 SP

