Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Yoshi'nin fazlasıyla içten kahkahası üzerine yüzü daha da kızardı. Gram değişmediğini iddia ediyordu. Aoi pek öyle hissetmese de belki de haklıydı. Teklif üzerine bir süre gözlerini Takeshi ve Aoi arasında gezdirmişti. Sonra da pek üzerine düşünmemiş gibi omuz silkerek kabul etmişti. Yıllar sonra ilk karşılaşmalarında direkt aralarına dahil olacağını düşünmemişti Aoi, reddedeceğini düşünmüştü. Kabul etmesine oldukça şaşırdı ama bunu mimiklerine yansıtmamaya çalıştı. Takeshi onu Han abi ile tanıştırmayı teklif etmişti ancak Yoshi onu çoktan tanıyordu.

Ichimaru heyecanla kuyruğunu sallayarak önden, üçü de arkadan Yureikumo yerleşkesine doğru ilerlemeye başladılar. Dingin ve huzur dolu ormanına giriş yaptığı anda enerjisi yerine gelmiş gibi hissediyordu. Halbuki daha biraz evvel ayrılmışlardı buradan. Tam bu esnada Takeshi ona sol gözünün neden kapalı olduğunu sorunca bakışlarını çocuğa çevirdi. İlk başta fark etmemişti ancak gerçekten de alın bandıyla gözünün tekini kapatıyordu. Soruyu duyunca Yoshi'nin yüzü düştü. Alın bandını kaldırıp gözünü gösterdi. Korkunç bir yara almıştı. Boydan boya gözünde çizik vardı ve yara eski olmalıydı ki çoktan kapanmıştı. Göz ise komple kaybedilmiş gibi duruyordu. Yoshi bunun geçen yıl çıktığı bir görevde yaşandığını söylediğinde Aoi hüzünle önüne döndü. Yoshi ise bu durum pek de önemli bir şey değilmiş gibi davranıyordu. Saya'yı andığı esnada Aoi göz ucuyla Takeshi'ye baktı tepkisini ölçmek için. İkilinin arasında en son neler yaşandığını hala bilmiyordu. Aoi Amegakure'ye gittiği esnada onlar ayrı göreve gitmişlerdi. Barışmışlar mıydı? Belki de çıkmaya başlamışlardı. Takeshi o tip kızlardan hoşlanıyor olsa gerekti.

Aoi'nin düşüncelerinden sıyrılıp herhangi bir cevap vermesine kalmadan evin önüne gelmişlerdi. İçeriden annesinin çıkmasına fazlasıyla şaşırdı. "Ritüellerle ilgilendiğinizi zannediyordum." Annesinin bu saatte evde olacağını düşünmemişti. "Zahmet etmemişsindir umarım. Yemeği ben yaparım." Kurohime'nin Yuukon'un katına yükselişinden beridir klan büyükleri fazlasıyla meşgullerdi. Kendilerini helak edercesine çalışıyorlardı. Buna annesi ve babası da dahildi. Annesi Yoshi'yi hemen tanımış ve Ichimaru'yu da bebek sesleri çıkararak sevmişti. Aoi de böyle mi görünüyordu onu severken? Bu özelliğini annesinden almış olmalıydı. Aoi tam kolları sıvamış kendini mutfağa girmeye hazırlıyordu ki bir başka tanıdık ses ile irkildi. "Bokukichi?" Onun burada Aoi evde yokken ne işi vardı? Bakışlarını annesi ve Bokukichi üzerinde gezdirdi. "Bu kadar yakınlaştığınızdan haberim yoktu." Derin bir iç çekip Yoshi'yi işaret etti. "Tanıştırayım. Inuzuka Yoshi, Genin dönemi takım arkadaşım. Bu beyefendi de Bokukichi. Defalarca kez hayatımızı kurtarmış bir Rounin. Bir şekilde arkadaşım oldu." Bu kadar bilgi vermesi gerekli miydi diye bir an sorguladıktan sonra kalabalıktan daraldığını hissetti. Bu şartlar altında Takeshi ile baş başa oturup plan yapması ya da konuşması imkansızdı. "Pilav ve köri? Yanında da sıcak sake?" Herkes kabul ederse bu yemekleri hazırlamak üzere mutfağa girecekti. "Bir kişi de yardıma gelse güzel olur aslında." Bu bir rica değil, istekti. Gözleri kısa bir süre Takeshi'nin üzerinde gezindi. "Han abiyi de çağırın isterseniz. Sabah buralardaydı."
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Annen, sen daha mutfağa yönelmeden önce hafifçe iç çekip elindeki bezi düzeltiyor. Yüzünde hem yorgun hem de bir şeyleri sakince kabullenmiş insanların o tanıdık ifadesi var. "Bugün klan büyükleri toplandı." diyor. "Baban da gitti. Yeni bir Shinmei seçilmesi hakkında konuşacaklarmış." Takeshi yardım isteğini duyduğu anda imayı hemen kavrıyor, bakışları kısa bir an için ciddileşiyor, sonra toparlanıp sana dönüyor. "Ben yardım ederim." diyor hiç uzatmadan. Bokukichi de aynı anda atlıyor. "Dur çağırayım Hanişko’yu." Takeshi ona öyle bir bakıyor ki bakışın içinde hem hayret hem bıkkınlık var. "Arkadaş maksimum bir saat falan kalmışızdır burada. Nasıl bir alışma süren var senin ya?"

Bokukichi omzunu silkerek gayet rahat bir tavırla çayından son yudumu alıyor. "Benim karakter gelişimim hızlı ilerliyor, sana ne? Sen anca ikinci sezonda mühür ye birader farklı dünyaların adamıyız." Takeshi garip bir yüz ifadesiyle Bokukichi'ye bakıp eve yöneliyor. O sırada annen, sanki bu evde her şey tamamen normaliymiş gibi, Yoshi’ye dönüyor. "Gel gel, sana bir şeyler vereceğim, sen de bana sizinkiler ne yapıyor onu anlatırsın." Yoshi bunu hiç sorgulamadan kabul ediyor. "Olur abla." Ichimaru da sanki davetin kendisine yapıldığını anlamış gibi kuyruğunu sallayarak peşlerine takılıyor. Böylece evin içindeki kalabalık doğal bir akışla ikiye bölünüyor ve sen, sonunda istediğin gibi mutfağa geçebiliyorsun.

Takeshi peşinden mutfağa geliyor. Sen neyi nereye koyacağını, neyin önce hazırlanacağını söyleyince hiç itiraz etmeden yardım etmeye koyuluyor, bir şeyleri yıkamaya ve taşımaya çalışıyor ama mutfak düzenine aşina olmadığı her halinden belli. Yine de elinden geleni yapıyor ve bir yandan da düşüncelerini sesli sesli dökmeye başlıyor. "Ya aslında Yureikumo Akane’yi araştırmaya devam etmek istiyorum." diyor, sanki uzun zamandır bunu içinde evirip çeviriyormuş gibi. "Böylelikle Akuro ile karşılaşma ihtimalimiz olur, belki onu yenebilirsem bir şekilde mührü zorla geri aldırtabilirim. Ayrıca ondan almak istediğim bir şey var." Bunu söylerken bir dolabı açıyor, içine dikkatlice bakıyor, aradığını bulamayınca açık bırakıp diğerine geçiyor. "Maskenin ardında kim olduğunu da merak ediyorum. Eskiden Sennashi üyelerinin etrafında bulundum biliyorsun, belki de tanıdığım biri çıkar. Saçları da beyazlamış hem." Ardından başka bir dolabı açıyor, sonra bir başkasını.

Sen pilav için malzemeleri toparlarken onun arka arkaya dolap kapaklarını açıp bakmaya devam ettiğini fark ediyorsun ama henüz ses etmiyorsun. O ise kendi düşünce zincirine kapılmış halde sürüyor. "Gerçi yaşlı olmayabilir he şimdi düşününce. Genç gibi bir vücut tipi vardı ve çok çevik hareket ediyordu. Saçlarını boyatmış da olabilir belki." Mutfakta yürüdükçe yeni bir kapak açıyor, sonra yenisi geliyor. "Kaita ile karşılaşmasak daha iyi olur gibi geliyor. Adam bana engel olmak için tüm kozlarını kullanıyor şu an. Geldi bize yalan söyledi, belki de Hokage’ye ispiyonlayacağımızı bile bile yaptı bunu. Belki de Hokage ona gelsin konuşsun istedi, konusu açıldıktan sonra da kendini pazarlayacak. Yani bizim bir şekilde Akuro’nun nerede olabileceğini öğrenmemiz lazım. Mührü yapan o adam sonuçta. Hem eğer Uzumaki konusunu bir ihtimal sayıyorsak bu da Akuro’nun bir Uzumaki olduğu ihtimalini doğurmaz mı?"

Son cümleyi söyledikten sonra yine bir dolabın kapağını açık bırakıp dönüyor ve yüzünde neredeyse çocukça bir rezillik ifadesiyle sana bakıyor. "Aoi sizin bıçaklar nerede ya?" O anda mutfağa şöyle bir göz gezdirdiğinde manzara nihayet bütün ihtişamıyla karşına çıkıyor, neredeyse bütün dolap kapakları açık. Alt dolaplar, üst raflar, baharat bölmesi, tabakların olduğu yer, kupaların olduğu yer... mutfağın yarısı sanki küçük bir tayfuna yakalanmış gibi. Takeshi ise elinde hiçbir şey olmadan, gerçekten yalnızca bıçak ararken evin planını bozmuş biri masumiyetiyle sana bakıyor. Arkandaki tencerede su hafif hafif ısınırken, dışarıdan Bokukichi’nin bir şeye kahkaha attığı, annenin de Yoshi’ye "Ayy gerçekten mi?" diye şaşırdığı sesler geliyor. Mutfağın ortasında ise sen, açık dolaplarla çevrili halde, bu adama kızman mı yoksa gülmen mi gerektiğine karar vermeye çalışıyorsun.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Yeni bir Shinmei seçileceği haberi Aoi'nin içine bir nebze umut oldu. Klanlarının yeni bir umuda tutunmaya ihtiyacı vardı ve bunun için de yeni bir liderleri olmalıydı. Takeshi, Aoi'nin imasını hemen anlamış ve mutfakta ona yardım etmeye gönüllü olmuştu. Bokukichi de Hanişko'yu çağıracağını söylemişti. "Hanişko?" Bunca yıldır Han abisinden birisinin ilk kez bu şekilde samimi bir hitapla bahsettiğini duyuyordu. Takeshi de durumun absürtlüğünü gündeme getirmişti ancak Bokukichi kendine has üslubuyla onu hemen püskürtmüştü. Bokukichi'ye herhangi bir laf etmek mümkün değildi. Yine de Takeshi'yi mühürlenmesinden vurması Aoi'nin yüzünün gölgelenmesine sebep oldu. "Öyle söyleme..."

Annesinin Yoshi'yi sıcak bir şekilde davet etmesiyle de Aoi kendini mutfağa atmış ve gürültüden kaçmıştı. Takeshi de peşinden takip etmişti onu. Malzemeleri sudan geçirip Takeshi'ye doğraması için uzattı ve kendisi de tencereleri çıkararak yağı kızdırmaya başladı. Bir yandan da pilavı ıslatıp suyunu hazırladı. Demleyecekti. Takeshi'nin mutfakla pek haşır neşir olmadığını fark edince ona sebze doğrama dışında başka iş yüklememeye karar verdi. Zaten onu buraya çağırma amacı gerçekten yardım beklemesi değildi. Bundan sonra ne yapacaklarını duymak istiyordu. Takeshi de zaten bunu anlamış gibi direkt muhabbete girmişti. Akane'yi araştırmaya devam etmek, bu esnada da Akuro ile karşılaşmak istiyordu. Akuro'yu yenebilirse mührü geri aldırabilirdi, onun maskenin ardında kim olduğunu da görmek istiyordu. Üstelik Uzumaki olma ihtimali vardı. Aoi başını salladı. Soğan doğrarken yaşaran gözlerini sildi. "Benim de saçım beyaz... Belki Uzumaki olduğunu saklamak için boyamıştır." diye mırıldandı kendi kendine. "Akuro ile Kizami hoca bile baş edemedi. Onu alt edebilecek miyiz ki? Onun peşine düşeceksek bunu tek başımıza yapamayız, ekibe ihtiyacımız var. Kizami hoca bir başımıza onunla yüzleşmememiz gerektiğini söyledi."

Takeshi konuşurken bir yandan da canhıraş dolapları açıyordu. Aradığını bulamayarak tüm çekmeceleri açıyordu ve hepsini de açık bırakıyordu. Aoi kendi işi ve düşünceleriyle meşgul olduğundan ona fazla dikkatini vermemişti ancak bıçakların nerede olduğunu soran sesiyle başını çevirdiğinde mutfağın manzarasıyla karşılaştı. Sanki birisi mutfağın ortasında Fuuton tekniği kullanmış gibiydi. Salondan gelen gürültüler kulağında çınlarken Takeshi'nin masum masum kendisine bakan suratını seyretti. Sonra da şen bir kahkaha kopardı. "Köpek yavrusu gibisin gerçekten." Parmak uçlarında yükselip Takeshi'nin saçını okşadı. Gülmekten gözüne dolan yaşları parmağıyla silerek kendi önündeki çekmeceli rafı açtı. "Burada." Bütün kaşık, çatal, bıçakların boy boy yer aldığı düzenli bir raftı. Takeshi'yi belinden tutarak onunla yerini değiştirdi, böylece çekmeceye daha rahat ulaşabilecekti. Sonra ona bir doğrama tahtası uzattı. "Küp küp doğrasan olur." Bir yandan da onun açık bıraktığı çekmeceleri tek tek kapatacaktı. Takeshi sebzeleri doğrarken Aoi de eti soğanla kavuracaktı. Suyunu, köri sosunu ve en son da sebzeleri ekleyip köriyi hazır hale getirecekti. Köriden temiz kaşığa biraz doldurduktan sonra üfleyerek Takeshi'ye uzatacaktı tatması için. "Nasıl? Sevdiğin gibi mi?" Tepkisini aldıktan sonra köriye bir şey eklenmesini isterse ekleyecekti. Yoksa da kaşığı bulaşıklığa atacaktı. "Evde yemeklerini kendin mi yapıyorsun? Birlikte yaşadığın birileri var mı? Hep dışarıdan yemiyorsundur umarım. Belki Saya gelip sana yemek hazırlıyordur. Sahi, onunla barıştınız mı? Senden çok hoşlanıyordu, eminim hemencecik affetmiştir. Sevgili oldunuz mu?" Klasik Aoi moduna girerek taramalı tüfek gibi konuşmaya başlamıştı yine. Heyecanlanınca daha çok yapıyordu bunu. "Masato'nun da sevgilisi varmış, Ame'deyken ona aşk tılsımı aldı. Belki köye dönünce vermiştir bile çoktan. Taktıkça onu hatırlasın diyeymiş. Dıştan belli etmiyor ama fazlasıyla romantik bir yönü var."

O esnada demlenmekte olan pilav da hazır olmuş olurdu. Sıcak sake de tezgahın üzerindeki sake sürahisindeydi. Kişi sayısı kadar tabak, bardak, çatal, bıçak servisi hazırladıktan sonra Takeshi'den sofrayı hazırlamakta yardım etmesini isteyecekti. Sonra da hep birlikte sofraya oturup ziyafet çekerlerdi. Belki Aoi sake içerken herkesin fallarına bakardı. Sabah kafası çok dalgın olduğu için fal bakmayı filan unutmuştu - ki bu neredeyse hiç yaşanmazdı.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Takeshi, uzattığın temiz kaşığı iki eliyle alıyormuş gibi dikkatli bir edayla tutuyor, önce üfleyip sonra küçük bir lokma kadar tadına bakıyor. Yüzündeki ifade ilk anda meraklıyken bir anda çözülüyor; gözleri hafifçe büyüyor, sonra sana dönüp sanki çok önemli bir keşif yapmış gibi başını sallıyor. "Bu inanılmaz olmuş." diyor hiç düşünmeden. "Cidden bak, abartmıyorum. Tam böyle... sıcak, yoğun, dengeli Hani yeme de yanında yat, öyle." Sonra bir kaşık daha almaya yelteniyor, kendini zor durduruyor ve sorularına yetişmeye çalışır gibi elini kaldırıyor. "Dur, tek tek cevap veriyorum. Saya’yla barıştık. Zaten çok uzun sürmedi, o da çok uzatmadı. Sevgili değiliz, hayır. Yani..." Burada kısa bir duraksıyor, sonra omzunu silkiyor. "Öyle bir şey olmadı. Dışarıdan yiyorum genelde ama arada ben de yapıyorum yemek." Bunu söylerken yüzünde öyle zoraki bir ciddiyet var ki insanın inanması gerçekten zorlaşıyor. Hemen ardından senin bakışını görünce savunmaya geçer gibi ekliyor. "Yapıyorum ya. Çorba falan. Bazen yumurta. Bazen şey. Tencereye bir şeyler koyuyorum." Sonra konuyu kendince daha güvenli bir bölgeye çekmek ister gibi Masato’ya geçiyor. "Masato romantik bu arada, o doğru. Bir keresinde bir kıza açıldığını gördüm, çocuk resmen şiir okuyacak gibiydi, sonra reddedildi. Yani evet, adam romantik. Çok belli etmemeye çalışıyor ama var öyle bir tarafı." Akuro bahsine geldiğinde ise sesi biraz alçalıyor. Elindeki bıçağı tahtaya bırakıp sana bakıyor. "Aklımda biri var, hatta birileri." diyor. "Şu an isim vermek istemiyorum ama boş değiller. Bir şeyler oturuyor kafamda. Şimdilik bana güven."

Yemek hazır oldukça mutfak da dağınık bir savaş alanından yavaş yavaş gerçek bir eve dönüşüyor. Sen körinin son dokunuşlarını yaparken tencereden yükselen koku bütün odayı dolduruyor, soğan, baharat, sıcak yağ ve etin ağır ama iştah açıcı kokusu tütsüyle karışıp tuhaf şekilde huzurlu bir hava yaratıyor. Takeshi, biraz önce yarısını açıp mahvettiği dolapların mahcubiyetini çıkarıyormuş gibi bu kez şaşırtıcı bir gayretle sofraya yardım ediyor. Tabakları taşırken gereğinden fazla dikkatli davranıyor, bardakları dizerken iki kez yerlerini değiştiriyor, çatal-bıçakları hizalamaya çalışırken senin kadar düzgün yapamadığını fark edip kendi kendine homurdanıyor. Pilavı büyük servis kasesine alıyorsun, köriyi tenceresiyle getiriyorsun, sıcak sake sürahisini dikkatle masaya yerleştiriyorsun. Ev, dışarıdaki matemli klan havasından biraz olsun kopuyor bu sırada, mutfaktan salona taşınan yemek kokusu, tabakların hafif tınısı, dışarıdan gelen kısık sesler... hepsi bir akşam yemeğini, bir arada olmayı, normal bir hayatı taklit ediyor. Tam siz son hazırlıkları tamamlamışken Bokukichi içeri dönüyor, elleri boş, yüzünde hafif bir hayal kırıklığı ama her zamanki gevşekliği yerinde. "Bulamadım adamı hiçbir yerde ya." diyor ayakkabılarını savurarak. "Vallahi diyecektim ki Hanişko, gel de iki lokma ye, dünya fanidir ama herif ortalarda yok." Sonra masadaki yemekleri görünce bütün kaybı unutuyor gibi yüzü açılıyor. "Oyyyy, medeniyet!"

Hep birlikte sofraya oturduğunuzda ilk birkaç dakika gerçekten huzurlu geçiyor. Yoshi de, Ichimaru ayak ucuna kıvrılmışken, annenden aldığı atıştırmalıkları bitirmiş olmanın rahatlığıyla masaya uyum sağlıyor. Bokukichi sake’yi ilk dolduran kişi oluyor tabii, daha ilk kadehten sonra oturuşu biraz daha gevşiyor, Takeshi ise zaten zihinsel olarak yeterince yorgun olduğundan alkol ona çok daha çabuk vuruyor. İlk başta sadece fazla konuşkanlaşıyor. Bir lokma pilav alıp ciddi ciddi "Bu pilav tane tane olmuş, bak bu önemli bir meziyet." diye açıklama yapıyor. Sonra Yoshi’ye dönüp Ichimaru’nun köpekten ziyade tüylü bir bilge gibi göründüğünü iddia ediyor. Bir noktada Bokukichi’nin yüzüne uzun uzun bakıp "Senin neden bu kadar hızlı adapte olduğun araştırılmalı, seni Uchiha polis teşkilatına vereceğim." diyor, sonra kendi dediğine kendi gülüyor. Masato burada olmasa bile onun hakkında konuşmayı bırakmıyor. "Bu çocuk var ya, var ya... bir gün evlenecekse düğünde ağlayan taraf damat olacak." gibi aşırı kendinden emin çıkarımlar yapıyor. Yoshi de buna katılıp katılmamak arasında kalırken bokunu çıkaran kişi yine Bokukichi oluyor, Takeshi’nin ikinci kadehten sonra neredeyse nefes almadan konuşmaya başlamasını izleyip kahkahayı patlatıyor. "Aha bak." diyor sana dönerek. "Adam bir kadehte dağılıyor, mükemmel ya. Benim dışımda herkes aynı olay aksjsjsjs." Sonda ne dediğini anlamıyorsun. Takeshi hemen itiraz etmeye çalışıyor ama cümlesinin ortasında kendi ne dediğini unutur gibi duraksıyor, bu da Bokukichi’nin daha çok eğlenmesine sebep oluyor.

Sofranın üstünde yarısı boşalmış tabaklar, sıcak sake’nin oluşturduğu gevşeklik ve evin içinde dolaşan o kısa süreli normallik hissi varken, Bokukichi sonunda beklenen noktaya geliyor. Sandalyede sana doğru biraz kayıyor, iki elini birleştirip neredeyse dua eder gibi öne eğiliyor. "Kıııııııızzzzz fal baksana bize hadi. Lütfen. Lütfen. Lütfeeeaaaağğğğnnnn!" Yüzündeki ifade o kadar abartılı ve çocukça ki Yoshi istemsizce gülmeye başlıyor, Takeshi ise yarı dağılmış halde buna ciddiyetle katılır gibi başını sallıyor. Sofranın üstündeki sıcaklık, evin içindeki ışık ve herkesin bir şekilde senin tarafına dönmesiyle birlikte, bütün bu karmaşanın ortasında tanıdık bir ritüelin kapısı yeniden aralanıyor.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Takeshi'nin köriye bayılması Aoi'nin yüzünde neşe dolu bir ifadenin belirmesine yol açtı. Evde kendine yemek yaptığı konusu tamamen palavra olduğu için Aoi'nin onu davet etmekten başka seçeneği kalmamıştı. "Bundan sonra yemekler için buraya gelebilirsin. Bazen annem, bazen klandan ablalarım, bazen de ben yapıyorum. Kim müsait olursa. Erkekler bile işten vakit bulursa yemek yapar bizde." Başını kaşıdı. "Aslında fazladan odamız da var. Yatıya da kalabilirsin. Hatta toptan bize mi taşınsan?" Saya ile barışmalarına sevinmişti ancak sevgili olmamalarına şaşırmıştı. Saya'nın güveni veya onuru kırılmış olsa gerekti. Onun şıpsevdi olduğunu biliyordu ancak Takeshi'ye özel bir ilgisi olduğunu düşünmüştü. Takeshi bu durumu umursuyor muydu ve aklı hala Saya'da mıydı mimiklerinden emin olamamıştı. Önemli şeyleri bile geçiştirebildiği için hemen konuyu değiştirmişti. Herhalde umursuyor olsa onun kalbini kazanmak için uğraşırdı. Takeshi'nin şu an aşk meşkten daha büyük dertleri var gibiydi. Masato'nun ise bir kıza oldukça romantik bir şekilde açıldığını ancak reddedildiğini öğrenince şaşkınlığını gizleyemedi. "Yoksa tılsımı aldığı kişi mi reddetti onu? Kalbi çok fena kırılmış olmalı. Baktığın her yerde sevdiğini görmek ve onlara kendinden bir parça vermek çok düşünceli bir hareket." Kalbini çalan ve reddeden kızın kim olduğunu fazlasıyla merak etmişti ancak burnunu fazla sokmadı. Takeshi son olarak Akuro konusunda da aklında birileri olduğunu söylemişti. Ona güvenmesini istiyordu. Aoi başını salladı. Takeshi bu kadar kendinden eminse muhakkak bir planı vardı.

Yemek hazır olduktan ve özenle sofrayı kurduktan sonra iştah açıcı kokular tüm salona yayılmıştı. Sofra kurmakta Takeshi ona gerçekten de çok yardımcı olmuştu. İşini düzgün yapmak için biraz gergin gibiydi ancak Aoi ona nasıl yapması gerektiğini gösterince hemen uyum sağlamıştı. Sıcak sakeyi de masaya getirdikten sonra herkese servis etti. Tam hazırlıklar tamamdı ki Bokukichi gelmişti ve Hanişkosunu bulamamaktan yakınmıştı. Han abisinin bu yemeği kaçırmasına hayıflandı Aoi. Muhtemelen acil bir işi çıkmıştı veya bir göreve yetişmişti. Jounindi o sonuçta, meşgul oluyordu. Böylece hep birlikte sofraya geçtiler. Aoi, Ichimaru'ya kenara ayırdığı haşlanmış etlerden biraz servis etti. Onları soslamamış veya tuzlamamıştı. Biraz didikleyip köpeğe uygun bir mama haline getirmişti. Yoshi de halinden memnun görünüyordu. Onda daha önce görmediği tuhaf bir huzur sinmişti üzerine. Yemekler yenip sakeler kase kase içilirken sofradaki erkekler yavaş yavaş rahatlamaya başlamıştı. Aoi pek fazla içmezdi. En azından daha önce hiç sarhoş olacak kadar içmemişti. Küçük kase sakesini ağır ağır yudumlar ve hafif sıcaklık basıp yanakları pembeleşince bırakırdı. Bu çakırkeyf modun daha ilerisine gitmekten hoşlanmıyordu.

Takeshi sofrada ilk giden kişi olmuştu. Muhtemelen son günlerin gerginliğini de üzerinden atmak istiyordu. Onu böyle neşelenmiş ve rahatlamış görmek güzeldi. Sofradaki herkese laf atıyor, komik komik şeyler söylüyordu. Aoi, kendisi de hafifçe gevşediğinden olsa gerek söylenen her şeye şen kahkahalar atıyordu. Bokukichi de onun çabuk sarhoş oluşuna laf ederken ağzı gözü kaymaya başladığı için söyledikleri anlaşılmaz hale gelmişti. Yüzünün kırmızılığından belli oluyordu. İkisine kıyasla Yoshi masadaki en aklı başında kişiydi. Böylece oldukça neşeli bir yemeğin sonuna geldiler. Sofra kaldırılma aşamasına gelirken Bokukichi masada kendisine doğru kayarak fal bakması için yalvarmıştı. Takeshi de istekli görünüyordu. Aoi kıkırdadı. Yalvaran yüzü çok komik görünüyordu. Yoshi bile gülmüştü. Bakışlarını ona çevirdi. Yoshi'nin daha önce bu fal bakma olayını "saçmalık" olarak gördüğünü ve pek hazetmediğini biliyordu. Bu sefer keyfi yerinde gibiydi ve bir itirazı olacak gibi de durmuyordu. Aoi başını salladı. "Gidip destemi alayım odamdan." Ayağa kalkarken hafifçe sendeledi ve masaya tutundu. "Ay." Alkolün otururken pek hissedilmediğini unutmuştu. Baş dönmesi geçince hızla odasına uçtu ve kartlarını getirdi. "O zaman önce Kichim için bakayım." Kendi kendine kıkırdadı.
► Show Spoiler
"Savaş arabası. Şu sıralar zorlukların üstesinden geleceksin ancak bunun için kararlı, azimli, iradeli olman gerekiyor. Kendi hayatını, duygularını ve enerjini kontrol edip disiplin altında tutmalısın yoksa taşabilirler. Cesurca ilerle ve geri adım atma." Yüzünde memnun bir ifadeyle Takeshi'ye döndü.
► Show Spoiler
"Keşiş. Şu sıralar dış dünyadan çok iç dünyana yöneleceksin. Aradığın cevapları kendi içinde bulacaksın. Acele kararlar vermekten kaçınıp sabırla kendini ve duygularını anlaman gerekiyor. Derin düşünüp, bol içe dönük gözlem yapmalı ve meselelerini çözmeye çalışmalısın." Aoi'nin yüzü gölgelendi. Başını kaldırdı. "Bu bizden kaçınman gerektiği anlamına gelmiyor elbette. Ben sana yardımcı olurum." Yoshi'ye döndü. "Sen de ister misin?" Oldukça çekingen bir şekilde sormuştu bunu. Eğer Yoshi de fal baktırmak isterse bir tane daha ona kart çektirecekti.
► Show Spoiler
"Ölüm. Korkutucu görünse de aslında kötü bir anlamı yok. Bir şeyleri bitirip yeni bir şeylere başlaman gerektiğini söylüyor. Bitmemiş meselelerinle uğraşmaktansa yeniden doğmalısın. Değişim kaçınılmaz ve senin bunu kucaklaman gerekiyor. Ondan kaçınmak sana zarar getirecek. Bu bir düşünce, alışkanlık veya bir ilişki ve bağ olabilir. Bir sayfanın kapanması ve yenisinin açılması sana iyi gelecek." Falın anlamlı olup olmadığını bilecek kadar Yoshi hakkında bilgisi yoktu. Yoshi'nin tepkisinden çekiniyordu ve bunu yine zırvalık olarak görmesinden korkuyordu. "Senin için bir anlamı var mı bilmiyorum." diye mırıldandı kendi kendine. Son olarak kendisi için bir kart çekti.
► Show Spoiler
Büyücü kartı çıkmıştı. Bir fırsat doğacağına işaretti. Uğraşmakta olduğu problemi çözmek için yeterli derecede donanıma sahipti ve üstesinden gelecek gücü vardı. Bunu bulması, yönetmesi ve kaderini etkileme gücünü elinde tutması gerekiyordu. Güç zaten içindeydi, onu nasıl kullanacağını seçecekti. Aynı zamanda insanlarla iyi bağlar kurmak istiyorsa açıkça onlarla iletişim kurmalı ve ilk adımı atma cesaretine sahip olmalıydı. Gülümsedi. Sanki ruhlar ona tam da duymaya ihtiyacı olduğu ancak etrafındaki kimsenin ağzından dökülmeyecek o sözcükleri manevi bir yolla ona göndermişlerdi. Bunun mutluluğuyla sakesinden bir yudum daha aldı. Yeniden inanç ve umutla dolmuştu. "Yatıya kalmak isterseniz odamız var. Bu halde yürümeyin bir de yollarda." Yavaş yavaş hava kararıyordu. Ayılmaları için onlara bir şeyler getirebilirdi ancak bu sarhoşluğa ihtiyaçları var gibi göründüğünden teklif etmedi. "Canınız yemeğin üzerine tatlı bir şeyler çekerse elmalı turta getirebilirim. Dün gece aşırı derecede fazla şeyi düşünürken bir anda mutfağa girip yapmışım. Elmalar da bahçeden doğal, çok lezizdiler." Buna uzun zamandır değinilmedi ancak Aoi tatlı şeyleri çok ama çok severdi. Hatta biraz fazla severdi. Mutfağa girip tatlı şeyler yapmak onun bir stres atma yöntemiydi. Bütün gün tatlı yese sıkılmazdı. Yemek yemek zorunda olmasa tatlı ile yaşamını sürdürürdü. O derece düşkündü. "Şey... Çilek dolgulu dango, portakallı kek, vanilyalı kapkek ve mochi de yapmışım... Onlardan da getirebilirim..." Yüzü yavaş yavaş kıpkırmızı kesildi. "Tatlı severim de......" Keşke Masato, Kaede ve Satoshi de burada olsalardı, yemekleri onlarla da paylaşmak çok daha keyifli olurdu diye düşünmeden edemedi.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Fal sözleri sofranın üzerine bırakılmış küçük bir büyü gibi yayılıyor. Bokukichi kendi kartını duyduğu anda iki eliyle göğsünü tutup sandalyeye daha da yayılıyor. "Ben zaten savaş arabasıyım bebeğim, bunu kartlara sormaya gerek var mıydı?" diyor ama yüzündeki gevşek sırıtış, çıkan kartın aslında onun da içine işlediğini ele veriyor. Ardından Takeshi’nin kartını duyunca kaşlarını kaldırıp hafifçe ona dönüyor. "Al bak Takeshi'ye de adama en uzak konsept çıktı." Takeshi, hafiften kaymış bakışlarla önce karta, sonra sana bakıyor ve dudaklarını büzerek gülümsüyor. "Bana sürekli düşünme diyolar, kart bile aynı şeyi söyledi. Bu kadar üstüme gelinmez ama." Yoshi ise başta alıştığı gibi bununla dalga geçecekmiş gibi duruyor, özellikle kendi kartı "Ölüm" çıkınca kaşını kaldırıyor, ama sen açıklamayı bitirdikçe yüzündeki alay yerini daha ciddi bir ifadeye bırakıyor. Başını eğip kartı bir süre izliyor. "Aslında..." diyor, sesi beklenmedik şekilde yumuşamış halde. "Bir anlamı var galiba." Bunu söyledikten sonra başka açıklama yapmıyor.

Sen kendi kartını çektiğinde ise Bokukichi, masanın üzerinden sana doğru uzanıp "Beni gün geçtikçe daha çok büyülüyorsun deyip tüm aşk hayatını şuracıkta bitireyim mi?" diye geveliyor. Sake kadehleri bir kez daha doluyor, tatlı lafı geçer geçmez Bokukichi el kaldırıp "Mochi. Direkt mochi. Ben karışık paket istiyorum." diye atılıyor, Takeshi ise önce bir şey almayayım der gibi yapıp ardından elmalı turta kokusunun mutfaktan yeniden yayılmasıyla fikrini değiştiriyor. Yoshi tatlıyı kabul ediyor ama fazlasını istemiyor, belli ki gitmekle kalmak arasında gidip geliyor. Gecenin ilerleyen saatlerinde yanaklar daha da kızarıyor, sesler biraz yükseliyor, cümleler bazen yarıda kalıyor, sonra kendi kendine düzeliyor. Bokukichi bir noktada Ichimaru’ya dönüp "Kanka senin gözlerin çok dürüst bak, bu evde en güvenilir kişi sensin." dedikten sonra kendi dediğine kendi gülmeye başlıyor. Takeshi de iki yudum daha içince daha çok konuşuyor, daha çok gülüyor, ama aralarda dalıp gitmeleri de artıyor, bir anda keyiflenmişken bir sonraki anda sessizce kadehin içine bakabiliyor.

Gecenin daha da koyulaştığı bir saatte Yoshi sonunda kadehini masaya bırakıyor ve hafifçe geriye yaslanıyor. "Ben eve geçeyim. Yoksa Ichimaru burada kanepeye yayılacak, ben de onu taşıyamayacağım." Bokukichi buna anında itiraz edecek gibi oluyor ama yerinden çoktan yarı kaymış halde "Ben kalıyorum abi, ben bu evden çıkarsam yolda düşerim. Bu artık bir güvenlik meselesi." diye kararını ilan ediyor. Takeshi de ona şaşırtıcı biçimde katılıyor. "Ben de kalayım." diyor daha sessiz bir tonla. "Zaten dönüp yalnız kalmak istemiyorum." Sen onların yerleşmesiyle, çayların yeniden tazelenmesiyle ve mutfaktan tatlıların masaya taşınmasıyla uğraşırken kapı bir kez daha çalıyor, bu kez gelen Han oluyor. İçeri girdiğinde önce herkesi, sonra masadaki tatlıları, sonra da evin içine yayılmış o gevşekliği görüyor. Bokukichi daha onu görür görmez "Hanişko!" diye sesleniyor ve sanki saatlerdir onun gelişi için yas tutuyormuş gibi davranıyor. Han buna yalnızca kısacık, yorgun bir bakışla cevap veriyor ama yine de eve girip oturuyor. Yureikumo bölgesinin dışındaki karanlık ne kadar ağırsa, evin içi o kadar sıcak, kadehlerin, tatlı tabaklarının, köpek nefesinin ve insan seslerinin arasında bu gecenin geri kalanı en azından bir süreliğine normalmiş gibi duruyor.

Yoshi gitmeden hemen önce seni kapının yanına, evin önündeki gölgeli tarafa çekiyor. Ichimaru da onun bacağının yanında uslu uslu bekliyor. Bir süre ne diyeceğini toparlamaya çalışıyor gibi susuyor, sonra bakışlarını senden kaçırmadan konuşuyor. "Aoi... sana bir şey söylemem lazım." Sesinde ilk defa o kadar filtresiz bir samimiyet var ki otomatik olarak ciddileşiyorsun. "Ben çocukken çok fevriydim. Hala da öyle yanlarım var ama o zamanlar daha beterdi. Her şeyi yumrukla, ses yükselterek, diş göstererek çözebileceğimi sanıyordum. Bir de..." Burada yüzünü hafifçe buruşturuyor, söylediğinden utanır gibi. "Bizim evde, çevremizde, eğitimde... Yureikumolar hakkında iyi konuşulmazdı. Küçükken bize sizin tuhaf olduğunuz, ürkütücü olduğunuz, insanlardan farklı düşündüğünüz, fazla sessiz olduğunuz için güvenilmez olduğunuz anlatılırdı. Ben de çocuk aklımla bunu yuttum. Sonra seni tanıdım. Ama tanımak da yetmedi, çünkü o önyargıyı içimden söküp atmak zaman aldı. O süreçte de..." Derin bir nefes alıyor. "Sana haksızlık ettim. Kızdım, alay ettim, seni anlamadım, bazen özellikle üzerine gittim. Bunu o zaman haklılık sanıyordum."

Bir adım daha yaklaşıyor, sesi alçalıyor ama daha da netleşiyor. "Hatırlıyor musun bilmiyorum, genin takımındayken bazen senden önce konuşup senin yerine karar verirdim. Bazen bir şey söyleyecekken sözünü keserdim. Bazen de senin sessizliğini ukalalık ya da soğukluk sanırdım. Halbuki şimdi dönüp bakınca görüyorum ki sen çoğu zaman yalnızca alan bırakıyordun. Bizim aksimize sürekli ölçüp biçiyordun. Şimdi ise aynaya baktığımda ve o günleri hatırladığımda iğrenç bir insanmışım gibi hissediyorum. Çünkü sen sakin kaldıkça ne kadar kaba davrandığımı daha net anımsıyorum." Dudaklarını birbirine bastırıyor, sonra çocukluk günlerine biraz daha dönüyor. "Biz Inuzukalar küçük yaştan beri gürültüyle, dürtüyle, hızla büyütülüyoruz. Köpeklerimiz var, sürü mantığımız var, sürekli hareket halindeyiz. Siz ise başka türlü yetişiyorsunuz. Daha içe dönük, daha sessiz insanlarsınız. O yaşta ben bunu farklılık olarak değil tehdit olarak okudum. Hatta sanırım bazen seni özellikle tedirgin ettiğimi de biliyordum. Bunu kabullenmek hoş değil ama gerçek bu." Gözlerini bir an için yere indiriyor, sonra tekrar sana bakıyor. "Sonra yıllar geçti. Görevlerde başka Yureikumo'larla karşılaştım. Sizin de bizler gibi birbirinden farklı insanlar olduğunuzu, korkunç değil sadece yanlış anlatılmış olduğunuzu gördüm. Ama bu, geçmişte sana yaptığım şeyleri geri almıyor." Ichimaru bu sırada senin ayakkabına burnunu sürtüyor, Yoshi onu kısa bir süreliğine seviyor ve son cümlesini daha da sakince söylüyor. "Çocukluğunu yaşamana engel olan faktörlerden biri olduysam bunun için gerçekten çok özür dilerim, Aoi."
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
Bokukichi herkesin falına laf atmış, Yoshi de ondan beklenmeyecek şekilde dalga geçmek yerine falın anlamlı olduğunu söylemişti. Aoi bir an için şaşkınlığını gizleyemese de bozuntuya vermedi. Kendi falını çektiğinde Bokukichi flörtöz bir şaka yapmıştı. Aoi kıkırdayarak "Olmayan bir şeyi nasıl bitireceksin ki?" diye depresif bir şaka yaptı. Sonra kendi yaptığı şakaya alınmış gibi bir an için ifadesi karardı. Etrafında hemen herkesin aktif bir aşk hayatı var gibiydi ya da en azından çabalıyorlardı. Aoi kalbinin bu yaşına dek boş kalmış olduğu gerçeğini ilk kez fark etmişti. Belki fazla çekingen ya da özgüvensiz olduğu için oraya birilerini davet etmeye korkuyordu. Belki de kendini hayatta çok fazla geri plana atmıştı ve sahne ışığı hiç üzerine gelmiyordu. Üstelik hiç kimseyle yakınlaşmamış olduğu gerçeği de vardı. Bokukichi ve Yoshi'yi bilmiyordu ancak Takeshi'nin Saya ile bir şeyler yaşadığına tanık olmuştu. Bu da onun tecrübesi olduğu anlamına geliyordu. Aoi bu konularda pek bir şey bilmediğini klandaki kadınların fiskoslarına tanık olduğunda fark etmişti. Kadınlar bu tip şeyleri diğer kız arkadaşlarından öğreniyor olsa gerekti, oysa Aoi'nin öyle yakın bir kız arkadaşı da yoktu. Yakınlaşmak nasıldı ve nasıl bir histi merak etse de sırf merakını gidermek için rastgele bir insanla yakınlaşmayı da tercih etmezdi. Bu da işleri çok komplike hale getiriyordu. Derin bir iç çekişten sonra omzunu silkti ve güzel çıkan falını düşünerek pozitife ilgisini kaydırmaya karar verdi.

Hemen herkesin tatlı istemesi üzerine mutfağa gitmiş ve bir servis tepsisine bütün tatlılardan az miktarda koymuştu. İçlerini ısıtacak bir çay eşliğinde servis etmişti. Tatlılar yendikçe ortam neşelenmiş ve çakırkeyf mutluluk dört bir duvarı sarmıştı. Bokukichi sarhoş sarhoş herkese laf atıyor ve herkesi güldürüyordu. Takeshi'nin arada sırada uzaklara dalıp ciddileştiğini fark etmişti. Bunun sebebini iyi bildiği için ona karşı içi cız ediyordu. Onu alıp bağrına basmak ve tüm kötülüklerden uzaklaştırmak isterdi. Ancak ne annesi, ne koruyucusuydu, ne de böyle bir güce sahipti. Bu onu içten içe fazlasıyla üzüyordu. Gece ilerlerken Yoshi artık gitmesi gerektiğini söylemişti. Aoi başını salladı. Onu bu saatte gönderme fikri hoşuna gitmese de Yoshi'ye laf edecek değildi. Zaten olabildiğince az iletişim kurmaya çalışıyordu onunla. Kaede travmasını daha yeni atlatmışken yeniden bir olay çıkmasını istemiyordu. Neyse ki Bokukichi ve Takeshi kalmak istediklerini söylemişlerdi. Aoi onlara misafir odasını ayarlamaya karar verdi. Babasının pijamaları herhalde ikisine olurdu. Birer fuuton serecek, banyo yapmak isterlerse diye havlu bırakacak, belki tercih ederler diye birer yukata da bırakacaktı. Han abisi gelip içeri girerken Aoi de bu işlerle uğraşmak için gitti kısa bir süreliğine.

Geri döndüğünde Bokukichi ve Han abisi hasret gideriyorlardı. Yoshi de ayaklanmış, gitmek üzere kapıya yönelmişti. Aoi onu yolculamak için ilerlerken bir süreliğine yalnız kaldılar. Ürpermeden edemedi. Üstelik Yoshi onu biraz tenha bir yere çekmişti konuşmak ister gibi. Aralarındaki kısa süreli gergin sessizlikten sonra Yoshi lafa girmişti ve Aoi o anda gerçeklikten kopup bir Genjutsuya alındığını düşündü. Çünkü duyduğu şeyler gerçek olamayacak kadar güzeldi. Yoshi, çocuklukları boyunca aralarındaki iletişimsizliğe değinmiş, kendi hatalarını fark etmiş ve bunlar için resmen özür dilemişti. Evet. Yoshi, Inuzuka Yoshi ondan özür dilemişti. Aoi onu dinlerken duyduklarının gerçek olup olmadığını sorguluyordu hala. Onunla dalga geçmiyordu değil mi? Ona şaka yapanlar yoktu. Etrafa bir göz attı. Birileri bir yerlerden çıkıp dalga mı geçeceklerdi? Yoshi konuşmaya devam ettikçe bunun gerçekten içten bir özür olduğunu, şaka filan olmadığını fark etti. Yüzündeki ifade çok samimiydi. Lafı bittiği zaman Aoi bir süre ne söyleyeceğini bilemez halde durdu. "Y-Yoshi..." Sözcüklerini toparlamayı başaramayarak hüzünlendi. Gözleri doldu. Bunu koluna sildikten sonra bir anda öte atılarak Yoshi'ye sıkıca sarıldı. Sanki yıllardır bunu yapmak istiyormuş gibi. "Teşekkür ederim. Bu söylediklerinin benim için ne kadar değerli olduğunu tahmin edemezsin." Geri çekildi, daha da duygulanmıştı. "Ben... aslında hep sana gıpta ediyordum. Sen sıcakkanlı ve atılgandın. Aklındaki her şeyi filtresiz bir şekilde söyleme cesaretine sahiptin. Ben de senin gibi olmak isterdim, belki öyle birisi olsam daha çok sevilirdim. Hep sizinle daha yakın olmayı diledim ancak ilk adımı atamadım. Senden fazlasıyla çekiniyordum. Benden nefret etmeni istemedim." Çocuk gibi ağlamamak için eğilip Ichimaru'yu sevdi bir süre. "Şu an geçmişe gidebilsem yine de başka bir takıma düşmek istemezdim. Sen ve Saya bana farkında olmasanız da çok şey kattınız. Her şey negatif değildi." Yoshi'ye tokalaşmak ister gibi elini uzattı. "Bundan sonra daha iyi geçinelim!"

Yoshi'ye kapıya kadar eşlik edip onu uğurlayacaktı. Arkasından elini de sallayacaktı. "İstediğiniz zaman yine gelin!" Çok duygulanmıştı. Eve dönünce kendini Takeshi ile Bokukichi'nin kollarına atacaktı. Bir kolunda Takeshi, diğerinde Bokukichi, kendisi ortada ikisinin yanaklarına sürtünerek sarılacaktı. "İyi ki hayatımdasınız. Sizi çok seviyorum." Domino taşları bir şekilde ardı ardına düşmüş ve onu şimdiye, şu anı paylaştığı insanlara getirmişti ve Aoi bundan çok memnundu. Daha güzel bir hayat hayal edemiyordu.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Yoshi, sarılmana ilk anda şaşırıyor ama sonra o da kollarını sana doluyor, eski günlerden kalmış bütün pürüzleri, yanlış anlamaları ve çocukluk inatlarını o kısacık anda sessizce geride bırakıyormuşsunuz gibi. Geri çekildiğinde gözlerinde senin daha önce pek görmediğin türden bir yumuşaklık oluyor. "Ben de başka takıma düşmek istemezdim galiba." diyor gülümseyerek. "Siz ikiniz olmasaydınız çocukken iyice embesileşirdim herhalde. Biriniz sürekli beni frenliyordu, ötekiniz de ben saçmaladığım zaman bunu yüzüme bakmadan bile hissettiriyordu. Fena dengeydiniz." Elini tokalaşmak için uzattığında bu sefer hiç tereddüt etmeden kavrıyor. "Daha iyi geçinelim. Bu sefer çocuk gibi değil, iki yetişkin gibi." Sonra Ichimaru’yu yanına çağırıyor, birkaç adım geri çekilip sana son bir kez bakıyor. "Kendine dikkat et, tamam mı? Çok fazla şey düşünüyordun sen. Arada anı yaşa." Bunu söyledikten sonra daha hafif, daha rahat bir halde arkasını dönüp gidiyor, Ichimaru da iki adımda bir sana dönüp bakıyor, sen el salladıkça kuyruğunu hızlandırıyor.

Eve geri döndüğünde içeri girer girmez kendini gerçekten de Takeshi ile Bokukichi’nin üzerine bırakıyorsun, ikisi de neye uğradığını şaşırıyor ama hemen toparlanıp seni sarıyorlar. Bokukichi "Ay bir şey mi oldu, biri öldü sandım." diye mızmızlanırken, Takeshi hafifçe gülüp saçını okşuyor. Gecenin geri kalanı bir tür gevşek, kırılgan huzurla geçiyor. Sake’nin kalanını bitiyor, tatlı tabaklarının dibi sıyrılıyor, Bokukichi yarım yarım saçma hikayeler anlatıyor, Han bir ara hepinize tek tek bakıp "Bu evde ayık bir kişi bile yok mu?" diye soruyor, sonra o da çayını içip köşeye çekiliyor. Bir noktadan sonra kelimeler yavaşlıyor, kahkahalar seyrekleşiyor, herkesin göz kapakları ağırlaşıyor. Futonlar seriliyor, yukatalar dağıtılıyor, evin içi tütsü ve tatlı kokusuna bulanmış halde geceye teslim oluyor. Sen de bütün bu yorgunluğun, korkunun ve sevginin içinden geçip sonunda uykuya gömülüyorsun.

Sabah olduğunda ilk hissettiğin şey, evin içindeki sessizliğin dışarıdaki kuş sesleriyle birlikte yeniden kurulmuş olması oluyor. Gecenin kalabalığı çekilmiş, herkes daha insani, daha sade bir hal almış. Takeshi, düşündüğünden erken ayakta oluyor, saçları biraz dağılmış, yüzünde uykusuzluğun izi var ama bakışları dün geceye göre çok daha diri. Seni görür görmez hafifçe başını eğiyor ve sanki daha önce çoktan karar vermiş olduğu bir şeyi sana yalnızca haber veriyormuş gibi konuşuyor. "Şimdi ilk üyemizle buluşma vakti, hazır mısın?" Bokukichi de çoktan uyanmış oluyor tabii, yarı kapalı gözlerle ama sanki gece hiç sarhoş olmamış gibi mutfaktan bir şeyler atıştırarak çıkıyor ve "Ben de geliyorum, beni bırakırsanız darılırım." diye ilan ediyor. Böylece üçlü halde köy meydanına doğru yürümeye başlıyorsunuz.

Sabahın Konoha’sı henüz tam anlamıyla uyanmamış oluyor, dükkanlar yeni yeni açılıyor, süpürgeler taş yolları temizliyor, sabah serinliği çatılardan aşağı sarkıyor. Takeshi meydanın kenarında durup etrafa bakıyor, sonra kendi kendine homurdanıyor. "Bu saatte burada olacağını söylemişti ya..." Tam onun bu cümlesi havada kalmışken, sokağın öbür ucundan tanıdık bir yürüyüş beliriyor. Elleri cebinde, her zamanki rahat ama dünya umurunda değilmiş gibi görünen haliyle Kaizen geliyor. Sen daha yüzünü tam seçmeden Bokukichi’nin yüzü şekil değiştiriyor. "Şu adamdan da kurtulamıyoruz bir türlü ya." diyor şakayla karışık bir bıkkınlıkla. Kaizen bunu çok net duyuyor ve hiç kaçırmadan cevap veriyor. "Kurtulamazsın. Ağlayarak günlüğüne yaz." Takeshi kısa bir nefes alıp araya giriyor. "Geçen biraz konuşma şansımız oldu. Ona seninle konuştuklarımızı anlattım ve fikrini aldım." Kaizen bunun üzerine, sanki biri ona yalnızca günaydın demiş de o bütün hayat hikayesini anlatmaya karar vermiş gibi, gerçekten gereğinden fazla uzun ve dolaşık bir konuşmaya başlıyor.

"Şimdi bak, Uzumaki meselesinde iki şey var, hatta üç şey var, hatta dürüst olayım dört şey var ama bunların ikisi birbirine bağlı, o yüzden ilk başta üç gibi geliyor insana ama aslında değil, birincisi bu insanlar gerçekten de mühür konusunda anormal derecede ilerideler, yani normal bir iyi mühür kullanıcısı olma seviyesinin ötesinde, direkt senin çakranın tabiatına, bedeninin sınırlarına, ruhunun ağırlığına kadar uzanabilen bir gelenekleri var. İkincisi, dünyayla bağlarını koparmış olmaları onların zayıf olduğunu değil, tam tersine başlarına buyruk hareket etmekte daha rahat olduklarını gösteriyor, yani sen gidip kapılarını çalarsan sana aa hoş geldiniz misafir buyurun demezler, büyük ihtimalle neden geldiğini anlamadan seni içeri bile almazlar, aldılarsa da bunun senin için iyi bir şey olma ihtimali düşüktür. Üçüncüsü de şu, Akuro’nun Uzumaki çıkma ihtimali bence vardır ama yüzde yüz budur diyecek kadar da elimizde veri yok. Sırf spiral gördük diye her kırmızı ya da beyaz saçlıya, her mühürcüye ya da her sapığa Uzumaki demek kolay. Ama eğer öyleyse, o zaman siz gidip bir Uzumaki’den yardım almaya çalışmak yerine, muhtemelen bir Uzumaki fraksiyonunun diğerine karşı koz toplamaya çalıştığı çok daha karanlık bir hikayenin ortasına düşersiniz. Yani özetle, gitmek tehlikeli, gitmemek de kötü, ama giderken neden gittiğini netleştirmezseniz direkt kendi ellerinizle kendinizi paketleyip teslim etmiş olursunuz. Ayrıca Uzushio’ya kadar gitmeye gerek kalmadan, eğer bu iş gerçekten mühür ve kimlik meselesiyse, önce Akuro’yu çözmek daha mantıklı. Adam ya anahtar, ya kapı, ya da kapının önünde bekleyen çılgın köpek. Hangisi olduğunu anlamadan duvara kafa atmak biraz-"

Burada Bokukichi iki eliyle yüzünü kapatıyor. "Lütfen iki dakika susar mısın ya harbiden içim daraldı." Kaizen zerre bozulmadan omuz silkiyor. "Siz kısa açıklamayı hak etmiyorsunuz ki." Takeshi araya girip onu rayına oturtmaya çalışıyor. "Fikirler hoş ama Han abinin Akuro’nun peşinden gitmemizi de destekleyeceğini sanmıyorum. O yüzden dikkatli olmalıyız." Sonra yüzünü size dönüyor. "Bir kişi daha var, izninizle gidip onu bulacağım. Burada bekleyin, olur mu? En fazla on beş dakika sürer." Bunu dedikten sonra çok açıklama yapmadan oradan ayrılıyor. Arkasından birkaç saniye bakıyorsunuz. Kaizen hemen homurdanıyor. "On beş dakika ayakta mı bekleyeceğiz herifi? Bizi güzel bir yere götürsene Aoi."
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Aoi, gecenin nasıl geçtiğini anlamamıştı bile. Son hatırladığı şey Bokukichi'nin anlattığı yarım yamalak sarhoş hikayeleriydi. Han abisi herkesin çehresinin kayık olmasından yakınmıştı her zamanki ciddi tavırlarıyla ancak daha fazla azar işitmemişlerdi ondan. Herkesin esnemeye başlaması ve gözlerinin düşmeye başlamasıyla birlikte odalarına çekilip uyumaya karar verdiler. Böylece, o yorgunlukla fazla bir şey düşünmeden hızlı ve derin bir uykuya daldılar. Aoi bütün gece rüya bile görmeden deliksiz bir uyku çekti. Sanki çok yakın zamanda kendi ve sevdiği herkesin canı ciddi tehlikeye girmeyecekmiş gibi, bebekler gibi uyudu.

Gözlerini açtığında odasındaydı. Penceresinin kenarındaki ağaca yuva yapmış kuşların neşeli seslerine uyanmıştı. Doğrulup camı açtı hafifçe ve sabah havasını ciğerlerine çekti. Kuşlar gibi olmak ne kolaydır diye düşünmeden edemedi. Herhangi bir ciddi yükümlülüğün olmadan oradan oraya özgürce uçmak... Tüm diyarların senin evin olması... Bir yandan aidiyet duygusu da güzeldi ancak her güzel şey gibi can sıkıcı tarafları da oluyordu. Üzerini değiştirip saçlarını tarayıp toparlandığında koridorda Takeshi ile karşılaştı. Onun bu kadar erken uyanmasını beklememişti. Dün özenle yaptığı saçları gece boyunca bozulmuştu. Uykusuz görünüyordu. Buluşmaya hazır olup olmadığını sorunca şaşırdı. "Ayarladın mı hemen?" Takeshi'nin bir planı olduğunu söylediğinde bunu hemen ertesi sabah uygulamaya geçeceklerini kastettiklerini bilmiyordu. Mutfakta bir şeyler atıştırmaya geçmiş Bokukichi de konuşmaları duymuş ve dahil olmak istemişti. Onu da alarak kendilerini dışarı attılar ve köy meydanına çıktılar.

Sabahın erken saatlerinde köy meydanında pek kimseler olmuyordu. Bu Aoi için köyde en sevdiği gezinme saatleriydi. Takeshi onları meydana getirmişti, birini bekliyor gibi homurdanıyordu. Kısa süre sonra ilgili şahıs göründü. Her zamanki umursamaz tavırlarıyla Kaizen onlara doğru geliyordu. Takeshi'nin bahsettiği kişilerden birisi Kaizen'di demek. Mantıklı bir seçimdi. Adam her köyün her Hokage'nin güvenini kazanmış oldukça yetenekli bir Rounin'di. Hatta öyle ki Bokukichi bile ona sataşmaya çekiniyordu. Takeshi, Kaizen'e olan biteni anlattığını söylediğinde Kaizen lafa girip öyle şeyler anlatmaya başladı ki normalde aşırı hızlı konuşabilen Aoi'nin bile yetişmekte zorlandığı bir hıza yükseldi. Anlattıkları da tutarlı şeyler değildi. Gerçek şu ki Aoi onun neyden bahsettiği konusunda hiçbir fikre sahip değildi. Anladığı kadarıyla Uzushio'ya gitmelerine ve Uzumaki'lerin peşine düşmelerine karşıydı. Herkes gibi. Akuro'nun takip edilmesini ise onaylıyor gibiydi. Takeshi ise Han abinin bunu onaylamayacağını öne atmıştı. "Sadece Han abi mi onaylamaz sanıyorsun? Kizami Hoca tek başına baş edemedi o adamla. Kaç tane klon çıkarttığını hatırlamıyor musun?" Aoi'nin içi rahat değildi. İntihara gidiyorlar gibi hissediyordu. Sanki bu konuda daha çok kişinin fikrine danışmalıydılar. Zaten Hokage emretmeden bir yere gitmek büyük bir suçluluk oluşturuyordu onda.

Takeshi bir elemanları daha olduğunu söyleyerek onu almak için gitmişti hemen. Onu beklemeleri gerekince Kaizen ayakta kalmaktan şikayet etti. Kendilerini hoş bir yere götürmesini talep etti Aoi'den. Bu sanki aklına bir fikir getirmiş gibi Aoi'nin yüzü aydınlandı. Hemen Kaizen'in koluna girdi. Diğer eliyle de Bokukichi'nin koluna girdi. İki beyefendiyi az ötelerindeki rengarenk ve şirin mi şirin kafeden içeri soktu. Burası, insanların dinlenmek ve keyifli vakit geçirmek için uğradıkları mekanlardan birisiydi. Genellikle gençlere hitap ediyordu ve sohbet etmek ya da oyun oynamak için buraya uğrarlardı. Pek çok masa oyunu vardı burada. Aoi'nin favorisi ise gelip tenha saatlerde gizli gizli oynadığı peluş oyuncak kapma makinesiydi. Henüz muvaffak olamamış olsa da her şeyden çok istediği bir peluş vardı.
► Show Spoiler
Beyefendileri vinç oyununun başına getirdi. Pek çok irili ufaklı peluş oyuncağın arasında yeşil yeşil tüm tatlılığı ile kendini gösteren kurbağa peluşunu işaret etti parmağıyla. "Bunu bana alabilir misiniz?" Sonra da cebinden içi bozukluk dolu kocaman bir cüzdan çıkardı. "Lütfen." Bakışları hiç olmadığı kadar ciddiydi. O peluşu istiyordu. Öyle ya da böyle Aoi'ye ait olmalıydı.

Onlar bu işle uğraşırken fikirlerini de dile getirecekti. "Böyle kimseye bir şey söylemeden bir işe kalkışmamız doğru mu? Başımıza kötü şeyler gelmesin sonra? Diğer arkadaşlarımız ne olacak? Masato, Kaede, Satoshi filan? Bizi merak etmezler mi? Bence öğrenmeye hakları var. Döndüğü zaman Takeshi'ye onlarla da konuşmamız gerektiğini söyleyeceğim. Masato kurallara karşı gelmekten nefret eder o yüzden sıcak bakmayabilir bu işe ama ona söylemeden gidersek bence bizi asla affetmez."
Image
► Show Spoiler
Post Reply