Yoshi, sarılmana ilk anda şaşırıyor ama sonra o da kollarını sana doluyor, eski günlerden kalmış bütün pürüzleri, yanlış anlamaları ve çocukluk inatlarını o kısacık anda sessizce geride bırakıyormuşsunuz gibi. Geri çekildiğinde gözlerinde senin daha önce pek görmediğin türden bir yumuşaklık oluyor. "Ben de başka takıma düşmek istemezdim galiba." diyor gülümseyerek. "Siz ikiniz olmasaydınız çocukken iyice embesileşirdim herhalde. Biriniz sürekli beni frenliyordu, ötekiniz de ben saçmaladığım zaman bunu yüzüme bakmadan bile hissettiriyordu. Fena dengeydiniz." Elini tokalaşmak için uzattığında bu sefer hiç tereddüt etmeden kavrıyor. "Daha iyi geçinelim. Bu sefer çocuk gibi değil, iki yetişkin gibi." Sonra Ichimaru’yu yanına çağırıyor, birkaç adım geri çekilip sana son bir kez bakıyor. "Kendine dikkat et, tamam mı? Çok fazla şey düşünüyordun sen. Arada anı yaşa." Bunu söyledikten sonra daha hafif, daha rahat bir halde arkasını dönüp gidiyor, Ichimaru da iki adımda bir sana dönüp bakıyor, sen el salladıkça kuyruğunu hızlandırıyor.
Eve geri döndüğünde içeri girer girmez kendini gerçekten de Takeshi ile Bokukichi’nin üzerine bırakıyorsun, ikisi de neye uğradığını şaşırıyor ama hemen toparlanıp seni sarıyorlar. Bokukichi "Ay bir şey mi oldu, biri öldü sandım." diye mızmızlanırken, Takeshi hafifçe gülüp saçını okşuyor. Gecenin geri kalanı bir tür gevşek, kırılgan huzurla geçiyor. Sake’nin kalanını bitiyor, tatlı tabaklarının dibi sıyrılıyor, Bokukichi yarım yarım saçma hikayeler anlatıyor, Han bir ara hepinize tek tek bakıp "Bu evde ayık bir kişi bile yok mu?" diye soruyor, sonra o da çayını içip köşeye çekiliyor. Bir noktadan sonra kelimeler yavaşlıyor, kahkahalar seyrekleşiyor, herkesin göz kapakları ağırlaşıyor. Futonlar seriliyor, yukatalar dağıtılıyor, evin içi tütsü ve tatlı kokusuna bulanmış halde geceye teslim oluyor. Sen de bütün bu yorgunluğun, korkunun ve sevginin içinden geçip sonunda uykuya gömülüyorsun.
Sabah olduğunda ilk hissettiğin şey, evin içindeki sessizliğin dışarıdaki kuş sesleriyle birlikte yeniden kurulmuş olması oluyor. Gecenin kalabalığı çekilmiş, herkes daha insani, daha sade bir hal almış. Takeshi, düşündüğünden erken ayakta oluyor, saçları biraz dağılmış, yüzünde uykusuzluğun izi var ama bakışları dün geceye göre çok daha diri. Seni görür görmez hafifçe başını eğiyor ve sanki daha önce çoktan karar vermiş olduğu bir şeyi sana yalnızca haber veriyormuş gibi konuşuyor. "Şimdi ilk üyemizle buluşma vakti, hazır mısın?" Bokukichi de çoktan uyanmış oluyor tabii, yarı kapalı gözlerle ama sanki gece hiç sarhoş olmamış gibi mutfaktan bir şeyler atıştırarak çıkıyor ve "Ben de geliyorum, beni bırakırsanız darılırım." diye ilan ediyor. Böylece üçlü halde köy meydanına doğru yürümeye başlıyorsunuz.
Sabahın Konoha’sı henüz tam anlamıyla uyanmamış oluyor, dükkanlar yeni yeni açılıyor, süpürgeler taş yolları temizliyor, sabah serinliği çatılardan aşağı sarkıyor. Takeshi meydanın kenarında durup etrafa bakıyor, sonra kendi kendine homurdanıyor. "Bu saatte burada olacağını söylemişti ya..." Tam onun bu cümlesi havada kalmışken, sokağın öbür ucundan tanıdık bir yürüyüş beliriyor. Elleri cebinde, her zamanki rahat ama dünya umurunda değilmiş gibi görünen haliyle Kaizen geliyor. Sen daha yüzünü tam seçmeden Bokukichi’nin yüzü şekil değiştiriyor. "Şu adamdan da kurtulamıyoruz bir türlü ya." diyor şakayla karışık bir bıkkınlıkla. Kaizen bunu çok net duyuyor ve hiç kaçırmadan cevap veriyor. "Kurtulamazsın. Ağlayarak günlüğüne yaz." Takeshi kısa bir nefes alıp araya giriyor. "Geçen biraz konuşma şansımız oldu. Ona seninle konuştuklarımızı anlattım ve fikrini aldım." Kaizen bunun üzerine, sanki biri ona yalnızca günaydın demiş de o bütün hayat hikayesini anlatmaya karar vermiş gibi, gerçekten gereğinden fazla uzun ve dolaşık bir konuşmaya başlıyor.
"Şimdi bak, Uzumaki meselesinde iki şey var, hatta üç şey var, hatta dürüst olayım dört şey var ama bunların ikisi birbirine bağlı, o yüzden ilk başta üç gibi geliyor insana ama aslında değil, birincisi bu insanlar gerçekten de mühür konusunda anormal derecede ilerideler, yani normal bir iyi mühür kullanıcısı olma seviyesinin ötesinde, direkt senin çakranın tabiatına, bedeninin sınırlarına, ruhunun ağırlığına kadar uzanabilen bir gelenekleri var. İkincisi, dünyayla bağlarını koparmış olmaları onların zayıf olduğunu değil, tam tersine başlarına buyruk hareket etmekte daha rahat olduklarını gösteriyor, yani sen gidip kapılarını çalarsan sana aa hoş geldiniz misafir buyurun demezler, büyük ihtimalle neden geldiğini anlamadan seni içeri bile almazlar, aldılarsa da bunun senin için iyi bir şey olma ihtimali düşüktür. Üçüncüsü de şu, Akuro’nun Uzumaki çıkma ihtimali bence vardır ama yüzde yüz budur diyecek kadar da elimizde veri yok. Sırf spiral gördük diye her kırmızı ya da beyaz saçlıya, her mühürcüye ya da her sapığa Uzumaki demek kolay. Ama eğer öyleyse, o zaman siz gidip bir Uzumaki’den yardım almaya çalışmak yerine, muhtemelen bir Uzumaki fraksiyonunun diğerine karşı koz toplamaya çalıştığı çok daha karanlık bir hikayenin ortasına düşersiniz. Yani özetle, gitmek tehlikeli, gitmemek de kötü, ama giderken neden gittiğini netleştirmezseniz direkt kendi ellerinizle kendinizi paketleyip teslim etmiş olursunuz. Ayrıca Uzushio’ya kadar gitmeye gerek kalmadan, eğer bu iş gerçekten mühür ve kimlik meselesiyse, önce Akuro’yu çözmek daha mantıklı. Adam ya anahtar, ya kapı, ya da kapının önünde bekleyen çılgın köpek. Hangisi olduğunu anlamadan duvara kafa atmak biraz-"
Burada Bokukichi iki eliyle yüzünü kapatıyor. "Lütfen iki dakika susar mısın ya harbiden içim daraldı." Kaizen zerre bozulmadan omuz silkiyor. "Siz kısa açıklamayı hak etmiyorsunuz ki." Takeshi araya girip onu rayına oturtmaya çalışıyor. "Fikirler hoş ama Han abinin Akuro’nun peşinden gitmemizi de destekleyeceğini sanmıyorum. O yüzden dikkatli olmalıyız." Sonra yüzünü size dönüyor. "Bir kişi daha var, izninizle gidip onu bulacağım. Burada bekleyin, olur mu? En fazla on beş dakika sürer." Bunu dedikten sonra çok açıklama yapmadan oradan ayrılıyor. Arkasından birkaç saniye bakıyorsunuz. Kaizen hemen homurdanıyor. "On beş dakika ayakta mı bekleyeceğiz herifi? Bizi güzel bir yere götürsene Aoi."