Aoi'nin tuhaf görüsünden beri bir gece geçmişti. Zihni hala spiral kayalarla, parlak kırmızı rengiyle ve kırılmaması gereken duvar kırıldığında altından çıkanlarla doluydu. Kocaman mavi gözleri ve ona göz kırpışlarını unutamıyordu. Bunu, Uzushiogakure'ye gidilmesi gerektiğine dair bir işaret olarak yormuştu. Sennashi, spiraller ve Uzumaki... Uzumaki klanı gerçekten de spirallerle bağlantılı ise... Sennashi ile de bağlantılı olabilir miydi? Ancak esas önemli olan bu değildi. Takeshi hepsinden önce geliyordu. O mührün ne olduğu, ne işe yaradığı ve nasıl vücudundan uzaklaştırılacağı öğrenilmeliydi. Aoi, eczaneye dönmüş mutfağında çeşitli otları ve baharatları kaynatırken bu düşüncelerle meşguldü. Dünden beridir defterine onlarca tarih yazmış, karalamış, denemiş, elindeki tüm şifalı ot ve bitki kitaplarını yalayıp yutmuştu. Babası ve annesi klan ritüelleri ile meşgul oldukları için evde tekti. Sabahın çok erken saatinde uyanmış ve hazırlık yapmıştı. Takeshi'nin taburcu edildiğini öğrendiğinde ona mesaj yollamış ve sabah derhal Yureikumo mahallesine gelmesini buyur etmişti.
Takeshi onu bekletmemiş, gerçekten de sabahtan ilk iş klanlarının bölgesine gelmişti. Kapıda onu bekleyen Aoi onu yakaladığı gibi şifalı hamama sokmuş, saçlarını özenle güzel kokulu bitkisel nemlendiricilerle taramış ve kurutmuştu. Takeshi mühürlendiğinden beridir Aoi ona fazlasıyla düşkün hale gelmişti. Onu eskisi kadar azarlamıyor, üzerine titriyor, yaptığı her davranışı hoş görüyor ve onu şımarttıkça şımartıyordu. Odasındaki boy aynasının önünde bir sandalyeye oturttuğu Takeshi'nin saçlarını parmaklarıyla şekillendirmişti. İlk kez erkek saçı yapıyordu ancak aynadan baktığında gördüğü manzaradan hoşlanmış olmalıydı ki memnuniyetle başını salladı. Takeshi'nin rahat etmesi için sırtına minik bir minder verdikten sonra geriye yaslanmasını işaret etti. Sonrasında tütsüler ve diğer bitkisel karışımları depoladığı dolabını açarak önceki günden beridir uğraştığı minik iksirlerini barındıran çantayı yere bıraktı. Takeshi'nin yanına diz çöktü ve çantayı açarak içindekileri tek tek çıkartmaya başladı. "Bu lavanta yağı. Uykusuzluk çekersen veya başın ağrırsa yastığına birkaç damla damlatmak rahat bir uyku çekmene yardımcı olacaktır." Küçük damlalıklı şişeyi oğlana uzattı. Çantadan ikinci olarak kalın ipli bir kolye çıkarttı. Kolye'nin ucunda üçgen biçiminde bir deri vardı. "Sana muska hazırladım. Koruyucu dualar var içerisinde. Bunu hiç çıkartma, olur mu?" Kolyeyi başından geçirerek Takeshi'nin boynuna taktı ve tişörtünün içine atarak dışarıdan görülmesini engelledi. Üçüncü olarak içinde ginseng yaprakları olan bir çay karışımı torbası çıkardı. "Ginseng çayı halsizliğe ve yorgunluğa iyi gelir." Çantadan bir tütsü çıkardı. "Artemisia tütsüsü. Negatif enerjiyi arındırır, kötü ruhları kovar." Çantadan çıkardığı minik bir tüpü gösterdi. "Centella asiatica merhemi. Yaraları çabuk iyileştirir."
Çantaya bakarak içerideki son merhem tüpünü çıkardı. "Bunu da kendim hazırladım. Tarifini bir kitapta gördüm. Susam yağı ile karıştırılmış zencefil, sarı zerdeçal ve kafur. Kas ağrılarına, darbelere, zorlanmalara iyi geldiğini söylüyorlar. Denemek istiyorum." Takeshi'nin tişörtünü hafifçe kaldırıp mührün yerleştirildiği bölgeyi inceledi. Merhemden bezelye kadar bir taneyi parmağına sıkarak Takeshi'nin karnına yuvarlak hareketlerle masaj yaparak sürmeye başladı. "Bu baskı iyi mi? Hala canını yakıyor mu?" Derin bir iç çekti. "Uzushiogakure'ye gitme konusunda ne düşünüyorsun?" Başını kaldırarak Takeshi'nin yüzündeki ifadeyi inceledi. Son derece ciddiydi. "Bence gitmeliyiz. Seni sadece bunlarla iyileştirebileceğimi sanmıyorum. Gidip bunu kökten çözelim. Derhal bugün, geciktirmeden Hokage ile konuşalım." Beklenti dolu kararlı bakışlarını onunkilere dikti.



