[Konjiki Kenta] Demir Cevheri
Posted: Wed Jul 15, 2026 1:27 pm
Iwagakure’de sabah, güneş köyün üzerine çıkmadan önce taşların renginde kendisini gösteriyor. Gece boyunca soğuyan kayalıkların tepeleri önce solgun bir kızıllığa, ardından fırından yeni çıkmış demiri andıran sıcak bir turuncuya bürünüyor. Yüksek taş duvarların ve birbirinin üzerine kurulmuş sert çatılı evlerin arasındaki gölgeler yavaşça kısalırken Konjiki bölgesi köyün geri kalanından daha erken uyanıyor. Ortak dökümhanede gece boyunca korunan ocakların kapakları açılıyor, körüklerin derin nefesi dar sokaklardan geçiyor ve demirin demire vurmasıyla çıkan ilk tok çınlama sabah sessizliğini tek darbede kırıyor. Ardından bir başkası, sonra bir başkası geliyor. Madenlere gidecek işçiler kazmalarını omuzlarına alıyor, teras tarlalarına inen aileler tohum ve alet dolu sepetleri sırtlarına bağlıyor, ağılların önündeki gençler hayvanların yemlerini kontrol ediyor. Klan bölgesindeki hayat ninjalık ile zanaatı birbirinden ayırmadan, her ikisini de aynı görevin parçaları kabul ederek yeniden başlıyor. Senin odana ulaşan ilk gün ışığı ise taş pencerenin önündeki ince kırmızı perdeyi aşarak duvarda asılı duran tahta eğitim silahlarının üzerine düşüyor. Çocukluğundan kalma küçük kalkan, hedef ipleri, akademi kitapları ve annenin sana çalışman için bıraktığı çizimlerle dolu parşömenler odanın farklı köşelerinde duruyor. Alçak dolabın üzerindeki altın sarısına boyanmış Iwagakure alın bandı, odadaki her şeyden daha yeni ve daha parlak görünüyor.
Gözlerini açtığında ev çoktan hareketlenmiş durumda. Alt kattan tabakların birbirine değmesi, sandalyenin taş zeminde çekilmesi ve bir sandığın kapağının kapanması duyuluyor. Aşağıya indiğinde babanı giriş bölümündeki masanın başında buluyorsun. Kuşağı sıkıca bağlanmış, kolları dirseklerine kadar sıvanmış ve önündeki silah çantası tamamen açılmış durumda. Çantanın dikişlerini iki parmağıyla kontrol ediyor, metal tokasını birkaç kez açıp kapatıyor ve en küçük gevşekliği bile gözden kaçırmamaya çalışıyor. Seni fark edince elindeki çantayı masaya bırakıyor ve gözlerini doğrudan sana çeviriyor. "Gün doğmadan uyanmak seni güçlü yapmaz. Uyandığında ne yapacağını bilmek güçlü yapar." Tokanın üzerine parmağıyla iki kez vurduktan sonra silah çantasını sana doğru çeviriyor. "Bir shinobi evden çıkmadan önce kendisini kontrol eder. Silahların yerinde mi, bağların sağlam mı, ayakkabıların zemine uygun mu, suyun yeterli mi? Bunları görev kapıya geldiğinde düşünmeye başlarsan geç kalmışsın demektir. Düşman sana hazırlanman için süre vermez. Taş ayağının altında kayarken senden özür dilemez. Kendi dikkatsizliğin de düşmanın kadar tehlikelidir." Takeru’nun sesi sert çıkıyor fakat masanın üzerinde senin için hazırladığı ekmek, keçi peyniri, kuru meyveler ve sıcak bitki çayı sözlerinin ardındaki ilgiyi gizlemiyor. Çalışma odasının kapısının altından sızan ışık, Ayumi’nin de güne çoktan başladığını gösteriyor. İçeriden kağıdın üzerinde ilerleyen kalemin sesi geliyor. Takeru ise silah çantasını kapatmadan önce son bir kez içindeki standart kunaileri, shurikenleri ve sargı bezini sayıyor. "Bugün senden büyük bir şey beklenmeyebilir. Bu, dikkatsiz olabileceğin anlamına gelmez. Küçük görevleri ciddiye almayanlara büyük görev verilmez. Ne yaparsan yap, önce çevrene bak. Sonra karar ver. En son harekete geç."
Ekipmanlarını aldıktan sonra evin dışına çıktığında Konjiki bölgesinin dar taş yolları çoktan insanlarla dolmuş durumda. Evlerin büyük kısmı Iwagakure’nin sert ve dayanıklı mimarisini taşıyor. Duvarlar kalın kaya bloklarından oluşuyor, çatıların kenarlarında yağmur suyunu toplamak için metal oluklar bulunuyor ve hemen her hanenin önünde ya küçük bir örs ya da tarım aletlerinin dizildiği tahta bir raf duruyor. Bazı kapıların üzerinde rengarenk çelik simgesini taşıyan kalkanlar asılıyken bazılarında ailelerin kendi işaretleri yer alıyor. Bir sokaktan yeni dövülmüş metal kokusu, diğerinden tandır ekmeğinin sıcaklığı geliyor. Sırtında cevher sepeti taşıyan yaşlı bir adam, görev kıyafeti içindeki genç bir kunoichiyle yolun ortasında durup maden damarlarının yönü hakkında konuşuyor. Bir grup çocuk ise ellerindeki tahta kılıçlarla birbirlerine saldırmak yerine sırayla savunma duruşu çalışıyor. Klan bölgesinin merkezine yaklaştığında geniş ve düz bir eğitim alanı görülüyor. Kayalığın içi oyularak oluşturulan bu alanda farklı yaşlardan yaklaşık yirmi Konjiki yarım daire biçiminde toplanmış durumda. Bazıları akademi öğrencisi, bazıları yeni genin ve bazıları da madenlerden çıkıp doğrudan buraya gelmiş genç işçilerden oluşuyor.
Karşılarında duran kişi, omuzlarına kadar inen kır saçları ve kalın bilekleriyle Konjiki Genzou olarak tanınan klan büyüklerinden biri. Genzou’nun üzerinde zırh bulunmuyor. Belinde yalnızca eski bir kılıç, sağ elinde ise insan kolu kalınlığında ağır bir demir çubuk taşıyor. Önündeki iki genç, birbirlerine karşı savunma duruşu alırken Genzou demir çubuğun ucuyla ayaklarının konumunu düzeltiyor. "Çelik beden yalnızca deriyi sertleştirmez. İradeniz zayıfsa üzerinizde taşıdığınız metal sizi savaşçı değil, ağır bir hedef yapar." Gençlerden birinin omzuna dokunup onu birkaç adım geriye alıyor ve diğerine saldırmasını işaret ediyor. Tahta kılıçla yapılan düz bir hamle, savunmadaki gencin koluyla karşılanıyor ancak darbenin gücü onu dengesinden ediyor. Genzou hemen araya giriyor. "Bakın şimdi bakın. Kerata darbeyi durdurdu ama kendisini koruyamadı. Aradaki farkı görüyor musunuz? Bir duvarın görevi yalnızca parçalanmamak değildir. Arkasında duranların da ayakta kalmasını sağlamaktır." Çevredeki gençler başlarıyla onay verirken Genzou bu defa demir çubuğu omzuna alıyor. "Atalarımız düşmanlarının önünde eğilmedikleri için hatırlanıyor. Fakat bir Konjiki karşısındaki kişiyi ezdiği için büyük değildir. Onu yenecek gücü olduğu halde neden savaştığını unutmadığı için büyüktür. Yumruk dürüsttür. Kılıç dürüsttür. Karşınızdaki kişinin korkusunu, kararlılığını ve ne uğruna ayakta durduğunu size gösterir. Siz de ona aynısını gösterirsiniz. Gücünüzü öfkenizin değil, görevinizin emrine verin." Eğitim alanının dışındaki taş basamaklardan bile Genzou’nun sesi açıkça duyuluyor. Çekiçlerin uzaktan gelen düzenli vuruşları, gençlerin ayaklarının zeminde çıkardığı sürtünme ve yaşlı adamın dersi aynı ritmin parçaları gibi birbirine karışıyor. Dersin devamında iki gencin duruşu tekrar düzeltilirken Genzou, doğrudan saldırının her zaman düşüncesiz saldırı anlamına gelmediğini anlatmaya hazırlanıyor.
Tam bu sırada evlerin bulunduğu taraftan yükselen aceleci bir ses eğitim alanındaki düzenli uğultunun arasından sıyrılıyor. Önce bir kapıya hızla vuruluyor, ardından cevap beklenmeden yan taraftaki başka bir kapıya koşuluyor. Taş yol üzerinde düzensiz adımlar yankılanırken elinde buruşturulmuş bir kağıt taşıyan genç bir adam görülüyor. Yaşı senden birkaç yıl büyük, neredeyse ağabeyin sayılabilecek kadar genç duruyor. Iwagakure yeleğini aceleyle giymiş gibi yakasının biri diğerinden daha yukarıda kalıyor, alın bandı alnının ortasından hafifçe kayıyor ve nefesini toparlayamadan kapıların üzerindeki aile işaretlerine bakıyor. Elindeki listeyi açmaya çalıştıkça kağıdın köşeleri birbirine dolanıyor. Bir evin kapısını çalıp yanlış haneye geldiğini anladığında özür dileyerek geri çekiliyor, ardından gözleri sizin evin üzerindeki Konjiki simgesine takılıyor. Taş yol boyunca koşarak kapıya ulaşıyor ve yumruğunu tahtaya birkaç kez vuruyor. Sen evin önüne vardığında kapı çoktan açılmış durumda. Baban eşikte duruyor ve karşısındaki genci baştan aşağı süzüyor. Genç adam, elindeki kağıdı iki eliyle kavrayıp nefes almaya çalışıyor. "K-Konjiki Kenta! Burada mı acaba efendim?" Takeru’nun bakışları bir an için gencin omzunun üzerinden geçiyor ve seni görüyor. Yüzündeki ifade değişmiyor. Yalnızca çenesini hafifçe kaldırarak arkasını işaret ediyor. "Oğlum olur, arkanda duruyor."
Genç adamın omuzları bir anda geriliyor. Hızla arkasına dönüyor, elindeki kağıdı düşürmeye yaklaşınca iki eliyle yeniden yakalıyor ve kelimeleri birbirine çarparak konuşuyor. "K-k-kusura bakma Kenta, yeni Genin takım kararları çıktı ama bildirme görevinin bana atandığını bilmiyordum. Senin takımın tam onbeş dakika içinde toplanacak... Özür dilerim..." Cümlenin sonuna geldiğinde başını öne eğiyor. Takeru ise gencin paniğine katılmıyor. Bir an bile boşa harcamadan kağıdı onun elinden alıyor, yazılan buluşma yerini ve saati tek bakışta inceliyor, ardından kağıdı yeniden göğsüne doğru uzatıyor. "Özrünü sonra düşünürsün. Listede bildirilmemiş başka biri varsa şimdi koşup ona ulaş. Aynı hatayı ikinci kez yapma." Genç adam hızlıca başını sallarken Takeru kapıyı daha fazla açıyor ve sana içeri girmen için yol bırakıyor. "Kenta, içeri. Onbeş dakika uzun bir süre değil. Ayakkabılarını kontrol et, alın bandını al ve görev çantanı getir. Ne taşıdığını bilmeden hiçbir şeyi sırtına doldurma."
Takeru senin ardından giriş bölümüne dönüyor ve az önce sakince kontrol ettiği bütün eşyaları bu defa daha hızlı fakat aynı düzenle masanın üzerine yerleştiriyor. Telaşı hareketlerini bozmak yerine keskinleştiriyor. Bir eliyle silah çantasındaki kunaileri yeniden sayarken diğer eliyle matarayı kaldırıp ağırlığını kontrol ediyor. Sargı bezini çantanın en kolay ulaşılacak gözüne alıyor, gevşek duran tokayı tek çekişte sıkıyor ve masanın kenarındaki küçük kum saatini ters çeviriyor. İnce kum taneleri alt bölmeye akmaya başlarken dışarıdaki genç haberci taş yol boyunca başka bir haneye doğru koşuyor. Takeru, senin odana açılan merdivenleri işaret ediyor. "Temel ekipmanın hazır. Alın bandın, standart silah çantan ve suyun yanında olacak. Takımınla ilk buluşmanda neyle karşılaşacağını bilmiyorsun. Belki yalnızca tanışacaksınız, belki hocanız sizi doğrudan sınayacak. Bilmediğin şey seni korkutmasın. Seni hazırlıklı olmaya zorlasın."
Ardından girişteki uzun sandığın kapağını kaldırıyor. Sandığın içinde görevlerde kullanılabilecek birkaç farklı eşya düzenli biçimde yan yana duruyor. Bir köşede yaklaşık on metre uzunluğunda sağlam bir halat, yanında tahta makaraya sarılmış ince çelik tel bulunuyor. Küçük bez kesenin içinde çakmak taşı ve yağlı tutuşturma bezi, hemen ilerisinde tek kullanımlık bir duman bombası duruyor. Deri bir kutunun içinde temiz sargılar, küçük bir antiseptik şişesi ve metal cımbızdan oluşan basit bir ilk yardım takımı yer alıyor. Bunların yanında bir günlük kuru erzak paketi, yedek bir su matarası, silah ağızlarını düzeltmek için küçük bir bileği taşı ve karanlık alanlarda kullanılabilecek kapaklı bir el feneri bulunuyor. Ayumi’nin çalışma odasının kapısının yanında ise renkli işaret tebeşirleriyle dolu küçük bir kutu ve üzerine farklı yön sembolleri işlenmiş boş metal etiketler göze çarpıyor. Takeru bütün eşyaları tek tek anlatmakla zaman kaybetmiyor. Kum saatine baktıktan sonra gözlerini sana çeviriyor ve sandığın kapağını tamamen açık bırakıyor. "Hepsini taşıyamazsın. Taşımamalısın da. Temel ekipmanının yanına burada gördüklerinden sana yararlı olacağını düşündüğün bir eşya seç. Burada olmayan ama evde bulunduğunu bildiğin başka bir şey varsa onu da alabilirsin. Seçimini neden yaptığını yolda düşünürsün. Şimdi karar ver." Dışarıdaki taş sokaktan maden arabalarının tekerlekleri, eğitim alanından Genzou’nun tok sesi ve hızla uzaklaşan habercinin ayak sesleri duyulmaya devam ediyor. Kum saatindeki ince çizgi ise durmadan aşağıya akıyor.
Gözlerini açtığında ev çoktan hareketlenmiş durumda. Alt kattan tabakların birbirine değmesi, sandalyenin taş zeminde çekilmesi ve bir sandığın kapağının kapanması duyuluyor. Aşağıya indiğinde babanı giriş bölümündeki masanın başında buluyorsun. Kuşağı sıkıca bağlanmış, kolları dirseklerine kadar sıvanmış ve önündeki silah çantası tamamen açılmış durumda. Çantanın dikişlerini iki parmağıyla kontrol ediyor, metal tokasını birkaç kez açıp kapatıyor ve en küçük gevşekliği bile gözden kaçırmamaya çalışıyor. Seni fark edince elindeki çantayı masaya bırakıyor ve gözlerini doğrudan sana çeviriyor. "Gün doğmadan uyanmak seni güçlü yapmaz. Uyandığında ne yapacağını bilmek güçlü yapar." Tokanın üzerine parmağıyla iki kez vurduktan sonra silah çantasını sana doğru çeviriyor. "Bir shinobi evden çıkmadan önce kendisini kontrol eder. Silahların yerinde mi, bağların sağlam mı, ayakkabıların zemine uygun mu, suyun yeterli mi? Bunları görev kapıya geldiğinde düşünmeye başlarsan geç kalmışsın demektir. Düşman sana hazırlanman için süre vermez. Taş ayağının altında kayarken senden özür dilemez. Kendi dikkatsizliğin de düşmanın kadar tehlikelidir." Takeru’nun sesi sert çıkıyor fakat masanın üzerinde senin için hazırladığı ekmek, keçi peyniri, kuru meyveler ve sıcak bitki çayı sözlerinin ardındaki ilgiyi gizlemiyor. Çalışma odasının kapısının altından sızan ışık, Ayumi’nin de güne çoktan başladığını gösteriyor. İçeriden kağıdın üzerinde ilerleyen kalemin sesi geliyor. Takeru ise silah çantasını kapatmadan önce son bir kez içindeki standart kunaileri, shurikenleri ve sargı bezini sayıyor. "Bugün senden büyük bir şey beklenmeyebilir. Bu, dikkatsiz olabileceğin anlamına gelmez. Küçük görevleri ciddiye almayanlara büyük görev verilmez. Ne yaparsan yap, önce çevrene bak. Sonra karar ver. En son harekete geç."
Ekipmanlarını aldıktan sonra evin dışına çıktığında Konjiki bölgesinin dar taş yolları çoktan insanlarla dolmuş durumda. Evlerin büyük kısmı Iwagakure’nin sert ve dayanıklı mimarisini taşıyor. Duvarlar kalın kaya bloklarından oluşuyor, çatıların kenarlarında yağmur suyunu toplamak için metal oluklar bulunuyor ve hemen her hanenin önünde ya küçük bir örs ya da tarım aletlerinin dizildiği tahta bir raf duruyor. Bazı kapıların üzerinde rengarenk çelik simgesini taşıyan kalkanlar asılıyken bazılarında ailelerin kendi işaretleri yer alıyor. Bir sokaktan yeni dövülmüş metal kokusu, diğerinden tandır ekmeğinin sıcaklığı geliyor. Sırtında cevher sepeti taşıyan yaşlı bir adam, görev kıyafeti içindeki genç bir kunoichiyle yolun ortasında durup maden damarlarının yönü hakkında konuşuyor. Bir grup çocuk ise ellerindeki tahta kılıçlarla birbirlerine saldırmak yerine sırayla savunma duruşu çalışıyor. Klan bölgesinin merkezine yaklaştığında geniş ve düz bir eğitim alanı görülüyor. Kayalığın içi oyularak oluşturulan bu alanda farklı yaşlardan yaklaşık yirmi Konjiki yarım daire biçiminde toplanmış durumda. Bazıları akademi öğrencisi, bazıları yeni genin ve bazıları da madenlerden çıkıp doğrudan buraya gelmiş genç işçilerden oluşuyor.
Karşılarında duran kişi, omuzlarına kadar inen kır saçları ve kalın bilekleriyle Konjiki Genzou olarak tanınan klan büyüklerinden biri. Genzou’nun üzerinde zırh bulunmuyor. Belinde yalnızca eski bir kılıç, sağ elinde ise insan kolu kalınlığında ağır bir demir çubuk taşıyor. Önündeki iki genç, birbirlerine karşı savunma duruşu alırken Genzou demir çubuğun ucuyla ayaklarının konumunu düzeltiyor. "Çelik beden yalnızca deriyi sertleştirmez. İradeniz zayıfsa üzerinizde taşıdığınız metal sizi savaşçı değil, ağır bir hedef yapar." Gençlerden birinin omzuna dokunup onu birkaç adım geriye alıyor ve diğerine saldırmasını işaret ediyor. Tahta kılıçla yapılan düz bir hamle, savunmadaki gencin koluyla karşılanıyor ancak darbenin gücü onu dengesinden ediyor. Genzou hemen araya giriyor. "Bakın şimdi bakın. Kerata darbeyi durdurdu ama kendisini koruyamadı. Aradaki farkı görüyor musunuz? Bir duvarın görevi yalnızca parçalanmamak değildir. Arkasında duranların da ayakta kalmasını sağlamaktır." Çevredeki gençler başlarıyla onay verirken Genzou bu defa demir çubuğu omzuna alıyor. "Atalarımız düşmanlarının önünde eğilmedikleri için hatırlanıyor. Fakat bir Konjiki karşısındaki kişiyi ezdiği için büyük değildir. Onu yenecek gücü olduğu halde neden savaştığını unutmadığı için büyüktür. Yumruk dürüsttür. Kılıç dürüsttür. Karşınızdaki kişinin korkusunu, kararlılığını ve ne uğruna ayakta durduğunu size gösterir. Siz de ona aynısını gösterirsiniz. Gücünüzü öfkenizin değil, görevinizin emrine verin." Eğitim alanının dışındaki taş basamaklardan bile Genzou’nun sesi açıkça duyuluyor. Çekiçlerin uzaktan gelen düzenli vuruşları, gençlerin ayaklarının zeminde çıkardığı sürtünme ve yaşlı adamın dersi aynı ritmin parçaları gibi birbirine karışıyor. Dersin devamında iki gencin duruşu tekrar düzeltilirken Genzou, doğrudan saldırının her zaman düşüncesiz saldırı anlamına gelmediğini anlatmaya hazırlanıyor.
Tam bu sırada evlerin bulunduğu taraftan yükselen aceleci bir ses eğitim alanındaki düzenli uğultunun arasından sıyrılıyor. Önce bir kapıya hızla vuruluyor, ardından cevap beklenmeden yan taraftaki başka bir kapıya koşuluyor. Taş yol üzerinde düzensiz adımlar yankılanırken elinde buruşturulmuş bir kağıt taşıyan genç bir adam görülüyor. Yaşı senden birkaç yıl büyük, neredeyse ağabeyin sayılabilecek kadar genç duruyor. Iwagakure yeleğini aceleyle giymiş gibi yakasının biri diğerinden daha yukarıda kalıyor, alın bandı alnının ortasından hafifçe kayıyor ve nefesini toparlayamadan kapıların üzerindeki aile işaretlerine bakıyor. Elindeki listeyi açmaya çalıştıkça kağıdın köşeleri birbirine dolanıyor. Bir evin kapısını çalıp yanlış haneye geldiğini anladığında özür dileyerek geri çekiliyor, ardından gözleri sizin evin üzerindeki Konjiki simgesine takılıyor. Taş yol boyunca koşarak kapıya ulaşıyor ve yumruğunu tahtaya birkaç kez vuruyor. Sen evin önüne vardığında kapı çoktan açılmış durumda. Baban eşikte duruyor ve karşısındaki genci baştan aşağı süzüyor. Genç adam, elindeki kağıdı iki eliyle kavrayıp nefes almaya çalışıyor. "K-Konjiki Kenta! Burada mı acaba efendim?" Takeru’nun bakışları bir an için gencin omzunun üzerinden geçiyor ve seni görüyor. Yüzündeki ifade değişmiyor. Yalnızca çenesini hafifçe kaldırarak arkasını işaret ediyor. "Oğlum olur, arkanda duruyor."
Genç adamın omuzları bir anda geriliyor. Hızla arkasına dönüyor, elindeki kağıdı düşürmeye yaklaşınca iki eliyle yeniden yakalıyor ve kelimeleri birbirine çarparak konuşuyor. "K-k-kusura bakma Kenta, yeni Genin takım kararları çıktı ama bildirme görevinin bana atandığını bilmiyordum. Senin takımın tam onbeş dakika içinde toplanacak... Özür dilerim..." Cümlenin sonuna geldiğinde başını öne eğiyor. Takeru ise gencin paniğine katılmıyor. Bir an bile boşa harcamadan kağıdı onun elinden alıyor, yazılan buluşma yerini ve saati tek bakışta inceliyor, ardından kağıdı yeniden göğsüne doğru uzatıyor. "Özrünü sonra düşünürsün. Listede bildirilmemiş başka biri varsa şimdi koşup ona ulaş. Aynı hatayı ikinci kez yapma." Genç adam hızlıca başını sallarken Takeru kapıyı daha fazla açıyor ve sana içeri girmen için yol bırakıyor. "Kenta, içeri. Onbeş dakika uzun bir süre değil. Ayakkabılarını kontrol et, alın bandını al ve görev çantanı getir. Ne taşıdığını bilmeden hiçbir şeyi sırtına doldurma."
Takeru senin ardından giriş bölümüne dönüyor ve az önce sakince kontrol ettiği bütün eşyaları bu defa daha hızlı fakat aynı düzenle masanın üzerine yerleştiriyor. Telaşı hareketlerini bozmak yerine keskinleştiriyor. Bir eliyle silah çantasındaki kunaileri yeniden sayarken diğer eliyle matarayı kaldırıp ağırlığını kontrol ediyor. Sargı bezini çantanın en kolay ulaşılacak gözüne alıyor, gevşek duran tokayı tek çekişte sıkıyor ve masanın kenarındaki küçük kum saatini ters çeviriyor. İnce kum taneleri alt bölmeye akmaya başlarken dışarıdaki genç haberci taş yol boyunca başka bir haneye doğru koşuyor. Takeru, senin odana açılan merdivenleri işaret ediyor. "Temel ekipmanın hazır. Alın bandın, standart silah çantan ve suyun yanında olacak. Takımınla ilk buluşmanda neyle karşılaşacağını bilmiyorsun. Belki yalnızca tanışacaksınız, belki hocanız sizi doğrudan sınayacak. Bilmediğin şey seni korkutmasın. Seni hazırlıklı olmaya zorlasın."
Ardından girişteki uzun sandığın kapağını kaldırıyor. Sandığın içinde görevlerde kullanılabilecek birkaç farklı eşya düzenli biçimde yan yana duruyor. Bir köşede yaklaşık on metre uzunluğunda sağlam bir halat, yanında tahta makaraya sarılmış ince çelik tel bulunuyor. Küçük bez kesenin içinde çakmak taşı ve yağlı tutuşturma bezi, hemen ilerisinde tek kullanımlık bir duman bombası duruyor. Deri bir kutunun içinde temiz sargılar, küçük bir antiseptik şişesi ve metal cımbızdan oluşan basit bir ilk yardım takımı yer alıyor. Bunların yanında bir günlük kuru erzak paketi, yedek bir su matarası, silah ağızlarını düzeltmek için küçük bir bileği taşı ve karanlık alanlarda kullanılabilecek kapaklı bir el feneri bulunuyor. Ayumi’nin çalışma odasının kapısının yanında ise renkli işaret tebeşirleriyle dolu küçük bir kutu ve üzerine farklı yön sembolleri işlenmiş boş metal etiketler göze çarpıyor. Takeru bütün eşyaları tek tek anlatmakla zaman kaybetmiyor. Kum saatine baktıktan sonra gözlerini sana çeviriyor ve sandığın kapağını tamamen açık bırakıyor. "Hepsini taşıyamazsın. Taşımamalısın da. Temel ekipmanının yanına burada gördüklerinden sana yararlı olacağını düşündüğün bir eşya seç. Burada olmayan ama evde bulunduğunu bildiğin başka bir şey varsa onu da alabilirsin. Seçimini neden yaptığını yolda düşünürsün. Şimdi karar ver." Dışarıdaki taş sokaktan maden arabalarının tekerlekleri, eğitim alanından Genzou’nun tok sesi ve hızla uzaklaşan habercinin ayak sesleri duyulmaya devam ediyor. Kum saatindeki ince çizgi ise durmadan aşağıya akıyor.
Off Topic
RP'ye hoş geldiniz! İlk konumuz hayırlı olsun. Pasiflik süresi üç gündür. İyi RP'ler!


