Page 10 of 13

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Wed Sep 30, 2026 8:48 pm
by Yureikumo Aoi
Han abisi Aoi'nin teorize ettiği tarzda bir teknik bilmediğini söylemişti. Aoi de böyle bir teknik varsa bile yalnızca o ikilinin bilgisi dahilinde olabileceğini düşünüyordu. Han abisi hiç tereddüt etmeden bir an evvel hazırlıklara başlaması gerektiğini söyleyerek Hokage ile konuşacağını dile getirdi. Hep birlikte ayaklanıp salona doğru ilerlediler. Han evden çıkmak üzere ayakkabılarını giyerken neler döndüğü konusunda meraklanan ailesine çok net bir şekilde her şeyi anlatmıştı bir çırpıda. Takeshi şaşkınlıkla Aoi'ye dönüp bu açıklamayı yapma işini ona bırakmamasına hayretini dile getirince Aoi de başını salladı. Annesinin yüzü daha cümlelerin sonu gelmeden şekilden şekle girmeye başlamıştı. Han abisi ayakkabılarını giydikten sonra ailesi ile açıkça konuşmasını tembih ederek mekandan ayrılmış ve Aoi'yi endişe dolu ailesi ile salonda bir başına bırakmıştı. Neyse ki yanında Takeshi vardı da o kadar yalnız hissetmiyordu.

Sessizliği ilk bozan kişi tabi ki de annesi olmuştu. Akane'nin ne kadar tehlikeli olduğunu, yılların bilgi ve tekniklerine sahip olabileceğini, Aoi hakkında her şeyi biliyor olabileceklerini, başlarına bir şey gelebileceğini söyleyerek sitem etmişti. Aoi destek almak için başını Takeshi'ye çevirdiğinde onun da annesinden pek farklı hissetmediğini gözlerinden anladı. Babası ise uzun süre sessiz kalmıştı. Gözlerinde endişe olduğu belliydi ancak aynı zamanda artık yetişkin bir shinobi olan Aoi'nin kararına karşı çıkmayacağı belli oluyordu. Yapmak istediği şeyin bu olduğundan emin olup olmadığını sormuştu. Aoi başını salladı. "Shinmei ölmeden önce... onu bulmam gerektiğini söyledi. Ya özüne döndür ya da yaşamına son ver dedi." Sesi üzgün ve titrek çıktı. "Antik Ağaç'ın başına gelenler, görüm... Bu insanlar dediğiniz gibi tehlikeli ve klanımıza zarar verecekler. Yuukon bana bunları gösterdiyse bir sebebi olmalı. Benim gitmemi istiyor olmalı. O adam sürekli bir ruh gibi beni takip ediyor. Onu devamlı ensemde hissediyorum ve sesini zihnimde duyuyorum. Üstelik bana ne yapıyorsa gerçek hayattaki bedenimin kontrolünü kaybediyorum. Bununla yaşamak istemiyorum. Bu insanlar günah işliyorlar. Yuukon'un kurduğu düzeni ve kuralları yıkıyorlar. Bundan hepimiz zarar göreceğiz, tüm köy zarar görecek."

Derin bir nefes aldı. "Sizi hayal kırıklığına uğratmayacağım. Kutsal bir amaç uğruna intihara gitmiyorum. Gerçekten başarılı olmak istiyorum. Shinmeilerimizin ruhunu istirahate göndermek istiyorum. O yüzden... geri döneceğime inanın lütfen." Koşup hem annesinin hem de babasının boynuna sarılıp onları sıkıca sardı. Sonra bu kucaklama yumağına Takeshi'yi de dahil etti. Dördü bir anda kucaklaştılar. "Ben yokken Takeshi'ye iyi bakın, olur mu? Yemeklerini düzenli yediğinden, öğünlerinin dengeli olduğundan emin olun. Müstakbel damadınız sonuçta." Bu yolculuk ne kadar sürecekti bilmiyordu ancak çok sürmeden sağ salim hepsine dönmek istiyordu. Hem de bu meseleyi kapatmış olarak. "Sizi çok özleyeceğim."

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Thu Oct 01, 2026 9:28 pm
by GM - Shinsei
Annen söylediklerini dinlerken yüzündeki endişe bir türlü dağılmıyor. Sana sarıldığın anda kollarını sımsıkı beline dolayıp seni kendine çekiyor, birkaç saniye sonra omzunda sıcak gözyaşlarını hissediyorsun. "Ben senin kararlarına güveniyorum Aoi... ama anne olmak çok kötü bir şey bazen. Sen ne kadar güçlü olursan ol, gözümde hala saçını kendisi tarayamayan küçük kızsın." Sesi titriyor. "Han yanında olacak, bunu biliyorum. Yine de dikkatli ol. Akane'yi küçümseme. Kimseyi küçümseme. Ve olur da içinde kötü bir his belirirse kahramanlık yapıp devam etme. Dön." Yuto ise sizi bir süre sessizce izliyor. Sonra ayağa kalkıp yanınıza geliyor ve elini başının üzerine koyuyor. Bakışlarında taşıdığı endişe saklanmıyor, fakat sesinde sağlam bir güven var. "Seninle gurur duyuyorum kızım. Korkmana rağmen gitmek istemen, bunu tek başına yapmaktan vazgeçmen, ailene ve arkadaşlarına danışman... Bunların hepsi büyüdüğünü gösteriyor. Doğru bildiğin şeyi yap. Gerektiğinde geri çekilmeyi de bil. Biz burada olacağız." Takeshi'ye dönüp onu birkaç saniye süzüyor. Ağzının kenarında belli belirsiz bir sırıtış beliriyor. "Müstakbel damat konusunda da merak etme. Sen yokken öğünlerini takip ederiz. Zaten son zamanlarda bu evde o kadar sık görüyorum ki nüfus kaydını buraya aldı sanmaya başladım." Takeshi'nin yüzü anında kızarırken Hana, Yuto'nun koluna hafifçe vuruyor. "Yuto! Çocukları rahat bırak biraz." Yuto ise gayet masum bir ifadeyle omuz silkiyor.

Hazırlanmak için odana döndüğünde evin içindeki havanın ağırlığı biraz olsun hafifliyor. İşlerini hallettikten sonra Takeshi seninle beraber kapıya kadar geliyor. Dışarı çıktığınızda akşam serinliği çoktan sokaklara çökmüş durumda. Birkaç adım ilerledikten sonra Takeshi yeniden sana sarılıyor. Bu kez uzun konuşmuyor. Çenesini kısa bir an başının üzerine yaslıyor. "Ben burada olacağım." diye fısıldıyor. "Sen de ne kadar uzağa gidersen git, geri döneceğin yeri unutma." Seni biraz daha sıkıp ardından serbest bırakıyor. Gözlerinde endişe duruyor, yine de kararını zorlaştıracak hiçbir şey söylemiyor.

Han'ın söylediği eğitim alanına ulaştığında içeride üç kişinin seni beklediğini görüyorsun. Han her zamanki eğitim kıyafetleriyle ayakta duruyor. Yanında Kaizen var, gündüz gördüğün yol yorgunluğu hala üzerinde, omzundaki sargı da yerinde. Diğer tarafta ise iri gövdesiyle Akimichi Daichi bekliyor. Han seni görünce gülümsüyor.

"Geldin. Güzel. O zaman ekibi tanıştırayım. Kaizen ve..."

"Tanıyoruz zaten."

"Tanıyoruz zaten."

İkisinin aynı anda konuşması üzerine Han birkaç saniye duruyor, sonra kendi kendine gülüyor. "Doğru, pardon." Kaizen kollarını göğsünde bağlarken Daichi sana kısa bir selam veriyor.

Han yere serdiği haritanın başına geçiyor. "Shigure'yle konuştum. Durumun hassasiyetini anlattım. Şimdilik meseleyi küçük bir ekip içinde tutmamıza izin verdi. Görevin amacı dört kayıp Yureikumo'yu bulmak, kimliklerini doğrulamak ve mümkünse canlı biçimde Konoha'ya getirmek. Aoi'nin bulduğu ruh izi kuzey kapısından dışarı çıkıyor. İlk aşamada o izi takip edeceğiz. İz kaybolursa Aoi'nin ruhsal takibini ve benim Reifuu algımı beraber kullanacağız. Kaizen keşif ve hızlı hareket konusunda önden çalışacak. Daichi, temas halinde savunma hattımız olacak. Ben ekibin komutasını alacağım." Parmağını haritada Konoha'nın kuzeyindeki ormanlık bölge boyunca gezdiriyor. "En önemli kural şu, gördüğümüz ilk kişiye saldırmıyoruz. Kiyoharu'nun gerçekten aradığımız kişi olup olmadığını anlamamız gerekiyor. Aoi'nin gördüğü kayıt eski. Adamın ölmesi gereken bir tarihte yaşadığına dair elimizde açıklanabilir bir bilgi yok. Akane'nin teknik kapasitesini de tam bilmiyoruz. Onları bulduğumuzda önce gözlem yapacağız. Dördü bir aradaysa sayıları ve yetenekleri konusunda bilgi toplamadan temasa girmeyeceğiz. Bizi fark ederlerse birbirimizden kopmayacağız. Yakalama fırsatı oluşursa ben emri vereceğim."

Kaizen haritanın üzerine doğru hafifçe eğiliyor. "İz gerçekten yeni ise çok uzağa gitmiş olmayabilirler. Ama Aoi'yi takip edebileceklerini biliyorlarsa arkalarında bu kadar temiz bir ruh izi bırakmaları garip." Han başını sallıyor. "Ben de aynı şeyi düşünüyorum. O yüzden bunun bir davet olma ihtimalini hesaba katacağız." Daichi kalın kollarını göğsünde birleştiriyor. "Davet falansa daha kolay. Gideriz, bizi bekleyenleri buluruz. Dördünü de toprağa kadar gömerim, kafaları dışarıda kalır. Sonra sırtlayıp döneriz." Han ona bakıp kısa bir gülümseme gösteriyor. "Canlı yakalama kısmını anlamana sevindim. Ama önce konuşacağız Daichi. Bunların neden kaybolduğunu, Antik Ağaç'la ne yaptıklarını ve kiminle çalıştıklarını öğrenmeden köye dönmek istemiyorum." Daichi burnundan hafifçe soluyup başını sallıyor. "Tamam. Konuşuruz. Sonra gömeriz."

Han bakışlarını masanın etrafında gezdiriyor. Kaizen'in fikrini dinledikten, Daichi'nin yaklaşımını da netleştirdikten sonra gözleri sende duruyor. Haritanın üzerinde kuzeye uzanan rota parmağının altında bekliyor.

"Aoi. İz senin bulduğun iz. Bu meselenin merkezinde de klanımız var. Plan hakkında sen ne düşünüyorsun? Bugüne kadar karşılaştıkların doğrultusunda dikkat etmemiz gereken bir şey var mı?" Han'ın sana bu soruyu aslında sormasına gerek olmadığını anlayabiliyorsun, anlaşılan seni ve stratejik düşünme becerilerini ölçüyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Fri Oct 02, 2026 12:31 am
by Yureikumo Aoi
Annesi içi rahat etmese de onu sıkıca sararak iyi dileklerde bulunmuştu, dikkat etmesini tembih etmişti. Gereksiz kahramanlık yapmadan eve sağ salim gelmesini istiyordu. Babası ise ne kadar büyüyüp olgunlaştığı konusunda onu övmüş, kendi başına bir işe kalkışmadan evvel ailesine danışmasının önemini vurgulamıştı. Takeshi'ye sataşmasına Aoi hafifçe kıkırdadı. O yokken ailesi ile iyi vakit geçireceğine inanıyordu. Odasına döndü ve görev kıyafetlerini giyindi. Ekipmanlarını toparladı. Kapıya çıkacağı esnada Takeshi de ona eşlik etti. Son kez birbirlerine sarıldılar sıkıca. "Geri döneceğim, beni bekle." Uzanıp yanağına bir öpücük kondurdu. Evet, dönecekti. Döneceğine inanıyordu. Takeshi'nin gözlerinden hala bu durumun içine sinmediği belli oluyordu ancak yine de Aoi'nin kararına karşı çıkmamıştı. Aoi bunu büyük bir saygıyla karşıladı çünkü durumlar tam tersi olsa kendisi aynı olgunluğu gösterebilir miydi emin değildi.

Vedalaşmanın ardından hızlıca Han abisinin söylediği noktaya doğru ilerledi. Abisi de eğitim kıyafetlerini giyinmiş, çoktan göreve çıkmaya hazırdı. Yanında iki kişi daha vardı. Kaizen ve Akimichi Daichi. Aoi yanlarına geldiğinde abisi onları tanıştıracak gibi olunca ikisi de zaten tanıştıklarını söylemişti. Aoi gülümsedi ve ikisini de kısaca selamladı. Han abisi Hokage ile konuşmuştu. Ekiplerinin küçük olması şartıyla izin vermişti şimdilik bu göreve çıkmalarına. Görevin amacı dört kayıp Yureikumo'yu bulmak, neler döndüğünü öğrenmek ve mümkünse onları Konoha'ya geri getirmekti. Aoi'nin gördüğü ruh izini takip edeceklerdi. Gereksiz çatışmadan kaçınacak, onlara fark ettirmeden öncelikle gözlem yapacaklardı. Kaizen izin bilerek bırakılmış olduğunu gündeme getirince bunun bir davet olabileceğini belirtmişti Han abisi. Aoi de aynı fikirdeydi. Daichi ise kendine son derece güveniyordu. Onun kadar özgüvenli bir shinobinin ekiplerinde olması Aoi'nin içini rahatlatmıştı.

Han abisi son bir kez Aoi'nin planla ilişkili olarak fikrini almak istedi. "Plan teoride iyi, uygulamada nasıl olacak bilmiyorum. Hafife alınmaması gereken shinobiler olduklarına eminim. Kiyoharu isimli shinobi gerçekten de kendini Işık İşaretçisi olarak tanıtan kişiyse fazlasıyla sıradışı teknikler biliyor olmalı. Beni yine görev ortasında Genjutsu'ya alabilir ve henüz ne tür bir Genjutsu kullandığını ve bunu nasıl engelleyeceğimi bilmiyorum." Bir an duraksadıktan sonra devam etti. "Yani... onları gizlice gözlemleme kısmı... bilemiyorum. Adam benim varlığımı ben onu görmeden bile seziyordu. Bir Shinmei'nin ruhunu mühürlediğini, birinin de ölümüne sebep olduğunu biliyoruz. O yüzden dikkatli olmalıyız. Toshifumi de kendine çok güveniyordu Akuro görevine çıktığımızda ancak on Anbu öldü ve biz de neredeyse ölüyorduk. O yüzden temkinli olalım diyorum."

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Fri Oct 02, 2026 1:21 pm
by GM - Shinsei
Kaizen, Aoi’nin temkinli olunması gerektiğine dair sözlerini dinlerken kollarını göğsünde bağlıyor. Birkaç saniye düşünceli biçimde başını salladıktan sonra söze giriyor. "Bence de. Çünkü insanın kendine güvenmesi güzel bir şey ama ben geçen ay kendime çok güvenip Taş Ülkesi’nde bir mağaraya girdim, mağaranın içindeki mantarlar uyuşturucu çıktı, üç saat boyunca yanımdaki adamın aslında büyükannem olduğuna inandım. Bunun konuyla alakası şu. Gördüğün şeye fazla güvenmemek lazım. Gerçi burada mantar yok. Umarım yoktur. Aoi bugün zaten yeterince mantarla uğraştı sanırım, niye mantar düşündüm bilmiyorum. Neyse, asıl diyeceğim şu... Adam seni sen onu fark etmeden hissedebiliyorsa gizlice takip planımızın 'gizli' kısmı biraz teorik kalabilir. Belki bizi zaten bekliyordur. Hatta o ruh izini bilerek bıraktıysa biz şu an onun planının içinde yürüyoruz demektir. Ama bu kötü olduğu kadar işimize de yarayabilir çünkü birisinin seni belirli bir yere çekmeye çalıştığını biliyorsan yol boyunca ne istediğini anlamaya çalışırsın. Mesela saldırmak istiyorsa dar geçit seçer, konuşmak istiyorsa açık alan seçer, kaçırmak istiyorsa çıkışı az bir yere götürür. Bir de Aoi’yi tekrar o zihinsel tekniğe sokmaya kalkarsa hepimizin onun davranışlarını izlemesi lazım. Bir anlık boş bakış, tepki gecikmesi, chakra ritminde değişiklik... herhangi bir şey. Ben önde giderim ama çok öne de gitmem, çünkü sonra beni kaçırırlar, siz beni ararsınız, görev Yureikumo avından Kaizen arama kurtarmaya döner, çok ayıp olur. Kısacası..." Bir nefes alıyor. "Aoi haklı. Bu adamların ne kadar güçlü olduklarını bilmiyoruz. Daha önce güçlü insanları hafife alıp bedel ödemişsiniz. Aynı hatayı bir daha yapmanın alemi yok. Yavaş gideriz, birbirimizi gözden çıkarmayız ve garip bir şey olursa kahramanlık taslamadan haber veririz." Han, Kaizen’in yaklaşık beş farklı konuya uğrayıp sonunda mantıklı bir yere varmasını şaşkınlıkla izliyor. Birkaç saniye cevap vermeden baktıktan sonra "...Evet. Son cümlene katılıyorum. Zaten Aoi de... Neyse." diyor.

Han bunun üzerine toplantıyı dağıtıyor ve herkese bir saat veriyor. "İhtiyacınız olan ne varsa alın. Yiyecek, su, ilaç, yedek silah, kamp malzemesi... Bir saat sonra kuzey kapısında buluşuyoruz. Geceyi yolda geçirme ihtimalimiz yüksek." Sen de eve dönüp yolculuk için gerekli hazırlıklarını yapıyorsun. Bir saatin sonunda ekip kuzey kapısında yeniden bir araya geliyor ve Konoha’dan ayrılıyor. İlk bölüm hızlı ilerliyor, Aoi’nin daha önce gördüğü ruh izi aynı güzergah boyunca kuzeye uzanıyor. Han yürürken rotayı kısaca açıklıyor. "İz eski kuzey yolunu takip ediyor. Birkaç saat sonra yol ikiye ayrılacak. Batı tarafı yerleşimlere gidiyor, kuzeydoğu kolu ise ormanın daha seyrek olduğu taşlık sırtlara çıkıyor. İz oraya dönüyorsa geceyi büyük ihtimalle sırtın ötesinde geçiririz." Daichi haritaya şöyle bir bakıp başını sallıyor. "Orayı biliyorum. Kuzeydoğu kolunda eski bir gözetleme yolu var. Yıllardır kullanılmıyor ama taş basamakların bir kısmı duruyor. Oradan mı geçeceğiz? Bir de yağmurdan sonra dere şişmiş olabilir, köprü hala ayakta mı?" Han, dereyi daha yukarıdan geçmeyi planladığını ve gözetleme yolunu ancak ruh izi aynı yöne devam ederse kullanacaklarını söylüyor. Daichi bunu yeterli bulup omzundaki çantasını düzeltiyor.

Yol ilerledikçe sohbet tekniklere kayıyor. Kaizen, dar alanlarda Genjutsu’ya karşı görüş hattını kesmenin öneminden bahsediyor, Daichi doğrudan çatışmada Taijutsu’nun güvenilirliğini savunuyor. Han ise Ninjutsu’nun menzil ve alan kontrolündeki avantajlarını anlatırken üçünün de birbirini tamamlaması gerektiğini vurguluyor. Konuşma bir süre bu şekilde devam ettikten sonra Han yürürken başını sana çeviriyor. "Aoi, Taijutsu bilgine on üzerinden kaç verirsin? Sence yeterli mi? Chakran azaldığında medet umacağın tek şey fiziksel gücün. Bu konuda hiç çalışma yapıyor musun?"

Kaizen hemen başını ikinizin arasına uzatıyor.

"Uuu, usta öğrenciye gergin gergin sorular soruyor. Fena."

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sun Oct 04, 2026 12:22 am
by Yureikumo Aoi
Aoi temkinli olmaları ve düşmanı hafife almamaları gerekliliğini vurguladıktan sonra Kaizen uzun uzun, lafı döndüre dolaştıra tekrar aynı yere getirmiş ve birebir Aoi'nin söylediği şeyleri kendi hayatındaki bir örnekle yeniden gündeme getirmişti. Kaizen'in konuşma stiline alışkın olan Aoi bunu pek de şaşkınlıkla karşılamamış olsa da Han abisi için durum aynı görünmüyordu. Bir an ne diyeceğini bilememiş, cümlelerini toplamakta zorlanmıştı. Han bunun üzerine hazırlanmaları için süre tanımıştı ve gece yola çıkmak üzere yeniden buluşmak vaadiyle dağıldılar. Aoi de eve giderek yanına ihtiyacı olabilecek tüm malzemeleri aldı. Kamp malzemeleri, yolluk birkaç sandviç, tüm silahları ve ekipmanları, 3 adet Hyourougan ve diğer ninja malzemelerini de alarak yeniden ekiple buluştu.

Konoha'dan ayrıldılar. Aoi yol boyunca giderken dönüp dönüp arkasına baktı ve gittikçe gözden kaybolan köyünü seyretti. Geldikleri gibi sapasağlam buraya geri dönmeyi umuyordu. Işık İşaretçisi olduğunu düşündüğü Kiyoharu'nun ve Akane'nin ruh izini bilerek bıraktıkları, bilerek Antik Ağaç ile uğraştıkları ve Aoi'yi ayaklarına bilerek çağırdıkları düşüncesi içini kemiriyordu. Korkutucuydu elbette. Düşmanı olarak gördüğü kişinin onu çağırması... Üstelik onlar hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Kim oldukları, ne yaptıkları, ne yapmak istedikleri... Her şey birer sırdı. Belki zihnine girdiği zaman onu kandırmayı denese daha fazla şey öğrenirdi ancak Aoi böyle şeyleri beceremiyordu. İlk tepkisi hep fazla dürüst oluyordu. Shinmei meselesi vardı bir de üstelik. Kurohina... Hakkında hiçbir şey bilmediği Shinmei'nin ruhu ona kendiliğinden gelmiş ve bir şey göstermeye çalışmıştı. Kimin almaya geldiğine bak demişti ancak o esnada Mawado gelmişti. Kurohina ona ne demeye çalışmıştı?

Han abisinin ona dönerek Taijutsu bilgisini sorgulaması üzerine düşüncelerinden sıyrıldı. "On üzerinden... üç... belki dört... Bilemiyorum. Pek Taijutsu üzerine çalıştığımı söyleyemem doğrusu ama çatışmada kendimi savunacak kadar şey biliyorum."

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sun Oct 04, 2026 4:59 pm
by GM - Shinsei
Kendi Taijutsu seviyeni üç, belki dört olarak değerlendirdiğinde Daichi başını hafifçe yana eğip seni bir an süzüyor. "Ben kendime yedi buçuk veririm." diyor rahatça. "Bizim klanın teknikleri zaten bedeni kullanmaya dayanıyor. Yumruk yemeye de yumruk atmaya da alışığız." Kaizen hiç düşünmeden iki elini ensesinde birleştiriyor. "Dokuz." Han ona dönüp kaşını kaldırıyor. "Dokuz mu?" Kaizen gülümsüyor ve "On desem ayıp olurdu." diyor. Han kısa bir nefes verdikten sonra kendisine sekiz civarında bir puan biçiyor. Böylece birkaç saniye içinde grubun geri kalanının belirgin biçimde altında kaldığını fark ediyorsun. Han yürümeye devam ederken omzunun üzerinden sana bakıyor. "Ama senin için bu çözülemeyecek bir açık değil. Reflekslerin kötü değil, ayakların hafif, denge duygun da var. Çalışmadığın için geridesin. İstersen çok rahat kapatırsın."

Yolun biraz ilerisinde, ağaçların seyrekleştiği eski bir eğitim noktasına denk geliyorsunuz. Yol kenarındaki açıklıkta insan biçiminde birkaç tahta çalışma kuklası duruyor, bazıları yıllardır darbe yemekten çatlamış, birinin gövdesine kunai izleri işlemiş. Han onları görünce anında duruyor. "Aha. Şansımıza tam yerinde geldi." Çantasını yere bırakıp kuklalardan birinin karşısına geçiyor. "Temelden başlayalım. Konoha Senpuu. Basit görünüyor ama düzgün uygularsan yakın dövüşte çok işe yarar." Ayağını geriye alıp ağırlığını merkezine topluyor. Ardından gövdesini döndürerek ilk tekmeyi üst seviyeye, kuklanın baş hizasına doğru savuruyor. Hareketini kesmeden dönüşünü sürdürüyor ve hemen ardından ikinci tekmeyle alt bölgeyi süpürüyor. İlk saldırı rakibin gardını yukarı çekmeye, ikinci saldırı da açılan alt bölgeyi yakalamaya yönelik. Han tekniği tamamlayıp ayağını yere bastığında sana dönüyor. "Gücü sadece bacaktan vermiyorsun. Kalçan ve gövden de dönüyor. İlk tekmenin momentumu ikinciye taşınacak. Arada durursan hareket parçalanır." Tekniği bir kez daha, bu defa daha yavaş gösteriyor. Sonra kuklanın önünden çekiliyor. "Hadi. Sen dene."

Kuklanın karşısına geçip duruşunu ayarlarken gözünün ucuyla Kaizen'i görüyorsun. Birkaç adım ötede durmuş, kollarını göğsünde bağlamış halde seni izliyor. Dudaklarının kenarında son derece pişkin bir kıvrım var. Bakışındaki hafif küçümseme de gözünden kaçmıyor. Tam pozisyonunu almaya hazırlanırken Kaizen konuşmaya başlıyor. "Bu arada Taijutsu konusunda dokuz dememin sebebi rastgele bir sayı söylemem değildi. Ben küçükken kılıç çalışıyordum ama bir noktada kılıcı kaybedince ne yapacağımı düşünmeye başladım, sonra 'yumruk kaybolmaz' dedim. Gerçi kolun koparsa yumruk da kayboluyor, o ayrı. Sonra tekme çalışmaya başladım, çünkü iki kolun da kopma ihtimali var ama iki kol iki bacak birden giderse zaten görev planında başka sorunlar vardır. Taş Ülkesi'nde de çok fazla dar alan var, kılıç sallayamıyorsun, Ninjutsu kullanırsan tavanı kafana indiriyorsun, o yüzden adamı hızlıca yere yatırmayı öğreniyorsun. Bir keresinde üç gün sadece sol bacakla dövüştüm çünkü sağ ayağımın üstüne kaya düşmüştü. Sonradan fark ettim ki kaya düşen ayakla da tekme atılabiliyormuş, yalnız çok acıyor. Neyse, demek istediğim şu, Taijutsu biraz utanmazlık işi. Karşındaki senden hızlıysa daha hızlı olacaksın, güçlüyse açısını bozarsın, senden uzunsa dizine vurursun, kısa ise..." Bir an Daichi'ye bakıp cümlesini değiştiriyor. "Kısa insanlarla ilgili örnek vermeyeyim. Sonra da bütün bunları yüzlerce kez tekrar ediyorsun. Ben günde en az iki yüz tekme çalışmışımdır bir dönem. O yüzden dokuz makul. Hatta şu an düşününce dokuz buçuk bile olabilir. Ama on demeyeceğim. Mütevazıyım."

Han boş boş Kaizen'e bakarken Kaizen'in gözleri tekrar sana dönüyor. O pişkin ifade biraz daha belirginleşiyor. "Sen üç dedin ya... bence üç bile biraz cömert olabilir."

O bakış hakkında ne düşünüyorsun?

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Mon Oct 05, 2026 12:56 am
by Yureikumo Aoi
Aoi'nin cevabından sonra, soru yalnızca kendisine sorulmuş olmasına rağmen herkes kendi Taijutsu seviyesini puanlamaya başlamıştı. Daichi muhtemelen mütevazı davranıp kendisine yedi buçuk verirken, Han abisi kendisine sekiz civarında puan vermişti. Onlar Jounin seviyesinde oldukları için bu pek de şaşılacak bir durum değildi. Kaizen ise mütevazı olduğunu iddia ederek kendisine dokuz, hatta dokuz buçuk puan vermişti. Bunu duyunca Aoi'nin gözleri ışıldadı. Yolun biraz ilerisinde antrenman yapabilecekleri bir alan bulunca mola verdiler. Han abisi bu açığı kapatabileceğini, Taijutsu için yatkınlığı olduğunu söylemişti. Çalışırsa yapabileceğine inanıyordu. İdman kuklasının önüne geçerek en temelden başlayacağını söylemiş ve Konoha Senpuu tekniğini göstermişti. Aoi etkilenmiş bir şekilde onu izlerken duruşunu zihninde kendisine not aldı. Sonra kendisi kuklanın başına geçerek benzer bir duruşu taklit etmeye çalıştı.

O esnada bakışları Kaizen'e kaymıştı. Yüzünde saklamaya uğraşmadığı bir sırıtış vardı. Hatta biraz da küçümsüyor gibi bakması Aoi'yi bir miktar üzmüştü. Aoi onlardan daha düşük seviyede bir ninja olduğunu biliyordu zaten. Aoi tam hamlesini yapacakken Kaizen söze girerek çocukluğundan beridir Taijutsu konusunda çalıştığını, tek tek bütün uzuvlarını kaybetmesi durumunda ne yapması gerektiğini planlayarak her birisini özellikle çalıştırdığını anlatmıştı. Tek tek her çeşit rakip konusunda kendisini geliştirmiş ve uzmanlaşmıştı. Aoi'ye dönüp kendisine verdiği üçün bile fazla cömert olduğunu söylediğinde Aoi bir durup düşündü. "Senin gibi bir ustanın yanında hiçbir şeyim tabi ki ama..." O esnada Konoha'daki savaştan sahneler gözünün önünde belirdi. Hokage imdadına koşmasaydı ölmüş olacağı gerçeğini hatırladı. "Haklı olabilirsin. Çakram zaten azken Mawado boğazıma yapıştığında hiçbir şey yapamamıştım. Ölmeyi beklemiştim. Üç fazla olmuş olabilir. İki? Bir de değildir herhalde, Chuunin oldum sonuçta." Ona pişkin pişkin bakmakta olan Kaizen'e döndü. "O zaman bana güzel tekme atmayı öğretir misin?"

Kuklanın önünde hamle aldı. Han abisinin öğrettiği gibi Konoha Senpuu yapmayı deneyecekti. Kalçadan ve gövdeden de güç alarak bir tekme savuracaktı. Kadın bedeni tekmeyle savaşmaya daha yatkın olduğu için bunu becerebileceğini düşünüyordu. "Nasıl? Oldu mu?" Han ve Kaizen'in tepkilerine bakacaktı.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Thu Oct 08, 2026 2:52 pm
by GM - Shinsei
Kaizen, kendisine usta dediğin anda yüzündeki o pişkin sırıtış bir anda dağılıyor. Kulaklarının ucuna kadar kızarıp boğazını temizliyor, sonra kollarını göğsünde daha ciddi bir havayla bağlıyor. "Şey... yani, usta biraz iddialı oldu ama yanlış da sayılmaz." Az önceki küçümseyen tavrından eser kalmıyor, hatta kuklanın yanına geçip seni çalıştırmaya şimdiden hazırmış gibi duruyor. "Öğretirim tabii. Hem güzel tekme atmak sandığın kadar karmaşık değil. Kalçayı doğru açacaksın, destek ayağını öldürmeyeceksin, tekmeyi sadece dizden savurmayacaksın. Bir de rakibin suratına vuracağım diye bütün bedenini açık bırakmayacaksın. Ben sana birkaç tane kombinasyon da gösteririm. Önce şu Konoha Senpuu'yu bir görelim." Han'ın biraz önce gösterdiği duruşu alıp hareketi uyguladığında ilk yüksek tekmen kuklanın baş hizasını temiz biçimde yakalıyor. Ayağın yere tamamen dönmeden gövdenin dönüşünü sürdürüp ikinci tekmeyi aşağı seviyeye indiriyorsun. Kukla kaidesinin üzerinde sertçe sallanıyor. Han'ın kaşları hafifçe yükseliyor. "Gayet iyi." Kaizen de birkaç saniye seni sessizce izledikten sonra istemsizce başını sallıyor. "Tamam... üç demen gerçekten haksızlıkmış." Sonra hemen toparlanıp öğretmen edasına geri dönüyor. "Ama destek ayağın biraz fazla sabit kaldı. Dönüşte topuğu serbest bırakırsan kalçan daha rahat açılır. İkinci tekmede de ağırlığını biraz daha aşağı indir, rakibin dengesini sökmek istiyorsun. Bir de vuruştan sonra öylece kalma, tekmenin sonu bir sonraki pozisyonunun başlangıcı olacak. Ben seni çalıştırırım. Bir haftaya millete tepeden bakarsın. İki haftaya bana tekme atmaya kalkarsın. Üçüncü haftada da pişman olursun çünkü ben yine daha iyiyim." Han gözlerini devirirken Daichi kahkahayı basıyor ve kısa molanız birkaç tekrar daha uzuyor.

Yola devam ettikten sonra yaklaşık iki saat boyunca iz kuzeye doğru aynı hatta ilerliyor. Gece iyice çökmüş, ağaçların arasından yalnızca ay ışığı sızmaya başlamışken önünüzde geniş bir yol ayrımı beliriyor. Sol taraftaki yol daha açık ve işlek, uzakta fenerlerin sıcak ışıkları seçiliyor. Sağ taraf ise yoğun ormanın içine girerek karanlığın içinde kayboluyor. Han birkaç adım öne çıkıp çömeliyor. İki parmağını toprağa değdirerek gözlerini kapatıyor ve Reifuu algısını çevredeki hava ile toprağın üzerinde kalan chakra kırıntılarına yayıyor. Birkaç saniye sonra kaşları çatılıyor. Elini kaldırıp tekrar deniyor. Sonuç değişmiyor. "Göremiyorum." diyor sonunda. Daichi ona dönünce Han şaşkınlığını saklamadan ekliyor. "İz burada kesilmiş gibi. Bu kadar yoğun bir ruhsal kalıntının hiçbir geçiş izi bırakmadan bir anda yok olması normal şartlarda mümkün olmaz. Rüzgar dağıtsa yönünü hissederdim, chakra bastırılsa kırıntısı kalırdı. Burada sanki biri makasla kesmiş." Sonra sana bakıyor. "Aoi, sen de kontrol eder misin? Belki benim algılayamadığım şeyi yakalayabilirsin."

Ruhlarla bağ kurduğunda cevabı kısa sürede alıyorsun. Soluk ruh izi yol ayrımında yeniden beliriyor ve sağdaki ormanlık güzergaha doğru kıvrılıyor. Birkaç ağacın kökünden geçip karanlık patikanın derinlerine uzanıyor. Yön belli. Tam Han'a söylemek için başını kaldırdığında gözlerin istemsizce diğer tarafa kayıyor. Sol yolun birkaç yüz metre ilerisinde büyükçe bir dinlenme bölgesi var. Ahşap dükkanların saçaklarından sarı ve turuncu fenerler sarkıyor, açık tezgahlardan yükselen buhar gece havasına karışıyor. Izgara et kokusu buraya kadar geliyor. Bir dükkanda ramen kazanları fokurduyor, başka bir yerde kızarmış hamur ve tatlı fasulye kokusu yayılıyor. Yolcuların oturduğu açık masalar, sıcak çay satan küçük bir tezgah, üzerinde renkli yazılar olan yiyecek tabelaları ve gecenin bu saatinde bile açık duran birkaç küçük dükkan görülüyor. Bir köşede kamp malzemeleri, kurutulmuş etler ve yol erzakları satılıyor; biraz daha içeride sıcak su banyosu olduğunu duyuran büyükçe bir tabela asılı. İnsanların konuşmaları, tabak sesleri ve hafif müzik ormanın sessizliğinin yanında fazlasıyla davetkar geliyor.

Han'ın birkaç saat önce söylediği şey aklına geliyor. İz ormanlık güzergaha saparsa geceyi orada geçirecektiniz.

Bakışların bir kez karanlık orman yoluna, bir kez de ışıklar içindeki dinlenme tesislerine gidiyor. Ruh izi çok net biçimde ormanı gösteriyor. Öteki tarafta ise sıcak yemek, ışık, oturacak düzgün bir masa ve muhtemelen yumuşak bir yatak var.

Han senden sonucu bekliyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Fri Oct 09, 2026 9:24 am
by Yureikumo Aoi
Aoi'nin kendinden daha yetenekli ve uzman kişilere yönelik boyun eğici ve egosuz tutumu Kaizen'in hoşuna gitmiş olacaktı ki tavırları bir anda yüz seksen derece değişmişti. "Usta" olarak çağrılmak hoşuna gitmişti. Hemen öğretmen tavırlarına girmiş ve Aoi'ye düzgün tekme atmayı öğretebileceğini söyleyerek ona vücudunu nasıl kullanacağına ilişkin birkaç tüyo vermişti. Aoi bunların hepsini can kulağıyla dinledi. Aoi'nin Konoha Senpuu hamlesini beğenmiş, bir önceki söylediği şeyin aksine kendisine üç diyerek haksızlık ettiğini itiraf etmişti. Han abisi de beğenmişti. Kaizen eksik kalan yönlerine yönelik geri bildirimde bulunmuştu. Onu çalıştıracağını, bir haftaya kalmaz çok daha iyi bir seviyeye gelebileceğini ima etmişti. Aoi gülümseyerek teşekkür etti.

Böylece kısa eğitim molasını bitirip yollarına devam ettiler. İki saat boyunca izin devam ettiği yolda yürüdüler. Artık hava tamamen kararmış, gökyüzünde ay görünmüştü. Gecenin esintisi serinlemişti. Büyük bir yol ayırımına geldiklerinde durdular. Sağ taraf ormanlık alana doğru devam eden bir patikaydı. Sol tarafta ise muhtemelen bir yerleşim bölgesi veya yolcular için dinlenme tesisleri vardı. Han abisi yere çömelip bir süre bir şeyler hissetmeye çalışmıştı ancak ruh izini kaybettiğini söyleyerek Aoi'ye döndü. Bu kadar yoğun bir izin burada öylece bir anda kesilemeyeceğini söyleyerek durumun tuhaflığının altını çizmişti. Aoi'den de kontrol etmesini istediğinde Aoi hemen ruhlarla bağ kurarak ruh izini görmeyi denedi. İşte oradaydı. Çok net bir çizgi halinde ormanlık alana doğru ilerliyordu. Elbette, yerleşim alanına gitmeleri tuhaf kaçardı zaten.

Aoi başını kaldırdığı esnada ormanlık yolun ürkütücülüğü ile diğer yolun sıcaklığında net ayrımı fark etti. Acıkmaya başlamıştı. Muhtemelen sol tarafta sıcak bir yatak, dört duvarı olan güvenli bir oda, sıcak yemekler vardı. Yiyeceklerin kokusu ve sıcak bir oda fikri iştahını kabartsa da Han abisine dönerek ormanlık patikayı işaret etti. "İz ormanlık alandan devam ediyor abiciğim." Ne yazık ki geceyi kuru toprakta ve buz gibi ormanda geçirmeleri gerekecekti. Ama eğer başarılı olurlarsa evine, odasına, sıcak yatağına ve Takeshi'sine bir an önce kavuşurdu. Bu ödül ona motivasyon sağlıyordu. "Neden ruh izini sen göremiyorsun da yalnızca ben görebiliyorum? Çok da net üstelik. Bilerek mi yaptılar? Benim takip etmem için." Bir an duraksadıktan sonra devam etti. "Abi... sana bir şey soracağım." Ormanlık alana doğru yayılan ruh izine takıldı gözleri. "Işık İşaretçisi bana... bir şey söylemişti." Yutkundu. "Eskiden o da ona öğretilen şeylerin doğru olduğunu kabul etmiş, sonra bir gün öyle şeyler öğrenmiş ki her şeyin değişmesi gerektiğine karar vermiş. Antik Ağaç hakkındaki gerçekleri bilseydin o ağacın yapraklarını, dallarını yolmak isterdin dedi bana. Eğer onu dinleyip onun dediklerini yaparsam doğru yolda olacağımı söyledi. Eğer bu yolu seçmezsem beni öldürmeyeceğini ancak yaptığım seçim sebebiyle öleceğimi, bunu istemediğini çünkü beni sevdiğini ve bana acıdığını söyledi. Benim bu yol uğruna harcanarak herhangi bir kayıptan birisi olmamı istemediğini söylemişti." Bakışları toprak yol ile Han abisi arasında gidip geldi. "O dönem onu Uzumaki zannetmiştim ama şimdi Yureikumo olduğunu öğrenince... Klan hakkında... bilmediğimiz bir şeyler mi var?"

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sat Oct 10, 2026 12:23 pm
by GM - Shinsei
Han, anlattıklarını dinlerken yürüyüşünü yavaşlatıyor. Özellikle Antik Ağaç'ın gerçekleri hakkında söylenenlere geldiğinde yüzündeki ifade değişiyor. Bir süre başını önüne eğip sessizce yürüyor, sonra gözlerini sana çeviriyor. "Böyle bir şeyi neden söylediğini gerçekten anlayamıyorum. Antik Ağaç'ın tarihiyle ilgili hepimizin bilmediği şeyler olabilir. Shinmei'lerin dahi birbirlerinden sakladıkları bilgiler vardır muhtemelen. Ama..." Bir an duraksıyor. Parmakları farkında olmadan yumruk haline geliyor. "Klanımızdan birinin kendi ağacımızdan bu kadar nefret etmesi... Bir de seni sevdiğini, sana acıdığını söylüyor ha?" Dudaklarını birbirine bastırıp başını sallıyor. "Ne yaşadığını, ne öğrendiğini bilmiyorum. Keşke neye inandığını daha açık anlatsaymış. Seni ölümle korkutup ardından sevgisinden bahsetmesini de hiç sevmedim. Her halükarda bu konuyu araştıracağız. Ama o zamana kadar zihnine tekrar girmesine karşı hazırlıklı olmamız gerekiyor." Konuşmanın ardından bir süre sessizce ilerliyorsunuz. Ormanlık yol gittikçe daralıyor ve geceyi geçirebileceğiniz, etrafı sık ağaçlarla çevrili küçük bir açıklığa ulaşıyorsunuz. Han kampı burada kurmaya karar veriyor. Daichi çevreden kuru dallar toplayıp ateşi hazırlarken Kaizen çadırların yerleşimiyle ilgileniyor. "Şimdi gece birileri saldırırsa hepimiz birbirimizi görecek şekilde yatmalıyız. Ama birbirimizi çok iyi görürsek de rahatsız olabiliriz. Mesela ben uykumda bazen kılıç çekiyorum. Bir kere yastığıma saldırdım, yastık kazandı, evet şanslıydı. O günden beri yastıklarla aramız biraz gergin." Daichi, çadırının girişinden kafasını uzatıp ona bakıyor. "Seninle aynı çadırda yatmadığım için mutluyum." "Ben de. Horluyorsundur sen." Han gülümseyerek başını sallıyor ve herkese dinlenmesini söylüyor. Kısa süre sonra ateşin çıtırtıları dışında kamp sessizleşiyor.

Sabah olduğunda seni uyandıran şey çadırının kumaşına aralıksız vuran yağmur oluyor. Ardından gökyüzünü yaran bir gök gürültüsü duyuluyor. Dışarı çıktığında gece boyunca havanın tamamen değiştiğini görüyorsun. Ağaçlar sert rüzgarla bir sağa bir sola eğiliyor, yapraklar kopup havada savruluyor. Yağmur öylesine yoğun ki birkaç metre ötesini seçmek güçleşiyor. Kampın ortasındaki ateş çoktan sönmüş, çadırlardan biri yerinden oynamış durumda. Han erkenden kalkmış, diğerleriyle konuşuyor. "Bu havada yola devam edemeyiz. Önce kendimize sağlam bir sığınak yapacağız." Kaizen'i yanına çağırıp birlikte Doton kullanmaya hazırlanıyor. İkisinin el mühürleriyle yönlendirdiği chakra toprağın altına yayıldığında kampın hemen yanında kalın duvarlar yükselmeye başlıyor. Han zemini yükselterek suyun akışını dışarı yönlendirirken Kaizen duvarları birbirine bağlayıp üzerlerine kemerli bir tavan oluşturuyor. Daichi ise büyükçe kütükleri taşıyarak girişin önüne yerleştiriyor. Han sana dönüyor. "Aoi, şu aşağı tarafta geniş yapraklı fuki bitkileri görmüştüm. Biraz toplayabilir misin? Girişteki açıklıkları onlarla kapatacağız. Bir de ağaçların reçineli kabuklarından bulursan getir. Çok uzaklaşma, hava gittikçe kötüleşiyor."

Söylediği yöne ilerlediğinde geniş yapraklı bitkileri bulmakta zorlanmıyorsun. Çantana birkaç tane yerleştirip çevredeki ağaçların kabuklarını kontrol etmeye başlıyorsun. Yağmurun sesi o kadar kuvvetli ki kampın bulunduğu taraftan gelen sesleri işitemiyorsun. Birkaç ağacın gövdesinde aradığın reçineyi buluyorsun. Daha fazlasını toplamak için ilerledikçe ağaçların arasındaki mesafe daralıyor. Fuki yapraklarının yoğunlaştığı küçük bir dere yatağını takip ederken çevrenin giderek değiştiğini fark ediyorsun. Ağaçların gövdeleri kalınlaşmış, zemin taşlık hale gelmiş. Başını kaldırıp geldiğin yöne baktığında kampı göremiyorsun. Rüzgarın yön değiştirmesiyle yağmur yüzüne çarpıyor. Farkında olmadan epeyce uzaklaşmışsın.

Tam geri dönmek üzereyken birkaç metre öteden birinin boğazını temizlediğini duyuyorsun. Sesin geldiği tarafa baktığında büyük bir ağacın kalın dallarından birinde oturan bir adam görüyorsun. Uzun boylu, düzgün yüz hatlarına sahip, oldukça yakışıklı bir genç adam. Açık beyaz saçları özenle taranmış, üzerindeki mavi beyaz kıyafetler de kaliteli görünüyor. Elinde siyah bir şemsiye tutuyor. Seni fark ettiğinde yüzünde kibar bir gülümseme beliriyor. "Bu yağmur duracak gibi durmuyor... Mahsur kaldık desene." diyor. Ardından başını kaldırıp şemsiyesine bakıyor. Şemsiyenin kumaşı birkaç yerinden su geçiriyor, iç kısmında biriken damlalar sap boyunca akıp adamın koluna dökülüyor. Genç adam pişmanlıkla iç çekiyor. "50 Ryo daha fazla verseydim bu olmayacaktı..." Şemsiyeyi biraz yana eğip suyu boşaltmaya çalışıyor. O sırada ellerinin titrediğini fark ediyorsun. Çenesi de hafifçe seğiriyor. Üzerindeki bütün o düzgün kıyafetlere rağmen sırılsıklam olmuş ve soğuktan fena halde titriyor.

???
► Show Spoiler