Page 9 of 9

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Tue Sep 22, 2026 12:01 am
by Yureikumo Aoi
Aoi, Kaizen'i kandıramamış olduğunun farkındaydı ancak neyse ki Kaizen onu anlatmaya zorlamamıştı. Şu anda zihni net değildi. Gerçekten gidecek miydi? Gitse bile bir başkasını da belaya sokmak istemezdi. Tek gitmesi daha doğru olurdu herhalde. Sonuçta ne ile karşılaşacağını bilmiyordu. Canını yitirebilir veya daha korkunç şeylerle karşılaşabilirdi. Geri dönemeyebilirdi. Öğrendiği bilgiyi de kiminle paylaşması gerektiğini bilmiyordu. O belgeyi Shinmei'den başka gören, içindekileri bilen var mıydı? Klanda veya köyde yayılması büyük bir probleme yol açardı. Yureikumo zaten şanı sallantıda bir klan olarak köy tarafından tamamen uzaklaştırılabilirdi. Klanının potansiyel tehlike gibi görülmesi ise istediği son şeydi. Bunca sene neden shinobi olmaya karar vermiş, neden savaşmıştı?

Aoi evine döndüğünde ortalık sessizdi. İçerideki odalardan birinden ebeveynlerinin sesleri geliyordu. Doğruca mutfağa giderek Houka'nın kitabında yazan tarifleri uygulamaya başladı. Tsukikasa ve Hinoko-dake mantarlarını uygun işlemlerden geçirerek bir jel formatına çevirdi. O soğurken diğer tarafta serinletici jel olarak Mizutama mantarını kullandı. Merhem soğuyup katılaşırken bütün mutfak taze yağmur almış orman gibi kokmuştu. Aoi'nin en sevdiği kokulardan birisiydi bu. Merhemlerden küçük birer parça olarak kolunu sıyırdı ve üzerine sürerek on beş dakika kadar bekledi. Herhangi bir alerjik tepki vermediğini görünce de kavanozlamaya başladı. O sırada babası mutfağın önünden geçerek selam vermişti. "Hoş buldum!" Aoi hiçbir şey çaktırmamaya çalışarak sabahki neşesi ve coşkusu ile babasına cevap verdi. "Orman gezisi... İlginçti. Ne sen sor ne ben anlatayım." Masato ve Takeshi için iki ayrı kavanoz doldurduktan sonra arta kalanlardan biraz da evdeki ecza dolabı için yaptı. Sonra da geri kalan mantar artıklarını toparlayarak çöpe doldurdu. Mutfağı temizleyerek kavanozlarını aldı ve odasına yöneldi.
► Show Spoiler
Gün yavaştan batmaya durmuş, gökyüzü kızıllaşmıştı. Aoi hızlı bir duş alarak üzerini değiştirdi. Üzerine sıradan ev kıyafetlerini geçirdi. Basit beyaz bir şort ve koyu lacivert askılı bir bluz. Saçlarını da serbest bıraktı. Takeshi'ye vereceği merhemi ayrı bir çantaya, Masato'nunkini ayrı bir çantaya koymaya uğraşırken camın önünde birisini fark etti. Takeshi söz verdiği gibi gelmişti. Evinin anahtarları Aoi'deydi tabi. Aoi onları odasındaki masasının çekmecesine yerleştirmişti ormana gitmeden evvel. Kaybetme riskini göze alamamıştı. Kapının çaldığını duyduğu anda odasından fırlayarak koştu. Annesi kapıyı açmak üzere adımlamaya başlamıştı ama onun önüne geçerek kapıyı kendisi açtı ve kollarını kocaman açarak Takeshi'nin kollarına atladı. "TAKESHIIII!" Onu görünce sabahki keyfi yerine gelmişti. Sanki bugün ormanda yaşanan her şey bir rüya, bir blur gibiydi.

Takeshi'nin ilgisini kimse onun üzerinden alamadan hemen elinden tuttu ve oğlanı peşinden sürüklemeye başladı. "Gel." Odasına girdikten sonra kapıyı arkadan sıkıca kapattı. "Otur." Takeshi'yi yatağının kenarına oturduktan sonra çantasından ona ayırmış olduğu merhemi alarak önünde dizlerinin üzerine çöktü. "Bak ne yaptım." Kapağını açarak jelin içini gösterdi. "Bu kas ağrıları için ve soğuk kompres görevi de görüyor. Güneş görmeyen bir yerde sakla ki bozulmasınlar. Tarifini Houka'nın kitabından aldım, yani güvenilir. Bilim adamı sonuçta." Takeshi'nin Houka'yı tanımıyor olduğu gerçeğini çoktan unutmuştu. Ona doğru eğilerek üzerindeki kıyafetin üstünü sıyırdı ve jelinden bir miktar alıp mührün olduğu bölgeye dairesel hareketlerle yedirmeye başladı. "Günün nasıl geçti? Zor muydu? Eğitimde eğlendin mi? Yamiaki Hoca sabah geç kalmana çok kızdı mı?"

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Wed Sep 23, 2026 6:15 pm
by GM - Shinsei
Takeshi daha kapı açılır açılmaz kollarına atlamana hazırlıksız yakalanıyor. Bir an geriye sendeleyip seni belinden kavrayarak dengede tutuyor, ardından yüzündeki şaşkınlık hızla yumuşuyor. "Sen beni böyle karşılamaya devam edersen anahtarı her gün sende unutacağım." diye mırıldanıyor. Elinden tutulup doğruca odaya sürüklenirken annenle babana doğru ancak kısa bir selam verebiliyor. Odanın kapısı kapanıp yatağın kenarına oturtulduğunda da seni merakla izliyor. Kavanoz açılınca öne doğru eğilip içini kokluyor. "Oha çok güzel kokuyor." Houka'nın adını duyunca kaşları hafifçe çatılıyor. "Houka kim?" Fakat sen çoktan kıyafetini sıyırıp merhemi sürmeye başladığın için sorgusunu uzatmıyor. Serin jel tenine yayıldıkça omuzları gevşiyor. "Şey... Bu gerçekten iyi hissettiriyor."

Mührün çevresine yaptığın yavaş dairesel hareketler sırasında Takeshi önce dik oturmaya çalışıyor, birkaç dakika sonra duruşu fark edilir biçimde gevşiyor. Gününün nasıl geçtiğini sorduğunda gözlerini yarıya kadar kapatıyor. "Zordu. Yamiaki bugün beni bayağı süründürdü. Chakra kontrolü, mühür baskısı, sonra yakın dövüş... Bir ara kollarımı hissedemiyordum." Ağzının kenarı hafifçe kıvrılıyor. "Ama eğlendim sayılır. Son zamanlarda ilk kez antrenmanda sürekli kafamın içine gömülmedim. Bir şeyleri gerçekten öğreniyormuşum gibi geldi." Parmaklarının temas ettiği yerde kasları iyice çözülürken derin bir nefes veriyor. "Şu merhemi de yarın götürürsem Yamiaki benden çalabilir. Adamın sırtı benimkinden beter." En önemli soruyu sorduğunda ise Takeshi camdan gökyüzüne bakıyor ve "Kızmak... demem." diyor. O anda adeta o ana gidiyorsun.


Sabah eğitim alanına vardığında Takeshi ilk birkaç saniye boyunca etrafına bakınıyor. Yamiaki'nin her zamanki yerinde olmaması zaten yeterince tuhafken yakınındaki binanın kapısının aralık olduğunu fark ediyor. İçeri girdiğinde bütün ışıkların kapalı olduğunu görüyor. Koridor boyunca birkaç adım ilerledikten sonra geniş salonun ortasında tek bir spot ışığı yanıyor. Işığın tam altında bir piyano duruyor. Piyanonun başında da Yamiaki. Sırtı dimdik, parmakları tuşların üzerinde, yüzünde huzurlu bir gülümseme var. Takeshi kapıda belirdiği anda başını ağır ağır kaldırıyor ve piyano çalmaya başlıyor. "Sabah oldu, güneş doğdu, / Ben seni bekledim burada. / Saat geçti, çayım soğudu, / Takeshi yoktu ortada... / Bir öğrenci söz vermişti, / Vaktinde gelip çalışacaktı. / Sense gecenin koynunda, / Kim bilir neyle uğraşacaktıııııııın..." Takeshi'nin yüzündeki dehşet büyürken Yamiaki son notaya sertçe basıyor. Nağmeli nağmeli tekrar ediyor. "Uğraşacak... TIIIIIIIIN. TIIIIIIIIIIIIIN." Ardından piyanodan kalkıyor ve müzik bir anda ritim kazanıyor. Salonun karanlık köşelerinden nereden geldiği belli olmayan ikinci bir spot daha açılıyor. Yamiaki kollarını iki yana savurup bedenini dramatik biçimde geriye atıyor. Geç kalmanın kalbinde açtığı yarayı anlatan, fazlasıyla ciddi icra edilen bir modern dans başlıyor. Bir ara göğsünü tutup dizlerinin üzerine çöküyor, sonra yerden dönerek kalkıyor, görünmez bir saati işaret edip Takeshi'ye kırgınlıkla bakıyor. Birkaç adım boyunca ellerini sanki parçalanmış kalbinin parçalarını topluyormuş gibi zeminde gezdiriyor, ardından bunları hayali biçimde göğsüne bastırıyor. Finalde tek ayağının üzerinde dönüp Takeshi'nin hemen önünde duruyor. Nefes nefese kalmış halde elini uzatıyor, Takeshi'nin elini iki avucunun arasına alıyor ve son derece sıcak bir gülümsemeyle gözlerinin içine bakıyor. "Sana tüm kalbimi döktüm hayatım, şimdi de seninle ter dökeceğiz. Çalışmaya başlayalım." Takeshi gördüğüne inanmayan gözlerle Yamiaki'yi süzüyor ve hiçbir şey söyleyemeden eğitim alanına doğru ilerliyor. O da o an anlıyor ki, Yamiaki gerçekten dünyadaki insanlardan biri.


Merhemi sürmeye devam ettikçe Takeshi'nin konuşma hızı da düşüyor. Başlangıçta seni izleyen gözleri ağırlaşıyor, birkaç kez başını geriye doğru bırakıp rahat bir nefes alıyor. Bir süre sonra neredeyse tamamen mayışmış halde yatağın kenarında oturuyor. "Bu tehlikeli bir şeymiş..." diye mırıldanıyor, sesi uykulu ve keyifli çıkıyor. "İnsan buna alışır." Sen önünde diz çökmüş halde merhemi yedirmeye devam ederken eli ağır ağır bileğine geliyor. Önce yalnızca parmaklarını kavrıyor. Ardından diğer kolunu beline dolayıp seni beklenmedik bir hareketle kendine doğru çekiyor.

Bir anda yüzün yüzüne yaklaşıyor. Takeshi sana birkaç saniye bakıyor, merhem yüzünden gevşemiş ifadesinde hafif bir gülümseme beliriyor. Sonra hiçbir şey söylemeden eğilip dudaklarını seninkilere bastırıyor. Bir eli belinde kalırken diğeri seni biraz daha yakınına çekiyor ve sarmaş dolaş bir şekilde, sımsıkı tutarak dudaklarından öpüyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Thu Sep 24, 2026 10:33 pm
by Yureikumo Aoi
Takeshi jelin rahatlatıcı etkisi ile birlikte hemen mayışmaya başlamıştı. Aoi yüzünde kendinden memnun bir ifadeyle onun konuşurken hafifçe düşen göz kapaklarını seyretti. Yamiaki Hoca'nın onu fazlasıyla zorladığından, hem mühür hem yakın dövüş üzerine çalıştıklarından bahsetmişti. Epeyce yorulmuş olmalıydı. Yine de halinden memnun ve nispeten neşeli duruyordu. Bunu kendisi de itiraf edebiliyordu. Önceki kadar zihninin içine gömülmediğini söylemişti. Belki de hissettiği yoğun suçluluk duygusundan kurtulmaya başlamıştı artık. Öğreniyor, gelişiyor ve güçleniyor olduğunu gördükçe kendine olan özgüvenini de yeniden kazanıyor olabilirdi. Aoi, Yamiaki Hoca'nın sırtının durumunu duyunca kaşlarını kaldırdı. "Ona da yaparım ne olacak, orman hemen yanı başımızda." Bugünkü geziden sonra o ormana bir süre adım atmak istemiyordu gerçi.

Sabah geç kalmasından ötürü kızıp kızmadığı konusuna gelince Takeshi ona hayatında duyduğu en absürt hikayeyi anlatmaya başladı. Bokukichi'nin uyduracağı tarzdaydı ama Takeshi söylediği için her kelimesine inanmıştı. Yamiaki antrenman yaptıkları binanın içinde, ışıklar kapalı, piyano başında acıklı bir şarkı söyleyerek karşılamıştı Takeshi'yi. Şarkının sözleri hem komik hem sitemkardı. Piyano çalmayı bitirdikten sonra kalbinin ne kadar kırıldığını anlatan bir modern dans gösterisine başlamıştı. Aoi bu sahneleri zihninde hayal etmeye çalıştıkça aklını kaçıracak gibi oldu. Anbu Kök liderinin... şahsına münhasır bir insan olduğunu itiraf etmek şarttı. Hikayenin sonuna doğru kendini tutamayarak kıkır kıkır gülmeye başladı. O kadar güldü ki gözünün kenarında yaşlar birikti.

Aoi merhemi iyice yedirdiğinden emin olana kadar durmadı. İyice işlediğinden emin olmak istiyordu. Odasını nemli bir toprak kokusu sarmıştı. Takeshi de eğleniyor ve rahatlıyor gibi göründüğü için devam etti. Bir süre sonra parmaklarının yavaşça bileğine doğru kaydığını fark etti. Parmaklarını tutunca başını kaldırıp ona baktı. Sonra aniden belinden kavrandığını hissetti ve bir anda kendini onun kucağında buldu. Bir şey söylemeden birbirlerine baktılar. Takeshi'nin dudaklarının kenarı oldukça sevimli bir gülümsemeyle kıvrılınca Aoi de gülümsedi. Sonra nasıl olduğunu bile anlamadan kendini onunla öpüşüyor halde buldu. Takeshi onu belinden sıkıca kavramış, daha da kendine doğru çekiyordu. Aoi o anda hissetti. "Uyanıyor." Evet. Uyuyan dev uyanıyordu. Aoi bir süre yalnızca öpüşmeye karşılık verdi. Sonra kollarını ona sararak biraz daha tutkuyla öpmeye başladı. Sonra hafifçe üzerine abanarak onu yatağına doğru bastırdı. Doğrulup yukarıdan ona baktı. Yaklaştı. Yanağını, çenesini, dudaklarını minik minik öptü. Boynuna doğru indi. Bir elini üst kıyafetinin altından geçirerek tenine direkt olarak dokundu.

O anda bütün bedeni elektrik çarpmış gibi irkildi. Takeshi haksızdı. Esas tehlikeli olan, alışılacak şey buydu. "Seni özledim..." Daha sabah görüşmüş olmalarına rağmen gün içine o kadar çok olay sığmıştı ki sanki aradan çok daha uzun zaman geçmiş gibi hissediyordu. Aoi ona bugün olanları anlatmak, onunla istişare etmek istiyordu. Her yönüyle. Ama bir süre olsun bunu düşünmek istemiyordu. Şu anda Takeshi'ye odaklanmak istiyordu yalnızca. Birlikte oldukları bu ana. Parmakları onun üstünü yukarı doğru sıyırırken diğer eli de çıplak teninde gezindi. Yara izleri, kas ağrıları, morluklar... Hepsini daha net görebiliyordu. Önceki gece karanlık olduğundan ve heyecanlı olduğundan ona yeterince bakamamıştı. Mührün olduğu bölgeye dokundu. Biraz daha sıcaktı. Merhemi iyice yedirmiş olmasına rağmen bu bölge hala hassas gibi hissettiriyordu. Aoi hafifçe eğilerek mührü izledi birkaç saniye. Spiralinin yönü, uğursuz rengi... Uzumaki işareti... Akuro onun kanını istediklerini söylemişti. O halde mühür ne içindi? Sennashi'ye geri dönebilmesi için mi? Onu köye karşı bir tehdit unsuru olarak kullanmak için mi? Belki de onu tehdit ederek kontrol altında tutmak için... Dişlerini sıktı. Bu durumdan nefret ediyordu. Birlikte görevlere çıkabildikleri ve bir takım olarak savaşabildikleri zamanları özlemişti. İlk ürettiği tekniğin ismini bile Takeshi vermişti. Hatta onun kan tekniği ile kendi Fuuton tekniklerini birleştirebilmişlerdi. Mühürden önceki anıları düşünmek moralini bozuyordu. Saflığın verdiği masumiyet yok olmuştu. Şimdi etraflarında terör kol geziyordu.

Aoi'nin yüzü asıldı. Yine andan kopmuş, zihnini gelecek ve geçmişte bırakmıştı. Derin bir soluk verdi. Bu anıyı daha güzel bir başka anıya çevirmek istiyordu. Eğilerek Takeshi'nin karnının üzerindeki mühre minik bir öpücük bıraktı. Sonra bir tane daha, bir tane daha... Dudakları mührün spiralleri boyunca gezinerek karnında dolaştı. Mührün olduğu bölgeyi baştan başa ıslak öpücüklerle doldurdu. Sonra biraz daha yukarı çıktı. Yavaşça yukarı doğru bedenini öperken üzerindeki kıyafeti de adım adım sıyırmaya başladı. Ta ki onun fazlalığından tamamen kurtulana kadar. Sonra doğrularak yandaki pencereye uzandı ve tek eliyle perdeyi indirdi. "Takeshi... sevişelim mi?" Askılı bluzunun bir kolu düşmüştü, göğsü de hızla inip kalkıyordu. Annesi ve babası evin bir başka odasındaydı. Basılabilirlerdi. Kapı kilitli bile değildi. Ama fazla ses çıkartmazlarsa kimse bir şeyden şüphelenmezdi. Dudaklarını yaladı, kıpkırmızı kesilmiş yüzüyle Takeshi'nin gözlerine baktı.


Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Fri Sep 25, 2026 5:23 pm
by GM - Shinsei
Sorun o kadar doğrudan geliyor ki Takeshi birkaç saniye boyunca sana cevap veremiyor. Gözleri bir an yüzünde, sonra düşmüş askında, ardından tekrar yüzünde dolaşıyor; kulaklarına kadar kızardığı çok açık. "Sen... bunu böyle pat diye mi soruyorsun?" diye fısıldıyor, sesi utançtan hafifçe çatlıyor. Sonra yüzünü avucuyla kapatıp kısa bir kahkaha kaçırıyor. "Ben hayatımda hiçbir şeye bu kadar hazırlıksız yakalanmadım." Birkaç saniye sonra elini indirip sana bakıyor ve yüzündeki mahcubiyetin arasından sıcak bir gülümseme beliriyor. "Gel buraya." Seni yeniden kendine çekiyor. Kapıya kısa bir bakış atıp giderek kilidini çeviriyor, ardından geri dönüp kollarını sana sarıyor. Sonrasında odanın içindeki telaş yavaş yavaş kayboluyor, konuşmalar yerini fısıltılara, uzun öpüşmelere ve yalnızca ikinize ait sessiz bir zamana bırakıyor.

Bir süre sonra ikiniz de yatağın üzerinde yan yana uzanıyorsunuz. Takeshi sırtüstü yatmış, bir kolunu başının altına koymuş durumda. Nefes nefese olduğu çok belli. Gözlerine bakıyor ve gülümseyip "Gerçekten dışarıya gösterdiğin kadar masum değilsin bu arada..." diyor. Gözlerini tavana çeviriyor. Yüzündeki gevşeklik önceki dakikalardan kalmış olsa da gözleri düşünceli. "Ben hala gelecek hakkında düşünmemeyi beceremiyorum." diyor sonunda. Parmaklarını seninkilerin arasında hafifçe sıkıyor. "Bir gün kontrolü kaybedersem, birinize zarar verirsem, yine benim yüzümden biri ölürse diye düşünüyorum. Bazen saçma olduğunu biliyorum ama kafam susmuyor." Kısa bir nefes veriyor. "Bugün Yamiaki bey ile çalışırken bile kendimi tam veremedim. Bana bir şey anlatıyor, ben dinliyorum ama kafamın başka bir tarafında sürekli kötü ihtimaller dönüyor."

Başını sana doğru çeviriyor. Bu kez yüzünde daha yumuşak bir ifade var. "Sonra sen çıkıp geliyorsun." diyor. "Bazen saçma bir şey söylüyorsun, bazen üstüme atlıyorsun, bazen de oturup yarım saat merhem sürüyorsun... ve benim kafam ilk kez susuyor." Gülümsüyor. "Bugün gerçekten berbattı aslında. Ama şimdi düşündüğümde güzel bir günmüş gibi geliyor. Çünkü sonu seninle bitti." Bir süre daha elini bırakmadan sana bakıyor. Sonra bakışları kaçıyor. Yüzü yeniden kızarmaya başlıyor. Belli ki aklına gelen bir şeyi söyleyip söylememek arasında kalmış durumda.

"Şey..." diye başlıyor. Boğazını temizliyor. "Acaba... Jounin olunca evlensek mi?"

Cümle ağzından çıkar çıkmaz gözleri büyüyor.

"Ben ne sordum lan?!"

Bir anda yüzünü iki eliyle kapatıp yatağın içine gömülüyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Fri Sep 25, 2026 11:31 pm
by Yureikumo Aoi

Aoi'nin cesur açık sözlülüğü karşısında Takeshi bir süre afallamıştı. Ne söyleyeceğini bilemez halde elini yüzüne kapatıp utancını saklamaya çalışsa da Aoi onun da zihninden aynı şeyin geçtiğini biliyordu. Hazırlıksız yakalandığını itiraf edince Aoi hafifçe kıkırdadı. Yüzünü ona doğru yaklaştırdı. Takeshi de elini çekip gülümsedi ve onu kendisine doğru çekti. Ancak anın akışına kapılmaktansa tedbirli olan kişi olmayı seçmiş ve önce yataktan kalkıp kapıyı kilitlemişti. Geri döndüğünde ise birlikte Aoi'nin yatağının sıcağını paylaştılar. Kısa sürede odayı minik fısıltılar, öpüşme ve nefes sesleri aldı. Ateş yükseldi ve doruk noktasına ulaştı. Dış dünyayı umursamadıkları, yalnızca kendilerine ait, iki kişilik bir anın akışına kapıldılar ve geri kalan her şeyi kısa süreliğine unuttular.

Ateş düşmeye başladığında yatakta yan yana sırt üstü uzanmış haldeydiler. Takeshi'nin kolu Aoi'nin başının altındaydı. Aoi başını onun göğsüne yaklaştırıp koluna fazla ağırlık vermemeye dikkat etti. Bir eli çıplak göğsünün üzerinde dairesel hareketlerle dolaşıyordu. İkisi de nefes nefeseydiler ve henüz göğüslerinin soluk alış hızı normale dönmemişti. Takeshi yüzünde onunla uğraşmak isteyen çocuksu bir gülümsemeyle dışarıya gösterdiği kadar masum olmadığını iddia etmişti. Aoi omuz silkti. Dışarıya bir şey "göstermeye" çalışıyor filan değildi ki. "Seni arzuluyor olmam masumiyet eksikliği mi?" Bu sorunun cevabı üzerine kısa bir süre düşündü. Sonra da hiç umurunda olmadığına karar verdi. "Masum olmak filan istemiyorum o zaman. Takeshi'nin olmak istiyorum." Uzanıp boynuna bir öpücük kondurdu.

Takeshi'nin gözleri tavanı seyrediyordu, düşüncelerle bulutlanmıştı yeniden bakışları. Aoi bunun nasıl bir his olduğunu iyi bildiği için bir şey söylemedi. O tavanı seyrederken Aoi de onun yüzünü seyretti. Her bir santimini ezberlemek istiyordu. Gelecek hakkında kaygılandığını itiraf etmişti en sonunda. Bedenine yapılanlar yüzünden kontrolünü kaybedip birisine zarar vermekten korkuyordu. Tam olarak Sennashi'nin ona yaşatmak istediği duyguydu bu. Aoi uzanıp yanağını okşadı. O esnada Takeshi de başını çevirince göz göze geldiler. Ve Takeshi ona büyük bir aşk itirafında bulundu. Aoi'nin onun zihnindeki sesleri susturan kişi olduğunu... Kötü bir gün geçirse bile sonunda Aoi olduğu için iyi olduğunu düşündüğünü söylemişti. Aoi onun için... güvenli eviydi. Aoi'nin yanında rahatlayabiliyor, sıkıntılarını unutabiliyor, kendisi gibi olabiliyordu. Ona korkularını ve savunmasız hissettiği anlarını açıyordu.

Aoi şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemez şekilde ona baktı. Daha önce defalarca kez ona onu ne kadar sevdiğini söylemişti ancak Takeshi'den hiç bu seviyede bir itiraf duymamıştı. "Takeshi..." El eleydiler. Takeshi gözlerini hiç kaçırmadan ona bakıyordu. Sonra yüzü yeniden kızarmaya başladı. Ve... Jounin olunca evlenmelerini teklif etti. Aoi'nin gözleri kocaman büyüdü. Evlenme mi... teklif etmişti? Teknik olarak etmişti, değil mi? Takeshi belli ki bunu pat diye söylemeyi planlamamıştı ama anın büyüsüyle savunmalarını indirince gerçek düşünceleri sıyrılıvermişti birdenbire. İki elini de utançla yüzüne gömerek yatağın içine doğru kaçarken Aoi onun ellerini tuttu. Yüzünden çekerek zorla kendisine baktırdı. "Olur! İsterim! Çok isterim! Evlenelim!" Sesi heyecandan titrek çıkmıştı. "Jouninliğe yükselmek için hiç motivasyonum yoktu ama şimdi her şeyden çok istiyorum." Kollarını onun boynuna dolayarak sıkıca sardı ve dudaklarını uzun uzun öptü. "Çocuk da istiyor musun? İstiyorsan kaç tane? İsimleri ne olsun? Kız erkek?"

Aoi kendini onun bedenine bastırarak yanına uzandı yeniden. Başı neredeyse boynuna gömülüydü. "Masato sana ormanda olanları anlattı mı?" Derin bir iç çekti. "Yer altında tuhaf bir çakra akışı keşfettik. Sonra görü almayı denedim ve Antik Ağaç'ın köklerine birisi tarafından yabancı bir şey yerleştirildiğini gördüm. Muhtemelen Işık İşaretçisi'ydi. Bir şey uyanıyordu. Sonra Youko'yu ve o ritmi duydum yeniden. O ritim Youko'ya bir şey yaptı. Onu tetikledi gibi." Bir süre duraksadıktan sonra devam etti. "Akuro'yu çağırmaya karar verdim. Masato ona sorular sordu. Sennashi'de Sairen isminde çok tehlikeli bir lider varmış. Mawado'nun bahsettiği on bir liderden birisi olmalı. Youko onun gözetimindeymiş ama onu sonradan Mawado'ya teslim etmiş. Akuro fazla detay bilmiyordu ancak öğrendiği kadarıyla Youko'nun çok tehlikeli bir kekkei genkaisi varmış ve senin için olan planla bağlantılı bir şekilde onu kullanmak istiyorlarmış. O kekkei genkaiyi kullanarak bir geçit açmak istiyorlarmış. Bir rivayete göre Shindou kanı yabancı bir kan ile birleşir ve Amanomura Dağı'nın eteklerine sürülürse shinobilere mutlak güç veren bir geçit açılırmış. Bu rivayet ne kadar doğru bilmiyorum ama Sennashi bunun peşine düşmek için bir ekip oluşturduğuna göre bu rivayetin peşinden koşmak istiyorlar. Seni de isteme sebepleri bu olmalı. Sennashi hikayesindeki yerin. Ve muhtemelen bahsi geçen diğer kan da Youko ya da o kaçırılan diğer kız. Görülerimde sürekli Youko'yu ve o ritmi duyuyor olmam da bunu kanıtlıyor olabilir."

Derin bir nefes verdi. Yüzü endişeyle gölgelendi. "Akuro, Akane ile kısa süreli iş birliği yaptıklarını onayladı. Akane onlara köy içinden bilgi sızdırmış. Sennashi ona karşılığında ne verdi bilmiyorum. Ama Işık İşaretçisi'nin kim olduğunu öğrendim. Shinmei'nin odasında özel bir Anbu dosyası vardı." Kaşlarını çattı. "Yureikumo Kiyoharu. Sadece o ve Akane de değil. Klanımdan dört kişi, gizli bir örgüt kurarak kaybolmuşlar. Arkalarında bir mesaj bırakmışlar. Halka yalnız hareket etmeyecek, kapı açıldığında dördümüz de orada olacağız diye." Takeshi'nin yüzünü daha net görebilmek için hafifçe doğruldu. "Sennashi ile bağlantıları olduğunu düşünmüyorum ancak o açmaları istenen geçit her ne ise, bu isimler de oradan faydalanmak istiyor. Bu yüzden seni onlara teslim etmemi istedi benden. Savaş esnasında kaostan yararlanarak köye geri döndüler, Antik Ağaç'ın köklerine bir şey yaptılar. Ağaç bu yüzden yeniden uyandı. Ruh izini takip etmeyi denedim ve gerçekten de köyde taze bir iz buldum. Yakın zamanda buradaymış, yeni ayrılmış. Ne yöne gittiğini biliyorum. Üstelik... eski Shinmei'lerden birinin ruhunu mühürlediklerini de biliyorum. Her ne yapmaya çalışıyorlarsa... Sennashi'den bile tehlikeli olabilirler. Klanımın zaten kötü olan şöhreti yüzünden bu durum açığa çıkarsa köyden kovulabiliriz. İstersek tehlikeli olabileceğimiz bilindiği için bize pek çok şey anlatılmaz, pek çok tekniğimiz de gizlidir ve sadece belli kişiler kullanabilir. Görü almak bile... Biz de sorgulamayız zaten pek. Uyumlu olmak ve yaşlılarımızın öğütlerini dinlemek temel öğretilerdendir." Bakışlarını Takeshi'nin gözlerine sabitledi. "Takeshi... Bunları anlattığım tek kişisin. Başka kimse bilmiyor. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Kaçıp izlerini sürmeli miyim? Onları durdurmaya çalışmalı mıyım? Yoksa Han Abi gibi büyüklere mi danışmalıyım önce? Seni bırakmak istemiyorum. Ama her ne yapıyorlarsa büyük bir şey planlıyorlar. Antik Ağaç'ın kökleri bütün kıta boyunca uzanıyordu neredeyse. Ve içine bir şey yerleştiriyordu. O geçidi açmak istiyorlarsa senin de peşini bırakmayacaklar. Youko'nun da..." Takeshi'nin yüzüne doğru yaklaştı yeniden. Yanaklarını okşadı nazikçe. "Shindou tarihi hakkında hiçbir şey biliyor musun? Kanınızı bu kadar özel yapan şey ne? Ya da bahsi geçen dağı veya geçidi daha önce hiç duydun mu?"

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sat Sep 26, 2026 11:44 am
by GM - Shinsei
Çocuk sorusu Takeshi’nin az önceki evlilik teklifinden bile daha ağır geliyor. Yüzünü ellerinin arasından yeni çıkarmışken bu kez donup kalıyor, bakışları birkaç saniye tavanda geziniyor, sanki orada hazır bir aile planı yazıyormuş gibi. "Çocuk mu? Yani... evet? Sanırım? İsterim herhalde." Kulakları yeniden kızarıyor. "Kaç tane diye hemen mi karar veriyoruz? İki olabilir. Biri kız biri erkek mesela. Ya da ikisi de kız. Ya da..." Kaşlarını çatıp ciddi ciddi düşünmeye başlıyor. "İsim olarak... Haru? Çok mu normal? Kız olursa Momo güzel. Erkek olursa... Takeshi İki." Kendi söylediğine kendi yüzü buruşuyor. "Hayır, korkunç. Çocuğa Takeshi İki koymayalım. Beni bu konuda yalnız bırakma, panikten isim üretiyorum şu an." Boynuna gömülüp birkaç saniye utanarak saklanıyor. Sonra nefesini toparlayıp daha sessiz bir tonda ekliyor. "Ama... seninle olursa isterim. Onu biliyorum."

Ormanda yaşananları anlatmaya başladığında Takeshi’nin yüzündeki mahcubiyet yavaş yavaş siliniyor. Yeraltındaki chakra, Antik Ağaç, görü ve Youko’nun ritmi derken seni bölmeden dinliyor. Akuro’nun adını duyunca bakışları düşüyor, parmakları istemsizce karnındaki mührün yakınında duruyor. Birkaç saniye sessiz kalıyor. Akuro’nun Youko hakkında anlattıklarına geldiğinde ise hemen doğruluyor. "Şimdi aklıma geldi de... diyor. "Yamiaki’nin programına başlamadan önce birkaç kere temel hareketlerini izlemiştim ya. Refleksleri çok hızlı, onu zaten söylemiştim. Ama bazı anlarda... özellikle hata yaptığında ya da gerildiğinde parmakları kendi kendine ritim tutuyordu. Ben stres alışkanlığı sanmıştım, üstüne konuşmuştuk. Bir keresinde o ritmi yaparken chakrasını takip etmeye çalıştım. Chakra kontrolü bozulmuş gibi görünmedi. Birkaç saniyeliğine bütün akışı aynı merkeze doğru çekildi. Sonra bir anda normale döndü. Ona sordum, farkında bile değildi." Bir an düşünüp devam ediyor. "Bir de gösterdiğim bazı hareketleri gereğinden hızlı öğreniyor. Sanki bedenine ilk kez öğretmiyorsun da önceden bildiği bir şeyi hatırlatıyorsun gibi. Bunu yetenek sanmıştım. Mawado'nun onu özellikle eğitmesi ve o ritim meselesi şimdi daha kötü hissettiriyor."

Amanomura Dağı ve Shindou kanı kısmında uzun süre sessiz kalıyor. "Dağın adını hiç duymadım. Geçit hikayesini de bilmiyorum." diyor sonunda. "Bizim ailede kanla ilgili bir sürü eski hikaye var ama yarısı çocuk korkutmak için anlatılan şeyler gibi. Bildiğim kısmı şu, Shindou teknikleri kanı sıradan bir araç gibi kullanmıyor. Chakra kanın içinde uzun süre taşınabiliyor, başka chakra türleriyle temas ettiğinde de tepki verebiliyor. Benim tekniklerimin çoğu zaten bunun üzerine kurulu." Kendi avucuna bakıyor. "Belki bu rivayetin Shindou kanını istemesinin sebebi budur. Bir şeyi açmak için taşıyıcı, anahtar, tetikleyici... bilmiyorum. Youko'nun kanında da başka bir parça varsa ikimizi birlikte istemeleri mantıklı hale geliyor." Sonra sen Kiyoharu’yu, Akane’yi ve kaybolan dört Yureikumo’yu anlatıyorsun. Beyaz saçlı adamın Işık İşaretçisi olduğunu söylediğin anda Takeshi’nin başı birden sana dönüyor. "NEEEEE?!" Yatakta doğrulup birkaç saniye sana bakıyor. "O adam Yureikumo muymuş? Senin klanından mı? Akane de onunla beraber miydi? Dört kişi birden mi kaybolmuş?!" Sorular üst üste çıkıyor, ardından kendi kendini susturup saçlarını geriye itiyor. "Neyin içine girdik lan böyle..."

Seni dinlemeyi bitirdiğinde Takeshi bu kez gerçekten uzun süre düşünüyor. Başını yastığa yaslamış olsa da gözleri tamamen açık. Sonunda elini bulup sıkıca tutuyor. "Önce Han abiyle konuş." Sesi kesin çıkıyor. "Bunu tek başına takip etmeye kalkma, Aoi. Ciddiyim." Biraz doğrulup sana dönüyor. "Kiyoharu gerçekten o adamsa senin neler yapabildiğini biliyor olabilir. Klan tekniklerini biliyor, ruhlarla nasıl iz sürdüğünü biliyor olabilir, Mirai no Me'yi bile biliyordur. Seni peşinden sürüklediğini fark ederse önüne istediği şeyi koyabilir. Bir iz bırakır, sen takip edersin, gittiğin yerde üç kişi daha bekler. Ya seni yakalarlar ya izlerini tamamen kaybettirirler. Daha kötüsü, sen ortaya çıktığında planlarını hızlandırırlar." Parmaklarını elinin üzerinde biraz daha sıkıyor. "Birilerine haber vermeden gidersen kimse nerede olduğunu bilmez. Sana bir şey olduğunda seni aramaya nereden başlayacağımızı bilemeyiz. Bunu senden özellikle ben rica ediyorum. Çünkü ben aynı şeyi yapmayı düşündüğümde sen bana ne kadar kızdıysan haklıydın." Gözleri kısa bir an karnındaki mühre kayıyor. "Han abi klanınızı, Antik Ağacı, Akane’yi benden de Yamiaki’den de iyi biliyor. Önce ona anlat. Belgeyi gördüğünü de söyle. Sonra beraber karar verirsiniz kimin bilmesi gerektiğine. Klanın başına iş açılmasından korkuyorsan bunu anlayabilecek ilk kişi zaten Han abi."

Tam o sırada evin girişinden kapının çalındığını duyuyorsunuz. İkiniz de susuyorsunuz. Birkaç saniye sonra annenin sesi geliyor. "Aaa, Han, hoş geldin oğlum!" Takeshi birkaç saniye kapıya doğru bakıyor. Sonra yüzünde yavaşça bir gülümseme beliriyor ve sana dönüyor. "İyi insan lafın üstüne gelirmiş. Çıkalım mı dışarı?"

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sat Sep 26, 2026 2:12 pm
by Yureikumo Aoi

Aoi, Takeshi'nin çocuk sorusundaki paniğine kıkır kıkır güldü. Şimdiden çok uzak bir geleceğe dair planlar yapmak nedense ona iyi gelmişti. Sonrasında Takeshi onu dikkatle dinlemişti. Youko'nun strese bağlı yaptığını düşündüğü ritmi ile ilgili bir gözleminden bahsetti. Kızın çakrası bir alanda toplanıyordu o ritmi yaparken ancak kendisi bunun farkında değildi. Üstelik öğretilenleri de yeni öğrenene birinden ziyade, eski öğrendiklerini hatırlayan birisi gibi çabuk kavrıyordu. "Mawado'nun kıza bir şey yaptığı aşikar." diye mırıldandı düşünceli bir şekilde. Takeshi bahsi geçen dağı da efsaneyi de hiç duymamıştı ancak kendi klanlarında anlatılan bazı hikayeleri biliyordu. Onların kan teknikleri, kanda hala aktif olarak dolaşan çakra ile iletişime geçmelerinden oluşuyordu. Bu sebeple de Youko'nun kanı ile etkileşime girmesi belki de tetikleyici olacak olan şeydi. "Mühür de bu sebeple mi o zaman? Seni bunu yapmaya zorlamak için mi?" Düşünceli bir şekilde tavana baktı. "Zavallı kızcağız. Başına neler geldi acaba? Ona unutturmuş olabilirler." Ciddi bakışlarını Takeshi'ye çevirdi. "Bu mesele üzerinde durmalısınız. Yamiaki Hoca anlar mı bilmiyorum ama ANBU sonuçta. Hokage sizi onlara emanet ettiyse köy içerisindeki en yetkili kişiler onlar olmalı. Bunu araştırmalısınız. Belki Youko da öğrenmelidir. Hazırlıklı olmak için."

Mesele Yureikumo'ya geldiğinde Takeshi şaşkınlıktan resmen bağırıp yatakta doğrulmuştu. Takeshi'nin şaşkınlıktan birbiri ardına sorulmuş sorularına başını sallamakla yetindi. Kendisi de bu gerçeği henüz tam olarak sindirememişti. O adamın klanından olması... Tiksindirici geliyordu. "Biz girmedik... onlar bizi buna sürüklediler." Aoi'nin kararsızlığı konusunda ise Takeshi çok net bir yanıt vermişti. Önce gidip Han abisi ile konuşmalıydı. Tek başına takip etmeye kalkışırsa bir tuzağa düşebilirdi. O adam Aoi'nin neler yapabildiğini biliyorsa onu bir tuzağa çekebilirdi. Aoi kimseye haber vermeden giderse ve başına bir şey gelirse de onu nerede arayacaklarını bilemeyeceklerdi. Planladıkları şey her ne ise bunu hızlandırabilirlerdi. Belki Aoi'yi kullanarak Takeshi'yi ayaklarına bile getirebilirlerdi. Sonra Takeshi aynı şeyi kendisi düşündüğü zaman Aoi'nin ona kızmakta ne kadar haklı olduğunu dile getirince Aoi adeta tokat yemiş gibi oldu. Motivasyonları aynı olmasa bile çok benzer bir karardı gerçekten de. Takeshi onları korumak için gitmeyi, teslim olmayı düşünmüştü. Aoi de onları korumak için tek başına gidip kimseyi riske atmadan kendisi riske girmek istiyordu. Bu yanlıştı. Bunu yapan Takeshi olsa ona çok sinirlenirdi. Sinirlenmişti de. "Haklısın." Kollarını ona sarıp sıkıca sarıldı. "Size danışmadan kafama göre asla başımı alıp gitmem. Söz veriyorum. Özellikle sana böyle bir şeyi asla yapmam. Bu kendi başıma alabileceğim bir karar değil. Kendi güvenliğimden sadece ben sorumlu değilim. Geride bırakacaklarımı da düşünmeliyim. Çok haklısın Takeshi. Seni bu yüzden çok seviyorum."

Han abisi klanları hakkında çok fazla şey bilen ve Aoi'nin güvenip kendisini açabileceği birisiydi. Üstelik bilgeliği ile mantıklı kararı verebilecek olandı. Onunla istişare etmek en mantıklısıydı. Kapı çalıp da içeriden annesinin Han'ın geldiğini duyuran sesi duyulunca Takeshi onun yanına gitmeyi teklif etti. "Hayır, bekle." Aoi telaşla doğruldu. "Annemlerin yanında konuşamayız. Onu buraya getireyim." Sonra etrafa saçılmış kıyafetlerini, dağılmış yatağı, darmadağın saçlarını fark etti. Yataktan ok gibi fırlayarak kıyafetlerini arayıp buldu. Takeshi'ninkileri de ona uzattı. Onu hemen kaldırıp odasındaki kotatsunun önüne oturttu. Sonra birkaç saniyede yatak örtüsü kaldırıp düzeltti. Üzerine yastıkları ve peluşları aceleyle dizdi. Aynanın önünde iki dakikada saçını düzeltip yatıştırdıktan sonra tarağı Takeshi'ye fırlattı kendi saçını düzeltmesi için. Sonra da hızla odasından fırladı. "HAN ABİİİİİEEEEEEĞĞĞĞĞĞĞĞ!" Annesinin içeriye buyur ettiği abisini kolundan yakaladığı gibi odasına sürüklemeye başladı. "Bir şey konuşmamız lazım! Gel! Ah, selam anne selam baba!" Onu odasına soktuktan sonra kapıyı arkadan kilitleyecek ve kotatsunun önünde Takeshi'nin yanına diz çökecekti. "Han abi bize yardım et lütfen!" Sonra da ona baştan sona tüm hikayeyi anlatacaktı. Ormanda yaşananları, yer altındaki çakrayı, piknikteki ve ormanda aldığı görüsünü, Akuro'yu çağırdığını, Akuro'nun söylediklerini, Youko ve ritim olaylarını, rivayeti, Akane'nin yanındaki adamı, Shinmei'nin odasına gizlice girip bulduğu dosyayı ve dosyadaki isimleri... Işık İşaretçi'nin ve yandaşlarının kimliğini, izi takip ettiğini, gerçekten de köye gelmiş olduğunu ve Antik Ağaç'ın köklerine bir şey yapmış olduğundan şüphelendiğini... Takeshi'ye anlattığı her şeyi bir de ona anlatarak ondan akıl isteyecekti. Ne yapmalılardı?