Shizukesa no Kusari yeniden Takeshi'ye ulaştığında bu kez zincirler bir düşmanı değil, kendi içinden koparılmış bir dostu tutmaya çalışıyor. Görünmez bağlar kırmızı çakranın içinden geçip bileklerine, omuzlarına, gövdesine sarılıyor, Takeshi bir anlığına sendeleyip öne doğru yığılacak gibi oluyor ama düşmüyor. Etrafındaki kan aurası zincirlerin değdiği yerlerde kaynayan su gibi kabarıyor. Aynı anda Shisha no Gun için ettiğin dua köprünün taşlarına, suyun uğultusuna ve geceden kalan ölü sessizliğe yayılıyor. Bu kez yükselen ruhlar savaşçı suretinde değil, yaşlı eller, solgun yüzler, kapanmak bilmeyen yaralara dokunmayı bilen gölgeler gibi beliriyorlar. Takeshi'nin etrafında halka kuruyor, onu korkutmak yerine sarmaya, yatıştırmaya, o kırmızı öfkenin altındaki çocuğa ulaşmaya çalışıyorlar. Takeshi başını iki yana savuruyor, dişlerini sıkıyor, sonra boğazından sana ait olmayan, ona ait olmayan bir öfke kopuyor.
"GİDİN LAN BAŞIMDAN! GİDİN!!!" diye bağırıyor ruhlara. Zincirleri çekiştiriyor, kırmızı çakrası her hamlede kabarıyor. Akuro'ya saldıracak boşluk doğduğu anda kalan ANBU'lar yeniden onun üzerine kapanıyor. Bu kez saldırıları daha temkinli, daha öldürücü, biri aşağıdan bacaklarını hedefliyor, biri sırtından kısa bir mühür zinciri savuruyor, bir diğeri pençeli kolunu durdurmak için Akuro'nun omzuna iniyor. Toshifumi senin yanından geçerken sesi keskin çıkıyor.
"Aoi. Onu tutmaya devam et. Eğer teorim doğruysa mührünü durdurabilirim." Parmakları ardı ardına mühür yapmaya başlıyor. Son mühürlere yaklaşırken beş parmağının ucunda ince, mavi-beyaz çakra izleri beliriyor, sanki her parmağı ayrı bir kilidin dişi haline geliyor. Takeshi'ye yaklaşmak için iki adım atıyor ama Akuro, ANBU'ların arasında sıkışmışken bile başını hafifçe çevirip bunu fark ediyor.
Akuro'nun pençeli eli taş zemine değdiğinde köprünün üstündeki gölge bir anda genişliyor. Ayaklarının altından, korkulukların çatlaklarından ve savaşın içinde savrulan sisin arasından morumsu-siyah çizgiler fırlıyor. Çizgiler bir ağ gibi açılıp ANBU'ların etrafına kapanıyor ve ardından aynı anda yukarı doğru keskin çakra dikenleri yükseliyor. Ne bir patlama kadar gürültülü, ne de kılıç kadar temiz, daha çok köprünün kendisi bir anlığına diş çıkarıp etrafındaki herkesi ısırmış gibi. ANBU'lar kaçmaya çalışıyor ama alan tekniği çok geniş. Birinin göğsü, diğerinin boynu, bir başkasının karnı aynı anda parçalanıyor. Kısa, boğuk sesler duyuluyor, sonra bedenler taş zemine düşüyor. Takeshi, etrafında onu sarmaya çalışan ruhların arasından bu sahneyi görüyor. Az önce kendi kan dikenleriyle öldürdüğü ANBU'nun kanı hala gerideyken, şimdi Akuro'nun saldırısıyla kalanların da yere serildiğini görmek onun içinde son tutulan bağı koparıyor. Kırmızı aura zincirlerin etrafında çığ gibi yükseliyor. Shizukesa no Kusari çatırdıyor. Toshifumi
"HAYIR!" diye bağırıyor ama ses Takeshi'nin vahşi haykırışının altında eziliyor. Takeshi bütün çakrasını bir anda zorluyor, ruhsal zincirleri parçalayarak Akuro'ya doğru fırlıyor. Kan aurası sırtından ve kollarından devasa dikenli bir şekle bürünüyor, Akuro geri çekilmek için hamle yapıyor ama geç kalıyor. Kırmızı dikenler havayı yarıyor, Akuro'nun maskesinin üstünden geçiyor ve bir sonraki nefeste başı gövdesinden ayrılıyor. Cansız bedeni ağır bir sesle taş zemine düşüyor. Baş birkaç adım ötede yuvarlanıp duruyor. Takeshi birkaç saniye daha ayakta kalıyor, kan aurası etrafında çırpınıyor, sonra boğazından parçalanmış bir bağırış daha kopuyor ve bedeni dizlerinin üstüne çöküp yana yığılıyor. Bilinci anında kapanıyor.
Toshifumi öfke, hüsran ve panikle birbirine karışmış bir halde Takeshi'nin yanına gidiyor. Hala parıldayan kırmızı çakra onun bedeninden ince ince yükseliyor. Toshifumi onu sırt üstü çeviriyor, karnındaki mührü görmek için kıyafetini kaldırıyor ve dişlerini sıkıyor. Mühür hareketli, spiraller derinin altında canlı bir şey gibi dönüyor. Toshifumi az önce hazırladığı tekniği yarıda bırakmıyor. El mühürlerini tekrar kuruyor, beş parmağındaki çakra izlerini Takeshi'nin karnına bastırıyor.
"Gogyou Shizume Fuuin." Parmakları mührün çevresine saplanan beş çakra çivisi gibi parlıyor. Spiral iz bir anda kasılıyor, sonra yavaşça karnının merkezine doğru çekiliyor. Takeshi'nin nefesi boğuk bir sesle çıkıyor ama uyanmıyor. Toshifumi birkaç saniye daha baskıyı sürdürüyor, sonra elini çekip ekibe dönüyor.
"Akuro'yu sorgulayamadık. Hiçbir ipucu bulamadık. Bir de üstüne..." Bakışları Takeshi'ye iniyor.
"Bir ANBU'nun ölümüne sebep oldu." Masato gözlerini yere indiriyor. Kaede hemen karşı çıkıyor, sesi titriyor ama net.
"İsteyerek yapmadığı çok açık." Toshifumi ona bakıyor.
"Hokage de öyle diyordu zaten." Kaizen kollarını indirip ölen ANBU'nun olduğu tarafa bakıyor.
"Yargılanmaması imkansız." Toshifumi başıyla onaylıyor. Bokukichi ise bu kez şaka yapmadan, gergin bir sesle araya giriyor.
"Şu an belki yeri değil ama arkadaşlar, siz salak mısınız? Görgü tanığı yok-" Daha cümlesi bitmeden Toshifumi hızla ona yürüyor ve yakasına yapışıyor. Kaizen anında araya giriyor, elini Toshifumi'nin göğsüne koyup mesafe açmaya çalışıyor. Toshifumi'nin sesi alçak ama dişlerinin arasından çıkıyor.
"Benim nasıl bir shinobi olduğumu düşündüğünü bilmiyorum ama bu günlük gülistanlık bir çocuk masalı değil, tamam mı Ronin?" Bokukichi'nin yüzü sertleşiyor.
"Öyle olduğunu söylemedim." Toshifumi bir adım daha yaklaşmak ister gibi oluyor ama Kaizen onu tutuyor.
"Köyden sır saklayacak kadar çürümüş bir shinobi olmadığımı da bil o zaman." Bokukichi kısa bir sessizlikten sonra bakışlarını kaçırmadan
"Tamam." diyor. Söz orada kesiliyor, fakat havadaki gerginlik hemen dağılmıyor. Takeshi baygın, ANBU'lar ölü, Akuro'nun bedeni birkaç metre ötede ve köprü artık savaş alanından çok bir mezarlığa benziyor.
Toshifumi sonunda Bokukichi'yi bırakıyor ve Akuro'nun bedenine yöneliyor.
"İnceleyelim şunu." Masato da hemen onun yanına gidiyor. İkisi başı ve gövdeyi ayrı ayrı kontrol etmeye başlıyor. Akuro'nun maskesi çıkarıldığında yüzünün ilk kez tamamen ortaya çıkması beklediğinden daha tuhaf geliyor, az önce kabus gibi görünen şey şimdi soğuk taş üstünde yatan cansız bir adam yüzü. Toshifumi göz çevresini incelerken bir anda duruyor. İki parmağıyla gözünün üzerinden ince, mor bir daire çıkarıyor ve size gösteriyor.
"Bu bir lens." Hepiniz yaklaşınca mor rengin sahte olduğunu görüyorsunuz. Altında kalan gözler mavi. Buz gibi, berrak, insanın içine batan bir mavi. Toshifumi bu kez saçlarını yokluyor. Beyaz tellerin diplerini ayırdığı anda saç köklerindeki kırmızılık ortaya çıkıyor. Boya. Beyaz diye gördüğünüz saçların altında kızıl kökler var. Kaizen ağır bir nefes veriyor.
"Kırmızı saçlar, mavi gözler... Bu kadar güçlü olmasından anlamalıydık." Toshifumi ayağa kalkıyor, yüzünde yeni bir fark edişin ağırlığı var.
"Akuro..." diyor yalnızca. Kelimenin devamı gelmiyor. Masato o sırada Akuro'nun kıyafetlerini ve gizli ceplerini arıyor. Birkaç küçük mühür kağıdı, boş bir cam kapsül, kanla lekelenmiş ince bir ip, metal bir halka ve katlanmış bir mektup buluyor.
"Birkaç eşya buldum, çabuk buraya gelin." Her birini ayrı kişilere uzatıyor. Sana verdiği şey, kenarları hafif yıpranmış ve üzerinde dikkatle saklanmış olduğu belli olan bir mektup oluyor. Kağıdı açtığında yazı temiz, düzenli ve neredeyse saygılı görünüyor. Okudukça köprünün soğuğu içinden geçiyor.
"Bu mektubu sizlere ulaştıracağımdan eminim efendim, malum çocuğu geri getirme konusunda başarılı olacağımı hepimiz biliyoruz. Ben, sizin için canımı feda etmeyi göze almış bir fedainiz olarak sizin ellerinizle hazırlanmış olan bu mührü çoktan çocuğa takdim ettim. Belki bir gün bu mektup size bir başkasının elinde ulaşacak, belki de hayatta kalacağım ve bizzat sizlere kendi ellerimle getireceğim. Yine de, gerekirse sizin için bir yol, bir hat olmak benim için bir onurdur. Klanımıza, ideamız uğruna çıktığımız bu yolda bizlere çok yardımcı oldunuz, bu oluşumun en üst safhalarında yer alan siz ve yoldaşlarınız bizi varış noktasına götürecek. Küçük kızı da hazırladık, sizin için ana karargaha bıraktık. Şelalenin altında, tam istediğiniz gibi. Onizuka beyim, eğer teoriniz doğruysa her şey çok ama çok güzel olacak."
Mektubun son satırına geldiğinde Akuro'nun yalnızca bir Sennashi savaşçısı değil, kendini çok daha büyük bir şeyin fedaisi olarak gördüğü anlaşılıyor. Mühür onun yaptığı bir şey değil, Onizuka diye hitap ettiği birinin ellerinden çıkmış. Hina hayatta olabilir. Şelalenin altında bir ana karargah var. Ve Akuro'nun kızıl saçlarıyla mavi gözleri, Shigure'nin anlattığı bütün eski hikayeleri yeniden önünüze dikiyor. Köprünün üstünde herkes birkaç saniye susuyor. Arkada Takeshi baygın yatıyor, Toshifumi'nin mührü onun karnında sönük bir parıltı bırakıyor, ölü ANBU'ların kanı taş aralarına doğru akıyor. Önünüzde artık tek bir iz değil, birkaç farklı felaketin birbirine bağlandığı bir düğüm duruyor.