Page 7 of 8

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Fri Sep 04, 2026 9:23 pm
by Yureikumo Aoi
Barışın simgesi olarak şeker sunması Houka tarafından kabul edilmişti. Kaçmaya çalışma sebebine de kovalayacağını hissetmesini sunmuştu. Aoi ofladı. Toshio ile kırkayağı Tako'yu aradıkları zaman da bu tarz bir davranış sergilediğini, hatta kovalamadıkları için hayal kırıklığına uğradığını hatırlıyordu. Houka şekerlerden daha çok isteyince ona avucundakilerin hepsini verdi. Nao konusunda ise pek konuşmak istememişti. Kaybettiği denek hakkında gerçekten üzgün görünüyordu, o sebeple Aoi bu konuda daha fazla ısrarcı olmadı. Yer altından gelen garip çakra ise onun eseri değildi. Buraya yerleşme sebebiydi. Yer altında garip bir şey vardı. O şekerlerini yerken Aoi de eliyle karmaşık saçlarını tarayıp yüzünden çekmeyi denedi. Biraz şekle şemale sokmak istemişti. Adamın saçına yıllardır tarak değmemiş gibiydi.

Gamapurin'in büyük bir görev bilinci ile tuvalete gidip dışkılaması ile de Ganta'nın anahtar problemi çözülmüş oldu. Herkes anahtarın çıkıp çıkmayacağını merak etmişti ama neyse ki Gamapurin bunu başarmıştı. Ganta biraz öğürse ve midesi bulansa da bir peçeteye sararak anahtarını aldı. Artık Konoha'ya dönüp görevini teslim edecekti. "Biz de işlerimizi hallederiz. Görüşmek üzere Ganta Bey, kendinize iyi bakın. Bir ara birlikte bir şeyler içelim." Belki bir gün yeniden denk gelirlerdi. Ganta yanlarından ayrılırken Gamaseiran verdiği sözü tutmak istediğini, onlara bir teknik öğretebileceğini yeniden dile getirmişti. Aoi bunu bir karşılık bekleyerek yapmamıştı, o sebeple karşı çıkacaktı ancak Masato'nun ne kadar hevesli olduğunu görünce itiraz etmedi. Üstelik Shigurezawa Sulaklıkları’na davet edilmiş olmak ilgisini çekmişti. Tekniğin daha güçlülerini öğrenmek için değil, daha çok kurbağa ile tanışmak için heyecanlanmıştı.

Gamapurin uyumaya başlamıştı. Houka ise şekerlerini yemekle meşguldü hala. "Buradaki çakra meselesi ne olacak? Onu araştıracak mıyız?" Her şeyi bir günde yapması pek mümkün olmayacaktı herhalde. "O zaman ben biraz evvelki mantarların oraya döneyim, işe yararlardan biraz toplayayım. Onları taze kullanmak lazım. Sonra da Gamaseiran Bey'den tekniği öğreniriz." Gözleri Masato'da kaldı bir süre. "Sen burada bekle istersen, çok hırpalandın zaten. Kusura bakma ya, sakin bir orman gezintisi diye çağırmıştım seni..." O esnada Houka'nın doktor olmaya çalıştığını söylediği aklına geldi. "Houka Bey sizde şifalı bitkilerden merhem yapımı üzerine bir tarif veya kitap var mı? Belki benimkilerden daha etkili şeyler biliyorsunuzdur."

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sat Sep 05, 2026 5:04 pm
by GM - Shinsei
Houka, şifalı bitkiler üzerine bir kitabı olup olmadığını sorduğunda şekeri ağzının bir kenarına itip birkaç saniye düşünüyor. Sonra sanki yıllardır kendisinden bu sorunun sorulmasını bekliyormuş gibi parmağını kaldırıyor. "Var." Tek kelimelik cevabın ardından laboratuvarın yan tarafındaki raflara gidiyor, üst üste yığılmış dosyaların, cam kavanozların ve ne olduğu anlaşılmayan metal parçaların arasından kalın, koyu yeşil kapaklı bir kitap çekiyor. Kapağında solmuş harflerle Orman Florası, Toksinler ve Tıbbi Uygulamalar yazıyor. Houka kitabın üstündeki tozu önlüğüne silip hiç düşünmeden sana uzatıyor. "Bunu al. Ben zaten önemli kısımlarını ezberledim. Bazı tariflerin yanında kendi notlarım da var. Kırmızıyla yazdıklarıma biraz dikkat et, bir dönem ölçü birimlerinde yaratıcı davranıyordum." Masato hemen kaşlarını kaldırıyor. "Yaratıcı ölçü birimi ne?" Houka omuz silkiyor. "Bir avuç, yarım avuç, güzel bir avuç, korkutucu derecede fazla gibi." Gamaseiran, Gamapurin’in uyuduğu yere göz kulak olacağını ve söz verdiği tekniğin sizi beklediğini söylüyor. Yeraltındaki chakra meselesi de şimdilik çözülememiş durumda. Houka bunun daha derin katmanlardan geldiğini, aceleyle kurcalamanın kötü fikir olabileceğini belirtiyor. Masato seninle gelmek için doğrulsa da kaburgalarının durumunu hatırlatıp dinlenmesi konusunda ısrar ediyorsun. Birkaç kez itiraz ediyor, sonunda pes edip parmağını sana doğru sallıyor. "Tamam ama çok uzağa gitme. Bir şey olursa bağır. Ben de beş dakika sonra seni kontrol etmeye gelirim."

Kitabı kolunun altına alıp geldiğiniz güzergahı tek başına geri yürüyorsun. Yeraltındaki steril beyazlık geride kaldıkça taş duvarlar yeniden eski, nemli dokuya kavuşuyor, ardından yarıktan dışarı çıktığında ormanın kokusu yüzüne çarpıyor. Hava siz içeri girdiğinizden beri değişmiş. Gökyüzü gri bulutlarla kapanmış, yaprakların altı koyulaşmış ve rüzgarın taşıdığı serinlik yağmurun yaklaştığını belli ediyor. Şifalı mantarların bulunduğu açıklığı bulduğunda kitabı çürümüş bir kütüğün üzerine açıyorsun. İlk olarak süt beyazı şapkalarının altındaki mor halkalardan tanıdığın Tsukikasa sayfasını buluyorsun. Kitapta şu satırlar yazıyor. "Tsukikasa, darbe sonrası oluşan kas gerginliği ve yüzeysel doku ağrısında kullanılabilir. Şapka kısmı ezilerek düşük ısıda yağ ile karıştırılmalıdır. Fazla kaynatılması etkin maddeleri parçalar. Açık yaraya doğrudan sürülmemelidir." Birkaç sağlam örneği kökünü tamamen sökmeden dikkatle topluyorsun. Ardından turuncu saplı Hinoko-dake için sayfaları çeviriyorsun. "Hinoko-dake yoğun ısıtıcı özellik taşır. Çok az miktarda hazırlanan merhemlerde kan dolaşımını destekleyebilir. Hassas ciltlerde yakıcı tahriş oluşturur. Tek başına kullanımı tavsiye edilmez." Takeshi’nin kas ağrıları için çok küçük miktarda işe yarayabileceğini düşünüp yalnızca iki tane alıyorsun. Biraz ilerideki jel kıvamlı Mizutama Mantarı için ise kitap daha güvenli konuşuyor. "Ezildiğinde yüksek miktarda su tutan serinletici jel açığa çıkarır. Şişlik, sıcaklık artışı ve yüzeysel tahrişte soğuk kompres malzemesi olarak kullanılabilir." Bunlardan da birkaç tane bez çantana giriyor.

Son olarak mavi damarları hafif chakra ile titreşen Reimyaku Mantarı sayfasını açıyorsun. Buradaki yazı diğerlerinden çok daha uzun. "Reimyaku Mantarı çevresindeki chakra akışını emme ve bünyesinde düşük yoğunlukta tutma eğilimindedir. Meditasyon, chakra kontrol bozukluğu ve ruhsal hassasiyeti artırmayı amaçlayan bazı geleneksel karışımlarda kullanılmıştır. Tüketim dozu son derece düşük tutulmalıdır. Yüksek dozlarda görsel bozulma, yön kaybı, geçmiş anılara ait sahte duyusal deneyimler ve geçici chakra düzensizliği rapor edilmiştir." Houka’nın kenara kırmızı mürekkeple yazdığı kısa bir not gözüne çarpıyor. "Kurutmak etkisini yaklaşık %60 azaltıyor. Belki iyi bir şeyDİR." Birkaç küçük örneği ayırırken alnına ilk yağmur damlası düşüyor. Ardından bir tane daha. Çok geçmeden yaprakların üzerinde ince tıkırtılar başlamış durumda. Kitabı kapatmaya hazırlanırken orta sayfalardan bir şeyin dışarı doğru kaydığını fark ediyorsun. Sararmış, iki kez katlanmış tek bir kağıt.

Kağıdı yavaşça çıkarıp açtığında ilk satırın bir başlık olduğunu görüyorsun.


DENEY SERİSİ 11: İNSAN DENEKLERDE YAPAY CHAKRA UYUMU

Deneklerin tamamı dışarıdan temin edildi. Kimlik kayıtları kasıtlı olarak tutulmadı. İlk üç denekte yabancı chakra dokusunun enjeksiyonundan sonraki iki saat içerisinde ağır dolaşım bozukluğu görüldü. Dördüncü denek fizyolojik olarak uyum sağladı fakat bilinç kaybı kalıcı hale geldi. Beşinci denekte chakra yollarının dışarıdan verilen örneğe kendiliğinden uyum göstermesi üzerine işlem tekrarlandı. İkinci uygulamanın ardından kişilik yapısında belirgin değişimler, hafıza parçalanması ve saldırganlık gelişti. Denek yedi saat sonra kontrol edilemez hale geldi ve sonlandırıldı.

Seri 11-B’de çocuk deneklerin yetişkinlere kıyasla daha yüksek uyum gösterdiği görülüyor. Bunun sebebi chakra ağının gelişimini tamamlamamış olması olabilir. Yaş düştükçe yabancı dokuya direnç azalıyor. Bu durum yöntemin verimliliğini artırıyor ancak ölüm oranı kabul edilebilir sınırın üzerinde. Deneklerin korku tepkileri chakra dolaşımını bozduğu için işlem öncesi sedasyon öneriliyor. Bir deneğin işlem boyunca bilinçli bırakılması, stres altında oluşan chakra tepkisinin ölçülmesi açısından faydalı veri sağladı fakat sonuçta kalp durması meydana geldi.

Bir sonraki aşamada hedef, bedene yalnızca yabancı chakra vermek yerine kişiye ait chakra yapısını kontrollü biçimde sökerek yeni bir yapıya yer açmak olacak. Başarılı olunursa doğal kan bağı olmadan bazı kalıtsal özelliklerin taklit edilmesi teorik olarak mümkün. Bunun için daha genç ve güçlü denekler gerekiyor. Özellikle yüksek iyileşme kapasitesi, büyük chakra havuzu veya alışılmadık ruhsal hassasiyet gösteren bireyler tercih edilmeli. Nao bu aşamayı gereksiz risk olarak değerlendiriyor. Katılmıyorum. Sorun yöntemin kendisi değil. Sorun henüz yeterince iyi olmamamız.


Metnin altında tarih yok. İmza da bulunmuyor. Son satırın hemen altında farklı bir el yazısıyla yalnızca şu cümle eklenmiş. "Bir kişi daha ölürse projeyi bitiriyorum."

Yağmur birkaç dakika içinde kuvvetleniyor. Damlalar ağacın yapraklarından süzülerek kitabın kapağına düşmeye başlayınca kağıdı korumak için biraz daha gölgeli bir yere çekiliyorsun. Tam o sırada arkanda çimenlerin ezildiği duyuluyor. Döndüğünde Houka’yı birkaç metre ötede görüyorsun. Koşarak gelmiş gibi nefesi hafif hızlı fakat yüzünde garip bir sakinlik var. Yağmur gözlüklerinin camını tamamen buğulandırmış. Büyük yuvarlak camların ardından seni görüp görmediği bile belli değil. Birkaç saniye boyunca ne sana yaklaşıyor ne de konuşuyor. Sonra ağzının kenarında fazla zorlanmış bir gülümseme beliriyor.

"Ahahah... şey, kitabı geri alabilir miyim? Bir şeye bakmam gerekiyor da."

Aranızda sessizlik oluşuyor. Houka başını sana doğru çevirmiş olsa da buğulanmış gözlükleri yüzünden göz göze gelip gelmediğiniz anlaşılmıyor. Sonra eliyle gözlüğünü indirip camlardan birini başparmağıyla siliyor. Tek gözü görünür hale geliyor. Gülümsemesi kayboluyor.

"Bir sorun olmadığını umuyorum."

Sesi bu kez daha kalın ve kontrollü çıkıyor. Laboratuvarda gördüğün o saçma, dağınık adamın yüzünde ilk kez hiçbir komiklik yok. Gökyüzü bir anda beyazlıyor. Yakındaki bir yıldırımın ışığı ormanın tamamını bir anlığına aydınlatıyor, birkaç saniye sonra gök gürültüsü geliyor. Houka’nın sağ eli yavaşça arkasına gidiyor. Ne tuttuğunu bulunduğun açıdan göremiyorsun.

Aynı anda onun biraz gerisindeki ağaçların arasında başka bir hareket yakalıyorsun.

Masato.

Söz verdiği gibi seni kontrol etmeye gelmiş. Houka’nın arkasından sessizce yaklaşıyor. Byakugan’ını açmamış fakat durumu anlaması birkaç saniye sürüyor. Önce elindeki kağıda, sonra Houka’nın arkasına götürdüğü ele bakıyor. Gözleri sana kilitleniyor.

Dudaklarını hiç ses çıkarmadan oynatıyor.

"İstersen bayıltırım."

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sun Sep 06, 2026 12:56 am
by Yureikumo Aoi
Houka ona şifalı bitkilere ve merhemlere dair üzerinde kendi notlarının da olduğu tozlu bir kitabı kütüphanesinden çıkarıp uzattı. Böylece Masato'yu da zar zor beş dakika sonra onu kontrol edeceğine ikna ettikten sonra Aoi tek başına dışarı çıktı. Yeniden ormanın nemli havasına ulaşmak ciğerlerine bir rahatlama getirmişti. Hava onlar gittiğinden beri değişmişti. Her an yağmur yağacak gibi bulutluydu. Aoi biraz evvel gördüğü mantarların olduğu alana ilerleyerek bez çantasını araladı. Kitabı yanına koyarak tek tek sayfaları inceledi. Tsukikasa mantarlarının doku yaralanmaları ve kan zorlanmalarında kullanılabildiğini görüne onlardan biraz topladı. Düşük ısıda, yağ ile karıştırarak baş kısmını kullanmalıydı ve açık yaraya doğrudan temas ettirmemeliydi. Sonrasında Hinoko-dake mantarlarının olduğu sayfayı açtı. Kendi kendine ısınabilen bir mantar olduğu için kas tutulmalarında yine yardımcı olabilirdi. Tek başına direkt kullanılırsa tahrişe yol açabilirdi bu yüzden bir merheme karıştırmak faydalı olacaktı. Bu mantardan da biraz topladı. Mizutama mantarları ise jel olarak kullanabilirdi. Serinletici özelliği ile soğuk kompres görevi görüyordu. Aoi bunlardan da çantasına doldurdu. Son olarak da Reimyaku mantarlarının yanına gitti. Bunun yanındaki yazı ve not çok daha uzundu. Bu mantar çevresindeki çakrayı emerek bünyesinde tutabiliyordu. Çakra kontrolünün zorlaştığı bazı alanlarda ve meditasyon gibi geleneksel alanlarda kullanıldığı yazıyordu kitapta. Yüksek dozlarda kullanımı tehlikeli olduğundan düşük doz kullanılması gerekiyordu. Houka kenarına kendi el yazısı ile kırmızı bir not yazmıştı. Kurutmak etkisini büyük oranda düşürüyordu.

Aoi son olarak bu mantardan da küçük bir miktar toplamaya kalkarken bulutlar nihayet boşanmaya, yağmur taneciklerini attırmaya başlamıştı. Islanmamak için gölge bir yere gitmeye karar verdi. Kitabın kapağını ıslanmaması için hızlıca kapatırken içinden ikiye katlanmış bir sayfanın fırladığını fark etti. Kağıdı alıp açtı. Sonra uzun uzun yazanları okudu. Dehşet içerisinde. Kağıt insan denekler üzerinde yapılan bir çakra deneyi ile ilgiliydi. İsimsiz denekler üzerinde yabancı bir çakra aktarmayı denemiş ve başarısız olmuşlardı. Deneklerin ölümüne veya ağır yaralanmalarına yol açmışlardı. Sonrası daha da korkunçtu. Küçük yaştaki deneklerin daha uyumlu tepki verdiklerini görerek çocuk denekler getirtmişlerdi. Çakra gelişimleri tamamlanmadığı için yabancı çakraya daha kolay uyum sağlıyorlardı. Denekler korktukları için onları sedate ediyorlardı. Ancak çocukların çok büyük bir oranı hayatlarını kaybetmişti. Son paragrafta geleceğe yönelik hedefler yazıyordu. Kişinin bedenindeki doğal çakra akışını sökmek ve ona yapay bir çakra akışı sağlamak üzerineydi. Kan bağı olmadan klan yetenekleri gibi tehlikeli birtakım çakraları taklit etmeyi umuyorlardı. Daha küçük yaşta ve daha kuvvetli denekler arıyorlardı. Paragrafın sonunda Nao'nun bunu riskli bulduğu, ancak notu yazan kişinin yöntemden değil iyi olmadıklarından başaramadıklarını düşünmesi yazılıydı. Metin böyle bitiyordu. Altında bir tarih ya da imza yoktu. Ufak bir not el yazısı ile bir deneğin daha ölmesi durumunda deneyi durduracağını yazıyordu.

Aoi okuduklarının dehşeti içerisinde kalakaldı. Yağmurun hızlanması üzerine daha kuytu bir alana çekti kendini. Bu adam, kendini saf ve salakmış gibi göstermeye çalışan, masum numaraları yapan şahıs, insan denekler ve çocuklar üzerinde deneyler yapıyor ve onların ölümlerine sebep oluyordu. Üstelik yapmaya çalıştığı şey, başarılı olsa dahi korkunç sonuçları olabilecek, doğanın ve Yuukon'un kurduğu dengeyi alt üst edebilecek, kabul edilemez bir şeydi. Soluğu durmuş halde kağıdı tekrar ve tekrar okurken arkasındaki çimen seslerini işitti. Houka gelmişti. Kitabın arasında unuttuğu notu fark etmiş olmalıydı. Kitabı geri istediğini söylediğinde Aoi bir şey söylemedi. Tepki de vermedi. Gözlükleri yağmurdan dolayı buğulandığı için gözlerini göremiyordu. Gözlüğünü çıkarıp eliyle camı sildiğinde fark etti. Yüzündeki ifade, şimdiye dek gösterdiği ifadelerin hepsinden farklıydı. O şapşal gülümsemesi yok olmuş, bakışları ciddiyetle Aoi'ye kilitlenmişti. Üstelik elini arkasına götürüyordu. Belli ki silah çıkartacaktı.

O anda bir şimşek çaktı ve birkaç saniye sonra da gök gürüldedi. Aoi yutkundu. O anda Houka'nın arkasında bir hareketlenme fark etti. Masato. Sessizce yaklaşmıştı. Keskin zekası ile de durumu anlaması bir saniyesini almıştı. Dudaklarını oynatıp onu bayıltmayı teklif etmişti. Aoi bir an durdu. Bakışları Houka'da kaldı. Masato'ya bakmasa bile kısaca başı ile onu bayıltmasına yönelik onay verdi. Kendisi de eliyle yeniden misina ipini hazırladı. Masato onu bayılttığı anda Aoi de üzerine atılacak ve onu misina ipi ile bağlayacaktı. "Anowa Houka! Seni illegal insan deneyleri yürütmekten ve cinayetten tutukluyorum!"

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sun Sep 06, 2026 10:04 am
by GM - Shinsei
Başınla verdiğin küçük işareti Masato anında anlıyor. Birkaç adım daha yaklaşıyor, yüzündeki bütün gevşeklik kaybolmuş durumda. Houka’nın bakışları sende olduğu için Masato’nun geldiğini fark etmemiş gibi görünüyor. Sen misinanı hazırlarken Masato bir anda hızlanıyor. Sağ eli Houka’nın ense köküne doğru uzanıyor, Byakugan olmadan bile vuracağı noktayı net seçmiş durumda. Tam parmakları Houka’ya değecek mesafeye geldiği anda ise...

Masato’nun arkasında ikinci bir Houka beliriyor.

O kadar ani oluyor ki görüntüyü anlamlandırman bile bir an sürüyor. İkinci Houka hiçbir şey söylemeden kolunu geriye çekiyor ve yumruğunu Masato’nun boynunun yanına sertçe indiriyor. Tok bir darbe sesi yağmurun arasından duyuluyor. Masato’nun gözleri bir anda boşalıyor. Dizleri çözülüyor ve bedeni yana doğru devrilirken ikinci Houka onu omzundan tutup kafasını sertçe yere çarpmasını engelliyor. Sonra da hiç telaş etmeden toprağa bırakıyor. "Üzgünüm Masato Bey." diyor. "Sizi seviyorum aslında."

Sen buna rağmen hamleni yarıda bırakmıyorsun. Misina Houka’nın gövdesine dolanıyor, kollarını ve bedenini birkaç tur sararak sıkıştırıyor. İlk anda başarılı olmuş görünüyorsun. Houka’nın yüzündeki ciddi ifade bile değişmiyor. Sonra göğsü tuhaf biçimde kabarmaya başlıyor. Bir saniyede omuzları genişliyor, ardından yüzü yuvarlanıyor. Bütün bedeni sanki içeriye sürekli hava basılan bir oyuncak gibi şişiyor. Gözlükleri burnundan yukarı kayıyor. "Ah." diyor yalnızca. Bir sonraki anda şişmiş beden patlıyor. Patlamadan yoğun hava ve chakra boşalması çıkıyor, misina iplerin farklı yönlere savruluyor, yağmur damlaları bir anlığına etrafa sıçrıyor fakat sen yerinde kalıyorsun. Bağladığın Houka’dan geriye yalnızca yere düşen birkaç beyaz kumaş parçası ve hızla sönen chakra izi kalıyor.

Az önce Masato’yu bayıltan gerçek Houka birkaç metre ötede duruyor. Gözlüğünün camlarından biri yeniden buğulanmış, saçları yağmurla alnına yapışmış durumda. Bir eli önlüğünün cebinde. Sana bakarken yüzünde önceki aptalca neşe yok, fakat tamamen düşmanca bir ifade de taşımıyor. "Konuşabiliriz." diyor sakin biçimde. Sonra cebinden bir kunai çıkarıyor. Metal, şimşeğin ışığında kısa bir an parlıyor. Houka kunaiyi ters tutuşla kavrayıp omuzlarını hafifçe aşağı indiriyor. "Ama konuşmak istemiyorsan yapabileceğim bir şey yok."

Bir anda öne atılıyor.

Ayakları ıslak zeminde kaymıyor, hızı şimdiye dek gösterdiği sakar haline hiç benzemiyor. Birkaç adımda aranızdaki mesafeyi kapatıyor. Sağ kolunu dışarı açıp kunaiyi senin sağ tarafına doğru savuracakmış gibi omzunu çeviriyor. Sol eli gövdesine yakın, ağırlığı ön ayağına verilmiş durumda. Sana doğru gelen hareketin yönü açıkça sağdan kesmeye hazırlanıyor gibi görünüyor.

Masato ise birkaç metre arkada bilinçsiz halde yatıyor.

Houka tam üzerine geliyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sun Sep 06, 2026 12:12 pm
by Yureikumo Aoi
Houka henüz arkasındaki Masato'yu fark etmemişti. Eli misinasına doğru uzanırken Masato da ona doğru yaklaştı. Tam Houka'ya doğru, onu bayıltacağı noktaya yapacağı hamleyi hazırlamışken Masato'nun arkasında ikinci bir Houka belirdi. Aoi şaşkınlıkla ağzını açarken daha hiçbir tepki veremeden ikinci Houka, Masato'ya indirdiği tek bir darbeyle onu bayıltarak devirdi. Başını çarpmaması için dikkatle tuttu ve toprağa bıraktı. Aoi misina ipini ilk Houka'ya fırlatmıştı bu esnada. Misina gövdesini sardığında Houka'nın bedeni bir anda şişmeye başladı ve sonra da balon gibi patladı. Bu neydi böyle? Klon jutsusu gibiydi ancak kesinlikle doğal bir jutsu ürünü değildi. Patlayan bedeninden yoğun bir şekilde çakra boşalmıştı. Ona sarılan misina ipi de koparak dört bir yana dağıldı.

İkinci ve muhtemelen de gerçek olan Houka gerideydi. Gözlük camları yeniden yağmurun etkisiyle buğulandığı için Aoi gözlerini net bir şekilde göremiyordu. Üzerinde ürkütücü bir aura vardı. Biraz evvelki neşeli ve şapşal havası yok olmuştu. Önlüğünün cebine attığı eline bir kunai aldı. Aoi kaşlarını çattı. Konuşmak istemiyorsa başka çaresi olmadığını söyleyerek üzerine doğru atılan bilim adamını seyretti. Houka ilginç bir adamdı. Ne yapacaktı ki? Bir shinobi değildi. Belki de Toshifumi'nin düşündüğü gibi bir dehaydı ve bu üstün zekası ona birtakım taktiksel avantajlar sağlayabilirdi. Ancak Aoi bir Konoha shinobisiydi. Adam üzerine doğru hızla koşarken ve aralarındaki mesafeyi kapatırken yapabileceği pek çok şey vardı. Çok farklı biçimlerde saldırabilirdi. Ancak Aoi hiçbir şey yapmadı. Kolunu kaldırmadı, savaş pozisyonu almadı. Öylece durdu. İçinde bir şey onu hamle yapmaya sürüklemedi. Bu aptalcaydı. Adam illegal bir iş yürütüyordu, onu köyün kuralları gereği tutuklaması ve hapse attırması gerekliydi. Yine de... Yaptığı şeyleri görünce... Anbu Kök'ün bu adamı uzun zamandır izlediğini ve yöntemleri konusunda sıradışı olduğunu düşündüklerini Toshifumi ona söylemişti. Kök'ün gözünden bir şey kaçmazdı, onlar köyün en üstün shinobileriydi.

Üzerine doğru gelmekte olan adama öylece bakarken bir yandan da hayal kırıklığına uğramadan edemedi. Bu adama biraz da olsa güvenmek istemişti. Belki de Takeshi'nin durumu için ellerindeki tek umuttu. "Mantıklı ol." Sesi ne öfkeli, ne endişeli, ne sert çıktı. Normal, her zamanki tonunda konuşuyordu. "Ne yapacaksın? Öldürecek misin beni? Kaçıracak mısın?" Kunaisine karşı kunai çıkarıp karşılık verebilirdi ancak ellerini teslim olmuş gibi havaya kaldırdı. Eğer yaralanırsa bu ona yine avantaj sağlardı. Bir Konoha shinobisine saldırdığı için suçlu durumuna düşecekti. Üstelik o kendisine saldırmamışken. Bunu yapmaya niyetli miydi gerçekten? "Kaçsan bile seni otoritelere bildirebilirim. Anbu peşine düşer. Nereye kadar kaçacaksın?" Onu itiraf etmeye ikna etmek istiyordu. "Açıkçası bana ne yaptığın umurumda değil. Ama başkalarına ne yaptığını bilmem gerekiyor. Köy ve sakinleri için tehdit oluşturuyor musun? Bir de..." Yutkundu. Dişlerini sıktı. "Takeshi'ye... zarar vermenden korkuyorum." Omuzları düştü. "Sennashi onu mühürledi ve bunun nasıl bir mühür olduğunu biz çözemiyoruz. Senin bakış açının yardımcı olabileceğine inanıyorlar. Ama o benim... sevgilim... ve..." Fazla konuştuğunu hissetse de devam etti. "Ona zarar verme ihtimalin bile varsa bunu durdurmak için her şeyi yaparım." Yeniden kaşları çatıldı. "Bütün dürüstlüğümle anlatıyorum işte sana her şeyi."

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Tue Sep 08, 2026 5:43 pm
by GM - Shinsei
Houka üzerine doğru gelirken ellerini kaldırıp hiçbir karşılık vermediğini gördüğü anda yüzündeki ifade değişiyor. Belli ki senden bir blok, kaçış ya da karşı saldırı bekliyor. Sağdan savurmak üzere hazırladığı kunaiyi son anda durdurmaya çalışıyor fakat yağmurla kayganlaşmış zeminde ayağı yarım adım öne kayıyor. Bileğini geri çekse de kunainin ucu avucunun kenarından geçiyor. İnce ama keskin bir acıyla birlikte elinde kırmızı bir çizgi açılıyor. Houka’nın gözleri bir anda büyüyor. Kendi elindeki kana bulaşmış kunaiye bakıyor. "Ay!" diye çıkıyor ağzından ve neredeyse senden daha hızlı biçimde geriye sıçrıyor. "Ben onu yapmayacaktım! Niye çekilmedin sen? Normal insanlar bıçak görünce çekilir!" Bir eliyle saçlarını geriye iterken nefesi hızlanıyor. Yüzünde az önceki tehditkar ifadenin yerini panik ve rahatsızlık alıyor.

Takeshi’nin adını duyduğu anda ise kaşları birbirine giriyor. "Takeshi ne alaka şimdi?!" diye çıkışıyor. Sennashi ile bağlantısı olduğunu düşündüğünü yeniden işitince siniri daha da belirginleşiyor. "Kaç kere söylemem gerekiyor? Ben Sennashi üyesi falan değilim! O kendini çok önemli sanan, karanlık köşelerde dikilip iki havalı cümle kurunca dünyanın sahibi olduğunu düşünen ucubelerle işim olmaz benim!" Yumruğunu sıkıyor, sonra yaralanan eline bakıp yeniden huzursuz oluyor. "Takeshi’ye zarar vermek gibi bir niyetim de yok. Hatta kim senden onunla ilgili bir şey duydu bilmiyorum ama bana henüz kimse gelmedi." Bir an duruyor. Gözleri bu kez gerçekten ciddileşiyor. "Ama sen asıl meseleyi anlamıyorsun. Sana yaşananları anlatamam çünkü öğrenirsen seni öldürürler!" Yağmur yüzünden akan suyu gözlüğünden siliyor. "Benim canımı yakmalarından bahsetmiyorum. Senin. Bilmemesi gereken şeyi öğrenen insanların. Bazı şeyleri bildiğin anda işin içine girersin..."

Tam bu cümleyi bitirirken arkasındaki yağmur perdesinde bir gölge beliriyor.

Houka fark etmiyor.

Bir sonraki anda Masato, Houka’nın bel hizasına bütün ağırlığıyla sert bir tekme geçiriyor. Darbe Houka’yı yana doğru savuruyor ve adam çamurun üzerine yüzüstü düşüyor. Elindeki kunai birkaç metre ötede dönerek toprağa saplanıyor. Masato hemen üstüne çöküp kolunu arkasına kıvırıyor. Houka şaşkınlıkla başını çevirmeye çalışırken Masato’nun yüzünde kısa, tatmin olmuş bir ifade beliriyor.

"Bunshin kullanabilen tek kişi sen değilsin."

Biraz önce baygın yatan Masato’nun bulunduğu noktaya baktığında bedeni çoktan chakra dumanına dönüşüp dağılmış durumda. Asıl Masato, Houka’nın arkasından dolaşmış ve ikinizi izleyerek doğru anı beklemiş. Houka birkaç kez kurtulmaya çalışıyor fakat Masato kolunu daha da sıkı kilitliyor.

"Sen ne ara ayıldın?!"

"Hiç bayılmadım."

"Ama düştün!"

"Klon düştü."

Houka dişlerini sıkıyor. "Hyuuga’lardan nefret ediyorum!"

Masato Houka’yı kolundan çekerek ayağa kaldırıyor ve sırtından kontrol altında tutuyor. Yağmur artık ikinizi de tamamen ıslatmış durumda. Masato başıyla sana işaret ediyor. "Ne yapalım? Konoha’ya mı götürüyoruz?" Houka bu kez sana öfkeyle bakıyor. Saçları yüzüne yapışmış, gözlüğünün bir camı yine buğulanmış. Birkaç saniye ağzını açmıyor. Sonra çenesini sıkıp istemeye istemeye konuşuyor.

"Şu an... gidersek... o deney tüpünde gördüğünüz kurbağa ölür."

Masato’nun eli farkında olmadan biraz gevşiyor ancak Houka’yı bırakmıyor. Houka sinirle yana tükürüyor. "O kurbağayı tam bir saat sonra sudan çıkarmam gerekiyor. Tüpte daha fazla kalması için yeterli güç yok. Onun ölmesine izin veremem." Sesindeki öfkenin altında gerçek bir telaş var. "İstersen beni sonra bağla, döv, kafama çuval geçir. Ama o sistemi benden başka kimse bilmiyor. Bir saat içinde dönmezsek klonun dolaşımı çöker." Sonra Masato’ya doğru bütün gücüyle kıvranıyor. "BIRAK LAN BENİ! PİÇ!"

Masato kolunu yeniden sıkılaştırıyor. "Bırakmıyorum. Onu Konoha Sorgulama Timi’ne anlatırsın." Sonra bakışları sana kayıyor. Yüzündeki ifade bu kez şakadan tamamen uzak. Houka’nın söylediği şey doğruysa laboratuvardaki kurbağa için zaman işliyor. Eğer yalan söylüyorsa onu serbest bırakmak kaçmasına, delilleri yok etmesine veya tekrar saldırmasına imkan verebilir. Üstelik elindeki kağıt insan denekleri ve ölümleri açıkça anlatıyor. Houka ise Masato’nun kolunun altında nefes nefese kalmış halde sana bakıyor.

Masato da sessizce bekliyor.

Seçim sana kalıyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Wed Sep 09, 2026 1:38 pm
by Yureikumo Aoi
Aoi çekilmeyince Houka'nın üzerine doğru savurduğu kunai, Houka son anda hamlesini durdurmaya çalışsa da avucunu sıyırarak bir kesik bıraktı. Keskin bıçağın geride bıraktığı iz birkaç salisede kırmızı rengine boyandı. Houka bunu görünce gerçekten paniklemişti. Ona neden çekilmediğini sormuştu. "Sen niye saldırdın esas madem öldürme ya da yaralama amacın yoktu?" Bir de durup aslında onu yapmak istemediğini söylemişti. NE YAPACAKTI O ZAMAN? Saldırıyor gibi yapıp kaçacak mıydı? Aoi'nin söylediği hiçbir şeyi de anlamamıştı. Ona Sennashi iması yaptığını zannetmişti yeniden. Takeshi'yi de tanımıyordu, hiçbir şey bilmiyordu elbette. Aoi'nin söylediklerini panikten ya dinlememişti ya da gerçekten anlamamıştı. Aoi'nin öğrenmek istediği esas meseleyi, deney meselesini, ise anlatamayacağını söylemişti. Öğrenirse peşine düşeceklerini, öldürüleceğini söylemişti. Aoi ona bu konuda inanmakla inanmamak arasındaydı.

Houka tam bu konuyu anlatıyordu ki Aoi yağmurun altında bir gölge fark etti. Saniyeler içerisinde de Masato belirip Houka'yı sertçe tekmeledi ve çamurun üstüne yüz üstü yatırdı. Kilide alarak üzerine çıktı. Aoi'nin gözleri şaşkınlıktan ve hayranlıktan büyürken Houka da çamurun içerisinde debeleniyordu. Meğer... Houka'nın bunshin numarasını Masato da oynamıştı. "Masato beni her geçen gün daha da kendine hayran bırakıyorsun." Adam sadece her daim her koşulda yanında olarak dostluk ve manevi bir destek sağlamıyor, aynı zamanda gücü ve iradesiyle güven veriyordu. Yağan sağanak yağmurun altında Houka hareketsiz kalmıştı, Masato da üzerindeydi. Onu Konoha'ya götürme teklifi geldiğinde Aoi bir an için duraksadı. Houka'nın öfke dolu bakışlarını üzerinde hissetti. Deney tüpündeki kurbağanın öleceğini söylemişti. Bir saat içinde onu sistem çıkarmazsa hayatını kaybedecekti ve sistemi bir tek Houka biliyordu.

Aoi için bu kırmızı çizgiydi. Kurbağa, her ne kadar yapay da olsa artık bir cana sahipti. Üstelik çaresiz, tamamen insan eline bırakılmış bir candı bu... Öylece kayıp gitmesi... Aoi'nin yüreği sızladı. "Kurbağa ölmesin!" Dehşet içinde öne atıldı. "Masato kurbağa ölmesin!" Gözleri her ikisi arasında gidip geldi. "Ama hemen serbest de bırakmayalım. Laboratuvara götürelim. Bana tarif etsin, ben kurbağayı çıkarayım. Ya da bizim gözetimimizde yapsın kendisi. Ama sonra konuşacağız." Sonra taramalı tüfek gibi konuşmaya devam etti. "Sormak istediklerim var ona. Ay ikiniz de sırılsıklam oldunuz. Üşüteceksiniz. Üstünüzü değiştirmeniz, kurulanmanız lazım." Cebinden bir şeker daha çıkarıp paketini açtı ve Houka'nın ağzına attı. Yüzünü ona yaklaştırdı. "Tehdit mi ediliyorsun? Peşinde birileri mi var? Evet ise göz kırp, hayır ise dil çıkart." Aoi doğrulup Masato'nun kulağına eğildi, avuçlarını siper ederek fısıldadı. "Toshifumi Kök'ün onu bir süredir takip ettiğini söylemişti. Deneylerden haberleri olabilir mi?"

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Wed Sep 09, 2026 6:05 pm
by GM - Shinsei
Ağzına attığın şekeri birkaç kez çiğneyen Houka, göz kırpma ve dil çıkarma talebini duyunca sana uzun süre bakıyor. Sonra gözlüğünün arkasındaki gözleri hafifçe kısılıyor. "Bu soruya cevap verirsem de cevap vermiş olurum." diyor. "O yüzden hiçbir şey yapmıyorum. Zaten anlatmaya çalıştığım tam olarak bu. Bazı bilgilerin varlığı bile tehlikeli." Masato kulağına fısıldadığın Kök meselesini dinlerken Houka’nın kollarını bırakmıyor. "Toshifumi öyle söylediyse büyük ihtimalle faaliyetlerinin bir kısmından haberleri vardır. Kök birini uzun süre takip ediyorsa sebebi vardır." Bakışları yerdeki insan deneyi kağıdına kayıyor. "Ama ne kadarını bildiklerini bilmiyoruz. Şu an elimizdeki şeyi onlara göstermeden varsayım yapmayalım." Sonra Houka’yı kolundan kaldırıyor. "Kurbağa önce. Sonra konuşma." Houka hemen başını sallıyor. "Kurbağa önce evet. Bu konuda sonunda aynı fikirdeyiz."

Üçünüz tekrar yeraltındaki laboratuvara döndüğünüzde Gamaseiran ve Gamapurin sizi girişte karşılıyor. Gamapurin uykulu gözlerle bir köşede otururken Gamaseiran, Masato’nun Houka’yı kolundan tutuşuna ve senin elindeki ince kesiğe birer kez bakıyor fakat soru sormuyor. Houka tüpün önüne getirildiğinde tavrı hemen değişiyor. Şakaları kesiliyor ve cihazın altındaki göstergeleri hızlıca kontrol etmeye başlıyor. Masato yalnızca bir elini kullanabilmesi için kolunu biraz gevşetiyor. "Şu sarı kolu aşağı indir. Sonra soldaki iki valfi aynı anda çevirmeniz gerekiyor. Hayır, kırmızıya dokunma. Kırmızıya dokunursan sıvıyı boşaltmak yerine basıncı artırırsın." Bir şey sormaya çalıştığınızda ise hemen aynı noktaya dönüyor. "Deneylerin geri kalanını anlatmayacağım. Öğrenmeniz sizin için güvenli değil. Ben bunu sizi küçümsediğim için söylemiyorum." Tüpün alt kısmındaki su ağır ağır boşalırken camın içindeki küçük kurbağa aşağı doğru süzülüyor. Houka zamanlamayı sayıyor. "Şimdi. Kilidi açın." Kapak gevşediğinde Gamaseiran hemen öne geliyor. İçerideki klon kurbağa yumuşak bir bezin üzerine alınırken Houka onu dikkatle kontrol ediyor, göğsünün hafifçe hareket ettiğini görünce omuzları gevşiyor. "Tamam. Soluyor. Yaşayacak."

Masato bu fırsatı kaçırmıyor. "Madem bu kadar önemsiyorsun, niye klonladın?" Houka kurbağanın üzerine küçük bir havlu örterken yüzünü buruşturuyor. "Bunu anlatabilirim. Bunun için kimse sizi öldürmez." Sonra Gamapurin’e bakıyor. "Kurbağa beslemek istiyordum." Masato birkaç saniye bekliyor. "Bu kadar mı?" Houka gayet ciddi başını sallıyor. "Doğadan kurbağa alıp eve kapatmak istemedim. Yaşadıkları yerde arkadaşları, bölgeleri, rutinleri var. Bir tanesini oradan koparıp sırf ben seviyorum diye cam kutuya koymak bana kaba geliyor." Gamaseiran’ın gözleri hafifçe büyüyor. Houka devam ediyor. "Gamapurin’i gördüm, genetik örnek aldım. Kendi kurbağamı oluşturursam kimsenin doğal yaşamını bozmam diye düşündüm. Gücü için falan değil. Kekkei Genkai kurbağası üretmeye de çalışmıyorum. Sadece... kurbağa istedim." Masato yüzünü eline kapatıyor. "Senin bütün hayatın neden böyle?" Houka omuz silkiyor. "Ben de bazen düşünüyorum abi."

Deney kağıdını yeniden gündeme getirdiğinizde ise Houka’nın yüzündeki gevşeklik anında kayboluyor. "Hayır." diyor kısa keserek. "Nao kim, denekler kim, chakra aktarımı ne için yapıldı, kim finanse etti... hiçbirini burada anlatmayacağım." Masato kaşlarını çatıyor. "Çocukların öldüğünü yazıyor." Houka gözlerini yere indiriyor. Bu kez cevap vermeden önce birkaç saniye bekliyor. "Biliyorum." Sesi sessizleşiyor. "Ve size daha fazlasını söylersem o kağıdı okumaktan çok daha büyük bir sorunun içine girersiniz. Beni Konoha’ya götürmek istiyorsanız götürün. Sorgulama Timi’ne de aynı şeyi söyleyeceğim. Ama burada ağzımdan isim çıkmayacak." Bu kadar net konuştuğu sırada laboratuvarın altından belli belirsiz bir titreşim geçiyor. Önce yalnızca tüplerin içindeki sıvılar dalgalanıyor. Masato başını kaldırıyor. Gamaseiran’ın gözleri yere dönüyor.

İkinci titreşim çok daha kuvvetli geliyor.

Bütün zemin bir anda sağa sola sallanıyor. Metal raflardan kavanozlar düşüyor, tüplerin camları birbirine vuruyormuş gibi derin sesler çıkarıyor. Gamaseiran yere kapanıyor, Gamapurin genişçe yayılarak tutunmaya çalışıyor. Houka kontrol paneline sarılıyor. Masato bir eliyle duvara dayanıp dengesini korurken diğer eliyle Houka’nın kolunu bırakmamaya uğraşıyor. Laboratuvarın ışıkları birkaç kez yanıp sönüyor. Tavandan ince tozlar dökülüyor. Yaklaşık on saniye süren sarsıntı boyunca yeraltından derin bir çatlama sesi yükseliyor. Son bir sert hareketin ardından her şey duruyor.

Houka birkaç saniye boyunca nefesini tutmuş halde zemine bakıyor.

"Bu..."

İlk kez gerçekten afallamış durumda.

"Bunu ben yapmadım."

Dışarıdan gelen büyük bir kırılma sesi üzerine hepiniz taş geçitlerden yukarı doğru ilerliyorsunuz. Yağmur hafiflemiş, ormanın üzerine gri bir sis çökmüş durumda. Yarığın girişinden dışarı çıktığınızda birkaç dakika önce yürüdüğünüz açıklığın ortasının tamamen değiştiğini görüyorsunuz. Toprak yaklaşık yirmi metre boyunca yarılmış. İki taraf birbirinden ayrılarak uzun, düzensiz bir çatlak oluşturmuş. Derinlerden kırmızıyla mor arasında titreşen tuhaf bir ışık yükseliyor. Işık bazen koyu bordo, bazen mora çalan parlak bir renge dönüşüyor ve kayaların yüzeyindeki damarları aydınlatıyor. Aşağıdan sıcaklık gelmiyor fakat havada ağır bir chakra baskısı hissediliyor. Taşların bazıları ışığa yakın yerlerde sanki içten parlıyormuş gibi yarı saydam görünüyor. En dikkat çekici kısmı ise yarığın bir tarafında, kayaların arasından aşağı doğru devam eden doğal bir geçit bulunması. Dar fakat bir insanın yan dönmeden bile geçebileceği genişlikte. Aşağı doğru eğimli biçimde o kırmızı-mor ışığın kaynağına iniyor.

Houka yarığın başına gelip gözlüğünü çıkarıyor. Bu kez yüzünde tek bir şaka kırıntısı bulunmuyor.

"İşte bahsettiğim chakra." diye mırıldanıyor. "Ama daha önce yüzeye bu kadar yaklaşmamıştı."

Masato kenara yaklaşıp aşağı bakıyor, sonra hemen bir adım geri çekiliyor. "Benim içgüdülerim şu an çok net biçimde oraya girme diyor." Birkaç saniye yarığı inceliyor. "Ama insan geçebilecek kadar yol var. Byakugan’la da derinliğin tamamını göremiyorum. Chakra görüntüyü bozuyor."

Gamaseiran başını aşağıya çeviriyor. Houka ilk kez senden karar bekler gibi sessiz kalıyor. Arkada laboratuvar, insan deneylerine ait kağıt ve kurtarılmış kurbağa var. Önünüzde ise Houka’nın haftalardır araştırdığı gizemli chakra kaynağı kendiliğinden kapısını açmış durumda.

Masato sana bakıyor.

"Aşağı mı iniyoruz, yoksa bunu Hokage’ye ve Kök’e mi bildiriyoruz?"

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Thu Sep 10, 2026 12:57 pm
by Yureikumo Aoi
Houka deneylerle ilgili hiçbir bilgi vermeme konusunda çok kesindi. Bunun tehlikeli olduğunu söylüyor ve kendisini değil etrafındakileri korumak istediğini söylüyordu. Onu tutuklarlarsa Konoha timine de aynı şeyi söyleyecekti. Masato da Kök'ün muhtemelen onun bazı aktivitelerinden haberdar olduğunu ancak varsayım yapmamaları gerektiğini söylemişti. Kurbağayı kurtarma konusunda hemfikir olduklarında hep birlikte laboratuvara geri indiler. Gamaseiran ve Gamapurin, onları bıraktıkları gibi aynı köşede duruyorlardı. Houka kurbağanın bulunduğu tüpün önüne geldiğinde son derece ciddi bir iş adamı tavırlarıyla gerekli talimatları vermişti. Onun talimatlarını takip ederek tüpteki sıvıyı boşalttılar ve kilidini açtılar. Kurbağanın soluk aldığını, yaşayacağını öğrenince Aoi derin bir nefes aldı. Masato bu kurbağayı neden bu kadar önemsediğini sorduğunda verdiği cevap Aoi'yi şaşırttı. Kurbağa... beslemek istemişti. Tıpkı... Tıpkı Aoi gibi... Kurbağası olsun istemişti... Doğadan alıp huzurunu bozmak ve bir laboratuvara kapatmak istemediği için Gamapurin'den aldığı DNA ile onu klonlamıştı. Amacı kekkei genkai oluşturmak bile değildi. Sıradan, normal bir kurbağa istiyordu. Belki de burada yalnızlık çekiyordu ve bir arkadaş istemişti. Tako'yu da o sebeple mi klonlamaya çalışmıştı yoksa?

Kurbağa kurtarma operasyonu sona erdiğinde konu yeniden deneylere gelmişti. Houka hala inatçıydı. Asla hiçbir şey anlatmayacaktı. Ne denekleri, ne deneyin içeriğini, ne Nao'nun kimliğini, ne de bu deneyi kimin finanse ettiğini... Masato ölen çocukları vurguladığında da sesi kırgın çıkmıştı. Bu yaptıkları şey her ne ise pek de gönüllü olmadan, istemeden yapıyor olmalıydılar. İnsanların ölümüne yol açmak istemedikleri bir şeydi ancak onlardan üstte bir güç, bu deneyi özellikle çok gizli tutmaya çalışan birileri onların üzerinde baskı kuruyordu belli ki. Ölümler yaşansa da devam etmek zorunda kalıyorlardı. Aoi o anda Houka'ya karşı bir sempati hissetti. Tam ağzını açıp bir şey söylemek istedi ki bir anda yer sallanmaya başladı. "Deprem?" Bütün zemin bir anda sağa sola sallanmaya, tüpler şıngır şıngır etmeye başlamıştı. Herkes bir yere tutunarak ayakta kalmaya çalışırken ince bir toz bulutu duvarlardan dağıldı. Işıklar yanıp söndü. Zeminden gelen bir çatırdama sesi duyuldu. Sonra her şey durdu. "Herkes iyi mi?" Aoi'nin gözleri odadakilerin durumlarını ölçtü. Herkes sağlam görünüyordu. Houka bunu yapanın kendisi olmadığına dair savunmaya geçmişti hemen.

Duydukları çatırdama sesi üzerine laboratuvardan geri yukarı çıktılar. Yağmur dinmişti. Zeminde ıslak çamur ve yıkanmış bitkilerin kokusunu bırakmıştı. Bunlar dışında ise tüm manzara değişmişti. Toprak boydan boya derin bir şekilde yarılmıştı. İçinden kırmızı mor tuhaf bir çakra yukarıya doğru akıyordu. "Bu da ne?" Yarığın bir tarafında aşağıya doğru inen bir geçit oluşmuştu. Houka hemen yarığın başına gelerek bahsettiği çakranın bu olduğunu ve ilk kez bu kadar yüzeye geldiğini gördüğünü söylemişti. Yüzündeki ifadeden ciddi olduğu anlaşılıyordu. Masato oraya gitmenin tehlikeli olacağını söylerken derinliğini Byakugan ile bile göremediğini söylemişti. Bu ciddi bir durumdu. Masato ona bakıp ne yapacakları konusunda bir karar vermeleri gerektiğini söylemişti. Aoi'nin gözleri ağır ağır çakra kaynağı ve Houka arasında gidip geldi. "Houka'yı tutuklamanın bir anlamı olacağına inanmıyorum. Bir şey anlatmayacak. Belli ki burada yaptıkları şey her ne ise ondan daha büyük bir proje. Houka giderse yerini başkası ile doldururlar. Onun bu işe zorlandığını düşünüyorum. Projenin başındakiler ve bunu finanse edenler kimse... onların niyeti önemli." Çocuk ölümleri aklına gelince yüzünü buruşturdu. "En azından Houka'nın niyetinin gerçekten bize zarar vermemek olduğunu düşünüyorum. Arka planda büyük ve pis bir iş dönecekse... bari içinde temiz niyetli birisi olsun." Bundan pişman olur muydu? Derin bir iç çekti. Tereddütlü bakışlarını Masato'nun içi boş mor gözlerine çevirdi. Masato şimdiye dek hep yanında olmuştu ve başı sıkıştığında ona akıl vermişti. "Bu meseleyi Kök'e bırakmak istiyorum. Houka'yı kendim teslim edersem vicdanım rahat etmeyecek. Böyle hissediyorum. Yanlış mı yapıyorum bilmiyorum."

Yaklaşıp tuhaf çakra akışına çevirdi gözlerini. "Kendi başımıza aşağı inmek tehlikeli olur mu? Hiçbir şey bilmiyoruz. Siz ne diyorsunuz Gamaseiran Bey?" Çakra akışını araştırdıkları için onların da fikrini almak istedi. Yureikumo klanına özgü ruhsal sezgileri ve ruh enerjisi ile çakra akışından bir şeyler hissetmeyi deneyecekti. Bunu başaramazsa olduğu yere diz çökecek ve "Düşersem beni tutabilir misiniz?" diyerek Mirai no Me kullanmayı deneyecekti. Bu çakra kaynağının Houka'nın yaptığı deneylerle bir ilgisi olabilirdi. Reimyaku bitkisi çakra emiyordu ve sanrılar, sahte anılar ve chakra düzensizliği yaratıyordu. Emdiği çakra bu olabilirdi. Belki Takeshi'nin mührü ile bir ilgisi de olabilirdi. Buraya bodoslama inmek ve fırsatları varken araştırmak mı yoksa Hokage'ye bildirmek mi... esas mesele buydu.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Thu Sep 10, 2026 2:43 pm
by GM - Shinsei
Masato, Houka konusunda vardığın sonucu sessizce dinliyor. Birkaç kez yarığın içinden yükselen mor-kırmızı ışığa, ardından laboratuvar girişinde duran Houka’ya bakıyor. Yüzünden kararına bütünüyle katılıp katılmadığını okumak zor. "Yanlış yaptığını söyleyemem." diyor sonunda. "Ben olsam Kök’e elimizdeki kağıdı ve burayı bildirirdim. Houka’yı da özellikle Yamiaki Bey veya Toshifumi’nin görmesini isterdim. Ama adamı şu dakika bağlayıp götürmek bütün ağı çözmeyebilir. Birileri gerçekten onun üstündeyse, onu ortadan kaldırdığımız anda delik kapanır." Bir an Houka’ya bakıyor. "Yalnız ona güvenmiş değilim. Bunu karıştırmayalım. İçimdeki Hyuuga'yı bastırmakta zorlanıyorum sanırım." Houka kollarını birbirine bağlayıp hafifçe homurdanıyor. "Ben de sana güvenmiyorum zaten. Enseme klonla geldin." Masato anında cevap veriyor. "Sen başlattın oğlum ne yapayım?" Gamaseiran ise tartışmaya katılmadan yarığın kenarına yaklaşıyor. Büyük gözlerini derinlikteki ışığa çeviriyor. "Bu akışın tabiatı bana yabancı. Fakat yabancı oluşu, bütünüyle buraya ait olmadığı manasına gelmiyor. Çok eski bir şeyin üzerine daha yeni bir irade dokunmuş gibi hissediyorum."

Sen de kenara yaklaşınca havadaki baskıyı daha güçlü hissediyorsun. Ruhsal algını açtığında chakra tek bir akış halinde görünmüyor. Derinlerde birbirinin içine girmiş katmanlar var. En altta, neredeyse toprağın doğal nabzıyla bir olmuş, yavaş ve çok eski bir titreşim hissediliyor. Onun üzerinden geçen daha ince bir akış ise sana fazlasıyla tanıdık geliyor. Klan bölgesinde dualar sırasında, Antik Ağacın köklerine alnını dayadığında ya da eski Yureikumo mühürlerinin yanında hissettiğin türden bir ruhsal iz. Çok zayıf, çok dağılmış, fakat orada. Bunun içine sonradan işlenmiş üçüncü bir iz daha var. Daha keskin. Daha parlak. Gözlerini kapattığında zihninin arkasında beyaza yakın bir ışık çizgisi oluşuyor ve bir anlığına kafanın içinde eski bir rahatsızlık beliriyor. Birinin çok uzaktan seni izlediği, bakışını ensende tuttuğu hissi. Tanıdık olduğu kadar nahoş.

Gamaseiran sana baktığında yüzündeki değişimi fark ediyor. "Bir şey sezebildiniz mi, Aoi Hanım?" Masato da hemen yanına geliyor. Sen daha derine ulaşabilmek için diz çöktüğünde elini uzatıyor. Düşmen durumunda seni tutmasını istediğini duyunca tereddütsüz arkanı alıyor. "Tutuyorum. Kendini fazla zorlarsan ben keserim tekniği, haberin olsun." Bir eli omzuna, diğeri üst koluna yerleşiyor. Houka birkaç metre geride merakla baksa da bu defa ağzını açmıyor. Parmakların toprağa değiyor. Yarığın içinden yükselen chakra, teninin altından geçen çok ince bir titreşim gibi avucuna vuruyor. Nefesini düzenleyip görüşünü ona doğru bırakıyorsun.

Önce karanlık geliyor.

Sonra toprağın altında tek bir ışık beliriyor. Uzakta yanmış bir mumun küçücük alevine benziyor. Sen ona yaklaştıkça ışık uzuyor, inceliyor ve bembeyaz bir çizgiye dönüşüyor. Çizginin iki yanında hiçbir şey görünmüyor. Yalnızca o yol var. Ardından bir el beliriyor. Uzun parmaklı, renksiz bir el, beyaz çizgiyi sanki bir ipin ucundan tutuyormuş gibi kavrıyor. Parmaklar kapandığı anda çizgi onlarca parçaya ayrılıyor ve yerin içine saplanıyor. Her parça başka bir noktaya ilerliyor. Bir köye, bir tapınağa, taşların altındaki mühürlere, insanların bedenlerine... Hiçbir yüz göremiyorsun. Yalnızca ışığın dokunduğu her şeyde bir iz bıraktığını görüyorsun. Sonra çizgilerden biri sana dönüyor. Gözünün tam önünde duruyor. Ucunda, karanlığın içerisinde bir insan silueti var. Yüzü ışığın ardında seçilemiyor. Fakat başının çevresinde halka gibi açılan aydınlık, daha önce zihnine zorla giren o yabancı varlığın bıraktığı baskıyı çağrıştırıyor. Tam siluete yaklaşmaya çalıştığında görüntü başka bir şeye dönüşüyor.

Ayaklarının altında kalın, kadim bir ağaç kökü beliriyor.

Kökün kabuğundaki damarların arasında turkuaz ışık dolaşıyor. Bir damar ikiye, iki damar dörde, dört damar yüzlerce ince kola ayrılıyor. Kökler yalnızca toprağı tutmuyor. Çok daha büyük bir şeyin içine yayılıyorlar. Dağların altından, nehirlerin dibinden, eski mezarların ve unutulmuş yapıların arasından geçiyorlar. Bir noktada kökün üzerinde Yureikumo dua düğümlerine benzeyen ince işaretler görüyorsun. Sonra uzakta Antik Ağacın tınısını duyuyorsun. Tek bir çan sesi gibi. O sesle bütün kök sistemi hareket ediyor. Önce hafifçe. Sonra daha güçlü. Köklerden biri devasa bir toprak parçasının altına dolanıyor ve yukarı doğru geriliyor.

Toprak sarsılıyor.

Önünde koca bir kara parçası beliriyor. Üzerinde ormanlar, yapılar, dağlar var. Kök altından uzandıkça bütün bölge zangır zangır titriyor. Bazı yerlerde yarıklar açılıyor. İçlerinden aynı kırmızı-mor ışık yükseliyor. Bir yanda turkuaz kökler, diğer yanda beyaz ışığın toprağa saplanmış ince yolları var. İkisi bazı noktalarda birbirine temas ediyor. Temas ettikleri yerde görüntü bozuluyor. Renkler birbirine karışıyor ve kısa süreliğine siyaha dönüyor. Sanki biri çok eski bir sistemi bulmuş, onun damarlarını çözmüş ve kendi ışığını o damarların içine akıtmaya başlamış gibi. Sonra bir ses duymuyorsun, fakat zihninin içinde tek bir his beliriyor.

Uyanıyor.

Görü bir anda aşağıya, toprağın çok daha derinine çekiliyor. Burada köklerden biri kesilmiş. Kesik yüzeyinden turkuaz ışık sızıyor. Hemen yanında beyaz bir işaret var. Bir insan eli, kesilmiş kökün üzerine bir şey yerleştiriyor ama ne olduğunu seçemiyorsun. Yaklaşmaya çalıştığında görüntü yine parçalanıyor. Bu kez önünde iki kırmızı göz açılıyor.

Karanlığın içinde yalnızca gözler var.

İlk anda onları tanımıyorsun. Sert, dikkatli ve öfkeli bakıyorlar. Sonra gözlerin üzerine birkaç mor saç teli düşüyor. Bir tutam daha. Yüzün geri kalanı karanlıkta kalsa da kimi gördüğünü anlıyorsun.

Youko.

Gözleri başka bir şeye bakıyor. Arkasında kırmızı-mor ışık titreşiyor. Küçük kızın dudakları hareket ediyor fakat hiçbir ses gelmiyor. Sonra daha önce Bokukichi’nin tarif ettiği ritmi duyuyorsun. Tık. Tık-tık. Tık. Tık-tık. Youko’nun gözbebekleri bir anda daralıyor. Karanlığın içinden beyaz bir ışık çizgisi ona doğru uzanıyor.

Ve görü kırılıyor.

Bedenin arkaya doğru düşmeye başladığında Masato seni söz verdiği gibi yakalıyor. Bir kolunu omuzlarının arkasına geçirip diğer eliyle kolundan kavrıyor. Gözlerini açtığında önce gri gökyüzünü, ardından yüzünün hemen üzerinde Masato’nun endişeli ifadesini görüyorsun. "Aoi. Aoi, buradasın. Tamam." diyor. Seni yavaşça oturtuyor. "Bu sefer de gittin bir anda. Nefes al biraz." Alnında soğuk ter birikmiş. Yarığın içinden gelen chakra görüşten çıktıktan sonra bile başının içinde titreşmeye devam ediyor. Houka birkaç metre ötede çömelmiş sizi inceliyor. "Ne gördü?" Masato başını kaldırmadan cevap veriyor. "Şimdi sorma."

Gamaseiran ise uzun süre hiçbir şey söylemiyor. Büyük gözleri önce sana, sonra yarığın içine çevriliyor. Başındaki sarı çiçeği yağmurdan hafifçe eğilmiş durumda. Bir süre sonra yüzünde ilk kez gördüğün kadar ağır bir ifade oluşuyor. "Bu mesele tahmin ettiğimden daha kadim olabilir." diyor. "Toprağın içinde gördüğünüz kökler, ruhsal akımlar ve dışarıdan dokunan irade... Bunların yorumunu kendi bilgimle yapmaya cüret etmek istemem." Derinliğe bir kez daha bakıyor. "Bizim topraklarımızda, suyun ve taşın hafızasını benden çok daha iyi dinleyen bir zat vardır. Ona Keşiş Kurbağa deriz. Ömrü boyunca tabiat chakrasının düğümlendiği bölgeleri, eski ruh yollarını ve toprağın altında uyuyan akımları incelemiştir." Masato’nun bakışları Gamaseiran’a dönüyor. "Bence aşağıya adım atmadan evvel ona danışmak akıllıca olacaktır." Gamaseiran sana doğru dönüyor. "Dilerseniz sizi derhal memleketimize götürebiliriz. Gamapurin biraz sersem olsa da yolculuk edebilecek durumdadır. Oraya vardığımızda Keşiş Kurbağa’ya gördüklerinizi anlatırsınız. Belki toprağın altında sizi bekleyen şeyin ne olduğunu anlamanıza yardımcı olabilir." Birkaç saniye susuyor, sonra yarığa doğru bakıyor. "Lakin buradaki geçit şimdi açık. Ne kadar müddet açık kalacağını da bilmiyoruz."

Masato yavaşça ayağa kalkıyor ve seni de doğrultuyor. Önünüzde artık üç ayrı yol var. Hemen aşağı inip yarığın ardındaki kaynağı araştırabilirsiniz. Konoha’ya dönüp Hokage ile Kök’e Houka’yı, insan deneylerini ve açılan yarığı bildirebilirsiniz. Ya da Gamaseiran ile Gamapurin’in teklifini kabul ederek daha önce hiçbirinizin görmediği Shigurezawa Sulaklıkları’na gidip Keşiş Kurbağa’dan bu görüntülerin anlamını öğrenmeye çalışabilirsiniz. Houka yarığın başında sessizce duruyor. Masato sana bakıyor. Gamaseiran da cevabını bekliyor.