Re: [Yamato Shouta] Kılcal Nokta
Posted: Tue May 12, 2026 6:26 pm
Usta’nın laflarına kafa sallayarak, araya katıldığımı belirten onay ifadeleri serpiştirerek, küçük kelimelerle eklentiler yaparak, cümlenin sonunu getirecek kelimelerini tahmin edip aynı anda o kelimeleri ağzımdan çıkararak eşlik ettim. Görevi başarılı sayıyordu, çocuklara takdirini kişisel olarak belirtmişti, Yuu hakkında perspektifimi paylaşmıştı. Kalan herkes odadan çıkarken Haruka’yı yalnız yakalayıp kulağına fısıldayarak ondan fikrini soracak ve yardımını isteyecektim. “Yuu hakkındaki fikrin ne, doğru mu yapıyoruz?” Düşüncelerini anladıktan sonra da gözetiminde biraz daha katkıya ihtiyacımız olacağı hissiyatımı onunla paylaşıp yardımını isteyecektim. “Konağa gittiğinde Akira Dayı’mı bul. Onun da fikrini alalım. Ben gelene kadar korunmasına eşlik etsin.”
Kayıp çocuğun ismi Hiro’ydu. Klanın tanımadığım bir üyesiydi. “Usta ailesiyle konuşabildik mi?” Tsuchikage konuşurken bir yandan da sözlerini analiz etmeye çalışıyordum. Usta’nın söylediğine göre Hiro, Ryusei ve Itsuki’nin tayfasındandı. O zaman zeki bir çocuk olmalıydı. Görebildiğim üç ana farklı sorun vardı. Sorunlardan birincisi kayıp çocuk Hiro, ikincisi Hiro’yla birlikte kaybolan tomar, üçüncüsü mührün nasıl açıldığıydı.
İç çekip kendi çaresizliğini benimle paylaşma cesareti gösteren idolüm ilk kez bir zayıflık emaresi göstermişti. Ne yapacağını bilemez halde benden yardım istiyordu. Bu kez onu elinden tutup ayağa kaldıran ben olacaktım. “Usta hata sende değil, kendinden sual etme. Bu işi çözeceğim.” Çok haklıydı, içeriden, hem de çocuklarımızdan biri aracılığıyla zarara uğratılmak gerçekten kırıcıydı. Bu aileye dahil olabilmek için kendi savaşını vermiş biri olarak onu çok iyi anlıyordum. Renga Usta’nın daha fazla üzülmesine mahal vermemek için doğrudan aklıma gelen çözüm yollarını sunmaya başladım. İşaret parmağımı konakta geninlerin genellikle antrenman yaptığı alana doğru götürdüm. “Usta şimdi bu çocuk Itsuki ve Ryusei’yle takılıyorsa zekaları uyuşuyordur. Shogi falan oynuyorlar yav nasıl zor oyun ben de öğreneceğim bi ara. İnanır mısın mimarlık derslerinde Itsuki’den kopya çekiyorum bazen. Yetenekli çocuklar, zekaları parlak.” Sözü daha fazla uzatmadan konuya bağlasam iyi olacaktı. “Yani Hiro da mührü belki kendi çözmüştür, bi kendisine ulaşalım da.” Ardından Usta’nın sorusuna zihnimde beliren yanıtı verecektim. “Çocuklar gördüğüm kadarıyla macera hissinin sürüklemesiyle yaşıyorlar Usta. Göremediğimiz… yani mesela Hiro kullanıldı diyelim, çalınan tomarın içinde birilerine kendilerine haksızlık edildiğini düşündürtecek bilgiler varsa sebep öyle bir şey olabilir. Hiro bu kişilerle yakınsa… ailesi olabilir, tanıdıkları olabilir… Nedenini düşünmeyi bırakalım Usta, nedenlere nasıl olsa ulaşırız. Nasılı konuşalım.” Sözlerim biraz rahatlatıcı, biraz rahatsız edici olsa da artık yöntem konuşmamız gerekiyordu. Duygusallığa kapılıp görevi unutmuştuk.
Birkaç saniye bakıştıktan sonra ayağa kalkıp haritaya bakarak aklıma gelen fikirleri sıralamaya koydum. “Usta önce Hiro’nun ailesiyle konuşmamız lazım. Ryusei ve Itsuki, diğer yaşıtları geninlerle de konuşuruz. Dahil olduğu bir takım varsa hocası ve ekip arkadaşlarıyla iletişime geçmeliyiz. Son gittiği görevi inceleyelim, hatta tüm raporlarına bir bakalım; belki bir bağlantı buluruz. Konakta Eiji ve Saito Abilere bi danışmak lazım işleri gereği konağın bir nevi sivil devriyesi adamlar, içeride ne olup bittiğini onlardan iyi bilen biri yoktur. Arşivin koruması, devriyesi bir görevlisi de vardır orası neden boş bırakılmış soruşturmasını yapalım. Olay yerini inceleyebilecek, chakra kalıntısı takibi gibi yeteneklere sahip bir dostumuz varsa ulaşalım. Aklıma gelen şimdilik bu kadar.” Genel hatlarıyla planı yapmıştım. Aşamaların içeriğiyle ilgili Tsuchikage’nin yardımını isteyecektim. “Bu insanlarla ne konuşacağımız, nasıl konuşacağımız, hangi bilgileri ne kadar verebileceğimiz, kimlerin soruşturmanın yürütülmesinde bize yardımcı olacağıyla ilgili tavrımız ne olacak Usta? Sen bunlara karar ver. Bilgiyi sızdırmayacağından emin olduğumuz, klan dışından dostlarımızı çağırabiliriz, sivil dostlarımızı da kullanabiliriz.” Fikirlerimi masasına yığdıktan sonra kararları vermesi için sözü tamamen Renga Usta’ya bırakmıştım. Verdiği direktifler doğrultusunda harekete geçmeye hazırdım.
Kayıp çocuğun ismi Hiro’ydu. Klanın tanımadığım bir üyesiydi. “Usta ailesiyle konuşabildik mi?” Tsuchikage konuşurken bir yandan da sözlerini analiz etmeye çalışıyordum. Usta’nın söylediğine göre Hiro, Ryusei ve Itsuki’nin tayfasındandı. O zaman zeki bir çocuk olmalıydı. Görebildiğim üç ana farklı sorun vardı. Sorunlardan birincisi kayıp çocuk Hiro, ikincisi Hiro’yla birlikte kaybolan tomar, üçüncüsü mührün nasıl açıldığıydı.
İç çekip kendi çaresizliğini benimle paylaşma cesareti gösteren idolüm ilk kez bir zayıflık emaresi göstermişti. Ne yapacağını bilemez halde benden yardım istiyordu. Bu kez onu elinden tutup ayağa kaldıran ben olacaktım. “Usta hata sende değil, kendinden sual etme. Bu işi çözeceğim.” Çok haklıydı, içeriden, hem de çocuklarımızdan biri aracılığıyla zarara uğratılmak gerçekten kırıcıydı. Bu aileye dahil olabilmek için kendi savaşını vermiş biri olarak onu çok iyi anlıyordum. Renga Usta’nın daha fazla üzülmesine mahal vermemek için doğrudan aklıma gelen çözüm yollarını sunmaya başladım. İşaret parmağımı konakta geninlerin genellikle antrenman yaptığı alana doğru götürdüm. “Usta şimdi bu çocuk Itsuki ve Ryusei’yle takılıyorsa zekaları uyuşuyordur. Shogi falan oynuyorlar yav nasıl zor oyun ben de öğreneceğim bi ara. İnanır mısın mimarlık derslerinde Itsuki’den kopya çekiyorum bazen. Yetenekli çocuklar, zekaları parlak.” Sözü daha fazla uzatmadan konuya bağlasam iyi olacaktı. “Yani Hiro da mührü belki kendi çözmüştür, bi kendisine ulaşalım da.” Ardından Usta’nın sorusuna zihnimde beliren yanıtı verecektim. “Çocuklar gördüğüm kadarıyla macera hissinin sürüklemesiyle yaşıyorlar Usta. Göremediğimiz… yani mesela Hiro kullanıldı diyelim, çalınan tomarın içinde birilerine kendilerine haksızlık edildiğini düşündürtecek bilgiler varsa sebep öyle bir şey olabilir. Hiro bu kişilerle yakınsa… ailesi olabilir, tanıdıkları olabilir… Nedenini düşünmeyi bırakalım Usta, nedenlere nasıl olsa ulaşırız. Nasılı konuşalım.” Sözlerim biraz rahatlatıcı, biraz rahatsız edici olsa da artık yöntem konuşmamız gerekiyordu. Duygusallığa kapılıp görevi unutmuştuk.
Birkaç saniye bakıştıktan sonra ayağa kalkıp haritaya bakarak aklıma gelen fikirleri sıralamaya koydum. “Usta önce Hiro’nun ailesiyle konuşmamız lazım. Ryusei ve Itsuki, diğer yaşıtları geninlerle de konuşuruz. Dahil olduğu bir takım varsa hocası ve ekip arkadaşlarıyla iletişime geçmeliyiz. Son gittiği görevi inceleyelim, hatta tüm raporlarına bir bakalım; belki bir bağlantı buluruz. Konakta Eiji ve Saito Abilere bi danışmak lazım işleri gereği konağın bir nevi sivil devriyesi adamlar, içeride ne olup bittiğini onlardan iyi bilen biri yoktur. Arşivin koruması, devriyesi bir görevlisi de vardır orası neden boş bırakılmış soruşturmasını yapalım. Olay yerini inceleyebilecek, chakra kalıntısı takibi gibi yeteneklere sahip bir dostumuz varsa ulaşalım. Aklıma gelen şimdilik bu kadar.” Genel hatlarıyla planı yapmıştım. Aşamaların içeriğiyle ilgili Tsuchikage’nin yardımını isteyecektim. “Bu insanlarla ne konuşacağımız, nasıl konuşacağımız, hangi bilgileri ne kadar verebileceğimiz, kimlerin soruşturmanın yürütülmesinde bize yardımcı olacağıyla ilgili tavrımız ne olacak Usta? Sen bunlara karar ver. Bilgiyi sızdırmayacağından emin olduğumuz, klan dışından dostlarımızı çağırabiliriz, sivil dostlarımızı da kullanabiliriz.” Fikirlerimi masasına yığdıktan sonra kararları vermesi için sözü tamamen Renga Usta’ya bırakmıştım. Verdiği direktifler doğrultusunda harekete geçmeye hazırdım.