Page 6 of 6

Re: [Yureikumo Aoi] Taşın İradesi

Posted: Fri Aug 15, 2025 9:09 pm
by GM - Shinsei
Kaede, söylediklerini sessizce dinliyor. Kısa bir nefes alıp başını sallıyor. "Tamam." diyor. "Geri dönmüyoruz. İz sürüp bitirelim. Ama çakranı dikkatli kullan. Ayrıca dediğin şeyleri başka zaman konuşuruz." Cümlesini bitirir bitirmez öne geçiyor, sen de omuz hizasında ilerliyorsun. Ormanın kokusu ağır, toprak nemli. Ayak sesleri yeniden beliriyor. Önce iki, sonra üçüncü bir ritim ekleniyor. Dalların arasından uzakta silüetler seçiliyor. Kaede elini indirip fısıldıyor. "Yaklaşınca sola ve sağa doğru ayrılalım." Nefesini ayarlayıp hızlanıyorsun. Tam hamleye kalkacağın anda ayağının altından ince bir gerilme geçiyor. Denge kayıyor, öne doğru yere kapaklanıyorsun. Kaede de aynı anda takılıp yanına düşüyor. Avuçların çamura saplanmışken Kaede zemindeki parıltıyı görüyor ve hızlıca bağırıyor. "Misina ipi!"

Dizlerini toplarken sağ yanında toprağa sert bir sesle bir kunai saplanıyor. Karanlıktan bir ses, emir gibi geliyor. "Sakın kıpırdama!" Yarım daire şeklinde yer değiştiren adımlar duyar gibisin. Kaç kişi olduklarını seçemiyorsun. İki mi, dört mü, belki beş. Gölgeler hareket ettikçe sayı kayıyor. Nefesler yakın. Kaede tam doğrulmadan bir Sennashi üyesi yanında beliriyor. Katanasını Kaede’nin boynuna dayıyor. Soğuk metal deriyi çiziyor ama bastırmıyor. Adam düz bir sesle soruyor. "Hayattaki amacın ne?" Soru anlık bir boşluk yaratıyor sende. Bu anda bunu beklemiyordun. Kaede bir an duruyor, gözlerini kaçırmıyor. "Bilmiyorum." diyor.

Adam yaklaşmadan konuşmayı sürdürüyor. "Bilmiyorsan yön verilir. Sennashi düzen kurar. Vicdan çoğu zaman korkuya takılmış bir süstür. Bedel gerektiğinde neye güvenirsin? Vicdan mı, hakikat mi?" Cümleler ölçülü. Kaede nefesini topluyor. Kısa düşünmenin ardından sakince konuşuyor. "Eğer kayıp düzenle azalacaksa bedel ödenir. Gerekirse sert kararlar alınır." Adamın omuz çizgisi çok az gevşiyor. Kılıç boyundaki baskıyı değiştirmeden duruyor.

Katananın ucu bu kez sana dönüyor. Göğüs hizanda sabit bir çizgi gibi duruyor. Bir adım daha yaklaşsa tenine değecek. Adam bakışını Kaede’ye çeviriyor. "Arkadaşlarını ve köyünü seviyor musun?" Kaede gözlerini kısmadan, sesi düz tutarak yanıtlıyor. "Ne alaka bu şimdi?" Ne tam onay ne ret. Cümle havada asılı kalıyor.

Kalbin hızlanıyor. Dizlerin çamurda, avuçların ıslak. Sağındaki kunainin sapı parlıyor. Ayağının gerisinde misina gergin. Zeminde ikinci bir hat olabileceğini hissediyorsun. Çevredeki nefesler düzenli. Acele etmiyorlar. Bu, konuşturmak istediklerini gösteriyor. Kaede göz ucuyla sana bakıyor. "Zaman kazan" der gibi.

Rüzgar yön değiştirince yaprak sesleri kısa bir an kesiliyor. O boşlukta yerdeki ağırlığını nasıl taşıdığını fark ediyorsun. Omuzların hafif titriyor. Karşındaki maskenin nefesi iki kısa, bir uzun ritimde. Sol çaprazda alçak bir gölge var. Arka hatta daha ağır bir adım. Seni merkeze alan bir düzen kurmuşlar. Komut aynı tonda tekrar geliyor. "Kımıldama." Toprak kokusu metal tadıyla karışıyor. Dilinin ucunda paslı bir tat var.

Dizlerin yerde. Kaede’nin boynunda kılıç, kalkamıyor. Çevrede üç ile beş arası kişi hissediyorsun ama gölgeler sayıyı gizliyor. En az biri arkanı kapatmış, biri sol çaprazda, biri Kaede’nin üzerinde. Az önce düştüğünüz bölgede misina var ve zeminde ikinci bir hat olma ihtimali yüksek. Seni hemen indirip geçmek istemiyorlar. Konuşturup nabız yokluyorlar. Sözle dengeyi bozma, bakışla dikkat kaydırma ya da kısa bir teknikle anlık boşluk açma ihtimallerini zihnin yokluyor. Hepsi riskli. Mesafe kısa, refleksleri hızlı. Bir göz kırpışı kadar kısa bir aralık arıyorsun.

Re: [Yureikumo Aoi] Taşın İradesi

Posted: Sun Aug 17, 2025 1:03 am
by Yureikumo Aoi

Kaede ile birlikte iz sürmeye devam etmeye karar verdiler. O önde, Aoi hemen biraz gerisinde yavaşça nemli toprak üzerinde ilerliyorlardı. Kısa süre sonra ayak seslerini yeniden işitmeye başladılar. Yaprakların arasında da birkaç siluet seçiliyordu. Kaede yeniden sağdan ve soldan olmak üzere iki taraftan saldırıp onları kıskaca almayı teklif etmişti. Aoi başını sallayarak onayladığını belirtti. Aoi siper aldı. Nemli orman kokusunu ciğerlerine çekti derince. Nefesini topladığına karar verdikten sonra hızla öne doğru atıldı. Bunu yapması ile birlikte kendisini yerde bulması bir oldu. Dizlerinin ve avuç içlerinin üzerine kapaklandı. Bir an sonra da Kaede aynı şekilde öne doğru düşmüştü. O esnada Kaede'nin misina ipi diye haykıran sesini işitti.

Gerçekten misina ipi gibi basit bir tuzağı fark edemeyecek kadar acemi miydiler? Her ne olursa olsun durum buydu. Toprağa saplanan sert kunai sesi ile irkildi. Karanlığın içerisinden ona hareket etmemesini emreden sert bir ses işitti. Olduğu yerde donakaldı. Bakışları avuçları gibi çamurlu zemine saplıyken adamların etraflarında daire çizmekte olduklarını fark etti. Kaç kişi olduklarını çıkardıkları seslerden anlayamıyordu. Ayak sesleri ve nefesleri çok yakınlarından geliyordu. Kaede tam doğrulacak gibi olduğunda boğazına parlak bir metal dayanmıştı. Aoi sonradan bunun bir katana olduğunu fark etti. Kaede'nin tenine değiyor ancak batırmıyordu. Bir an bile kıpırdayacak olsa boğazını parçalayabilirdi. O esnada adamdan tok bir ses duyuldu. Hayattaki amacını soruyordu Kaede'ye. Aoi afalladı ancak bunu bedeniyle belli edemiyordu. Neden soru soruyorlardı? Neden konuşuyorlardı? Neden onları öldürmüyorlardı? Ellerine hayatlarının fırsatı geçmişti. Onlara neden fırsat sunuyorlardı?

Kaede soğukkanlılığını koruyarak bilmediğini belirtmişti kısaca. Adam duygusuz düz sesiyle devam ederek tıpkı Aoi'ye sundukları gibi vicdan ve kanun arasında bir seçim sunmuştu ona. Demek Kaede'de potansiyel görmüşlerdi ve onu kendi taraflarına çekmeye çalışıyorlardı. Belki de Kaede'ye kendi ekip arkadaşlarını öldürmesini söyleyeceklerdi. Kaede buna kanar mıydı? Kaede çok fazla düşünmeden net bir cevap vermişti adama. Kanunun düzeni sağlaması durumunda zor kararların alınması gerektiğini söylemişti. Bu tıpkı ona biraz evvel söylediği gibiydi. Yureikumolara kızgın olmasının sebebi bu muydu? Yaşadıkları her neyse bunun bedelini ödemediklerini mi düşünüyordu? Adam katananın ucunu Kaede'den kendisine çevirmişti. Arkadaşlarını ve köyünü sevip sevmediğini sormuştu bu sefer de. Bu sorgulama ile neyi amaçladıklarını anlamakta zorlanıyordu. Kaede zor sorulardan kaçmak için kullandığı kaçamak cevabı kullanarak soruya soru ile cevap vermişti. Aoi çekingen bakışlarını ona çevirdiğinde Kaede'nin gözlerinde ondan zaman kazanmasını istediğini ima eden bir bakış fark etti.

Aoi bakışlarını yeniden toprağa çevirdi. Kalbi delice çarpıyordu. Katana ona dönüktü, hemen yanında bir kunai vardı, zemine muhtemelen ikinci bir misina tuzağı kurulmuştu ancak nerede olduğunu bilmiyordu. Pervasız bir hamle yapmak her ikisini de ciddi tehlikeye atardı. Aoi yutkundu. Rüzgar bir an için kesilince yaprak hışırtıları susmuştu. Karşısındaki adamın nefes seslerinin ritmini sayabiliyordu. Sol çaprazda uzun bir gölge gözüne çarpıyordu. Onun arkasında da birden fazla... Kendisini merkeze almışlardı. Ateş çemberinin ortasındaydı. Ona biraz evvel emreden ses emrini yinelemişti yine aynı sert tonda. Aoi ürperdi. Ürpertiyle omuzları titredi. Vücudundaki tüm tüylerin diken diken olduğunu hissediyordu. Nefesi düzensizleşmiş, göz bebekleri büyümüş, kan kaslarına doğru akarak onları sıkılaştırmıştı. Vücudu kaçmasını ya da savaşmasını emrediyordu. Aoi ise donup kalmıştı. Ağzına tuhaf bir metal tadı geldi. Dişini mi kanatmıştı?

Nasıl zaman kazanacaktı? İhtimalleri değerlendirdi. Kısa bir el mührüyle boşluk oluşturabilir miydi? Adamlar çok yakındı, hızlı refleksleri ile en az birisinin hayatını kaybetme riski yüksekti. Ancak adamlar onları öldürüp geçmiyorlardı. Belki bir planları vardı. Belki nabız yokluyorlardı. Belki öldürmekten bile daha kötü planları vardı. Belki Aoi onların gardını düşürecek bir şeyler söyleyerek zaman kazanabilirdi. "Neden kanun ve vicdan arasında seçim yapmak zorunda olduğumuzu anlamıyorum." dedi oldukça ürkek bir tonda lafa girerek. "Sizce de ikisi de birbirinden ayrılamaz yapılar değiller mi? Kanun evet belki üstte güç sahibi olanları güçlü tutmaya devam ederek güçsüzleri ezer ancak siviller için düzen yaratır. Rehber olur. Vicdan ise içimizdeki pusula, muhakeme kaynağımızdır. Sadece kanunlara dayanırsak kalpsiz, sadece vicdana dayanırsak da bencil olmaz mıyız? Üstelik herkesin vicdanı ayrı işler. Herkes kendi vicdanına göre hareket ederse dünya yaşaması çok kaotik bir yer olmaz mı? Yine güçlü olanın güçlü kalmaya devam ettiği bir sistem oluşturulmuş olmaz mı?" Derin bir soluk verdi. Belki filozofik bir sorgulama ile akıllarını karıştırabilir veya kısa bir süre için dikkatlerinin dağılmasını sağlayabilirdi.

Re: [Yureikumo Aoi] Taşın İradesi

Posted: Sun Aug 17, 2025 5:42 pm
by GM - Shinsei
Kaede, söylediklerini dinledikten sonra bakışını senden ayırmadan konuşuyor. Sesi düşük ama kesin. "Kanun bugüne kadar neye yaradı ki?" diyor sertçe. "Savaş kararları kanunla çıktı. Sürgünler kanunla yazıldı. Üstü kapatılan suçlar kanunla aklandı. Güç kimin elindeyse kanun ona hizmet etti. Vicdan ağır çalışır ama en azından insanı insana bağlar. Denge değil. Vicdan daha mantıklı." Bir an duruyor, nefesini eşitliyor. "Şimdi bunu test edelim." Dizlerini bastırıp ayağa kalkmaya çalışıyor. Boynundaki kılıca bilerek yaklaşarak metal çizgiyi derisine iyice dayıyor. Gözünü Sennashi üyesinin gözlerinden ayırmadan söylüyor. "Belki de size katılmalıyım. Kafalarımız daha çok uyuşuyor."

Sözleri seni çiviliyor. Boğazın kuruyor. Kaede’nin bakışı senden sapmıyor. Sennashi üyesi kısa bir el işareti veriyor. Karanlıktaki diğerleri yanıt veriyor. Birinin elinden ip çıkıyor. Sana doğru yürümeye başlıyor. Adımları sabit. "Onu bağlayın." diyor ilk ses. Çaprazındaki gölge yer değiştiriyor. Arkadan yaklaşan ayaklar var. Kaede bu sırada tamamen ayağa kalkıyor. Kılıcı tutan Sennashi üyesi tehdidin bittiğini varsayıp katanayı kınına yerleştiriyor. Sağ elini uzatıyor. "Sonsuzluğa birlikte gideceğiz o halde." Kaede dudak kenarını hafifçe yukarı kaldırıyor. "En azından shinobi dünyasında güvenilir insanlar da varmış." Göz kırpmadan ekliyor. "Ben o insanlardan değilim."

Kaede uzanan eli kavrıyor. Bileği kilitleyip omuzu üzerinden geriye doğru savuruyor. Adam toprağa sırtüstü düşerken Kaede çoktan el mührünü kurmuş oluyor. Parmakları kapanıyor. "Shinranshin no Jutsu!" Karanlık bir anda hareketleniyor. Çevrendeki Sennashi üyelerinin gözleri boşalıyor. Omuz çizgileri bir anda sertleşiyor. İp elinde olan sana hamle yapmak yerine sağındaki yoldaşının bileğini yakalıyor. Çaprazdaki gölge kılıcını anlamsız bir hızla yanında duran diğerine savuruyor. Maskeler çarpışıyor, kemik sesi geliyor, nefesler kesiliyor. Kaede’nin kontrolündeki bedenler birbirlerine dönüyor. Kısa, gaddar ve tereddütsüz darbeler. Birinin katana kabzası boyun köküne iniyor. Diğeri bir başkasının boğazına kunaisini savuruyor. Bir başkası yanındakini iki kez bıçaklayıp üçüncü darbeyi kalbe saplıyor. Yapraklar kanla koyulaşıyor. Bağırış yok denecek kadar az. Hepsi birbirini bitiriyor. Birkaç saniye içinde orman yalnızca ağır soluklar ve metalin ıslak sesiyle doluyor, sonra tamamen susuyor.

Sessizlik. Sadece damlayan sıvının toprağa düşüşü. Kaede ellerini titreyerek mührün üzerinden çekiyor. Gözleri bir an sende kalıyor. Çenesinde bir sarsıntı. Dizi boşalıyor ve yanına çöker gibi olurken tamamen kapanıyor. Omzundan kayıp toprağa düşüyor. Bayılmış. Dizlerin çamurda sürünerek yanına gidiyorsun. Kaede’nin nabzını yoklamak için bileğine dokunduğunda sıcaklığını hissediyorsun. Nefesi var ama zayıf. Çakra tüketimi onu tamamen düşürmüş gibi. Tam o sırada arkanda boğuk bir öksürük sesi duyuluyor. Hızla başını çeviriyorsun. Yerde yatan Sennashi üyelerinden biri kıpırdıyor. Maskesi kırık. Ağzı görünüyor, kanlı bir nefes veriyor, tek gözünden sana bakıyor. Elini kaldırmaya çalışıyor ama kolu titreyip düşüyor.

Kaede yanında, tamamen baygın. Yerdeki adamın gözünde hem korku hem inat var. Yakınında düşmüş bir kunai, biraz ötede düşmenizle kopmuş misina ipi duruyor. Şimdi karar sende. Kaede’yi güvene alıp nefesini toparlamaya çalışabilirsin. Yerdeki adamın ağzından hızlıca bir şeyler koparmayı deneyebilirsin. Tehdidi tamamen ortadan kaldırmak için yaklaşmayı düşünebilirsin. Çevrende olabilecek farklı ihtimalleri de aklından geçiriyorsun. Ya da kim bilir, belki başka bir planın vardır.

Re: [Yureikumo Aoi] Taşın İradesi

Posted: Tue Aug 19, 2025 11:40 pm
by Yureikumo Aoi
Kaede keskin bakışlarını ondan ayırmıyordu. Sert bir ses tonuyla söz aldı onun hemen ardından. Kanunun neye yaradığını, savaşa, suçluların aklanmasına, sürgünlere sebep olduğunu söylemişti. Gözleri ciddiyetle bakıyordu ancak Aoi onun ciddi olmadığını umuyordu. Biraz evvel anlamlı bakışlarla zaman kazanmasını istemişti. Rolünü devam ettiriyor olsa gerekti. Eliyle kılıcı tutarak onlara katılmasının daha mantıklı olacağını vurguladı. Bakışlarını üzerinde tutuyordu. Aoi yutkundu. Boğazı kurumuştu. Rol yapıyordu... değil mi? Ciddi değildi herhalde. Söyledikleri, gerçek düşünceleriymiş gibi son söyledikleriyle uyumluydu ve bu durum fazlasıyla korkutucuydu. Adamlardan birisi ip çıkartmış, bağlanması emrini vermişti. Arkasındaki hareketlenen ayak seslerini işitti. İçini bir huzursuzluk kaplamıştı. Kaçamak bakışlarını Kaede'ye çevirdi.

Kılıcı tutan adam kınına geri sokmuştu. Kaede'ye elini uzattığını gördü. Onu hemen içlerinden birisi olarak kabul etmişti. Kaede hafifçe tebessüm etmişti. Shinobi dünyasında güvenilir insanlar olduğunu, kendisinin ise onlardan birisi olmadığını söyledikten sonra Aoi adamın yere sırtüstü düşen bedenini gördü. Bu bir anlık şaşkınlığı daha atlatamamışken Kaede el mühürlerini yaparak bir klan jutsusu uygulamıştı. Saniyeler içerisinde ortalık kan gölüne döndü. Etraftaki Sennashi üyelerinin gözlerinin boş bakmaya başladıklarını ve durduk yere birbirlerine saldırmaya başladıklarını gördü. Kırılıp yere düşen maskeler, bıçaklanan boğazlar, etrafa sıçrayan kan... Mücadele sesleri bile çıkmamıştı. Saniyeler içerisinde orman ölümün sessizliğine gömülmüştü. Aoi dört bir yanında yükselen ruhları hissedebiliyordu.

Damlayan kanın toprağa bıraktığı pıt pıt sesler harici hiçbir ses kalmamıştı. Her şey sessizleşince Kaede titrek elleriyle mührünü sonlandırdı. Çok çabuk yaşanmıştı ancak ciddi anlamda çakra harcamış olmalıydı. Başını kaldırınca kendisine bakmakta olduğunu fark etti. Çenesi bir şey söylemek istermiş gibi titremişti ancak sesi çıkmamıştı. Bununla birlikte de ıslak toprağa düşmesi bir oldu. Aoi çamurun içinde sürünerek yanına ilerledi hemen. Nabzı atıyordu ancak fazlasıyla zayıftı. Yorgun düşmüş, büyük bir savaş vermişti. O anda arkasında bir ses işitti. Sennashi üyelerinden birisi hayatta kalmıştı. Kırık maskesinden ağzının kanla dolu olduğunu görebiliyordu. Elini kaldırmaya çalışsa da gücü kalmamıştı. Aoi derin bir soluk verdi. Kendini toparlayarak yavaşça ayağa kalkmayı denedi. Biraz evvel onu bağlamak için ip getiren adamın düşürdüğü ipi bularak yaralı Sennashi üyesini ellerinden ve bacaklarından bağlayacaktı. Onu esir olarak teslim etmek mantıklı olurdu. Bacağından bağlarken ipin ucunu tasma gibi biraz uzun bırakacaktı. Kaede'yi sırtlayıp köye götürürken yaralı adamı da ayağından bağladığı ipten tutarak sürükleyecekti.

Re: [Yureikumo Aoi] Taşın İradesi

Posted: Fri Aug 22, 2025 6:38 pm
by GM - Shinsei
İpi bulup yaralının bilek ve ayaklarını sıkıca bağlıyorsun. Düğümü iki kez kilitliyorsun, bacağına da tasma gibi uzun bir pay bırakıyorsun. Adam sendeleyip inliyor, maskesinin kırık kenarından kan sızıyor ama karşı koyacak gücü kalmamış. Kaede’yi dikkatle çevirip sırtlıyorsun, başı omzuna düşüyor, nefesi zayıf ve sıcak. Sağ elinle ipi kavrıyor, adamı arkandan sürükleyerek yola çıkıyorsun. Ormanın toprağı ıslak, kökler yüzeye yakın, her adımda ağırlık daha da artıyor. Omuzların yanıyor, dizlerinin titremeye başladığını hissediyorsun. Esirin ayakları yerde iz açıyor, ip arada taşlara takılıp geriliyor.

Ishigakure'ye giden patikaya çıktığında artık kesik kesik nefes alıp veriyorsun. Kaede’nin ağırlığı omzunu uyuşturuyor, görme alanının kenarları daralıyor. Bir anda yakınında bir rüzgar çizgisi beliriyor, ardından bir el bileğini yakalıyor ve sendelemeyi durduruyor. Masato yanına iniyor. Gözleri açık, damarlı beyazı belirgin. "Byakugan ile buldum sizi." diyor hızlıca. Seni belinden kavrayıp yükünü hafifletiyor. Çok geçmeden Takeshi ağaç gövdesinden atlayıp yanınıza geliyor, Kaede’yi sessizce sırtlıyor. "Durumu stabil ama çok yorulmuş." diye mırıldanıyor. Satoshi de arkanızdan beliriyor, yerde sürüklenen ipi tek hamlede devralıp esiri omzuna atıyor.

Beş kişi olunca hızlanıyorsunuz. Ishigakure’nin taş kapıları göründüğünde nöbetçiler içeri yol veriyor. Kısa bir rapor alışverişi, baş hareketleri, hızlı adımlar. Esiri iç avluya, ardından muhafız odasına teslim ediyorlar. Kaede revirden geçmeden önce Takeshi onu dikkatle indiriyor, masaya yatıran görevli bir Shosen jutsusu için hazırlık yapıyor ama Kaede’nin nefesi düzenli, hayati tehlike yok. "O halde dinlenmeye." diyor Masato, omzuna dokunup seni yemek kısmına yönlendiriyor. Seni taş koridorlardan küçük bir avluya çıkarıyorlar. Gözleme yapan ablanın tezgahı sıcak, buhar yükseliyor. "Sıcak ve taze kızım gel, peynirli mi ıspanaklı mı?" diye soruyor. Cevap verecek halin olmadığını görünce beklemeden bir tabak hazırlayıp önüne bırakıyor. İlk lokmayı aldığında tuz ve sıcak yağ dilinin ucundaki metal tadını bastırıyor. Nefesin yavaşlıyor, vücudun gevşiyor.

Çok geçmeden koridorun ucunda tanıdık bir siluet beliriyor. Kaede, rengi hala soluk ama ayakta. Adımlarını dikkatli atıyor, gözlerini senin üzerinden ayırmıyor. Yanına gelip kısa bir gülümsemeyle konuşuyor. "Beni getirdiğin için teşekkür ederim, Aoi." Tam o anda kapının yanındaki gölgeden Takeshi araya giriyor. "Ben getirdim aslında ama..." Kaede başını ona çevirip omuz silkiyor. "Bizi görmeni Aoi sağladı sonuçta." Takeshi hafifçe homurdanıp gülüyor, itiraz etmiyor. Kapı yeniden aralanıyor. Üzerinde Ishi amblemi olan bir görevli içeri bakıyor. "Aoi, Kaede, gelmeniz istendi." Sesi resmi ama aceleci değil. Ayağa kalkıyorsun, Kaede de yanında. Üçünüz geniş, dışı dökülen sıvalarla kaplı eski bir binaya giriyorsunuz. İçerisi serin. Taş merdivenlerden aşağı inildikçe hava ağırlaşıyor, nem kokusu keskinleşiyor. Aşağıda dar bir koridor, duvarlarda seyrek fenerler. Demir parmaklıkların önünde iki muhafız bekliyor.

Görevli sizi küçük bir odaya alıyor. Ortada zincire bağlı bir halkalı demir, karşıda sandalyeye oturtulmuş esir. Maskesinin yarısı yok, dudak kenarında kuru kan, tek gözünde inatçı bir parıltı. Görevli size dönüyor. "Sorgu sırasında sizin de burada olmanız gerektiğini düşündük. Adamı siz yakaladınız. Gördüklerinize göre daha doğru sorular sorabilirsiniz." Bir adım geri çekilip sözü size bırakıyor. Kaede ilerleyip duruyor, sesini yükseltmiyor. "Ne planlıyorsunuz? Arkadaşların nerede?" Oda kısa bir süre sessiz kalıyor. Esirin omuzları çok hafif hareket ediyor, dudak kenarı yukarı kıvrılıyor. Gözünü Kaede'den kaçırmadan gülümsüyor. "Kalbinde." Kaede kaşlarını çatıp sana bakıyor. Şimdiden öfkesini kontrol etmekte zorlanıyor gibi görünüyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Taşın İradesi

Posted: Fri Aug 22, 2025 10:28 pm
by Yureikumo Aoi
Aoi bütün planı teoride aklında kusursuzca tamamlamıştı ancak pratikte ne kadar zorlanacağını hesaba katmamıştı. Bir yandan koskoca adamı çekiştirmek bir yandan da tamamen baygın düşmüş Kaede'yi sırtında taşımak Aoi gibi minyon bir kadın için fazlasıyla zorluydu. Yerdeki esir sürüklenirken sürekli zemindeki bir şeylere takılıp sekiyordu. Bu da Aoi'nin geriye doğru sekmesine yol açıyordu. Aoi, Kaede'yi düşürmemeye özen göstererek toparlanıp esiri sürüklemeye devam ediyordu. Kurbanlık koyun gibi bacağından çeke çeke köye götürecekti resmen adamı. O kadar ağırdılar ki dizleri titriyordu artık. Ishigakure'ye giden düz patikaya ulaştığında artık dermanı kalmamıştı. Kaede'nin ağırlığıyla göçen omzunu ve komple sırtını hissetmiyordu bile. Tam sendeleyip düşecek gibi olmuştu ki onu yakalayıp düzelten bir el hissetti üzerinde. Rüzgar bulutunun ardından görünen kişi Masato'dan başkası değildi. Gözlerinin damarları belirginleşmişti. Byakugan kullanarak onları aramaya çıkmışlardı. "Yuukon'a şükürler olsun." dedi Aoi zorlukla bir nefes verirken. Beş dakika daha geç kalmış olsalardı patikaya boylu boyunca yığılıp kalacaktı.

Kısa süre sonra Takeshi de yanlarına gelmiş ve hemen Kaede'yi sırtlamıştı grubun hamalı olarak. Satoshi de gelerek yerde sürüklenen adamı kucaklayıp omzuna atmıştı. Aoi yüklerinden kurtulmanın hafiflemesiyle derin bir nefes çekti ciğerlerine. Omuzlarını gerdirerek kulunçlarını açmaya çalıştı. Üzerinden kamyon geçmiş gibi hissediyordu. O neyse artık. Ishigakure'ye vardıklarında esiri hemen muhafızlara teslim ettiler. Kaede ise hemen revire yönlendirildi. Kaede'nin durumu ciddi değildi, fazla çakra harcadığı için yorgun düşmüştü. Dinlenerek toparlanması gerekiyordu. Aoi'nin karnından yükselen gurultular tüm odayı doldurmuş olacaktı ki Masato onu gözlemeci teyzeye yönlendirmişti. Teyze onun halini görünce hemen bir tabağa gözlemeleri koymuştu. Aoi ne zaman yemeye başladığını bile hatırlamıyordu. Öyle gözü dönmüştü. Ağzındaki metal tadı lezzetli yemeklerle birlikte yok olmuştu.

Aoi lezzetli gözlemeler diyarında gününü gün ederken koridorun diğer ucunda Kaede belirmişti. Beti benzi hala atıktı ama ayakta durabilecek kadar toparlamış görünüyordu. Yanına gülümseyerek gelmişti. Kendisini buraya getirdiği için de teşekkür etmişti. Aoi bir an şaşırsa da gülümseyerek karşılık verdi. "Lafı bile olmaz." Hiçbir işe yaramadığı için azar işitmediğine sevinmişti. Kaede'nin daha önce birisine teşekkür ettiğini de duymamıştı. Oldukça tuhaf bir duyguydu. O anda içeriye Ishi görevlileri gelerek çağrıldıklarını duyurmuştu. Aoi hemen ayağa kalktı. Kaede ile birlikte esirin tutulduğu bakımsız, rutubetli küçük bir binanın küçük bir odasına alınmışlardı. Maskesinin yarısı kırık olan adam zincirlere bağlanmış bir şekilde tutuluyordu orada. Görevli gördüklerine dair esiri sorgulayabileceklerini söylemişti ancak çok bir şey gördükleri de söylenemezdi. Kaede direkt lafa girerek ne planladıklarını ve arkadaşlarının nerede olduğunu sormuştu ancak adam dalga geçer bir sırıtışla kalbinde olduklarını söylemişti. Kaede hemen öfkelenmişti bu lafına. Aoi adama yaklaşarak maskesini çıkardı. Yüzünü ve gözlerindeki ifadeyi net bir şekilde görmek istiyordu. "Yuukon temizli niyetli olanların gözeticisi ve koruyucusudur. Tövbe edenleri ve günahtan dönenleri affeder. Senin için de henüz geç olmayabilir." Ciddiyetle adamın gözlerine baktı. "Sizi anlamaya çalışıyorum. Ormandayken bizi neden hemen öldürmediniz? Neden o soruları sordunuz? Işık İşaretçisi kim? Neden insanların vicdan ve kanun arasında tercih yapmalarını istiyorsunuz? Tam olarak nesiniz ve amacınız ne? Lütfen anlat."

Re: [Yureikumo Aoi] Taşın İradesi

Posted: Sat Aug 23, 2025 4:00 pm
by GM - Shinsei
Zindanın taş duvarları nem kokuyor. Zincir halkaları yer yer paslı. Senin sorularından sonra esir bir süre sessiz kalıyor. Solunumunu düzene sokuyor, tek görünen gözünü sana dikiyor. Yüzünde alaycı bir ifade yok artık, bir ders anlatacak gibi bakıyor yüzüne.

"Shinobi dünyasını bir arı kovanı gibi düşün." diyor. "Kutular üst üste. Her kutu bir köy. Çerçeveler görev çizelgeleri. Petekler rütbeler. Bal dediğin, alınan paralar ve verilen sözler. Dışarıdan bakınca düzenli. İçeridekiler içinse tekdüze. İşçi arılar çalışır, kanat çırpar, iğnesini kullanır. İğnesi kırılan ölür, kırılmayan da kışa çıktığında tükenir. Kraliçeyi görmez bile çoğu, sadece kokusuna uyar. Kokuyu verenler de daimyoların ta kendisi. Arıların kovanı yaptığını sanırsın ama kutuyu getiren, çerçeveyi asan, dumanı veren başkasıdır."

Başını geriye yaslayıp zincirin gıcırdamasına aldırmadan devam ediyor. "Dumanı biliyor musun? Arı bakıcıları dumanı verir, arı sakinleşir. Bizim dumanımız kanun oldu yıllarca. Kurala uy, sessiz ol, görevi bitir. Duman yoğunken arı yönünü kaybeder. Yönü bulduran güneş olur normalde. Biz de güneşe başka bir ad vermeye karar verdik, vicdan. Sorduğumuz soru bundan. Duman çekildiğinde güneşi bulabilecek misin, yoksa yine kutuyu taşıyana mı bakacaksın?"

Gözünü sende tutuyor. "Sennashi ne peki? Ne balı çalan eşkıya, ne de kovana benzin döken arı bakıcısı. Sennashi sürüye dönüş vaktini hatırlatan işaret. Kovan büyüyüp ağırlaşınca bir grup arı ayrılır ve yeni bir yuva arar. Dışarıdan kaos gibi görünür, içeride ritim vardır. Biz, ritmi hatırlatanız. Kanat seslerini aynı frekansa getiririz. Bazı çerçeveleri keser, bazı petekleri kırar, kokuyu dağıtırız ki işçi arı, iğnesini kime ve neden kullandığını kendisi seçsin. Sistemi yıkalım demeyiz. Kutuyu taşıyanı değiştir, kutuyu da genişlet deriz. Balın kime gittiğini sor. Kışın kim donuyor, yazın kim karar veriyor, ona bak."

Kısa bir nefes alıyor. Sesindeki tempo aynı kalıyor. "Köyler, arılara siz kahramansınız dedi. Aynı anda yemek vaktinde arkalara geçin de dedi. Bal kavanozları masa başında açıldı, iğnesi kalanlar kapının dışında bekledi. Daimyolar arıların dilini bilmez. Onlar için petek yalnızca vergi, arı ise kolayca yenisi çıkan bir sayı. Biz anarşist değiliz. Kovanı zeminden sökmek istiyoruz, duvara değil günün döngüsüne baksın diye. Yeni çerçeveleri arılar ölçsün, hücreleri onlar saysın. Kısacası, işçi arının gözünü güneşe alıştırmak istiyoruz. Dumanı üfleyenle arı arasındaki mesafeyi kısaltmak istiyoruz."

"Sizi neden hemen öldürmediğimizi soruyorsun." diyor hafif bir gülümsemeyle. "Bir sürüde kimlerin uçabileceğini anlamak için önce kanatlarını dinlersin. Sorularımız onun için. Cevaplarınıza bakınca kimleri yormayacağımızı, kimleri serbest bırakmamız gerektiğini anlarız. Bazen serbest bırakmak, sandığın gibi ipi çözmek değildir. Bazen zihnindeki çerçeveyi gevşetmektir." Işık İşaretçisi'nin kim olduğunu sorduğunda tek gözünü kapatıyor. "Karanlıkta yeni yuvayı işaret eden keşif arısı. Kimi zaman insandır, kimi zaman bir söz, kimi zaman bir korku. Yön. İsminin bir önemi yok. Onu arayan zaten ona rastlar."

Kaede bir adım öne çıkıyor. Sözleri yakalayıp bağlamak ister gibi, hedefi değiştiriyor. "Ritim diyorsun. O ritmi kim başlatıyor? Yeni yuvayı kim seçiyor? Sennashi mi, yoksa sürünün kendi dansı mı?" Esir başını yana eğiyor. "Dansı kim başlatır önemli değil." diyor. "Önemli olan kimin susturmadığı. Bazen bir el çerçeveyi kaldırır, bazen arı kendi kabuğunu deler. Eğer yeni yuva gökyüzünü görüyorsa, oraya kimin 'benim' dediği önemsizleşir. Bizim işimiz yalnızca uğultuyu duyanlara sessizliği göstermektir. Geri kalanı kanatların işi."

Kaede buna bir şey eklemiyor. Yüzü donuklaşıyor, sorunun ucu açık kalıyor. Odadaki görevli ikinize dönüyor. "Ne diyorsunuz? "Devam edelim mi, farklı sorularınız var mı?" Bakışlar sana kayıyor. Söz sırası sende. Veya pes de edebilirsin.

Re: [Yureikumo Aoi] Taşın İradesi

Posted: Wed Aug 27, 2025 1:54 am
by Yureikumo Aoi
Aoi'nin sorularıyla birlikte esirin yüzündeki alaycı ifade kaybolmuştu. Yüzü ciddiyetle aydınlanmıştı öğrencisine öğretmeye hevesli bir öğretmenin edasıyla. Shinobi dünyasını bir arı kovanı gibi düşünmesini istemişti. Her kovan bir köyü, petekler rütbeleri, çerçeveler görevleri, bal ise vaat edilenleri temsil ediyordu. İçeride vızır vızır çalışan işçi arıları shinobilere benzetmişti. Kraliçeyi bile görmeden, hayatları boyunca çalışıyorlardı. Ancak kovanı işletenin başkası olduğunu, daimyoların olduğunu söylemişti. Arılara verilen ve onları sakinleştiren dumanın da kanun olduğunu düşünüyordu. Dumanın yoğun olduğu noktada yönlerini kaybettiklerini, yönü onlara bulduran güneşlerinin de vicdan olduğuna karar vermişlerdi. Duman çekildiği zaman shinobilerin ne yapacaklarını merak ediyorlardı. Kendi vicdanlarını mı takip edeceklerdi yoksa daimyonun ağzına mı bakacaklardı?

Sennashi'yi ise işçi arıları uyandıran olarak tanımlıyordu kendince. Bu "uyandırılma" işlemi için kovana zarar verilmesi gerekiyordu ancak kendi akıllarında bunun shinobilerin vicdanını dinleyebilmeleri adına gerekli olduğuna inanıyorlardı. Bu durumda kaos çıkması normaldi. Çünkü uyanan işçi arılar krize gireceklerdi. Shinobilerin sistemi sorgulamalarını, kim için çalıştıklarını düşünmelerini istiyorlardı. Köylerin onları kahraman gibi görmelerine rağmen aynı zamanda birer işçi arı kadar değer verdiklerini, ikinci plana atıldıklarını, hayatlarına pek de bir önem verilmediğini düşünüyordu. Nasıl olsa sürekli olarak yeni shinobiler yetişiyordu. Sistemin daimyolar tarafından değil, shinobiler tarafından yönetilmesini istiyorlardı. Shinobilerin üstte oldukları, değer gördükleri, hayatlarının kıymetli olduğu, kendilerince hak ettiklerini elde ettikleri bir düzen talebindeydiler.

Onları hemen öldürmemelerinin sebebi ise kimlerin onlar gibi düşünmeye yatkın olduklarını seçmek içindi. Onlar gibi düşünmeyeceğine karar verdiklerini ortadan kaldıracaklardı. Rekabet istemiyorlardı. Bu oldukça ironikti. Işık işaretçisinin ise ne olduğunu oldukça muğlak bir şekilde anlatmıştı. Kaede liderin kim olduğunu sormuştu ancak esir bunun önemi olmadığını söylemişti. Yolunu arayanlara rehber olmak istiyorlardı. Odadaki görevli daha fazla soruları olup olmadığını sormuştu. Aoi derin bir soluk çekti. "Yani shinobilerin sistemin başına geçmesini istiyorsunuz. Sistemi shinobiler işler kılıyor sonuçta, daimyoların haksız yere shinobileri daha alt bir makama yerleştirmesinden rahatsızsınız. Bundan dolayı da shinobileri ayaklandırmak ve kaos çıkartmak istiyorsunuz. Aynı zamanda da sizin gibi düşünmeyen her bir shinobiyi öldürmek istiyorsunuz. Süslü cümlelerini bir kenara atarsak söylediklerin aşağı yukarı bunlar." Kollarını göğsünde birleştirdi. "Peki sizce hayalini kurduğunuz bu yeni sistem sınıfçılığa yol açmayacak mı? Shinobilerin kendilerini diğerlerinden üstün gördükleri ve güçlerini zorbalığa kullandıkları bir ortam oluşmayacak mı? Bunun da mı onların hakkı olduğunu iddia edeceksiniz? Şu an yakındığınız her şeyi zamanı gelince siz gerçekleştiriyor olmayacak mısınız? Daha şimdiden bunun sinyallerini veriyorsunuz ekstrem eylemlerinizle. Hal ve tavırlarınızın bir zamanlar canlarını koruma sözü verdiğiniz masum sivil halka nasıl yansıyacağını hiç düşündünüz mü?" Sözlerinde alay yoktu. Gerçekten merak ediyordu esirin düşüncelerini bu konudaki. Bu da onun son sorusuydu. Daha fazla bir şey söylemeyecekti ona. Zaten o kadar fanatik konuşuyordu ki Aoi'nin onu herhangi bir şeye ikna edebileceğine dair pek umudu yoktu. Yuukon'un asla rıza gelmeyeceği bir hırs ve fanatizm kokuyordu buram buram.

Re: [Yureikumo Aoi] Taşın İradesi

Posted: Wed Aug 27, 2025 12:56 pm
by GM - Shinsei
Esir, sorunu dinledikten sonra kısa bir süre sessiz kalıyor. Nefesini toparlayıp daha net konuşuyor. "Daimyoların topraklarıyla işimiz yok." diyor. "Sınır çizmek, tapu kavgası vermek istemiyoruz. Saraylar onlarda kalsın. Bizim derdimiz, o saraylardan gelen baskının kovanın içine kadar sızmaması. Shinobiyle aynı sokakta yaşayan sivil halka da dokunmayız. Shinobinin varlık nedeni zaten insanları korumaktır. O korumayı, masanın öte tarafından yazılan emirler ezdiğinde sorun başlıyor. Bizim kurmak istediğimiz, daimyoların baskısına dayanıklı bir düzen. Karar ağırlığını kovana, yani shinobiye geri veren bir ağ. Ama dış tehdit söz konusuysa gaddar oluruz. Gerekirse dünya bizi tehdit saysın, dışarıdan gelen baskıyı içeri sokmayız."

Görevli araya giriyor. "Bu kadar soru yeterli bence." diyor, kapıyı işaret ediyor. "Esir burada kalacak. Devamı için hazırlanırız. Teşekkürler." Koridora çıktığınızda Satoshi sizi karşılıyor. Yüzü ciddi. "Bir haber aldık. Sennashi, Ishi’nin hemen dışındaki küçük köye saldırmış. Sebebi bilinmiyor." Kısa bir anda planı kuruyor ve paylaştırıyor. "Masato, kapıların dış çemberini kapat. Güney yoldan sağlık ekibi çıkar, sivilleri içeri al. Ben kuzey hattından takviye toplayacağım. Aoi ve Takeshi, direkt köye. Durumu yerinde görün, temas kurun, ilk temizlik sizden."

Takeshi ile beraber koşuya kalkıyorsun. Ağaçlar seyreliyor, taş zemine çıkıyorsunuz. Nefesleriniz ritim tutarken Takeshi yana kıvrılıp soruyor. "Kaede ile nasıl geçti? Sence aranız daha iyi mi?" Cevap vermeye hazırlanırken ufuk çizgisi değişiyor. Köy uzaktan seçiliyor. Aynı anda havaya bir sürü kaya fırlıyor, sanki yerin altından itiliyormuş gibi. Kayalardan biri mor bir ışık hüzmesiyle ortadan ikiye ayrılıyor, parçalar kıvılcım gibi saçılıyor.

Hızlanıp köy sınırına girdiğinizde tablo netleşiyor. Ağaçların tepesinden aşağı atlamaya hazırlanan 7 tane Sennashi üyesi var. Aşağıda, düzlüğün merkezinde saçlarının sol tarafı siyah, sağ tarafı beyaz olan genç bir adam duruyor, yaşça senden biraz büyük, boyu orta, duruşu rahat. Ellerini hızla mühürde topluyor, parmak dizilimi tanıdık değil. Düşmanlar havadayken sesleniyor. "Shiden: Senbon no Hari!"

Mor elektrik, iğne gibi yüzlerce çizgiye ayrılıp yukarı fırlıyor. Sennashi üyelerinin çoğu son anda gövdeyi burup kaçıyor, biri gecikiyor. Havada yakalanıyor, şiddetle titriyor, kasılıyor. Yere çakıldığında çarpıntı hala devam ediyor, mor kıvılcımlar toprağa da sıçrıyor. Genç adam başını size çevirip bağırıyor. "Yardım etsenize la Konohalılar!"

Genç adam senden yaklaşık 28 metre ileride, düzlüğün ortasında. Sennashi’den 6 kişi kaldı, üçü ağaç tepelerinde 15-20 metre yüksekte, ikisi sağ hattında taş çitin gerisinde, biri solda yıkık kuyunun yanında. Size en yakın olan taş çit gerisindeki ikili, aranızda 22-25 metre var. Ağaç üstündekiler yeniden konumlanıyor, aşağı iniş açılarını değiştiriyor. Sağ hattındaki iki kişi seni fark ediyor, biri duman bombasına uzanıyor gibi. Soldaki kuyu yanında olan, el mührüne başlıyor. Sağ hattındaki ikiliden biri 3-4 metre öne atılıyor, yakın temas arıyor gibi. Ağaçtaki üçlüden biri atlayış pozisyonuna giriyor, sen ve Takeshi'nin arasını kesmeye çalışacak gibi görünüyor.

Ne yapacaksın?

Gizemli Adam
► Show Spoiler

Re: [Yureikumo Aoi] Taşın İradesi

Posted: Fri Aug 29, 2025 1:40 am
by Yureikumo Aoi
Esir Sennashi üyesi daimyo topraklarını istemediklerini, saraylarla veya sınırlarla uğraşmak istemediklerini söylemişti net bir dille. İstedikleri şey saraylardaki baskının shinobilere işlememesiydi. Shinobilerin amaçlarının sivil halkı korumak olduğunu, verilen emirlerin bu konuda sivil halka zorlu çıkardığını iddia ediyordu. Daimyoların baskısını hafifleten, ağır kararları kendileri için alma lüksünü shinobilere veren bir sistem istiyorlardı. Aslında... Söyledikleri çok da mantıksız şeyler değildi. Gerçekten de böyle bir düzen kurulsa belki çok daha barışçıl bir yaşam sürdürebilirdi. Ancak Aoi böyle bir sistemin sürdürebilirliğini sorguluyordu. Bu kadar kolay olsaydı şimdiye kadar denenmez veya kurulmaz mıydı? İşin içine çıkar çatışmaları girince ne olacaktı? Tüm bu hipotetik soruları havada kalmıştı. Sonuçta Sennashi üyeleri de kendi hiyerarşileri olan, kendi kişisel hırslarına sahip insanlardı. Tek bir çürük elmaya bakıyordu her şeyin iplik gibi çözülmesi. Ayrıca böyle bir sistemi nasıl işler hale getireceklerdi ki? Köylere saldırmak ve halkı ayaklandırmak gibi şu anda yapmakta oldukları eylemler bu konuda onlara ne kadar yardımcı olacaktı?

Görevlinin araya girmesi ile birlikte daha fazla bir şey söylemeden dışarı çıktı. Koridorda Satoshi ile karşılaştılar. Yüzünden düşen bin parçaydı. Ishi'nin dışındaki küçük bir köye Sennashi tarafından baskın yapıldığı haberini almışlardı. Sebebini bilmiyorlardı. Planlarını değiştirmeye mi karar vermişlerdi? Satoshi hemen hızlı bir plan yaparak herkese görevlerini bildirmişti. Takeshi ile Aoi de köye giderek öncü kuvvet olarak temizlik yapacaklardı. Bunun üzerine hızlıca köyün olduğu bölgeye doğru koşmaya başladılar. Takeshi bu esnada ona doğru yaklaşarak Kaede ile aralarının daha iyi olup olmadığını sormuştu. Aoi tam ağzını açmış cevap verecekti ki önlerinde yavaşça belirginleşen köyü fark etti. Havada uçuşan bazı kayalar vardı ve mor bir ışık tarafından parçalandıkları göze çarpıyordu.

Hızla köy sınırından içeri girdiler. Tam bir kaos hakimdi küçücük köye. Ağaçların tepesinde en az 7 Sennashi üyesi net olarak seçiliyordu. Aşağıdaki düzlük alanda ise saçlarının yarısı siyah yarısı beyaz olan garip görünüşlü bir adam göze çarpıyordu. Gözlerinde rahat ama kararlı bir bakış vardı. Yaşça onlardan biraz daha büyük gibi duruyordu. Jounin miydi? Elleriyle Aoi'nin daha önce hiç görmediği bir mühür yapmıştı ve mor bir elektrik iğne tanecikleri gibi havaya dağılarak Sennashi üyelerini çarpmıştı. Çoğu bu hamleden kaçarken içlerinden birisi yakalanarak yere kapaklanmıştı. Düştüğü yerde kasılmaya devam ediyordu. Üzerinden mor renkte kıvılcımlar saçılıyordu. "Mor elektrik mi?" Şaşkınlıkla Takeshi'ye baktı. Böyle bir tekniğe ilk defa şahit oluyordu. Adam onlara doğru bağırarak yardımlarını talep etmişti kanun gibi sert bir ses tonuyla.

Aoi hızlıca durumu analiz etti. Etraflarında 6 Sennashi üyesi vardı. Bunların üçü hala ağaç tepesindeydi, fırsat kolluyordu. İkisi sağ arka tarafındaydı, sonuncusu ise soldaki yıkık kuyunun yanındaydı. Onlara en yakın olan arka sağlarındaki ikiliydi. İçlerinden birisi onları fark ederek duman bombasına yönelmişti. Kuyunun yanındaki de el mührü yapmaya başlamıştı. Ağaçtakilerden birisi ise ortalarına atlayacak gibi duruyordu. "Takeshi hazır ol!" Hızlıca el mühürlerini yaparak Fuuton: Kuudan tekniğini yapmaya hazırlandı. Takeshi ile kombinleyebilirse onun bıçak gibi keskin kanıyla birleştirerek daha da ölümcül mermiler üretecekti. Bu mermilerle yakınlarındaki ikili başta olmak üzere menziline alabildiği tüm düşmanları hedef almayı deneyecekti. Sonrasında da fırsat bulabilirse veya gerekirse Shisha no Gun tekniğini kullanarak ruhlardan yardım dilenecekti. 6'ya karşı 3 ile sayıca oldukça azdılar. Biraz yardım iyi olabilirdi.