Page 6 of 8

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sun Aug 30, 2026 12:26 am
by Yureikumo Aoi
Aoi'nin sandviç, süt ve kol kası sıkma teklifi gerginliği bir nebze de olsa azaltmıştı. Adam acıkmış olacaktı ki günlerdir bir şey yemiyor gibi saldırmıştı sandviçle süte. Kaslarını ise sıktırmamıştı. Aoi bir yabancı olduğu için bu reddi de gayet mazurdu. Karnı doyup da gerginliği biraz azaldıktan sonra kurbağalarla ilgili esas meselesinin ne olduğunu da nihayet anlatmaya başladı. Kendisi Yugakure shinobisiydi. Konohagakure'ye gelme amacı Hokage'ye liderleri tarafından gönderilmiş bir hediye vermekti. Çok değerli, bin yıllık bir anahtar. Ve... Gamapurin bu anahtarı mideye indirmişti. "Y-Yedi mi? Nasıl yedi?" Tuhaf bir sessizlik çöktü. Aoi'nin bakışları Gamaseiran'a döndüğünde onun dramatik bir şekilde uzaklara bakıp duyduklarını değerlendiriyor olduğunu gördü. Yani bu işin doğru olduğuna inanmıştı hemen. Gamapurin böyle bir şey yapabilecek bir kurbağaydı. Onun suçunu üstlenmesi gerektiğini düşünerek, son derece saygılı bir özür sunarak adama kendi bedenini sundu. Yemesi için. Aoi tam itiraz etmek için ağzını açıyordu ki adam onu yemek istemediğini belirtince derin bir oh çekti.

Adamın ne istediği çok bariz ve basitti. Gamapurin'i bulup anahtarını geri almak istiyordu. Bu Gamapurin dürtülerine pek hakim olamayan birisi olsa gerekti. Sırf üzerine biraz bal var diye veya parlak görünüyor diye anahtarı mideye indirmesi... En ölçülü ifadeyle ilginçti. Adam Gamapurin'in nerede olduğunu bilmiyordu. Gamapurin yeraltındaki hareketliliğini incelemek için inmiş ya da oraya sürüklenmiş olabilirdi. Yeraltındaki çakra akışının sahibi de bu Doton kullanıcısı değildi. Yeraltına inmediğini, yalnızca onlara tuzak kurduğunu açıklamıştı. Gamaseiran aklındaki ihtimalleri dile getirip ormanda başka işleri varsa bekleyebileceğini söylemişti ancak diğer adam beklemek istemiyordu. Aoi adamın kullandığı üsluptan ve kaba dilinden hoşlanmamıştı ancak yaşadığı talihsizliklerden ötürü anlayış göstermeyi seçti. Masato da belli ki aynı fikirdeydi. Köye iyi niyetli geldiği için ona yardım etmenin doğru olacağına inanıyordu.

Kaslı adam nihayet tamamen pes ettiğinde ve ismini saklamasının mantıksızlığını fark ettiğinde onlara kendini resmen takdim etti. İsmi Ganta'ydı. Kurogane Ganta. Aoi gülümseyerek adama elini uzattı. "Memnun oldum Ganta Bey. Benim ismim Yureikumo Aoi. Bu beyefendi de arkadaşım Hyuuga Masato. Diğer beyefendi kurbağa da Gamaseiran Bey." Herkesi takdim ettikten sonra yüzünde sevecen bir ifade belirdi. "Şifalı otlar bir yere kaçmıyor, işimiz bittiğinde dönüp onları toplayabiliriz. Öncelikle size yardımcı olalım. Gamapurin Bey'i bulursak ikinize birden yardım etmiş olacağız zaten." Bakışlarını kısa bir an Gamaseiran'a çevirdi. "Ormanın ruhları Gamapurin Bey'in taşların arasından yer altına indiğini söylediler. Orayı tekrar mı incelesek? Ve şey... Onu bulunca midesindeki anahtarı nasıl alacağız? Kusması mı lazım yoksa dışkılamasını mı beklemeliyiz?"

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sun Aug 30, 2026 4:37 pm
by GM - Shinsei
Gamaseiran, anahtarın nasıl geri alınacağı sorusunu son derece ciddi bir meseleymiş gibi düşünüyor. "Gamapurin’in bünyesi kuvvetlidir. Evvela doğal yollarla çıkmasını beklemek en sıhhatli yöntem olur." Ganta’nın yüzü anında buruşuyor. "Ben bin yıllık devlet yadigarını kurbağa bokundan mı ayıklayacağım yani?" Gamaseiran hiç istifini bozmuyor. "Gerektiği takdirde kusmasını teşvik edecek bazı bitkiler de biliyorum." Ganta birkaç saniye kurbağaya bakıp sandviçinin son lokmasını yutuyor. "Önce bulalım da hangi deliğinden çıkacağına sonra karar veririz." Masato bunun üzerine yüzünü başka tarafa çevirip gülüşünü saklıyor. Fazla oyalanmadan geldiğiniz yolu geri dönüyorsunuz. Şifalı mantarların yerini aklınızda tutup kayalık yarığa ulaştığınızda önceki hareketlilikten geriye dağılmış toprak ve kurtların parçaları kalmış durumda. Gamaseiran küçük ayak izlerinin kaybolduğu noktayı tekrar gösteriyor. Ganta çömelip eliyle zemini yokluyor, Masato da kayaların arasındaki karanlığa bakıyor. Bir çeşit geçit açılmış gibi görünüyor, mağara girişi kadar geniş olmasa bile içeride bir şeyler olduğu kesin. Tam içeri girmeye hazırlanırken derinlerden boğuk bir ses yükseliyor.

"Yardıııım! Birisi var mı?! Yardım edin!"

Ses bir kez kesiliyor, ardından daha aşağıdan tekrar duyuluyor. Bu kez taşların arasından yankılanarak birkaç farklı yönden geliyormuş gibi dağılıyor. Gamaseiran’ın geniş gözleri bir anda açılıyor. "Gamapurin!" diye sesleniyor ancak karşıdan isimle cevap gelmiyor. Yalnızca yeniden "Yardım edin!" çığlığı geliyor. Ganta hiç beklemeden yarığa doğru ilerliyor. "Ses aşağıdan geliyor. Hadi!" Kayaların arasındaki geçit ilk birkaç metrede doğal bir mağara ağzına benziyor fakat içeri girdikçe bunun doğa tarafından tek başına oluşturulmadığı anlaşılıyor. Duvarlar giderek düzleşiyor, taş blokların birleşim yerleri seçiliyor ve zeminde birbirine paralel işlenmiş çizgiler beliriyor. Tavan alçak fakat düzenli aralıklarla oyulmuş destek kemerleri var. Bazı duvarlarda yosun tutmuş geometrik kabartmalar, bazı yerlerde ise çoktan sönmüş küçük taş kandil yuvaları bulunuyor. Havada yoğun nem, eski toprak ve metal kokusu var. Aşağı doğru inen taş basamaklar birkaç kez kıvrılıyor. Her dönüşte dışarıdan gelen gün ışığı biraz daha azalıyor ve sonunda geriye yalnızca yukarıdaki yarıktan süzülen soluk bir aydınlık kalıyor.

İlk tuzağa dar bir koridorda rastlıyorsunuz. Ganta’nın önündeki taşlardan biri birkaç milimetre aşağı çökerken duvarların içinden sert bir mekanizma sesi geliyor. Masato refleksle "Dur!" diye bağırıyor. Koridorun iki yanındaki taş blokların arasında uzun yarıklar açılıyor ve içerisinden sivri taş kazıkların uçları beliriyor. Zemindeki baskı taşları birbirine bağlı, yanlış adımda karşılıklı duvarlar kazıkları aynı anda içeri fırlatacak şekilde hazırlanmış. Ganta ayağını kaldırmadan çömeliyor, elini zemine bastırıyor. "Bunu ben hallederim." Chakra toprağın altına yayılıyor. "Doton: Doronuma." Baskı plakalarının altındaki boşluklara sıvı toprak dolup taşlaşıyor. Aynı anda duvarların içerisindeki itici parçaların etrafı da sertleşiyor. Ganta ayağını çektiğinde mekanizma birkaç kez zorlanarak takılıyor ve susuyor. "Al. Bir tane borcumu sildim." Masato yanından geçerken duvara bakıyor. "Tuzağı ilk sen tetikledin." diyor. Ganta ise gülümsüyor.

Koridorun sonunda Masato bu kez durup iki parmağını gözlerinin yanına götürüyor. Damarlar şakaklarının çevresinde belirginleşiyor. "Byakugan." Bakışları taşların içinden ilerlerken yüzündeki ifade gittikçe ciddileşiyor. Gamaseiran başını yukarı kaldırıp onu inceliyor. "Taşın ardını gerçekten görebiliyor musunuz?" Masato gözlerini koridordan ayırmadan cevaplıyor. "Taşı da, içindeki boşluğu da, mekanizmayı da. Chakra varsa onu da." Gamaseiran’ın ağzı hafifçe aralanıyor. "Fevkalade. Bizim memlekette böyle bir meziyetiniz olsaydı kaybolan eşyaların bulunmasında pek rağbet görürdünüz." Masato’nun kaşı seğiriyor. "Hyuuga klanının dojutsusunu kayıp eşya hizmetine benzetmek..." Sonra eliyle önünüzdeki bölümü işaret ediyor. "İki tuzak daha var. İkisi de aktif. Ve tahmin ettiğim gibi chakralı."

İlki yaklaşık on metre uzunluğundaki taş geçide yayılmış. Duvarların içinde üç sıra küçük metal hazne bulunuyor ve her birinin önünde taşın içine gizlenmiş ince delikler var. Zeminin üzerinden ise gözle zor seçilen, saç teli inceliğinde chakra ile sertleştirilmiş lifler uzanıyor. Birine dokunulduğu anda duvardaki haznelerden onlarca kısa iğne fırlayacak. Masato başını hafifçe yana eğiyor. "İpler üç ayrı noktadan gerilmiş. Sağ duvarın dibindeki ilk düğüm, tavanın sol köşesindeki ikinci düğüm ve geçidin sonunda zeminin altında üçüncü bir bağlantı var. Birini kesersen diğer ikisi mekanizmayı yine çalıştırıyor. Üçünün aynı anda gevşemesi lazım." Gözleri sana kayıyor. "Ama lifler çok hafif. Rüzgarla hareket ettirebilirsin. Önce tozu kaldırırsan nerede olduklarını çıplak gözle de görürüz. Sonra belki hepsinin gerginliğini aynı anda bozarsın." Gamaseiran da zemine dikkatle bakıyor. "Rüzgarınız oldukça hassassa ipleri koparmak yerine salınımlarını eşitlemek daha güvenli olabilir. Ani kopuş mekanizmayı da tetikleyebilir."

İkinci tuzak hemen bunun arkasında bulunuyor ve daha rahatsız edici görünüyor. Yuvarlak bir taş odaya açılan zeminin tamamı irili ufaklı kare levhalarla döşenmiş. Bazılarında silinmiş güneş sembolleri, bazılarında göz, bazılarında ise dalgaya benzeyen işaretler var. Masato’nun Byakugan’ıyla gördüğü kadarıyla levhaların altında mekanik çukurların yanında chakra kanalları da ilerliyor. "Bazı taşların altında ağırlık mekanizması var. Bazılarında ise mühür benzeri chakra düğümleri. Yanlış levhaya basınca zemin açılıyor. Diğer yanlış levha ise duvarın içindeki mühürleri tetikliyor. Offf bu ne ya." Duvarların üst kısmını gösteriyor. Taşların arasından belli belirsiz siyah zincir uçları seçiliyor. "Bunlar açılırsa odanın içindeki kişiye sarılacak gibi görünüyor. Chakra akışını da bastırabilirler." Birkaç saniye daha inceliyor. "Güvenli levhalar tamamen boş değil. Tam tersine çok zayıf, düzenli bir chakra titreşimleri var. Yanlış olanlarda ya hiçbir akış yok ya da fazla yoğun."

Gamaseiran sana doğru dönüyor. "Ruhsal güçleriniz olduğunu göstermiştiniz, Aoi Hanım. Belki bu taşların üzerindeki farkı Masato Bey’in gördüğünden başka bir şekilde algılayabilirsiniz." Ardından geniş parmağıyla üç sembolü gösteriyor. Güneş işaretli bir levhada çok hafif sıcaklık, dalga işaretli olanda serin bir titreşim, göz işaretli olanda ise rahatsız edici bir sessizlik var. Masato yolu tamamen çözemiyor fakat birkaç güvenli başlangıç noktası seçebiliyor. "İlk adım için şu üçünden biri doğru. Güneşli taşta zayıf ama temiz chakra var. Dalgalı taşın altında mekanik boşluk yok ama chakra kanalı biraz karışık. Gözlü olan ise bana hiç iyi görünmüyor." Ganta kollarını göğsünde birleştirip homurdanıyor. "Ben zemini komple kaldırayım, uğraşmayalım." Masato hemen tersliyor. "Altında ne olduğunu bilmiyoruz. Odayı üstümüze çökertme." Ganta yüzünü buruşturuyor. "Her şeye de hayır ammaaaan."

Aşağıdan yeniden yardım çığlığı geliyor. Bu kez daha yakın ve telaşlı.

"Birisi geliyor mu?! Çabuk olun!"

İlk tuzak Ganta tarafından kilitlenmiş durumda. Önünüzde ise birbirine bağlı chakra liflerinden oluşan iğne koridoru ve hemen ardından yanlış adımda zemini açıp mühürlü zincirleri serbest bırakabilecek taş oda var. Masato Byakugan ile mekanizmaların yerini sana tarif edebiliyor, Gamaseiran chakra titreşimlerindeki farkları hissetmene yardımcı olabilecek ipuçları veriyor. Fakat kalan iki tuzağın aşılması için ince kontrol gerekecek ve en uygun yetenekler şu anda sende bulunuyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Mon Aug 31, 2026 1:59 pm
by Yureikumo Aoi
Gamapurin'in içine girdiğini düşündükleri yarığın olduğu kayaların yanına geri döndüklerinde girişi inceledikleri esnada boğuk bir ses duydular. Yankılı ve birden fazla yerden geliyormuş gibi bir sesti ve yardım için çığlık atıyordu. Gamaseiran bu sesin arkadaşı Gamapurin'e ait olduğunu söyleyince hemen yarıktan içeri girdiler. İçerisi dar başlayıp sonrasında genişleyen ve düzleşen bir alandı. Bir çeşit labirente benziyordu. Derinlere doğru inen taş basamaklar, çeşitli şekillerde kabartmalı duvarlar vardı. Aşağı indikçe güneş ışığı kaybolmaya, mekan loşlaşmaya başlamıştı. Dar bir koridordan geçtikleri esnada bir çeşit tuzağa rastladılar. Ganta tetiklemişti bu tuzağı ve Masato fark etmişti. Doton kullanarak deaktive ettikleri tuzağı atlattılar ancak Masato Byakugan kullanınca etraflarında birden fazla tuzak olduğunu fark etti.

Masato iki tuzak daha olduğunu söylemişti. İlk tuzakta ince ipler gerilmişti. Masato yerlerini net olarak tarif edebiliyordu. Üçü aynı anda gevşetilirse deaktive edilebilirdi. Aoi'nin rüzgarı kullanarak gevşetebileceğini söylemişti Masato ona. Diğer tuzak da bu iplerin hemen arkasındaydı. Tamamı tuzaklı levhalarla döşenmiş bir zeminden geçmeleri gerekecekti. Yanlış levhaya basarlarsa tuzak tetiklenecekti. O yüzden sürekli olarak doğru levhalardan ilerlemeleri gerekiyordu. Gamaseiran ruhsal güçlerini kullanarak doğru levhaları bulabileceğini söylemişti. Tam harekete geçeceği esnada Gamapurin'in çığlığı bir kez daha duyuldu. "Sesimiz ona ulaşmıyor mu acaba? Yoksa bu da mı tuzak?" Gamapurin en başından beridir hiç onlara cevap vermemişti, yalnızca sürekli olarak yardım çığlıkları atıyordu.

Aoi ilk tuzak için Masato'nun önerisini yapmaya karar verdi. Fuuton kullanarak önce zemindeki tozu kaldıracak ve ipliklerin daha net görünmesini sağlayacaktı. Sonra da Gamaseiran'ın söylediği gibi rüzgarla iplerin salınımını eşitleyecekti. Böylece tuzağı deaktive edebilmeyi umuyordu. İkinci tuzak için ise ruhların yardımına danışması gerekebilirdi. Shisha no Gun kullanarak doğru levhaları işaret etmeleri için ruhların yardımına başvuracaktı.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Tue Sep 01, 2026 6:31 pm
by GM - Shinsei
İlk hamlen beklediğinden daha temiz sonuç veriyor. Yelpazeni hafifçe açıp Fuuton’u zemine paralel yaydığında ince toz tabakası havalanıyor ve koridor boyunca uzanan lifler bir anda görünür hale geliyor. Gergin, neredeyse saydam çizgiler havada titreşiyor. Masato, Byakugan’ıyla üç ana bağlantı noktasını aynı anda takip ederken sana kısa kısa yön veriyor. "Birinci sağda... biraz daha yukarı. İkinci tavanda. Üçüncü aşağıda, son taşın altında." Rüzgarın yönünü hassas biçimde değiştirip üç lifin salınımını aynı ritme soktuğunda gerilim yavaşça düşüyor. Önce duvarların içinden hafif bir klik sesi geliyor, ardından metal haznelerden biri gevşiyor. İkinci, üçüncü... hepsi sırayla susuyor. Ganta şaşkınlıkla liflere bakıp "Heh. Güzelmiş." diye mırıldanıyor. İkinci tuzakta ise Shisha no Gun ile çağırdığın ruhların yardımı devreye giriyor. Koridorun içindeki eski hayvan ruhları birer birer levhaların üzerinde belirip güvenli yolu işaretliyor. Kimisi patisini güneş sembolünün üzerine koyuyor, kimisi dalga işaretli taşı pas geçiyor. Böylece sırayla ilerleyip odayı da kazasız geçiriyorsunuz.

Son güvenli levhadan atladığınız anda önünüzdeki taş kapı kendi kendine açılıyor. Fakat arkasında gördüğünüz şey, az önce geçtiğiniz mekanla hiçbir şekilde uyuşmuyor. Taş, yosun ve eski mühürlerle dolu tünelin ardından bir anda bembeyaz duvarlarla çevrili, pürüzsüz ve steril bir alan açılıyor. Zeminde tek parça gibi duran açık renk bir yüzey, tavanda ise ince uzun aydınlatma şeritleri var. Duvarlarda ne çatlak ne nem ne de yaşlı taş dokusu bulunuyor. Sanki yeraltındaki bu antik yapının kalbine başka bir dünyanın odası yerleştirilmiş. Sağ ve sol duvar boyunca devasa cam tüpler sıralanmış. Bazılarının içi boş, bazılarının içinde bulanık sıvılar var. Tüplerin alt kısımlarında ince metal borular ve anlamını bilmediğiniz göstergeler bulunuyor. Ganta’nın ağzı hafifçe aralanıyor. "Bu ne lan..." Gamaseiran da ilk kez gerçekten şaşırmış görünüyor. "Burası... bulunduğu yapının geri kalanına ait değil."

Koridorun ilerisinde birkaç oda daha var. Çoğunda beyaz ışık yanıyor ancak sağ taraftaki odalardan biri tamamen karanlık. Kapısı yarı açık. İçeriden hiçbir ışık gelmiyor. Tam oraya yaklaşacakken bir ses duyuluyor.

"İlk kayıtlar... hazır. Dayanamadı. Naaşını göndereceğim. Üzgünüm."

Ses çok yakın. O karanlık odanın içinden geliyor. Ardından kısa bir sessizlik oluyor ve başka bir ses duyuluyor. Bu sefer cızırtılı, kırık ve uzak. Sanki aynı mekanda olmayan birisi başka bir araç üzerinden konuşuyor.

"Benim için bittin. Bana riskli olduğunu baştan söylemeliydin. Yazıklar olsun sana."

İlk ses hemen karşılık vermeye çalışıyor.

"Nao-"

Cümle yarıda kesiliyor.

Ardından içeriden sertçe bir şeylerin devrildiği duyuluyor. Metal bir parça zemine çarpıyor, ardından cam bir şey kırılmadan yuvarlanıyor. Masato refleksle hepinizin koluna dokunup sizi duvarın köşesine çekiyor. Ganta bile bu kez itiraz etmiyor. Gamaseiran sessizce yere çömeliyor. Masato iki parmağını gözlerinin yanına götürüyor.

"Byakugan."

Şakaklarının etrafındaki damarlar belirginleşiyor. Başını çok hafif sağa çeviriyor, duvarların arkasını taramaya başlıyor. İlk birkaç saniye yüzünde yalnızca odaklanmış bir ifade var. Sonra gözleri büyüyor.

"Kurbağa var."

Bir an daha bakıyor.

"İçinde kurbağa var."

Gamaseiran’ın bütün bedeni geriliyor. "Gamapurin olabilir mi?" diye fısıldıyor. Masato cevap vermeden tekrar içeri bakıyor. Tam o sırada karanlık odadan yeniden sesler geliyor.

Dank.

Dank.

Dank.

Birinin ağır adımlarla metal zemine basmasına benzeyen ritmik sesler. Bu kez daha yakınlar.

Gamaseiran başını hafifçe kaldırıyor. "Galiba buraya geliyor. Ne yapacağız?"

Masato gözlerini duvardan ayırmadan tüpün yerini tarif ediyor. "Sağ koridorun sonunda, ikinci odanın arkasında. Büyük tüplerden üçüncüsü. İçinde sıvı var ve kurbağa tüpün dibinde hareketsiz duruyor." Kısa bir nefes alıyor. "Ama bize doğru gelen biri var. Karanlık odadan çıkmak üzere."

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Tue Sep 01, 2026 8:29 pm
by Yureikumo Aoi
Aoi planını başarıyla uygulayarak her iki tuzağı da herhangi bir aksilik olmadan atlatmalarında yardımcı oldu. Levhaların üzerinden atlayıp da kapalı duvara geldiklerinde önlerinde bir kapı açıldı. Kapının arkasındaki oda ise, bulundukları alanın geri kalanından tamamen bağımsız bir yapıydı. Bembeyaz, pürüzsüz duvarları olan, adeta bir laboratuvarı andıran bir mekana gelmişlerdi. Duvarlar boyunca içine bir insanın bile sığabileceği kadar büyük tüpler dizilmişti. Bu tüplerin bazıları boştu, bazılarında da ne olduğunu anlayamadığı birtakım sıvılar vardı. Tüplerin her birinde birtakım göstergeler vardı ancak ne olduklarını anlayamamışlardı. Koridorun ilerisinde birkaç oda daha görünüyordu. İçlerinden bir tanesi ışıksızdı. Kapısı da hafifçe aralık bırakılmıştı. Oraya doğru yaklaşırken birtakım yabancı seslerin arasındaki konuşmaları işittiler. Birisi bir şeyin dayanamayıp vefat ettiğini anlatıyordu, diğer ses ise ona bu durumdan ötürü kızgındı. Ancak bu ikinci ses cızırtılıydı. Sanki orada değildi ve başka bir şey aracılığı ile konuşuyordu. Sesler o karanlık odadan geliyordu.

Karanlıktan odadan bir şeyin devrilme sesi gelince Masato herkesi kolundan tutup kenara sakladı. Byakugan'ını açıp bir süre etrafı izledikten sonra kurbağa gördüğünü söyledi. Karanlık odadan ayak sesine benzer sesler geliyor ve git gide onlara yaklaşıyordu. Masato içinde hareketsiz yatan bir kurbağanın olduğu tüpün yerini tarif etti ancak adım sesleri gittikçe onlara yaklaşıyordu. Aoi derin bir nefes aldı. "Siz Gamapurin'i kurtarın." diye fısıldadı onlara doğru. Sonra yelpazesini çıkararak gardını aldı ve öne atıldı. "Burada neler oluyor?!" Karanlık odaya, o kişi daha odadan çıkmadan dalacaktı. "Çabuk kendinizi açıklayın!"

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Wed Sep 02, 2026 6:36 am
by GM - Shinsei
Karanlık odaya yelpazen açık halde daldığında içerideki ayak sesleri aniden kesiliyor. İlk birkaç saniye boyunca yalnızca karşı duvardaki birkaç küçük göstergenin yeşil ışığı seçiliyor. Sonra bir masa lambası yanıyor ve ışığın altında tanıdık bir siluet beliriyor. Dağınık yeşil saçlar, yüzüne biraz büyük gelen yuvarlak gözlükler, üzerinde cepleri türlü kalemler ve küçük aletlerle dolu beyaz bir önlük... Adamın bir eli metal masanın üzerinde, diğerinde ise üzerine birtakım rakamlar karalanmış bir dosya var. Gözlüklerinin arkasındaki gözleri seni tanıdığı anda büyüyor. Anowa Houka birkaç saniye ağzı açık şekilde bakıyor. "Aa." Bir saniye daha geçiyor. "Şekerci kız." Sonra yelpazene bakıyor. "Şeker getirmediysen bu karşılaşmanın önceki kadar diplomatik geçmeyeceğini belirtmek isterim!" Arkandan yetişen Masato karanlık odanın girişinde durduğunda Houka’nın yüzünü görüp bir anda sendelediği yerde kalıyor. "Anowa Houka mı bu?!" Houka anında işaret parmağını kaldırıyor. "O sana Doktor Anowa Houka hayatım!!!" Masato kaşlarını çatıyor. "Doktor musun?" Houka’nın parmağı yavaşça aşağı iniyor. "Resmi olarak henüz tartışmalı durumda ama çalışıyorum."

Burada neler olduğunu sorup kendisini açıklamasını istediğinde Houka bir an geriliyor, ardından sanki bu soruya günlerdir hazırlanıyormuş gibi önlüğünün yakalarını düzeltip göğsünü kabartıyor. "Pekala. Madem geldiniz, gerçeği öğrenmenin vakti geldi." Masasının önüne geçiyor ve büyük bir ciddiyetle iki elini arkasında birleştiriyor. "Ateş Ülkesi’ni yok edeceğim." Masato’nun yüzü bir anda taş kesiliyor. Houka devam ediyor. "Planımın ilk aşamasında ülkedeki bütün pirinç tarlalarının toprak asitliklerini yüzde on yedi oranında değiştireceğim. Böylece pirinçlerin tadı hafif metalik olacak. İnsanlar bunu önce önemsemeyecek. Fakat üçüncü ay itibarıyla herkes pilavdan soğuyacak. Hahahah! HAHAHAH! HİHİHİHİH! HOHOHOHOH!" Parmaklarından birini daha kaldırıyor. "İkinci aşamada pirinç tüketimindeki düşüş restoran ekonomisini sarsacak. Sonra çubuk üreticileri iflas edecek. Ardından bambu piyasası çökecek. Bambu piyasası çökünce yapı sektörü paniğe kapılacak. Yapı sektörü paniğe kapılınca daimyo ne yapacağını şaşıracak." Masato birkaç saniye ağzı açık dinliyor. "Sen ülkeyi pilavın tadını bozarak mı yıkacaksın?" Houka gözlüğünü yukarı itiyor. "Ekonomi hassas bir ekosistemdir sayın 'kast sistemi ama o kadar da değil'." Masato derin bir iç çekiyor. "Bu ekonomi değil ki, öğle yemeğine saldırı. Pirincin çoğu Ateş Ülkesi'nde yetişmiyor zaten..." Houka elini sallıyor. "Her büyük devrim önce mutfakta başlar."

Senin ve Masato’nun dikkati Houka’nın üzerine çekilmişken Gamaseiran ile Ganta, koridorun gerisinde birbirlerine bakıyor. Ganta iki parmağıyla gözlerini, ardından sağ taraftaki koridoru işaret ediyor. Gamaseiran son derece ağırbaşlı bir baş hareketiyle onaylıyor. İkisi sessizce geri çekilip Masato’nun tarif ettiği tüpe doğru ilerlemeye başlıyorlar. Gamaseiran’ın sıçrayışlarını mümkün olduğunca küçük tutmaya çalışması görüntüyü daha da garip hale getiriyor. Ganta birkaç adım sonra dönüp ona sessiz olmasını işaret ediyor. Gamaseiran alnını kırıştırıp yine sessizce başındaki çiçeği gösteriyor, sanki çıkan bütün sesin çiçeğinden kaynaklanmadığını özellikle belirtmek istiyormuş gibi. Ganta gözlerini devirip devam ediyor. Houka ise onları henüz fark etmiyor. Önündeki metal masanın üzerinde açık duran notları aceleyle kapatıp üstlerine rastgele başka kağıtlar koyuyor.

Masato’nun şüphesi giderek artıyor. Birkaç adım içeri girip Houka’nın biraz önce konuştuğu cızırtılı cihazı işaret ediyor. "Tamam, pilav darbesini sonra konuşuruz. Az önce kiminle konuşuyordun? Bir de burada gerçekten ne yapıyorsun?" Houka’nın yüzündeki kendinden emin ifade aynı anda kayboluyor. Alnında tek bir ter damlası beliriyor. "Ben mi?" Masato düz bir ifadeyle bakıyor. "Evet. Odada başka yeşil saçlı kaçak bilim adamı göremiyorum." Houka’nın gözleri sağa kayıyor. Sonra sola. Ardından masasındaki dosyaya bakıyor. "Şey... az önce konuştuğum kişi benim... balık tedarikçimdi." Masato’nun kaşlarından biri kalkıyor. Houka bir anda hızlanıyor. "Çünkü ben burada deney falan yapmıyorum. Yeraltında kontrollü tatlı su levreği yetiştiriciliği üzerine tamamen yasal, son derece etik ve belediyeden muhtemelen izin alınabilecek bir işletme modeli geliştiriyorum. Ancak levreklerin duygusal gelişimi için haftada üç gün klasik müzik dinlemeleri gerekiyor. Geçen hafta flütçümüz hastalandı. Ben de onun yerine ksilofon çaldım. Balıklardan biri ritmik uyumsuzluk yüzünden psikolojik olarak çöktü ve yemeyi bıraktı. Az önce konuştuğum kadın da balığın ortak velayetini aldığımız eski müzik öğretmenim Nao Hanım’dı. Bana balığın ölüm riskini önceden söylemediğim için kızdı. Naaş dediğim de balık naaşı. Çünkü biz ölen bütün levreklere cenaze düzenliyoruz. Salı günleri."

Masato uzun süre tek kelime etmiyor. Houka da nefes nefese kaldığı halde ciddi görünmeye çalışıyor. "İçeride balık yok." Houka hemen cevap veriyor. "Bugün izinliler." "Balıklara izin mi verdin?" "Sendikalılar. Beni kötü bir patron mu sandın, ha?!" Masato yavaşça yüzünü sana çeviriyor, sonra yeniden Houka’ya bakıyor. "Aoi, ben bu adamın yalan söylediğinden yüzde doksan dokuz eminim ama kalan yüzde bir beni rahatsız ediyor çünkü gerçekten balık sendikası kurmuş olabilir." Houka kaşlarını çatıyor. "Bilim insanlarına güveniniz sıfır. Hiç değişmez! Ne oldu, hiç bilmediğimiz bir paralel evrende güveninizi fazla mı sarstılar?" Masato yine derin bir iç çekiyor. "Az önce Ateş Ülkesi’ni kötü pilavla çökerteceğini söyledin." Houka ise gülümsüyor ve "O teorik." diyor.

Bu saçma diyaloğun arkasında Ganta ile Gamaseiran çoktan ikinci odanın yanına ulaşmış durumda. Gamaseiran büyük cam tüpün önünde bir anda duruyor. İlk başta sıvının bulanıklığından içerisini tam seçemiyor. Ön ayaklarını cama yaslayıp yüzünü yaklaştırıyor. Ganta tüpün yanındaki mekanizmayı incelerken Gamaseiran’ın gözleri birden sonuna kadar açılıyor. Tüpün dibinde kıvrılmış açık yeşil bir beden var. Karnındaki üç altın benek bulanık sıvının içinden güçlükle seçiliyor. Gamaseiran’ın o güne kadar koruduğu bütün zarif sakinlik anında dağılıyor.

"Gamapurin bu! İnanamıyorum, tanrı aşkına, yardım edin!"

Houka’nın yüzü o anda değişiyor.

Bir saniye önce Masato’ya balık sendikalarının çalışma şartlarını açıklamaya hazırlanan adam başını hızla çeviriyor. Bakışları önce koridora, sonra sana geliyor. Gözlüğünün arkasından doğrudan gözlerinin içine bakıyor. O kısa anda yüzünde ilk kez aptalca veya komik hiçbir şey yok. Sonra tek kelime etmeden ters yöne dönüyor ve karanlık odanın arkasındaki başka bir kapıya doğru koşmaya başlıyor.

Masato refleksle dönüyor. Bir yanda Houka hızla uzaklaşıyor, diğer yanda Ganta tüpün mekanizmasını açmaya çalışırken Gamaseiran cama vuruyor. Masato önce sağa, sonra sola bakıyor. Panik yüzüne bir anda yerleşiyor.

"AY NE YAPACAĞIZ ANASINI!"

Sen de başını koridora çevirdiğinde bulunduğun yeni açıdan tüpü ilk kez doğrudan görebiliyorsun. Neredeyse tavana kadar yükselen cam hazne tamamen soluk, mavimsi bir sıvıyla dolu. İçinde küçük, açık yeşil bir kurbağa hareketsiz biçimde dibe çökmüş durumda. Karnındaki üç altın benek açıkça seçiliyor. Gamapurin’in gözleri kapalı ve vücudundan ince boruların uzandığı görülüyor.

Öte yanda Houka’nın ayak sesleri giderek uzaklaşıyor. Önce nereye gideceksin?

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Wed Sep 02, 2026 12:55 pm
by Yureikumo Aoi
Karanlık odaya daldığı anda ilk başta gözleri pek bir şey seçemedi. Yeşil yanan gösterge ışığı dışında ses veya kıpırtı yoktu. Sonra masa lambalarından birisi yandı ve tanıdık bir figür gözüne çarptı. Yeşil karmakarışık saçları, yuvarlak gözlükleri ve laboratuvar önlüğü ile bu kişi Toshio'nun kırkayağını kaçıran Anowa Houka'dan başkası değildi. Göz göze geldikleri anda Houka da onu tanımıştı. Şekerci kız. Arkadan yetişen Masato da odaya girince onu görür görmez tanımıştı. Daha önce görmemesine rağmen Toshio'nun detaylı tariflerinden anlamış olsa gerekti. Burada ne yapıyor olduğunu sordukları zaman Houka artistik tavırlarla önlüğünü düzeltip Ateş Ülkesini pirinç sistemini bozarak yok edeceğini anlatmaya başlamıştı. Aoi anlattıklarından pek bir şey anlamamıştı ancak pilavın tadını değiştirip insanları soğutacağından filan bahsediyordu. "İyi de... neden ki?" Bundan çıkarı neydi?

Onlar Houka'yı sorgularken Ganta ve Gamaseiran arkalarından gizlice dolanarak Masato'nun tarif ettiği odaya, Gamapurin olduğunu düşündükleri kurbağanın bulunduğu tüpe doğru ilerlemeye başlamışlardı. Aoi göz ucuyla onları fark etti ancak bir şey söylemedi. Houka da onların varlığını henüz fark etmemişti. Masato tam bu esnada biraz evvel kimle konuştuğunu açıklamasını talep edince Houka levrek balıkları ile ilgili inanılmaz masalımsı bir şeyler anlatmaya başladı. Söylediği şeyler bir yandan o kadar yalan bir yandan da o kadar olası geliyordu ki Aoi ağlasa mı gülse mi karar veremedi. Masato içeride balık olmadığını, söylediklerine inanmadığını söylerken Aoi ile birebir aynı şeyler aklından geçiyordu. Aoi bu adamın zihinsel gelişiminin bir noktasında sorun yaşadığına inandığı için Toshio olaylarında üzerine fazla gitmemişti ancak şu an durum ona daha vahim görünmeye başlamıştı. Önce kırkayaklar, şimdi kurbağa Gamapurin, Ateş Ülkesi'ni yıkma emelleri ve ne yaptığı belli olmayan deneylerde ölen bir varlığın naaşı üzerine konuşmalar... Bu adamın ahlaksızlığı veya akılsızlığı sorunlara yol açıyordu. Sonra aklına Toshifumi'nin söyledikleri geldi. Takeshi'yi bu adama götürmeyi düşünüyorlardı, mühürü ile ilgili olarak hem de.

İçeriden Gamaseiran'ın haykırış sesi geldi. Tüpün içerisindeki kurbağanın Gamapurin olduğunu fark etmişti. Tüpü açıp onu kurtarmak için yardım istiyordu. Houka'nın yüzündeki kendinden emin ifadenin yıkılışını izledi. Göz göze geldiler. Koridora baktı ancak kaçamayacağını anlamış gibi yönünü değiştirerek karanlık odanın içinden başka bir odaya ilerlemeye başladı. "Sen Gamapurin'e yardım et." diye hızlıca Masato'dan rica ettikten sonra hiç düşünmeden Houka'nın peşinden koşturmaya başladı. Onu daha çok ilerleyemeden misina ipi fırlatarak yakalamayı planlıyordu. Fuuton kullanarak kendisini hızlandıracaktı. "Bekle!" Takeshi'yi bu adamın eline bırakırlarsa ona da zarar verebilirdi. Takeshi'nin ölümüne yol açabilmesi ya da ona bir zarar vermesi düşüncesi Aoi'nin kalbinin delice atmasına sebep oldu. "Neden ülkeden bu kadar nefret ediyorsun? Sennashi için mi çalışıyorsun?" Takeshi'yi onlara teslim edebilirdi. Ne olduğunu kendilerinin bile anlamadıkları o mührün özelliklerini kullanarak çok çok daha kötü şeyler de yapabilirdi. Aklından böyle delice şeyler geçen birisine nasıl güvenilebilirdi ki? Eğer böyle bir amacı varsa bu adamı şimdiden durdurmalıydı. "Kurbağaya ne yaptın? Kimi öldürdün? Ne planlıyorsun? Doğruyu söyle!" Eğer bu adam bir hainse ve gizlice köyü sırtından bıçaklıyorsa bu durumu Anbu Kök'ün de bilmesi gerekliydi. "Konohagakure senden yakın zamanda önemli ve gizli bir konuda yardım talep etti mi? Onları Sennashi'ye sattın mı? Anlat çabuk!"

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Thu Sep 03, 2026 6:11 pm
by GM - Shinsei
Masato senin talebini duyduğu anda hiç tereddüt etmiyor. "Tamam! Sen kaçanı al, ben kurbağaya gidiyorum!" diyerek Gamaseiran ile Ganta’nın bulunduğu koridora yöneliyor. Sen ise Fuuton chakranı ayaklarının çevresinde yoğunlaştırıp Houka’nın arkasından fırlıyorsun. Laboratuvarın beyaz koridorlarında ayak sesleriniz yankılanıyor. Houka, beyaz önlüğünün etekleri arkasında savrulurken omzunun üzerinden sana bakıyor. Ateş Ülkesi’ni neden yok etmek istediğini yeniden sorduğunda birkaç adım boyunca sessiz kalıyor. Hatta koşusu bile hafifçe yavaşlıyor. "Evet..." diyor düşünceli biçimde. "Bunu hiç düşünmemiştim." Sonra bir anda yeniden hızlanıyor. "Ama planı hazırladım bir kere! Geri dönmek profesyonelliğe yakışmaz!" Önünüzdeki koridor ikiye ayrıldığında sola sapıyor, metal bir masayı arkasından iterek yoluna devirmeye çalışıyor. Sen rüzgarla hız kazanıp üzerinden atladığında aranızdaki mesafe iyice kapanıyor. Houka bir kapıya uzanmak üzereyken misina ipini fırlatıyorsun. İnce tel önce bileğine, ardından gövdesine dolanıyor. Birkaç adım daha sendeleyerek ilerliyor, sonra bütün vücudu geriye çekilip yere kapaklanıyor. "AH! Dizim! Bilimsel dizim!"

Sen Sennashi’nin adını ortaya attığın anda Houka’nın tepkisi, kaçmaya çalışırkenki telaşından daha sert oluyor. Yerde misinaya dolanmış halde başını kaldırıyor, gözlüğünü burnunun üzerinden yukarı itiyor ve doğrudan sana bakıyor. "Pardon da sen beni ne sanıyorsun ha? Kerata!" diye bağırıyor. Bir şekilde oturur hale gelmeye çalışıp göğsünü kabartıyor. "Uzaktan bakınca iki havalı görüneceğim, aura farming yapacağım diye sıfır derinliğe sahip olan zevksiz kasıntı bir kötü adam gibi mi görünüyorum sana? Sennashi’ye lanet olsun! Kokuşmuş piçler." Öfkesi o kadar samimi çıkıyor ki birkaç saniye boyunca bütün komik görüntüsünün altında gerçekten nefret ettiği bir şeyden söz ettiği anlaşılıyor. Fakat kurbağaya ne yaptığını, kimi öldürdüğünü ve Konoha’nın kendisinden gizli bir yardım isteyip istemediğini sormaya devam ettiğinde alnında terler belirmeye başlıyor. Ellerini hafifçe kaldırıyor. "Kurbağayı açıklayacağım! Dur, üstüme gelme! Bak bende anksiyete var. Offfff..." Gözlerini kapatıp iki kez derin nefes alıyor. Sonra seni işaret ediyor. "Konoha ile ilgili neyden bahsettiğini bilmiyorum küçük hanım. Benim derdim Ateş Ülkesi ile! Her şey... doğumumdan hemen sonra başladı..."

Houka’nın sesi dramatik biçimde düşerken yüzünde geçmişin ağır yükünü taşıyan bir ifade beliriyor. Sanki biraz önce pirinç ekonomisini çökertmekten bahseden adam gitmiş de yerine savaş mağduru bir destanın kahramanı gelmiş gibi. "Ben doğduğumda babam bizi köyün en sevilen fahişesi Haramaru için terk etmişti." Bir an susuyor. "Annemle yıllar boyunca sefalet içinde yaşadık. Bir keresinde annem insanların ayakkabısını boyamaya başlamıştı. Bir süre sonra boya bile alamaz hale geldik..." Gözlerini ağır ağır yere indiriyor. "Annem beni boya olarak kullandı." Söylediği şeyden sonra koridorda garip bir sessizlik oluşuyor. Houka bunu son derece ciddi anlatmaya devam ediyor. "Sonra öğrendim ki Haramaru aslında Daimyo için çalışan bir ajanmış." Başını bir anda kaldırıyor. Gözlüklerinin arkasındaki gözleri öfkeyle parlıyor. "O gün bugündür bu ülkeyi yok etmek için ant içtim. Gazabımdan bu ülkenin sınırları içerisinde bulunan kimse kurtulamayacak!" Misinaya rağmen iki kolunu dramatik biçimde açmaya çalışıyor. "KURTULAMAYACAK!"

Tam bu büyük ilan laboratuvarın steril duvarlarında yankılanırken çok uzaktan Masato’nun sesi geliyor.

"AOİİİİİ! TÜPÜN İÇİNDEKİ KLONMUŞ YA! BENEKLERİ YANLIŞMIŞ GAMASEIRAN DİYO!"

Houka’nın yüzündeki dramatik ifade bir anda kayboluyor.

"Heh evet, unuttum onu söylemeyi."

Sanki biraz önce ülkeye karşı ebedi intikam yemini eden kişi kendisi değilmiş gibi rahatça omuz silkiyor. "Garip bir kurbağa buldum, gittim DNA’sından küçük bir parça aldım ve klonlamaya başladım. Çünkü neden olmasın. Kurbağa gitti ama, nerede bilmiyorum." Masato birkaç saniye sonra koridordan beliriyor. Hemen arkasında Gamaseiran geliyor, başındaki sarı çiçek bu kez biraz yana kaymış. Ganta ise suratından artık bütün sabrının tükendiği belli olacak şekilde onları takip ediyor. Gamaseiran’ın yürüyüşü önceki zarafetinden biraz uzaklaşmış durumda. "Ah, arkadaşım nerede hala bilmiyorum. Ah..." Ganta bir bakışını Houka’ya, bir bakışını laboratuvara atıyor. "Şu doktoru öldürelim bence, kimseye yararı yok pezevengin." Houka hemen dikleşiyor. "Bu çok radikal bir çözüm kas adam." Masato elini yüzüne götürüyor. "Şu an buna itiraz edecek enerjim bile yok."

Tam o anda laboratuvarın başka bir koridorundan tuhaf bir ses yükseliyor.

"O kadağ kolağ karar vermeğin."

Herkes aynı anda susuyor.

Sesin geldiği köşede önce iri bir gölge beliriyor. Ardından küçük sıçrayışlarla açık alana çıkan başka bir kurbağa görüyorsunuz. Gamaseiran’dan biraz daha ufak fakat duruşunda ondan bile yaşlıymış izlenimi veren ağır bir özgüven var. Derisi soluk yeşil, karnındaki üç altın benek belirgin. Gözlerinin altındaki hafif torbalar ve yüzünün biraz asimetrik yapısı ona tuhaf biçimde bilge ama aynı zamanda çirkin bir görünüm veriyor. Ağzının bir tarafı diğerinden biraz aşağıda durduğu için konuşması da peltek çıkıyor. Gamaseiran onu gördüğü anda gözleri sonuna kadar açılıyor. Hiçbir zarafet gözetmeden ileri sıçrıyor.

"Can dostum..."

Kurbağa başını yavaşça kaldırıyor.

"Gamaseiğanım... Pu adağm pğeni kuğtağdı. Punun sözünü veğioğum."

Gamaseiran’ın yüzündeki bütün gerginlik çözülüyor. Gözlerinden tek bir yaş süzülüp yanağından aşağı iniyor. Başındaki sarı çiçek hafifçe sallanıyor.

"Seni çok özledim kadim dostum."

Diğer kurbağa ona bakıyor.

Beş saniye geçiyor.

On saniye.

Masato kaşını kaldırıyor.

Yirmi saniye.

Ganta’nın ağzı hafifçe açılıyor.

Yaklaşık yarım dakikanın sonunda kurbağa nihayet cevap veriyor.

"Pğen... de seğni çğok özlediğm kadim dostuğm."

Gamaseiran ikinci kez duygulanacakken arkadan hafif bir sümkürme sesi geliyor.

Herkes dönüp Houka’ya bakıyor.

Anowa Houka, misina iplerine sarılı halde yerde oturuyor. Elinde nereden çıkardığı belli olmayan beyaz bir peçete var. Gözlerinin altı sulanmış, burnunu çeke çeke iki kurbağaya bakıyor. Tam anlamıyla duygusal bir lise öğrencisi gibi ağlıyor.

"Ay çok kötü oldum şu an."

Gamapurin
► Show Spoiler

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Thu Sep 03, 2026 8:46 pm
by Yureikumo Aoi
Aoi ve Houka'nın kovalamacası koridor boyunca devam etmişti. Ta ki misina ile onu kıskıvrak yakalayıncaya kadar. Yere devrilen adamın yanı başına gitti. "Aura farming?" Adam Bokukichi gibi tuhaf konuşuyordu. Söylediklerinden tek kelime anlamak mümkün değildi. Ancak Sennashi'den bahsederken yüzünde öyle bir nefret ve tiksinti oluşmuştu ki onlar için çalışmıyor olduğunu anladı. Omuzları gevşedi, rahat bir nefes verdi. Burada ne yaptığı konusunu ise ısrarla açıklamıyordu. Konoha ile ilgili olan meseleyi anlamamıştı. Demek ki Anbu Kök henüz ona Takeshi ile ilgili ulaşmaya kalkmamıştı. Ateş Ülkesi ile derdi olduğunu söyleyip çocukluğundan bir hikaye anlatmaya başlamıştı. Doğduğunda babası annesini başkası için terk etmiş, yokluk çekmişler ve babasının onları terk ettiği kadın ajan çıkmış... Aoi bunun köy ile olan bağlantısını anlayamamıştı. Hatta bu dramatik olması gereken hikayeden hiçbir şey anlayamamıştı. Annesinin onu boya olarak kullandığı kısmı ise direkt yanlış duyduğunu varsaydı.

Aoi tam yerde solucan gibi kıvranan adama bir yanıt verecekti ki Masato'nun coşkulu sesini işitti. Tüpün içerisindeki kurbağanın klon olduğunu fark etmişlerdi. Houka bir kurbağa bulduğunu, onu klonlamaya kalktığını söylemişti. Kurbağanın nereye gittiğini ise bilmiyordu. Kısa sürede yanlarına Masato, Gamaseiran ve Ganta da geldi. Gamaseiran'ın başındaki sarı çiçek ilk kez hafifçe kaymıştı. Ganta ise sabrının son demlerini yaşıyor gibi görünüyordu. Gamaseiran kayıp arkadaşı için yas tutarken oğlanlar hırslarını Houka'dan çıkartmak üzerelerdi. Aoi şimdi ne yapacaklarını düşünürken koridorun ucundan bir ses geldi. Sonrasında sessizlik... Tüm başlar sesin geldiği yöne çevrildi. Koridorun ucundan zıplaya zıplaya üzerlerine doğru gelen minik bir kurbağa belirdi. Göğsünde üç sarı benek, açık yeşil teni, Gamaseiran'dan daha ufak boyu ile bu Gamapurin'den başkası değildi. Kurbağanın ağız yapısındaki asimetriden dolayı sözcükleri peltek çıkıyordu.

İki kurbağa hasret giderirken Aoi tebessüm etmeden duramadı. "Yuukon'a şükürler olsun." Gamapurin biraz yavaş konuşup yavaş tepki veriyordu ancak Gamaseiran ile çok sıkı dost oldukları belliydi. Houka'nın onu kurtardığını söylemişti. Aoi salya sümük bir sesler duyunca bakışlarını Houka'ya çevirdi. Adam resmen ağlıyordu. Aoi yorgun bir nefes verdi. "Gamapurin Bey iyisiniz umarım, yaralanmadınız ya?" Bakışları Ganta ile Gamaseiran arasında gidip geldi. "Buradaki beyefendinin anahtarını yutmuşsunuz sanırım. Acaba yakın zamanda hiç dışkıladınız mı? O anahtara ihtiyacımız var." Sonra bakışlarını yeniden yerde yatan Houka'ya çevirdi. Yanına eğilip dizlerinin üzerine çöktü. "Madem suçlu değildiniz neden kaçmaya çalıştınız?" Kaşlarını çattı. "İplerinizi çözeceğim ama hala dürüst davrandığınızı düşünmüyorum. Kurbağayı neden klonladınız? Nao isimli şahısla ne hakkında konuşuyordunuz? Yeraltından gelen tuhaf çakranın kaynağı siz miydiniz?" Sonra bakışları yumuşadı. "Yine de özür dilerim. Biraz fevri tepki verdim. Kusuruma bakmayın lütfen." Cebine uzanıp birkaç şeker çıkardı. Houka'ya doğru uzattı. "Özür maksatlı. Umarım ülkemizi yok etmek yerine Sennashi'ye karşı güçlenmemize yardımcı olacak projeler üzerinde çalışırsınız."

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Fri Sep 04, 2026 4:26 pm
by GM - Shinsei
Houka, şekerleri gördüğü anda birkaç dakika önce ülkeyi yıkmakla tehdit eden adamdan eser bırakmıyor. Gözlüğünün arkasındaki gözleri parlıyor, misinaları çözülür çözülmez doğrulup şekerleri iki eliyle kabul ediyor. "Özür kabul edildi. Kaçmaya çalıştım çünkü kovalayacağını hissettim tamam mı? Korktum. Anksiyetem var." diyor, ardından bir tanesini hemen ağzına atıyor. "Hatta ikinci bir özür hakkın daha var istersen." Kurbağayı neden klonladığını sorduğunda cevabı da kendisinden beklenecek kadar yarım yamalak oluyor. "Kurbağa ilginçti. Chakra dolaşımı tuhaftı. Derisi de güzel. Bir de düşündüm ki bir kurbağadan iki tane yapılabiliyorsa neden yapılmasın? Sonra iki taneden dört, dörtten sekiz... Yani bilim böyle ilerliyor." Masato araya girip "Bilim öyle ilerlemiyor." diye mırıldanıyor. Houka duymazdan geliyor. Nao sorusuna geldiğinde ise şekeri yanağının içine itip omuz silkiyor. "Nao... proje ortağım sayılır. Sayılmaz da. Bir zamanlar sayılırdı. Şimdi bana çok kızgın. Naaş dediğim şey de... başka bir deneydi. Dayanmadı. Onu anlatmak istemiyorum." Bu kez gerçekten sesi biraz düşüyor. Yeraltındaki chakra akışını sorduğunda başını hızla iki yana sallıyor. "O benim değil. Ben burayı bulduğumda zaten vardı. Zaten bu yüzden buraya yerleştim. Alt tarafta bir şey var ama ne olduğunu çözemedim. Çok güzel, çok rahatsız edici, çok tehlikeli. Bayılıyorum." Son cümlesi üzerine Masato bir kez daha yüzünü ellerinin arasına alıyor.

Gamapurin’in anahtar meselesi gündeme geldiğinde ise bütün dikkatler küçük kurbağaya dönüyor. Gamapurin yaklaşık on saniye boyunca Ganta’ya, sonra kendi karnına, sonra yeniden Ganta’ya bakıyor. Ganta sabırsızca ellerini iki yana açıyor. "Eee?" Gamapurin’ın yüzünde büyük bir kararlılık beliriyor. "Elbeğtte! Halledeceğim!" diyor. Gamaseiran ağırbaşlı biçimde başını sallıyor. "Kadim dostum görev şuuruna erişmiştir." Houka, laboratuvarın arka tarafındaki küçük tuvaleti işaret ediyor. "Orası kullanılabilir ama üçüncü sifon biraz agresif, dikkat et." Gamapurin hiçbir şey sormadan zıplaya zıplaya içeri gidiyor. Kapı kapanıyor. Sonraki birkaç dakika boyunca laboratuvarın ortasında son derece garip bir bekleyiş başlıyor. Ganta ayakta ileri geri dolaşıyor. Masato tüplere göz ucuyla bakıyor. Houka ikinci şekerini açıyor. Gamaseiran ise sanki dostu ölüm kalım mücadelesi veriyormuş gibi tuvalet kapısına bakıyor.

Sonunda içeriden önce bir sifon sesi, ardından Gamapurin’in gururlu sesi duyuluyor. "Pitti!" Ganta kapıya doğru öyle bir hızla gidiyor ki Masato’nun yüzü buruşuyor. Birkaç saniye sonra içeriden sessizlik geliyor. Ardından Ganta’nın boğazından bastırılmış bir öğürme sesi çıkıyor. "Öffff... ananı..." Bir süre sonra dışarı çıktığında elinde bezlere sarılmış, kirli olmasına rağmen üzerindeki eski metal işlemeler hala seçilebilen uzun bir anahtar var. Anahtarı iki parmağının ucuyla tutuyor. Yüzü yeşile dönmüş durumda. "Aldım." diyor. Sonra yeniden öğürüyor. "Aldım ama hayatımın geri kalanında anahtar görmek istemiyorum." Gamapurin arkasından gayet memnun biçimde çıkıyor. "Püğyük piğ hizmetti." Ganta ona uzun süre bakıyor, sonra tartışmaya gücü kalmamış gibi anahtarı temiz bir beze sarıp çantasına koyuyor.

İşi tamamlanan Ganta’nın bütün öfkesi de biraz sönüyor. Omuzlarını birkaç kez çevirip rahatlatıyor, sonra hepinize dönüyor. "Tamam. Ben Konoha’ya gidiyorum. Şu anahtarı Hokage’ye teslim edip görevimi bitireceğim. Sonra bir hamama gireceğim. Sonra da en az dört saat ellerimi yıkayacağım." Gamaseiran’a bakıyor. "Senin arkadaşınla da aramızda problem kalmadı. Bir daha devlet malı yerse görüşürüz." Gamapurin son derece ağırbaşlı biçimde başını sallıyor. "Anlaştığk." Ganta çıkışa yönelmeden önce sana ve Masato’ya bakıyor. "Siz ne yapacaksınız? Köye mi dönüyorsunuz yoksa tosbağalarla mı takılacaksınız?" Ganta kısa bir el hareketiyle vedalaşıp geldiğiniz taş koridora doğru ilerliyor.

Gamaseiran, Ganta’nın ayak sesleri uzaklaştığında sana ve Masato’ya dönüyor. Başındaki sarı çiçeği düzeltiyor ve yeniden o eski zarif tavrına kavuşuyor. "Verdiğim sözü elbette unutmuş değilim." diyor. "Gamapurin’i bulmama yardım ettiniz. Karşılığında size kuvvetlenmeniz hususunda yardım edeceğimi söylemiştim. Dilerseniz bugün burada temelini öğretebileceğim bir teknik mevcut." Sonra Gamapurin’e bakıyor. Küçük kurbağa duvarın dibine oturmuş, gözleri yarı kapanmış durumda. "Daha kapsamlı bir tahsil arzu ederseniz, vakti geldiğinde sizi Shigurezawa Sulaklıkları’na da davet etmek isterim. Orada benim öğretmeye ehil olmadığım şeyleri bilen çok daha kudretli ve yaşlı zatlar vardır."

Masato’nun bütün yorgunluğu bu cümleyle birkaç saniyeliğine unutuluyor. Gözleri parlıyor. "Bir tekniğe asla hayır diyemem." diyor hemen. Sonra aniden seni hatırlayıp mahcup biçimde başını kaşıyor. "Gerçi mantar toplayacaktın sanırım, özür dilerim. İstersen önce onu yapalım, Gamaseiran’ın acelesi yoksa..." Gamaseiran hiç düşünmeden cevap veriyor. "Yok! Gamapurin’in kendine gelmesi uzun müddet sürecektir, bekleyebiliriz." Gamapurin yaklaşık üç saniye sonra yan taraftaki duvara yaslanıp uyumaya başlıyor. Gamaseiran onu gösteriyor. "Gördüğünüz üzere süreç başlamıştır."

Laboratuvarın beyaz ışıkları altında önünde birkaç ayrı yol açılmış durumda. Dışarıdaki mantar alanına dönüp Reimyaku, Tsukikasa ve diğer şifalı türleri toplamak, Takeshi ile Masato için planladığın merhemi tamamlamak mümkün. Gamaseiran söz verdiği tekniğin temelini burada öğretebilir. Öte yandan Houka henüz laboratuvardan ayrılmamış, az önce sözünü ettiği yeraltındaki yabancı chakra akışı, kapalı odalar, dev tüpler ve Nao ile yaptığı o yarım kalmış konuşma hala açıklığa kavuşmuş değil. Houka bir köşede üçüncü şekerin ambalajını açarken tüplerden birinin kontrol panelini kurcalıyor ve sanki bütün laboratuvarı inceleme fırsatının önünüzde olduğunu özellikle fark etmiyormuş gibi davranıyor. Ganta'ya bir şeyler söylemek istersen de... bu mide bulantısıyla uzaklaşması biraz sürecek gibi, hala vaktin var.