Houka, şekerleri gördüğü anda birkaç dakika önce ülkeyi yıkmakla tehdit eden adamdan eser bırakmıyor. Gözlüğünün arkasındaki gözleri parlıyor, misinaları çözülür çözülmez doğrulup şekerleri iki eliyle kabul ediyor. "Özür kabul edildi. Kaçmaya çalıştım çünkü kovalayacağını hissettim tamam mı? Korktum. Anksiyetem var." diyor, ardından bir tanesini hemen ağzına atıyor. "Hatta ikinci bir özür hakkın daha var istersen." Kurbağayı neden klonladığını sorduğunda cevabı da kendisinden beklenecek kadar yarım yamalak oluyor. "Kurbağa ilginçti. Chakra dolaşımı tuhaftı. Derisi de güzel. Bir de düşündüm ki bir kurbağadan iki tane yapılabiliyorsa neden yapılmasın? Sonra iki taneden dört, dörtten sekiz... Yani bilim böyle ilerliyor." Masato araya girip "Bilim öyle ilerlemiyor." diye mırıldanıyor. Houka duymazdan geliyor. Nao sorusuna geldiğinde ise şekeri yanağının içine itip omuz silkiyor. "Nao... proje ortağım sayılır. Sayılmaz da. Bir zamanlar sayılırdı. Şimdi bana çok kızgın. Naaş dediğim şey de... başka bir deneydi. Dayanmadı. Onu anlatmak istemiyorum." Bu kez gerçekten sesi biraz düşüyor. Yeraltındaki chakra akışını sorduğunda başını hızla iki yana sallıyor. "O benim değil. Ben burayı bulduğumda zaten vardı. Zaten bu yüzden buraya yerleştim. Alt tarafta bir şey var ama ne olduğunu çözemedim. Çok güzel, çok rahatsız edici, çok tehlikeli. Bayılıyorum." Son cümlesi üzerine Masato bir kez daha yüzünü ellerinin arasına alıyor.
Gamapurin’in anahtar meselesi gündeme geldiğinde ise bütün dikkatler küçük kurbağaya dönüyor. Gamapurin yaklaşık on saniye boyunca Ganta’ya, sonra kendi karnına, sonra yeniden Ganta’ya bakıyor. Ganta sabırsızca ellerini iki yana açıyor. "Eee?" Gamapurin’ın yüzünde büyük bir kararlılık beliriyor. "Elbeğtte! Halledeceğim!" diyor. Gamaseiran ağırbaşlı biçimde başını sallıyor. "Kadim dostum görev şuuruna erişmiştir." Houka, laboratuvarın arka tarafındaki küçük tuvaleti işaret ediyor. "Orası kullanılabilir ama üçüncü sifon biraz agresif, dikkat et." Gamapurin hiçbir şey sormadan zıplaya zıplaya içeri gidiyor. Kapı kapanıyor. Sonraki birkaç dakika boyunca laboratuvarın ortasında son derece garip bir bekleyiş başlıyor. Ganta ayakta ileri geri dolaşıyor. Masato tüplere göz ucuyla bakıyor. Houka ikinci şekerini açıyor. Gamaseiran ise sanki dostu ölüm kalım mücadelesi veriyormuş gibi tuvalet kapısına bakıyor.
Sonunda içeriden önce bir sifon sesi, ardından Gamapurin’in gururlu sesi duyuluyor. "Pitti!" Ganta kapıya doğru öyle bir hızla gidiyor ki Masato’nun yüzü buruşuyor. Birkaç saniye sonra içeriden sessizlik geliyor. Ardından Ganta’nın boğazından bastırılmış bir öğürme sesi çıkıyor. "Öffff... ananı..." Bir süre sonra dışarı çıktığında elinde bezlere sarılmış, kirli olmasına rağmen üzerindeki eski metal işlemeler hala seçilebilen uzun bir anahtar var. Anahtarı iki parmağının ucuyla tutuyor. Yüzü yeşile dönmüş durumda. "Aldım." diyor. Sonra yeniden öğürüyor. "Aldım ama hayatımın geri kalanında anahtar görmek istemiyorum." Gamapurin arkasından gayet memnun biçimde çıkıyor. "Püğyük piğ hizmetti." Ganta ona uzun süre bakıyor, sonra tartışmaya gücü kalmamış gibi anahtarı temiz bir beze sarıp çantasına koyuyor.
İşi tamamlanan Ganta’nın bütün öfkesi de biraz sönüyor. Omuzlarını birkaç kez çevirip rahatlatıyor, sonra hepinize dönüyor. "Tamam. Ben Konoha’ya gidiyorum. Şu anahtarı Hokage’ye teslim edip görevimi bitireceğim. Sonra bir hamama gireceğim. Sonra da en az dört saat ellerimi yıkayacağım." Gamaseiran’a bakıyor. "Senin arkadaşınla da aramızda problem kalmadı. Bir daha devlet malı yerse görüşürüz." Gamapurin son derece ağırbaşlı biçimde başını sallıyor. "Anlaştığk." Ganta çıkışa yönelmeden önce sana ve Masato’ya bakıyor. "Siz ne yapacaksınız? Köye mi dönüyorsunuz yoksa tosbağalarla mı takılacaksınız?" Ganta kısa bir el hareketiyle vedalaşıp geldiğiniz taş koridora doğru ilerliyor.
Gamaseiran, Ganta’nın ayak sesleri uzaklaştığında sana ve Masato’ya dönüyor. Başındaki sarı çiçeği düzeltiyor ve yeniden o eski zarif tavrına kavuşuyor. "Verdiğim sözü elbette unutmuş değilim." diyor. "Gamapurin’i bulmama yardım ettiniz. Karşılığında size kuvvetlenmeniz hususunda yardım edeceğimi söylemiştim. Dilerseniz bugün burada temelini öğretebileceğim bir teknik mevcut." Sonra Gamapurin’e bakıyor. Küçük kurbağa duvarın dibine oturmuş, gözleri yarı kapanmış durumda. "Daha kapsamlı bir tahsil arzu ederseniz, vakti geldiğinde sizi Shigurezawa Sulaklıkları’na da davet etmek isterim. Orada benim öğretmeye ehil olmadığım şeyleri bilen çok daha kudretli ve yaşlı zatlar vardır."
Masato’nun bütün yorgunluğu bu cümleyle birkaç saniyeliğine unutuluyor. Gözleri parlıyor. "Bir tekniğe asla hayır diyemem." diyor hemen. Sonra aniden seni hatırlayıp mahcup biçimde başını kaşıyor. "Gerçi mantar toplayacaktın sanırım, özür dilerim. İstersen önce onu yapalım, Gamaseiran’ın acelesi yoksa..." Gamaseiran hiç düşünmeden cevap veriyor. "Yok! Gamapurin’in kendine gelmesi uzun müddet sürecektir, bekleyebiliriz." Gamapurin yaklaşık üç saniye sonra yan taraftaki duvara yaslanıp uyumaya başlıyor. Gamaseiran onu gösteriyor. "Gördüğünüz üzere süreç başlamıştır."
Laboratuvarın beyaz ışıkları altında önünde birkaç ayrı yol açılmış durumda. Dışarıdaki mantar alanına dönüp Reimyaku, Tsukikasa ve diğer şifalı türleri toplamak, Takeshi ile Masato için planladığın merhemi tamamlamak mümkün. Gamaseiran söz verdiği tekniğin temelini burada öğretebilir. Öte yandan Houka henüz laboratuvardan ayrılmamış, az önce sözünü ettiği yeraltındaki yabancı chakra akışı, kapalı odalar, dev tüpler ve Nao ile yaptığı o yarım kalmış konuşma hala açıklığa kavuşmuş değil. Houka bir köşede üçüncü şekerin ambalajını açarken tüplerden birinin kontrol panelini kurcalıyor ve sanki bütün laboratuvarı inceleme fırsatının önünüzde olduğunu özellikle fark etmiyormuş gibi davranıyor. Ganta'ya bir şeyler söylemek istersen de... bu mide bulantısıyla uzaklaşması biraz sürecek gibi, hala vaktin var.