Page 6 of 6

Re: [Yureikumo Aoi] Parlak Kırmızı

Posted: Tue Apr 14, 2026 8:10 am
by Yureikumo Aoi
Herkesin aynı fikirde anlaşması üzerine doğruca Hokage Binası'nın yolunu tuttular. İçeri girmeden hemen önce Toshifumi bir yere gitmesini söyleyerek yanlarından ayrıldı. Takeshi, Bokukichi, Kaizen ve Aoi dörtlü olarak Hokage'nin yanına çıktılar. Aoi zihninde tasarladığı konuşmayı bir çırpıda söyledi Shigure'ye. Onun lafı daha bitmeden kapı açılmış, Toshifumi de gelmiş ve hiçbir şey söylemeden yanlarında durmuştu. Aoi konuşmayı kesince bir cevap bekledi ancak Hokage yalnızca Toshifumi'ye bakıyordu. Uzun uzun ona bakmaya devam etti. Bakışları sanki bir şeyi tartıyor gibiydi. Sessizlik uzadıkça nefesler tutulmuş, herkes fazlasıyla gerilmişti. Ancak bir an sonra Hokage ağzını açtı ve yalnızca olur dedi. Aoi bir an için duyduklarına inanamayarak bakışlarını odadaki diğerlerine çevirdi. Onlar da en az kendisi kadar şaşkın görünüyordu. Shigure onlara güvendiğini söylemiş, planlarını yapabileceklerini söylemişti. Bir şartı vardı ki eğer Sennashi eline düşerlerse ve mühürlerle köy sırları onlardan alınmaya çalışılırsa kendilerini infaz edeceklerdi. Aoi başını salladı. Bunun alınması gereken bir risk olduğunu biliyordu.

Diğerleri bu haberi Aoi kadar metanetle karşılamamışlardı. Yüzlerindeki bıçak gibi keskin gerginlikten anlayabiliyordu bunu. Köyleri için canlarını feda etmek ninjalığın kanunuydu. Kabullenmeleri gereken bir gerçeklikti. Aoi'nin dini inancı ona bu konuda yardımcı oluyordu. Shigure onlara dönüp buna gerek olmayacağını çünkü Anbu Kök biriminin kaptanının oğlunun yanlarında olduğunu söyleyince şaşkınlıktan küçük dilini yuttuğunu söylemek abartı kaçmazdı. İkinci defa kulaklarının iyi işitip işitmediğinden tereddüt duyuyordu. Babası onları denetliyordu, bu yüzden de emin ellerdeydiler. Aoi kocaman büyük gözlerini Toshifumi'ye çevirdi. İkinci şok ise onun Jounin olduğunu öğrenmesi oldu. Daha onlarla yaşıttı, belki 1-2 yaş ya vardı ya yoktu. Bu kadar hızlı Jounin olabildiğine göre ve babasının da konumu hesaba katılınca Toshifumi inanılmaz yetenekli ve üstün bir shinobi olmalıydı. Aoi şaşkınlıktan kocaman açılmış ağzını elleriyle kapattı. Hokage o esnada onların sorumluluğunu artık üstleniyor olduğundan bahsediyor, dikkatli olmasını tembihliyordu ancak Toshifumi oldukça kendinden emin bir şekilde Shimura'ların hata yapmayacağını söyleyince yüzünde muzip bir gülümseme belirmişti. Sanki hata yapabildiklerinden emindi ancak çocuğun hevesini kırmak ya da onunla laf dalaşına girmek istememişti.

Dağılabilecekleri emrini duyunca bile Aoi yerinden kıpırdayamadı bir süre. "Anbu Kök biriminin kaptanının oğlu mu?" diye haykırdı şaşkınlık içinde. "Bu çok gizli olması gereken bir bilgi değil mi? Neden bizimle paylaştınız?" Şaşkın bakışlarını Hokage ve Toshifumi arasında dolaştırdı. Hayranlık ve saygı dolu bakışları en son Toshifumi'de sabit kaldı. "Ç-Çok havalı! Onunla tanışabilir miyiz? Olmaz sanırım, değil mi? B-Ben heyecanlanırım zaten." Takeshi'nin kolunu çekiştirdi. "Duydun mu babası Anbu Kök birimi kaptanıymış?! Çok büyük sorumluluk!" Bir an için o kadar havalı bir babaya sahip olmanın nasıl bir şey olduğunu hayal etti. Üzerinde çok fazla baskı ve beklenti olmalıydı. Bunların altında nasıl ezilmediğine şaşırıp kaldı. Yüksek rütbe yüksek sorumluluk da demekti. Aoi kesinlikle böyle bir baskı altında ezilirdi. Hiç ona göre şeyler değildi. O kadar başarılı shinobilerle dolu bir ailede kendisini hayal kırıklığı gibi hissederdi. Hokage'nin yanından çıktıktan sonra diğerlerine dönerek "Peki o halde, planımız nedir? Yaya gideceksek en az bir haftalık yolumuz var. Hazırlık yapıp köy girişinde mi buluşalım?" diye soracaktı.

Re: [Yureikumo Aoi] Parlak Kırmızı

Posted: Tue Apr 14, 2026 5:56 pm
by GM - Shinsei
Kapıdan çıkar çıkmaz odadaki ağır hava biraz dağılıyor ama bu sefer de herkesin üstüne başka türden bir sersemlik çöküyor. Toshifumi, senin o şaşkın çıkışını hiç büyütmeden omzunu hafifçe silkerek cevap veriyor. "Ben istedim de ondan." Sanki Hokage’nin ağzından biraz önce dökülen şey, köyün en ağır sırlarından biri değilmiş de yalnızca toplantının yerini değiştirmişler gibi konuşuyor. Takeshi, yaşadığı ikinci üçüncü şoku hangi sıraya koyacağını bilemez halde, senin coşkulu tepkinin üzerine düz bir sesle "Çok iyi valla aynen." diyor. Sonra da Toshifumi’ye dönüp kaşlarını kaldırıyor. "Oğlum benim bile bilmemem peki bugüne kadar?" Toshifumi bunun üzerine ilk kez biraz daha insani bir sabırla bakıyor ona. "İlk öğrenenler siz oldunuz. Kimse bilmiyor zaten normalde." Bu cümle bir süre havada asılı kalıyor.

Bokukichi, elini çenesine koyup çok ciddi düşünüyor numarası yapıyor, sonra bombayı patlatıyor. "Çok güzel, Aoi’nin hareminin yeni üyesi. Bu kız kesin bir hormon jutsusu falan icat etti, pasif olarak kullanıyor bize karşı." Kaizen anında irkilip iki elini kaldırıyor. "Lan ben parçası değilim değil mi bu haremin?!" Bokukichi hiç düşünmeden ona dönüp "Sen yan karaktersin aşkım, rahat ol." diyor. Bu saçma sapan muhabbet bile az önceki tuhaflığı biraz olsun çözüyor, ama Toshifumi’nin yüzü yine de tamamen yumuşamıyor, belli ki kafasında çoktan bir sonraki aşamaya geçmiş durumda.

Plan konusu yeniden açıldığında bu kez sözü hiç dolandırmadan Toshifumi alıyor. "Masato’yu ve Kaede’yi de alıyoruz yanımıza." Bunu öyle kesin bir tonla söylüyor ki, sanki karar çoktan verilmiş ve siz yalnızca sonradan duymuşsunuz gibi. Ardından bakışlarını sana çeviriyor. "Aoi, sen hazırlığını yapacağın esnada istersen Masato’nun evine git ve durumu kendisine anlat. Zaten katılır diye düşünüyorum, şu anda aktif bir görevi yok ve seni seviyor." Sonra çok kısa bir duraklama oluyor. "Yamanaka Kaede’yi ise bir süre gözlemek istiyorum. Takeshi, ona haber verme işini sana bırakıyorum. Malum, geçmişiniz varmış biraz." Bokukichi burada kendini tutamayıp kıkırdıyor, Takeshi de ona ters ters bakıyor ama meseleyi uzatmıyor. Toshifumi konuşmaya devam ediyor. "Ekipmanlarınızı yenileyin, konuşmanız gereken herhangi biri varsa konuşun, dinlenmeniz gerekiyorsa dinlenin ve gece 12 olduğunda köy kapısına gelin. Belli bir noktaya kadar yayan gideceğiz." Sonra yeniden sana dönüyor. Bu kez sesi önceki kadar sert değil, ama çok daha odaklı. "Var mıdır yok mudur bilmiyorum ama her ihtimale karşı sorayım. Yureikumo Akane’nin köyde kaldığı zamanlarda kullandığı herhangi bir eşyası, kıyafeti vesaire var mı? Varsa gelirken getirebilir misin?" Bu sorunun ağırlığı, diğer bütün hazırlık meselelerinden daha farklı bir yere oturuyor. Akane’nin geride bıraktığı bir şey. Kalandan iz sürmek. Belki de onu gerçekten bulmaya yarayacak ilk somut köprü.

Bunları söyledikten sonra Toshifumi etrafa bakıp çoktan işi bölüştürmüş biri rahatlığıyla son noktayı koyuyor. "Dağılın o zaman." Kaizen, harem meselesine içerlemiş gibi kendi kendine söylenerek başka bir yöne kayıyor. Takeshi bir iki şey söyleyecek gibi sana bakıyor ama önce Kaede meselesini zihninde tartması gerekiyor sanki, sonunda yalnızca kısa bir baş hareketiyle ayrılıyor. Bokukichi ise hiç düşünmeden senin yanına sokuluyor. "Benim gidecek yerim yok kanki, seninleyim." Bu kadar doğal söylüyor ki sanki başka türlüsü hiç düşünülemezmiş gibi. Böylece kalabalık yavaş yavaş dağılıyor ve elinde birkaç net ağırlık kalıyor: Masato’ya gerçeği anlatmak, gece yarısına kadar hazırlık yapmak ve eğer gerçekten varsa Akane’den geriye kalmış bir şey bulmak. Şimdi nereye döneceğin sana kalıyor, önce Masato’ya mı gideceksin, yoksa Yureikumo bölgesine dönüp Akane’ye dair bir iz mi arayacaksın?

Re: [Yureikumo Aoi] Parlak Kırmızı

Posted: Tue Apr 14, 2026 7:00 pm
by Yureikumo Aoi
Aoi'nin şaşkınlığı, bu bilgiyi ilk öğrenen insanlar olduklarının açıklanması ile birlikte daha da artmıştı. Ağzı heyecandan kapanmıyordu neredeyse, yüzü bile pespembe olmuştu. Takeshi'nin ve diğerlerinin nasıl bu kadar sakin kalabildiklerine şaşırmıştı. "Bu bilgiyi ilk öğrenen insanlardan biri olma şerefine nail olmayı hak edecek ne yaptım ki?" diye mırıldandı kendi kendine titrek bir sesle. Takeshi ile ne zamandır arkadaştılar bilmiyordu ancak Takeshi duruma biraz içerlemiş gibiydi. Toshifumi'nin onu Sennashi bağlantısı sebebiyle gözleme almış ve bu yüzden yakınında tutmuş olma ihtimali vardı. İlişkilere duygusaldan ziyade pragmatik yaklaşan bir insana benziyordu. Zira Toshifumi ve Takeshi yakın arkadaş olamayacak kadar birbirine zıt kişiliklere sahiptiler. Aoi bunu gözlemlerken Bokukichi tutup onun Aoi'nin hareminin yeni üyesi olduğunu söylemişti. Aoi kıpkırmızı kesildi. "N-Ne?!" Duyguları o kadar birbirine girmişti ki bu nahoş şakaya kızsa mı şaşırsa mı karar veremedi. Kaizen'in bir parçası olmak istememesine bir gram alınmıştı ama.

Toshifumi ile ilgili en güzel şey, ne yaptığını bilen birisine benziyordu. Herkesi çok net, hatta biraz fazla iyi tanıyordu. Zihninde her şeyin, muhtemelen görevin sonunun bile planını yapmıştı ve kendisine olan güveninin bu kadar yüksek olması etrafındaki insanlara da bulaşıyordu. Aoi onun planını dinlerken gözlerinde hayranlık dolu bir ışıkla memnun memnun gülümsemekten kendisini alamadı. Uzun zaman sonra ilk kez bir şeyler netleşmiş, tünelin sonunda ışık görünmüş ve arkalarında onları destekleyen büyük bir güç varmış gibi hissetmişti. Falları bir kez daha ona doğruyu fısıldamıştı! Öncelikle Masato ve Kaede de plana dahil edilecekti. Aoi buna sevindi. Öncesinde onları istememişti çünkü başlarına bir şey gelmesinden korkuyordu ancak artık başlarında iyi bir lider vardı ve kendine güveni yükselmişti. İkisini de fazlasıyla özlediği için onlarla vakit geçirmek güzel olacaktı. Aoi'ye Masato'ya haber verme görevi verilmişti. Kaede'ye ise Takeshi haber verecekti çünkü geçmişleri vardı. Bunu duyunca Bokukichi kıs kıs gülmüş ve Takeshi de ters ters bakmıştı. Aoi'nin gözleri ise şaşkınlıkla büyüdü. İkisinin geçmişi mi? Bunu ilk kez duyuyordu. Onca zaman birlikte göreve de çıkmışlardı ancak ikisinin etkileşim kurduklarına şahit olmamıştı. Kaede hiç de Takeshi'nin tipi olacak bir kıza da benzemiyordu. Sonra düşündü... Saya... Kaede... Takeshi'nin beyaz saçlı fetişi filan mı vardı yoksa? Kızlarla gönül eğlendirip sonra da terk mi ediyordu? Böyle bir durum varsa ona bunun ne kadar yanlış olduğunu sıkı sıkı tembihlemeliydi.

Gece 12'de köy girişinde buluşacaklardı. O saate kadar da hazırlık yapacaklardı. Belli bir noktaya kadar yayan gideceklerini söylediğine göre yollarını kısaltacak bir planı olmalıydı. Aoi söylenen her emre başını sallayarak hiç itiraz etmedi. Kendini tamamen onun emirlerine teslim edecekti. Toshifumi ondan varsa Akane'ye dair bir eşya getirmesini istemişti. Kurohime hayatta olsaydı ona sorabilirdi... Belki ölüler diyarında onun ruhuyla konuşabilecek birisinden öğrenebilirdi gerçi. "Araştırırım." dedi net bir sesle. Her şey sona erdiğinde kocaman gülümsedi. "Ne yaptığını bilen birinin komutasında olmak ne kadar da güven verici bir hismiş!" Kaizen bir yöne gitmişti. Takeshi de bir şey söyleyecek gibi ona bakmıştı ancak vazgeçerek bir başka yöne gitmişti. Ona Kaede meselesini sormayı düşünmüyordu, isterse konusunu kendisi açmalıydı. Zaten onun kişisel hayatı Aoi'yi ilgilendirmezdi. Takeshi'yi ne olursa olsun fazlasıyla, büyük bir fedakarlıkla seviyordu. Her insanın kusurları olurdu. Takeshi'de bunları görüp telafi edebilecek olgunluk vardı. Hayatın önüne çıkardığı bütün o iğrenç sınavlara göğüs germiş ve bir rehberi olmadan bunlardan alnının akıyla çıkmış birisiydi o. Hala daha sınav oluyordu ve metanetle karşılıyordu her şeyi. Aoi ve Masato gibilerinin onlara yol yordam öğreten klanları vardı. Takeshi böyle bir nimete erişememişti ancak buna rağmen temiz kalbiyle doğru yönü bulmuştu. Ve buna o kadar emeklerle ulaştığı için asla tereddüte düşmüyor, duraksamıyordu. Çok net çizgileri vardı ve Aoi onun bu duruşunu fazlasıyla hayranlık uyandırıcı buluyordu. Ne zaman değerleriyle sınansa ve tereddütte kalsa onun yüzü aklına geliyordu.

Bokukichi'nin ona yanaşıp gidecek bir yeri olmadığını söylemesi üzerine hemen onun koluna girdi ve başını bir anlığına omzuna yasladı. "O nasıl laf? Senin gidecek yerin benim yanım." diye yanıtladı sıcak bir gülümsemeyle. "Önce Masato'ya gidelim, hemen haber verelim de geceye kadar hazırlansın. Ona kurbağamı da göstermeliyim. Bir de onu çok özledim. Bunu da söylemeliyim. Her an ölebiliriz sonuçta, artık daha direkt olmak istiyorum. Bu aralar bunu fark ettim." Kendi kendine sesli düşündü. "Sonra da klana döneriz. Akane'nin eşyası var mı araştırırız. Eşyalarımızı toplar kıyafetlerimizi değiştiririz. Bir de duş alalım, duş önemli. Saçlarımızı da yapalım. Geçen Takeshi'ninkini yapmıştım güzel olmuştu, seninkini de yapayım mı? Bir de yemek yeriz son bir kez. Evet evet. Her şeye vakit kalması için hızlı olalım."

Re: [Yureikumo Aoi] Parlak Kırmızı

Posted: Wed Apr 15, 2026 6:27 pm
by GM - Shinsei
Bokukichi’nin koluna girip Hyuuga mahallesine doğru yürümeye başladığında Konoha’nın gündüz kalabalığı yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor. Sabahın o hafif serinliği çekilmiş, sokaklar daha sıcak, daha gürültülü, daha canlı bir hal almış oluyor. Esnaf dükkanları açılmış, çocuklar bir yerlerden bir yerlere koşturuyor, görevden dönen ya da göreve yetişen shinobiler birbirlerini omuz ucuyla selamlayıp geçiyorlar. Sen bütün bu kalabalığın içinde, zihninde aynı anda birkaç ayrı şeyi taşımaya devam ediyorsun, Tenchi Köprüsü, Akane’nin geride bıraktığı bir eşya ihtimali, Toshifumi’nin soğuk sakinliği, Takeshi’nin bakışı, gece yarısı köy kapısı... Bokukichi ise senin aksine bu gerilimi omzundan atar gibi konuşup duruyor. Bir ara gerçekten saçına el atıp "Yapar mısın? Benimkine de o şıkır şıkır şeylerden yap. Köprüye gidip öleceksek bari güzel ölelim." diyor, ardından kurbağaya dönüp "Sen de tanık ol kurbağa kardeş, bugün çok önemli şeyler oluyor." diye mırıldanıyor.

Hyuuga bölgesine yaklaştıkça mahallenin havası değişiyor. Daha düzenli, daha temiz, daha kontrollü bir bölge burası. Evler birbirine benziyor, taş yollar daha sessiz, bahçeler daha tertipli. Sanki her şeyin bir çizgisi, her çizginin de görünmeyen bir sahibi var. Masato’nun evine ya da en azından ailesinin yaşadığı ana konut hattına ulaştığınızda kapıda doğrudan onunla karşılaşmıyorsun. Önce sizi gören genç bir Hyuuga hizmetlisi, senin alnındaki bandı, Bokukichi’nin rahat tavrını ve kucağındaki kurbağayı aynı anda anlamlandırmaya çalışarak hafifçe afallıyor. Sen Masato’yla görüşmek istediğini söyleyince, çocuk kısa bir tereddütten sonra içeri kayıyor. Beklerken içeriden çok hafif ama gergin sesler duyuluyor, normal bir ev uğultusundan daha sert, daha kısa, daha bastırılmış konuşmalar bunlar.

Çok geçmeden Masato görünüyor. Üzerinde gündelik ama aceleyle giyilmiş gibi duran kıyafetleri var, belli ki sizi beklemiyormuş. Sizi kapıda görünce önce rahatlıyor, sonra bakışları kurbağaya, Bokukichi’ye, senin yüzüne kaydıkça bu rahatlık yerini ihtiyatlı bir şaşkınlığa bırakıyor. Bokukichi hiç zaman kaybetmeden lafa atılıyor. "Masatooo, müthiş gelişmeler var. Bak şimdi biz Hokage’ye çıktık, sonra Toshi geldi, sonra var ya..." Bir anda bütün hikayeyi kendi cümleleriyle, kendi yerlerinde kendi vurgularıyla anlatmaya başlıyor. Bazı yerleri dramatikleştiriyor, bazı yerleri absürt hale getiriyor, bazı yerlerde ise cidden önemli detayları tek nefeste geçiyor. Masato önce yalnızca dinliyor, sonra kaşları gitgide daha çok çatılıyor. En sonunda elini kaldırıp Bokukichi’yi durduruyor. "Bir dakika." Gözlerini doğrudan sana çeviriyor. "Bokukichi bunu anlatınca kulağa ya çok daha kötü ya da çok daha saçma geliyor. Senden dinlemek istiyorum. Baştan. Ne oldu?" Tam o sırada, içeriden keskin bir bağırış yükseliyor. Bu, biraz önce duyduğun bastırılmış seslerin artık bastırılamayan hali gibi. Ardından bir başkası geliyor, daha yaşlı, daha otoriter bir ses. Masato gözlerini bir anlığına kapatıp derin bir nefes alıyor. O kısacık hareketten bile ne kadar gerildiğini anlıyorsun. Sonra size dönüp dudaklarını ince bir çizgi halinde sıkıyor. "Biraz yanlış bir zamanda geldiniz..." diyor dürüstçe. Arkasına kısa bir bakış atıyor, sonra yeniden size dönüyor. "Dışarı çıkalım mı? Hem dolaşır hem konuşuruz."

Bunu söyledikten sonra sizi kapının önünde daha fazla tutmuyor. Adımlarını biraz hızlandırarak ev hattından uzaklaşmaya başlıyor, siz de yanına düşüyorsunuz. Mahallenin daha tenha, daha ağaçlıklı tarafına yöneliyor, belli ki hem duyulmak istemiyor hem de duyacak halde değil. Yürürken ilk başta hiç konuşmuyor. Yalnızca çenesini sıkıyor, sonra ellerini cebine sokuyor, sonra yine çıkarıyor. Sonunda, biraz daha boş bir sokağa, taş duvarların ve bahçelerin arasından geçen daha sakin bir yola vardığınızda hızını düşürüyor. "Şimdi." diyor, bu kez sesi daha kontrollü. "Bana sırayla anlatın. Hokage size gerçekten izin verdi mi? Toshifumi neden işin içinde? Ben neden bunu başka birinden değil de sizden, üstelik kapıda, ansızın duyuyorum? Ve..." Burada bakışlarını özellikle sana sabitliyor. "Sen iyi misin?" O soruyu sorarken gözleri istemsizce kollarına, ellerine, yüzüne kayıyor, sanki yalnızca anlattığın olayı değil, o olayın sende ne bıraktığını da okumaya çalışıyor. Bokukichi yine lafa girmeye niyetleniyor gibi oluyor ama Masato bu kez göz ucuyla bile onu susturabiliyor. Şimdi yürüyorsunuz, mahalleden biraz uzaklaşmış durumdasınız ve Masato nihayet seni gerçekten dinlemeye hazır. Buradan sonra ne kadarını, hangi sırayla ve hangi ayrıntıyla anlatacağına sen karar vereceksin.

Re: [Yureikumo Aoi] Parlak Kırmızı

Posted: Wed Apr 15, 2026 9:47 pm
by Yureikumo Aoi
Bokukichi ile sohbet ede ede Hyuuga mahallesinin yolunu tuttular. Burası ona kendi mahallesini andırıyordu ancak daha fazla tertip ve düzen var gibiydi. Ve daha az huzur. Masato'nun aile evine varıp kapıyı çaldıklarında karşılarına iyi giyimli bir hizmetli çıkmıştı. Aoi'nin asla alışamadığı olaylardan birisi de buydu, çalışan hizmetlileri olması. Yureikumo'lar kendi işlerini kendileri yaparlardı, zor bir iş ise yardımlaşırlardı. Birisi yardıma ihtiyaç duyunca herkes el birliği ile seferber olurdu. Düzeni ve tertibi sağlamak için birilerini parayla tutup çalıştırma fikrini Aoi fazlasıyla yadırgıyordu. Hizmetli gidip Masato'yu çağırdıktan kısa süre sonra kapıda görünmüştü. Üzerinde aceleyle giyildiği belli olan günlük kıyafetleri vardı. Evin içinde sert bir uğultu vardı, sanki bir tartışma ortamı gibiydi. Bokukichi onu görür görmez lafa atlamış, her şeyi ortasından ve orasından burasından çekiştirerek anlatmaya başlamıştı. Bakıldığında söylediği şeyler gerçeklerdi ancak hiç de yaşadıkları şeylermiş gibi gelmiyordu kulağa. Aoi olayları nasıl böyle algılayabildiğine hayret eden bakışlarını onun üzerinde tutarak asla durdurmadı onu. Susturmaya yeltenmedi bile. Kesin Masato'yu tilt etmek için bilerek yapıyordu, aralarında böyle bir ilişki vardı. Epey eğleniyor olmalıydı. Aoi de onun bu anları yaşamasına izin verdi.

Neyse ki onu Masato susturmuştu çünkü genel hatları ile olayı anladıysa da aklı karışmış gibi duruyordu. Aoi'ye dönerek hikayeyi ondan duymak istediğini söylemişti. Aoi tam ağzını açacaktı ki içeriden büyük bir gürültü koptu. Korkunç bir kavga yaşanıyor gibiydi. İçeriden yaşlı bir ses de geliyordu, Hiroto olabilir miydi bu sesin sahibi? Aoi çekingen bir şekilde Masato'ya baktı ancak Masato durumdan fazlasıyla rahatsız ve gergin görünüyordu. İç çekerek yanlış bir zamanda gelmiş olduklarını itiraf etmişti. Aoi bir şey söylemedi. Masato onları dışarı çıkmaya davet edince kabul ederek onunla birlikte yürümeye başladı. Mahallesinden uzağa, daha ücra bir köşeye kadar yürüdüler. Yürüdükleri süre boyunca ağzını bıçak açmamıştı. Sanki biraz önceki meseleyi değil de çok daha başka bir şeyi düşünüyor gibiydi. Biraz daha ilerleyip daha sakin bir sokağa geçtiklerinde yavaşlayıp genç kıza dönmüştü. Açıklama bekliyordu. Ses tonu gergin ve bunalmış gibiydi. Her iç sıkıcı şey üst üste gelmiş de, bir de siz mi çıktınız der gibiydi sanki. Aoi onu daha fazla öfkelendirmekten çekinerek biraz ürktü. İyi olup olmadığını sorunca ve bakışları üzerinde gezinince sargı bezi sarılı elini arkasına sakladı. Nasıl yaralandığı üzerine yalan söylemek istemiyordu. Gerçeği duyarsa Takeshi gibi o da kızardı. Onu kızdırmak da istemiyordu. Ellerini tamamen kimono kollarına ve arkasına sakladıktan sonra gergin bir gülümsemeyle yanıtladı. "B-Ben iyiyim. Sen nasılsın? Gergin bir anda geldiğimiz için affet, işlerin var sanırım. Toshifumi'ye önemli işlerin olduğunu, göreve dahil olamayacağını söyleyebilirim istersen..."

Her şeyi en baştan anlatması gerekliydi. Bir nefes alıp söze girdi. "Tamam... Başa alıyorum. Geçen gün Takeshi'yi bize davet ettim. Mührünü... çözmeye çalışıyorduk. Sonra şey... İpucu bulmak için kendi başımıza ufak bir araştırma yapmaya karar verdik. Takeshi, onu mühürleyen eleman şu Akuro ile yüzleşmek istiyordu. Ancak plan gerekliydi. Bu sabah Kaizen ve Toshifumi'yi yanımıza getirdi. Onları beklerken de oyuncak makinesinden bu kurbağayı aldı bana Bokukichi. Çok sevimli değil mi? Neyse herkes toplanınca plan yapmaya başladık. Daha öncesinde ikimiz Sennashi eğitiminde yer almıştık, biliyorsun. Oradaki isimleri konuşturmayı deneyelim dedik. Dağıldık. Ben... Hyuuga Rinji'yi seçtim." Burada duraksayıp tepkisini ölçtü. "Hyuuga olduğu için... Seni buna karıştırmak istemedim. Beni affet. Bokukichi ile birlikte sanki Sennashi sempatizanıymış gibi onunla konuştuk. Bize geçen gün hamamda bana saldıran adamın tutulduğu zindanın konumunu verdi. Oraya gittik. Diğerleri de bir şekilde oraya gelmişler. Tutuklu adamı konuşturduk. Aldığımız bilgilere göre Yureikumo Akane bir Sennashi üyesi değil ancak onlarla daha önce temasta bulunmuş. Diğer önemli şey ise Tenchi Köprüsü. Kaçırılan özel kızın oraya teslim edileceğini söyledi. Rahibin notları ve hamamda bulduğumuz notu da hesaba katarsak... Önümüzdeki rota net gibiydi." Aoi durdu. Sesi istemsizce titredi. "Hokage'den izin almak için gittik. İzin verdi. Çünkü... Toshifumi Anbu Kök birimi kaptanının oğluymuş. Bir Jounin. Seni ve Kaede'yi de görevde görmek istiyor. Ve bu tehlikeli bir görev olacak. S-Rank bile olabilir." Yutkundu. Masato'ya yaklaşıp koluna tutundu. "Masato... Biz geri dönmeyebiliriz. Bu çok yüksek bir ihtimal. Eğer göreve dahil olmak istemezsen seni zorlamaya hiç niyetim yok. Hatta daha memnun olurum. Seninle vakit geçirmeyi çok özlemiş olsam da canını böyle büyük bir riske atmanı istemiyorum. Sana zarar gelmesi ihtimali beni korkutuyor." Başını önüne eğdi bir an için. Masato'nun kolunu bıraktı ve elini kimonosunun cebine soktu. Bir muska çıkarıp Masato'ya uzattı. Bu muska Takeshi'ye verdiğine benziyordu ancak cepliğinin rengi siyah değil koyu kırmızıydı. "Takeshi bana hoşlandığın bir kız olduğunu söyledi. Sanırım açılmışsın ona ama işler pek iyi gitmemiş. Yine de pes etmene gerek yok, eminim zamanla kıymetini anlayacaktır. Bu muskayı sana şans getirsin ve seni tüm kötülüklerden korusun diye veriyorum. Benden hatıra olarak taşırsan mutlu olurum..." Sonra sesini alçaltarak lafını bitirdi. "Her şeye rağmen göreve dahil olmak istiyorsan bu gece 12'ye kadar hazırlanıp köy girişine gelmen gerekiyor. Toshifumi iyi bir lider ve her şeyi güzel yönetiyor. Babasının ve kendisinin konumundan ötürü de iyi olacağımıza emin. Yine de..." Devamını getirmedi.

Re: [Yureikumo Aoi] Parlak Kırmızı

Posted: Thu Apr 16, 2026 6:13 pm
by GM - Shinsei
Masato, anlattıklarının hiçbir yerinde sözünü kesmiyor. Başta yüzündeki gerginlik dağılmıyor, hatta sen Rinji’nin adını andığında çenesi biraz daha kasılıyor, ama seni sonuna kadar dikkatle dinliyor. Muska eline geçtiğinde ona hemen bakmıyor bile, sanki önce söylediklerinin ağırlığını sindirmesi gerekiyormuş gibi bir süre yalnızca sana bakıyor. Sonunda derin bir nefes alıyor ve yüzündeki o sıkı ifade ilk kez yumuşuyor. "Ben geliyorum." diyor hiç dolandırmadan. Sesinde tereddüt yok. "Bunu ciddi ciddi söylüyorum, Aoi. Beni korumak istemeni anlıyorum ama artık o noktayı geçtik. Birlikte bu kadar şey yaşadıktan sonra, sen böyle bir göreve giderken benim burada oturmam zaten mümkün değil." Sonra elindeki muskaya bakıyor, başparmağıyla kenarını yokluyor. Dudaklarının kenarında çok kısa, neredeyse mahcup bir tebessüm beliriyor. "Bunu da saklayacağım. Ama bana veda hediyesi gibi verme. Döndüğünde neden geri vermediğimi sorarsın, ben de... açıklayacağım." Başını hafifçe yana eğip devam ediyor. "Bir de... Rinji konusunda içime sinmeyen bir şey var. Uzun zamandır tam adını koyamıyordum ama sen söyleyince oturdu. Beni gözetlediğinden şüpheleniyorum. Direkt bana yaklaşmıyor, çok açık bir şey de yapmıyor ama bazı görev ayrıntılarını bilmemesi gerekirken biliyor gibi davranıyordu. Ben önce klan içi bir şey sanmıştım. Şimdi o kadar emin değilim." Bu cümleyi söyledikten sonra bakışları biraz sertleşiyor. "Yani ona gitmeniz boşuna olmamış. Hatta büyük ihtimalle doğru damara basmışsınız."

Yürümeye devam ederken Masato artık yalnızca tepki veren biri gibi değil, aktif olarak plan kuran biri gibi konuşuyor. "Kaede’nin bu görevde olması mantıklı olur." diyor. "Özellikle zihinsel direnç, okuma ve kriz anında soğukkanlı kalma tarafında işimize yarar. Ayrıca..." Burada bir anlığına düşünerek kelimelerini seçiyor. "İnsanları sezme konusunda iyi. Birinin bize yalan söyleyip söylemediğini, en azından dengesiz bir şeyler olup olmadığını hızlı fark ediyor." Bokukichi bu noktada kendini tutamayıp "Kaede geliyor karamel kankiato." diye araya dalıyor. Masato dönüp ona öyle bir bakıyor ki o bakışın içinde hem "bu ne demek", hem "niye bunu şimdi söylüyorsun", hem de "sana nasıl tepki vermem gerektiğini hiç bilmiyorum" var. Bokukichi ise gayet memnun bir halde omuz silkmekle yetiniyor. Masato gözlerini tekrar senden yana çevirip konuşmayı toparlıyor. "Toshifumi’ye tamamen güveniyorum diyemem. Ama ne yaptığını bildiği belli. En azından paniğe kapılıp saçma kararlar alan biri değil. Bu da şu anda işimize yarar. Kaizen zaten tek başına bile bir hat kapatır. Takeshi bu işin merkezinde, sen de..." Bir an duruyor, seni dikkatle süzüyor. "Sen de bu işin yönünü değiştiren kişisin. O yüzden ekip kötü değil. Ama dağılmamalıyız. Tenchi Köprüsü’ne giden yolda en büyük riskimiz pusu değil, bilgi kopukluğu olur. Kim ne gördü, kim ne hissetti, kim neyi sezdi, bunları sürekli paylaşmamız gerekecek." Bir süre sessiz kalıp sonra ekliyor. "Bir de şu Akane meselesi... Eğer doğrudan üye değilse ama yardım ettiyse, bu bize iki şey söyler. Ya bir borç ödedi, ya da kendi amacı onların amacıyla bir noktada kesişti. İkisi de kötü."

Mahallenin daha tenha tarafına vardığınızda, yaşlı bir ağacın gölgesi taş yola eğri biçimde düşüyor. Masato sonunda orada durup ağacın dibine oturuyor, belli ki içerideki gerginliği de, şimdi üstüne yığılan bu yeni görevi de ayakta sindiremiyor. Ellerini dizlerinin üstünde birleştirip bir süre yere bakıyor, sonra başını kaldırmadan konuşmaya başlıyor. "İçeride dönen şey biraz karışık." Sesi daha alçak şimdi. "Hiroto amca birkaç gündür çok gergin. Klan içinde bir şeylerin sızdığını düşünüyorlar. Ama doğrudan Sennashi demiyor kimse. Hyuuga büyükleri bu tür şeyleri önce kendi içlerinde bastırmayı sever." Bir an duruyor, sonra devam ediyor. "Rinji’nin tavırları da o yüzden gözden kaçıyor olabilir. Çünkü herkes önce kendi evinin içindeki çatlağı aile meselesi sanıyor. Benim şu an içeride duyduğum bağırışmalar da tam bununla ilgiliydi. Ana kol ile yan kollar arasında, görev paylaşımı ve bilgi saklama yüzünden bir sürtüşme var. Biri birini yeterince sadık bulmuyor, öteki de kendini aşağılanmış hissediyor. Yani..." Başını kaldırıp sana bakıyor. "Sennashi gerçekten klanların içine girmeye çalışıyorsa, bu en kolay böyle olur zaten. İnsanların zaten var olan kırgınlıklarını dürtüp büyüterek. Hyuuga için bu hiyerarşi. Yureikumo için ritüeller ve inanç. Shindou için geçmişin yükü. Herkesin bir kapısı var." Sonra, ilk kez biraz daha açık bir sıcaklıkla sana bakıyor. "Ben geleceğim. Kaede de büyük ihtimalle gelir. Sen de artık benden bir şeyler saklamayı bırak. Yanlış zamanda gelmedin. Belki de tam zamanında geldin." Bokukichi bir koluyla diğerini destekliyor, bir elini de ağzına tutmuş, size coşkulu bir yüz ifadesiyle bakıyor ve "Oh my god, shiplemeye başladım galiba." diyor. Ne dediğini anlamıyorsunuz.

Re: [Yureikumo Aoi] Parlak Kırmızı

Posted: Fri Apr 17, 2026 7:18 am
by Yureikumo Aoi
Masato onu büyük bir dikkatle dinlemişti. Gerginliği hala üzerinde görünüyordu. Muskaya tam olarak bakmamıştı bile, işittiklerini düşünüyor gibiydi. Sonra da gram tereddüt etmeden geleceğini söylemişti. Aoi zaten onun bunu söyleyeceğini tahmin ettiği için pek de şaşırmamıştı. İç çekmekle yetindi. Ona sevdiği kızı hatırlatırsa onunla kurabileceği geleceği düşünerek vazgeçer diye ummuştu ancak bir yandan da kendileriyle gelecek olmasına seviniyordu. Masato'nun varlığı onun için bir güven kaynağıydı. Onunla sırt sırta çarpıştığı süreçte hiç bir an olsun kuşkuya düştüğünü, dikkatinin dağıldığını hatırlamıyordu. Byakugan da bu görevde işlerine yarayacaktı. Masato muskayı alarak bunu bir veda hediyesi gibi kabul etmeyeceğini söylemişti. Tam olarak öyle sayılmazdı aslında, onu geri isteyecek de değildi o yüzden Masato'nun ne demeye çalıştığını anlamamıştı.

Masato, Rinji konusunda da uzun zamandır şüphelendiğini ancak tam olarak adını koyamadığı bir gariplik sezdiğini itiraf etmişti. Artık Sennashi bağlantısını biliyordu, dikkat etmeliydi. Yürümeye devam ettikleri süreçte Masato sesli düşünerek görevin ağırlığını tartmış, görevde yer alanların göreve kattıkları değeri düşünmüştü. Ona göre ekip iyiydi. Kaede'nin de görevde yer almasının iyi olacağına inanıyordu. Toshifumi’ye neden tamamen güvenmediğini bilmiyordu ancak aynen söylediği gibi panikleyip yanlış kararlar verecek birisi değildi. Masato biraz daha ilerleyip yaşlı bir ağacın kenarına çökmüştü. Klandaki dertleri dökmeye başladı sanki bunun ağırlığını atmak ister gibi. Ana aile ve dal arasında gerginlik vardı. Bilgi sızdırılması yaşanıyordu ve birbirlerini suçluyorlardı. Aynı aileden olmalarına rağmen birbirlerine bu kadar az güvenip hiyerarşiyi bu kadar üstte tutmaları ne kadar acıydı. Ancak Masato çok iyi bir noktaya parmak basmıştı. Sennashi'nin klanlara sızmak ve onları içten dağıtmak için yapması gereken buydu. Onlar için değerli olan noktaları alaşağı etmek...

Masato son bir kez, bu kez sıcak bir sesle ona dönerek geleceğini yinelemiş ve ondan bir şeyler saklamayı bırakmasını istemişti. Aoi mahcup bir ifadeyle başını öte yana çevirdi ellerini hala arkasında tutarken. Sakladığından değil ancak sormadığı müddetçe daha fazla bilgi vermeyi düşünmüyordu. Zaten Takeshi'den yeterince tepki görmüştü. Daha fazlasına katlanamazdı. Bokukichi o esnada oldukça dramatik bir ifadeyle coşkun bir tepki vermişti ancak Aoi ne dediğini anlamamıştı. "O ne demek?" Bokukichi hep böyle bilmeceli bir dil konuşuyordu. Yılan dili filan mıydı acaba bu? Aoi omuzlarını silkerek Masato'ya döndü. "Pekala. Gece 12'de köy girişinde görüşürüz o zaman. Bizim de gidip hazırlanmamız lazım. Akane'den kalan bir eşya var mı diye bakmamı istedi Toshifumi." Bir an sessiz kaldıktan sonra devam etti. "Muska sende kalabilir bu arada. Geri vermene gerek yok. Senin o. İçindeki duaları yazarken sana niyetlenerek yazdım sonuçta." Bir kez daha duraksadı. Sonra yeniden iç çekti. "Dağılalım o zaman. Sen de biraz dinlen. Gece görüşürüz." Masato'ya gülümsedi ve başıyla bir selam vererek arkasını döndü. Geriye doğru yürümeye başladı. Birkaç adım attıktan sonra durdu. Dönüp Masato'ya baktı. Sonra hızlıca koşarak kendini bir anda onun kollarına attı ve sıkıca sarıldı. Bu yabancı hissi ilk kez yaşadığını idrak etti. Takeshi, Bokukichi, Kaede hatta Yoshi ile bile çok daha rahat şekilde sarılarak vedalaşıyor olmasına rağmen Masato ile aralarında böyle bir dinamik hiç olmamıştı. Ona ilk kez sarılıyor olmak garipti. Uzun sayılabilecek bir kucaklaşmanın ardından başını kaldırdı ve Aoi'nin ani hareketiyle dağılmış bir tutam saçını uzanıp düzeltti ve kulağının arkasına attı. Ardından gülümsedi ve başka bir şey söylemeden dönüp Bokukichi'nin koluna girdi ve klana doğru yol almaya başladı.

Döndüğünde yapması gereken işler vardı. Öncelikle Akane'den kalan bir eşya olup olmadığını araştırmalıydı. Bunu kime sorsa bilmiyordu. Babası ya da abileri bilir miydi ki? Han abisine sorabilir miydi? Ondan biraz çekiniyordu. Göreve dair bilgi vermesi de doğru olmazdı zira kendi klanında Sennashi sempatizanı var mı bilmiyordu. Dışarı bilgi sızması çok riskli olurdu. Belki Kurohime'nin ruhuyla bağlantıya geçebilecek bir ruhbanla konuşurdu. Babası bunu yapabiliyor olsa gerekti. Veya annesi. Öncelikle o ikisine sormalıydı, onlara daha fazla güveniyordu. Bir şeyler bulabilirse çantasına koyardı ve diğer hazırlıklarını yapardı.