Re: [Kurooni Jin] Kızıl Miras
Posted: Sun Mar 01, 2026 11:40 am
Ōotoko-Jin senin emrini duyduğu anda hareket ediyor. Dev eli yavaşça sana uzanıyor, parmakları senin etrafında kapanıyor ama sıkmıyor. Yumuşak, koruyucu bir tutuş. Seni avucunun içine alıyor ve dengeni buluyorsun. Toprak hala sallanıyor, yer hala çatlamalarla dolu ama artık güvendesin. Ōotoko-Jin'in içindeki o garip sıcaklık hissediliyor. Kan bağı. Güven. Sadakat. Ōotoko-Jin'in gözlerindeki damarlar bir an için parıldıyor. Anlıyor. Kolu geriye gidiyor, bedeninin her bir parçası geriliyor. Sonra... fırlatıyor.
Sen havada süzülüyorsun. Hız inanılmaz. Rüzgar yüzünü yalıyor, tantoyu sıkıca kavrıyorsun. Akiyama'nın gözleri büyüyor, seni fark ediyor ama çok geç. Zanei Shunjin'i devreye sokuyorsun. Nefes yarım kalıyor. Zaman yavaşlıyor. Çakran serbest, tanto uzantın, zihnin temiz. Kesmeye izin ver. Bir an. Sadece bir an. Tanto, Akiyama'nın omzunu yarıyor. Derin değil ama yeterli. Kan sıçrıyor. Akiyama'nın dengesini bozuyor. Ve tam o anda Ōotoko-Jin, Akiyama'nın tepesinde beliriyor. Nasıl yaptığını bilmiyorsun ama bir şekilde yapıyor. Dev yumruğunu yukarı kaldırıyor ve bütün gücüyle, bir çivi çakarcasına aşağı indiriyor. Akiyama refleksle kollarını çapraz yapıyor, savunma pozisyonu alıyor ama bu gücü durdurmak için yeterli değil.
Yumruk iniyor ve Akiyama yere çakılıyor. Toprak patlıyor, toz bulutu yükseliyor. Çatlaklar daha da genişliyor. Doton jutsusunun etkisi kesiliyor. Yer sallanmayı bırakıyor. Toprak parçaları sabitleniyor. Her şey duruyor. Toz dağıldığında Akiyama'yı görüyorsun. Dizlerinin üzerinde, başı eğik, nefes nefese. Kollarında çatlaklar var, kanıyor. Yavaşça başını kaldırıyor. Sana bakıyor. Gözlerinde ne öfke var ne hayal kırıklığı. Yaşananları kabullenmiş bir şekilde ayağa kalkıyor. Yavaş ama kararlı. Dikiliyor. Gözleri hala sende. Bir an susuyor. Sonra konuşuyor.
"İzin veriyorum."
Kelimelerin ağırlığı hissediliyor. Sadece iki kelime ama her şeyi değiştiriyor. "Ama şartlarım var. Bu ajanlık görevi şimdilik sadece ikimizin arasında kalacak. Konoha'ya bildirmeyeceğim. Henüz değil. Çünkü eğer başarısız olursan, seni kaybettiğimizi kabul etmek istemiyorum." Cebinden ikinci bir kunai çıkarıyor, sana fırlatıyor. Havada dönüyor, önüne düşüyor. "Zor durumda kalırsan bunu kullanarak beni çağır. Ama dikkatli ol. Bir kez kullanırsan, görevi bitirmiş sayılırsın. Geri döneceksin." Bir adım atıyor, gözleri daha da keskinleşiyor. "İkincisi. Sennashi'nin bu biriminde bulunan herkesin adını ve soyadını öğreneceksin. Kim kimdir, hangi pozisyonda, kime bağlı, ne yapıyor. Hepsini. Üçüncüsü. Her beş gecede bir buluşacağız. Rapor sunacaksın. Eğer bir buluşmayı kaçırırsan, seni almaya gelirim ve bu sefer tartışma olmaz."
Duraksıyor. "Dördüncüsü. Hame ve Shiho'ya bu görevden bahsetmeyeceksin. Onlar seni maskeli grupla karşılaşmadan önce kaybettiklerini düşünecekler. Ayrıldınız, sen kaybolup bulunmadın. Anlaşıldı mı?" Cevap verirken devam ediyor. "Beşincisi. Eğer kimliğin açığa çıkarsa, Kurooni ailesiyle bağını reddet. Beni tanımadığını söyle. Konoha'yı tanımadığını söyle. Hayatta kal. Anlıyor musun?" Başını sallıyorsun. Akiyama geri çekiliyor, elini kaldırıyor. Shunshin no Jutsu. Bir anda seni kavrıyor ve dünya bulanıklaşıyor. Bir sonraki anda yol ayrımının önündesin. Hame ve Shiho hemen fark ediyor seni. Ōotoko-Jin de yanında beliriyor aynı anda.
"Jin!" Shiho koşarak geliyor. "Ne oldu?! Neredeydin?!" Hame kılıcını indirip sana yaklaşıyor, sonra Ōotoko-Jin'e bakıyor. Gözleri büyüyor. "Lan bu dev şey az önce bildiğin bir insan gibi jutsu kullandı." Parmağıyla işaret ediyor. "Shunshin no Jutsu yaptığını tahmin ediyorum. Nasıl yaptı bunu?" Shiho da Ōotoko-Jin'e bakıyor, sonra sana dönüyor. Gözlerinde endişe ve merak var. "Jin... her şey yolunda mı?" Arkana baktığında Akiyama orada yok. Sadece sen, Ōotoko-Jin, Hame ve Shiho varsınız. Ve şimdi... yalan söylemen gerekiyor.
O Sırada
Akiyama üstünü temizlerken arkasında bir silüet beliriyor. Bembeyaz saçları olan yaşlı adam Akiyama'ya doğru yürüyor ve yürürken "Koskoca Kurooni Akiyama bir velede yenildi yani, öyle mi?" diye soruyor. Akiyama ise "Şaka yapmayı kes. Sen olmasaydın böyle bir plana asla onay vermezdim, Jizou." diyor. Jizou ise "O şey her neyse onun varlığı sayesinde bana da çok ihtiyaç olmayacak gibi görünüyor." diye cevap veriyor. Akiyama kısa süreliğine yere bakıyor ve "Onu nasıl buldu, nasıl karşılaştılar bilmiyorum ama... o şey olduğu sürece başına bir şey gelmesine imkan yok. Sen de onun ustası olacaksın ve onu çok daha iyi bir noktaya getireceksin. Sürekli Kurooni klanının prensiplerine dayalı bir eğitim alırsa çok yönlü bir shinobi olamaz. Sana güveniyorum, Jizou." diyor. Jizou ise kahkaha atıyor ve "Oğlun sonra senden çok alakasız bir adama dönüşürse bana kızmak yok ama ha!" diye cevap veriyor. Akiyama ağzının kenarıyla sırıtıyor ve Jizou'ya doğru yürüyüp omzuna dokunuyor.
"Oğlum senin gibi bir adam olursa onunla gurur duyarım."
Sen havada süzülüyorsun. Hız inanılmaz. Rüzgar yüzünü yalıyor, tantoyu sıkıca kavrıyorsun. Akiyama'nın gözleri büyüyor, seni fark ediyor ama çok geç. Zanei Shunjin'i devreye sokuyorsun. Nefes yarım kalıyor. Zaman yavaşlıyor. Çakran serbest, tanto uzantın, zihnin temiz. Kesmeye izin ver. Bir an. Sadece bir an. Tanto, Akiyama'nın omzunu yarıyor. Derin değil ama yeterli. Kan sıçrıyor. Akiyama'nın dengesini bozuyor. Ve tam o anda Ōotoko-Jin, Akiyama'nın tepesinde beliriyor. Nasıl yaptığını bilmiyorsun ama bir şekilde yapıyor. Dev yumruğunu yukarı kaldırıyor ve bütün gücüyle, bir çivi çakarcasına aşağı indiriyor. Akiyama refleksle kollarını çapraz yapıyor, savunma pozisyonu alıyor ama bu gücü durdurmak için yeterli değil.
Yumruk iniyor ve Akiyama yere çakılıyor. Toprak patlıyor, toz bulutu yükseliyor. Çatlaklar daha da genişliyor. Doton jutsusunun etkisi kesiliyor. Yer sallanmayı bırakıyor. Toprak parçaları sabitleniyor. Her şey duruyor. Toz dağıldığında Akiyama'yı görüyorsun. Dizlerinin üzerinde, başı eğik, nefes nefese. Kollarında çatlaklar var, kanıyor. Yavaşça başını kaldırıyor. Sana bakıyor. Gözlerinde ne öfke var ne hayal kırıklığı. Yaşananları kabullenmiş bir şekilde ayağa kalkıyor. Yavaş ama kararlı. Dikiliyor. Gözleri hala sende. Bir an susuyor. Sonra konuşuyor.
"İzin veriyorum."
Kelimelerin ağırlığı hissediliyor. Sadece iki kelime ama her şeyi değiştiriyor. "Ama şartlarım var. Bu ajanlık görevi şimdilik sadece ikimizin arasında kalacak. Konoha'ya bildirmeyeceğim. Henüz değil. Çünkü eğer başarısız olursan, seni kaybettiğimizi kabul etmek istemiyorum." Cebinden ikinci bir kunai çıkarıyor, sana fırlatıyor. Havada dönüyor, önüne düşüyor. "Zor durumda kalırsan bunu kullanarak beni çağır. Ama dikkatli ol. Bir kez kullanırsan, görevi bitirmiş sayılırsın. Geri döneceksin." Bir adım atıyor, gözleri daha da keskinleşiyor. "İkincisi. Sennashi'nin bu biriminde bulunan herkesin adını ve soyadını öğreneceksin. Kim kimdir, hangi pozisyonda, kime bağlı, ne yapıyor. Hepsini. Üçüncüsü. Her beş gecede bir buluşacağız. Rapor sunacaksın. Eğer bir buluşmayı kaçırırsan, seni almaya gelirim ve bu sefer tartışma olmaz."
Duraksıyor. "Dördüncüsü. Hame ve Shiho'ya bu görevden bahsetmeyeceksin. Onlar seni maskeli grupla karşılaşmadan önce kaybettiklerini düşünecekler. Ayrıldınız, sen kaybolup bulunmadın. Anlaşıldı mı?" Cevap verirken devam ediyor. "Beşincisi. Eğer kimliğin açığa çıkarsa, Kurooni ailesiyle bağını reddet. Beni tanımadığını söyle. Konoha'yı tanımadığını söyle. Hayatta kal. Anlıyor musun?" Başını sallıyorsun. Akiyama geri çekiliyor, elini kaldırıyor. Shunshin no Jutsu. Bir anda seni kavrıyor ve dünya bulanıklaşıyor. Bir sonraki anda yol ayrımının önündesin. Hame ve Shiho hemen fark ediyor seni. Ōotoko-Jin de yanında beliriyor aynı anda.
"Jin!" Shiho koşarak geliyor. "Ne oldu?! Neredeydin?!" Hame kılıcını indirip sana yaklaşıyor, sonra Ōotoko-Jin'e bakıyor. Gözleri büyüyor. "Lan bu dev şey az önce bildiğin bir insan gibi jutsu kullandı." Parmağıyla işaret ediyor. "Shunshin no Jutsu yaptığını tahmin ediyorum. Nasıl yaptı bunu?" Shiho da Ōotoko-Jin'e bakıyor, sonra sana dönüyor. Gözlerinde endişe ve merak var. "Jin... her şey yolunda mı?" Arkana baktığında Akiyama orada yok. Sadece sen, Ōotoko-Jin, Hame ve Shiho varsınız. Ve şimdi... yalan söylemen gerekiyor.
O Sırada
Akiyama üstünü temizlerken arkasında bir silüet beliriyor. Bembeyaz saçları olan yaşlı adam Akiyama'ya doğru yürüyor ve yürürken "Koskoca Kurooni Akiyama bir velede yenildi yani, öyle mi?" diye soruyor. Akiyama ise "Şaka yapmayı kes. Sen olmasaydın böyle bir plana asla onay vermezdim, Jizou." diyor. Jizou ise "O şey her neyse onun varlığı sayesinde bana da çok ihtiyaç olmayacak gibi görünüyor." diye cevap veriyor. Akiyama kısa süreliğine yere bakıyor ve "Onu nasıl buldu, nasıl karşılaştılar bilmiyorum ama... o şey olduğu sürece başına bir şey gelmesine imkan yok. Sen de onun ustası olacaksın ve onu çok daha iyi bir noktaya getireceksin. Sürekli Kurooni klanının prensiplerine dayalı bir eğitim alırsa çok yönlü bir shinobi olamaz. Sana güveniyorum, Jizou." diyor. Jizou ise kahkaha atıyor ve "Oğlun sonra senden çok alakasız bir adama dönüşürse bana kızmak yok ama ha!" diye cevap veriyor. Akiyama ağzının kenarıyla sırıtıyor ve Jizou'ya doğru yürüyüp omzuna dokunuyor.
"Oğlum senin gibi bir adam olursa onunla gurur duyarım."