Page 5 of 5

Re: [Kurooni Jin] Kızıl Miras

Posted: Sun Mar 01, 2026 11:40 am
by GM - Shinsei
Ōotoko-Jin senin emrini duyduğu anda hareket ediyor. Dev eli yavaşça sana uzanıyor, parmakları senin etrafında kapanıyor ama sıkmıyor. Yumuşak, koruyucu bir tutuş. Seni avucunun içine alıyor ve dengeni buluyorsun. Toprak hala sallanıyor, yer hala çatlamalarla dolu ama artık güvendesin. Ōotoko-Jin'in içindeki o garip sıcaklık hissediliyor. Kan bağı. Güven. Sadakat. Ōotoko-Jin'in gözlerindeki damarlar bir an için parıldıyor. Anlıyor. Kolu geriye gidiyor, bedeninin her bir parçası geriliyor. Sonra... fırlatıyor.

Sen havada süzülüyorsun. Hız inanılmaz. Rüzgar yüzünü yalıyor, tantoyu sıkıca kavrıyorsun. Akiyama'nın gözleri büyüyor, seni fark ediyor ama çok geç. Zanei Shunjin'i devreye sokuyorsun. Nefes yarım kalıyor. Zaman yavaşlıyor. Çakran serbest, tanto uzantın, zihnin temiz. Kesmeye izin ver. Bir an. Sadece bir an. Tanto, Akiyama'nın omzunu yarıyor. Derin değil ama yeterli. Kan sıçrıyor. Akiyama'nın dengesini bozuyor. Ve tam o anda Ōotoko-Jin, Akiyama'nın tepesinde beliriyor. Nasıl yaptığını bilmiyorsun ama bir şekilde yapıyor. Dev yumruğunu yukarı kaldırıyor ve bütün gücüyle, bir çivi çakarcasına aşağı indiriyor. Akiyama refleksle kollarını çapraz yapıyor, savunma pozisyonu alıyor ama bu gücü durdurmak için yeterli değil.

Yumruk iniyor ve Akiyama yere çakılıyor. Toprak patlıyor, toz bulutu yükseliyor. Çatlaklar daha da genişliyor. Doton jutsusunun etkisi kesiliyor. Yer sallanmayı bırakıyor. Toprak parçaları sabitleniyor. Her şey duruyor. Toz dağıldığında Akiyama'yı görüyorsun. Dizlerinin üzerinde, başı eğik, nefes nefese. Kollarında çatlaklar var, kanıyor. Yavaşça başını kaldırıyor. Sana bakıyor. Gözlerinde ne öfke var ne hayal kırıklığı. Yaşananları kabullenmiş bir şekilde ayağa kalkıyor. Yavaş ama kararlı. Dikiliyor. Gözleri hala sende. Bir an susuyor. Sonra konuşuyor.

"İzin veriyorum."

Kelimelerin ağırlığı hissediliyor. Sadece iki kelime ama her şeyi değiştiriyor. "Ama şartlarım var. Bu ajanlık görevi şimdilik sadece ikimizin arasında kalacak. Konoha'ya bildirmeyeceğim. Henüz değil. Çünkü eğer başarısız olursan, seni kaybettiğimizi kabul etmek istemiyorum." Cebinden ikinci bir kunai çıkarıyor, sana fırlatıyor. Havada dönüyor, önüne düşüyor. "Zor durumda kalırsan bunu kullanarak beni çağır. Ama dikkatli ol. Bir kez kullanırsan, görevi bitirmiş sayılırsın. Geri döneceksin." Bir adım atıyor, gözleri daha da keskinleşiyor. "İkincisi. Sennashi'nin bu biriminde bulunan herkesin adını ve soyadını öğreneceksin. Kim kimdir, hangi pozisyonda, kime bağlı, ne yapıyor. Hepsini. Üçüncüsü. Her beş gecede bir buluşacağız. Rapor sunacaksın. Eğer bir buluşmayı kaçırırsan, seni almaya gelirim ve bu sefer tartışma olmaz."

Duraksıyor. "Dördüncüsü. Hame ve Shiho'ya bu görevden bahsetmeyeceksin. Onlar seni maskeli grupla karşılaşmadan önce kaybettiklerini düşünecekler. Ayrıldınız, sen kaybolup bulunmadın. Anlaşıldı mı?" Cevap verirken devam ediyor. "Beşincisi. Eğer kimliğin açığa çıkarsa, Kurooni ailesiyle bağını reddet. Beni tanımadığını söyle. Konoha'yı tanımadığını söyle. Hayatta kal. Anlıyor musun?" Başını sallıyorsun. Akiyama geri çekiliyor, elini kaldırıyor. Shunshin no Jutsu. Bir anda seni kavrıyor ve dünya bulanıklaşıyor. Bir sonraki anda yol ayrımının önündesin. Hame ve Shiho hemen fark ediyor seni. Ōotoko-Jin de yanında beliriyor aynı anda.

"Jin!" Shiho koşarak geliyor. "Ne oldu?! Neredeydin?!" Hame kılıcını indirip sana yaklaşıyor, sonra Ōotoko-Jin'e bakıyor. Gözleri büyüyor. "Lan bu dev şey az önce bildiğin bir insan gibi jutsu kullandı." Parmağıyla işaret ediyor. "Shunshin no Jutsu yaptığını tahmin ediyorum. Nasıl yaptı bunu?" Shiho da Ōotoko-Jin'e bakıyor, sonra sana dönüyor. Gözlerinde endişe ve merak var. "Jin... her şey yolunda mı?" Arkana baktığında Akiyama orada yok. Sadece sen, Ōotoko-Jin, Hame ve Shiho varsınız. Ve şimdi... yalan söylemen gerekiyor.

O Sırada
Akiyama üstünü temizlerken arkasında bir silüet beliriyor. Bembeyaz saçları olan yaşlı adam Akiyama'ya doğru yürüyor ve yürürken "Koskoca Kurooni Akiyama bir velede yenildi yani, öyle mi?" diye soruyor. Akiyama ise "Şaka yapmayı kes. Sen olmasaydın böyle bir plana asla onay vermezdim, Jizou." diyor. Jizou ise "O şey her neyse onun varlığı sayesinde bana da çok ihtiyaç olmayacak gibi görünüyor." diye cevap veriyor. Akiyama kısa süreliğine yere bakıyor ve "Onu nasıl buldu, nasıl karşılaştılar bilmiyorum ama... o şey olduğu sürece başına bir şey gelmesine imkan yok. Sen de onun ustası olacaksın ve onu çok daha iyi bir noktaya getireceksin. Sürekli Kurooni klanının prensiplerine dayalı bir eğitim alırsa çok yönlü bir shinobi olamaz. Sana güveniyorum, Jizou." diyor. Jizou ise kahkaha atıyor ve "Oğlun sonra senden çok alakasız bir adama dönüşürse bana kızmak yok ama ha!" diye cevap veriyor. Akiyama ağzının kenarıyla sırıtıyor ve Jizou'ya doğru yürüyüp omzuna dokunuyor.

"Oğlum senin gibi bir adam olursa onunla gurur duyarım."

Re: [Kurooni Jin] Kızıl Miras

Posted: Sat Mar 07, 2026 1:28 am
by Kurooni Jin
Ōotoko-Jin, tam da emrime uygun bir şekilde hareket etmiş ve önce beni koruma altına almıştı. Onun metal bedenine göre oldukça ironik olan bu yumuşak tutuşla birlikte dengemi bulmuştum. Şimdi ise, planın ikinci aşamasını uygulamaya geçiyorduk. Beni fırlattığı anda, o kadar hızlı ve kararlı bir şekilde ilerliyordum ki, önüme kim çıkarsa çıksın yenebilecekmişim gibi hissediyordum. Tantoyu sıkıca kavramış, havada süzüldüğüm anın içerisinde bir an beklemiştim. Zaman yavaşlamış, çakram serbest kalmıştı, zihnim su gibi berraktı. Kesmeye izin vermiştim, o an geldiğinde, babamın omzu yarılmıştı. Derin değildi, ancak olması gereken yerini bulmuştu. Dikkati dağılmıştı, bu sayede Ōotoko-Jin onun tepesinde belirmiş ve dev yumruğunu çivi çakar gibi, tüm gücüyle babamın üstüne sallamıştı. Babamın kollarında çatlaklar vardı, kendini savunmak isterken kanamaya başlamıştı. Başını kaldırdığında ise, o beklediğim cevabı vermişti, izin veriyordu.

Babamın şartlarını dikkatlice dinledim. Şimdilik bu durum Konoha’ya bildirilmeyecekti. Attığı kunai sayesinde, zor durumda kalırsam onu çağırabilecektim, ancak çağırdığım andan itibaren görev bitmiş olacaktı ve geri dönecektim. Sennashi’nin bu biriminde bulunan herkesin adını ve soyadını öğrenmem gerekiyordu, hangi pozisyonda olduklarını, kime bağlı olduklarını, ne yaptıklarını, hepsini öğrenmem gerekiyordu ve bu bilgileri her beş gecede bir babama raporlayacaktım. Bir buluşmayı bile kaçırırsam görevim tekrardan sonlanacaktı. Hame ve Shiho, bu görevi bilmeyecekti. Maskeli grupla karşılaşmadan önce beni kaybettiklerini düşüneceklerdi. Ayrıldık ve ben kaybolup bulunamadım şeklinde lanse edilecekti. Sonuncusu ise, kimliğim açığa çıkarsa Kurooni ailesi ile bağımı reddedecektim. Konoha’yı bilmediğimi söyleyecektim, ancak bunlar için çok geç kalmıştım.

Ben konuşmama izin vermeden, babam beni bir anda Hame ve Shiho’nun yanına bırakmıştı. Hame Ōotoko-Jin’in kullandığı tekniğe şaşırmıştı, buna ben de şaşırmıştım. Shiho ise her şeyin yolunda olup olmadığını merak ediyordu. “Nasıl kullandığını bilmiyorum. Bildiğim tek şey acil bir şekilde Konoha’ya geri dönmemiz gerektiği.” dedim sakince. Babamın verdiği kunaiyi kullanmam gerekiyordu. Onları başı boş bir şekilde yollayamazdım. “Geldiğimiz yoldan geri döneceğiz, ancak Ōotoko-Jin’in geçişi ve tespit edilmemesi adına, ben farklı bir yol kullanacağım. Konoha içerisinde buluşacağız.” Başımı Ōotoko-Jin’e çevirdim. Onu yalanıma alet ettiğim için gözlerimle özür diliyordum. “Buralarda çok dikkat çekmiş, geri dönüş yolunda daha da dikkat çekecektir.” Sonrasında Shiho’ya döndüm. Belki de uzun bir süre onu göremeyeceğim için üzgündüm. Bu yüzden, daha cesur bir şekilde harekete geçmek istedim.

Shiho’nun elinden tuttum. Bir süre, elinin yumuşaklığını zihnime ve parmaklarıma kazıdıktan sonra, babamın verdiği kunaiyi eline sıkıştırdım. “Yanımda Ōotoko-Jin varken ben güvendeyim, ancak siz değilsiniz. Bir şey olursa, bu kunai ile babamı çağır, sizi güvenli bir şekilde götürecektir. Konoha’ya benden önce ulaşırsanız bu kunaiyi babama ver.” diyerek harekete geçmemiz için sinyal verdim. Son bir kez, her ihtimale karşılık elimin tersini yumuşakça Shiho’nun yanağına götürdüm, çok uzatmadan geri çekip Ōotoko-Jin’e döndüm. “Sırtına al beni kardeşim.” Ōotoko-Jin’in sırtına çıktıktan sonra, ona doğru fısıldayacağım. “Biz burada kalıyoruz, ancak onların güvenle gittiğini görmek için gizlice takip edelim.” Takip işini gizlice hallettikten sonra, asıl işime dönmem gerekiyor. Soyadımın bana verdiği gerçek gücü konuşturmaya dönmeliyim.

Re: [Kurooni Jin] Kızıl Miras

Posted: Sun Mar 08, 2026 3:55 pm
by GM - Shinsei
Shiho elini tuttuğunda bir an donuyor. Parmakların onunkilerle temas ediyor, yumuşak, sıcak. Gözleri büyüyor, yanaklarında hafif bir kızarıklık beliriyor. Kunaiyi eline sıkıştırdığında avucunu kapatıyor, başını sallıyor. "Tamam." diyor sesinde endişe var ama sana güveniyor. "Ama dikkatli ol, lütfen." Hame omzunu silkiyor. "Konoha'da buluşuruz o halde." diyor. "Umarım bu dev şeyle yolda kaybolmazsın." Ōotoko-Jin'e bakıyor, sonra sana dönüyor. "Cidden Jin, bu kukla nereden çıktı? Babandan hiçbir şey öğrenemedin mi?" Cevap vermeden önce Shiho araya giriyor. "Hame, şimdi sırası değil. Hareket edelim."

Elini Shiho'nun yanağına götürdüğünde kız istemsizce gözlerini kapatıyor. Nefesi hafifçe hızlanıyor. Yumuşak. Sıcak. Gerçek. Sonra geri çekiyorsun elini. Shiho gözlerini açıyor, dudaklarını ısırıyor, bir şey söylemek istiyor gibi ama kelime bulamıyor. Sadece başını eğiyor. "Görüşürüz." diyor alçak bir sesle. Hame başını iki yana sallıyor. "Siz ikiniz iyice garip oldunuz ya." Shiho'ya dönüyor. "Hadi gidelim." İkisi arkalarını dönüp yürümeye başlıyorlar. Shiho bir kez daha arkasına bakıyor, gözleri seninkilerle buluşuyor, sonra başını çeviriyor ve Hame'yle birlikte yol ayrımının ötesine doğru ilerliyorlar.

Sen Ōotoko-Jin'in sırtına çıkıyorsun. Sıcak ve rahatlatıcı. Kulağına fısıldıyorsun. Ōotoko-Jin başını hafifçe eğiyor, anladığını belli ediyor. Sessizce hareket etmeye başlıyor. Ağaçların arasından, gölgelerin içinden, uzaktan ama dikkatle. Hame ve Shiho yol boyunca konuşuyorlar, seslerini duyamıyorsun ama jestlerinden rahat olduklarını anlıyorsun. Bir süre sonra ana yola çıkıyorlar, oradan güvenli bir şekilde ilerlemeye devam ediyorlar. Sen geri dönüyorsun. Ōotoko-Jin sessizce seni taşıyor. Bir süre sonra kulübeye yaklaşıyorsunuz. Ama tam o anda...

"Hey."

Ses arkandan geliyor. Sakin, ama keskin. Ōotoko-Jin duruyor. Sen başını çeviriyorsun. Arkanda bir adam duruyor. Maskesi yok ama yüzünü tanıyorsun. Shuujin'in yanındaki adamlardan biriydi. Ateşin başında oturanlardan. Gözleri sende, sonra uzaklaşan Hame ve Shiho'nun gittiği yöne kayıyor. "Onlar takım arkadaşların mıydı?" diyor. Sesinde ne düşmanlık var ne dostluk. Sadece soru. Cevap verecek vaktini bulamadan devam ediyor. "Neyse." Eliyle senin alın bandını işaret ediyor. "Shuujin seninle görüşmek istiyor, ama önce bir konudan emin olmak istedi." Elinden bir kunai fırlatıyor. Hızlı ama öldürücü değil. Doğrudan sana doğru geliyor. Refleksle uzanıp yakalıyorsun. Metal soğuk, sap pürüzsüz. Adam sana bakıyor, gözlerinde test edici bir ifade var. "Eğer bu yoldan devam etmek istiyorsan..." diyor yavaşça. "Alın bandına yatay bir çizik at."

Sessizlik.

Rüzgar esiyor. Ağaçlar hışırdıyor. Ōotoko-Jin arkanda hareketsiz duruyor. Kunai elinde. Alın bandın alnında. Kurooni ailesinin sembolü değil, Konohagakure'nin yaprağı. Ağabeyinin taşıdığı bant. Şimdi sen taşıyorsun. Karar anı gelmiş durumda.