Biraz uzaklaşınca, köy evinin biraz ötesindeki bir taş bankta oturan Satoshi ve Kaede'yi görüyorsun. Kaede'nin omuzları hafifçe titriyor, belli ki hala ağlıyor. Satoshi ise yanında, sessizce onu teselli ediyor gibi. İkisine yaklaşmıyorsun, aralarını düzeltmek şu an senin yapabileceğin bir şey değil gibi.
Başını başka yöne çevirdiğinde, Masato'nun büyük, yaşlı bir ağacın altında tek başına ayakta durduğunu fark ediyorsun. Yüzü, ay ışığında aydınlanmış ve ifadesi biraz daha yumuşamış görünüyor. Yaklaştığını fark ettiğinde hafifçe gülümsüyor. Bu küçük tebessüm, biraz önceki öfkesinden eser kalmadığını sana belli ediyor.
Yanına yaklaştığında hafif bir iç çekerek sana bakıyor ve sakin bir ses tonuyla konuşmaya başlıyor.
"Üzgünüm Aoi, biraz fazla ileri gitmiş olabilirim. Ama Kaede ile kişisel bir problemim yok aslında. Sadece, ne zaman onunla göreve çıksam hep aynı sorunlar yaşanıyor. Akademiden beri değişmeyen bir durum bu. Kimse ona karşı çıkmaya cesaret edemediği için de aynı davranışlarına devam ediyor. Artık birisinin 'dur' demesi gerekiyordu ve sanırım o kişi ben oldum."
Masato'nun yüzündeki ifade biraz hüzünlü ve biraz da pişman görünüyor. İç çekiyor ve seni rahatlatmak için hafifçe gülümsüyor. "Neyse, yürüyelim mi biraz?"
Başını hafifçe sallayıp onu onaylıyorsun ve birlikte köyün sokaklarına doğru yürümeye başlıyorsunuz. Sokaklar bomboş, sanki köyün sakinleri tüm dünyayı size bırakmış gibi. Yürüdükçe soğuk hava biraz daha hissedilir hale geliyor ve sen hafifçe ürperiyorsun. Masato bunu fark eder etmez hemen sırtındaki yeleğini çıkarıp sana uzatıyor. "Al bunu. Üşütme sakın." Onun jestini nazikçe kabul ederken yeleğinin sıcaklığı tenine dokunuyor ve rahatlatıcı bir his yaratıyor. Sessiz sokaklarda ilerlerken Masato tekrar konuşmaya başlıyor.
"Biliyor musun Aoi, Hyuuga Klanı olarak çok katı kurallarla büyüyoruz. Doğduğumuz andan itibaren sürekli belli bir disiplinin içinde yoğuruluyoruz. Güçlü olmak, doğru olanı yapmak, asil davranmak, bunlar öğretilerimizin temelini oluşturuyor. Bizim için onur ve saygınlık, hayatımızın en değerli parçalarıdır. Ancak her zaman açıkça söylenmeyen, ama herkesin içinde derin bir biçimde var olan başka bir şey daha var, uyum sağlama yeteneği."
Sokakta adımlarınız yankılanırken Masato devam ediyor. "Bize öğretilen en önemli şeylerden biri, su gibi olmaktır. Su gibi akışkan ve uyumlu. Bulunduğumuz kabın şeklini almak, şartlara uyum sağlamak ve asla dışarıda kalmamak. Birlikte hareket etmek, ekip arkadaşlarına uyum sağlamak, sadece fiziksel değil, ruhsal anlamda da bizi tamamlayan şeydir. Uyum sağlayamazsan ekip içinde huzursuzluk yaratır, birlik ve bütünlüğü bozarsın. Ve en sonunda, bu davranış hem sana hem de tüm ekibe zarar verir."
Masato bir süre sessiz kalıyor ve ay ışığının aydınlattığı uzaklardaki ormana doğru bakıyor. Derin bir nefes alıyor ve ses tonunu biraz daha alçaltarak devam ediyor. "Ama biliyor musun, bazen düşünüyorum da... Bu öğretiye çok fazla bağlı kaldığımda kendimden çok şey kaybediyor gibi hissediyorum. Kendi duygularımı bastırıp başkalarının istediği şekli alıyorum sanki. Bugüne kadar hep böyle yaptım, sakin ve anlayışlı olmaya çalıştım. İnsanları kırmamak için kendi duygularımı yuttum hep. Ama bu gece dayanamadım işte. Belki de uyum sağlamanın bir sınırı olmalı. Belki de her öğreti o kadar doğru değildir, ha?" Sözlerini bitirirken hafifçe gülüyor. Sonra sana dönüp derin ve samimi bir bakışla soruyor. "Ne düşünüyorsun Aoi? Fazla mı abartıyorum sence?"