Page 5 of 5

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Fri Aug 21, 2026 8:24 pm
by Yureikumo Aoi
İzleri takip etmeye karar verdikleri zaman Masato çakra harcamayı gereksiz bulduğu için Byakugan kullanmamıştı. Dediği gibi izler henüz çok tazeydi. Çıplak ayak izleri dere boyunca ilerliyordu. Takip etmeye başladılar. İz bırakan her kim ise oldukça hafif bir bedene sahip olmalıydı ki geride başka hiçbir iz bırakmamıştı. Aoi izleri takip ettikçe bunun bir insan olduğu konusunda daha da şüpheye düşüyordu. Bir süre ilerledikten sonra bazı koparılmış böğürtlen çalılıkları buldular. Masato kaçan bir çocuksa acıkmış olduğu için bunlarla beslenebilmiş olabileceğini öne sürmüştü. Ayak boyunun bu kadar küçük olmasını garip buluyordu. "Ailesinden ayrı düşmüş ya da buraya bırakılmış olabilir mi ki?"

Bir süre daha takip ettiler izleri. Ormanın daha derin, daha izbe köşelerine doğru sürükleniyorlardı. "Kaybolmasak bari." Gür ağaçların köklerinin dışarı fırladığı yoğun ağaçlık ve yosun kaplı bir bölgeye gelmişlerdi. İzler de aniden kesilmişti. Masato ile bir an şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. İzlerin sahibi yok olmuştu sanki bir anda. Çalılıklardan bir hışırtı gelince hemen oraya yöneldiler. Masato hemen gardını alıp Aoi'nin önüne geçmişti. "Masato sen yaralısın!" Aoi fısıltıyla azarladı onu yine kendisini tehlikeye attığı için. Çalılıklardan bir daha hışırtı duyuldu. Sonra da...

Bir...

K-K-K-Kurbağa...!

Kocaman güzel pörtlek gözleri, turkuaz-yeşil derisi, beyaz benekli ve yaklaşık beline kadar gelen güzeller güzeli bir kurbağaydı. Aoi'nin kurbağalı deresindeki kurbağalara göre çok daha iri yarı ve gösterişli görünüyordu. Başının üzerinde aksesuar gibi duran çok sevimli sarı bir çiçeği bile vardı. Ayaklarını toprağa basmıştı ve bıraktığı izler deminden beri takip ettikleri izlerin aynısıydı. Bir süre boyunca Masato ile bakıştılar. Sonra kurbağa ağzını açıp konuştu.

Aoi için bu hayallerinin gerçek olduğu an gibi bir şeydi. Konuşan kurbağa... Gözleri kocaman büyüdü. Hemen kendini öne atarak bu muhteşem varlığı daha yakından incelemeye çalıştı. "KONUŞUYOR! ÇOK SEVİMLİ!" Aoi kendini tutamayarak kurbağaya olan hayranlığını haykırdı. "M-Merhaba sayın kurbağa! Sizi rahatsız mı ettik yoksa?" Mutluluktan yerinde zıp zıp zıplıyordu tıpkı bir kurbağa gibi. "Biz ormandan geçiyorduk sadece. Ahh! Kurbağaları çok severim! Kurbağa pelüşüm bile var. Ne kadar da güzelsiniz! Çok sevimli. O güzel dikdörtgen gözler, o yeşilin en güzel tonu kaygan deri, o aheste benekler... Şu küçük sarı çiçek! Çok tatlı! O kadar tatlı ki! Ah Yüce Yuukon!" Aoi kurbağa konuştuğu için resmen dini vecd yaşıyordu. Hayvanın dibine girdi. "İsminizi bize bahşeder misiniz sayın kurbağa? Benim adım Aoi. Yureikumo Aoi. Buradaki centilmen beyin ismi de Hyuuga Masato. Konohagakure shinobileriyiz. Sizin adınız nedir?"

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sat Aug 22, 2026 11:00 am
by GM - Shinsei
Kurbağa, senin bir anda önüne atılıp etrafında neredeyse dini bir vecd halinde dönmeye başlamanı şaşırtıcı bir sükunetle izliyor. Önce sağ gözünü, ardından sol gözünü ağır ağır kırpıyor. Başındaki sarı çiçek sen zıpladıkça oluşan hafif rüzgarla sallanıyor. Masato ise birkaç adım geride, kurbağadan çok seni seyrediyor artık. Yüzünde sana ne söylemesi gerektiğini bilemeyen bir ifade var. Kurbağanın derisini, gözlerini, beneklerini ve çiçeğini tek tek övdükçe yaratığın geniş ağzının iki ucu belli belirsiz yukarı kıvrılıyor. Sonunda ön ayaklarından birini göğsüne doğru çekip sana son derece ağırbaşlı bir selam veriyor.

"Hanımefendi, böylesine incelikli ve samimi iltifatlara uzun zamandır mazhar olmamıştım. Bilhassa gözlerimin geometrisine yönelik takdiriniz ziyadesiyle zarifti." Başını hafifçe yana eğiyor. "Ayrıca endişe buyurmayınız. Huzurumu bozmuş değilsiniz. Aksine, epey uzun süredir yalnız ilerlediğim bu yolculukta medeni bir selamlaşma duymak gönlümü ferahlattı." Sonra bakışlarını Masato’ya çevirip aynı ciddiyetle ekliyor. "Hyuuga Bey’in biraz evvelki 'lan' hitabını da şaşkınlık kaynaklı bir selamlama biçimi olarak kabul ediyorum." Masato’nun yüzü anında düşüyor. "Şey... kusura bakmayın. Konuşacağınızı beklemiyordum. Ben Hyuuga Masato." Kurbağa ağırbaşlı biçimde başını sallıyor. "Affedilmiştir."

Ardından ön ayaklarını yeniden yere yerleştirip kendisini biraz dikleştiriyor. "Müsaadenizle kendimi takdim edeyim. Adım Gamaseiran." İsmini söylerken sanki önemli bir saray görevlisiymiş gibi sesini özellikle berraklaştırıyor. "Ben, uzak doğudaki yağmur vadilerinin ötesinde bulunan Shigurezawa Sulaklıkları'ndan geliyorum. Bizim yurdumuz, sisli uçurumlar ile kadim nilüfer havuzlarının arasında gizlenmiş eski bir kurbağa yerleşimidir. İnsanlar pek nadiren yolunu bulur. Bulanların da çoğu geri döndüğünde orayı doğru tarif edemez." Gözlerinden biri sana doğru dönüyor. "Orada benim gibilerden çok daha iri, çok daha yaşlı ve maalesef çok daha huysuz beyefendiler de yaşamaktadır. Ben henüz görece genç sayılırım." Masato, beline kadar gelen kurbağaya bakıp birkaç saniye sessiz kalıyor. "Bundan daha irileri var yani." Gamaseiran hiç tereddüt etmeden cevaplıyor. "Elbette." Masato başını yavaşça sana çeviriyor. "Aoi, sakın heyecandan bayılma."

Gamaseiran’ın buraya gelişinin sebebi ise yüzündeki o hafif keyifli ifadeyi bir anda değiştiriyor. Başındaki sarı çiçeğe ön ayağıyla dokunup düzeltirken sesi daha ciddi bir tona bürünüyor. "Ne yazık ki Konoha ormanlarında bulunmamın sebebi seyahat merakı değildir. Dostumu arıyorum." Birkaç saniye susuyor. "Gamapurin." İsmi söylerken göz kapakları hafifçe düşüyor. "Kendisi benden biraz daha küçüktür. Açık yeşil renklidir, karnında üç altın benek bulunur ve haddinden fazla konuşur. Tatlı şeylere karşı iradesi yoktur. Özellikle bal gördüğünde bütün sağduyusunu kaybeder." Sonra derenin yukarısına doğru bakıyor. "Birlikte seyahat ediyorduk. Dün gece bu ormanın kuzeyinde tuhaf bir chakra akımı hissettik. Gamapurin onu incelemek için benden ayrıldı. Geri dönmedi."

Masato’nun mizahı bu noktada azalıyor. Çömelip Gamaseiran’ın göz hizasına biraz daha yaklaşıyor. "Saldırı sırasında mı kayboldu?" Gamaseiran ağır ağır başını sallıyor. "Zamanlaması buna yakındı. Lakin hissettiğimiz chakra, savaş meydanından yükselen sıradan shinobi chakrasına benzemiyordu. Toprağın altından geliyormuş gibi derin, aralıklı ve eskiydi. Üstelik Gamapurin ortadan kaybolduktan sonra izini takip etmeye çalıştığımda birkaç yerde koku aniden kesildi." Masato hemen sana bakıyor. Birkaç dakika önce bulduğunuz eski dua kağıdı ve chakra yayan mantar ikinizin de aklına aynı anda geliyor. "Şu mantar ve mühürlü kağıt..." diye mırıldanıyor. Ardından Gamaseiran’a dönüyor. "Biz de biraz önce normal olmayan bir chakra izi bulduk. Sizin ayak izlerinizi takip etmeye başlamadan hemen önce." Gamaseiran’ın gözleri ilk kez belirgin biçimde büyüyor.

"Bu bilgi son derece kıymetli olabilir." diyor. Sonra bir süre ikinizi inceliyor. Özellikle sana baktığında gözleri, yüzünün ötesinde bir şeyi tartıyor gibiler. "Yureikumo Aoi Hanım. Üzerinizde rüzgar chakrasının yanında alışılmadık derecede belirgin bir ruhsal akış hissediyorum. Masato Bey’de ise hassas ve disiplinli bir chakra dolaşımı mevcut. İkiniz de arayışımda bana yardımcı olabilecek niteliklere sahipsiniz." Masato hemen kaşını kaldırıyor. "Bizi tanıyalı beş dakika olmadı." Gamaseiran son derece sakin biçimde karşılık veriyor. "İnsanların birbirlerini değerlendirmek için gereğinden fazla zamana ihtiyaç duyduklarını düşünüyorum." Masato birkaç saniye onu süzüyor. "Bu kurbağayı sevdim ben."

Gamaseiran bu kez bir adım öne çıkıyor. Geniş ön ayağını toprağa bastığında çevredeki ince otlar hafifçe eğiliyor. Onun bedeninden çok zayıf fakat son derece yoğun bir chakra dalgası geçtiğini hissediyorsun. Ne saldırgan ne de kontrolsüz. Chakra, suyun içinden geçen serin bir akıntı gibi toprağa yayılıp birkaç saniye içinde kayboluyor. Kurbağa başını sana doğru kaldırıyor.

"Size bir teklif sunmak isterim."

Masato’nun yüzündeki rahat ifade biraz ciddileşiyor.

"Gamapurin’i sağ salim bulmama yardım edin. Karşılığında ben de sizin kuvvetlenmenize yardımcı olayım." Bir an durup kelimelerini özellikle seçiyor. "İnsan shinobilerin çoğunun bilmediği bazı chakra kullanımları, beden ile doğanın akışı arasındaki uyum ve algı yöntemleri konusunda eğitim verebilirim. Size uygun olup olmadığını görmeden daha fazlasını vaat etmek nezaketsizlik olur. Fakat ikinizin de şu an olduğunuzdan daha güçlü hale gelmenizi sağlayabileceğimden eminim."

Masato bu kez doğrudan sana dönüyor. Birkaç saniye önce yalnızca şifalı ot toplamaya çıktığınızı hatırlamış gibi elindeki piknik sepetine bakıyor, sonra Gamaseiran’a, ardından tekrar sana bakıyor.

"Aoi..." Dudaklarının kenarında istemsiz bir gülümseme beliriyor. "Biz Takeshi’ye merhem yapmaya çıkmıştık. Nasıl oldu da konuşan dev kurbağadan gizemli eğitim görevi aldık?"

Gamaseiran gözünü ağır ağır kırpıyor.

"Kaderin seyahat planları nadiren muntazamdır, Masato Bey."

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sat Aug 22, 2026 9:35 pm
by Yureikumo Aoi
Kurbağa bir süre sessizlik içerisinde Aoi'nin ona tepkisini izlemiş, sonra hafifçe gülümseyerek inanılmaz nazik bir beyefendi gibi konuşmaya başlamıştı. Kurbağa konuştukça Aoi'nin gözleri büyüdü, yüzü hayranlıkla pembeleşti. Huzurunu bozmadıklarını, tam aksine yalnızlıktan kendisini kurtardıkları için mutlu olduğunu söylemişti. İsminin Gamaseiran olduğunu söyledikten sonra Shigurezawa Sulaklıkları'nda yaşadığını, pek kimsenin bilmediği gizli bir kurbağa mekanında yaşadığını açıklamıştı. Kurbağaların yaşadığı bir diyar... Cennet... Orada kendisinden çok daha iri ve çok daha bilge kurbağalar yaşadığını duyunca Aoi'nin ağzı öyle bir açıldı ki içine sinek kaçabilirdi. "KURBAĞALARLA DOLU BİR DİYAR!" Artık onu tanımış olan Masato bu habere bayılmamasını söylemişti ancak Aoi için bu pek mümkün gibi görünmüyordu. O kadar heyecanlanmıştı ve öyle mutluydu ki havaya uçabilirdi her an.

Gamaseiran, burada bulunma sebebinin pek keyifli bir seyahatten kaynaklı olmadığını, kayıp olan arkadaşını aradığını söyleyince Aoi hemen ciddileşti. Dostunun ismi Gamapurin'di. Gamaseiran'dan daha küçük, daha yeşil, daha konuşkan bir kurbağa olduğunu işitince Aoi yeniden heyecanlanacak gibi oldu ancak onun kayıp olduğunu hatırlayınca yeniden sustu. Üstüne üstlük tatlıları da çok seviyordu. "Tıpkı benim gibi! Ben de çok konuşurum ve tatlıları çok severim!" Aoi'nin kurbağa ruh ikizi olmalıydı Gamapurin. Bir önceki gece ormanda ilginç bir çakra akımı hissetmişler ve birbirlerini kaybetmişlerdi. Saldırı esnasında yaşanmıştı ancak onların çakraları gibi değildi. Daha tuhaf bir çakra akışı hissetmişlerdi. Toprağın altından geldiğini düşünmüşlerdi. Masato kendisine dönüp biraz evvel gördükleri dua kağıdını ve mantarları hatırlatınca Aoi'de ampul yandı.

Gamaseiran ona dönerek Fuuton ve ruh enerjisi kullanıyor olmasının işine yarayabileceğini, Masato'da da Byakugan olduğu için kıymetli olabileceğini söylemişti. Arkadaşını arayışında yardım talep ediyordu. Sonra Gamaseiran kendi bedeni etrafında dönerek yoğun ama hafif bir çakra salınımı gerçekleştirmişti. İkiliye dönerek eğer Gamapurin'i bulmakta ona yardım ederlerse insan shinobilerin bilmediği bir çakra kullanımı hakkında onlara eğitim verebileceğini söylemişti. Böylece onları güçlendirecekti. Masato ona dönerek ot toplama amaçlı girdikleri ormanda daha içine girer girmez işlerin nasıl bu hale geldiğini sorgulamıştı. Aoi'nin yüzü bir anda ciddileşti. Kaşlarını çattı. "Masato..." diye söze girdi. Piknik sepetini yavaşça çimenlere bırakarak genç oğlana yaklaştı ve iki eliyle onun elini avuçlarının arasına aldı. "Böyle beyefendi bir kurbağaya yardım etmezsek Tanrı bizi cezalandırır!" Sonra Gamaseiran'e döndü. "Size tabi ki yardım edeceğiz! Bizi karşınıza Yüce Yaratıcı Alemlerin Rabbi Yuukon çıkartmış olmalı. Ama bunu bir karşılık için yapmıyorum. Sizden istediğim dostluğunuz." Yavaşça eğilerek kurbağaya elini uzattı. "Kurbağalar çok kutsal hayvanlardır. Benim için de çok kıymetliler. Dilerseniz evimin arkasındaki derede diğer dostlarınızla birlikte vakit geçirebilirsiniz. Kurbağalar arasında çok popüler bir dere olduğu için seveceğinizi umuyorum." Sonra el mühürleri yaptı. "Shisha no Kage" Bu topraklarda can vermiş diğer hayvanların ruhlarına bağlanarak kayıp Gamapurin'den bir iz bulmaya çalışacaktı.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sun Aug 23, 2026 5:38 pm
by GM - Shinsei
El mühürlerini tamamladığın anda ormanın havası çok hafif değişiyor. Derenin şırıltısı uzaklaşıyor, böceklerin cıvıltısı boğuklaşıyor ve nemli toprağın üzerinden soluk, gümüşümsü çizgiler yükselmeye başlıyor. Bu bölgede can vermiş hayvanların geride bıraktığı ruhsal izler birer gölge halinde şekilleniyor. İlk gelen, kuyruğunun yarısı saydamlaşmış yaşlı bir tilki oluyor. Köklerin arasından sessizce çıkıp birkaç adım önünde oturuyor. Sağ kulağında eski bir yırtık izi var. Arkasından, gövdesinde ok yarasına benzeyen ince bir ışık çizgisi taşıyan küçük bir geyik beliriyor. Bir ağacın dalında da gövdesi belli belirsiz görünen siyah bir karga ortaya çıkıyor. En son, dere kıyısındaki taşların arasından tombul bir tarla faresinin ruhu kafasını uzatıyor. Gamaseiran bütün bu oluşumu sessizce izlerken başındaki sarı çiçek hafifçe öne eğiliyor. Masato ise sırayla ruhlara, sana, sonra yeniden ruhlara bakıyor. "Ben senin yanında nedense normal insan gibi hissediyorum ya." Gamaseiran başını ona çeviriyor. "Masato Bey, gözlerinizle kilometrelerce uzağı ve insanların damarlarındaki chakra yollarını görebiliyorsunuz." Masato birkaç saniye düşünüyor. "Doğru..."

Ruhların hepsi sana bakıyor. Tilki önce başını dere yönüne çeviriyor, ardından burnunu kaldırıp kuzeydoğuyu koklar gibi yapıyor. Ağzı açıldığında sesi yaşlı, kuru ve hafif yankılı geliyor. "Yeşil olan geçti. Suyu sevdi. Sonra tatlı koku buldu." Tarla faresi bunun üzerine taşların arasından tamamen çıkıyor ve ön patilerini hızlı hızlı birbirine sürtüyor. "Bal! Bal! Bal kokusu! Büyük taşın ötesinde. Sarı yapışkan. Yeşil zıplayan onu yedi. Çok yedi. Sonra aşağıdan gelen sesi dinledi." Gamaseiran’ın gözleri biraz büyüyor. "Bu kesinlikle Gamapurin’e benziyor." Masato, kurbağaya yan gözle bakıyor. "Kayıp arkadaşınız gizemli chakra araştırırken önce oturup bal mı yemiş?" Gamaseiran bir an sessiz kalıyor. "Kendisinin araştırma metodolojisi zaman zaman tartışmalıdır." Masato burnundan gülüyor. "Ben bu Gamapurin’i daha görmeden sevmeye başladım."

Ağaç dalındaki karga kanatlarını açınca çevresinden birkaç siyah tüy biçiminde ruh parçacığı dökülüyor. Gözleri, derenin yukarısındaki daha karanlık ağaçlıklara çevriliyor. "Kurbağa yukarı gitmedi. Yer onu çağırdı." Geyik ruhu da ağır adımlarla öne geliyor ve ön ayağını toprağa vuruyor. Bir kez. İki kez. Üçüncü vuruşta ayağının altındaki toprakta soluk bir görüntü beliriyor, iki büyük kaya, aralarında dar bir yarık ve yarığın çevresinde yosunla örtülmüş eski taş sütun parçaları. "Orada yabancı koku vardı. Demir. Eski tütsü. Islak taş. Küçük yeşil canlı içeri baktı. Sonra büyük bir gürültü oldu." Tilki ruhu yeniden konuşuyor. "Sonra geri dönmedi." Görüntü dağıldığında karga gagasını bir kez kapatıp açıyor. "Toprağın altında bir şey nefes alıyor." Bu cümleden sonra dört ruh da bir süre sessizleşiyor. Ardından tilki ayağa kalkıp birkaç adım kuzeydoğuya ilerliyor ve dönüp sana bakıyor. Tarla faresi ise başka bir rotayı, dere yatağını işaret ediyor. İki yol birkaç yüz metre sonra aynı kayalık bölgenin iki farklı tarafına çıkıyor gibi görünüyor.

Gamaseiran, hayvan ruhlarına çok ciddi bir saygıyla başını eğiyor. "Bilgeliğiniz ve yardımınız için minnettarım." Masato da biraz tereddüt ettikten sonra aynı şeyi yapıyor. "Teşekkürler." Fare ruhu ona bakıp aniden "Sandviç kokuyorsun." diyor. Masato doğrulurken duruyor. "Ben mi?" "Füme." Masato yavaşça piknik sepetine bakıyor, sonra fareye. "Ölünce koku alma yeteneği niye devam ediyor?" Gamaseiran gayet ciddi cevap veriyor. "Bazı tutkular ölümden daha kalıcıdır sayın Hyuuga Masato bey." Fare ruhu başını hızlıca sallıyor. "Füme." Masato iç çekiyor. "Tamam kardeşim, anladık." Ruhlar yavaş yavaş çözülüp toprağın ve ağaçların arasına geri karışırken geriye yalnızca kuzeydoğu yönündeki belli belirsiz ruhsal iz kalıyor.

Üçünüz fazla oyalanmadan yola koyuluyorsunuz. Tilkinin gösterdiği kuru sırt yolunu seçtiğinizde dereyi sağınıza alarak yükselmeye başlıyorsunuz. Gamaseiran yürümekten çok kısa sıçrayışlarla ilerliyor, her inişinde başındaki sarı çiçek sallanıyor fakat nedense hiçbir zaman düşmüyor. Masato birkaç dakika boyunca bunu izledikten sonra sonunda dayanamıyor. "Şu çiçek yapışık mı kafanıza?" Gamaseiran yürümeye devam ediyor. "Hayır." "Nasıl düşmüyor?" "Duruş meselesi." Masato başını çevirip sana bakıyor. "Ben bunu öğrenmek istiyorum işte." Gamaseiran bunu bir eğitim talebi olarak algılayıp son derece ciddi biçimde ekliyor. "Boyun ve omurga kontrolünüz yeterli seviyeye ulaştığında değerlendirebiliriz." Masato’nun gülüşü kesiliyor. "Gerçekten teknikmiş gibi cevap verdi. Şu an ne yaşıyoruz acaba biz?"

Yürüyüş ilerledikçe Gamaseiran kendisinden de söz etmeye başlıyor. Shigurezawa’da bir iz sürücü ve gözlemci olarak yetiştiğini anlatıyor. Genç kurbağaların güvenli sulak alanların dışına çıktığı dönemlerde onlara eşlik ediyor, çevredeki chakra değişimlerini kayıt altına alıyor ve farklı bölgelerde yaşayan hayvan topluluklarıyla haberleşiyor. "Ben bir savaşçı sayılmam, Aoi Hanım. Elbette kendimi müdafaa edebilirim. Bizim halkımızda kuvvet yalnızca kas yahut saldırı jutsularıyla ölçülmez. Bir bölgenin sizi kabul etmesini sağlamak, suyun ne zaman taşacağını anlamak, toprağın altında meydana gelen değişimi yüzeyden sezebilmek de kuvvettir." Birkaç sıçrayış sonra devam ediyor. "Gamapurin ise bu konularda benden çok farklıdır. Olağanüstü chakra hassasiyeti vardır. Bir şeyi merak ettiğinde kendi güvenliğini unutabilir. Bu sebeple yolculuklarda çoğu zaman onu ben gözetirim." Masato hafifçe sırıtıyor. "Yani siz onun bakıcısısınız." Gamaseiran duruyor. Masato’ya bakıyor. "Ben onun saygın seyahat refikiyim."

"Bakıcı."

"Seyahat refiki."

"Tamam."

Yaklaşık yirmi dakikalık yürüyüşten sonra hava belirgin biçimde serinliyor. Önünüzdeki ağaçlar seyrekleşirken geyik ruhunun gösterdiği iki büyük kaya uzaktan seçilmeye başlıyor. Aralarındaki dar yarık doğal bir geçit gibi görünse de etrafındaki taş parçaları doğaya ait değil. Yarıya kadar toprağa gömülmüş eski sütunlar, yosun altında kalan düz kesilmiş taşlar ve üzerinde silinmiş işaretler bulunan kırık bir levha var. Daha yaklaşmadan Gamaseiran duruyor. Göz kapakları yarıya kadar iniyor. "Evet." diyor alçak sesle. "Dün gece hissettiğimiz akım tam buradan geliyordu." Masato çevreyi dikkatle inceleyip yere çömeliyor. "Burada ayak izi var." Parmağını çamurun üzerindeki küçük, yuvarlak izlere götürüyor. Gamaseiran’ınkilerden biraz daha küçükler. İzler doğrudan iki kayanın arasındaki karanlık yarığa giriyor.

Tam o sırada yerin çok derinlerinden, belli belirsiz bir titreşim geliyor.

Bir kez.

Sonra ikinci kez.

Gamaseiran’ın geniş gözleri karanlık geçide kilitleniyor.

"Gamapurin."

Masato yavaşça ayağa kalkıyor ve elini kunai çantasına götürüyor.

"Umarım arkadaşınız hala sadece bal yiyordur."

Tam o anda titreşimin kaynağı değişiyor. Ayaklarınızın altındaki toprak bir anda kabarıp çatlamaya başlıyor, kuru çamur, taş parçaları ve köklerin arasındaki sert toprak sanki görünmez eller tarafından çekiliyormuş gibi farklı noktalardan yükselerek önünüzde birleşiyor. Birkaç nefes içerisinde şekilsiz yığınlar uzun gövdelere, kalın pençelere ve sivri çenelere dönüşüyor. Bir, iki, üç derken neredeyse bir düzine topraktan kurt, kayanın önünde sürü halinde beliriyor. Boş göz çukurlarının içinden soluk sarı chakra parlıyor. Gamaseiran bir anda geri sıçrarken Masato kunaisini çekiyor. "Tamam, bal yemiyorlar." Kurtlardan biri başını kaldırıp taşların birbirine sürtünmesine benzeyen boğuk bir hırıltı çıkarıyor ve bununla birlikte bütün sürü aynı anda ileri atılarak doğrudan üzerinize koşmaya başlıyor.