Page 5 of 13

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Fri Aug 21, 2026 8:24 pm
by Yureikumo Aoi
İzleri takip etmeye karar verdikleri zaman Masato çakra harcamayı gereksiz bulduğu için Byakugan kullanmamıştı. Dediği gibi izler henüz çok tazeydi. Çıplak ayak izleri dere boyunca ilerliyordu. Takip etmeye başladılar. İz bırakan her kim ise oldukça hafif bir bedene sahip olmalıydı ki geride başka hiçbir iz bırakmamıştı. Aoi izleri takip ettikçe bunun bir insan olduğu konusunda daha da şüpheye düşüyordu. Bir süre ilerledikten sonra bazı koparılmış böğürtlen çalılıkları buldular. Masato kaçan bir çocuksa acıkmış olduğu için bunlarla beslenebilmiş olabileceğini öne sürmüştü. Ayak boyunun bu kadar küçük olmasını garip buluyordu. "Ailesinden ayrı düşmüş ya da buraya bırakılmış olabilir mi ki?"

Bir süre daha takip ettiler izleri. Ormanın daha derin, daha izbe köşelerine doğru sürükleniyorlardı. "Kaybolmasak bari." Gür ağaçların köklerinin dışarı fırladığı yoğun ağaçlık ve yosun kaplı bir bölgeye gelmişlerdi. İzler de aniden kesilmişti. Masato ile bir an şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. İzlerin sahibi yok olmuştu sanki bir anda. Çalılıklardan bir hışırtı gelince hemen oraya yöneldiler. Masato hemen gardını alıp Aoi'nin önüne geçmişti. "Masato sen yaralısın!" Aoi fısıltıyla azarladı onu yine kendisini tehlikeye attığı için. Çalılıklardan bir daha hışırtı duyuldu. Sonra da...

Bir...

K-K-K-Kurbağa...!

Kocaman güzel pörtlek gözleri, turkuaz-yeşil derisi, beyaz benekli ve yaklaşık beline kadar gelen güzeller güzeli bir kurbağaydı. Aoi'nin kurbağalı deresindeki kurbağalara göre çok daha iri yarı ve gösterişli görünüyordu. Başının üzerinde aksesuar gibi duran çok sevimli sarı bir çiçeği bile vardı. Ayaklarını toprağa basmıştı ve bıraktığı izler deminden beri takip ettikleri izlerin aynısıydı. Bir süre boyunca Masato ile bakıştılar. Sonra kurbağa ağzını açıp konuştu.

Aoi için bu hayallerinin gerçek olduğu an gibi bir şeydi. Konuşan kurbağa... Gözleri kocaman büyüdü. Hemen kendini öne atarak bu muhteşem varlığı daha yakından incelemeye çalıştı. "KONUŞUYOR! ÇOK SEVİMLİ!" Aoi kendini tutamayarak kurbağaya olan hayranlığını haykırdı. "M-Merhaba sayın kurbağa! Sizi rahatsız mı ettik yoksa?" Mutluluktan yerinde zıp zıp zıplıyordu tıpkı bir kurbağa gibi. "Biz ormandan geçiyorduk sadece. Ahh! Kurbağaları çok severim! Kurbağa pelüşüm bile var. Ne kadar da güzelsiniz! Çok sevimli. O güzel dikdörtgen gözler, o yeşilin en güzel tonu kaygan deri, o aheste benekler... Şu küçük sarı çiçek! Çok tatlı! O kadar tatlı ki! Ah Yüce Yuukon!" Aoi kurbağa konuştuğu için resmen dini vecd yaşıyordu. Hayvanın dibine girdi. "İsminizi bize bahşeder misiniz sayın kurbağa? Benim adım Aoi. Yureikumo Aoi. Buradaki centilmen beyin ismi de Hyuuga Masato. Konohagakure shinobileriyiz. Sizin adınız nedir?"

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sat Aug 22, 2026 11:00 am
by GM - Shinsei
Kurbağa, senin bir anda önüne atılıp etrafında neredeyse dini bir vecd halinde dönmeye başlamanı şaşırtıcı bir sükunetle izliyor. Önce sağ gözünü, ardından sol gözünü ağır ağır kırpıyor. Başındaki sarı çiçek sen zıpladıkça oluşan hafif rüzgarla sallanıyor. Masato ise birkaç adım geride, kurbağadan çok seni seyrediyor artık. Yüzünde sana ne söylemesi gerektiğini bilemeyen bir ifade var. Kurbağanın derisini, gözlerini, beneklerini ve çiçeğini tek tek övdükçe yaratığın geniş ağzının iki ucu belli belirsiz yukarı kıvrılıyor. Sonunda ön ayaklarından birini göğsüne doğru çekip sana son derece ağırbaşlı bir selam veriyor.

"Hanımefendi, böylesine incelikli ve samimi iltifatlara uzun zamandır mazhar olmamıştım. Bilhassa gözlerimin geometrisine yönelik takdiriniz ziyadesiyle zarifti." Başını hafifçe yana eğiyor. "Ayrıca endişe buyurmayınız. Huzurumu bozmuş değilsiniz. Aksine, epey uzun süredir yalnız ilerlediğim bu yolculukta medeni bir selamlaşma duymak gönlümü ferahlattı." Sonra bakışlarını Masato’ya çevirip aynı ciddiyetle ekliyor. "Hyuuga Bey’in biraz evvelki 'lan' hitabını da şaşkınlık kaynaklı bir selamlama biçimi olarak kabul ediyorum." Masato’nun yüzü anında düşüyor. "Şey... kusura bakmayın. Konuşacağınızı beklemiyordum. Ben Hyuuga Masato." Kurbağa ağırbaşlı biçimde başını sallıyor. "Affedilmiştir."

Ardından ön ayaklarını yeniden yere yerleştirip kendisini biraz dikleştiriyor. "Müsaadenizle kendimi takdim edeyim. Adım Gamaseiran." İsmini söylerken sanki önemli bir saray görevlisiymiş gibi sesini özellikle berraklaştırıyor. "Ben, uzak doğudaki yağmur vadilerinin ötesinde bulunan Shigurezawa Sulaklıkları'ndan geliyorum. Bizim yurdumuz, sisli uçurumlar ile kadim nilüfer havuzlarının arasında gizlenmiş eski bir kurbağa yerleşimidir. İnsanlar pek nadiren yolunu bulur. Bulanların da çoğu geri döndüğünde orayı doğru tarif edemez." Gözlerinden biri sana doğru dönüyor. "Orada benim gibilerden çok daha iri, çok daha yaşlı ve maalesef çok daha huysuz beyefendiler de yaşamaktadır. Ben henüz görece genç sayılırım." Masato, beline kadar gelen kurbağaya bakıp birkaç saniye sessiz kalıyor. "Bundan daha irileri var yani." Gamaseiran hiç tereddüt etmeden cevaplıyor. "Elbette." Masato başını yavaşça sana çeviriyor. "Aoi, sakın heyecandan bayılma."

Gamaseiran’ın buraya gelişinin sebebi ise yüzündeki o hafif keyifli ifadeyi bir anda değiştiriyor. Başındaki sarı çiçeğe ön ayağıyla dokunup düzeltirken sesi daha ciddi bir tona bürünüyor. "Ne yazık ki Konoha ormanlarında bulunmamın sebebi seyahat merakı değildir. Dostumu arıyorum." Birkaç saniye susuyor. "Gamapurin." İsmi söylerken göz kapakları hafifçe düşüyor. "Kendisi benden biraz daha küçüktür. Açık yeşil renklidir, karnında üç altın benek bulunur ve haddinden fazla konuşur. Tatlı şeylere karşı iradesi yoktur. Özellikle bal gördüğünde bütün sağduyusunu kaybeder." Sonra derenin yukarısına doğru bakıyor. "Birlikte seyahat ediyorduk. Dün gece bu ormanın kuzeyinde tuhaf bir chakra akımı hissettik. Gamapurin onu incelemek için benden ayrıldı. Geri dönmedi."

Masato’nun mizahı bu noktada azalıyor. Çömelip Gamaseiran’ın göz hizasına biraz daha yaklaşıyor. "Saldırı sırasında mı kayboldu?" Gamaseiran ağır ağır başını sallıyor. "Zamanlaması buna yakındı. Lakin hissettiğimiz chakra, savaş meydanından yükselen sıradan shinobi chakrasına benzemiyordu. Toprağın altından geliyormuş gibi derin, aralıklı ve eskiydi. Üstelik Gamapurin ortadan kaybolduktan sonra izini takip etmeye çalıştığımda birkaç yerde koku aniden kesildi." Masato hemen sana bakıyor. Birkaç dakika önce bulduğunuz eski dua kağıdı ve chakra yayan mantar ikinizin de aklına aynı anda geliyor. "Şu mantar ve mühürlü kağıt..." diye mırıldanıyor. Ardından Gamaseiran’a dönüyor. "Biz de biraz önce normal olmayan bir chakra izi bulduk. Sizin ayak izlerinizi takip etmeye başlamadan hemen önce." Gamaseiran’ın gözleri ilk kez belirgin biçimde büyüyor.

"Bu bilgi son derece kıymetli olabilir." diyor. Sonra bir süre ikinizi inceliyor. Özellikle sana baktığında gözleri, yüzünün ötesinde bir şeyi tartıyor gibiler. "Yureikumo Aoi Hanım. Üzerinizde rüzgar chakrasının yanında alışılmadık derecede belirgin bir ruhsal akış hissediyorum. Masato Bey’de ise hassas ve disiplinli bir chakra dolaşımı mevcut. İkiniz de arayışımda bana yardımcı olabilecek niteliklere sahipsiniz." Masato hemen kaşını kaldırıyor. "Bizi tanıyalı beş dakika olmadı." Gamaseiran son derece sakin biçimde karşılık veriyor. "İnsanların birbirlerini değerlendirmek için gereğinden fazla zamana ihtiyaç duyduklarını düşünüyorum." Masato birkaç saniye onu süzüyor. "Bu kurbağayı sevdim ben."

Gamaseiran bu kez bir adım öne çıkıyor. Geniş ön ayağını toprağa bastığında çevredeki ince otlar hafifçe eğiliyor. Onun bedeninden çok zayıf fakat son derece yoğun bir chakra dalgası geçtiğini hissediyorsun. Ne saldırgan ne de kontrolsüz. Chakra, suyun içinden geçen serin bir akıntı gibi toprağa yayılıp birkaç saniye içinde kayboluyor. Kurbağa başını sana doğru kaldırıyor.

"Size bir teklif sunmak isterim."

Masato’nun yüzündeki rahat ifade biraz ciddileşiyor.

"Gamapurin’i sağ salim bulmama yardım edin. Karşılığında ben de sizin kuvvetlenmenize yardımcı olayım." Bir an durup kelimelerini özellikle seçiyor. "İnsan shinobilerin çoğunun bilmediği bazı chakra kullanımları, beden ile doğanın akışı arasındaki uyum ve algı yöntemleri konusunda eğitim verebilirim. Size uygun olup olmadığını görmeden daha fazlasını vaat etmek nezaketsizlik olur. Fakat ikinizin de şu an olduğunuzdan daha güçlü hale gelmenizi sağlayabileceğimden eminim."

Masato bu kez doğrudan sana dönüyor. Birkaç saniye önce yalnızca şifalı ot toplamaya çıktığınızı hatırlamış gibi elindeki piknik sepetine bakıyor, sonra Gamaseiran’a, ardından tekrar sana bakıyor.

"Aoi..." Dudaklarının kenarında istemsiz bir gülümseme beliriyor. "Biz Takeshi’ye merhem yapmaya çıkmıştık. Nasıl oldu da konuşan dev kurbağadan gizemli eğitim görevi aldık?"

Gamaseiran gözünü ağır ağır kırpıyor.

"Kaderin seyahat planları nadiren muntazamdır, Masato Bey."

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sat Aug 22, 2026 9:35 pm
by Yureikumo Aoi
Kurbağa bir süre sessizlik içerisinde Aoi'nin ona tepkisini izlemiş, sonra hafifçe gülümseyerek inanılmaz nazik bir beyefendi gibi konuşmaya başlamıştı. Kurbağa konuştukça Aoi'nin gözleri büyüdü, yüzü hayranlıkla pembeleşti. Huzurunu bozmadıklarını, tam aksine yalnızlıktan kendisini kurtardıkları için mutlu olduğunu söylemişti. İsminin Gamaseiran olduğunu söyledikten sonra Shigurezawa Sulaklıkları'nda yaşadığını, pek kimsenin bilmediği gizli bir kurbağa mekanında yaşadığını açıklamıştı. Kurbağaların yaşadığı bir diyar... Cennet... Orada kendisinden çok daha iri ve çok daha bilge kurbağalar yaşadığını duyunca Aoi'nin ağzı öyle bir açıldı ki içine sinek kaçabilirdi. "KURBAĞALARLA DOLU BİR DİYAR!" Artık onu tanımış olan Masato bu habere bayılmamasını söylemişti ancak Aoi için bu pek mümkün gibi görünmüyordu. O kadar heyecanlanmıştı ve öyle mutluydu ki havaya uçabilirdi her an.

Gamaseiran, burada bulunma sebebinin pek keyifli bir seyahatten kaynaklı olmadığını, kayıp olan arkadaşını aradığını söyleyince Aoi hemen ciddileşti. Dostunun ismi Gamapurin'di. Gamaseiran'dan daha küçük, daha yeşil, daha konuşkan bir kurbağa olduğunu işitince Aoi yeniden heyecanlanacak gibi oldu ancak onun kayıp olduğunu hatırlayınca yeniden sustu. Üstüne üstlük tatlıları da çok seviyordu. "Tıpkı benim gibi! Ben de çok konuşurum ve tatlıları çok severim!" Aoi'nin kurbağa ruh ikizi olmalıydı Gamapurin. Bir önceki gece ormanda ilginç bir çakra akımı hissetmişler ve birbirlerini kaybetmişlerdi. Saldırı esnasında yaşanmıştı ancak onların çakraları gibi değildi. Daha tuhaf bir çakra akışı hissetmişlerdi. Toprağın altından geldiğini düşünmüşlerdi. Masato kendisine dönüp biraz evvel gördükleri dua kağıdını ve mantarları hatırlatınca Aoi'de ampul yandı.

Gamaseiran ona dönerek Fuuton ve ruh enerjisi kullanıyor olmasının işine yarayabileceğini, Masato'da da Byakugan olduğu için kıymetli olabileceğini söylemişti. Arkadaşını arayışında yardım talep ediyordu. Sonra Gamaseiran kendi bedeni etrafında dönerek yoğun ama hafif bir çakra salınımı gerçekleştirmişti. İkiliye dönerek eğer Gamapurin'i bulmakta ona yardım ederlerse insan shinobilerin bilmediği bir çakra kullanımı hakkında onlara eğitim verebileceğini söylemişti. Böylece onları güçlendirecekti. Masato ona dönerek ot toplama amaçlı girdikleri ormanda daha içine girer girmez işlerin nasıl bu hale geldiğini sorgulamıştı. Aoi'nin yüzü bir anda ciddileşti. Kaşlarını çattı. "Masato..." diye söze girdi. Piknik sepetini yavaşça çimenlere bırakarak genç oğlana yaklaştı ve iki eliyle onun elini avuçlarının arasına aldı. "Böyle beyefendi bir kurbağaya yardım etmezsek Tanrı bizi cezalandırır!" Sonra Gamaseiran'e döndü. "Size tabi ki yardım edeceğiz! Bizi karşınıza Yüce Yaratıcı Alemlerin Rabbi Yuukon çıkartmış olmalı. Ama bunu bir karşılık için yapmıyorum. Sizden istediğim dostluğunuz." Yavaşça eğilerek kurbağaya elini uzattı. "Kurbağalar çok kutsal hayvanlardır. Benim için de çok kıymetliler. Dilerseniz evimin arkasındaki derede diğer dostlarınızla birlikte vakit geçirebilirsiniz. Kurbağalar arasında çok popüler bir dere olduğu için seveceğinizi umuyorum." Sonra el mühürleri yaptı. "Shisha no Kage" Bu topraklarda can vermiş diğer hayvanların ruhlarına bağlanarak kayıp Gamapurin'den bir iz bulmaya çalışacaktı.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sun Aug 23, 2026 5:38 pm
by GM - Shinsei
El mühürlerini tamamladığın anda ormanın havası çok hafif değişiyor. Derenin şırıltısı uzaklaşıyor, böceklerin cıvıltısı boğuklaşıyor ve nemli toprağın üzerinden soluk, gümüşümsü çizgiler yükselmeye başlıyor. Bu bölgede can vermiş hayvanların geride bıraktığı ruhsal izler birer gölge halinde şekilleniyor. İlk gelen, kuyruğunun yarısı saydamlaşmış yaşlı bir tilki oluyor. Köklerin arasından sessizce çıkıp birkaç adım önünde oturuyor. Sağ kulağında eski bir yırtık izi var. Arkasından, gövdesinde ok yarasına benzeyen ince bir ışık çizgisi taşıyan küçük bir geyik beliriyor. Bir ağacın dalında da gövdesi belli belirsiz görünen siyah bir karga ortaya çıkıyor. En son, dere kıyısındaki taşların arasından tombul bir tarla faresinin ruhu kafasını uzatıyor. Gamaseiran bütün bu oluşumu sessizce izlerken başındaki sarı çiçek hafifçe öne eğiliyor. Masato ise sırayla ruhlara, sana, sonra yeniden ruhlara bakıyor. "Ben senin yanında nedense normal insan gibi hissediyorum ya." Gamaseiran başını ona çeviriyor. "Masato Bey, gözlerinizle kilometrelerce uzağı ve insanların damarlarındaki chakra yollarını görebiliyorsunuz." Masato birkaç saniye düşünüyor. "Doğru..."

Ruhların hepsi sana bakıyor. Tilki önce başını dere yönüne çeviriyor, ardından burnunu kaldırıp kuzeydoğuyu koklar gibi yapıyor. Ağzı açıldığında sesi yaşlı, kuru ve hafif yankılı geliyor. "Yeşil olan geçti. Suyu sevdi. Sonra tatlı koku buldu." Tarla faresi bunun üzerine taşların arasından tamamen çıkıyor ve ön patilerini hızlı hızlı birbirine sürtüyor. "Bal! Bal! Bal kokusu! Büyük taşın ötesinde. Sarı yapışkan. Yeşil zıplayan onu yedi. Çok yedi. Sonra aşağıdan gelen sesi dinledi." Gamaseiran’ın gözleri biraz büyüyor. "Bu kesinlikle Gamapurin’e benziyor." Masato, kurbağaya yan gözle bakıyor. "Kayıp arkadaşınız gizemli chakra araştırırken önce oturup bal mı yemiş?" Gamaseiran bir an sessiz kalıyor. "Kendisinin araştırma metodolojisi zaman zaman tartışmalıdır." Masato burnundan gülüyor. "Ben bu Gamapurin’i daha görmeden sevmeye başladım."

Ağaç dalındaki karga kanatlarını açınca çevresinden birkaç siyah tüy biçiminde ruh parçacığı dökülüyor. Gözleri, derenin yukarısındaki daha karanlık ağaçlıklara çevriliyor. "Kurbağa yukarı gitmedi. Yer onu çağırdı." Geyik ruhu da ağır adımlarla öne geliyor ve ön ayağını toprağa vuruyor. Bir kez. İki kez. Üçüncü vuruşta ayağının altındaki toprakta soluk bir görüntü beliriyor, iki büyük kaya, aralarında dar bir yarık ve yarığın çevresinde yosunla örtülmüş eski taş sütun parçaları. "Orada yabancı koku vardı. Demir. Eski tütsü. Islak taş. Küçük yeşil canlı içeri baktı. Sonra büyük bir gürültü oldu." Tilki ruhu yeniden konuşuyor. "Sonra geri dönmedi." Görüntü dağıldığında karga gagasını bir kez kapatıp açıyor. "Toprağın altında bir şey nefes alıyor." Bu cümleden sonra dört ruh da bir süre sessizleşiyor. Ardından tilki ayağa kalkıp birkaç adım kuzeydoğuya ilerliyor ve dönüp sana bakıyor. Tarla faresi ise başka bir rotayı, dere yatağını işaret ediyor. İki yol birkaç yüz metre sonra aynı kayalık bölgenin iki farklı tarafına çıkıyor gibi görünüyor.

Gamaseiran, hayvan ruhlarına çok ciddi bir saygıyla başını eğiyor. "Bilgeliğiniz ve yardımınız için minnettarım." Masato da biraz tereddüt ettikten sonra aynı şeyi yapıyor. "Teşekkürler." Fare ruhu ona bakıp aniden "Sandviç kokuyorsun." diyor. Masato doğrulurken duruyor. "Ben mi?" "Füme." Masato yavaşça piknik sepetine bakıyor, sonra fareye. "Ölünce koku alma yeteneği niye devam ediyor?" Gamaseiran gayet ciddi cevap veriyor. "Bazı tutkular ölümden daha kalıcıdır sayın Hyuuga Masato bey." Fare ruhu başını hızlıca sallıyor. "Füme." Masato iç çekiyor. "Tamam kardeşim, anladık." Ruhlar yavaş yavaş çözülüp toprağın ve ağaçların arasına geri karışırken geriye yalnızca kuzeydoğu yönündeki belli belirsiz ruhsal iz kalıyor.

Üçünüz fazla oyalanmadan yola koyuluyorsunuz. Tilkinin gösterdiği kuru sırt yolunu seçtiğinizde dereyi sağınıza alarak yükselmeye başlıyorsunuz. Gamaseiran yürümekten çok kısa sıçrayışlarla ilerliyor, her inişinde başındaki sarı çiçek sallanıyor fakat nedense hiçbir zaman düşmüyor. Masato birkaç dakika boyunca bunu izledikten sonra sonunda dayanamıyor. "Şu çiçek yapışık mı kafanıza?" Gamaseiran yürümeye devam ediyor. "Hayır." "Nasıl düşmüyor?" "Duruş meselesi." Masato başını çevirip sana bakıyor. "Ben bunu öğrenmek istiyorum işte." Gamaseiran bunu bir eğitim talebi olarak algılayıp son derece ciddi biçimde ekliyor. "Boyun ve omurga kontrolünüz yeterli seviyeye ulaştığında değerlendirebiliriz." Masato’nun gülüşü kesiliyor. "Gerçekten teknikmiş gibi cevap verdi. Şu an ne yaşıyoruz acaba biz?"

Yürüyüş ilerledikçe Gamaseiran kendisinden de söz etmeye başlıyor. Shigurezawa’da bir iz sürücü ve gözlemci olarak yetiştiğini anlatıyor. Genç kurbağaların güvenli sulak alanların dışına çıktığı dönemlerde onlara eşlik ediyor, çevredeki chakra değişimlerini kayıt altına alıyor ve farklı bölgelerde yaşayan hayvan topluluklarıyla haberleşiyor. "Ben bir savaşçı sayılmam, Aoi Hanım. Elbette kendimi müdafaa edebilirim. Bizim halkımızda kuvvet yalnızca kas yahut saldırı jutsularıyla ölçülmez. Bir bölgenin sizi kabul etmesini sağlamak, suyun ne zaman taşacağını anlamak, toprağın altında meydana gelen değişimi yüzeyden sezebilmek de kuvvettir." Birkaç sıçrayış sonra devam ediyor. "Gamapurin ise bu konularda benden çok farklıdır. Olağanüstü chakra hassasiyeti vardır. Bir şeyi merak ettiğinde kendi güvenliğini unutabilir. Bu sebeple yolculuklarda çoğu zaman onu ben gözetirim." Masato hafifçe sırıtıyor. "Yani siz onun bakıcısısınız." Gamaseiran duruyor. Masato’ya bakıyor. "Ben onun saygın seyahat refikiyim."

"Bakıcı."

"Seyahat refiki."

"Tamam."

Yaklaşık yirmi dakikalık yürüyüşten sonra hava belirgin biçimde serinliyor. Önünüzdeki ağaçlar seyrekleşirken geyik ruhunun gösterdiği iki büyük kaya uzaktan seçilmeye başlıyor. Aralarındaki dar yarık doğal bir geçit gibi görünse de etrafındaki taş parçaları doğaya ait değil. Yarıya kadar toprağa gömülmüş eski sütunlar, yosun altında kalan düz kesilmiş taşlar ve üzerinde silinmiş işaretler bulunan kırık bir levha var. Daha yaklaşmadan Gamaseiran duruyor. Göz kapakları yarıya kadar iniyor. "Evet." diyor alçak sesle. "Dün gece hissettiğimiz akım tam buradan geliyordu." Masato çevreyi dikkatle inceleyip yere çömeliyor. "Burada ayak izi var." Parmağını çamurun üzerindeki küçük, yuvarlak izlere götürüyor. Gamaseiran’ınkilerden biraz daha küçükler. İzler doğrudan iki kayanın arasındaki karanlık yarığa giriyor.

Tam o sırada yerin çok derinlerinden, belli belirsiz bir titreşim geliyor.

Bir kez.

Sonra ikinci kez.

Gamaseiran’ın geniş gözleri karanlık geçide kilitleniyor.

"Gamapurin."

Masato yavaşça ayağa kalkıyor ve elini kunai çantasına götürüyor.

"Umarım arkadaşınız hala sadece bal yiyordur."

Tam o anda titreşimin kaynağı değişiyor. Ayaklarınızın altındaki toprak bir anda kabarıp çatlamaya başlıyor, kuru çamur, taş parçaları ve köklerin arasındaki sert toprak sanki görünmez eller tarafından çekiliyormuş gibi farklı noktalardan yükselerek önünüzde birleşiyor. Birkaç nefes içerisinde şekilsiz yığınlar uzun gövdelere, kalın pençelere ve sivri çenelere dönüşüyor. Bir, iki, üç derken neredeyse bir düzine topraktan kurt, kayanın önünde sürü halinde beliriyor. Boş göz çukurlarının içinden soluk sarı chakra parlıyor. Gamaseiran bir anda geri sıçrarken Masato kunaisini çekiyor. "Tamam, bal yemiyorlar." Kurtlardan biri başını kaldırıp taşların birbirine sürtünmesine benzeyen boğuk bir hırıltı çıkarıyor ve bununla birlikte bütün sürü aynı anda ileri atılarak doğrudan üzerinize koşmaya başlıyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Mon Aug 24, 2026 9:57 pm
by Yureikumo Aoi
Ruhlar Aoi'nin çağrısına hemen cevap verdiler. Toprağın üzerinde yavaşça ruhunu teslim etmiş ve ebedi istirahatine geçmiş orman canlılarının siluetleri yükselmeye başladı. Bir tilki, bir geyik, bir karga ve bir tarla faresi. Masato ruhlara bakarken kendisini normal bir insan gibi hissettiğini söylemişti. Aoi yarı şaka yarı ciddi bir şekilde dudak büzdü. "Sen eskiden daha saygılı bir insandın Masato, ne oldu sana?" Ormanın ruhları çağrıya yanıt olarak bir ruh izi göstermektense konuşarak tarif etmeye başlamışlardı. Gamapurin nereden geçmişti, ne yapmıştı? Görünüşe göre bir şekilde buralarda bal bulmuştu ve bu onu cezbetmişti. Sonrasında yer altında farklı bir şey hissetmişti. İki kaya arasındaki bir yarıktan içeri bakmıştı. Sonra bir şekilde bu yarıktan içeri düşmüş, itilmiş ya da bir şey tarafından içeri çekilmişti. Bir daha da geri çıkmamıştı. Toprağın altında nefes alan bir şey olduğunu söylemişti ruhlar. Tilki ve tarla faresi farklı yönleri işaret etmişlerdi, her iki yol da aynı yere varıyor gibiydi. Aoi ruhların önünde saygıyla eğilerek teşekkür etti. "Ebedi istirahatinizden kalkıp biz fanilere yardım ettiğiniz için minnettarız." Masato da teşekkür etmişti. Tarla faresi ona füme gibi koktuğunu söyleyince Aoi kikirdedi. "Fümeli sandviçimiz vardı, ister misiniz sayın tarla faresi? Ah... ama yiyebildiğinizi sanmıyorum. Üzgünüm."

Ruhlar yavaşça silinerek toprağa, ait oldukları mekana geri döndüler. Aoi, Masato ve Gamaseiran da onların gösterdiği yolda ilerlemeye başladılar. Tilkinin gösterdiği yolu takip ettiler. Yol boyunca Gameseiran sıçrıyor olmasına rağmen sarı çiçeğinin başından düşmüyor oluşu Masato'nun ilgisini çekmişti. Söylediğine göre bu duruşuyla ilgiliydi. Masato bunu öğrenmek istediğini söylediğinde Gamaseiran bunu ciddiye almıştı. Aoi ikisinin arasındaki alışverişe kıkırdamakla yetindi. Bir süre sonra Gamaseiran kendisinden bahsetmeye, Shigurezawa Sulaklıkları'ndaki hayatından ve yetiştirilme şartından bahsetmeye başladı. Kendisi savaşçı değildi ancak bir koruyucuydu. Gamapurin ile de buraya o sebeple gelmişti. Gamapurin bir araştırmacıydı ve düşüncesizce hareket edecek olursa onu koruyacaktı.

Bir süre sonra nihayet ruhların bahsettiği iki büyük kayalığa ulaştılar. Gerçekten de geyik ruhunun gösterdiği gibiydi. Aralarında bir yarık vardı. Taşlar ise doğal durmuyordu. Gamaseiran önceki gece akımı burada hissettiklerini onaylayınca doğru yerde olduklarına emin oldular. Masato yerde küçük ayak izleri bulunca da bunların Gamapurin'e ait olduğunu fark ettiler. Tam o esnada zeminde bir titreşim hissedildi. Sonra bir kez daha. Ayaklarının altındaki toprak hareketlenmeye başladı. Bir anda kabarıp yükseldi ve yavaşça vahşi kurt formlarına bürünmeye başladı. Üstlerine atıldığı anda Aoi yelpazesine davrandı. "Saldırı altındayız! Birisi ya da bir şey saldırıyor!" Yelpazesine Fuuton çakrası aktararak topraktan kurtların şekillerini bozmayı ya da onları savurmayı deneyecekti. "Gamapurin Bey! Burada mısınız?! Çikolatalı süt sever misiniz?" Eğer gerçekten yarığın içindeyse belki de onu tatlıyla kendilerine çekebilirdi.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Tue Aug 25, 2026 6:58 pm
by GM - Shinsei
Yelpazeni açıp Fuuton chakranı üzerine yüklediğin anda önündeki hava sıkışıyor. İlk savuruşunla birlikte güçlü bir rüzgar dalgası dar geçidin önündeki kurt sürüsüne çarpıyor. Topraktan oluşmuş ilk üç kurt daha üzerinize ulaşamadan gövdeleri çatlıyor, kafaları, bacakları ve sırtlarından kopan taş parçaları rüzgârın içinde savrularak yeniden zemine karışıyor. Dördüncüsü pençelerini toprağa gömerek direnmeye çalışıyor fakat ikinci savuruşta gövdesinin yarısı parçalanıp dağılıyor. Birkaç saniyeliğine önünüz açılmış gibi oluyor. Sonra dağılan toprak hareketleniyor. Parçalanmış kurtların kalıntıları zeminin altına çekilirken hemen yanlarından yeni kabartılar yükseliyor. İki kurt gidiyor, dört tanesi oluşuyor. Dört tanesi parçalandıkça onların gerisinde altı ayrı gövde şekilleniyor. Gamaseiran, başındaki sarı çiçeği bile kıpırdatmadan geri sıçrayıp çevreyi inceliyor. "Bunlar bağımsız varlıklar değil. Aynı chakra kaynağı sürekli olarak toprağı yeniden biçimlendiriyor." Tam o sırada sen yarığa doğru Gamapurin’e seslenip çikolatalı süt teklif ediyorsun. Masato, kendisine doğru sıçrayan iki kurdun arasından yana kayarken sana inanamaz bir bakış atıyor. "Aoi, bu işe yarar mı emin değilim... Kurbağalar süt içiyor mu ki?!" Yarığın içinden herhangi bir karşılık gelmiyor.

Masato iki avucunu öne getiriyor. Yaklaşan kurtlardan biri tam üzerine atılacağı anda "Hakke Kuushou!" diye bağırıyor. Avucundan boşalan yoğun chakra basıncı kurdun kafasına ve göğsüne çarpıyor, yaratık havada parçalanarak arkasındaki iki kurda saplanıyor. Üçü birden taş ve toprak yağmuru halinde dağılıyor. Masato bir adım geri çekilip aynı tekniği ikinci kez kullanıyor. Bu kez sağ taraftan yaklaşan iki kurdun gövdeleri ortalarından patlıyor. Fakat yeni şekiller zeminden yükselmeye devam ediyor. Masato’nun nefesi hızlanıyor. Kaburgalarındaki yaralar yüzünden yüzünü kısa süreliğine buruşturmasına rağmen yerini terk etmiyor. Sana yönelen bir kurdu tekmeyle yana savurup ellerini yeniden pozisyona getiriyor. "Hala..." Derin bir nefes alıyor. "...saygılıyım..." Bir başka kurt üzerine sıçrıyor. "...ama..." Ayaklarını zemine sabitleyip chakrasını bütün tenketsularından dışarı bırakıyor. "...sabrım..." Son kelimede bütün gövdesi dönmeye başlıyor. "KALMADI! KAITEN!!"

Masato’nun çevresinde mavi-beyaz chakra küresi bir anda genişliyor. Üzerine atlayan ilk kurt küreye değdiği anda parçalanıyor. Ardından iki tane daha saplanıyor, gövdeleri chakra akımının içinde ezilip toprağa dönüşüyor. Masato dönmeye devam ettikçe saldıran yaratıklar birer birer Kaiten’in üzerine çarpıyor ve geriye yalnızca savrulan toz bulutları kalıyor. Birkaç saniye sonra etraftaki bütün kurtlar geri çekiliyormuş gibi hareket ediyor. Gövdeleri çözülüp aynı noktaya doğru akmaya başlıyor. Toprak, taş, kil ve kırılmış kökler birbirinin üzerine yığılıyor. Kütle önce bir tepe büyüklüğüne ulaşıyor, ardından dört devasa bacak beliriyor. Uzun bir baş, sivri kulaklar ve neredeyse bir insan boyundaki dişlerden oluşan ağız şekilleniyor. Önünüzdeki dev toprak kurdu başını gökyüzüne kaldırıp öyle güçlü bir uluma çıkarıyor ki iki kayalığın arasındaki yarıktan taş parçaları dökülüyor. Göz çukurlarının içi turuncu chakra ile parlıyor. Sonra başını aşağı indirip bütün ağırlığıyla üzerinize doğru koşmaya başlıyor.

Gamaseiran ilk kez ciddi biçimde öne çıkıyor. Ön ayaklarını yere bastırıyor, yanakları bir anda şişiyor ve ağzını açarak yoğun, koyu renkli bir balçık kütlesini dev kurdun üzerine püskürtüyor. Balçık yaratığın ön bacaklarına ve göğsüne yapıştığı anda sertleşiyor. Kurt bir adım daha atamadan dengesi bozulup başının üzerine çakılıyor. Toprak gövdesi çatırdamaya başlıyor, sırtındaki taşlar yuvarlanıyor, bacakları biçimlerini kaybediyor ve birkaç saniye içerisinde bütün yaratık yeniden cansız bir toprak yığınına dönüşüyor. Gamaseiran ağzının kenarını ön ayağıyla temizliyor. "Biraz kaba bir yöntemdir fakat gayet tesirlidir." Masato nefes nefese ona bakıyor. "Savaşçı değildiniz hani?" Gamaseiran gözünü kırpıyor. "Kendimi müdafaa edebildiğimi belirtmiştim."

Tam rahatlayacakken dağılan toprak yığınının ortası şiddetle kabarıyor.

Bir anda yerin altından kocaman bir insan yumruğu fırlıyor.

Yumruk havaya yükselirken çevresindeki toprak parçalanıyor, ardından kalın bir ön kol ve omuz ortaya çıkıyor. Bir adam kendi gücüyle zemini yararak yukarı doğru tırmanıyor. Önce başı, sonra göğsü çıkıyor. Kaslı bir vücudu, kısa siyah saçları ve toprağın içinden bile belirgin görünen parlak turuncu gözleri var. Yerden tamamen çıktığında dizlerinin üzerine düşüp birkaç kez sertçe öksürüyor. Ağzına dolan toprağı tükürüp yüzünü buruşturuyor. "Ya hep her yer toprak of sikeceğim ya!" Ayağa kalkıp saçlarını, omuzlarını ve pantolonunu öfkeyle silkeliyor. Üzerinden küçük taşlar yağmur gibi dökülürken sonunda sizi fark ediyor. Kaşlarını çatıp ellerini beline koyuyor. "Arkadaşım siz neden benim av planımı bozuyorsunuz?"

Gamaseiran’ın gözleri hafifçe kısılıyor. "Neyi avlayacaktınız acaba?"

Adam ağzını açıyor. "Şeyi..." Birkaç saniye düşünüyor. Sonra bakışları Gamaseiran’ın üzerinde donuyor. "Lan?" Parmaklarından birini kaldırıp doğrudan kurbağaya doğrultuyor. Gözleri büyüyor. "SENİ!" Gamaseiran bir anlığına tamamen hareketsiz kalıyor. Sonra ağzından son derece asil görünümüne hiç uymayan küçük bir kahkaha çıkıyor. "Hahahahah, eyvah." Cümlesi biter bitmez arkasını dönüp olanca hızıyla sıçramaya başlıyor. Sarı çiçeği mucizevi biçimde hala kafasında. Turuncu gözlü adam da hiç düşünmeden arkasından koşuyor. "GEL BURAYA LAN!" Masato birkaç saniye yaşananlara anlam vermeye çalışıyor, sonra gözleri büyüyor. "Onu durdurmamız lazım!" diyerek peşlerinden koşmaya başlıyor.

Sen de hareketlenmek üzereyken arkandan çok hafif bir temas hissediyorsun.

Paçana bir şey dokunuyor.

Aşağı baktığında az önce ebedi istirahatine geri dönen tarla faresinin ruhunun yeniden belirdiğini görüyorsun. Minik patisiyle kumaşı ağır ağır okşuyor. Sonra başını son derece vakur bir hareketle yana çeviriyor. Uzaklaşan Gamaseiran’a, adamın arkasından koşan Masato’ya ve bütün bu kaosa son bir kez bakıyor.

Ardından gözlerini sana kaldırıyor.

"Füme."

Garip Adam
► Show Spoiler

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Wed Aug 26, 2026 12:42 am
by Yureikumo Aoi
Aoi'nin darbesi ile birlikte üzerlerine atılmış olan kurtların bir kısmı havada parçalanıp yok olmuştu. Ancak toprağa düşer düşmez kırılan parçalardan yeniden kurtlar oluşuyordu. Hem de sayıları da artmaya devam ediyordu. Gamaseiran tüm bu kurtların tek bir kişinin elinden çıkma olduğunu söylemişti. "Çakrası tükenene dek oyalayacak mıyız yani?" Ne yazık ki Aoi'nin öne sürdüğü çikolatalı süt teklifine cevap gelmemişti. Masato'ya cevap olarak "Bal yiyorsa süt neden içemesin?!" dedi şaşkın bir şekilde. Çikolatalı sütü kim sevmezdi ki?

Masato da tekniklerini kullanarak saldırıyordu ancak aynı şekilde kurtlar topraktan yükselmeye devam ediyordu. En sonunda sinirlenerek Kaiten kullandı ve etrafında hızla dönmeye başlayarak adeta bir küreye dönüştü. Böylece etraftaki kurtların her birisini paramparça etti. Artık parçalanan kurtlar yeniden oluşmuyordu. Tam her şey bitiyor herhalde derken bu sefer de topraktan devasa tek bir kurt oluşmuştu. Öyle bir uluması vardı ki Aoi elleriyle kulaklarını kapatmak zorunda kaldı. Gamaseiran öne çıktı. Yanaklarını şişirdi ve ağzını açtığında... kustu...? Ya da ağzından balçık gibi bir şey çıkardı. Kurda yapışan bu sıvı onu taşlaştırıp dengesini bozdu. Birkaç saniye içinde de yere devrilip toprağa geri karıştı.

Aoi dizlerini tutarak soluğunu toparlamaya çalıştı. "Neydi bu şimdi?" Toprak yeniden hareketlenmeye başladı. Bu sefer içinden bir insan yumruğu çıktı. Sonra bir kol, sonra da epey kaslı bir gövde. Daha önce hiç görmediği bir adam toprağı yararak tutundu ve kendini yukarı doğru çekti. Siyah saçlı ve garip bir şekilde turuncu gözlüydü. Onunla ilgili en dikkat çekici şey yara bere içinde kalmış kolları ve bisepsleriydi. "Ne kadar da kaslı!" Adam dizlerinin üzerinde ağzındaki toprakları öksürürken pek ayıp şeyler söylemişti toprak ana hakkında. Doton kullananın o olduğu düşünülürse... komik bir durumdu. Adam kalkıp üstünü başını silkeledikten sonra Aoi ve Masato'ya dönerek avını engelledikleri hususunda onlara çıkıştı. Gamaseiran neyi avlıyor olduğunu sorunca da... Çok garip bir şey yaşandı. Onu avlıyor olduğunu söyledikten sonra Gamaseiran kaçmaya başladı ve adam da peşinden gitti.

Masato hiç düşünmeden öne atılarak onu durdurmaları gerektiğini söylemişti. Aoi ise şaşkındı. O adam kimdi? Neden kurbağaları avlıyordu? O esnada ayak bileklerine dokunan bir şey hissetti. Tarla faresinin ruhu... "F-Füme mi istiyorsunuz sayın ruh?" Aoi içinde sandviçlerin olduğu piknik sepetini farenin yanına bıraktı. "Ama yiyebilir misiniz ki?" O esnada zihninde şimşekler çaktı. Tarla faresinin ona ne söylemek istediğini fark etti. Füme! Bu kaosu durdurmanın anahtarı buydu! Tarla faresi füme istemiyor, kutsal bilgeliği ile ona yol gösteriyordu. Aoi hemen başını eğerek saygı gösterdi. "Teşekkür ederim sayın ruh!" Sonra piknik sepetini kaptığı gibi kaslı adamın peşinden koşmaya başladı. "Durun! Kaslı beyefendi! Füme! Füme! Fümeli sandviç yer misiniz? Açlıktan kurbağa avlamayınız lütfen onlar bilge ve kutsal hayvanlar!"

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Fri Aug 28, 2026 6:37 pm
by GM - Shinsei
Piknik sepetini kaptığın gibi koşmaya başladığında önünüzdeki manzara birkaç saniye içinde tamamen saçma bir kovalamacaya dönüşüyor. Gamaseiran kısa ama güçlü sıçrayışlarla ağaç köklerinin ve kayaların üzerinden ilerliyor, başındaki sarı çiçek mucizevi biçimde yerinden düşmüyor. Arkasındaki kaslı adam ise Doton kullanmasına rağmen toprağa duyduğu bütün nefreti ayaklarıyla ormandan çıkarırcasına koşuyor. "KAÇMA LAN! İKİ GÜNDÜR PEŞİNDEYİM!" diye bağırıyor. Gamaseiran hiç arkasına dönmeden "Takibinizdeki sebatı takdir ediyorum fakat niyetinizden ziyadesiyle rahatsızım!" diye cevap veriyor. Sen fümeli sandviç teklifini haykırınca adamın adımları ilk defa yarım saniyeliğine aksıyor. Başını geriye çevirip sana bakıyor. "NE FÜMESİ?!" Masato hemen aranızdan bağırıyor. "DUR DA YE İŞTE! KURBAĞA YEMEKTEN DAHA NORMAL!" Adamın yüzünde bunun gerçekten değerlendirilebilir bir teklif olup olmadığına dair kısa bir düşünce beliriyor fakat Gamaseiran o anda arayı açınca bütün dikkati yeniden avına dönüyor. "SONRA YERİM!" diyerek hızlanıyor.

Kovalamaca sizi önce derenin üzerinden atılan kalın bir ağaç kökünün, ardından eğrelti otlarıyla dolu dar bir yamacın arasından geçiriyor. Masato yaralı olmasına rağmen şaşırtıcı bir hızla ilerliyor, ancak birkaç kez kaburgasını tutup nefesini toparlamak zorunda kalıyor. Gamaseiran önünde yükselen bir kaya duvarına yaklaşınca tek sıçrayışta yarısına kadar çıkıyor, ikinci sıçrayışında tepesine ulaşıyor. Kaslı adam ise doğrudan ellerini toprağa vuruyor. "Doton: Ganban Shou!" Önündeki zemin yükselip doğal bir basamak oluşturuyor ve adam onun üzerinden koşarak Gamaseiran’ın peşinden gidiyor. Masato bunu görünce dişlerini sıkıyor. "Adam kendine yol yapıyor bir de ya..." Birkaç metre sonra Gamaseiran’ın yolu, devrilmiş kalın bir ağacın gövdesiyle daralıyor. Kurbağa üzerinden atlarken adam da sıçrıyor. Masato o an hızlanıyor, kendisini neredeyse yere bırakırcasına uzanıp adamın arka ayağını iki eliyle yakalıyor. "YAKALADIM!" Adam havada dengesini tamamen kaybediyor. "LAN LAN LAN-" Yüzüstü toprağa öyle sert çakılıyor ki birkaç metre boyunca kayarak önünde toprak biriktiriyor. Masato da bacağını bırakmayıp onunla birlikte sürükleniyor. Gamaseiran biraz ileride durup geriye dönüyor ve başını vakur biçimde eğiyor. "Masato Bey, zamanlamanız takdire şayandı." Masato yüzü toprağa yakın halde nefes nefese cevap veriyor. "Kaburgalarım... aynı fikirde değil..."

Tam onlara yetiştiğin sırada çevrendeki zeminin ne kadar sıra dışı olduğunu fark ediyorsun. Koşarken geçtiğiniz sık ağaçlık aniden küçük, nemli ve gölgeli bir açıklığa dönüşmüş. Çürümüş kütüklerin, yosun kaplı taşların ve eski köklerin arasında olağanüstü çeşitlilikte mantarlar yetişiyor. İlk dikkati çekenler, mavi damarları nabız gibi yanıp sönen Reimyaku Mantarı kümeleri oluyor. Yureikumo kitaplarından hatırladığın kadarıyla çok düşük miktarda işlendiğinde chakra dolaşımını sakinleştirmek ve meditasyon sırasında ruhsal hassasiyeti artırmak için kullanılıyor, fazla tüketildiğinde ise ağır baş dönmesi ve duyusal karmaşa yaratabiliyor. Biraz ötede süt beyazı şapkalarının altında mor halkalar bulunan Tsukikasa mantarları var. Bunlar ezilip merheme katıldığında kas sertliği ve darbeye bağlı ağrıları hafifletmesiyle biliniyor. Takeshi ve Masato için hazırlayacağın merheme çok uygun görünüyor. Ağaç köklerinin dibinde ince, turuncu saplı Hinoko-dake yetişiyor. Isıtıldığında yoğun bir sıcaklık açığa çıkardığı için soğuk yaralanmaları ve dolaşımı zayıflamış dokular için kullanılan kompreslere katılıyor, fakat doğrudan tene temas ettirilirse tahriş edebiliyor. Daha ileride şeffafa yakın, jel kıvamlı Mizutama Mantarı kümeleri bulunuyor, bunlar suyu bünyesinde tutuyor ve ezildiğinde ferahlatıcı bir jel oluşturuyor. Yanıklar, şişlikler ve yüzeysel tahrişlerde işe yarıyor. Son olarak çürümüş bir kütüğün altında küçücük altın benekleri olan koyu yeşil Koganegoke-dake görüyorsun. Son derece nadir sayılan bu mantarın kurutulmuş tozu kanamayı yavaşlatmak ve yaranın kapanmasını desteklemek için kullanılıyor. Fakat miktarı iyi ayarlanmazsa dokuyu gereğinden fazla kurutabiliyor.

Gamaseiran da etrafa şöyle bir göz gezdirince geniş gözleri hafifçe açılıyor. "Oldukça bereketli bir bölgeye gelmişiz." Ardından özellikle Reimyaku mantarlarına bakıyor. "Bunlardan bazıları bizim sulaklıklarda da yetişir. Lakin buradakilerin chakra yoğunluğu daha yüksek. Altındaki akışın etkisi olabilir." Masato adamın ayağını bırakmamış halde başını kaldırıyor. "Aoi, bak sen hazine buldun. Ben de adam buldum. Herkes görevini yaptı." Kaslı adam yüzünü topraktan kaldırıp ağzındaki çamuru tükürüyor. "Ayağımı bırakır mısın kardeşim? Hani sikicem çünkü böyle giderse seni." Masato hiç kıpırdamıyor. "Kurbağayı yemeyeceğine söz ver." Adam kaşlarını çatıyor. "Yemeyecektim zaten!" Gamaseiran’ın başı yavaşça yana eğiliyor. "Biraz evvel beni avladığınızı ifade ettiniz." Adam birkaç saniye düşünüyor. "Avlamak illa yemek demek değil ki." Masato’nun gözleri kısılıyor. "Bu... hiç rahatlatmadı."

Masato sonunda adamı tamamen sırtüstü çevirecek kadar ayağından çekiyor. Adam kuvvetli olduğu için isterse ayağa kalkabilecek gibi görünse de üç shinobi ve dev bir kurbağanın ortasında kalınca şimdilik yerde oturmayı tercih ediyor. Kollarını göğsünde birleştirip suratını asıyor. Üzerindeki toprakları hala silkelemeye devam ederken turuncu gözleri sırayla üçünüzü inceliyor. Gamaseiran birkaç adım geriden onu dikkatle süzüyor. "Sizi tanımıyoruz. Bu bölgede bir kurbağayı avlamak amacıyla Doton yapıları oluşturuyor ve girişini araştırdığımız alanın çevresinde pusu kuruyorsunuz. Açıklamanızı rica edeceğim." Adam hemen burnunu çekip yüzünü başka tarafa çeviriyor. "Konuşmayacağım." Masato kaşlarını kaldırıyor. "İsmini bile mi?" "Yok." Adam suratını çeviriyor. "Niye?" "Canım istemiyor." Masato adama boş bir ifadeyle bakıyor."Kaç yaşındasın sen?" Adam bu kez doğrudan ona bakıyor. "Onu da söylemeyeceğim." Masato birkaç saniye sessizce ona baktıktan sonra sana dönüyor. "Aoi, kurbağadan daha zor bir canlı bulduk."

Önünüzde şimdi iki ayrı fırsat duruyor. Açıklığın dört bir yanında Takeshi ile Masato için hazırlayacağın merhemi çok daha etkili hale getirebilecek nadir mantarlar var ve özellikle Reimyaku kümelerinin altında hissedilen tuhaf chakra akışı, Gamapurin’in peşinde olduğunuz yeraltı gizemiyle bağlantılı olabilir. Hemen birkaç metre ötenizde ise ismini, amacını ve Gamaseiran’ı neden avladığını söylemeyi inatla reddeden turuncu gözlü adam yerde oturuyor. Masato ayağının dibinde bekliyor, Gamaseiran da adamı dikkatle gözlüyor. "Boşuna uğraşmayın." Adam dudaklarını birbirine bastırıp kararlı biçimde ekliyor. "Benden bir bok öğrenemezsiniz."

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Fri Aug 28, 2026 7:24 pm
by Yureikumo Aoi
Aoi yetişmek için arkalarından koştururken bir yandan da sepeti sabit tutmaya uğraşıyordu. Önündeki sahne saçmalıkların en daniskasıydı. Gamaseiran hayatı buna bağlıymış gibi koşarken kafasındaki sarı çiçek yerinden kıpırdamıyordu. Arkasında kaslı adam günlerdir onu avladığını haykırarak koşturuyordu. Masato da bir yandan kaburgalarını tutuyor bir yandan da takibe devam ediyordu. Aoi'nin fümeli sandviç teklifi kısa bir an için başları ona çevirtse de kovalamacayı durduramaya yetmemişti. Kovalamaca ormanın derinliklerine doğru devam ederken, adam Doton kullanıyor olmanın avantajı ile kendine yükseltiler ve yollar inşa edebiliyordu. Neyse ki bir ağaç üzerinden yolun daraldığı esnada Masato adamın üzerine çullanarak onu yakalamayı başarmıştı. Tabi... kaburgalarının kırık olduğunu unutmuş olsa gerekti. "MASATO!" Aoi bu sahneyi uzaktan izlerken adımlarını hızlandırarak yetişmeye çalıştı.

"Masato iyi misin?!" Aoi onlara nihayet yetiştiğinde endişeli gözlerini önce yaralarını daha kötü hale getirdiğine emin olduğu Masato'ya çevirdi. Sonra da nerede olduklarını anlamak için etrafa. Ve o anda müthiş bir şey fark etti. Şifalı otlar ve mantarlarla dolu enfes bir alana gelmişlerdi. Burada sadece merheminde kullanmak için toplayabileceği mantarlar değil; soğuk kompres için kullanılabilecek mantarlar, ferahlatıcı jel niyetine kullanılabilecek mantarlar, pıhtılaşmayı hızlandıran mantarlardan da vardı. Burası medikal bir cennetti. Gamaseiran çakra dolu mantarlara baktığında kendi bölgelerine göre daha yoğun olduklarını, sebebinin alttaki çakra akışı olabileceğini belirtmişti. Kaslı adam çırpınıp serbest bırakılmak istediğinde ondan kurbağayı yememek için söz istemişti Masato ancak adam zaten yeme niyeti olmadığını söylemişti. Kurbağayı yemeyecekse neden avlıyordu ki?

Adam en sonunda doğrulabildi ve ortalarında oturdu. Sorgulanmakta olduğunu hissediyor olmalıydı... ki zaten öyleydi. Gamaseiran davranışını açıklamasını istediğinde konuşmayacağını söyledi. İsmini de, yaşını da, amacını da, hiçbir şey anlatmayacaktı. "Masato yaraların ne durumda? Bir bakayım mı?" Aoi ona kısa bir bakış attıktan sonra iç çekerek kaslı adamın karşısına çömeldi ve sepetindeki sandviçlerden birini çıkarıp ona uzattı. "Peki o zaman... Madem bir şey anlatmak istemiyorsunuz, bu sandviç karşılığında değerli kurbağa dostlarımızı avlamamanızı rica etsem olur mu?" Etraftaki bitki örtüsüne bakınca neşesi yerine geldi, gülümsedi. "Bizi böyle zengin bir alana getirdiğiniz için teşekkür ederim. Birkaç tıbbi malzeme toplayıp köye döneceğiz aslında. Geçen geceki saldırıda yaralandık. Arkadaşımı daha fazla hırpalamazsanız çok memnun olurum." Gamaseiran'ı işaret etti. "Bu kurbağa beyefendinin de kötü bir amacı yok, arkadaşını arıyor. Memleketlerine döneceklermiş, burada garip bir çakra akışını araştırıyorlarmış. Ondan daha ufak tefek, daha yeşil, altın benekleri olan, tatlıya düşkün ve konuşkan bir kurbağaymış. Onu hiç gördünüz mü?" İki kişi olarak sakin bir orman gezisi olacağını hayal ettiğinden yalnızca iki sandviç hazırlamıştı. Diğer sandviçi de Masato'ya uzattı. "Aaa çikolatalı süt de vardı!" Sütleri de çıkarıp ikisine uzattı. Belki karnı doyduktan sonra adamın biraz daha keyfi yerine gelirdi. Çikolatalı sütü adama uzatırken çıplak kollarının ne kadar kaslı olduğu yeniden gözüne çarptı. Bu yaşta nasıl bir antrenman yapmıştı da böyle kaslı hale gelmişti? İlgi çekiciydi. Taijutsu konusunda da uzman mıydı ki? "Kol kaslarınızı bir kere sıkabilir miyim?" Aoi zihninden geçen şeyi öyle şak diye ortaya söyleyiverdi. Arkasında hiçbir uygunsuz düşünce olmadığı belli, dümdüz, yalnızca merak ile güdülenmiş bir ses tonuyla söyledi üstelik.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sat Aug 29, 2026 5:04 pm
by GM - Shinsei
Kaslı adam, karşısına çömelip sandviçi uzattığında önce şüpheyle sana bakıyor. Çikolatalı sütü de görünce kaşları biraz daha çatılıyor. Tam ağzını açıp bir şey söyleyecekken kol kaslarını sıkıp sıkamayacağını sorman üzerine yüzündeki bütün sertlik yerini kısa süreli bir afallamaya bırakıyor. "Ya sandviç ya da çikolata-ne?" diye çıkışıyor. Son kelimesi havada kalıyor. Gözleri kısa bir an kendi koluna, sonra tekrar sana kayıyor. Boynuna kadar hafifçe kızarıyor. "Şey, h-hayır. Yabancılara kaslarımı elletmiyorum prensip olarak." Masato, adamın bacağını kontrol altında tutarken yüzünü buruşturuyor. "Bak bırakayım mı?" Adam derin bir nefes alıp ağaç tepelerine bakıyor. "Of tamam bırak." Masato eli çekince adam bacağını kendine doğru alıp yere bağdaş kurarak oturuyor. Birkaç saniye önce istemiyormuş gibi davrandığı sandviçi bir anda elinden kapıyor, ardından çikolatalı sütü de alıyor. İlk lokmayı neredeyse açlıktan gözü dönmüş gibi ısırıyor. "Şimdi şöyle, ben bu piçleri yemek için avlamıyorum. Başka bir durum söz konusu." Sütten uzun bir yudum alıyor, kaşları aniden yükseliyor. "Oha iyiymiş lan süt."

Gamaseiran, ağırbaşlı biçimde başını hafifçe eğiyor. "Çikolatalı sütün zatıaliniz üzerinde böylesine süratli bir tesir bırakmış olması memnuniyet verici." Adam hemen ona dönüyor. "Kes ulan tosbağa!" Gamaseiran’ın gözlerinden biri ağır ağır kırpılıyor. "Affınıza sığınarak belirtmek isterim ki ben Testudines takımına mensup bir kaplumbağa yahut halk arasında kullanılan tabirinizle tosbağa değilim. Amphibia sınıfının Anura takımına dahil, son derece itibarlı ve anatomik bakımdan açık biçimde ayırt edilebilir bir kurbağayım. Bu iki canlı grubunun taksonomik, fizyolojik ve kültürel mahiyetlerini birbirine karıştırmanız, şahsımdan ziyade tabiat ilmine karşı haksızlık teşkil eder." Adam çiğnemeyi kesmeden birkaç saniye ona bakıyor. Sonra Masato’ya dönüyor. "Çok konuşuyor bu." Masato omuz silkiyor. "Haklı ama." Adam sandviçten bir lokma daha alıp konuşmaya devam ediyor. "Ben Yugakure'liyim tamam mı? Konohagakure'ye liderimiz tarafından gönderildim. Liderimiz, Hokage'ye bir hediye takdim etmek istiyordu. Yugakure'ye gelişimizi müjdeleyen bin yıllık bir anahtar. Bu anahtar bizim en değerli eşyalarımızdan biri, ve bu nice barış döneminde bizden desteklerini esirgemeyen sayın değerli Sarutobi Shigori'ye biz bu hediyeyi sunacaktık." Masato hemen yandan düzeltiyor. "Shigure." Adam hiç bozuntuya vermeden başını sallıyor. "Shigure."

Bir sonraki saniyede elindeki yarım sandviçle Gamaseiran’ı işaret ediyor. "Bu ibnenin arkadaşı ise o anahtarı yedi amına koyayım!" Ormanda birkaç saniyeliğine mutlak sessizlik oluşuyor. Gamaseiran’ın başı yavaşça aşağı iniyor. Omuz sayılabilecek geniş ön kısmı çökmüş gibi duruyor. Ardından arkasını dönüp uzaklara bakıyor. Tam o anda ağaçların arasından hafif bir rüzgar geçiyor ve başındaki sarı çiçek dramatik biçimde sallanıyor. Gamaseiran derin bir nefes alıyor. "Teessür ve hicap içerisinde itiraf ederim ki muhterem beyefendinin beyanı hakikate mutabıktır. Gamapurin’in söz konusu anahtarı yutmuş bulunduğu vakidir. Hakikati ketmetmek suretiyle cezadan kaçınmaya teşebbüs etmem, vakarımı muhafaza etmek şöyle dursun, naçizane vicdanımı ziyadesiyle yaralamıştır. Bu kusurumdan ötürü sizlerden ve bilhassa anahtarın mesuliyetini taşıyan zatıalinizden özürlerimi arz ederim." Sonra ağır ağır adama dönüyor, ön ayaklarını birleştiriyor ve başını teslimiyetle eğiyor. "Buyurunuz. Beni yiyiniz."

Adam elindeki sandviçi indirmeden ona bakıyor. "Kardeşim seni yemek falan istemiyorum. Şu kurbağanı bul, anahtarımı ver, siktir olup gideyim. Başka bir şey istemiyorum." Gamaseiran’ın gözleri yeniden açılıyor. "Bu teklif, tahmin ettiğim yaptırımdan fevkalade ölçüde daha makuldür." Masato elini yüzüne götürüp gözlerini ovuşturuyor. "Gamapurin gerçekten anahtarı niye yedi?" Gamaseiran bir süre düşünerek cevap veriyor. "Kendisi parlak, kokulu ve olağandışı nesnelere karşı zaman zaman ölçüsüz bir merak sergiler. Anahtarın üzerinde tatlı reçine yahut bal kalıntısı bulunmuş olması kuvvetle muhtemeldir." Adam sinirle elini kaldırıyor. "Bal sürdüm ben ona, parlasın diye değil, taşıma kutusunun kapağı yapışmıştı! Neyse." Gamaseiran başını öne eğerek meseleyi yeniden ciddiye alıyor. "Gamapurin anahtarı yuttuktan sonra dün gece hissettiğimiz yeraltı chakra akımına yönelmiş olabilir. Anahtarın kendisi kadim bir chakra taşıyorsa, aşağıdaki oluşumla bir çeşit rezonansa girmiş bulunması da mümkündür. Gamapurin böyle bir şeyi hissettiği takdirde hiç tereddüt etmeden peşinden gider. Bir başka ihtimal, anahtarın sindirim sürecinde Gamapurin’in chakrasıyla tepkimeye girmiş olması ve istemeden onu yeraltındaki kaynağa çekmiş bulunmasıdır."

Sonra gözlerini turuncu gözlü adama çeviriyor. "Lakin biraz evvel karşılaştığımız yeraltı hareketliliği ve topraktan şekillenen kurtlar, sizin bu hadise ile bağlantılı olabileceğinizi düşündürmüştür." Adam başını hızla iki yana sallıyor. "Yok. Yeraltında falan değildim ben. O gördüğünüz benim tuzaktı. Sen geçince toprağın altına girdim, kurtları saldım. Seni yorup çöktürüp yakalayacaktım. Gayet iyiydi planım bu arada, siz bozdunuz." Masato kaşını kaldırıyor. "Toprağın içinden çıkarken toprağa sövüyordun." Adam ciddi biçimde cevap veriyor. "Doton kullanıyorum diye toprağı sevmek zorunda mıyım?" Gamaseiran bunu şaşırtıcı ölçüde makul bulmuş gibi başını sallıyor. Ardından olasılıkları yeniden sıralıyor. "Öyleyse Gamapurin’in kayboluşu için elimizde üç kuvvetli ihtimal kalmaktadır. Birincisi, yeraltındaki kadim chakra akımını takip ederek kendi iradesiyle derine inmiş olması. İkincisi, anahtarın taşıdığı enerji ile o akım arasında gerçekleşmiş olabilecek bir etkileşim neticesinde yönlendirilmiş yahut çekilmiş olması. Üçüncüsü ise henüz tanımadığımız başka bir varlığın Gamapurin’i ve anahtarı birlikte ele geçirmiş bulunmasıdır." Bir an durup sana ve Masato’ya dönüyor. "Ama elbette önce ormanda başka işleriniz varsa buyurunuz efendim, ben beklerim."

Kaslı adam neredeyse sandviçi boğazına kaçırıyor. "Ben beklemem ulan, önce tosbağayı bulun sonra ne bok yiyorsanız yiyin!" Gamaseiran’ın gözleri bir anda büyüyor fakat bu kez taksonomi dersi vermeden susuyor. Adam ikinize dönüyor, boş karton bardağı yere bırakmadan önce son damlasını da içiyor. "Tuzağımı da siz bozdunuz. Bana borçlusunuz yani aslında." Masato öyle uzun bir iç çekiyor ki kaburgaları yüzünden sonunda yüzünü buruşturmak zorunda kalıyor. Sonra sana dönüyor. "Adam bizim köye iyi niyetlerini sunmak istemiş. Yardım edelim bari." Gamaseiran hemen yandan usulca hatırlatıyor. "Otlar da var ama."

Adam bir anda kurbağaya doğru doğruluyor. Gamaseiran refleksle geriye küçük bir sıçrayış yapıyor. Adamın çenesi geriliyor ve dişlerinin arasından neredeyse duyulmayacak kadar alçak bir ses çıkıyor. "Amuğakoduğmun..." Birkaç saniye kendisini toparladıktan sonra başını size çeviriyor. Sanki bütün bu süreç boyunca ismini saklamasının artık hiçbir anlamı kalmadığını kabul etmiş gibi eliyle saçındaki toprağı temizliyor. "Tamam. Madem bundan böyle beraber sürüneceğiz... adım Kurogane Ganta." Sonra parmağını tehditkar biçimde Gamaseiran’a uzatıyor. "Ve şu Gamapurin denen yeşil felaket anahtarımı sağlam çıkarmazsa, bu sefer kurbağa avı falan yapmam. Direkt kafayı yerim."

Gamaseiran başındaki sarı çiçeği ön ayağıyla düzeltiyor.

"Endişeniz anlaşılırdır, Ganta Bey. Gamapurin’in sindirim sistemi olağanüstü dirençlidir."

Ganta’nın gözleri yavaşça kısılıyor.

"Bu cümle beni niye hiç rahatlatmadı?"