Re: [Yureikumo Aoi] Parlak Kırmızı
Posted: Sun Apr 05, 2026 11:00 am
Aoi kendisini hayatında hiç bu kadar küçük duruma düşürmemişti. Sevgi insana neler yaptırıyordu. Hayatı boyunca düşünse, sırf birisini sevdiği için böyle absürt işlere kalkışacağını düşünmezdi. Kichi'nin sevgilisi gibi davranmış, bir Hyuuga'yı utandırmak için abuk sabuk davranmış, köyü ve klanı hakkında kötü konuşmuş olması yetmemişti şimdi de zindan gardiyanına kurbağa taklidi yapıyordu. Hayatı boyunca hiç şu anda olduğundan daha düşmemişti. Demek ki kalbin kuvvet aldığı bir destek olunca, bu destek de bir başkası ile kurulan derin bir bağ ve vefa olunca katlanılıyordu böyle şeylere. Çok da batmıyordu demek ki.
Gardiyan tahmin ettiği gibi öfkeyle karşılık gelmişti. Onları ciddiye almamış olması bir yandan iyiydi, tehdit gibi görmüyordu. Ama çok aşağılayıcı konuşuyor olması Aoi'nin biraz da olsa ağırına gitmişti. Bokukichi'nin onu dürtmesiyle fark ettiği iki tanıdık silueti görmese muhtemelen gözyaşlarına boğularak terk ederdi burayı. Kaizen'in el hareketi ise netti. Oyalamalarını talep ediyordu. Bu gardiyanı da, diğerini de olabildiğince oyalamaları lazımdı. Zira ikisi de işkillenmişlerdi. Önlerindeki gardiyan neyse de, diğeri ayağa kalkmış dolaşmaya başlamıştı. Dikkat çekmeyi beceremezlerse Takeshi ve Kaizen yakalanacaklardı. O ikisinin burada ne işi olduğu da muammaydı. Sorguladıkları adamlardan birebir aynı bilgiye mi ulaşmışlardı gerçekten? Nasıl zamanlaması bu kadar iyi tutabilirdi ki. Her ne olursa olsun içeride onları yalnız bırakmak için vakit oluşturması gerekiyordu.
Aoi kurbağasını kucağına çekti. Göz yaşları içerisinde titrek ellerle Bokukichi'nin kolunu tuttu. "A-Abi..." (Onii-chan olan) "Kavga etmeyin. Gerçek bir kurbağa olamayacağımı biliyordum zaten... Vrak." Sonra da kendini tutamayarak kıkır kıkır gülecekti. "Gardiyan bey kusurumuza bakmayın. Sizi burada böyle dikilmiş şekilde bütün gün nöbette görünce biraz yüzünüzü güldüreyim dedik. Sinirleneceğinizi düşünmedik. Biraz şaklaban ve duygusal açıdan olgunlaşmamışız sanırım. Ama yaşımıza verin lütfen." Başını saygıyla öne eğdikten sonra devam edecekti. "Şey ben... Aslında... Sizi bu kadar sinirlendirip bir de vaktinizi çaldığım için özür dilemek babında size ikramda bulunmak istiyorum. Tatlı pişirmeyi çok severim, canınınız tatlı olarak ne çekiyorsa pişirip getireyim size, olmaz mı?" Diğer gardiyana baktı. "Belki o beyefendi de ister. Onu da çağırın buraya. Hatta size fal da bakabilirim. Çok iyi fal bakarım ben. Laflarız belki biraz." Kurbağasını gösterdi. "Bu peluş çok sevimli değil mi ama? Abim aldı onu bana, hediye olarak." Kendinden çok gurur duyar gibi pembe pembe yanaklarla gülümsedi.
Gardiyan tahmin ettiği gibi öfkeyle karşılık gelmişti. Onları ciddiye almamış olması bir yandan iyiydi, tehdit gibi görmüyordu. Ama çok aşağılayıcı konuşuyor olması Aoi'nin biraz da olsa ağırına gitmişti. Bokukichi'nin onu dürtmesiyle fark ettiği iki tanıdık silueti görmese muhtemelen gözyaşlarına boğularak terk ederdi burayı. Kaizen'in el hareketi ise netti. Oyalamalarını talep ediyordu. Bu gardiyanı da, diğerini de olabildiğince oyalamaları lazımdı. Zira ikisi de işkillenmişlerdi. Önlerindeki gardiyan neyse de, diğeri ayağa kalkmış dolaşmaya başlamıştı. Dikkat çekmeyi beceremezlerse Takeshi ve Kaizen yakalanacaklardı. O ikisinin burada ne işi olduğu da muammaydı. Sorguladıkları adamlardan birebir aynı bilgiye mi ulaşmışlardı gerçekten? Nasıl zamanlaması bu kadar iyi tutabilirdi ki. Her ne olursa olsun içeride onları yalnız bırakmak için vakit oluşturması gerekiyordu.
Aoi kurbağasını kucağına çekti. Göz yaşları içerisinde titrek ellerle Bokukichi'nin kolunu tuttu. "A-Abi..." (Onii-chan olan) "Kavga etmeyin. Gerçek bir kurbağa olamayacağımı biliyordum zaten... Vrak." Sonra da kendini tutamayarak kıkır kıkır gülecekti. "Gardiyan bey kusurumuza bakmayın. Sizi burada böyle dikilmiş şekilde bütün gün nöbette görünce biraz yüzünüzü güldüreyim dedik. Sinirleneceğinizi düşünmedik. Biraz şaklaban ve duygusal açıdan olgunlaşmamışız sanırım. Ama yaşımıza verin lütfen." Başını saygıyla öne eğdikten sonra devam edecekti. "Şey ben... Aslında... Sizi bu kadar sinirlendirip bir de vaktinizi çaldığım için özür dilemek babında size ikramda bulunmak istiyorum. Tatlı pişirmeyi çok severim, canınınız tatlı olarak ne çekiyorsa pişirip getireyim size, olmaz mı?" Diğer gardiyana baktı. "Belki o beyefendi de ister. Onu da çağırın buraya. Hatta size fal da bakabilirim. Çok iyi fal bakarım ben. Laflarız belki biraz." Kurbağasını gösterdi. "Bu peluş çok sevimli değil mi ama? Abim aldı onu bana, hediye olarak." Kendinden çok gurur duyar gibi pembe pembe yanaklarla gülümsedi.