Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Reikon Tsunagi devreye girdiği anda Bokukichi’nin varlığını kendi içinde hissedioyrsun. Çakra akışlarınız tek bir nehir gibi birleşiyor, nabız, soluk, yük aynı ritme giriyor. Bokukichi bir an sendeleyip başını çeviriyor, gözleri kocaman açılıyor. "Noluyor lan? Çakranı hissediyorum. NAPTIN KIZ BANA?!" diyor. Dizlerinin üzerine çöküyorsun, taş zeminin soğuğunu iliklerine kadar hissediyorsun ve ellerini dua eder gibi önünde birleştiriyorsun.

Söz ağzından çıkar çıkmaz hava ağırlaşıyor. Görünmeyen bir eşik aralanıyor ve sessizlik, derin bir uğultuya dönüşüyor. Zihninin içinde yaşlı bir ses yankılanıyor, ne tehditkar ne de öfkeli, yalnızca yüzyılların ağırlığını taşıyor. "Can-ı beşere el uzatanları durdurmak üzerimize vecibedir." Ardından ruhlar geliyor. Onlarca siluet Akuro’nun etrafında beliriyor, bedenleri yarı saydam, yüzleri tanıdık ama isimsiz. Fısıltıları tek bir noktaya, Akuro’ya doğru çöküyor. Adamın duruşu bozuluyor, nefesi kesiliyor, çevresi görünmeyen bir baskıyla daralıyor. Bokukichi sahneyi bir an izledikten sonra Kizami’ye doğru bağırıyor.

"Kizami bey, bu arkadaşı tapınağın bahçesine yönlendirebilir misiniz?" Kizami tek kelime etmiyor. Bir an sonra çoktan bahçeye atlamış oluyor. Sen ve Bokukichi peşinden ilerlerken çağırdığın ruhlar da Akuro’yu iterek, adım adım o yöne sürüklüyor. Bahçeye çıktıkları anda Akuro ani bir hamleyle Kizami’nin kılıcını söküp yere fırlatıyor. Tam o sırada Bokukichi nefesini toplayıp bağırıyor. "Kuchiyose no Jutsu!" Toprak yarılıyor ve senin de daha önce gördüğün o devasa yılan bahçede yükseliyor. Gövdesiyle alanı sarıyor, kaçışı mümkün olmayan bir çember örüyor.

Akuro eliyle kaplan mührünü yaptığı an Kizami ortadan kayboluyor. Shunshin. Bir göz kırpımı sonra Akuro’nun dibinde beliriyor ve gözlerinin içine bakıyor. Akuro’nun bedeni kilitleniyor. "Aoi, jutsuyu kesebilirsin." diyor Kizami sakin bir tonla. Yavaşça çakrasını geri çekiyorsun, ruhlar birer birer dağılıyor. Akuro ile Kizami yalnızca göz göze duruyorlar ama Akuro bir anda avazı çıktığı kadar bağırmaya başlıyor, sanki görünmeyen bir şey zihnini parçalıyor gibi. Kizami bakışını hiç ayırmadan konuşuyor. "Teşekkürler gençler, gerisi bende." Sonra başını çevirip sana ve Bokukichi’ye bakıyor. "Kapıda daha fazla Sennashi üyesi var, derhal oraya gidin!" Bokukichi yılana bakıyor ve "Kizami beyin sözünden çıkma, Honda!" diye bağırıyor.

Vakit kaybetmeden koşuyorsunuz. Ana kapıya vardığınızda kaosun ortasına düşüyorsunuz. Toshio, böceklerini bir Sennashi üyesinin üzerine salmış, adam çığlıklar atarak geri çekiliyor. Masato başka bir Sennashi üyesini köşeye sıkıştırmış, Byakugan’ı açık, darbeleri net ve acımasız. Shiori, Kenmaru ile birlikte üçüncü bir Sennashi üyesiyle boğuşuyor, Kenmaru’nun dişleri adamın koluna geçmiş. Ama Takeshi yerde. Bir Sennashi üyesi çizmesini koluna bastırmış, ağırlığını veriyor. Adam başını kaldırıp bağırıyor. "Sonun geldi çocuk!" Bokukichi hiç düşünmeden oraya doğru koşmaya başlıyor. Olanları anında kavrıyorsun. Aranızdaki üç metrelik mesafe, düşmanın tehdidi, Takeshi’nin çaresizliği. Müdahale etmen gerekiyor. Şimdi.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Reikon Tsunagi ile birlikte Bokukichi'nin çakra akışıyla kendisininkini birleştirdi. Onu kendi içinde hissedebiliyordu. Bokukichi de bu beklenmedik etki karşısında şaşırmıştı. Aoi onun şaşkınlık içindeki sorusuna muzipçe göz kırparak cevap verdi. Çakraları ortak dağılacağı için ikisi de daha uzun süre yorulmadan savaşabileceklerdi ancak darbe yiyecek olurlarsa birbirlerinin acısını içlerinde hissedeceklerdi. Aoi bunu fırsat bilerek Shisha no Gun ile geçmişin ordularına yardım etmeleri için yalvardı. Zihninde eski kelimelerle konuşan bir ses yankılandı. Ne dediğini tam anlamasa da yardım edeceğini anlamıştı. Bir anda Akuro'nun etrafını ruhlardan oluşan bir ordu çevreledi. Yüzündeki telaştan etkilendiği belli oluyordu. Bu sahneyi gören Bokukichi, onu bahçeye yönlendirmelerini istemişti. Böylece ruhların ve Kizami'nin ittirip kaktırması ile kısa sürede bahçeye taşındılar. Akuro'nun ayağına saplanan kılıcı söküp atması ile birlikte Bokukichi'nin Kuchiyose kullanarak Honda'yı çağırması bir olmuştu. Devasa güzel yılan bütün heybetiyle bahçenin ortasında dikilmişti ve Akuro'yu kıskaca almıştı. "Voooaaavvv çok güzeeel." Aoi yılana olan hayranlığını gizleyemedi.

Akuro tam jutsu uygulamak üzere el mühürleri yapıyordu ki Kizami ortadan kaybolmuştu. Bir an sonra da Akuro'nun dibinde belirmişti. Gözlerinin içine bakmaya başladı. Akuro bir an için öylece durdu. Hiç hareket etmedi. Kizami jutsuyu durdurabileceğini söylediğinde Aoi ruhları istirahatlerine geri gönderdi. "Teşekkür ederim." dedi nazikçe onlara yardımları için. Akuro, Kizami'nin gözlerinin içine bakarken bir anda çığlık atmaya başladı. Aoi, Uchiha genjutsularının korkunç derecede güçlü olduklarını duymuştu ancak hiç tanıklık etmemişti. Bir Uchiha ile karşı karşıya gelmek istemezdi. Kizami gerisini halledeceğini söyleyerek girişte Sennashi üyeleri olduğunu, onları halletmeleri gerektiğini söylemişti. Bokukichi ile birlikte söylenilen bölgeye koşturdular. Bokukichi yılanını Kizami'nin emrine bıraktı.

Ana kapının önü keşmekeşe dönmüştü. Toshio böcekleriyle saldırıyordu. Masato şimşek gibi hızlı ve delici darbelerle bir Sennashi üyesini hırpalıyordu. Shiori ve Kenmaru takımı da bir diğerine saldırıyordu. Takeshi ise yerdeydi. Gücü tükenmiş gibi görünüyordu. Sennashi üyelerinden birisi kolunu ayağıyla ezerek onu tehdit ediyordu. Bokukichi sahneyi görür görmez Takeshi'ye doğru koşturmuştu. Aoi hemen Reikon Tsunagi'yi yayarak Takeshi'yi de çakra ağının içerisine aldı. Böylece onu bir nebze olsun kuvvetlendirecekti. Sonra da elini yeni satın aldığı fanına götürdü. Pratik yapmak için güzel bir zamanlamaydı. "Fuuton: Shinkuujin!" Güçlendirdiği yelpazesi ile Takeshi'ye saldırmakta olan adama girişecekti Yuukon ne verdiyse. "O pis çizmelerini dostumun üzerinden çek!"
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Reikon Tsunagi Takeshi’ye de yayıldığı anda bunu hissediyorsun. Çakra ağı genişliyor, içinden geçen akışta Takeshi’nin nefesinin toparlandığını, bedeninin yeniden ayağa tutunmaya çalıştığını fark ediyorsun. Aynı anda fanını kavrıyorsun. Rüzgar çakrası yelpazenin kenarlarında açık yeşil bir parıltı halinde toplanıyor, hava, fanın çevresinde ince bir uğultuyla geriliyor. Koşuyorsun. Fan, rüzgarla uzuyor, görünmez bir bıçak gibi. Sennashi üyesi sana dönecek vakti bile bulamıyor. Fanını göğsüne doğru bastırdığın anda hava patlıyor. Adam yerle bağını kaybediyor, savruluyor, taş zeminde yuvarlanarak duruyor. Sessizlik bir anlığına geri geliyor.

Takeshi elini tutuyor. Ayağa kalkarken titriyor ama ayakta. Nefes alıyor. Etrafına baktığında sahnenin çözüldüğünü görüyorsun, Toshio böceklerini geri çekmiş, Masato rakibini yere sermiş, Shiori ve Kenmaru son darbeyi indirmiş. Bokukichi başını çevirip seni buluyor. "Burada iş bitti anlaşılan. Kizami beyin yanına dönelim." diyor. "Ben de sizinle geliyorum." diye ekliyor Takeshi. Masato bir anda elini kaldırıyor. "Bekleyin." Byakugan’ı yeniden açılıyor, bakışları alanı tarıyor. Sonra başını sallıyor. "Görünürde başka kimse yok. Biz de geliyoruz."

Bahçeye döndüğünüzde Akuro yok. Sadece Kizami var; kılıcı elinde, çevreyi kolluyor. Bir anda sesi yükseliyor. "Geri çekilin hemen!" Ardından sert bir ifadeyle ekliyor. "Bu da klonmuş. Nasıl yapıyor bilmiyorum ama bu kadar çakra normal değil."

Tam o anda dünya ağırlaşıyor.

Her şey yavaşlıyor. Kizami’nin sana doğru koşuşunu görüyorsun, her şey anlık yaşanıyor. Akuro bir anda tam ortanızda beliriyor. Pençeli olmayan elinde karanlık bir parlama var. Çakrası yoğun, kirli, bastırıcı. Gözün o parlamayı son anda yakalıyor. "Kanzen Nagare Fuuin!" Parlayan elini bir anda Takeshi'ye doğrultuyor ve Takeshi'nin karnına avucunu sertçe bastırıyor. Mühür aktive olduğu anda sen de inanılmaz bir acı hissediyorsun. Karnında. Aynı noktada. Aynı anda. Nefesin kesiliyor. Dizlerinin bağı çözülüyor. Bokukichi’nin de sendelediğini, onun da aynı acıyla yere çöktüğünü görüyorsun. Takeshi çığlık atıyor, bedeninden kopan bir ses gibi. Yere kapaklanıyor. Taş zemin soğuk ama hissettiğin şey taş değil, içten içe yayılan, çekilen, sökülen bir şey.

Kizami bağırıyor. Shunshin. Bir anda Akuro’nun dibinde. Katanası savruluyor. Akuro sıçrıyor ama geç kalıyor. Kılıç yüzünü yarıyor. Sol gözünün hizasında derin bir kesik açılıyor. Kan akıyor. Maskenin altından, parmaklarının arasından. Akuro sendeleyerek geri düşüyor ama düşmüyor. Ayağa kalkıyor. Kanayan yüzünü tutarken bakışlarını Takeshi’ye dikiyor. "Özünden küçük bir hediye." diyor. "Seninle tekrar görüşmek için sabırsızlanıyorum." Sonra sesini yükseltiyor. Tapınağın taşları yankılanıyor. "Tüm daimyolara mesaj olsun! Sennashi’nin gazabından kurtulamayacaksınız!"

Duman. Akuro yok oluyor. Kizami hemen Takeshi’nin yanına çöküyor. "Takeshi! İyi misin?!" diye bağırıyor. Takeshi hala kıvranıyor. Senin acın yavaş yavaş geri çekilirken Kizami başını kaldırıp size bakıyor. "Onlar niye acı çekiyor?" Masato sizi incelerken hemen cevap veriyor. "Aoi’nin kullandığı jutsuyla alakalı olmalı! Ne yapacağız?!" Toshio etrafa bakıyor. Yüzü geriliyor. "Bir dakika... Kaede nerede?" Bokukichi nefesini toparlayıp konuşuyor. "Kaede’yi bir süredir kimse görmedi. Masato demişti." Sonra Takeshi’ye bağırıyor. "Lan Takeshi! Cevap ver! İyi misin?!"

Takeshi titreyen elleriyle tişörtünü kaldırıyor. Karnında bir spiral var. Derisine işlenmiş. Karmaşık. Tanıdık olmayan ama yanlış olduğu çok belli bir mühür. Herkes susuyor. Kizami ayağa kalkıyor. Gözlerine inanamıyor gibi duruyor. "Bu..." diyor. Sonra kararını veriyor. "Konoha’ya dönüyoruz. Hemen. Acil müdahaleye ihtiyacı var."
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Çakra akışının dengelenmesi ile birlikte Takeshi bir nebze de olsa rahatlamıştı. Aoi yelpazesini rüzgarla uzatarak adamları tek bir hamleyle uzaklara savurmuştu. Tepki verecek vakitleri bile olmamıştı. Adamın sessizliğe gömülmesi ile birlikte Takeshi'ye elini uzattı ve kalkmasına yardım etti. Yeni doğmuş bir ceylan gibi titriyordu. Mücadele sesleri yavaş yavaş sonlanmış, herkes uğraştığı rakibini alt etmeyi başarmıştı. Aoi derin bir nefes çekti. Bokukichi'nin önerisi ile birlikte Kizami'nin yanına dönmeye karar verdiler. Masato da Byakugan ile etrafı son bir kez kolaçan etmiş ve onlara dahil olmuştu.

Geri döndüklerinde manzara bıraktıkları gibi değildi. Kizami tek başınaydı. Akuro'dan iz yoktu. Yakaladıklarını sandıklarının da klon olduğunu söylemişti. Bu kadar çakrası olması imkansızdı. Aoi tam kendisini geri çekilmeye hazırlıyordu ki Kizami'nin üzerlerine doğru koşmakta olduğunu fark etti. O anda o maskeyi gördü. Metalden pençeli eli sabit duruyordu. Diğer elinde ise korkunç derecede uğursuz bir çakra akışı vardı. Bir Fuuin ismi söyleyerek Takeshi'nin tam karnına doğru şiddetle yumruk atmıştı. Aynı anda Aoi kendi midesinde müthiş bir acı hissetti. Nefes alamadığını, hatta neredeyse kusacak gibi olduğunu hissetti. Dizlerinin üzerine çöktü. Bokukichi'nin de aynı şekilde acı çektiğini gördü. Takeshi'nin çığlığını işitti. İçinde bir şey yayılıyordu sanki. Gittikçe büyüyor ve dallanıyordu.

Kizami'nin öfkeli bağırışını duydu ancak tepki veremedi. Hızla katanasını Akuro'ya doğru savurmuş ve isabet ettirmişti. Maskesine rağmen yüzü yarılmış ve sol gözünün hizasında derin bir kesik oluşmuştu. Sonsuz bir iz... Kan aktığını gördü. Akuro bir an sendelemiş olsa da toparlanmıştı hemen. Yüzündeki kanı tutarken son bir kez Takeshi'ye dönmüş ve ona özünden bir hediye verdiğini söylemişti dalga geçer gibi. Sonra da Sennashi'nin gazabından kurtulamayacaklarını haykırarak bir dumana dönüşmüş ve yok olmuştu. Kizami hızla yanlarına gelerek Takeshi'nin yanına çömelmişti. Takeshi acı içinde kıvranmaya devam ediyordu. Aoi'nin ve muhtemelen Bokukichi'nin acıları ise azalmaya başlamıştı. Kizami onların neden acı çektiğini sorgularken Masato'nun cevabına başını sallamakla yetindi. Tekniğini sonlandırabilirdi ancak Takeshi'ye çakra sağlamaya devam etmek istiyordu.

Kaosun ortasında Toshio'nun sorusuyla bir vahim durum daha ortaya çıkmıştı. Kaede ortada yoktu. Onu epeydir görmemişlerdi hatta. "En son nereye gitmişti?" Takeshi tişörtünü yavaşça kaldırarak karnının ortasındaki mührü göstermişti. Bir spiral. Uğursuz olduğu belliydi. Kizami mührü görür görmez donakalmıştı. Neler döndüğüne dair bir fikri olmalıydı. "Kizami Hocam neler oluyor? Takeshi'ye ne mührü yaptı?" Konoha'ya acilen dönüp ona yardım etmeleri gerektiği emredilince irkildi. "Kaede'yi bırakıp gidemeyiz. Ya başı beladaysa?" Reikon Tsunagi'yi sonlandırarak Takeshi'nin başucuna yaklaştı. Nefesini toplayarak Takeshi'nin dudaklarına doğru üfledi. "Inochi no Ibuki." Ufak yaralarını iyileştirecek, acısını ve yorgunluğunu bir nebze alacaktı. "Siz gidin o halde. Ben Kaede'yi arayayım. Onu bulduğum gibi köye döneriz. Dönmezsek bizden umudu kesin."
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Inochi no Ibuki’yi başlattığında nefesin yalnızca ciğerlerinden değil, içinden geliyor. Dudaklarından süzülen sıcaklık, kendi ruhsal çi’nden kopan ince bir parçayla birlikte Takeshi’ye akıyor. Onun bedeni hemen tepki veriyor, kaslarındaki kasılma çözülüyor, solukları daha düzenli hâle geliyor. Acı tamamen kaybolmuyor ama artık ezici değil. Takeshi gözlerini kısarak sana bakıyor, dişlerini sıksa da sesi net çıkıyor. "Hayır, devam edebilirim..."

Kizami bu sözle birlikte doğruluyor. Gözleri Takeshi’nin karnındaki spirale takılı kalıyor. Bir süre hiçbir şey söylemiyor, sanki zihninde eski görüntüleri, eski raporları tarıyormuş gibi. Sonra başını iki yana sallıyor. "Ne mührü olduğunu bilmiyorum ama bu spiral sembolünü daha önce birçok farklı mühürde gördüm. Ciddi sıkıntılar yaşatan mühürlerde de vardı. Normalde etrafındaki yazılar neyle karşı karşıya olduğunu ayırt etmeni sağlar. Ama bu halini ilk defa görüyorum. Bekleyemeyiz." Bir adım geri çekiliyor, sesi toparlanıyor.

"Plan değişikliği yapıyoruz. Yureikumo Aoi, Kintama Bokukichi, Hyuuga Masato. Siz burada kalıyorsunuz. Takım arkadaşınızı bulmakla yükümlüsünüz. Daha önce de konuştuğumuz gibi birkaç saat içinde destek ekibi gelecek, o ekipte bir Jounin daha var. O yüzden sizi kısa süreliğine yalnız bırakmayı göze alıyorum. Aksi halde hep birlikte dönme kararı alırdım." Bakışlarını Shiori ve Toshio’ya çeviriyor. "Inuzuka Shiori, Aburame Toshio, Hatake Saya, siz benimle geliyorsunuz. Köy çok uzak değil. Takeshi’ye acil müdahale gerekiyor. Sonrasında bir aksilik olmazsa göreve geri döneceğiz."

Sonra sana dönüyor. Bu kez sesi daha ağır. "Ben dönene kadar emir komuta zinciri sende. Tapınağın her yerini arayın. Kaede’yi tapınakta bulamazsanız çevreyi taramaya başlayın." Bir an duraksıyor. "Ve eğer o adamla karşılaşırsanız... kaçın. Jounin seviyesindeyim ve Takeshi’nin mühürlenmesini engelleyemedim. Normal bir shinobiden çok daha fazla çakraya sahip. A-rank olabilir, S-rank olup bizden gücünü saklıyor da olabilir. Risk almaya değmez. Sivillerin hayatı tehlikede değilse bu adamla çatışmaya girmeyeceksiniz. Bu, sana verdiğim tek emirdir." Gitmeden önce Takeshi bir anda senin elini tutuyor. Avucu sıcak ama hala titriyor. "Teşekkür ederim." diyor. "Her şey için." Kizami onu sırtlıyor. Shiori ve Toshio arkalarından ilerliyor. Birkaç saniye sonra hepsi tapınağın avlusundan çıkmış oluyor.

Sessizlik çöktüğünde Bokukichi doğruluyor, üstünü başını silkelerken sana dönüyor. "Ya bir şey soracağım. Sen bizi çakra ile bağladın falan ya, şu mühür bize de olmamıştır di mi lan? Öyle bir işleyiş yoktur di mi?" Masato kaşlarını çatıyor. "Ya oğlum şu an bunu mu düşünüyorsun cidden? Takeshi ölebilirdi. Hala tam olarak ne yaşadığını bile bilmiyoruz." Bokukichi hemen karşılık veriyor. "YA MASATO KORKAMAZ MIYIM? Ben Hyuuga değilim. Yanında kimse yokken bile osuramazsın gibi disiplinle büyütülmedim ben abi, hislerimi söyleyebiliyorum ben. Korkuyorum lan, olamaz mı?" Masato derin bir nefes alıyor. "Ben evde tekken gaz çıkarıyorum!" diyor sinirle. "Bizde öyle bir- ya ne hakkında konuşuyoruz biz?!"

Bokukichi parmağını kaldırıyor. "Sen manipülatif bir adamsın ve bunu kabul etmiyorsun. Evine adam göndereceğim seni izlemesi için. Bir kere bile tek başına osurmadığını kanıtlayacağım. Şu an düpedüz yalan söylüyorsun." Masato gözlerini kapatıyor, sonra sana dönüyor. "Kaptan." diyor, kelime ağzından istemsizce çıkmış gibi. "Şimdi ne yapacağız? Nereden başlayalım?" Bokukichi hemen atlıyor. "Kaptan ne kardeşim, minibüsten mi iniyorsun?" Masato "Minibü-" diye başlayacakken Bokukichi sözünü kesiyor. "Masato’yu kudurtma merasimim bittiğine göre bence dağılıp Kaede’yi aramaya başlayalım." Masato başını sallıyor. "Dağıldığımızda ne olduğunu gördük. Bence hiç o şekilde ilerlemeyelim. Üç kişiyiz zaten. Birlikte gezelim." Bokukichi alayla gülümsüyor. "Hee aynen, hep birlikte gezelim. Biz her yeri tamamlayana kadar Kaede’yi dilim dilim kessinler, oldu paşam." Masato’nun bakışı sertleşiyor. "Ben seninle konuşmuyorum." Bokukichi bir anda kahkahaya boğuluyor. "Masato’ya bayılıyorum. Adam bazen beş bin yaşındaymış gibi dehasını konuşturuyor, bazen de akademide arkadaşı fazla vurdu diye üç gün drama queenlik yapan Yamanaka gibi konuşuyor. Harbi büyük yetenek."

Tapınak hala duman ve kan kokuyor. Kaede yok. Akuro kaçtı. Ve şimdi, karar verme sırası sende.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Kizami mührün tam olarak ne yaptığını bilmese de hayırsız bir şey olduğunu biliyordu çünkü simgesine aşinaydı. Daha önce büyük sıkıntılar yaşattığına tanık olduğunu söylemişti. Büyük sıkıntılardan ne kast ettiğini söylememişti. Bu versiyonunu ilk kez görüyordu, bu da durumu daha vahim hale getirmişti. Planı değiştirerek yanına Masato ve Bokukichi'yi vermiş, Kaede'yi bulup getirme görevini onlara vermişti. Diğerleri de köye dönüp Takeshi'ye yardım edecekti. Birkaç saat içinde destek ekibi gelecekti ve ekipte bir Jounin daha vardı, bu yüzden fazla yalnız kalmayacaklardı. Kizami dönene kadar emir komuta zincirinin Aoi'ye bırakılması üzerinde bir nebze gerginlik ve sorumluluk duygusu oluşturmuştu. Artık yalnızca Kaede'nin bulunmasından değil, Masato ve Bokukichi'nin güvenliğinden de sorumluydu. Kizami'nin tek bir emri vardı... Akuro karşılarına çıkacak olursa kaçacaklardı, mücadeleye girişmeyeceklerdi. Takeshi'ye olanlar için büyük bir vicdan azabı duyuyor gibiydi.

Gitmeden önce Takeshi, titrek elleriyle onunkileri tutmuştu. Teşekkür ediyordu. "Yuukon seni her türlü musibetten korusun." Kizami'nin onu sırtlaması ile birlikte gittiler. Aoi bir süre arkalarından onları izledi. Bir zamanlar o da böyle beklenmedik bir anda saldırıya uğramıştı ve Takeshi onu sırtlayıp inancını yitirmeyen kişiydi. Şimdi de onu koruyup kollama sırası Aoi'deydi. Ortama çöken sessizliği ilk bozan kişi Bokukichi olmuştu. Çakralarını bağladığı için mührün etkileri onları da kapsar mı diye merak etmişti. Aoi'nin bildiği kadarıyla jutsunun böyle bir işleyişi yoktu. Yine de emin olmakta fayda vardı. Bu esnada Masato ile birbirlerine girmişlerdi her zamanki gibi. "Kavga etmeyin kuzum." Elindeki eşyaları yere bırakıp üzerindeki klan kimonosunun kemerini çözdü ve açıp göbeğini inceledi. Normal görünüyordu. "Bende mühür yok. Sen de bir bak istersen." Sonra hiçbir şey olmamış gibi kemerini geri bağlayıp eşyalarını yerden aldı. "Ben Masato'ya katılıyorum. Kaede'yi kurtarmak önceliğimiz ancak ayrılırsak tek başımıza Akuro veya benzeri güçte bir Sennashi üyesi ile karşılaşma riski alırız. Bu yalnızca Kaede'yi değil, hepimizi ayrı ayrı tehlikeye atmak olur. Ayrıca... Herkesin sendeki gibi kocaman görkemli ihtişamlı devasa müthiş bir yılanı yok." Biraz düşündükten sonra ekledi. "Byakugan ile çevreyi hızlıca tararız. Masato onu bulabilir. Ayrılmasak bile geniş bir çevreyi tararız. Biraz önceki gibi çakralarımızı birbirine bağlarım. Üçümüzünki birleşince Masato daha çok çakra kullanabilir. Böylece daha geniş bir alanı kontrol eder. Nasıl fikir?" Fikri beğenirlerse Reikon Tsunagi kullanarak Bokukichi ve Masato ile ruhsal bağlantı kuracaktı.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Bokukichi, sen daha Reikon Tsunagi’yi telaffuz eder etmez yüzünü buruşturuyor. Bakışlarını Masato’ya çevirip parmağını sallıyor. "YOK YOK BAĞLAMAYALIM!" diyor. "Her sorunun çözümü Masato’nun içine daha fazla çakra basalım olmamalı. Yok abi, bağlamayalım. En son bağladık da ne oldu, midemden vurulmuş gibi oldum. Bir daha aynı filmi izlemek istemiyorum." Masato buna aldırmadan sakin bir adım öne çıkıyor. Gözleri kapanıyor, ardından açılıyor, Byakugan’ın soluk damarları şakaklarında beliriyor. "Önce bağlamadan bakalım." diyor. "Eğer Kaede’nin izi hala tazeyse, bu halim yeter. Gerekirse sonra düşünürüz."

Bokukichi hemen atlıyor. "İşte bu. Sağduyu. Not alın, nadir görülür. Her ne kadar söyleyen kişi çok garip bir adam olsa da." Üçünüz tapınağın yan koridorlarından birine giriyorsunuz. Taş zemin, hala günün olaylarını taşıyor, aceleyle kaçmış insanların ayak izleri, devrilmiş bir tütsü kabı, yarısı yanmış bir dua kağıdı. Masato başını yavaşça çeviriyor, bakışları mekanın içinden geçiyor gibi. "Bir şey var." diyor sonunda. "Taze çakra izleri ama Kaede’ninki gibi değil. Daha düzensiz. Sanki biri sürekli yön değiştirerek ilerlemiş." Bokukichi homurdanıyor. "Kaçırılmış biri mi, kaçan biri mi?" Masato omuz silkiyor. "İkisi de olabilir."

İzleri takip ettikçe tapınağın daha az kullanılan arka bölümlerine geçiyorsunuz. Burada hava daha serin, sesler daha boğuk. Masato bir anda duruyor. "Az önce gördüğüm iz... Kaede’ye ait çakra burada kesiliyor." Bokukichi kaşlarını kaldırıyor. "Kesiliyor mu? Nasıl yani, buhar mı oldu kız?" Masato’nun yüzü ciddileşiyor. "Hayır. Üstüne başka bir çakra izi binmiş. Bastırılmış. Gizlenmiş." Bokukichi şaşırıyor ve "Üstüne mi atladılar kızın? Ne diyorsun amına koyayım anlamadım ki?" diyor. Tam bu sırada sen de fark ediyorsun. Havada tuhaf bir ağırlık var, ne düşmanca ne de tamamen boş. Sanki bir şey, görülmek istemeden sizi izliyor. Sonra, tapınağın taş duvarına oyulmuş küçük bir nişin içinde bir şey seçiyorsun, Kaede’nin atkısının ucuna ait tanıdık bir iplik parçası. Ama hemen yanında, çok daha yeni bir iz var, tırnakla kazınmış gibi duran, spiral benzeri küçük bir sembol. Takeshi’nin karnındaki mührü hatırlatacak kadar tanıdık.

Bokukichi eğilip sembole bakıyor. "Arkadaşlar dönsek mi artık Kaede de kendisi bir şekilde yolunu bu-" derken Masato ise başını kaldırıp koridorun ikiye ayrıldığı noktaya bakıyor. "İki ihtimal var." diyor. "Ya Kaede’yi buradan alıp yer altına indirdiler ya da bu sembol bir yanıltma. Eğer öyleyse, asıl yön ters taraf." İki yol var. Biri aşağıya inen dar, karanlık bir geçit, hava nemli, izler belirsiz ama sembol oraya yakın. Diğeri ise tapınağın dış bahçesine açılan, daha açık bir rota, çakra izleri zayıf ama Kaede’nin çakrasına daha temiz bir şekilde benziyor. Masato ve Bokukichi sana bakıyor. Karar bekliyorlar. Masato son olarak fikirlerini paylaşıyor. Eliyle bahçe yolunu gösteriyor. "Kaede'yi burada daha net hissediyorum ama bu kesinkes burada olacağı anlamına gelmiyor. Bizi yanıltmak için bir sistem de oluşturmuş olabilirler. Bence bir yeri seçip oradan ilerleyelim, en kötü bir şey bulamazsak diğerine geçeriz." diyor.

Hangisini seçeceksin?
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Bokukichi korku dolu anıları gözünün önünde çakmış gibi şiddetle karşı çıkmıştı Reikon Tsunagi'ye. "O kadar korkmana gerek yok... Bu bir bağ sonuçta..." diye Aoi lafa girmek istese de başkasının acılarını hissetmek korkunç bir deneyimdi elbette. Aoi bunu umursamıyordu çünkü dostlarının acılarını paylaşmak onun için önemliydi. Takeshi'nin çektiği acıyı hissettiği için durumun onun için ne kadar kötü olduğunu anlayabilmişti. Masato bir şey söylemeden Byakugan'ı açarak çevreyi izlemeye başlamıştı. Şimdilik bu şekilde devam etmeyi teklif etmişti, zorlanırsa bu yola başvuracaklardı. "Bokukichi olmadan sadece ikimizi de bağlayabilirim." diye teklif etti Aoi konuyu kapatırken.

Tapınağın koridorlarında ilerlerken Masato bazı çakra izlerine rastlamıştı ancak Kaede'nin olduklarından şüpheliydi. Zik zak çizerek ilerlemiş birine aitti. Belki kaçıyor, belki kaçırılıyordu. Tapınağın arka bölümüne gittiklerinde Kaede'ye ait çakranın son bulduğunu, üzerinin kapatıldığını söylemişti. Başka bir çakra iziyle Kaede'nin izi silinmeye çalışılmıştı. Gerçekten de ortamın havası ağırdı. Tuhaf bir yoğunluk hissediyordu. Sanki birileri tarafından izleniyorlardı. Aoi daha önce yaşadığı benzer deneyimler sebebiyle Genjutsu kurbanı olmaktan korkuyordu. O esnada taş duvarda bir iz gördü. Kaede'nin kıyafetine benzer bir parça ve taşa oyulmuş spiral işaret. Takeshi'nin mühründekine benzer şekilde. Birisi bunu buraya tırnaklarıyla kazımış gibiydi. Masato iki ihtimal üzerinde duruyordu. Ya Kaede kaçırılmış ve yer altına götürülmüştü ya da bu bir tuzaktı. Aoi onu dinledikten sonra başını salladı. "Önce bahçede arayalım. Çakra izi orada daha net. Sennashi'yi tanıdıysak en usta oldukları konu hedef değiştirme ve şaşırtmaca." Kaede'nin çakra izi zayıf olduğu için Reikon Tsunagi ile ruhsal bağlantı kurarak Masato'ya daha fazla görüş netliği kazandıracaktı.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Bahçeye doğru yöneldiğinde adımların bilinçli olarak hafifliyor. Taş zeminden toprağa geçiş anında hissediliyor, hava daha serin, rüzgar daha düzensiz. Tütsü kokusuna nem ve yosun karışmış. Masato birkaç adım gerinde, Byakugan hala açık. Bokukichi ise alışıldık şakacı halinin aksine sessiz, gözleri sürekli etrafı tarıyor, bir şeylerin ters gittiğini o da hissediyor. Bahçenin ortasına yaklaştığınızda Masato duruyor. "Burada." diyor kısık bir sesle. "Çakra burada yoğunlaşıyor. Ama Kaede’ninki hala net değil. Sanki biri onun izini bir kumaşla silmiş gibi." Bokukichi dişlerini sıkarak toprağa bakıyor. "Ya kız iz bırakmaya çalıştıysa? Gerçi bilmiyorum ayol çakranızı nasıl şekillendirip bırakıyorsunuz ki?"

Tam o sırada sen hissediyorsun. Ayak tabanlarından yukarı tırmanan, tanıdık olmayan bir titreşim. Reikon Tsunagi’yi henüz kurmamış olsan da ruhun bir şeye sürtünmüş gibi ürperiyor. Bahçenin kenarındaki eski taş fenerlerden birinin arkasında hava dalgalanıyor. Bir anlık, neredeyse göz kırpması kadar kısa bir sürede Kaede’nin çakrasını seçiyorsun, zayıf, bastırılmış ama orada. Masato bakışını o yöne çeviriyor, yüzü anında geriliyor. "Görüyorum ama galiba yalnız değil." O anda bahçenin zemini çatlıyor.

Toprak sessizce yarılıyor, ardından boğuk bir sesle içeri doğru çöküyor. Sen refleksle geri sıçrarken Bokukichi dengesini kaybedip dizlerinin üstüne düşüyor. Açılan yarıktan yoğun bir çakra dumanı yükseliyor, Akuro’nunkine benzer ama daha ham, daha kontrolsüz. Ve dumanın içinden bir figür beliriyor. Kaede. Ama duruşu bir garip. Omuzları düşük, bakışları boş. Gözleri sana baktığında tanıdık bir parıltı yok. Yerin üstünde, Kaede'nin durduğu alanın hemen altında belli belirsiz seçilen spiral bir sembol var, Takeshi’ninkine benzer şekilde titreşiyor. Elinde bir kunai var ama nedense size doğrultulmuş durumda.

Bokukichi ayağa fırlıyor. "Kaede! Lan, biziz!" diyor. Masato hemen kolunu kaldırıyor. "Dur. Yaklaşmayın." Kaede’nin dudakları aralanıyor ama sesi kendi sesi gibi çıkmıyor. İç içe geçmiş iki tını var. "Yaklaşmayın." diyor. "Yaklaşırsanız... onu uyandırırım." Kalbin hızlanıyor. Onu derken neyi kastettiğini biliyorsun. Spiral mühür, Sennashi’nin işi. Mühür bu sefer Kaede'ye değil, durduğu yere yapılmış ama içinizden herhangi biri hareket etttiğinde ne olacak belli değil. Gözlerin istemsizce çevreyi tarıyor ve o an fark ediyorsun, bahçenin etrafındaki taş fenerlerin her birine ince mühür çizgileri kazınmış. Görünmez bir alan oluşturuyorlar. Bu bir tuzak. Kaede merkeze konmuş.

Masato’nun sesi sertleşiyor. "Alan mührü. Dışarıdan kırarsak Kaede’ye zarar verebilir." Bokukichi sana bakıyor, ilk kez sesi titreyerek. "Ne yapıyoruz Aoi? Söyle." Masato sinirleniyor ve Bokukichi'ye dönüp "Ulan hep bu kız mı karar verecek?!" diyor. Kaede’nin bakışları bir anlığına berraklaşıyor. Gözleri senin gözlerini buluyor. "Eğer... eğer beni bağlarsan belki bir yolunu bulabiliriz. Kaçmam gerek ama kaçarsam..." Sözünü bitiremiyor. Spiral sembol bir anlığına parlıyor, Kaede çığlık atıyor ve dizlerinin üstüne düşüyor. Kunai toprağa saplanıyor.

Masato bağırıyor. "Ya alanı kırıp onu bayıltacağız, riskli ama hızlı, ya da sen Reikon Tsunagi ile Kaede’ye bağlanacaksın. Mührün ne yaptığını bilmiyoruz. Seni de içine çekebilir ama belki onu çıkarmak için bir yol olur bize." Bokukichi elini silahına götürüyor. "Üçüncü seçenek yok mu?" Masato başını iki yana sallıyor. "Varsa da bende yok." Kaede başını kaldırıyor, sana bakıyor. "Ne olur beni bırakmayın." diyor. Bir nefeslik zamanın var. Alanı kırarsan Kaede’yi fiziksel olarak kurtarma ihtimalin var ama mührün patlama riski var. Bağlanırsan Kaede’yi sakinleştirip mühürle yüzleşmenin bir yolunu bulabilirsin ama henüz bunu nasıl yapacağın hakkında bir fikrin yok. Seçim yine maalesef sana ait, emir komuta zinciri de sende sonuçta.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Kaede'nin çakrası gerçekten de bahçede yoğunlaşmıştı. Masato birisinin onun izini silmeye çalıştığını düşünüyordu. Aoi de hissediyordu. Tuhaf bir titreşim... Uğursuz bir his içini kaplamıştı. Bir anlığına Kaede'nin çakrasını hissetmişti o da. Masato bakışlarını o yöne çevirdiği anda ciddileşmişti. Hayra alamet değildi. Kaede'nin yalnız olmadığını söylediğinde kalbi gümbürtüyle atmaya başladı. Başına bir şey gelmişti.

Bahçedeki zeminin yarılması içe doğru çökmesi ile yerinden sıçradı. Oluşan yarıktan yoğun ama dengesiz bir çakra dumanı yükselmişti. Bu çakra, Takeshi'yi mühürleyen çakranın aynısıydı ancak çok daha tehlikeli hissettiriyordu. Yeni oyunları bu muydu? Dumanın içinden Kaede'yi gördüğü anda bir an için gözleri ışıldadı ancak durumu fark edince anında ciddileşti. Kaede'nin bakışları ona ait değildi. Elindeki kunaiyi onlara doğrultmuştu. Durduğu alanın altında, yine o çok benzer spiral mühürden vardı. Kaede şükürler olsun ki tek parçaydı ancak bir tuzağın içine düşmüşlerdi.

Kaede yaklaşırlarsa onu uyandıracağını söylemişti. Sesi bile ona ait gibi çıkmıyordu. Mühür uyandığında ne olacağı belli değildi ancak büyük bir alanı kapsıyordu. Bu tuzağın en ortasında da Kaede yer alıyordu. Masato mührü dışarıdan kırarlarsa Kaede'ye zararı olabileceği konusunda onları uyarmıştı. Bokukichi ne yapacaklarını sorduğunda kalbi ağzında atıyordu artık. Bilmiyordu. Elleri titredi. Zarar kendisine gelecek olsa umursamazdı ancak diğerlerinin hayatı söz konusuydu. Hayatında ilk kez karar mekanizması kendisindeydi ve bu durumun sorumluluğu omuzlarında çok büyüktü. Dudakları titredi. Ağzından çıkacak bir kelime herkesi öldürebilirdi.

Kaede bir anlığına kendine gelerek eğer bağlanırlarsa bir yolunu bulabilecekleri fikrini üretmişti. Bunu nereden biliyordu ki? Yine de denemeye değer bir ihtimaldi. Başına ne geleceğini bilmiyordu. Kaede'yi kurtarabildiği sürece önemi yoktu. Spiral sembol onun canını yakıyordu. "KAEDE!" Masato, Reikon Tsunagi ile ona bağlanmasını teklif etmişti. Mührü kırmak riskli olurdu ve bu riski almak istemiyordu. Kaede onlara yalvarıyordu. Onu ilk kez bu kadar korkmuş görüyordu. "Siz gidin." dedi Aoi, sakin kalmaya çalışan ancak yalvarır gibi çıkan bir ses tonuyla. "Bir şey olacaksa bana olsun. Sizi riske atamam. Kaede'yi de." Gergince yutkundu. "Ona bağlanmayı deneyeceğim. Ne olacağını bilmiyorum. Gidin ve canınızı kurtarın. Lütfen." Reikon Tsunagi ile ona bağlanıp ne olacağına bakacaktı.
Image
► Show Spoiler
Post Reply