Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Sofradaki uğultu, Kurohime’nin sözlerinin ardından yavaş yavaş çınlayan bir sessizliğe dönüşüyor. Yüreklerdeki ağırlığı neredeyse fiziksel olarak hissediyorsun, omuzlarına çöken mistik bir basınç gibi. Yureikumo’nun en saygı duyulan kişisinin böylesine bir zayıflık beyan etmesi klan tarihinde çok nadirdir. Ama Shinmei’nin yüzünde korku değil, düşündüğün gibi dingin bir kabulleniş var. Sanki yıllardır sakladığı bir sırrı nihayet söylemiş de içi rahatlamış gibi. Rei ablan, dizlerinin üzerinde hafifçe öne eğiliyor. Elleri kenetlendiği halde titriyor. Takeshi abin, kollarını bağlayıp dişlerini sıkmış halde sana bakmayı sürdürüyor. Han, Shinmei’nin sözlerini tartarken çenesini ovuyor. Her zamanki soğukkanlılığı ile gözleri daralmış, düşünceli. Masato’nun gözbebekleri büyümüş, böyle bir tören görmeye alışık olmadığı için şaşkınlığı gizlemeye çalışıyor. Kaede ise her zamanki soğukluğuyla duruyor, ancak sen onun bile irkildiğini fark ediyorsun.

Bokukichi ise, her şeyi kendi filtresinden geçirerek dramatik bir fısıltıyla sana eğiliyor. "Ay ne diyo bu? Emekliliğini mi açıklıyor?" O kadar ciddi bir anda bu cümle ağzından çıkınca Masato ayağıyla hafifçe dürtüyor onu. Dizlerinin üzerinde hafifçe sekip "Tövbe estağfurullah! Ay tamam sustum be." derken yüzünü ekşitiyor. Shinmei iki avucunu sofranın üzerine koyuyor. Gözlerindeki morumsu gölgeler, ruhlarla temasının ona ne kadar yüklendiğini gösteriyor. "Yuukon’un nefesi artık beni eski gücümle doldurmuyor." diyor sakin ama katı bir sesle. "Ruhların sesi daha ağır, daha karanlık. Sennashi gölgesi köylerimizi sararken, kehanetler bulanık görünmeye başladı."

Klanın gençlerinden biri istemsizce ayağa kalkıyor. "Ama Shinmei’m, sizin olmadığınız bir geleceği kim okuyabilir ki?" Kurohime ona şefkatle bakıyor. "Her ruhun bir zamanı vardır. Benim zamanım... yaklaşmış olabilir." Bu söz Yureikumo halkası boyunca bir soğuk rüzgar gibi ilerliyor. Bir an herkesin sırtı ürperiyor. Sen bile hafiften irkiliyorsun. Sanki o anda, antik ağacın dallarında hafif bir uğultu duyuluyor. Rüzgar değil bu, çok daha farklı bir frekans. Ruhların nefesi gibi... Ya da öyle olmasını umuyorsun. Birkaç yaşlı üye etraflarına bakınıyor. Bazıları telaşlanmış gibi mırıldanıyor. Rei ablan ağzını kapatarak nefes alıyor. "Shinmei’m, ruhlar bugün bize huzurlu gelmiyor." Takeshi de etrafı kolaçan edip sana bir kez daha bakıyor. Bir şey oluyor. Ve bu, normal bir tören atmosferi değil.

Kurohime tam yeniden konuşacakken bir titreme hissediyorsun. Zeminin altından değil, hava boşluğundan gelen, hafif bir titreşim. Kulaklarının arkasında ince bir sızı oluşuyor. Sen fark ediyorsun, senden önce kimse etmiyor gibi geliyor. Yuukon ile daha derin bağı olanlar belki... ama ilk temas sana geliyor gibi hissediyorsun. Hafif bir uğultu, bir fısıltı duyuyorsun. "..ai... yo..." Anlamı belli olmayan bir ses. Bir an için başını kaldırıyorsun. Herkes normal görünüyor. Hiç kimse bir şey duymamış gibi.

Sadece...

Kurohime.

Birden sana bakıyor. Gözleri karanlık bir derinlik gibi. Bir kehanet almışçasına. Ve dudakları kıpırdıyor. "Güneşin düştüğü yerde... gölgenin ardında... bir yol açılıyor." Bu cümle sana doğru söylenmiş gibi. Klanın geri kalanı bunu törenin parçası sanıyor. Hiç kimse anlamıyor. Sadece sen ve Kurohime. Aranızda görünmez bir ip geriliyor. Ve o anda çevredeki tütsü dumanları bir yöne doğru kıvrılıyor. Bir şekil alıyor. Bir yüz. Kadın yüzü. İnce, keskin, silüet halinde. Gözlerinin içi boş. Ama sana bakıyor. Sen nefesini tutuyorsun, çünkü o yüzü tanıyorsun.

Akane.

Sadece bir saniye sürüyor, bir göz kırpma anı kadar. Sonra duman hiçbir şey olmamış gibi dağılıyor. Takeshi bunu fark etmiyor. Rei ablan fark etmiyor. Kaede, Masato, Bokukichi... hiçbiri.

Yalnızca sen.

Ve Kurohime.

Kurohime başını yavaşça eğiyor ve herkes yemeğe hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Bütün klan bu haberle yıkılmış olsa da herkes bir şekilde metanetini korumaya çalışıyordu. Aoi, Shinmei'nin yüzündeki kabullenişi görünce rahatlamıştı. Bokukichi ona doğru fısır fısır bir şeyler söylemişti onu bir posta da Masato dürtmüştü. Aoi yine gülesi gelse de bunu baskılayabildi. Shinmei lafını devam ettirip ruhlarının sesinin ağırlığının altında Sennashi'nin karanlığı olduğunu dile getirmişti. Aoi'nin kaşları çatıldı. Her problemin altında bu ismi duyuyordu son günlerde. Kendi klanının ruhani liderinin güçlerini bile etkileyecek kadar yayılmıştı kötülük kanseri. Shinmei artık kehanetleri eskisi kadar açık değil, bulanık görüyordu onların sisi yüzünden. Shinmei kendi zamanının yaklaşmış olabileceğini dile getirince tüm klan üyelerinin neşesi kaçmıştı. Etrafta uğursuz bir uğultu oluşmuştu. Sanki bu kutsal gecede antik ağacın altına toplanan ruhlar da memnuniyetsiz bir ruh hali içindeydiler. Rei ablası kaygıyla bu seslerin bugün onlara iyi gelmediğini itiraf etmişti.

Aoi, Takeshi abisinin bakışlarını bir kez daha üzerinde hissederken farklı bir şey olduğunu fark etti. Bir titreşim. Etrafına baktığında kendisi dışında bunu kimsenin fark etmediğini gözlemledi. Bir fısıltı işitti. Ne olduğu anlaşılamayan kesik kelimelerden ibaret bir fısıltıydı. Başını kaldırıp sofraya baktığında kimsenin bu acayipliği duymadığını fark etti. Kurohime hariç. Kurohime doğrudan kendisine bakıyordu. Gözlerinde farklı bir derinlik vardı. Görü mü almıştı? Dudakları kıpırdamıştı. Güneşin düştüğü yerde, gölgenin ardında bir yol açıldığını söylemişti. Bu kesinlikle bir kehanetti. Kimse sorgulamamıştı. Aoi nefes alış verişinin hızlandığını hissetti. Tütsünün dumanları kıvrılarak tanıdık birisinin yüzünün şeklini almıştı. Aoi'nin resmen tanımadığı ancak klanda namı büyük olanın... Akane. Aoi sırtından bir ürperti dalgasının geçip gittiğini hissetti. Akane'nin boş gözleri dimdik kendisine bakıyordu.

Gözlerini kırptığında sanki hiçbir şey olmamış gibiydi. Sanki hayal görmüştü. Kurohime'nin manalı bakışları olmasa öyle düşünürdü. Shinmei başını eğip yemeğe devam ederken Aoi yutkundu. İştahı kaçmıştı. Bu yaşadığı şey ona yüklenen bir görev miydi yoksa bir uyarı mıydı? Kendini sakinleştirmeye gayret edip yemeğine devam etti. Takeshi abisine söylediği gibi, korkacak bir durum yoktu. Akane'nin Sennashi'de önemli bir figür olması teorisi güçleniyordu. Bu durum Shinmei'nin halini de açıklardı. Bu oldukça rahatsız ediciydi. Klanlarının itibarı yerle bir olmadan evvel bu meseleyi kökten halletmeleri gerekliydi.

Yemek sona erdikten sonra hava artık tamamen kararmıştı. Klan üyeleri Antik Ağaç'tan ormanlık alana doğru ilerleyen patikada yürüyüşe başladılar. Bir yandan kimileri ilahiler söylüyor kimileri sessiz sessiz dua ediyordu. Antik Ağaç'ın çevresinde kalan birkaç ruhban takımı da ayine başlamıştı. Bu sefer Shinmei için daha da hırsla ayin yapıyorlardı.



Aoi dalgındı. Ne dua ediyor, ne çevresine ilgi gösteriyordu. Düşünceli bir şekilde patikada ilerliyordu. Gecenin bu saatlerinde orman huzurlu oluyordu. Başını kaldırdığı zaman kocaman dolunayın ışığı ruhuna enerji işliyordu adeta. Klan üyelerinin gerisinde kalmıştı ve Bokukichi, Masato ve Kaede'ye açıklama yapıyordu. Ayinin tarihini ve amacını açıklarken patikayı işaret etti. "Ormanın bir bölümüne kadar gidip sonra geri dönüyoruz. Yaklaşık bir saat sürüyor. Döndükten sonra da sake dağıtılıyor. Sonra da herkes yavaş yavaş kendi haline çekiliyor. İsteyen uyuyor, isteyen de canı ne isterse onu yapıyor. Benim odamın önünde kurbağalı bir dere var. Oraya girip kurbağalarla vakit geçiriyorum çoğunlukla. Sebebini sorgulamayın." Utancını gizlemek için yalandan boğazını temizledi.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Ayinin ritmi ağır ağır akmaya devam ediyor. Antik Ağaç’ın köklerinden yükselen o kadim huzur, ilk başta herkesin omuzlarına çöken karanlığı biraz olsun yumuşatmış gibi. Patika boyunca ilerleyen klan üyelerinin ayak sesleri, ilahilerle ve rüzgarın yapraklar arasında dolaşan uğultusuyla birbirine karışıyor. Sen hala dalgınsın, adımların otomatikleşmiş, zihnin ise Kurohime’nin bakışında takılı kalmış durumda. O dumanın aldığı yüz... Gözlerini her kapattığında tekrar beliriyor gibi.

Yürüyüş tamamlanıp dönüş yoluna geçildiğinde, törenin son evresine gelindiği anlaşılıyor. Büyük bakır kaplar ortaya çıkarılıyor. Sake, küçük kaselere dikkatle paylaştırılıyor, bu kısım her zaman olduğu gibi sessiz ve saygılı. Herkes, ruhlara sunulan paydan sonra kendi kasesini alıyor. Elin kaseye uzandığında, parmaklarının ucunda hafif bir soğukluk hissediyorsun. Ay ışığı sake’nin yüzeyinde titrek yansımalar bırakıyor.

İlk yudumlar alınıyor. Ortamda hafif bir gevşeme hissi dolaşıyor. Fısıldaşmalar artıyor, bazı yüzlerde gerginlik yerini yorgun bir kabullenişe bırakıyor. Bokukichi, kasesini fazla hızlı içmiş gibi duruyor, dudaklarını büzüp yüzünü ekşitiyor ama bir şey demiyor. Masato kibarca küçük yudumlarla yetiniyor. Kaede ise her zamanki gibi ölçülü, bir yudum alıp kasesini dizinin üzerine bırakıyor, etrafı dikkatle süzüyor.

Aradan birkaç dakika geçiyor. Önce tuhaf bir sessizlik oluyor. Sonra da bir öğürme sesi duyuyorsun. Klanın biraz ilerisinde, yüzünü iki eliyle kapatan bir üye sendeleyerek dizlerinin üzerine çöküyor. Kasesi yere düşüp devriliyor. Ardından kontrolsüz bir şekilde kusmaya başlıyor. Ortamdaki o kırılgan huzur, bir anda paramparça oluyor. Birkaç kişi irkilerek ayağa fırlıyor. Medikal ninjalar refleksle harekete geçiyor, iki kişi kollarından tutup onu hızla ayırıyor kalabalıktan.

"Yer açın!"

"Getirin buraya!"

Sesler üst üste biniyor. Bir başkası paniğe kapılmış gibi nefes nefese kalıyor. Sake kaplarının etrafında huzursuz bir dalgalanma başlıyor. Kurohime yerinden kalkmıyor ama bakışları sertleşmiş durumda. Bu, törenlerde olmaması gereken bir şey. Senin göğsüne ince bir sıkışma oturuyor. Bu tesadüf değil. Bokukichi sana doğru eğiliyor, sesi bu sefer şakacı değil. "Olm törenin parçası falan mı bu?" Masato başını iki yana sallıyor. Kaede’nin kaşları hafifçe çatılıyor, gözleri medikal ninjaların taşıdığı kişide takılı kalmış. Ortam ağırlaşıyor. Fısıltılar artıyor. Ruhların huzursuzluğu artık inkar edilemez hâlde.

Bir süre sonra, kimse yüksek sesle söylemese de, kalabalığın bir kısmı doğal olarak dağılmaya başlıyor. Sen de içinizdeki o gerginliği dağıtmak ister gibi, dere tarafını işaret ediyorsun. Biraz uzaklaşmak, nefes almak iyi fikir gibi geliyor. Bokukichi hemen kabul ediyor, Masato da başını sallıyor. Kaede sessizce sizi takip ediyor. Derenin olduğu kısım daha serin. Kurbağaların sesi, ayinin yankısını bastırıyor. Ay ışığı suyun yüzeyinde kırılıyor. Az önceki boğucu atmosfer burada biraz olsun çözülüyor gibi. Bokukichi ayakkabılarını çıkarıp taşların üzerine basarken derin bir nefes alıyor. "Şimdi kurbağa olmak vardı." Masato gülümsüyor ve omuzlarını gevşetiyor. Sen ise hala arkana bakma ihtiyacı hissediyorsun.

Tam o sırada...

Yerleşke tarafında bir hareket görüyorsun. Bir siluet, aceleyle koşuyor. Adımlar düzensiz, panik içinde. Tanıyamıyorsun, sadece Yureikumo kıyafeti giydiğini seçebiliyorsun. O kişi, evlerden birinin kapısını hızla açıp içeri giriyor. Ve kapı kapanır kapanmaz bir çığlık duyuyorsun. Boğuk, parçalanmış, ciğerlerden kopan bir ses. Orman boyunca yankılanıyor. "Ölmüş! Oracıkta ölmüş!" Ses titriyor, kelimeler ağlamanın içinde eriyor. Ardından hıçkırıklar geliyor. Kontrolsüz, çaresiz, insanın iliklerine işleyen türden. Bir başkasının "Nami, sakin ol!" dediğini duyuyorsun. Derenin başında herkes donakalıyor. Kurbağalar susuyor. Rüzgar kesiliyor. Anlaşılan bu hiç normal bir akşam olmayacak.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Yürüyüş tamamlandıktan sonra kaseler ve sakeler dağıtılmıştı. Herkes kendisine düşen payı almış ve bir köşeye geçip sessizce yudumlamaya başlamıştı. Bokukichi kasesini bir dikişte bitirirken yüzünü buruşturmuştu. Aoi minik bir yudum aldı. Masato ve Kaede de sakince yudumluyorlardı. Birkaç dakikalık dingin bir sessizliğin ardından gürültülü bir öğürme sesi doldurmuştu odayı. Klan üyelerinden birisi kasesini yere düşürmüş, dizlerinin üzerine kapanarak kusmaya başlamıştı. Medikal ninjalar onu hızla ortamdan uzaklaştırırken Aoi şaşkınlıkla olanı biteni seyretti. Hasta mıydı? Rahatsız mıydı? Kim olduğunu bilmiyordu bile. Panik dalgası tüm klan üyeleri boyunca yayılmıştı. Herkes hep bir ağızdan endişeyle mırıldanıyordu. Shinmei bir şey söylemese de bakışları kararmıştı.

Aoi endişe ile Bokukichi'nin sorusuna başını hayır anlamında sallayarak yanıt verdi. Törenin bir parçası olduğunu söylemeyi çok isterdi ancak değildi. Bir huzursuzluk kaplamıştı içini. Bu seferki tören daha öncekilere hiç benzememişti. Bu uğursuz havanın sebebi neydi? Tüm bunlar tesadüf olamazdı. Sennashi ile bir bağlantısı hatta daha da kötüsü Akane ile bir bağlantısı olabilir miydi? Medikal ninjalar hasta ile ilgilenirken kalabalık da dağılmaya başlamıştı. Aoi dereyi işaret etti bir nebze olsun nefes alabilmek için. Bokukichi hemen kabul etmişti. Diğerleri de takip etmişlerdi.

Dere tarafı sessiz ve huzurluydu. Kurbağaların günlük gece şarkıları dışında hiçbir ses yükselmiyordu. Derenin serin esintisi yüze çarparak gönülleri ferahlatıyordu. Bokukichi taşlara basarken kurbağa olmayı hayal ettiğini söylemişti. "Yılan olmayı tercih edersin diye düşünmüştüm." Aoi hafifçe tebessüm etti. Yerleşke tarafını kolaçan etmek için arkasına döndüğünde klan kimonosu giyen birinin telaşla bir eve doğru koşturmakla olduğunu fark etti. Eve girer girmek kapıyı serçe kapatmış ve müthiş bir çığlık koparmıştı. Ölüm haberinden bahsediyordu. Ölüm? Bir Yureikumo vefat mı etmişti? Aoi telaşla dikleşti. Bir başkasının o kişiyi sakinleştirmeye çalıştığı duyuluyordu. "Ölmüş mü?" Aoi nefesinin kesildiğini hissetti. "Yuukon ona merhamet etsin. Neler oluyor bu gece? Törenimiz normalde hiç bu şekilde olmazdı, buna tanık olduğunuz için özür dilerim. Eğlenceli olacağını düşünerek getirmiştim sizi buraya." Başını salladı. "Sennashi yüzünden olmalı. Kanser gibi etkiliyorlar her yeri. Birisi sakeleri mi zehirledi? O zaman kayıp daha fazla olurdu. Onu mu bilerek hedef aldılar? Neler olduğunu anlayamıyorum." Duraksadı. "Shinmei ile konuşsam iyi olacak. Siz isterseniz burada bekleyin. Hemen dönerim."
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Sözlerin ağzından dökülürken sesindeki gerginliği saklayamıyorsun ama kimse seni durdurmaya çalışmıyor. Aksine, yüzlerine baktığında hepsinin aynı rahatsız edici hissi paylaştığını görüyorsun. Bokukichi omzunu silkerek dudak büker gibi yapıyor ama sesi beklenmedik derecede ciddi çıkıyor. "Bizi buraya getirdin diye suçluluk duyma. Böyle şeyler hissedilir. Kaçmaz. Hem biz gelmesek tek başına göğüslenecektin kız. Takma boşver." Kaede başını hafifçe yana eğiyor, gözleri karanlıkta yerleşkeye takılı. Sessiz ama net bir ifadeyle "Yalnız gitme." diyor. Bu bir rica değil, gerçek bir endişe.

Tam Shinmei’ye gideceğini söylediğinde Masato hiç tereddüt etmiyor. Bir adım öne çıkıyor. "Ben de geliyorum." Sesinde ne panik var ne de çekingenlik. Bu defa kararını çoktan vermiş. Diğerlerini dere kenarında bırakıp birlikte ana tören alanına doğru yöneliyorsunuz. Ay ışığı altında yürürken yerleşkenin havası değişmiş gibi. Az önceki ilahilerden eser yok, fısıltılar, telaşlı ayak sesleri ve bastırılmaya çalışılan bir korku dolaşıyor etrafta. Antik Ağaç’a yaklaştıkça kalabalık sıklaşıyor.

Bir grup insan, bir merkezin etrafında toplanmış. Kalabalığın arasından geçerken omuzlarına çarpan eller, kulağına değen yarım cümleler hissediyorsun. "Az önce..." "Bir şeyler ters..." "Shinmei-" Masato önünü açıyor, sakin ama kararlı bir duruşla. Kimse ona karşı çıkmıyor. Ve onu görüyorsun. Shinmei dizlerinin üzerine çökmüş durumda. Gövdesi öne eğilmiş, bir eli karnını kavrıyor, diğeri toprağa bastırılmış. Omuzları titriyor. Rei diz çökmüş halde birkaç adım ötede, gözleri dolu dolu ama dokunmaya cesaret edemiyor. Kurohime’nin etrafındaki hava boğucu.

Tam ağzını açıp adını söyleyecekken Shinmei çığlık atıyor. Ama bu bir insan çığlığı değil. Ses, göğsünden değil, sanki toprağın altından, köklerin arasından yükseliyor. Aynı anda birkaç kişi irkilerek geri çekiliyor. "Antik Ağaç solacak." Ses çatallı, yankılı. Ona ait değil. "Güneş turunu tamamlayana kadar soluk kalacak." Nefesin kesiliyor. Shinmei başını kaldırıyor. Ve o an görüyorsun. Gözleri bembeyaz. Hiç iris yok. Hiç insani sıcaklık yok. Gözbebeklerinin yerinde ise masmavi bir ışık var, titreşen, yaşayan bir parıltı. Ay ışığını bile bastırıyor. Bu bir görü değil. Bu bir ele geçirilme. Masato’nun yanında donup kaldığını hissediyorsun ama gözlerini Shinmei’den ayıramıyorsun. Shinmei’nin eli yavaşça havalanıyor. Parmağı sana doğruluyor.

Ve o ses bir kez daha çıkıyor, bu sefer daha net. "Onun yanına git." Bir anlık duraksıyor. "Ya onu özüne döndür, ya da yaşamına son ver." Sözler kulaklarından çok, kemiklerinin içine işliyor. Bir adım atamıyorsun. Shinmei’nin bedeni bir anda gevşiyor ve yere yığılıyor. Her şey bir anda kopuyor. Rei çığlık atıyor. Kurohime ileri atılıyor. Medikal ninjalar koşuyor. Kalabalık Shinmei’nin etrafına çullanıyor, eller, sesler, panik... Bir anda merkez yok oluyor, sadece kaos kalıyor. Sen ve Masato, istemeden de olsa birkaç adım geride kalıyorsunuz. Kalabalık sizi ayırıyor.

Ve orada, ay ışığının altında, Antik Ağaç’ın soluk gölgesinde sözler hala kulaklarında yankılanırken duruyorsun.

Onun yanına git.

Ya onu kurtar, ya da öldür.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Bokukichi tüm bunları tek başına omuzlamak zorunda kalmadığını dile getirerek onu rahatlatmaya çalışsa da Aoi'nin tedirginliği azalacak gibi değildi. Zorla gülümsemeye çalışarak teşekkür etti. Kaede sesindeki samimi kaygı ile tek başına gitmemesini tembihlemişti. Masato hemen öne atılarak eşlik edeceğini söylemişti. Aoi gerek olmadığını dile getirse de Masato ısrarcıydı. Diğerlerinin aksine oldukça soğukkanlı görünüyordu. Sanki ona eşlik etmeye çok daha önce karar vermiş gibi kesindi kararında. Böylece birlikte tören alanına geri döndüler.

Tören alanında bir tuhaflık vardı. İlahilerin söylenip duaların ediliyor olması gerekirken herkes fazlasıyla sessizdi. Kalabalık belli bir noktaya doğru hücum etmişti. Antik Ağaç’a doğru artan kalabalığa doğru yaklaştılar. Onlar yaklaşırken Masato da önünü açıyordu. Herkes bir şeyler fısıldıyordu. Aoi ne olduğunu anlamasa da Shinmei ile ilgili olduğunu çözebilmişti duyduğu seslerden. Kalabalığın arasından gözleri hemen seçti onu. Shinmei dizlerinin üzerindeydi. Sanki yaralanmış ya da acı çekiyor gibi karnını tutuyordu bir eliyle, diğeriyle de üzerinde bulunduğu topraktan güç alıyordu. Biraz ilerisinde Rei ablası ona yardım etmek ister gibiydi ancak korkuyordu.

Aoi tam ona seslenecekti ki Shinmei çığlık atmıştı. Ancak bu ses ona ait değildi. Başka bir varlığın çığlığı gibiydi. Aoi kanının buz kesip damarlarında donduğunu hissetti. Ses... Antik Ağaç’tan geliyordu sanki. Toprakta, köklerde, dallarda hissediyordu onu. Soluğu kesildi, nefesini tuttuğunu fark etti. Shinmei'nin ağzından ona ait olmayan gür ve çatallı bir ses yükseldi. Antik Ağaç'ın solacağını söylemişti. Güneş turunu tamamlayana kadar öyle kalacaktı. Bir sene? Shinmei başını kaldırdığında gözlerinin bembeyaz olduklarını fark etti. Bir şey bedenini ele geçirmişti ve onun aracılığı ile konuşuyordu. Shinmei yavaşça elini kaldırıp parmağı ile kendisini işaret etmişti. Onun yanına git demişti. Ya onu özüne döndür, ya da yaşamına son ver... Aoi istemsizce bir adım geri çekilerek irkildi.

Bu son sözlerle birlikte Shinmei yere yığılmıştı. Etrafı derhal medikal ninjalar ve diğer klan büyükleri ile sarılmıştı. Masato ile Aoi kalabalığın dışında, ne yaşadıklarını bilmez bir halde kalmışlardı. Aoi başını kaldırıp Antik Ağaç'a baktı. Ay ışığının altında tüm görkemiyle duruyordu. Yıllar yılı onlara rehberlik etmiş, onları korumuş, onları maneviyatla beslemiş kutsal ağaç... Solacak mıydı? Bu vahim olurdu. Klan içinde oluşacak paniği hayal edemiyordu. Antik Ağaç'ın solması kıyamet alametiydi. Şu zamana dek hiç solmamıştı. Aoi ağır adımlarla yavaş yavaş ağaca yaklaştı. Uzanıp bir elini onun görkemli gövdesine yerleştirdi. Ne oluyordu? Acı mı çekiyordu? Bir yanlış mı yapmışlardı? Günahkar Akane yüzünden miydi? Gözlerini kapatıp alnını da ağaca yasladı ve içine çakra aktarmayı denedi. Bir şey olmazsa Mirai no Me tekniğini kullanarak neler olduğunu öngörmeye çalışacaktı.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Antik Ağaç’ın gövdesine dayadığın an, dünya senden kopuyor. Çakranı yavaşça köklere aktardığında Mirai no Me kendiliğinden açılıyor, bu bir kapı değil artık, bir yarık. Görü, tek bir çizgi halinde akmıyor. Parçalanmış. Üst üste binmiş zamanlar, birbirine karışmış ihtimaller, çığlık gibi yankılanan sessizlikler... Önce karanlık görüyorsun. Sonra karanlığın içinden çatlak bir ışık. Antik Ağaç, ama tanıdığın haliyle değil, gövdesi yarılmış, damarları siyaha dönmüş. Köklerin arasından akan şey çakra değil, anı. Çürümüş anılar, yarım bırakılmış dualar, bastırılmış korkular.

Bir adım ötede Akane duruyor. Yüzü net değil, sanki her baktığında başka bir yaşı, başka bir hali var. Dudakları oynuyor ama ses çıkmıyor. Arkasında ipler var. Görünmez ama hissediliyor. O iplerin ucunda köyler, klanlar, insanlar var. Bir kukla düzeni. Sonra bir anlık bir görüntü daha. Güneş doğuyor ama ısıtmıyor. Antik Ağaç solmuş. Ve onun gölgesinde sen diz çökmüşsün. Bir anda başın zonkluyor. Görü parçalanıyor. Bir çığlık kopuyor, bu sefer seninki.

Bir çift kol seni tutuyor. Geri çekiliyorsun. Ayakların yerden kesiliyor. Birinin adını söylüyor ama sesini seçemiyorsun. Kulaklarında uğultu, boğazında metalik bir tat var. Gözlerin yarı aralıkken ağlama seslerini duyuyorsun. Bir değil. Birçok. Bastırılmış, boğuk, panik dolu. Ve sonra...

Toprak.

Soğuk.

Sessizlik.

Gözlerini tekrar açtığında tavan tanıdık. Evindesin ve gündüz olmuş. Başın ağır, bedenin sanki sana ait değil. Gözlerin bulanıkken ilk fark ettiğin şey, birinin elini sıkıca tuttuğu. Masato. Gözleri kıpkırmızı. Seni fark ettiği an sesi patlıyor. "Sonunda uyandı!" O an odadaki herkes hareketleniyor. Bokukichi sandalyesinden fırlıyor, Kaede bir adım yaklaşıp duruyor, Rei’nin yüzü solgun ama dikkatle seni süzüyor. Kapı açılıyor. Baban içeri giriyor. Yavaş adımlarla yanına geliyor, diz çöküyor ve elini iki eliyle kavrıyor. Dokunuşu her zamanki gibi sakin, ama sesi değil.

"Shinmei’yi kaybettik."

Söz, odaya bir taş gibi düşüyor. Masato yutkunuyor. Ardından boğuk bir sesle ekliyor. "Ağacınız da soldu." Bir an duraksıyor. "Aoi... seninle konuşmak isteyen biri var." Bakışlar mutfağa kayıyor. Ve oradan... Hokage çıkıyor. Sarutobi Shigure. Sessizce yaklaşıyor. Odadaki herkes, yavaşça dışarı çıkıyorlar. Baban ve Masato sana son bir kez bakıp çıkıyorlar. Kapı kapanıyor. Hokage yatağın kenarına oturuyor. "Nasıl hissediyorsun?" diye soruyor. Bir an duruyor, senin cevap verip vermediğine bakmadan devam ediyor. Olan biteni, klanın ona anlattığı kadarıyla özetliyor, tören, Shinmei’nin çöküşü, kehanet, Antik Ağaç’ın solması, senin bayılman. Anlaşılan ona her şeyi detaylı bir şekilde anlatmışlar, söylediği her şey doğru.

Sonra başını sana çeviriyor. "Shinmei sana birkaç şey söylemiş. Sence söylediklerinde neyi kast etti?" Kısa bir süreliğine duruyor ve devam ediyor. "Yureikumo klanı Konohagakure için çok önemli. Başınıza bir kötülük gelmemesi için her şeyi yapmaya hazırım. Ama bir shinobi olarak, sen dahil, klanından kimseyi körlemesine bir tehlikeye atamam." Gözlerini senden ayırmıyor. "Klanınızın lideri seninle iletişim kurdu. Bunun bir sebebi var." Bir nefes alıyor. "Bana dürüst olmanı istiyorum." Ve soruyu net bir şekilde soruyor. "Sana ne söyledi? Ve ne anlama geldiğini düşünüyorsun?"

Söz sende.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Elleri ağaca değdiği an hissetmişti bir şeylerin farklı olduğunu. Mirai no Me için odaklanması bile gerekmemişti. Görü kendiliğinden akmıştı zihnine. Antik Ağaç onunla paylaşmak istiyordu sanki. Tam bir kaos vardı zihninin içinde. Anılar, gelecek, geçmiş... Her şey bölük pörçüktü. Antik Ağaç'ın gövdesi yarılmış, içi simsiyah bir pislikle dolmuştu. Yanında Akane'nin uğursuz suratını görmüştü yeniden. Bir şeyler söylüyordu ancak sesi duyulmuyordu. Yüzü ve yaşı devamlı değişiyordu. Parmaklarının ucunda kukla oynatır gibi ipler tutuyordu ve iplerin ucunda köyler, shinobiler, siviller, klanlar vardı. Sonra başka bir görüntü gördü. Soğuk bir güneş ve solmuş Antik Ağaç. Aoi dizlerinin üzerine çöktü onun soluk bedeninin gövdesinde. Kalbi bu acıyı daha fazla kaldırmıyordu. Zihninin de acıdığını hissetti adeta. Acıklı bir çığlık işitti. Sonra sesin kendisinden geldiğini fark etti.

Sonrasında ne olduğunu hatırlamıyordu. Onu tutan kollar, adını seslenen sesler işitmişti ancak kime ait olduklarını bilmiyordu. Kulaklarında hala çığlığın uğultusu ve Shinmei'nin son sözleri vardı. Ağzında ise yeniden o metalik tat oluşmuştu. Gözlerini açmaya çalıştı ancak başarılı olamadı. Ağlama sesleri duyuyordu. Panik... Boğazına kadar panik... Soğuk toprak... Huzur. Ölüyor muydu? Ölüm bu kadar huzurlu muydu? Sanki onu çağırıyordu. Kendini yavaş yavaş onun kollarına bıraktı.

Gözlerini açtı. Evindeydi. Gündüz olmuştu. Ölmemişti. Başı delicesine zonkluyordu ve tüm bedeninin ağırlaştığını hissediyordu. Daha tam kendine gelememişti, görüşü netleşmemişti. Kımıldamaya çalışırken elini tutan sıcacık bir el hissetti. Sımsıkı, sanki bırakırsa yok olacağından endişeli gibi bir tutuş. Başını elin sahibine çevirdiğinde bunun Masato olduğunu fark etti. Diğer eliyle gözlerini ovuşturdu daha net görmek için. Masato'nun gözleri kıpkırmızıydı. Ağlamış mıydı? Hayır, bütün gece uyanık mı kalmıştı? Aoi'nin kendine geldiğini gördüğü an sevinçle haykırmıştı. Bir anda etrafında büyük bir hareketlenme hissetti. Bokukichi, Kaede ve Rei ablası gibi tanıdık yüzler doluştu başına. Aynı saniyede kapıdan içeriye babası da girmişti. Dizlerinin üzerine çöküp ellerini tutmuştu. Aoi yutkundu. Neyin gelmekte olduğunu biliyordu. Nefesini tuttu. Hissetmişti. Biliyordu. Yemekten beridir biliyorlardı, onları Yureikumo'ydular sonuçta. Shinmei artık onlarla değildi. Yuukon onu yanına almış, sonsuz istirahatine çağırmıştı. "Yuukon onu kutsasın." dedi cılız bir ses tonuyla. Masato açıklamaya korkar bir ses tonuyla Antik Ağaç'ın solduğunu söylediğinde Aoi'nin gözleri doldu. Titrek bir şekilde iç çekti ağlamasını bastırmaya çalışırcasına. Antik Ağaç... Onun ölmesine nasıl izin vermişlerdi? Yuukon ve ruhlar onları affedecek miydi? Yureikumo görevinde başarısız olmuştu. Ölülerin rahatsızlıklarını ciğerlerinde hissediyordu.

Masato onunla konuşmak isteyen birisi olduğunu söyleyerek bakışlarını mutfağa çevirmişti. Aoi oradan Hokage'nin çıktığını görünce şaşkınlığını saklayamadı. Hokage kendisine doğru yaklaştığında diğerleri yavaşça odayı terk etmişlerdi. En son babası ve Masato çıkmışlardı odadan. Oldukça tedirgin gibiydiler. Aoi'yi bir an olsun yalnız bırakmak istemiyorlardı sanki. Aoi onlara kendini zorlayarak gülümsedi son kez, içlerini rahat ettirmek için. Hokage yatağın ucuna oturup nasıl hissettiğini sormuştu. "İçim kan ağlıyor." diye yanıt verdi Aoi yine titrek bir ses tonuyla. Hokage duyduklarını ona kısaca özetleyip kendi fikirlerini sormuştu. Shinmei son olarak Aoi ile konuştuğu için söylediklerinden ne anlam çıkardığını merak ediyordu. Aoi derin bir iç çekti. Sonra bakışlarını Hokage'ye çevirdi. "Akane'yi duymuşsunuzdur." Boğazını temizleyerek devam etti. "Klanımızdan sürgün edilen günahkar Akane. Bugün tören öncesi yemekteyken Shinmei bana dönerek 'Güneşin düştüğü yerde gölgenin ardında bir yol açılıyor.' dedi. Bunu benden başka kimse duymadı ve fark etmedi. Sonra da tütsü dumanında Akane'nin simasını gördüm. Törenden sonra sake dağıtımında üyelerden birisi fenalaştı. Sonra Shinmei ele geçirildi ve o kehaneti söyledi. Ben Antik Ağaç'a yaklaşarak çakramı aktardım ve Mirai no Me kullandım. Çok... kaotikti. Antik Ağaç'ın damarlarını ve köklerini simsiyah olmuş gördüm. Yanında da yine Akane vardı. Kuklacı gibi ipler tutuyordu ellerinde ve iplerin ucunda köyler, klanlar ve köy sakinleri vardı. Sonra ısıtmayan, soğuk bir güneş gördüm. Antik Ağaç solmuştu ve gölgesinde ben diz çökmüştüm. Sonra bayılmışım... Gerisini hatırlamıyorum. Shinmei ölmeden önce Sennashi'nin gölgesi yüzünden kehanetlerin bulanıklaştığını söylemişti. Ruhlar, Yuukon ve Antik Ağaç bu derece etkilendiğine göre... Ciddi bir günahın içerisindeyiz. Yaratıcı ruhlarımıza merhamet etsin. Hokage... Belki de bu pis çarkın içerisinde Akane de vardır. Onun parmağıdır bunlar. Sennashi'nin içinde önemli bir konumda bile olabilir. Bir Yureikumo olarak... bu durum utanç verici ve korkunç. Yaratıcı ruhumuza merhamet etsin, düzeni korumakta başarısız oluyoruz. Şayet bu doğruysa... Akane derhal durdurulmalıdır. Sennashi yok edilmediği müddetçe kanser gibi tüm köyleri saracak ve tanrı bile bize yardım etmeyecek." Ellerini dua eder ve af diler gibi önünde birleştirdi.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Öze Dönüş

Post by GM - Shinsei »

Hokage, söylediklerini tek bir kelimeyle bile bölmeden dinliyor. Sözlerin odada yankılanıp sönüyor, Akane’nin adı, Antik Ağaç, soğuk güneş... Her şey üst üste binmiş halde. Konuşman bittiğinde kısa ama ağır bir sessizlik çöküyor. Dışarıdan kuş sesleri geliyor ama odanın içi sanki onlardan kopuk. Hokage nihayet nefes alıyor. Sırtını hafifçe yatağın kenarına yaslıyor, parmaklarını dizlerinin üzerinde birleştiriyor. "Anlattıkların bir shinobinin uydurabileceği şeyler değil." Bakışları sertleşmiyor ama keskinleşiyor. Seni süzüyor, yorgunluğunu, titreyen ellerini, gözlerinin arkasındaki yükü görüyor. "Shinmei’nin sana hitap etmesi rastlantı olamaz. Hele ki klanının ruhani lideri son gücüyle seni işaret ettiyse."

Kısa bir duraklama. "Akane meselesi uzun zamandır arşivlerin en dip raflarında duruyor. Tehlikeli olduğu için değil, anlaşılamadığı için." Ayağa kalkıyor. Odada iki adım atıyor. Düşünürken yürüyen bir insanın hali var üzerinde. "Sennashi’nin bir zihniyet olduğunu söylüyorduk." diyor. "Bir örgütten çok, bir düşünce biçimi. Senin anlattıkların, bu düşüncenin ruhsal alanlara da sızabildiğini gösteriyor." Başını sana çeviriyor. "Eğer Akane yaşıyorsa, ve eğer Sennashi’nin içindeyse... bu yalnızca Konoha’nın değil, tüm shinobi dünyasının meselesidir." Kapıya doğru yöneliyor. Açmadan önce duruyor, sana bakıyor.

"Dinlenmiş sayılmazsın, ama seni bu işten uzak tutamam." Kapıyı açıyor. Dışarıdan adımlar geliyor. Masato içeri ilk giren oluyor, yüzü gergin ama gözleri kararlı. Ardından Kaede. Normalde mesafeli dururdu ama bu sefer sana bir adım daha yakın. Bokukichi kapının yanında dikiliyor, şakacı hali yok, sessiz, nadiren gördüğün kadar ciddi. Rei arka tarafta, başı hafifçe öne eğik. Hokage hepsine tek tek bakıyor. "Dinleyin." diyor. "Bu noktadan sonra bu mesele resmidir." Masato’nun omuzları fark edilir şekilde dikleşiyor. "Akane’yi ve Sennashi bağlantısını araştırmak üzere özel bir görev birliği kurulacak. Bu birlik, Anti Sennashi Hareket Birimi'nin bir alt dalı olacak." diyor. Bakışları tekrar sana dönüyor. "Bu birliğin merkezinde sen olacaksın."

Odanın içi bir anlığına donuyor. Masato itiraz edecek gibi oluyor ama Hokage elini kaldırıyor. "Yalnız olmayacak." diyor. "Bu görev, Jounin seviyesinde yürütülecek. Takımda istihbarat, medikal, mühürleme ve ruhsal tekniklerde uzman isimler olacak." Kaede’nin gözleri kısılıyor. Sessiz ama dikkat kesilmiş. "Yureikumo klanı bu işin doğrudan tarafı." diye ekliyor Hokage. "Bu yüzden seni kenarda tutamam. Ama seni korumasız da göndermem." Bokukichi boğazını temizliyor. "Ben de gelebilir miyim hocam?" diyor temkinli bir sesle. Hokage ona kısa bir bakış atıyor. "Bu, son yılların en tehlikeli dosyalarından biri olabilir. Amegakure'den resmi bir izin alman gerekebilir, genç adam." Rei adım atıyor, sesi yumuşak ama titrek. "Antik Ağaç... geri dönebilir mi?" Hokage başını iki yana sallıyor. "Bunu bilmiyoruz. Ama solması bir sonuç. Sebep değil."

Sonra tekrar sana bakıyor. "Aoi, bugün yas tutacaksın. Buna hakkın var." diyor. Sonra sertleşiyor. "Yarın hazırlıklara başlıyoruz." Masato sana dönüyor. Gözlerinde hem korku hem kararlılık var. "Yanındayım." diyor kısa ama net bir şekilde. Kaede bir şey söylemiyor. Ama bakışı şevkat dolu. Bokukichi omuz silkerek nefes alıyor. "Ölüler, karanlık tarikatlar, ruhlar... Gayet normal bir hafta." diyor. Hemen ardından elini omzuna koyuyor ve "Konuşmak istersen buradayım tatlışım." diyor. Ama Bokukichi bile yaşadığın durumu hafifletemiyor. Hokage kapıya yönelirken son kez duruyor. "Akane ya özüne dönecek, ya da bu dünya onu taşıyamayacak." diyor. Kapı kapanıyor. Oda sessizleşiyor.

Antik Ağaç yok.

Shinmei yok.

Ama artık bir yön var.

Ve bu yol, seni bekliyor.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Hokage, Aoi'nin anlattıklarını büyük bir sessizlik içerisinde sonuna kadar dinledikten sonra bunların bir shinobi uydurması olamayacaklarını söylemişti. Aoi 'neden uydurma şeyler söyleyeyim ki ben şimdi?' diye sorgulayan bakışlarını Hokage'ye çevirdi. Shinmei'nin onu işaret etmiş olmasının bir sebebi olduğuna inanıyordu. Akane meselesinin anlaşılmadığı için arşiv diplerinde duruyor olduğunu ifade etmişti. Sennashi'nin bir örgütten ziyade bir fikir, bir düşünce şekli olduğunu söyleyerek eğer Akane'nin bununla ilgisi varsa işin ciddiyetinin boyut kazandığını ima etmişti. Aoi başını salladı. Gerçekten de vahim olurdu. Akane'nin ruhları hapsedebildiğini ve onları rızaları dışında zorla kullanabildiğini biliyordu. Esasen her Yureikumo'da bu yola sapacak bir güç mevcuttu ancak kesin biçimde yasaklanmıştı. Ölülere ve yaratıcıya karşı büyük bir saygısızlık ve günahtı. Buna rağmen Akane bu konuda deneyler yapmaya devam etmişti. Şimdilerde şayet hayattaysa gücü ne potansiyeldeydi kimse bilmiyordu.

Hokage kapıyı açıp diğerlerinin içeri geri dönmelerine izin verirken iznini kullanamamış olmasına rağmen bu işe dahil olması gerektiğini ifade etmişti. Bu Aoi için biraz yıldırıcıydı. Bir yandan durumun ehemmiyetini anlıyor ve Akane'yi kesinkes durdurmak istiyordu. Diğer yandan da... ne yapabileceğini bilmiyordu. Elinden ne gelirdi? Akane hakkında üstünkörü bilinenler dışında bir bilgisi yoktu. Klanın en güçlüsü ya da en bilgesi de değildi. En cesuru da değildi. Shinmei neden onu işaret etmişti ve neden yalnızca onunla konuşmuştu bunu da bilmiyordu. Shinmei'nin bir bildiği olsa gerekti ancak söylediği kehanet bile pek umutlu değildi. Öl ya da öldür... Aoi ölümün nefesini ensesinde hissediyordu artık. Belki de bu fedakarlığı yapması isteniyordu. Binleri kurtarmak için kendini feda etmek... Masato, Kaede ve Bokukichi içeriye tek tek geri dönerlerken Aoi derin bir iç çekti. Bokukichi bile oldukça ciddi görünüyordu. Her zamanki hayatı alaya alan şakacılığı yok olmuştu. Bu durum daha da gerilmesine sebep oluyordu. Herkesi her zamanki ruh halinde görse belki bir nebze daha rahat ederdi.

Hokage lafa girerek artık bu işin resmi olarak adını koymuştu. Akane'yi araştırmak üzere bir birim kurulacaktı ve bu birim Anti Sennashi'nin bir kolu olacaktı. Bu birimin başında da Aoi'nin ta kendisi yer alacaktı. Masato buna hemen itiraz etmek istemişti ancak Hokage onun içini rahat ettirmek ister gibi yalnız olmayacağını, Jouninlerden oluşan bir ekibin de onunla olacağını söylediğinde itirazından vazgeçmişti. Onu korumasız göndermeyeceğini de eklemişti. Bokukichi de, Aoi'yi hayretler içerisinde bırakarak gruba dahil olmak istediğini söylemişti. Hokage görevin tehlikesini hatırlatarak Ame'den izin alması gerekebileceğini söylemişti. Köyüne dönüp sakince yaşamak varken neden böyle bir görev için gönüllü oluyordu ki? Hokage ona dönerek bugün dinleneceğini söylemişti. Yas tutmak için zaman veriliyordu ona. Eski planda sonraki gün de tatildi gerçi ancak... Yarın hazırlıklara başlayacaklardı ve hemen göreve geçeceklerdi. Masato yanında olacağını söylemişti. Aoi ona artık şaşırmıyordu. Masato mazoşist filan olmalıydı. Onun kendisini Aoi için cehenneme atıyor olması Hyuuga klanının Yureikumo klanına olan sadakati meselesini geçmişti artık. Bokukichi sarkastik bir ses tonuyla durumun absürtlüğünü ortaya serdiğinde Aoi trajikomik bir şekilde kıkırdadı. "Teşekkür ederim, hepinize... Bu riske girmek zorunda değilsiniz. Ucunda hayatlarınızı kaybetme riski hatta belki bundan da kötü pek çok şey olabilir." Borçlu gibi hissetmelerini istemiyordu. Hokage bile bu kadar tedirgin olduğuna göre bu mesele gerçekten ciddiydi.

Hokage odadan ayrıldıktan sonra bir sessizlik oluşmuştu. Aoi yatağın üzerinde doğrularak oturma pozisyonuna geçti. Belindeki küçük keseden kart destesini çıkararak yatağın üzerine serdi. Sonra da her zamanki gibi günlük falına baktı.
► Show Spoiler
İmparator kartı... Tabi ya... Bir de fal gerçek değil derlerdi. Değilse nasıl sürekli tutuyordu? Ruhlar ona lider olması, liderlik vasıflarını geliştirmesi, stratejik düşünmesi gerektiğini tembih ediyorlardı. Sorumluluk alması ve başkalarının sorumluluklarını da omuzlaması gerekecekti. Mantığını dinleyerek kararlılıkla hareket etmeliydi. Ruhlar ona güçlü durması gerektiğini söylüyorlardı belki de. Kartı elinde çevirip derin bir iç çekti. Sonra başını kaldırıp odadakileri süzdü. "Falınıza bakayım mı?" Ah evet, şu anda bugünü bir fal partisinden başka bir şey güzelleştiremezdi. Çay içip laklak etmek ve fal konuşmak... Kontrolü kaybediyormuş gibi hissedilen anlarda her zamanki rutine dönmek iyi geliyordu insana.
Image
► Show Spoiler
Locked