Page 4 of 8

Re: [Yureikumo Aoi] Parlak Kırmızı

Posted: Fri Mar 27, 2026 7:31 am
by Yureikumo Aoi
Rinji'nin de en az Aoi kadar utanıp kızardığını görmek Aoi'nin bir tık da olsa içini rahatlatmıştı. Masasına onları kabul etmesi üzerine yerleşmişlerdi. Neyse ki aralarında hiçbir şeyden utanç duymayan, rahatlar rahatı bir adam da vardı da ortam dengeleniyordu. Aoi duygusal destek için kurbağasını mıncıklayıp dururken Bokukichi de sanki bilerek yapıyormuş gibi ona laf atıp duruyordu. Yanağını okşaması üzerine iyice kıpkırmızı olan Aoi'ye kıyasla keyfi yerinde görünüyordu. Neyse ki bu davranışlar onun elinden çıktığı zaman o kadar absürt görünüyordu ki Aoi de kendini tutamayıp kıkırdamaya başladı. İlk olarak havadan sudan konuşmaya başladılar. Hyuuga dikkati ve ölçülülüğü ile konuşuyordu. Neden burada olduklarını merak ediyor olmalıydı ancak sormak için doğru zamanı kolluyordu. Aoi neyse ki sohbet esnasında gevşemiş ve her zamanki sakin ruh haline dönmüştü. Bokukichi'nin maymunluklarının da bunda payı vardı elbet. O kadar beceriksizce flört ediyordu ki onunla, Aoi'nin gerilmek için bir sebebi kalmamıştı. Hatta muhtemelen istese bu rolü çok daha iyi ve gerçekçi oynayabilirdi ancak şimdilik buna lüzum görmemişti.

Muhabbet Sennashi'ye geldiği anda Rinji'nin bakışları değişmişti. Açık açık konuşmalarından rahatsız olmuştu. Etrafı kolaçan ediyordu. Kaita'nın doğrultusunda eğitimlerine devam ettiğini söylediği an Aoi'nin kalbi tekledi. Demek ki bir Hyuuga'yı bile kendilerine çekebilecek kadar etkileme güçleri vardı. Can sıkıntısı ile iç çekti. Bu durumdan hoşlanmamıştı. Bokukichi'nin Ren'inin söylediği doğruydu, Hyuuga içerisine bile sızmışlardı. Rinji, bir üyenin Konoha'ya getirildiğini ve onunla konuşacağını duyunca Aoi gerildi. Kimden bahsettiğini biliyordu. Ona onay bekleyen bakışlarını dikince Aoi yutkundu. Bu kadar büyük bir ağı nasıl temizleyeceklerdi? Her köyde, her klanda varlarsa eğer... Mümkün müydü? Çaresizliğe düştüğünü hissetti. Rinji, Masato ile görüştüğünü bildiğini ve ne aradığını sormuştu. Bokukichi ortamı biraz dağıtıp ona zaman tanımıştı, bu iyiydi. Ancak Rinji sabırsızdı. Net olarak duymak istiyordu. Ne istiyorlardı? Ne duymaya ihtiyaçları vardı? Aoi'nin rolünü yapma zamanı gelmişti. Bakışlarını Bokukichi'ye çevirdi. Bir krakeri ortadan kırıp kendisine uzatmıştı. Ona istediği dürüstlüğü vermeleri gerektiğini söyledi. Aoi krakeri parmakları arasında çevirirken bakışları masaya düştü. Gerçekten morali bozulmuştu ve canı sıkılmıştı. Bunu kullanarak plana devam edecekti.

Derin bir iç çekti. "Gerçek şu ki... çok bunaldım. Beni en iyi senin anlayacağını düşündüm." Çayından bir yudum alıp bakışlarını Rinji'ye çevirdi. Bokukichi'nin elini tutup başını onun omzuna yasladı. "Ben Kichi'yi çok seviyorum. O biraz eksantrik birisi, görüyorsun. Dışarıdan bakan herkes onu yanlış yargılıyor ama onun kalbini ben görebiliyorum. İlk tanıştığımızdan beri böyleydi bu. O farklı bir ruh, böyle olduğu için de çoğunluk ona tepeden bakıyor." Elini onun elinden çekip koluna girdi. "Ve o bir Rounin. Köylere girmesi bile yasak aslında. Yani bizim aşkımız... imkansız. Konuyu aileme açtığım zaman nasıl tepki verdiklerini hayal et..." Tekrar iç çekti. Bu noktada rolüne öyle bir girmişti ki gözleri bile doldu. Bokukichi hakkında söyledikleri pek de yalan sayılmazdı elbet. "Sen de bir Hyuuga'sın. Ailenizdeki o haksız hiyerarşiyi ve katı kuralları biliyorum. Zaten ailelerimiz fazlası ile benzer aslında. Inuzuka köpekleri bile bizden daha özgürlerdir." Bardağını sertçe masaya bıraktı. "Şimdi kalbimi dinleyip aşkımı yaşamak ve onunla evlenip bir aile kurmak istersem köyden kaçmam, dışlanmam ve türlü işkencelere katlanmam mı gerekecek? Bu hiç adil değil!" Bokukichi'nin kolunu tutan elini bu noktada gerginlikle sıktı. Sesini iyice düşürerek Rinji'ye yaklaştı. "Shinmei öldü. Antik Ağaç soldu. Değişim çağı geliyor. Büyük gün yaklaşıyor. Sen de böyle hissetmiyor musun?" Bunları söylemek ona o kadar ağır gelmişti ki Bokukichi'nin kolunu sıkan elinin ağrıdığını hissetti. Dudakları titredi. "Korkutucu da geliyor bir yandan tabi. Alışılmış düzenin bir anda değişmesi... Yüzyıllardır bir sisteme oturmuş olan tüm o kurallar... Ama böylesi herkes için daha iyi olacaktır. Değil mi?" Bir an duraksadı. Gözlerinde tereddüt parıldadı. "Sadece içimi dökmek istemiştim. Bu konuları konuşabileceğim başkası yok. Biliyorsun, bölük pörçük çalışıyoruz hep. Masato ile de aynı ekipte olduğumuz için görüşmek zorunda kalıyorum. Onun bu olaylarla bir alakası yok." Masadan uzanıp Rinji'nin elini tuttu. "Biraz olsun benimle dertleşip içimi rahatlatacak bir şeyler söylemek istemez misin? Kime gidebilirim bilmiyorum. Kichi'den başka beni anlayacak kimsem yok. Ama neyse ki Kichi'm var." Bokukichi'nin yanağını okşayarak yüzünü kendisine çevirdi. Sonra da dudaklarını dudaklarına yaklaştırdı. Kollarını boynuna sararak bir çeşit siper oluşturdu ve ağzının kenarına ıslak bir öpücük kondurdu. Göz ucuyla da Rinji'nin reaksiyonunu inceliyordu. Muhtemelen onun açısından bakılınca öpüşüyor gibi görünüyorlardı. Onu kışkırtıp, biraz da utandırıp ağzından daha fazla şey almayı amaçlıyordu. Role o kadar bürünmüştü ki utangaçlığı da gitmişti üzerinden. Yine de bütün bedeni adrenalinden doğan bir heyecanla hafifçe titriyor ve cayır cayır yanıyordu. Bunu, Bokukichi'nin bu kadar dibine girmek de etkilemiş olabilirdi elbet.

Re: [Yureikumo Aoi] Parlak Kırmızı

Posted: Sun Mar 29, 2026 5:55 pm
by GM - Shinsei
Dudaklarının Bokukichi’nin ağzının kenarına değdiği o kısa an Bokukichi "Hahah- ananıskim!" diyor ve masadaki bütün havayı bir anda değiştiriyor. Bokukichi ilk kez gerçekten afallıyor, o güne kadar her türlü saçmalığı hiç düşünmeden söyleyen, her durumun içinden bir şaka çıkaran adamın yüzünde çok kısa ama çok net bir boşluk beliriyor. Omuzları hafifçe kasılıyor, kulaklarının ucu kızarıyor, bakışları bir an için senin yüzüne takılıp hemen kaçıyor. Rolün içinde kalmaya çalışıyor ama az önceki rahat, arsız akışında çok küçük bir kırılma oluyor. Rinji tarafında ise durum daha da görünür. Elindeki fincanı neredeyse düşürecek gibi oluyor, sırtı dümdüz kesiliyor, gözleri kocaman açılıyor. Yüzüne yayılan kızarıklık bir anda boynuna kadar iniyor. Hyuuga terbiyesiyle bunu toparlamaya çalışsa da başarılı olması biraz zaman alıyor. Sessizlik birkaç saniye kadar masanın ortasında asılı kalıyor, çayevinin diğer sesleri uzaktan geliyormuş gibi kalıyor. Sonra Rinji boğazını temizliyor, bakışlarını senden kaçırıp fincanın kenarına sabitliyor, bir kez daha nefes alıyor ve kendini ancak o zaman topluyor. Bokukichi de o arada istemsizce dudaklarını diliyle ıslatıp sandalyede oturuşunu düzeltiyor, hala rolde gibi davranıyor ama bu kez eskisi kadar pervasız değil.

Rinji nihayet konuşmaya başladığında sesi ilk baştakinden daha düşük, daha samimi, daha dikkatli çıkıyor. Sanki seni az önce gerçekten kırılgan bir yanınla görmüş gibi. "Ailenin, klanın ya da köyün adına karar vermesi çok kolay." diyor, gözlerini bu kez doğrudan sana kaldırarak. "Özellikle de neyi sevip neyi seçtiğini söylemeye kalktığında. İnsanlar kendi korkularına düzen der, sonra da o düzene boyun eğmeyeni suçlu ilan eder." Bir an durup çayından küçük bir yudum alıyor. "Eğer gerçekten birini bu kadar seviyorsan önce bunu kendi içinde utanç duymadan kabul etmen gerekir. Sonra başkalarının buna ne isim taktığını daha az umursarsın. Klanlar, köyler, soylar... bunların hepsi insanın içindeki açlığı anlamakta başarısızdır. Sana ait olanı seçtiğin için suçlu hissetmemen gerekir." Bu cümleleri söylerken başta yalnızca kişisel bir dertleşmeye kapılmış gibi görünüyor. Sonra dili yavaş yavaş başka bir yöne akıyor. "Zaten bütün bu aptal ahlaki kuralların çoğu, insanları kontrol altında tutmak için var. Kimin kimi seveceği, kimin nerede yaşayacağı, kimin kimle bağ kuracağı, hepsi düzen dedikleri şeyin zincirleri. Sennashi mutlak hüküm sağladığında bunlardan da kurtulacağız." Bu cümle masaya ağır bir taş gibi düşüyor. Rinji bunu fark ettiği anda bir anlığına duruyor. Sanki ağzından çıkardığı şeyin sınırı aştığını yeni anlıyor. Parmakları fincanın etrafında sıkılaşıyor. Gözleri bir kez sağa sola kayıyor, sonra yeniden sana dönüyor.

Bu kez yüzündeki utangaçlık gitmiş oluyor. Yerine daha ciddi, daha ölçen, daha dikkatli bir ifade yerleşiyor. Az önceki kırılgan dert ortağı havası çekiliyor. "Peki sana bir şey soracağım." diyor. Sesinde artık hiçbir titreşim yok. "Masato aktif bir şekilde Sennashi’yi durdurmaya çalıştığı bir görevdeyken neden ona yardım ediyor ve onunla göreve çıkıyorsun?" Soru öyle beklenmedik geliyor ki masanın üzerindeki çay, kurbağa peluşu, Bokukichi’nin yarım kalmış rolü ve senin az önce ördüğün bütün o sahte hikâye bir anda başka bir ışıkta görünmeye başlıyor. Bokukichi’nin yanında oturuşunda çok küçük bir gerilme oluyor, o da bunu duyduğu anda sana değil, doğrudan Rinji’ye bakıyor. Rinji ise bakışlarını senden ayırmıyor. Cevabını gerçekten merak ediyor gibi, ama aynı zamanda vereceğin cevabın neyi açığa çıkaracağını da tartıyor. Masadaki inisiyatif bir anda el değiştiriyor. Artık konuşma sırası sende ve vereceğin tek bir yanlış cevap, az önce açılan kapıyı ya ardına kadar açacak ya da tamamen kapatacak gibi duruyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Parlak Kırmızı

Posted: Sun Mar 29, 2026 10:02 pm
by Yureikumo Aoi
Aoi'nin Bokukichi'ye yönelik hamlesi tam da beklediği tepkiyi oluşturmuştu. En azından Rinji'de. Hyuuga oğlan utanmış, şaşırmış, bakışlarını fincana kaydırmış, olduğu yerde kasılmıştı. Aoi'nin alt metni netti. Yalnızlıklarını birleştirebilir, bir bağ kurabilirlerdi. Rinji'nin kimi vardı ki iç dünyasını paylaşabileceği? Onu bir tuzağın içine çekiyor olsa bile bu bağı kurabilirse gerçekten içeriden bilgi alabilirdi. Bu köylerin, hatta dünyanın iyiliği içindi. Kendini bu şekilde rahatlatıyor, söylediği yalan ve yaptığı arsızlıklar yüzünden Yuukon'un günah yazmayacağını umuyordu. Ancak en başından beridir rol yapma becerileri ile övünen Bokukichi'nin bu kadar afallamasını beklememişti. Onu ilk kez gerçekten şaşırmış, boşluğa düşmüş görüyordu. Bir an gibi kısa sürmüştü ancak fark edilir bir değişimdi. O kadar şaşalamıştı ki rolde kalmakta bile zorlanmıştı. Aoi güldü. Bu şefkatli, anlayışlı ya da sevimli bir gülümseme değildi. Zihninde bir çeşit hınzırlıkların döndüğüne dair bir gülümsemeydi. Her zaman onunla uğraşan Bokukichi'yi bu duruma düşürmek, içinde daha önce yaşamadığı türden bir keyif ortaya çıkartmıştı. Nedendir bilinmez, onunla biraz daha uğraşmak istemişti. "Ne oldu?" dedi yüzünün dibine girip fısıldayarak. "Öpemez miyim?" Kıkırdadı. "Biz sevgili değil miyiz?"

Rinji konuşurken biraz evvelki gardını hafifçe düşürmüş gibiydi. Sanki Aoi'nin ona kırılgan tarafını göstermesi aralarında bir samimiyet oluşturmuştu. İçten bir şekilde ona destek verici cümleler kurmuş, düzenden ve kurallardan yakınmıştı. Sözlerinin samimiyetine bakılırsa gerçekten de Sennashi'yi kalpten destekliyordu. "Haklısın." dedi Aoi sakince. "Utanç ve suçluluk duymamalıyım ama elimde değil. Çocukluğumdan beri bu kuralların içerisinde büyütüldüm. Başka doğru bilmiyorum. Bu yerleşik duyguları bir anda söküp atmak kolay değil." Soğumaya yüz tutmuş çayından birkaç yudum daha aldı. O esnada Rinji biraz daha ciddileşerek bir soru sordu ona. Neden Masato'ya yardım ettiğini. Neyse ki Aoi buna hazırlıklıydı. Zihninde bunu sorabileceğini öncesinde az buçuk tasarlamıştı ve açıkçası hiç yalan söylemeden ona gerçeği şak diye söyleyecekti. Zaten içine bir nebze gerçeklik katılmış bir yalan en iyi yalan söyleme şekli diye duymuştu birilerinden. Bokukichi'nin gerildiğini hissedince elini tutarak onu sakinleştirmeye çalıştı. "Masato ve diğerleriyle bir ekip olup görevlere çıkmaya başladığımda ne döndüğünün farkında değildim. Düşman olarak işaretlenen birileriyle karşı karşıyaydık ancak Sennashi'nin ne olduğunu bile bilmiyordum o dönem. Onlarla çalıştığım dönemde Işık İşaretçisi'nin sesini duydum. Beni Kaita Hoca'ya yönlendirdi ve sonra da o eğitim alanına. Ancak Masato'larla çoktan çalışmaya başladığım ve Hokage bizi artık bir ekip olarak bizzat görevlendirdiği için ayrılamadım. Sıkıştım kaldım kısacası." Çayını yeniden sakince yudumladı. "Ancak bu o kadar da kötü bir şey değil. İçeriden, operasyonun kalbinden bilgi alıyorum. Üstelik bir şekilde Kichi'mi de aramıza dahil etmeyi başardım. Böylece hem aşkımızı yaşıyor hem de geleceğimizi inşa ediyoruz." Bunu söyledikten sonra Bokukichi'nin yanağına, çenesine ve boynuna minik öpücükler kondurdu. Yüzünde yeniden o hınzır, onunla uğraşmak isteyen bakış belirmişti. Ancak hemen sonra ciddileşerek kendini durdurdu. "Sizin tarafta işler nasıl gidiyor? Can sıkıcı bir şeyler yoktur umarım?"

Re: [Yureikumo Aoi] Parlak Kırmızı

Posted: Mon Mar 30, 2026 2:40 pm
by GM - Shinsei
Rinji, anlattıklarını dinlerken ilk baştaki o utangaç ve afallamış halinden tamamen sıyrılıyor, yüzüne yeniden ölçülü, dikkatli bir ifade yerleşiyor. Ama artık seni yalnızca uzaktan tanıyan biri gibi değil, anlattığın her cümleyi tartan biri gibi dinliyor. "Mantıklı." diyor yavaşça. "Bir shinobinin operasyonun kalbinde kalıp bilgi taşıması mantıklı. Hatta olması gereken de biraz budur zaten. Dışarıdan taş atmak kolaydır, içeride olup düşmanın sofrasına oturmak zordur." Sonra kaşları hafifçe çatılıyor. "Ama..." diye ekliyor, fincanını iki eliyle kavrayarak. "Çifte ajanlık işi güzel hikayelerde kulağa daha etkileyici gelir. Gerçekte ise her iki tarafın da seni kendi adamı sanması gerekir. Bir taraf senden şüphelenirse ölürsün. İki taraf da senden şüphelenirse daha da kötü duruma düşersin." Bunu söyledikten sonra gözleri Bokukichi’ye, sonra yeniden sana kayıyor. Bokukichi’nin yanağına, çenesine, boynuna kondurduğun öpücükler onu yine bozuyor ama bu kez daha kısa sürüyor.

Bakışlarını kaçırıp boğazını temizliyor. "Yani..." diyor, gereksiz yere cümlesini düzeltir gibi. "Bu kadar... aktif bir bağınız varsa birbirinizi koruyabilmeniz iyi. Ama dikkat çekmek de ayrı bir mesele." Bokukichi hemen araya giriyor, sırıtarak. "Biz dikkat çekmiyoruz, biz sanat icra ediyoruz." Rinji buna istemsizce bakıyor, sonra dudaklarını bastırarak yine sana dönüyor. "Bizim tarafta da her şey güllük gülistanlık değil. Eğitimler sürüyor ama son günlerde bazı şeyler daha kapalı yürütülüyor. Özellikle belirli isimler etrafında." Rinji burada biraz gevşemeye başlıyor, belli ki konuşmaya devam ettikçe ağzından fazlası dökülüyor. "Kaita Bey herkesle açık açık konuşmuyor. Bazı talimatlar doğrudan geliyor, bazı isimler yalnızca belli kişilere veriliyor. Yakın zamanda getirilen adam da ana gözetim altına alınmadı. Merkez zindanlarda değil. Alt kayıt katında, kuzey koridorunun sonunda, eski sorgu hücrelerinden birine alındı. Orası normalde kısa süreli tutulanlar için kullanılır ama..." Bir anda susuyor. Gözleri kısılıyor. Fazla şey söylediğini kendisi de fark ediyor. Fincanı masaya biraz daha sert bırakıyor. "Ben niye bunu anlattım şimdi?" diye mırıldanıyor daha çok kendi kendine. Sonra toparlanmaya çalışarak dikleşiyor. "Demek istediğim, içeride de her şey sandığınız kadar düzenli değil."

Tam bu anda Bokukichi, yüzünde aniden aşırı ciddiymiş gibi duran ama gözlerinin içi fıldır fıldır dönen bir ifadeyle sana dönüyor. "Aşkıııım, balıııım!" diyor uzatarak. "Seninle iki dakika özel konuşabilir miyiz?" Daha Rinji bir şey demeden seni kibar ama kararlı bir şekilde ayağa kaldırıyor, sandalyeni geriye itiyor ve kapıya doğru sürüklüyor. Çayevinin giriş perdesinin yanına, dışarıdan gelen sabah ışığının vurduğu dar alana çekiyor seni. Yüzündeki şakacı ifade bu kez biraz daha gerçek bir gerginliğe karışmış durumda. Sesini düşürüyor. "Şimdi bu çocuk bizden hayvan gibi şüpheleniyor, o net, o yüzden bir karar vermemiz lazım aşko. Şu zindana mı gidelim yoksa bu çocuğu sarhoş edip daha fazla mı bilgi alalım? Ben biraz tırsıyorum, alkol devreye girince..." Burada sana şöyle bir bakıyor, dudaklarını büzüyor. "Yani sana da ne olur belli olmaz. Ben her şeyin olma ihtimalini göze alıyorum bugünden itibaren." Bunu derken sesi alçak ama gözleri ciddi. İçeride Rinji, fincanına bakıyor gibi görünse de kulaklarının burada olduğu belli. Masada biraz önce istemeden açılan kapı kapanmış değil. Elinizde artık gerçekten işe yarar bir bilgi var, kuzey koridoru, alt kayıt katı, eski sorgu hücreleri. Ama önünüzde iki yol beliriyor. Biri hemen gidip bu bilgi soğumadan zindana yönelmek. Diğeri, Rinji’nin içini biraz daha gevşetip bu yapının geri kalanına dair ağzından daha fazla şey dökülmesini sağlamak. Hangisini seçersen, ali-cengiz oyununuzun tonu oradan sonra değişecek gibi duruyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Parlak Kırmızı

Posted: Mon Mar 30, 2026 5:09 pm
by Yureikumo Aoi
Rinji duyduklarını mantıklı bulmuştu neyse ki. Aoi rahatlayarak bir nefes verdi. Yine de hala onlara tam olarak güvenmediği ve hala her hareketlerini tarttığı ortadaydı. Buna hakkı da vardı. Çifte ajanlığın tehlikelerinden bahsedince Aoi hüzünlenmiş göründü. Bu durum çok genç yaşında bu duruma sürüklenmiş olan Takeshi'yi aklına getirmişti. "Benim durumum seçimim olmadı, zorunda kaldım. Bir süre dişimi sıkmam gerekecek gibi duruyor. Belki bu yüzden bu kadar zorlanıyorumdur." Rinji söylediklerinin alt metni olarak dikkat çekmemeleri gerektiğini ima etmişti. Aoi düşünceli bir edayla başını sallarken Bokukichi yine ortamın ciddiyetini dağıtacak şeyler söylemişti. Rinji daha sonrasında hiç beklenmedik bir şekilde kendisini açmıştı. Kendi taraflarında işlerin iyi gitmediğini, sürekli gizli saklı işlerin döndüğünü ve özellikle bazı kilit isimlere yoğunlaşıldığını anlattıktan sonra Konoha'ya getirilen adamın tutulduğu zindanın yerini tarif etmişti. Bu kadar ayrıntılı bir şekilde nasıl biliyordu? Ağzından fazla şey kaçırdığı için pişmanlık duymuştu sonrasında. Aoi şaşkın bakışlarla süzdü onu. "Umarım her şey en kısa zamanda yoluna girer." diye geveledi ağzında.

Bokukichi'nin ona abartılı seslenişi ile düşüncelerinden sıyrıldı. Özel olarak konuşmak istediğini söylemiş, Aoi daha bir tepki vermeye fırsat bulamadan onu sandalyesinden kaldırmıştı ısrarlı bir tonda. "T-Tamam." Çayevi'nin girişine çekmişti onu, biraz kuytu bir köşeye. Sabahki Bokukichi'ye kıyasla oldukça gergin ve ciddi görünüyordu. Bu durum Aoi'nin de gerilmesine yol açtı. Bokukichi, Rinji'nin ağzından kaçırdığı mahzene gitmeyi teklif etmişti. Rinji onlardan şüpheleniyordu ve şu anda alkolün devreye girmesi konusunda rahatsızdı. Bakışları genç kızın üzerine düştüğünde ve davranışlarını tasvip etmediğini, alkol alırsa daha da sapıtacağını ima ettiğinde Aoi bakışlarını yere indirdi. "Özür dilerim. Seni rahatsız mı ettim?" İç çekti. "Hyuuga etiğine uymayan davranışlar gördüğü zaman utanıp gardını indirdiğini fark ettim, o yüzden bunu kullandım. Senin rahatsızlık duyacağını düşünemedim, benim hatam." Sözlerinde derin bir samimiyet ve pişmanlık vardı. Bokukichi'nin yoldaşlığını kaybetmek istemediği ortadaydı. "Açıkçası söylediğim şeyler ve davranışlarım midemi bulandırmaya başladı. Alkol alıp bunu daha fazla devam ettirmeye dayanamayacağım. O yüzden senin dediğin gibi yapalım, zindana gidelim. Hiç değilse bir şeyler öğrendik." İç çekti. "Bir bahane bulup vedalaşalım o zaman. Dikkat çekmeyelim."

Aoi hala masasında oturan ve göz ucuyla da onları süzen Rinji'nin yanına dönecekti yüzünde her zamanki tebessümüyle. "Aç karnına çay Bokukichi'nin midesine dokunmuş, o yüzden eve döneceğiz. Ona rahatlatıcı bir şeyler hazırlayayım." Rinji'ye elini uzatıp kabul ederse sıkıca sıkacaktı. "Bizimle konuştuğun için çok teşekkür ederim. Ne kadar iyi geldiğini tahmin edemezsin. Umarım her şey yakında düzelir ve beklediğimiz huzurlu günlere kavuşuruz." Bunu söylerken kendi aklından geçen şey bambaşkaydı ancak Rinji öyle düşünmeyecekti elbette. "Bir sıkıntın olursa bana ulaşmaktan çekinme. Seve seve yardım ederim. Gerçek beni bilen pek dostum yok, bir tane olsa fena olmazdı açıkçası. Senin de sıkıldığını hissediyorum tüm bu Hyuuga baskısından. Belki biraz özgürleşiriz. Belki bir gün bize katılırsın ve bir şeyler içmeye gideriz." Vedalaştıktan sonra ona el sallayacak ve Bokukichi'nin koluna girecekti, bu sefer daha resmi bir dokunuşla. Diğer koluyla da kurbağasını sıkı sıkı göğsüne bastıracaktı.

Re: [Yureikumo Aoi] Parlak Kırmızı

Posted: Wed Apr 01, 2026 3:45 pm
by GM - Shinsei
Bokukichi seni çayevi girişindeki kuytu köşede dinledikten sonra omzunu hafifçe silkerek gülüyor. Bu kez o alaycı, her şeyi şakaya vuran gülüşlerinden biri değil, daha yumuşak, daha anlayışlı ama yine de dilinin ucunda bir sataşma taşıyan türden. "Rahatsız olmadım ya." diyor önce, seni rahatlatmak ister gibi. Sonra gözlerini kısıp yüzüne biraz daha yakından bakıyor. "Ama şunu söyleyeyim. Senin içinde yatan çok çılgın bir hayvan var. Haberin olsun. Ben seni böyle aman efendim, ay aman, özür dilerim tarafınla sanıyordum, meğer bir anda milletin aklını alabiliyormuşsun. Sırrın bende saklı hayatım merak etme." Bunu dedikten sonra eliyle havayı yarıp konuyu kapatıyor ve birlikte yeniden masaya dönüyorsunuz. Sen daha ilk cümleni düzgünce kurmaya başlamışken, Bokukichi oturduğu yerden yarım bir inlemeyle lafa dalıyor. "Aynen kardeşim, sıçmam lazım o yüzden eve gideceğiz." Bu kadar düz ve saçma bir cümlenin ardından çayevindeki bütün havanın bir anlığına tökezlemesi kaçınılmaz oluyor.

Rinji önce sana, sonra Bokukichi’ye, sonra yine sana bakıyor, yüzündeki ifade açıkça şaşkın. Sen vedanı daha derli toplu ve sıcak bir şekilde tamamlarken neye nasıl tepki vereceğini toparlamaya çalışıyor gibi görünüyor. Yine de tokalaşmayı kabul ediyor, elini seninkine dikkatle veriyor. Gözlerindeki o gerilim tamamen gitmiş değil ama artık senin hakkında yalnızca şüphe duyan biri gibi de bakmıyor. Siz kapıdan çıkıp birkaç adım uzaklaşırken arkanızdan sandalye sesi geliyor, Rinji ayağa kalkmış. "Bir ara..." diye sesleniyor sana. Duraksıyor, cümleyi söylerken bile biraz utandığı belli. "Takılalım, olur mu? Sana birkaç teknik öğretebilirim, senden de şu Fuuton tekniğini öğrenmek istiyordum zaten. Bakarız birlikte yani. İstersen." Bunu söyledikten sonra yeniden yerine oturuyor, fincanını eline alıyor. Siz çıkana kadar arkanızdan baktığını hissediyorsun.

Çayevinden kol kola çıktığınız ilk birkaç metre boyunca Bokukichi’de garip bir enerji oluyor, sanki oyunun büyüsü bozulmuş da ne kadar saçmaladığını şimdi yeni idrak ediyormuş gibi. Sonunda iki eliyle yüzünü sıvazlıyor. "Ay bitti. Ay... Ay kafam yerinde değil bir dakika." Bir süre gerçekten toparlanmaya çalışıyor, sonra sizin asıl meseleye geri dönmeniz gerektiğini hatırlayıp yürüyüşünü yeniden düzene sokuyor. Zindana doğru ilerlerken bu kez kendi rahat gevezeliğine dönüyor ama sesi biraz daha kısık, biraz daha temkinli. "Ay ilk defa kendi köyüm dışında bir zindan göreceğim. Şu ana kadar hep beni yakalamaya çalıştıklarında kaçtığım için bir tanesini bile görmedim. Ame’de de atıldığım dönemde bok gibiydi her yer, çürümüş böyle kafayı yersin. Bir de zengin köyü derler. Tabii sen gidip elin fakir shinobi ülkesine milyonlarca ryo harcayıp ünlü Kumogakure’li adamları reklamlarda oynatmak için getirirsen sonra neden hapishaneleri yenileyecek paramız yok. Ay neyse." Bu homurdanmaların arasında, senin kadar o da biraz toparlanıyor. Çarşıyı geride bırakıp Konoha’nın daha sert, daha resmi bölgesine yöneldikçe yollar genişliyor, sivil kalabalık azalıyor, binaların dili değişiyor. Taş duvarlar daha yüksek, pencereler daha dar, nöbet rotaları daha görünür hale geliyor. Nihayet zindanın bulunduğu kısma vardığınızda, buranın sıradan bir gözaltı binası değil gerçekten ciddi korunan bir yapı olduğu hemen anlaşılıyor.

Zindanın ana girişi kalın demir kapılar ve ağır taş kemerlerle çevrili. Ön tarafta açık görüşte duran iki silahlı nöbetçi var, bunlar yalnızca görünenler. Kapının üst tarafındaki dar pencerelerin arkasında gölge hareketleri seçiliyor, yani içeride de ikinci bir güvenlik halkası mevcut. Ana kapıya giden yolda önce kısa bir açık alan, sonra küçük bir kontrol noktası, ardından ikinci kapı geliyor. Sol tarafta, binanın dış duvarına paralel uzanan dar bir servis koridoru var, orada gündüz saatlerinde yük ve erzak girişi yapılıyor olmalı, çünkü tahta sandık izleri ve tekerlek oyukları zeminde seçiliyor. Ancak o taraf daha tenha görünse de duvarın köşelerinde görüş alanı bırakılmayacak biçimde yerleştirilmiş iki gözetleme çıkıntısı var. Arka kısım daha kapalı, yüksek duvar ve ince mazgallar dışında gözükmüyor, ama duvar dibinde yağmur suyu için açılmış dar bir tahliye kanalı dikkat çekiyor. İnsan geçecek kadar geniş değil gibi duruyor ama Bokukichi’nin gözleri oraya bir an fazla uzun takılıyor.

Sağ tarafta ise nöbetçilerin mola verdiği küçük bir ek bina ve ona bağlı ikinci bir kapı var, resmi geçiş için kullanılıyor olabilir. Yani önünüzde kabaca dört ihtimal beliriyor. Bir, ana kapıdan bir bahaneyle girip doğrudan içeri sızmayı denemek. İki, servis koridorunu kullanıp dikkat çekmeden yan taraftan yaklaşmak. Üç, nöbet değişimini bekleyip sağ taraftaki personel girişinden faydalanmak. Dört, binanın arkasını dolanıp o tahliye hattı veya başka bir zayıf noktayı yoklamak. Bokukichi bütün bunları gözleriyle tek tek tarttıktan sonra hafifçe sana eğiliyor. "Bence direkt ana kapıya yürümek fazla göt ister, bu göt çok şey gördü ama bu bana da fazla. Servis tarafı daha mantıklı gibi ama orada da kör nokta sanıp yakalanırsak komik olur. Arkası biraz daha umut veriyor ama önce bir tur atıp düzeni koklamak da var." Sonra sana bakıyor, bu kez gerçekten senin kararını bekleyerek. "Ne diyorsun aşkito? Önce yaklaşım mı seçelim, yoksa bir süre izleyip açık mı arayalım?"

Hyuuga Rinji
► Show Spoiler

Re: [Yureikumo Aoi] Parlak Kırmızı

Posted: Wed Apr 01, 2026 6:16 pm
by Yureikumo Aoi
Bokukichi rahatsız olmadığını ancak Aoi'nin içinde gizli bir canavarın olduğunu fark ettiğini söylemişti. Bu baskılanmış canavar insanların aklını alıyordu. Aoi kendi kendine kıkırdadı. "Aklını mı aldım yani?" Bokukichi'nin konuyu kapamasına üzerine planladığı gibi Rinji'nin yanına döndü ve vedalaşmaya hazırlanırken Bokukichi'nin ettiği laf ile birlikte kahkahasını bastırırken mosmor oldu. Neyse ki kendisini toparlayıp vedasına devam edebilirdi. Rinji son derece şaşkın görünse de tavırları bir nebze daha rahatlamıştı. Sanki artık onlardan daha az şüpheleniyordu. Tam dönüp gitmeye hazırlandıkları esnada ayağa kalkarak Aoi'ye dönmüş ve onunla bir ara takılmak istediğini, birbirlerine teknik öğretebileceklerini söylemişti. Aoi bir an için şaşaladı. Rinji bunu söylerken oldukça masum, hatta biraz utanmış görünüyordu. Hüzünlü bir şekilde gülümsedi Rinji'ye. Başıyla onayladı. Çayevinden çıktıkları ve ufukta görünmez hale geldikleri dakikaya kadar Rinji'nin bakışlarını sırtında hissetti.

Bokukichi biraz evvel yaşananların şokunu atlatıp kendine gelirken Aoi de düşünceli gözlerle yoldaki taşları süzüyordu. Zihni bambaşka yerlere uçmuştu. Kalbini bir tereddüt kaplamıştı. Rinji'yi kandırmaya devam etmenin ruhunu karartacağını, onu kötü bir insan yapacağını fark etmişti. Belki de buna devam etmemeliydi. Onu sonraki görüşünde itiraf etmeliydi belki. Baş başa olduklarında. O zaman düşman mı olurlardı? Onu kandırmaktan daha iyi olurdu, değil mi? Aoi onun neden bu yolu seçtiğini anlayabiliyordu. Hyuuga'ların hayatı zordu. Masato'nun çektiklerini görmüştü. Üzerlerindeki katlanılmaz baskının rahatladığı bir geleceği hayal etmek bile çok büyük bir şey olmalıydı onlar için. Ancak Sennashi'nin masumlara zarar verdiğini görmüştü. Onları öldürdüklerini, kaçırdıklarını görmüştü. Şiddeti şiddetle kontrol etmek istiyor gibiydiler. Sennashi'nin gerçek felsefesi tam olarak neydi ki? Ona hep zor anlarda yaklaştıkları için hiç düşünmeden reddetmiş, oralı dahi olmamıştı. Bu onun kendi düşüncesi miydi? Yoksa Hyuuga'lar gibi ona dayatılan Yureikumo felsefesi miydi? Bokukichi'nin dediği gibi gerçekten de içeride zincirlenmiş ve baskılanmış bir canavar mı vardı? Gerçek benliği şimdiye kadar sahip olduğu değil de, çok başka bir şey miydi? Öte yandan Takeshi vardı... Onların iç yüzünü görmüş, zararlı birer terörist olduklarına emindi. Yeryüzündeki son Sennashi'yi de öldürmeye kararlıydı. Onun bu inancı Aoi'ye de inanç olmuştu. Akuro'nun soğuk ses tonu yankılandı zihninde. Sonra da Işık İşaretçisi'nin buz gibi mavi gözleri... Buz mavisi gözler?! Uzumaki...

Nefesi hızlandı. Düşünceleri birbirine girmişti. Takeshi'yi seviyordu. Ona yardım etmeliydi. Bunu bu sebeple yapmıştı, değil mi? Birine yardım ederken şu ana dek sımsıkı sarıldığı değerleri gevşetir ve bırakırsa ona gerçekten yardım etmiş olmazdı. Böyle öğretilmiş onlara. Ne olursa olsun prensipli olun. Değerlerinizi çiğnetmeyin. Bunun dışına çıkmak korkunç bir mide bulantısı oluşturuyordu onda. Bokukichi'nin yan tarafında bir şeyler söylediğini duyuyordu ancak onu pek dinliyor değildi. "Rinji kötü birisine benzemiyordu..." diye mırıldanmakla yetindi. Bokukichi Ame zindanlarının kötülüğünden bahsetmiş olmalıydı. "Ne yaptın da zindana girdin ki?" Sahi... Bokukichi neden onlara yardım ediyordu ki? Sanki içinde bir şeyler daire çizip birinci kareye geri dönmüştü. "Masato ile birlikte Sennashi karşıtı görevlere çıktığımızı biliyordu. Ve o bir Hyuuga. Köyde kim bilir başka hangi klanlardan kimler onlarla çalışıyor? Başka hangi yanı başımızdaki insanlar yaptıklarımızı onlara raporluyor? Onlarla düşman mı olacağız? Rinji gibi diğerlerini öldürmemiz mi gerekecek? Kazanabilecek miyiz ki? Kazansak bile günün sonunda buna değecek mi?" Pes etmek ve her şeyden elini eteğini çekmek aklına gelince sustu. Takeshi'yi yüz üstü bırakamazdı. Gözleri düşüncelerle gölgelendi.

Aoi neler olduğunun farkına bile varmadan zindana varmışlardı. Tam azılı bir Sennashi suçlusunun tutulacağı yere benziyordu. Korumanın sıklığı belli oluyordu. Gizlice de sızabilirlerdi, bir açığını bulmayı da deneyebilirlerdi. Bokukichi ona dönüp ana girişten girmek istemediğini söylemişti kendi dilinde. Diğer riskleri ise değerlendiriyordu. Onun fikrini almak istediğinde Aoi'nin zihni plan yürütemeyecek kadar dağılmıştı. Kucağındaki kurbağayı kaldırıp o sevimli suratını seyretti. "Keşke bir kurbağa olsaydım..." dedi oldukça sakin bir ses tonunda. "O zaman şu su kanalından içeri girebilirdim." Bokukichi'nin biraz evvel uzun uzun izlediği kanalı işaret etti. "Ya da çok sevimli olduğum için beni içeri kabul ederlerdi." Bir süre bir kurbağasına, bir zindan girişine baktı. Sonra Bokukichi'ye döndü. "Ama kurbağa olsaydım sana çok leziz görünürdüm herhalde, değil mi? Sen yılansın sonuçta. Yılanlar kurbağa yer." Bokukichi'ye doğru eğildi. "Ben bir kurbağa olsaydım beni yer miydin? Yoksa beni sevip besler miydin?" Bu soru neden şu an için önemliydi bir fikri yoktu. Öylece aklına gelmişti. "Senin küçük bir yılanın yok muydu? O sığmaz mı şuradan?"

Re: [Yureikumo Aoi] Parlak Kırmızı

Posted: Thu Apr 02, 2026 5:20 pm
by GM - Shinsei
Bokukichi, kurbağayla zindanı yan yana tutup o ölümcül ciddiyetin ortasında sorduğun o saçma ama bir şekilde çok samimi soruyu duyunca öyle bir kahkaha patlatıyor ki bir an için bütün o karanlık hava dağılıp gidiyor. İki eliyle karnını tutuyor, öne doğru kırılıyor, nefes nefese kalıyor. "Ya hayatım ben seni niye yiyeyim?" diyor gülerek. "Ben yılan değilim, klanımız yılanlarla cima eyleye eyleye-" Cümlesinin ortasında bir anda kendini kesiyor ve "Sende mecazdan anlamama ihtimali görüyorum, taşak geçiyorum, yılanlarla sevişmiyoruz." diyerek kendini düzeltiyor. Sonra omzunu silkerek daha da rahatlıyor. "Yılanlarla etkileşime gire gire ve tahmini olarak birkaç deney sonrasında bu hale gelmişiz. Ben ne yapayım?!" Ardından gözlerini su kanalına dikiyor, bu kez kahkahası yavaş yavaş sönüyor. Kanal gerçekten dar, karanlık ve taşların arasından eğri büğrü ilerliyor. Bokukichi çömelip orayı bir süre inceliyor. "Yani yılanı sokarız ama yılan ne diyecek ki bize?" diye homurdanıyor. Sonra iki parmağını mühür gibi birbirine değdirip avucunu hafifçe yere vuruyor. Minicik, parlak gözlü, koyu desenli bir yılan ince bir hışırtıyla beliriyor. Bokukichi onu iki parmağıyla nazikçe alıp kanalın ağzına bırakıyor. "Kız bir bak bakayım nereden girebiliriz biz." Yılan, dilini hızlı hızlı çıkarıp taşların arasına süzülüyor. Bokukichi arkasından bakarken sana dönüp yine mırıldanıyor. "Ya bu hayvanın zaten on saniyelik bir hafızası var, neyi hatırlayıp da bize ne diyecek ki?"

Onun bu lafı biter bitmez, su kanalının karanlığından gelen ince sürtünme sesi yeniden duyuluyor. Küçük yılan geri dönüyor, ama bu sefer sıradan bir hayvan gibi davranmıyor. Kanalın ağzından başını çıkarıp önce Bokukichi’ye, sonra sana bakıyor. Sonra bir anda konuşmaya başlıyor. "Moruk bak, durum şöyle. Ana kapıdan girerseniz ilk avluda iki sabit nöbetçi var, biri dikkatli, biri mal. Mal olan soldaki. İçeri geçince ikinci kapıda mühür kontrolü yok ama kayıt soruyorlar. Sağdaki personel girişinden girerseniz mutfak ve nöbetçi dinlenme odası hattına çıkarsınız, orada kokudan ölürsünüz ama üç dakikalık bir kör nokta var. Arka duvarda tahliye kanalının devamı var, ben oradan gittim, insan sığmaz ama bir çocuk belki kolunu sokar. Alt katta kuzey koridorunun sonunda eski sorgu hücresi dediğiniz yer var, orada bir tane oturan gardiyan, bir tane de volta atan var. Volta atan adam aksıyor, sağ ayağı kötü, ses çıkarıyor. Hücreye giden kısa yol sağdaki depo kapısından, ama o kapının mandalı çok gıcırdıyor. Sessiz girecekseniz önce mutfak hattından, sonra merdivenden, sonra kuzey koridorundan ilerlemeniz lazım. Ama dikkat, üçüncü dönüşte tavanda alarm teli var, boyu uzun olan takılır. Bir de içeride sarışın bir kadın var, verse nefessiz yani birader yalan yok amına koyayım, nöbetçi değil ama gardiyanlardan daha tehlikeli bakıyor. Heh, bu kadar." Konuşmasını bitirip dilini dışarı çıkarıyor, sanki gayet normal bir rapor vermiş gibi. Bokukichi’nin yüzü taşlaşıyor. Gözlerini kırpmadan yılana bakıyor, sonra onu iki parmağıyla alıp havaya kaldırıyor. "Sen..." diye başlıyor, ama devamı gelmiyor. En sonunda yılanı geri çağırıp sana dönüyor. "Bence götünden uydurdu ama ben sana bırakıyorum."

Tam bu absürtlüğün ne kadarını ciddiye alacağına karar vermeye çalışırken, zindanın sağ tarafındaki gölgelik bölümden bir ses yükseliyor. "Hey!" Sert, net, kuşkucu bir erkek sesi. Başını çevirdiğinde, sağ taraftaki personel girişine yakın noktadan bir gardiyanın size doğru yürümeye başladığını görüyorsun. Adam henüz tam koşmuyor ama kararlı adımlarla geliyor, elini kemerindeki kılıca doğru götürüyor, yüzünde şüpheci bir ifade var. Bokukichi anında yanına sokuluyor, kurbağayı sıkıştırdığın koluna hafifçe çarpıyor ve sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısarak fısıldıyor. "Konuşalım mı kaçalım mı? ÇABUKKKK!" Gardiyanın ayak sesleri yaklaşırken önünde iki net yol beliriyor, ya burada bulunma sebebinize dair anında bir hikaye uydurup adamı oyalamayı deneyeceksin ya da daha o size tam yetişmeden Bokukichi’yle birlikte köşeyi dönüp gözden kaybolmaya çalışacaksın.

Re: [Yureikumo Aoi] Parlak Kırmızı

Posted: Fri Apr 03, 2026 7:17 am
by Yureikumo Aoi
Aoi, Bokukichi'nin onu yemeyeceğini duyunca buna fazlasıyla üzülmüş gibi dudaklarını büzüştürdü. Neden Bokukichi tarafından yenmek istediği bir muammaydı. "Yemek istemezdin yani..." Bokukichi o esnada yılan olmadığını, klanının deneyler ve yılan etkileşimleri sonucu bu halde olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Aoi ise pek oralı değil gibiydi. "Ama lezzetli bir tavuk kızartma olsam yerdin herhalde, değil mi?" Bokukichi yılan değilse ve yılanların diyeti ile beslenmiyorsa o halde insan yiyecekleri daha da lezzetli geliyor olmalıydı ona.

Bokukichi küçük yılanını kanaldan içeri soksalar da çok bir işe yaramayacağını homurdanmıştı. Onun pek akıllı olmadığını, aklında da gördüklerini tutamayacağına inanıyordu. Yine de yılanını çağırmıştı. "KÜÇÜCÜK!" Aoi heyecanla fazla ses yaptı, sonra içinde bulundukları durumu anlayınca elleriyle ağzını kapattı. "Çok sevimli!" Bokukichi onu su kanalından yollarken hala işe yaramayacağından tedirgindi. O daha homurdanmalarını bitirmeden yılan geri dönmüştü ve o küçük bedenden beklenmeyecek şekilde tüm zindanı en ince detaylarına kadar fotoğrafik şekilde tarif etmişti. Bu duruma Aoi'den çok Bokukichi şaşırmış gibiydi. Aoi yılanın sarışın kadın hakkındaki yorumuna tek kaşını kaldırdı. "Hani yılanlarla sevişmiyordunuz?" Bokukichi yılanı geri çağırırken söylediği her şeyi uydurduğunu iddia etmişti.

Aoi ne karar vereceğini bilmez şekilde ona bakarken arkalarından sert bir ses işitti. Sağdaki personel kapısından bir gardiyan üzerlerine doğru geliyordu. Bir eli de kılıcının kınındaydı. Bokukichi bu sahneyi gördüğü anda yanına sokulmuştu. Konuşmak mı kaçmak mı diye soruyordu. "Hmmm..." Aoi karar veremedi. Kaçmaları çok şüphe çekmez miydi? Onlar köy shinobisiydi, hatta Chuunindi. Yani... Bokukichi değildi ama o da Hokage'den görevliydi. Bu durumda direkt amaçlarını belirtmek, onları gizlice içeri girme zahmetinden kurtarırdı. Aoi ona sokulan Bokukichi'ye uzanıp saçlarını okşadı. "Ay saçların da yumuşacık. Rengi benimkine benziyor. Seni evlat mı edinsek bizim klanda?" Ne alakaydı bu şimdi? Öyle aklına gelmişti bir anda. Babasının şampuanına benzer kokular da geliyordu Bokukichi'den. Onlarda kaldığında kesin banyoyu kullanmıştı. Aoi gardiyanın yanlarına yaklaşmasını bekleyecekti. Adam yanlarına gelince, peluş kurbağasını yüzüne götürüp, kafasını onun arkasına saklayacaktı. Gardiyana bakıp "Vrak." diyecekti. Evet. "Zindana girebilir miyiz vrak? Bir suçluyu sorgulamak için vrak?"

Re: [Yureikumo Aoi] Parlak Kırmızı

Posted: Sun Apr 05, 2026 10:10 am
by GM - Shinsei
Gardiyan, kurbağayı yüzüne kaldırıp vrak deyişini öyle taş gibi bir suratla karşılıyor ki ilk anda tepki verip vermediğini anlamıyorsun bile. Sonra yüzünde yavaş yavaş küçümseyici, bezgin bir ifade beliriyor. Gözleri önce peluşa, sonra sana, sonra Bokukichi’ye kayıyor. "Kaç yaşına geldiniz siz ya?" diyor dümdüz. "Burası panayır alanı mı, çocuk oyuncağı mı? Bakın işinize. Zindan sorgulama yeri, maskaralık yeri değil." Son kelimeyi söylerken özellikle sertleştiriyor. Bir adım daha yaklaşıyor, bakışları bu kez daha keskin. "Resmi emriniz, geçiş izniniz ya da üst yazınız yoksa burada oyalanmanız bile gereksiz. Shinobiyseniz ciddiyetiniz olsun. Değilseniz daha da beter." O kadar alttan alta aşağılayıcı bir tonla konuşuyor ki, seni ciddiye almak bir yana, bulunduğunuz durumu hayatın boyunca unutamayacağın utanç verici bir ana dönüştürüyor. Tam seni ve Bokukichi’yi eliyle kenara savuracakken Bokukichi’nin kolu çok hafifçe sana değiyor. Bu bir tesadüf değil, dürtüyor seni. Bakışlarını onun baktığı yöne çevirdiğinde, zindanın sağ yanındaki yabani çalıların arasında iki silüet seçiyorsun. Eğilmiş halde bekliyorlar. Takeshi ve Kaizen. İkinizin de onları fark ettiğini anladıkları anda Kaizen çok küçük, neredeyse fark edilmeyecek bir el hareketi yapıyor. Oyalayın diyor, çok belli.

O andan sonra olanlar birkaç nefeste olup bitiyor. Bokukichi, gardiyanın aşağılayıcı tavrına içerlemiş gibi aniden öne çıkıyor ve öyle bir yüz ifadesi takınıyor ki sanki birazdan büyük bir kavga çıkaracak. "Kardeşim niye rencide ediyorsun bizi? Anlamadan etmeden." diye çıkışıyor yüksek sesle. "Biz burada kültürel bir sosyal deney yapıyoruz. Kız kurbağa olmuş, ben onu topluma kazandırmaya çalışıyorum. Sen de toplum oluyorsun bu deneyde." Gardiyan zaten sabrı taşmış halde olduğundan bütün dikkatini ona çeviriyor. "Ne diyorsun sen be?" diye sertleşirken Bokukichi bu kez bir adım daha yana kayıyor, adamı fark etmeden ana bakış hattından uzağa çekiyor. Sen de o sırada, kurbağayı göğsüne bastırmış halde bir adım geriliyorsun, gardiyanın omzunun arkasından, servis tarafındaki taş duvarın dibinde iki gölgenin kaydığını görüyorsun. Kaizen, çömelmiş halde duvar hattına yapışıyor. Takeshi daha dikkatli, daha yavaş hareket ediyor. Yılanın anlattığı rota doğruysa, ikisi sağ taraftaki personel girişine doğru açılıyor. Gardiyan Bokukichi’yle atışırken ikinci bir ses geliyor, öndeki ana kapıdan başka bir nöbetçi başını çıkarıp "Ne oluyor orada?" diye sesleniyor. İlk gardiyan sinirle elini kaldırıp "Bir şey yok!" diye bağırıyor, sonra bütün öfkesini tekrar Bokukichi’ye yöneltiyor. Bu, içeridekilerinize birkaç saniye daha kazandırıyor. Ama tam o sırada ana girişteki ikinci nöbetçi yerinde kalmıyor, bulunduğu noktadan biraz daha dışarı çıkıyor ve çevreyi süzmeye başlıyor. Yani oyalama işe yarıyor, ama aynı anda risk büyüyor. Bir kişi dikkatini Bokukichi’ye vermişken, diğeri etrafı daha dikkatli kontrol etmeye başlıyor. Zindana en azından bir ya da iki kişinin girdiğini artık biliyorsun, çünkü sağ taraftaki personel kapısının gölgesinde Takeshi’nin silüetini bir anlığına kaybediyorsun, Kaizen de hemen ardından oradan yok oluyor.

Şimdi iş senin elinde daha da tehlikeli bir hale geliyor. Bokukichi gardiyanın önünde kavga edecekmiş gibi dikiliyor ama bunun daha fazla sürmesi ikinci nöbetçiyi de tamamen buraya çekecek. Sen istersen bu sahneyi büyütüp gardiyanın dikkatini tümden üstüne alabilir, kurbağa bahanesini daha da saçmalaştırarak onları içeride mümkün olduğunca uzun süre yalnız bırakabilirsin. İstersen tam tersine, geri çekilip ikinci nöbetçinin dikkatini başka yöne saptıracak daha temiz bir oyun kurabilirsin, yardım ister gibi ana girişe yönelip iki nöbetçiyi birbirinden ayırabilirsin. Bir üçüncü yol da var, Bokukichi’yi burada bırakıp servis tarafına sessizce kayarak içeridekilere yakın bir hatta geçmeye çalışabilirsin. Ama bunu yaparsan gardiyanların seni fark etme ihtimali de bir anda yükselir. Ya da kim bilir, belki başka bir planın vardır. Burada doğru hamleyi yaparsan hedefinize çok yaklaşmış olacaksınız.