Re: [Konjiki Kenta] Demir Cevheri
Posted: Fri Aug 28, 2026 7:30 pm
Çakran bedeninin her yanına yayılırken Renji karşısında güçlükle ayakta kalıyor. Nefesi düzensiz, omuzları aşağı düşmüş, dizleri her an çözülecekmiş gibi titriyor. Sen ileri atıldığında ilk anda savunma için ellerini kaldırmaya çalışıyor fakat kolları ona yetişmiyor. Aranızdaki mesafe kapanırken Nene yerde doğruluyor ve gözleri bir anda büyüyor. "Durun!" diye bağırıyor. Sesi terasın taş duvarlarında yankılanıyor ama savaş çığlığın, kulaklarındaki nabız ve bedeninin zorladığı son kuvvet arasında sana ulaşmıyor. Renji’nin gözleri de Nene’ye doğru kayıyor ancak o da artık kaçacak veya karşılık verecek durumda değil. Geriye gerdiğin yumruğun bütün ağırlığınla ileri geliyor ve yüzünün ortasına çarpıyor. Darbenin sesi kısa ve sert çıkıyor. Renji’nin başı geriye savruluyor, ayakları yerden kesiliyor ve birkaç adım geride sırtüstü taş zemine düşüyor. Sen de hareketin sonundaki dengeyi toparlayamayarak öne doğru sürükleniyor, ellerin ve dizlerin toza karışırken bedenin ancak birkaç metre sonra duruyor. Birkaç saniye boyunca kimse konuşmuyor. Gün batımının kızıllığı, üç saattir dövülen taşların, terin ve tozun üzerine vuruyor.
Hamon bu kez hemen yeni eşleşmeyi söylemiyor. Dizlerinin üzerinde duran kağıtlara bile bakmadan başını Renji’ye çeviriyor. "Renji, pes ediyor musun?" Renji yerde yatarken göğsü hızla inip kalkıyor. Dudaklarının kenarında küçük bir kan izi beliriyor. Gözlerini açıyor, birkaç kez nefes almaya çalışıyor ve başını çok hafif biçimde kaldırıyor. "E-" Kelime daha tamamlanmadan Nene bir anda ayağa kalkıyor ve Renji ile Hamon’un arasına giriyor. Kollarını iki yana açıp sanki onu yalnızca sözlerden değil, bütün sınavdan koruyacakmış gibi önünde duruyor. Yüzündeki o rahat, şakacı ifade tamamen kayboluyor. "Hayır. Durun artık." Sesi bu kez bağırmıyor ancak önceki bütün konuşmalarından daha sert çıkıyor. "Üç saattir birbirimizi dövüyoruz. Kaç kere düştüğümüzü, kaç kere kazandığımızı bile bilmiyoruz artık. En başta bize biriniz elenecek dediğiniz için hiçbir şey sorgulamadan kabul ettik. Niye kabul ettik ki? Neden birimiz elenmek zorunda? Biz daha bugün tanıştık. Takım olmayı öğrenmeden birbirimizi takımdan atmak için dövüşüyoruz. Bunun neresi mantıklı?"
Nene başını önce Renji’ye, ardından sana çeviriyor. Yeşil gözleri yorgunluktan kızarmış olmasına rağmen bakışlarının içindeki öfke ve kararlılık ilk defa bu kadar açık görünüyor. "Size de garip gelmiyor mu? Sabah üç kişiydik. Üçümüz de buraya takım arkadaşı olmaya geldik. Sonra biri çıkıp biriniz gidecek dedi ve biz de tamam deyip birbirimizi bayıltana kadar dövmeye başladık. Niye? Çünkü jounin söyledi diye mi? Çünkü sınav dedi diye mi? Her söyleneni yapmak ninja olmaksa düşünmenin ne anlamı var?" Renji hala yerde, ona bakıyor. Ağzını açıyor ancak bu kez hiçbir söz çıkmıyor. Nene ise Hamon’a dönüyor ve ellerini yumruk yapıyor. "Ben bu sınavı reddediyorum. İsterseniz beni başarısız sayın. İsterseniz takımdan atın. Ama Renji’nin elenmesine de Kenta’nın elenmesine de izin vermiyorum. Üçümüz geldik buraya, üçümüz takım olacağız. Olmayacaksak da birbirimizi döverek hangimizin daha az değerli olduğuna karar vermeyeceğiz." Hamon’un yüzünde hala belirgin bir tepki görünmüyor. Güneş gözlüklerinin arkasından yalnızca Nene’ye bakıyor. Ne kızıyor ne de sözünü kesiyor.
Nene birkaç saniye onun cevabını bekliyor ancak sessizlik devam edince bu kez bütün bedenini sana çeviriyor. Saçları dağılmış, kedi kulaklı bandı yana kaymış, tırnaklarındaki ojelerin yarısı dövüşler sırasında silinmiş durumda. Nefes nefese olmasına rağmen iki adım sana doğru atıyor ve ellerini öfkeyle iki yana açıyor. "Bir şey söylesene sen de! Bir tepki göster ya! Kıt mısınız oğlum siz?!"
Hamon bu kez hemen yeni eşleşmeyi söylemiyor. Dizlerinin üzerinde duran kağıtlara bile bakmadan başını Renji’ye çeviriyor. "Renji, pes ediyor musun?" Renji yerde yatarken göğsü hızla inip kalkıyor. Dudaklarının kenarında küçük bir kan izi beliriyor. Gözlerini açıyor, birkaç kez nefes almaya çalışıyor ve başını çok hafif biçimde kaldırıyor. "E-" Kelime daha tamamlanmadan Nene bir anda ayağa kalkıyor ve Renji ile Hamon’un arasına giriyor. Kollarını iki yana açıp sanki onu yalnızca sözlerden değil, bütün sınavdan koruyacakmış gibi önünde duruyor. Yüzündeki o rahat, şakacı ifade tamamen kayboluyor. "Hayır. Durun artık." Sesi bu kez bağırmıyor ancak önceki bütün konuşmalarından daha sert çıkıyor. "Üç saattir birbirimizi dövüyoruz. Kaç kere düştüğümüzü, kaç kere kazandığımızı bile bilmiyoruz artık. En başta bize biriniz elenecek dediğiniz için hiçbir şey sorgulamadan kabul ettik. Niye kabul ettik ki? Neden birimiz elenmek zorunda? Biz daha bugün tanıştık. Takım olmayı öğrenmeden birbirimizi takımdan atmak için dövüşüyoruz. Bunun neresi mantıklı?"
Nene başını önce Renji’ye, ardından sana çeviriyor. Yeşil gözleri yorgunluktan kızarmış olmasına rağmen bakışlarının içindeki öfke ve kararlılık ilk defa bu kadar açık görünüyor. "Size de garip gelmiyor mu? Sabah üç kişiydik. Üçümüz de buraya takım arkadaşı olmaya geldik. Sonra biri çıkıp biriniz gidecek dedi ve biz de tamam deyip birbirimizi bayıltana kadar dövmeye başladık. Niye? Çünkü jounin söyledi diye mi? Çünkü sınav dedi diye mi? Her söyleneni yapmak ninja olmaksa düşünmenin ne anlamı var?" Renji hala yerde, ona bakıyor. Ağzını açıyor ancak bu kez hiçbir söz çıkmıyor. Nene ise Hamon’a dönüyor ve ellerini yumruk yapıyor. "Ben bu sınavı reddediyorum. İsterseniz beni başarısız sayın. İsterseniz takımdan atın. Ama Renji’nin elenmesine de Kenta’nın elenmesine de izin vermiyorum. Üçümüz geldik buraya, üçümüz takım olacağız. Olmayacaksak da birbirimizi döverek hangimizin daha az değerli olduğuna karar vermeyeceğiz." Hamon’un yüzünde hala belirgin bir tepki görünmüyor. Güneş gözlüklerinin arkasından yalnızca Nene’ye bakıyor. Ne kızıyor ne de sözünü kesiyor.
Nene birkaç saniye onun cevabını bekliyor ancak sessizlik devam edince bu kez bütün bedenini sana çeviriyor. Saçları dağılmış, kedi kulaklı bandı yana kaymış, tırnaklarındaki ojelerin yarısı dövüşler sırasında silinmiş durumda. Nefes nefese olmasına rağmen iki adım sana doğru atıyor ve ellerini öfkeyle iki yana açıyor. "Bir şey söylesene sen de! Bir tepki göster ya! Kıt mısınız oğlum siz?!"