O Sırada
Mawado, kendisini dört bir yandan kuşatan taş duvarların arasında çıkış ararken ilk başta ne olduğunu anlamıyor. Parmak uçlarında biriken chakra, daha tekniğe dönüşme fırsatı bulamadan avuçlarının içinden çekilip gidiyor. Göğsünün ortasında tuhaf bir boşluk açılıyor, nefesi daralıyor ve dizlerinin üzerindeki ağırlık bir anda azalıyor. Kollarına baktığında derisinin kaslarının üzerine daha sıkı oturduğunu, birkaç saniye içerisinde belirgin biçimde kilo kaybettiğini fark ediyor. Duvarların yalnızca çakrasını değil, bedenini ayakta tutan enerjiyi de emdiğini anladığı anda önündeki açıklığa doğru koşuyor. Fakat tam arasından sıyrılacağı sırada iki duvar büyük bir gürültüyle birbirine kapanıyor ve Mawado son anda geri çekilmek zorunda kalıyor. Hiç durmadan başka bir açıklığa yöneliyor, ardından bir diğerine, sonra bir başkasına. Her defasında taş bloklar önünü kesiyor ancak Mawado, her kapanışın bir öncekinden çok az da olsa daha yavaş gerçekleştiğini fark ediyor. Başını kaldırıp duvarların ötesindeki Shigure'ye baktığında Hokage'nin omuzlarının ağırlaştığını, alnından süzülen terlerin çenesinden damladığını ve tekniği sürdürmek için dişlerini sıktığını görüyor. Mawado bunu fark ettiği andan itibaren durmaksızın bir duvardan diğerine koşmaya başlıyor. Shigure her açıklığı kapatıyor fakat her seferinde nefesi biraz daha kesiliyor, duvarların hareketleri biraz daha ağırlaşıyor. Mawado'nun bedeni de aynı hızla eriyor. Yanakları içeri çöküyor, elmacık kemikleri belirginleşiyor ve kıyafetleri omuzlarından sarkmaya başlıyor. Sonunda bütün çakrasını bacaklarında toplayarak karşısındaki son açıklığa doğru depar atıyor. Duvarlar kapanmaya başladığında kendisini öne fırlatıyor ve gövdesinin büyük bölümünü dışarı çıkarmayı başarıyor. Fakat geride kalan kolu iki devasa taş kütlesinin arasında yakalanıyor. Et ve kemik aynı anda ezilirken Mawado'nun kolu omzunun altından kopuyor ve haykırışı enkazın tamamında yankılanıyor. Shigure, kanlar içinde dışarı sürüklenen Mawado'yu görünce tekniği bırakıp hemen ona doğru koşuyor ancak aralarındaki mesafe kapanmadan Mawado'nun çevresinde çakra dalgalanıyor. Bedeni bir an bulanıklaşıyor ve kopan kolunu geride bırakarak oradan ışınlanıyor. Shigure boşluğa uzanan elini yumruk hâline getiriyor, yüzündeki öfke birkaç saniye içerisinde bütün kontrolünü parçalıyor.
"LANET OLSUN HEPİNİZE!" diye haykırdığı anda arkasındaki zemine peş peşe maymunlar iniyor. Shigure hiç vakit kaybetmeden onlara dönüyor.
"Takeshi'yi bulun!"
Bokukichi, bütün ağırlığını üzerine bıraktığın anda seni iki koluyla kavrıyor. Az önce yüzündeki rahatlamış ifade, bedeninin artık kendi başına ayakta kalamadığını fark edince kısa süreli bir telaşa dönüşüyor.
"Tamam, tamam, dur bayılma hemen, daha sürprizim var." diyerek seni dikkatlice Honda'nın kıvrılmış gövdesinin üzerine getiriyor ve sırtını beyaz pullara yaslayacak şekilde yatırıyor. Ardından yüzünü sana yaklaştırıp parmaklarını gözlerinin önünde şaklatıyor. Bilincin yeniden yüzeye çıkmaya başlarken Honda başını size doğru çeviriyor ve Bokukichi'nin işaretiyle ağzını yavaşça açıyor. Devasa yılanın ağzının içerisinde, dilinin gerisindeki geniş boşlukta dizlerini karnına çekmiş şekilde oturan mor saçlı genç bir kız beliriyor. Takeshi'nin evinde gördüğün kız, Youko. Youko seni gördüğü anda gözleri büyüyor.
"Siz, o gün evdeydiniz..." Bokukichi göğsünü kabartıp başını gururla sallıyor.
"Köyün girişine yakın bir yerde buldum, Shindou Takeshi diye bağırıyordu, ben de önemli bir kardeşimiz olabileceğini öngörerek, çünkü çok zeki bir insanım, yanıma aldım." Youko kaşlarını çatarak Honda'nın ağzından dışarı çıkıyor.
"Zorla yanına aldı beni." Bokukichi iki elini savunurcasına havaya kaldırıyor.
"Yani teknik olarak Honda'ya ağzını aç desen açardı, o yüzden kimseyi zorla kaçırmadım kardeşim, kusura bakma yani." Youko başını çevirip meydandaki yıkıma bakıyor.
"Beni neredeyse geri götüreceklerdi. Ama sanırım gitmem gerekiyor. Bu köyü tehlikeye atıyorsam burada olmamam daha iyi olur." Bokukichi bir an kıkırdıyor.
"Yok lan, kal. Takeshi varken senin neyine amına..." Honda'nın göz bebekleri bir anda daralıp sertçe ona dönünce Bokukichi boğazını temizliyor.
"Biz kimseyi kolay kolay bırakmayız, mor saçlı cicikuş. Sennashi'nin seninle bir derdi varsa anca beraber, kanca beraber." Youko birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra bakışlarını sana çeviriyor.
"Eğer bana yardım etmek istemezseniz anlarım." Bokukichi de yüzüne bakıyor, gözlerini kısarak vereceğin cevabı tartmaya çalışıyor.
"İs... tiyordur bence... Yani, istiyordur." O sırada Toshifumi, bilincini kaybetmiş Takeshi'nin yanından doğrulup size yaklaşıyor.
"Kök bu kızı korumaya alsın. Zaten Takeshi babamla çalışıyor, kızı da programa alalım." Yamiaki başını ağır ağır sallıyor.
"Derhal ilgileneceğimden şüpheniz olmasın gençler. Ama şimdilik rica edeceğim, güvenli bir yere gidin ve bir süre soluklanın. Biz büyükler de işin kalanını halledelim. Hadi bakayım." Toshifumi, Takeshi'yi omuzlarından kavrayıp kaldırmaya hazırlanırken diğerlerine eliyle işaret ediyor.
"Beni takip edin. Önce hepinizi bir sağlık tesisine götürüyoruz."
Meydana en yakın sağlık tesisinin kapısından girdikleri anda içerideki durumun dışarıdan daha iyi olmadığı anlaşılıyor. Koridor boyunca uzanan yaralı sırası giriş kapısının dışına taşmış durumda. Bekleme odasındaki bütün koltuklar dolu, duvar diplerinde oturan siviller yaralarını elleriyle bastırıyor ve sağlık görevlileri sedyeler arasında koşturuyor. Enkazdan çıkarılan çocukların ağlamaları, yakınlarını arayanların sesleri ve görevlilerin emirleri birbirine karışıyor. Toshifumi içeriye birkaç adım attıktan sonra duruyor ve karşısındaki manzaraya öfkeyle bakıyor.
"Böyle olacağı belliydi. Şu insanlara bak." Çenesini sıkıyor, sesi giderek sertleşiyor.
"Ne hale getirdiler köyümüzü. Bunu ödeyecekler. Her birinin kökünü kurutmazsak adam değilim." Bokukichi başını yana eğerek ona bakıyor.
"Kanka, ittifak sonrası vitesi boşa atmış MHP’li edasıyla konuşmanı anlıyorum ama biraz kritik düşünceye davet ediyorum seni. Binin Honda’ya." Toshifumi itiraz etmek için ağzını açsa da içeride Takeshi’yi yatırabilecekleri tek bir boş sedye bulunmadığını görünce vazgeçiyor. Bokukichi seni yeniden destekleyerek Honda’nın sırtına çıkarıyor, Youko hemen yanınıza yerleşiyor ve Toshifumi de baygın Takeshi’yi önüne alarak yılanın üzerine biniyor. Honda gövdesini yerden kaldırıp havada süzülmeye başladığında kalabalık meydan ayaklarınızın altında kalıyor. Yangınların ışığı beyaz pulların üzerinde titrerken Bokukichi başını Toshifumi’ye çeviriyor.
"Bak, bir konuyu netleştirmemiz gerektiğini düşünüyorum." Birkaç saniye bekleyip son derece ciddi bir ifadeyle devam ediyor.
"Bu adamlar bizi siker Toshifumi. Hani işin şakası yok, bizi ters yatırıp düz sikerler." Ardından sana dönüyor.
"İki dakika kendi kulaklarını ve küçüğün kulaklarını kapat lütfen." Youko’nun kendisine ters ters baktığını umursamadan yeniden Toshifumi’ye dönüyor.
"Anamızdan girerler, babamızdan çıkarlar. Göt deliğine mühür atarlar. Öyle bir sikerler. Hani sikerler, sikerler, sikerler, sonra dururlar, soluklanırlar, yok yetmedi daha çok sikmemiz lazım deyip bir de öyle sikerl..." Toshifumi’nin sesi bir anda meydandaki bütün gürültüyü bastırıyor.
"Ne yapalım yani Bokukichi?" Aralarında kısa bir sessizlik oluşuyor. Toshifumi önce önlerindeki yola bakıyor, sonra kendisinden beklenmeyecek bir fevrilikle başını Bokukichi’ye çeviriyor.
"...Sikilmeye razı mı olalım?"
Bokukichi'nin yüzündeki ciddiyet bozulmuyor.
"Hayır kardeşim. Bu adamları nasıl yeneceğimizi anlayana kadar elimizi eteğimizi çekip kendimizi geliştirmeye bakalım diyorum. Takeshi'nin peşinden koşacakları net, bu nedenle bir şekilde bizimle kesişecekleri de gayet belli. Zorunda kaldığımızda zaten savaşacağız, başka ne yapacağız? Ama yok Uzushiogakure'ye gidelim, yok Takeshi'nin mührünü çözmeye çalışalım falan, bunları bir kenara atalım. Bulacaklarsa onlar bizi bulsun ama biz önce kimiz, ne yapıyoruz ve neye ne kadar yetebiliriz sorusunu bir cevaplayalım, sonra planlarımızı yapalım." Toshifumi, önünde bilinçsizce yatan Takeshi'ye bakıyor.
"Biz kendimizi toparlayana kadar adamlar planlarını gerçekleştirecekler." Bokukichi omuzlarını hafifçe kaldırıyor.
"Alternatifinde de bizi öldürüp gerçekleştiriyorlar kanka, sorun orada." Toshifumi kara kara düşünürken dudaklarını aralıyor.
"Ama..." Bokukichi sözünü tamamlamasına izin vermiyor.
"Bu kadar köklü bir örgütü bir grup chuunin seviyesinde adam yıkamaz. Ben ne seviyede olduğumu bile bilmiyorum. Kaizen gibi heriflerle kesişiyoruz, hatta ben sizin yanınızda yedi gün yirmi dört saat durabilecek bir yapıda da değilim. Ama her şeye rağmen yetersiziz ve her karşılaşmamızda bu gözümüze çok net vuruluyor yani. Yalan mı? Değil." Toshifumi'nin verecek bir cevabı kalmıyor. Bakışlarını yeniden önündeki yola çeviriyor ve Honda'nın meydanın diğer ucuna doğru yaptığı yolculuğun geri kalanında tek kelime etmiyor.
Honda, ilk tesise göre daha korunaklı durumdaki hastanenin geniş avlusuna indiğinde görevliler Takeshi'yi içeri almayı reddetmeye çalışıyor. Boş odalarının bulunmadığını, ağır yaralıların koridorlarda beklediğini ve mührün kontrol altında görünmesi halinde sıraya girmeleri gerektiğini söylüyorlar. Toshifumi ise Takeshi'nin karnındaki mührü gösterip bunun sıradan bir bayılma olmadığını, kısa süre önce çevresindeki herkesi öldürebilecek seviyede bir çakra açığa çıkardığını anlatıyor. Sesini her itirazda biraz daha yükseltiyor ve sonunda kullanılmayan küçük bir gözlem odasının açılmasını sağlıyor. Takeshi bir yatağa yatırılıyor, karnındaki mühür chakra algılayabilen bir sağlık görevlisi tarafından kontrol ediliyor ve koluna sıvı bağlanıyor. Sana da yakındaki bir sedyede temel bir muayene yapılıyor, yaraların temizleniyor ve dinlenebilmen için suyla birkaç battaniye bırakılıyor. Youko, üzerine verilen büyük bir hastane örtüsüne sarılarak koridorun köşesinde oturuyor. Bokukichi ilk yarım saat boyunca Honda'yla birlikte girişte bekliyor, ardından gidip gelerek odaların durumunu kontrol ediyor. Toshifumi ise Takeshi'nin kapısının önünden neredeyse hiç ayrılmıyor. Zaman ilerledikçe meydandan yeni yaralılar getiriliyor, koridordaki sedyelerin sayısı artıyor ve pencerelerin dışındaki yangınların ışığı yavaş yavaş sabahın solgun aydınlığına karışıyor.
Birkaç saat sonra hastanenin hareketliliği kısa bir süreliğine azalıyor. Toshifumi bir sağlık görevlisiyle konuşmak için odadan ayrılmış, Bokukichi ile Youko da koridorun diğer tarafında kalmış durumda. Takeshi'nin odasında yalnızca sen ve yatağın üzerinde hareketsiz yatan Takeshi kalıyorsunuz. Bir süre boyunca odada sadece dışarıdan gelen ayak sesleri ve sıvı torbasından düşen damlaların düzenli sesi duyuluyor. Ardından Takeshi'nin parmakları hafifçe hareket ediyor. Kaşları çatılıyor, nefesi derinleşiyor ve gözlerini ağır ağır açıyor. Tavana birkaç saniye boyunca boş gözlerle baktıktan sonra başını sana doğru çevirmeden doğruluyor. Sırtını yatağın arkasındaki duvara yaslıyor, örtünün üzerinde duran ellerine bakıyor. Yüzünde öfke yok. Az önceki vahşilikten, kızıl çakradan ve kendisini kaybetmiş halinden geriye yalnızca ağır bir yorgunluk kalmış durumda. Son anda hafifçe gülümsüyor hatta. Dudaklarını aralıyor ve kelimelerin arasına uzun boşluklar bırakarak sessizliği bozuyor.
"Yine hiçbir. Şey. Beceremedim."