Planın ilk yarısı saniyeler içinde kusursuz işliyor.
Gölge klonun köprünün çöken orta kısmına sıçrıyor, dizüstü düşmüş yaşlı adamı sırtına alıyor, genç kadını bileğinden kavrayıp sağlam zemine çekiyor. Sen aynı anda Itsuki'ye uzanıyorsun. Ayak tabanlarındaki chakra seni taşa çiviliyor, çocuğu kemerinden ve omzundan yakalayıp tek hamlede boşluktan söküyor ve sağlam zemine fırlatıyorsun. Itsuki taşın üstünde iki kez yuvarlanıp duruyor. Dizi sıyrılmış ama hemen ayağa kalkıyor. Siviller diye bağırdığında çocuk çoktan koşmaya başlamış bile. Arkandan kısa, kesik bir ses duyuyorsun. "Tamam abi!"
Ayak tabanlarındaki chakrayı bir anda salıp kendini ileri fırlatıyorsun. Taiga işaretini görüyor ve Ishida'ya doğru bir adım atıyor, mesafe kapandığında talimatın ona ulaşıyor. Taiga hiç tartışmadan yönünü değiştiriyor, korkuluktan aşağı atlıyor ve ayak tabanlarına chakra vererek nehrin üstünde koşmaya başlıyor. Kayığın peşinde.
Ishida köprünün öbür ucundan inip iskele sokağına, nehir kenarındaki depoların arasına dalıyor. Bu taraf öğle saatinde neredeyse boş, birkaç hamal sesleri duyup kapı aralıklarına kaçmış. Sokak senin için temiz. Shurikenleri fırlatıyorsun, ikisi sırtına, ikisi bacaklarına. Ishida arkasını bile dönmeden sağ elini yere sürtüyor ve sırtının arkasında bel hizasına kadar ince bir toprak levha yükseliyor. Sırta giden iki shuriken levhaya saplanıyor. Ama levha alçak. Bacaklara giden shurikenlerden biri altından geçip sağ baldırının arkasına gömülüyor. Ishida sendeliyor ve koşusu topallamaya dönüyor. Sol tarafı zaten tutmayan bir adam için sağ bacak her şey demek.
İlk dönemeç, iki depo arasındaki dar bir geçit. Ishida dönüşü almak için yavaşladığı an Kage Fusa'yı belinden çekiyorsun. İlk darbe sırtının ortasına oturuyor ve adamı duvara savuruyor. O toparlanamadan kement boynundan geçiyor, sağ eli mühre gitmeye yetişmeden ip boğazına oturuyor, düşüşüyle birlikte bacaklarına kayıyor ve sen ipi kapattığında iki bacağı birden kilitleniyor. Ishida yüzüstü, toz içinde taşa çarpıyor. Kovalamaca bitti.
Birkaç saniye debeleniyor, sonra duruyor. Sağ avucunu yere bastırıyor ve sen bir teknik bekliyorsun ama gelmiyor. Avucu sadece dayanak, nefes alabilmek için uğraşıyor. Sol omzundaki sargı düşüşle açılmış, altından taze kan sızıyor. Arşiv gecesinin yarası.
Tam o sırada zihnine kısa bir bilgi akışı düşüyor, klonun işini bitirip dağıldı. Köprüdeki herkes güvende, yaşlı adam bir tezgahın gölgesine oturtuldu, Itsuki de yanında. Chakran ise artık yarının altında.
Ishida başını yana çevirip sana bakıyor. Yüzündeki ifade yenilmiş bir adamınki değil, bir hesabı kapatmış birininki. "Akademi öğrencileri yakalanmaz, demiştin." Nefesi kesik kesik. "Sen yakalandın ama. Yine de buradasın. Fena değil." Bir süre soluklanıyor. "Soracaklarını biliyorum. Sorgu odasında da aynısını söyleyeceğim, burada söyleyeyim, zaman kazan."
Sonra, hiç acele etmeden anlatıyor.
"Ishida benim gerçek adım değil. Gerçek adımı arşivde ararsan bulamazsın, yirmi yıl önce sildiler. Ben de Tsuchiryu'yum, senin gibi. Konseyin hoşuna gitmeyen bir karar verdim, beni ve ailemi kayıtlardan kazıdılar. Kılıcımı da ambarın dibine gömdüler. Bugün onu geri aldım, hepsi bu."
"Hiro'yu kaçırmadım. İki hafta önce kargo yolunda karşılaştık. Ona tek bir soru sordum. 'Klanının kendi çocuklarını sildiğini biliyor muydun?' Gerisini kendisi istedi. Arşivi kendi eliyle açtı. Ben sadece kapıya kadar eşlik ettim. Son mühür katmanı kan istedi, ben de gerekeni yaptım anlayacağın." Başıyla kanayan omzunu gösteriyor.
"Hiro o gece aradığı tomarla birlikte gitti. Kendisi sağ, merak etme. Nerede olduğunu bana sorma, söylemem. Mahzendeki tuzak da seni öldürmek için değildi, oyalamak içindi. Kılıç önden gidecekti, ben arkasından. Sen olmasan şimdiye köyün dışındaydım." Bir an duraksıyor, sonra yüzü sertleşiyor. "Touma'ya gelince... Onun mağaralarda yaptıklarının hesabını benden sorma. Çocukları kervanlarda harcamaya başladığında ona dur dedim. Dinlemedi. O kendi yoluna gitti."
Arkandan su şıpırtısıyla karışık ayak sesleri geliyor. Taiga, sırılsıklam paçalarıyla geçide dalıyor; kolunun altında hasıra sarılı uzun bohça var. Hasırı açtığında içinden siyah kınlı bir kılıç çıkıyor. Kabzanın üstündeki Tsuchiryu arması eğeyle kazınıp silinmiş. Taiga'nın yüzünde ise başarının değil, öfkenin ifadesi var. "Bohça bende abi. Ama kayıkçı..." Dişlerini sıkıyor. "Ben kayığa iner inmez bir saman balyasını üstüme tekmeledi, kendini suya attı. Bir daha çıkmadı. Kıyıyı iki yöne de taradım, ne iz var ne kabarcık. Su altında chakrayla nefes alabilen biriydi herhalde. Kaçırdım."
Ishida kılıca bakıyor ve bir an, yalnızca bir an, yüzündeki bütün sertlik kayboluyor. Sonra başını taşa geri yaslıyor. "Kayıkçıyı bulamazsınız. Hiro'yu ondan başka bilen yok."
Köprü tarafından koşan ayak sesleri ve bağrışlar yaklaşıyor, fişeği gören destek birkaç dakika içinde burada olacak. Ayağının dibinde, kementle bağlı, kanayan ama bilinci yerinde, klanın kayıtlarından silinmiş bir Tsuchiryu yatıyor. Yanında Taiga ve o adamın kazınmış armalı kılıcı. Artık neyin döndüğünü biliyorsun, Hiro kaçırılmadı, kendi isteğiyle gitti ve arşivden bir tomar götürdü. Bütün bu işin arkasında klanın yıllar önce kendi elleriyle sildiği bir isim var. Hiro'nun nerede olduğunu bilen tek kişi ise nehrin dibinde kayboldu. Ishida gözlerini sana dikmiş, sessizce bekliyor.