Anlatmaya başlıyorsun ve anlattıkça etrafındaki yüzler değişiyor. Küçük filozof semenderin tren sorusuna geldiğinde Riku "Ben olsam lokomotif derdim, en önde patlarsın en azından sıra beklemezsin." diye araya giriyor ama Akane'nin tek bakışıyla susuyor. Akane seni dinlerken hiçbir şey söylemiyor, sadece gözleri kısılmış, her cümleni zihnine kazıyormuş gibi ara ara başını sallıyor. Maskeli figürün köyler hakkında söylediklerini aktardığında Yosuke'nin çenesi sıkılıyor, ellerini arkasında kavuşturuyor ve yürümeye başlıyor, dar bir çember çizerek, dinlerken düşünen bir adamın yürüyüşüyle. Katana kısmına geldiğinde duruyor. Kayıtsız yankı bölgesi lafını duyduğunda ise Guren'in boğazından gelen alçak hırıltı zemini titretiyor. Ve sen sözünü bitirip koynundan o belgeyi çıkardığında, kimse konuşmuyor. Yosuke belgeyi iki eliyle alıyor. Dikkatle. Sanki patlayabilecek bir şeymiş gibi.
Uzun bir süre bakıyor. Belgeyi ışığa tutuyor, çeviriyor, yanık kenarını inceliyor, sonra parmağını damganın üzerinde gezdiriyor. Ve sen o an Yosuke'nin yüzünde daha önce hiç görmediğin bir şey görüyorsun. Şaşkınlık desen değil, öfke desen değil... "Bu bizim mührümüz." diyor sonunda, sesi düz ama zorlanarak çıkıyor. "Amegakure. Kayıt ve Araştırma Dairesi'nin resmi damgası. Şu dört yağmur çizgisi, altındaki kule... Ben bu mührü yüzlerce görev belgesinde gördüm." Belgeyi size doğru çeviriyor. Islanmış, kenarı yanmış kağıdın üstünde resmi bir yazı akıyor. "Boyutsal geçiş noktalarının tespiti, ölçümü ve haritalandırılması hususunda işbu belgenin taşıyıcısına tam yetki verilmiştir." İmza yerinde bir isim yok. Sadece bir sayı damgası. 04. Guren'in dev başı belgenin üzerine eğiliyor, burun delikleri kağıdı koklarken titriyor. Sonra doğruluyor ve altın gözlerini Yosuke'ye dikiyor. "Sahte de. Hadi. Sahte olduğunu söyle bana Yosuke." Yosuke bir şey diyemiyor. Guren devam ediyor, sesi giderek büyüyen bir gök gürültüsü gibi. "Diyemezsin. Çünkü mühür çakrayla basılmış. Kokusunu alıyorum. Bu damga basılırken canlıydı ve gerçekti. Yani senin köyün, DOSTUM olan köy, bizim diyarımızı haritalandırmak için resmi belge kesiyor!" "Guren beyim." Yosuke'nin sesi alçak ama sert. "Köyüm değil. Köyümün İÇİNDEN birileri. Aradaki fark, benim bu görevde neden burada olduğum." İkisi bir süre bakışıyorlar. Sonra Guren homurdanarak geri çekiliyor ama kuyruğu hala öfkeyle sallanıyor.
Tam o gerginliğin ortasında, mantarların arasından ufak bir semender fırlayıp geliyor, soluk soluğa, ayakları birbirine dolanarak Guren'in önünde duruyor. "Guren efendi! Kök Yerleşkesi'nden haber var!" Nefesini toparlamaya çalışıyor. "Enerji akışı... bir saat önce yine düştü. Yaşlılar ikinci halkanın ışıkları sönmeye başladı diyor. Ve... ve Suzu hala dönmedi efendim. Doğu bataklığındaki gözcü. İki gündür kayıp. Yaşlılar artık bunun izinsiz girenlerle bağlantılı olduğunu düşünüyor." Guren'in kuyruğu duruyor. Diyarın o garip müzikal uğultusu bile bir an inceliyor sanki, ağacın kristalleri daha soluk tınlıyor. Yosuke gözlerini kapatıyor, derin bir nefes alıyor ve tekrar açtığında karar verilmiş oluyor. Elindeki belgeyi özenle katlayıp kendi yeleğine koyuyor ve size dönüyor.
"Dinleyin. Bundan sonrası körlemesine kovalamaca değil. Elimizde üç parça bilgi var. kayıtsız bir yankı bölgesi, resmi bir Ame belgesi ve kayıp bir gözcü. Bunlar birbirine bağlı ve biz o bağı bulmadan kimseyi yakalayamayız. Bu yüzden dağılıyoruz ve herkes bilgi topluyor. Çatışma yok. Birini görürseniz izlersiniz, işaret verirsiniz, saldırmazsınız." Parmağıyla sırayla işaret ediyor. "Akane. Sen benimle ağacın kuzeyine geliyorsun, siluetin kaybolduğu iz hattını çıkaracaksın. Ayak izi, kırık dal, düşürülmüş eşya, ölçüm aleti kalıntısı... ne varsa kayda geçir. Riku. Sen genç muhafızlarla batı hattını tarayacaksın, ışık nehrinin geçit noktalarını haritala. Buradan çıkmak isteyen biri nereden geçer, onu bilmek istiyorum. Enerjini oraya dök." Riku'nun gözleri parlıyor. "Sonunda! Haritacı Riku iş başında!" "Ve Yuu." Yosuke sana dönüyor. "Sen Kök Yerleşkesi'ne gidiyorsun. Tanık ifadeleri sende. Üç kişiyle konuşacaksın. Arşivci Tanba, bu diyarın kayıtlarını tutan en yaşlı semender, kayıtsız bir yankı bölgesi varsa ve birisi onu demirlemişse, bunun nasıl yapılabileceğini bilebilecek tek kişi o. Ona maskeli figürü de anlat, kelimesi kelimesine. İkincisi, Goro. İzinsiz girenlerin yakalamaya çalıştığı muhafız o, onlarla göz göze gelen tek canlı. Üçüncüsü..." Yosuke bir an duraksıyor. "Küçük Kira. Yerleşkedekiler o gece bir şey gördüğünü söylüyor ama kimse ciddiye almıyor. Sen al. Çocuklar bazen büyüklerin bakmadığı yere bakar."
Sonra bir adım yaklaşıyor ve sesini alçaltıyor, sadece sana konuşuyor. "Yuu, iyi dinle. Tanık sorgusu bir sanattır. Soruyu sen cevaplamayacaksın, onlar cevaplayacak. 'Maskeli bir adam mı gördün?' diye sorma, 'Ne gördün?' diye sor. Ne gördüklerini, ne duyduklarını, ne kokladıklarını ayrı ayrı sor. Saatleri sor, sıralamayı sor. Ve söyledikleri her şeyi aynen, kendi kelimeleriyle not al. Uydurma, tamamlama, yorumlama." Duraksıyor, sonra ekliyor. "Yankı bölgesinden kendi ayaklarıyla çıkmış çocuk olarak orada sana anlatacaklardır. Bu ünü kullan." Tam o sırada Akane yanına geliyor ve avucuna küçük, ince bir şey tutuşturuyor, grafit kalem ve katlanmış boş kağıtlar. "Kayıt tut. Düzgün tut." diyor her zamanki monoton sesiyle, ama gözlerini senden kaçırıyor ve ekliyor. "Kağıtla aran iyiymiş nasılsa." Sonra dönüp Yosuke'nin peşinden gidiyor. Guren geçerken dev başını sana doğru eğiyor. "Tanba'ya saygılı ol, velet. O benden yaşlı. Ve bana yaptığını ona yaparsan seni bu sefer gerçekten yerim."
Kök Yerleşkesi, kristal ağacın tabanında, dev köklerin birbirine dolanarak oluşturduğu doğal bir mahalle, gitmen sadece birkaç dakika sürüyor. Köklerin arasındaki boşluklar oyulmuş, kapılar açılmış, içlerine fener gibi asılmış parlayan mantarlar yerleştirilmiş. Her boydan semender var, kimisi avuç içi kadar, kimisi at büyüklüğünde, köklerin üstünde güneşlenir gibi ışıklanıyorlar. Sen yerleşkeye adım attığında bir fısıltı dalgası yayılıyor. Küçük semenderler birbirini dürtüyor, bir tanesi heyecanla fısıldıyor. "Bu o! Maşalı çocuk! Guren efendiye vuran!" Bir başkası ise "Yalan söyleme, kimse Guren efendiye vuramaz." diyor. "Vurdu diyorum! Hem de kıçına!" Arkandan boğuk kıkırdamalar geliyor. Anlaşılan ünün senden önce gelmiş.
Yerleşkenin ortasında üç nokta dikkatini çekiyor. Solda, en kalın kökün içine oyulmuş, girişinden mavi-mor bir ışık sızan bir oyuk var, Arşiv. İçeride, üst üste dizilmiş parlayan taş tabletlerin arasında, derisi neredeyse şeffaflaşmış, kırış kırış, gözlerinin üstü sarkmış yaşlı bir semender oturuyor. Tanba. Daha sen bir şey demeden başını kaldırıyor ve seni süzüyor. "Yankıdan dönen çocuk. Gel bakalım. Ama ayaklarını sil, taşlarım nemi sevmez... Ve yavaş ol, aklım eskisi gibi koşmuyor. Yürüyor ama... kendi bildiği yöne." Sağda, yerleşkenin girişindeki nöbet taşının üstünde, ön ayağı yosundan sargıyla sarılmış, genç ama yorgun görünüşlü bir muhafız semender oturuyor, Goro. Sargının kenarından görünen deri, yanık gibi ama ateş yanığı değil, düzgün, çizgisel bir iz. Seni fark edince bakışlarını kaçırıyor ve sargısıyla oynamaya başlıyor, konuşmak istemeyen birinin haliyle. Sessizce fısıldıyor sen daha yaklaşmadan. Ne dediği belli değil ama mızmızlandığı kesin. Ve tam o anda, sağ tarafından minik bir gölge fırlıyor ve etrafında dönmeye başlıyor, Kira. "MAVİ SAÇLI İNSAN! Döndün! Yankıdan döndün! Herkes dönemez diyordu ama ben döner dedim, DEDİM! Sana bir şey anlatacağım ama kimse bana inanmıyor, sen inanır mısın? O gece ben uyumuyordum, uyuyor numarası yapıyordum çünkü aslında hiç uykum yoktu ve ben bir şey GÖRDÜM!" Nefes almadan konuşuyor, gözleri kocaman.
Üç tanık. Üç kapı. Grafit kalemin elinde, boş kağıtlar hazır. Kiminle başlıyorsun, kağıt adam?