Re: [Yureikumo Aoi] Parlak Kırmızı
Posted: Wed Mar 18, 2026 11:03 pm
Bokukichi kendinden oldukça emin bir edayla öne atılıp bu işi halledeceğini söylemişti. Aoi onu makineyi hafife almaması konusunda uyarmak istedi ancak yüzündeki bakışları görünce bunu kendisinin tecrübe etmesinin daha iyi olacağına karar verdi. Onun bu talebiyle dalga geçmeyip uğraşıyor olması Aoi için yeterliydi. Makinenin diğer tarafında, yüzünü cama dayayıp onu izlemeye başladı. İlk denemesi başarısız olmuştu ancak bu olağandı. Makineler bu amaçla tasarlanmıştı zaten. Tüm o güzel peluşları sergileyip kolay elde edilemeyecek hale getirilmesi onları daha da arzu nesnesi haline getiriyordu. Bokukichi başarısız olunca bir kere de Kaizen denemek istemişti. Tıpkı Bokukichi gibi başaracağından emin adımlarla makineye geçmişti. Kurbağayı hareket ettirmeyi başarmış olsa da vincin kollarından kayıp düşmüştü. İkili kendi aralarında atışırlarken Aoi onların içini rahatlatmayı denedi. Başaramasalar da bir şey olmazdı.
Devam eden dakikalarda çoğunlukla Bokukichi daha da hırslanıp ardı ardına oynamaya başlamıştı. Arada sırada Kaizen ona akıl veriyor, bazen dayanamayıp makine başına kendisi geçiyor ancak başaramayınca onurunu korumak için geri durup Bokukichi'yi seyretmeye başlıyordu. Olay öyle bir gösteri haline gelmişti ki kafedekiler bile işlerini güçlerini bırakıp onları izlemeye başlamıştı. Aoi kendilerine dönen bakışlardan biraz utansa da peluş isteği daha ağır basıyordu. Bokukichi ardı ardına denemeye devam ediyordu. Kaç tur denemişti emin değildi, muhtemelen ondan fazlaydı. Belki yirmi denemeye yaklaşmıştı ancak önceki denemelerin de etkisiyle yavaş yavaş kımıldayıp pozisyona gelen peluş bu son hamle ile birlikte tam ağırlık merkezinden kavranmıştı. Bir an sallanıp düşecek gibi olunca Aoi nefesini tuttu. Bu da başarısız olursa daha oynamayacağını düşünüyordu ve çok yaklaşmışlardı. Derken peluş çıkışa gitti, vincin kolları onu serbest bıraktı ve hayallerini süsleyen o oyuncak boşluktan aşağı düştü. O kadar uzun uğraşlar sonucu zafer kazanan Bokukichi öyle bir sevinçle bağırmıştı ki Aoi kendini tutamayarak kahkaha attı. Peluşu kollarına aldığı anda ise öyle heyecanlandı ki tüm yüzü pespembe oldu, gözleri kocaman büyüdü, hayran hayran peluşu seyretmeye başladı. Nasıl da sevimliydi! O yeşil tüyleri, minik gözleri, kocaman kafası, gülümseyen suratıyla ona bakıyordu. İşte, kollarının arasındaydı. Artık onu yatağının kenarına koyup her gece onunla birlikte uyuyabilirdi. Hayranlık dolu bakışlarını Bokukichi'ye çevirdi. "TE-TEŞEKKÜR EDERİM!"
Kafenin zil sesiyle bir anda yerinden sıçradı. Takeshi gelmişti, yanında da daha önce hiç görmediği siyah saçlı bir çocuk vardı. Yüzünde ölçülü bir tebessüm vardı ve ne yaptığını bilen, olgun ve güvenilir bir havaya sahipti. İçeri girer girmez ona selam vermişti. Aoi bu selamı başıyla karşıladı. Yüzü hala biraz önceki heyecan dolu dakikalardan ötürü pespembeydi. Kaizen her nasılsa bu çocuğu tanıyordu. Kaizen onu tanıdığına göre yetenekli ve iyi bir shinobi olmalıydı. Zaten Takeshi'nin de güvendiği birisi olduğuna göre bu çocuk güvenilirdi. Kaizen abisinin durumunu sorunca çocuk iyileşiyor olduğunu söylemişti. Abisi yaralanmış mıydı? Sonunda kendisine yönelerek kendini tanıttı. Shimura Toshifumi. Demek Shimura klanındandı. Onların fazlasıyla yetenekli ve köklü bir klan olduklarını duymuştu. Aoi onun kendisine uzanan elini sıktı. "Memnun oldum. Yureikumo Aoi. Yureikumo ritüellerine ilgin varsa klan bölgesine gelip dahil olabilirsin. Sana direkt uygulamalı gösteririm. Söylentilerin aksine biz misafirleri çok severiz." Kocaman gülümsedi.
Takeshi de ona referans olunca Toshifumi direkt lafa girmişti. Konohagakure içerisindeki Sennashi kolunun bağlantılarını ortaya çıkartmanın daha önemli olduğunu, bunun rütbelerine bile etki edeceğini söylüyordu. Aoi bu işin bu kadar kolay halledileceğini düşünmüyordu. Öyle olsa Amegakure çoktan kendi içini temizlerdi. Ayrıca Aoi rütbesinin yükselmesini de umursuyor değildi. "Hmm..." Bir süre düşündü. "Furuya Saya, Hyuuga Rinji, Shimura Atsuhito..." diye hatırladığı isimleri söyledi Aoi. "Sonuncusu senin klanından aslında. Tanıyor musun onu? Hyuuga olanı da Masato tanıyordur belki. Onların o antrenmana benim gibi hiçbir şey bilmeden gittiklerine eminim. Sennashi kendini olduğu gibi tanıtmıyordu orada, çok masum şeyler anlatıyorlardı. Sonradan işin içine iyice girip girmediklerini bilmiyorum elbet. Sen onları tanıyor musun Takeshi?" Çifte ajanlık yapmıştı bir dönem sonuçta, belki daha çok şey biliyordu. "Ama onların peşine düşersek Takeshi'nin mührünü öğrenebilir miyiz ki? Ben ona yardım etmek istiyorum, rütbe atlamak umurumda değil. Benim için Takeshi bir numaralı öncelik şu anda. Ayrıca Akuro şeytanın teki. Bu shinobiler Sennashi'ye dahil oldularsa bile daha çok düşük rütbededirler, Akuro'yu biliyor olamazlar. Aa! Bir de sapık bir adam vardı. Hamamda bana saldırmıştı. Siyah uzun saçlıydı, arkadan bağlamıştı. Kocaman bir şapka takıyordu. Onu yakalayınca Hari Hoca'ya vermiştik, kim olduğunu biliyor musunuz? Küçük kızları kaçırıyordu. Orada bulduğumuz notta da özel kızı teslim aldığı filan yazıyordu. Konoha'da büyük bir şey planlıyorlardı. Sennashi neden küçük kızları kaçırıyor ve bunun onlara ne gibi bir yardımı olabilir?" Yine aklına üst üste gelen çağrışımlardan dolayı taramalı tüfek gibi konuşmuştu. Ama bundan daha önemli şeyler de vardı. Takeshi'nin kolunu çekiştirdi. "Bak..." Heyecandan titreyen gözleriyle kurbağasını Takeshi'ye gösterdi. "Kichi'm aldı bunu bana. Çok mutluyum. Sevimli, değil mi?" Peluşun artık onun olduğu aklına bir kez daha gelince yüzü yeniden heyecanla pespembe oldu. Bokukichi'ye sıkıca sarılıp yanağına bir, iki, üç tane öpücük kondurdu. Sonra da peluşa kocaman sarıldı.
Devam eden dakikalarda çoğunlukla Bokukichi daha da hırslanıp ardı ardına oynamaya başlamıştı. Arada sırada Kaizen ona akıl veriyor, bazen dayanamayıp makine başına kendisi geçiyor ancak başaramayınca onurunu korumak için geri durup Bokukichi'yi seyretmeye başlıyordu. Olay öyle bir gösteri haline gelmişti ki kafedekiler bile işlerini güçlerini bırakıp onları izlemeye başlamıştı. Aoi kendilerine dönen bakışlardan biraz utansa da peluş isteği daha ağır basıyordu. Bokukichi ardı ardına denemeye devam ediyordu. Kaç tur denemişti emin değildi, muhtemelen ondan fazlaydı. Belki yirmi denemeye yaklaşmıştı ancak önceki denemelerin de etkisiyle yavaş yavaş kımıldayıp pozisyona gelen peluş bu son hamle ile birlikte tam ağırlık merkezinden kavranmıştı. Bir an sallanıp düşecek gibi olunca Aoi nefesini tuttu. Bu da başarısız olursa daha oynamayacağını düşünüyordu ve çok yaklaşmışlardı. Derken peluş çıkışa gitti, vincin kolları onu serbest bıraktı ve hayallerini süsleyen o oyuncak boşluktan aşağı düştü. O kadar uzun uğraşlar sonucu zafer kazanan Bokukichi öyle bir sevinçle bağırmıştı ki Aoi kendini tutamayarak kahkaha attı. Peluşu kollarına aldığı anda ise öyle heyecanlandı ki tüm yüzü pespembe oldu, gözleri kocaman büyüdü, hayran hayran peluşu seyretmeye başladı. Nasıl da sevimliydi! O yeşil tüyleri, minik gözleri, kocaman kafası, gülümseyen suratıyla ona bakıyordu. İşte, kollarının arasındaydı. Artık onu yatağının kenarına koyup her gece onunla birlikte uyuyabilirdi. Hayranlık dolu bakışlarını Bokukichi'ye çevirdi. "TE-TEŞEKKÜR EDERİM!"
Kafenin zil sesiyle bir anda yerinden sıçradı. Takeshi gelmişti, yanında da daha önce hiç görmediği siyah saçlı bir çocuk vardı. Yüzünde ölçülü bir tebessüm vardı ve ne yaptığını bilen, olgun ve güvenilir bir havaya sahipti. İçeri girer girmez ona selam vermişti. Aoi bu selamı başıyla karşıladı. Yüzü hala biraz önceki heyecan dolu dakikalardan ötürü pespembeydi. Kaizen her nasılsa bu çocuğu tanıyordu. Kaizen onu tanıdığına göre yetenekli ve iyi bir shinobi olmalıydı. Zaten Takeshi'nin de güvendiği birisi olduğuna göre bu çocuk güvenilirdi. Kaizen abisinin durumunu sorunca çocuk iyileşiyor olduğunu söylemişti. Abisi yaralanmış mıydı? Sonunda kendisine yönelerek kendini tanıttı. Shimura Toshifumi. Demek Shimura klanındandı. Onların fazlasıyla yetenekli ve köklü bir klan olduklarını duymuştu. Aoi onun kendisine uzanan elini sıktı. "Memnun oldum. Yureikumo Aoi. Yureikumo ritüellerine ilgin varsa klan bölgesine gelip dahil olabilirsin. Sana direkt uygulamalı gösteririm. Söylentilerin aksine biz misafirleri çok severiz." Kocaman gülümsedi.
Takeshi de ona referans olunca Toshifumi direkt lafa girmişti. Konohagakure içerisindeki Sennashi kolunun bağlantılarını ortaya çıkartmanın daha önemli olduğunu, bunun rütbelerine bile etki edeceğini söylüyordu. Aoi bu işin bu kadar kolay halledileceğini düşünmüyordu. Öyle olsa Amegakure çoktan kendi içini temizlerdi. Ayrıca Aoi rütbesinin yükselmesini de umursuyor değildi. "Hmm..." Bir süre düşündü. "Furuya Saya, Hyuuga Rinji, Shimura Atsuhito..." diye hatırladığı isimleri söyledi Aoi. "Sonuncusu senin klanından aslında. Tanıyor musun onu? Hyuuga olanı da Masato tanıyordur belki. Onların o antrenmana benim gibi hiçbir şey bilmeden gittiklerine eminim. Sennashi kendini olduğu gibi tanıtmıyordu orada, çok masum şeyler anlatıyorlardı. Sonradan işin içine iyice girip girmediklerini bilmiyorum elbet. Sen onları tanıyor musun Takeshi?" Çifte ajanlık yapmıştı bir dönem sonuçta, belki daha çok şey biliyordu. "Ama onların peşine düşersek Takeshi'nin mührünü öğrenebilir miyiz ki? Ben ona yardım etmek istiyorum, rütbe atlamak umurumda değil. Benim için Takeshi bir numaralı öncelik şu anda. Ayrıca Akuro şeytanın teki. Bu shinobiler Sennashi'ye dahil oldularsa bile daha çok düşük rütbededirler, Akuro'yu biliyor olamazlar. Aa! Bir de sapık bir adam vardı. Hamamda bana saldırmıştı. Siyah uzun saçlıydı, arkadan bağlamıştı. Kocaman bir şapka takıyordu. Onu yakalayınca Hari Hoca'ya vermiştik, kim olduğunu biliyor musunuz? Küçük kızları kaçırıyordu. Orada bulduğumuz notta da özel kızı teslim aldığı filan yazıyordu. Konoha'da büyük bir şey planlıyorlardı. Sennashi neden küçük kızları kaçırıyor ve bunun onlara ne gibi bir yardımı olabilir?" Yine aklına üst üste gelen çağrışımlardan dolayı taramalı tüfek gibi konuşmuştu. Ama bundan daha önemli şeyler de vardı. Takeshi'nin kolunu çekiştirdi. "Bak..." Heyecandan titreyen gözleriyle kurbağasını Takeshi'ye gösterdi. "Kichi'm aldı bunu bana. Çok mutluyum. Sevimli, değil mi?" Peluşun artık onun olduğu aklına bir kez daha gelince yüzü yeniden heyecanla pespembe oldu. Bokukichi'ye sıkıca sarılıp yanağına bir, iki, üç tane öpücük kondurdu. Sonra da peluşa kocaman sarıldı.