Joined: Thu Jan 15, 2026 3:58 pm
Rütbe:   
 Image
Aslanım Genta, arabayı durdurup atları saldığı gibi ötekine atlamıştı. Öteki arabadaki haydutu da aşağı attığında sahneyi benim için hazırlamıştı. Aşağı atılan haydut, diğerinin çömezi gibi duruyordu. Arabalarına ateşler saldığım haydutlarsa beklediğimden hızlı tepki vermiş ve dağılıp formasyon almışlardı. Hazırlıklıydılar. Liderlerinin kısa emirleriyle doğru hareketleri gerçekleştirebiliyorlardı. Ayrıca adamın, benim üflediğim alev ağzımdan çıkmadan diğerlerine komut verdiğini fark etmiştim. Durumu haddinden fazla hızlı kavramıştı. Zihnimde kurduğum şekilde karşı pusuyu aktifleştirebilmiştim ama ana saldırımın sonucu, liderlerinin farkındalığıyla zayıf kalmıştı. İlk hamlemle içlerinden en azından ikisini kül etmiş olmayı istiyordum. Buna ulaşamamış olsam da pozisyon üstünlüğüm vardı. Çatışmayı benim avantajıma noktada başlatmıştım. Bu durum, ilk hamlemin başarısının düşük olmasının kaybettirdiğinden daha büyük bir kozdu.

Görüş açımda altı haydut vardı. Üçü birbirinin benzeri, biri lider, biri tuzakçı, biri çömez. Lideri esir almak istiyordum. Aradığım adamın kendisi, Touma, olma veya ona ulaşmak için bilgi edinebileceğim kişi olma ihtimali vardı. Önceliğim tuzakçıyı ortadan kaldırmak olacaktı. Savaş alanında beklenmedik bir sürpriz yaratma ihtimalini göze alamazdım. Çömez de yeni hasar alıp ortada kaldığı için onu da hızlı bir hareketle temizleyebilirdim. Bu seferki hamlem basit olacaktı. Ekipman çantama uzanıp elime aldığım beş adet shurikenlerin dördünü sersemlemiş durumdaki çömez hayduta doğru fırlattım. İnce nişan alacak kadar vaktim olmayacağını öngördüğümden; doğru gidecek shurikenlerin kafa ve göğüs hizasına doğru yol almasını sağlamaya çalışacaktım. Elimde kalan son shurikeni de yolun boş olan tarafından, olabildiğince derin falsoyla, görüş alanının dışından dönüp boynuna saplanacak açıyla fırlatıp çömezi çatışmadan eleyecektim. Ne kadar yeni yetme de olsa karşımdaki kalabalıktan eksilteceğim her kişinin, güçlerini muazzam oranda düşüreceğinden şüphem yoktu.

Geri kalan haydutlarla başa çıkmak için aklıma gelen ilk yol büyük tekniklerimi kullanmaktı. Juuton ile doğrudan tepelerine çökmeyi deneyebilirdim ama hareketlerini kısıtladıktan sonra işlerini bitirecek adamlarıma ihtiyacım vardı. Düşmanları yere çöktürüp bir süre tuttuktan sonra chakramı tüketip bayılabilirdim. İşi bitirmesi için Kage Bunshin’e güvenebilirdim ama yüksek chakra harcayan teknikleri chakramı ikiye bölmüşken kullanmak çok riskliydi. Eğer bir haydutu bile etki alanımdan kaçırırsam canımdan olabilirdim. Toprağın altına girip vakit kazanabilir, yeni bir sürpriz saldırı planlayabilirdim. Ancak aradaki mesafeyi kapatarak çevremin sarılmasını riske etmiş olurdum. Belki taijutsu ağırlıklı bir shinobi olsam farklı olurdu ama şimdilik avantajımı bozacak bir duruma yol açmış olurdu. Daha çok ejderha aleviyle onları formasyonlarını bozmaya zorlayıp belki aralarından bir veya ikisini daha eleyebilirdim. Şu an için en mantıklısı bu gibi gözükse de çocuklar döndüğünde yapmayı planladığım bitirici kombinasyon için chakra saklamama engel olacak bir plandı. Geleceği de hesaplamam gerektiğinden şimdilik ekipmana dayanmam gerekecek gibi görünüyordu.

Haruka rahipleri, Genta kimonoluları, Shui kendini güvene alana kadar yalnız çatışacaktım. Bir kez daha ekipman çantama uzanıp çektiğim shurikenlerden ikisini alakasız gözüken noktalara doğru biraz gücümü kısarak fırlattım. Sonradan arkalarından güçlü şekilde fırlatacağım iki shurikenle ilk fırlattıklarımı vurup havada sektirerek tuzakçıyı avlamanın peşindeydim. Shuriken stoğum dibe vurmaya yakınken haydutların geri saldırılarını karşılamak için iki elime birer kunai çekecektim. Kendimi proaktif konumdan reaktif duruma indirgediğim sırada dinlenmekte olan Shui’ye seslenecektim. “Shui, psst, shui…” Düşmanlar onun varlığını fark etmesin diye düşük seviyede sesle ve olabildiğince dudaklarımı oynatmadan ağzımdan çıkarmayaca çalışacağım sözleri anlamasını umuyordum. “Ekipman çantanı… ayaklarımın dibine doğru fırlat… kendini göstermeden…” Ağzına kadar dolu çantayı belime astığımda kendi çantamı da çıkarıp Shui’ye fırlatacaktım. İçini neredeyse boşalttığım çantada ekipman henüz tükenmiş değildi. Dinlenip çatışmaya döndüğünde Shui’nin işini görecek kadar ekipman mevcuttu.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Sersemlemiş çırağa dört şuriken fırlattığın anda, zaman sanki durmuş gibi geliyor. Bıçaklar havayı keskin bir şekilde yararak, dönerek ıslık çalar gibi ses çıkarıyor. Arabadan atılmanın şokunu hala atlatamamış, dengede kalmaya çalışan çırak, zamanında tepki veremiyor. Kolunu kaldırmaya, kaçmaya çalışıyor ama hareketleri yavaş ve gecikmeli. İlk shuriken omzuna saplanıyor ve kaslarına derinlemesine gömülüyor. İkincisi kaburgalarını keserek keskin bir kan izi bırakıyor. Üçüncüsü, korkunç bir çatırtı ile köprücük kemiğine çarpıyor. Dördüncüsü ise göğsünün tam ortasına, köprücük kemiğinin hemen altına isabet ediyor ve çırak nefes nefese geriye doğru sendeliyor. Hemen düşmüyor. Vücudu bir an için dik kalıyor, sanki olanları kabul etmeyi reddediyormuşçasına sallanıyor. Sonra dizleri çöküyor. Yere düşüyor, göğsünü tutuyor, parmaklarının arasından kan sızıyor. Henüz ölmese de bayılıyor. Nefesi düzensiz ve sığ. Tekrar ayağa kalkamayacak.

Derin ve geniş bir falso ile attığın beşinci shuriken, havada güzel bir kavis çizerek, geniş bir yay çizerek görüş alanının dışına çıkıyor. Neredeyse yere paralel olarak alçaktan dönüyor, sonra geri dönüş yoluna giriyor ve yola doğru açılıyor. Çırak, shuriken yere ulaştığında çoktan yere yığılmış durumda. Bıçak, boynunun yanını sıyırıyor, derin değil, anında öldürmeye yetmeyecek kadar sığ, ama önemli bir şeyi kesmeye yetecek kadar keskin. Boğazına elini götürerek hırıltılı bir ses çıkarıyor ve sonra tamamen yana yığılıyor, hareketsiz kalıyor. Altında kan birikiyor.

Biri gitti.

Tuzakçı yaşananları görüyor. Gözleri bir anlığına düşen çırağa kayıyor, bu bir hata, ama anlaşılabilir bir hata. Sen bunu hemen değerlendiriyorsun. Yolun rastgele noktalarına attığın iki shuriken yumuşak bir sesle toprağa saplanıyor. Tuzakçının bakışları bir anlığına şaşkınlıkla onları takip ediyor. Sonra diğer ikisini de tüm gücünle sert ve hızlı bir şekilde fırlatıyorsun. Shurikenlerin birbirine çarpmasıyla çıkan metalik ses keskin ve net. İlk saplanan bıçak mükemmel bir açıyla vuruyor ve yukarıya ve sola sekerek sıçrıyor. İkincisi bir saniye sonra, keskin bir dönüşle tuzakçının konumuna doğru yön değiştiriyor. O, bıçağın geldiğini zar zor görüyor ve vücudunu yana doğru savuruyor. Göğsüne gelmesi gereken bıçak, onun yerine sağ kolunu sıyırıyor, kıyafetinin kumaşını kesiyor ve pazı kasında uzun, sığ bir kesik açıyor. Kan hemen fışkırıyor ve kumaşı koyu bir lekeyle kaplıyor.

Öfkeyle bir adım geriye yalpalıyor, ama hala ayakta. Hala işlevsel. Yara onu etkisiz hale getirecek kadar derin değil, ama onu temkinli davranmaya zorlayacak kadar derin. Maskesi ardında gözleri kısılıyor. Konuşmuyor. Sadece duruşunu değiştiriyor, bir eliyle yaraya kısa bir süre bastırıyor, sonra diğer elindeki tel bobinlere geri dönüyor. Hala bir tehdit. Ama birkaç saniye kazanmış oldun. Gözlerin savaş alanının kenarına, Genta ve sivil arabasının bulunduğu yere kayıyor. Onlar gitmiş. Tekerleklerin bıraktığı toz izi uzaktan hala görünüyor, ağaçların arasında kayboluyor. Genta çok uzaklarda. Siviller güvende. Onu artık göremiyorsun, ama işini yaptığını biliyorsun. Zamanı geldiğinde geri dönecek.

Dönerek, Shui'ye alçak sesle seslenmeye hazırlanıyorsun. Ama cümleyi bitiremeden, solunda bir hareket fark ediyorsun. Haruka. Yolun kenarındaki büyük, sivri bir kayanın arkasında çömelmiş, vücudu alçakta, elleri hafifçe titriyor. Gözleri sana kilitlenmiş, iri ve telaşlı. "Ne yapmamı istersin abi?!" diye fısıldıyor, sesi hala yanan araba enkazının çıtırtıları arasında zar zor duyuluyor. Sesinde panik yok, ama gerginlik var, talimatını bekliyor, sen emri verir vermez harekete geçmeye hazır. Henüz ona cevap vermiyorsun. Önce Shui.

Bakışlarını, hala yarı dönüşmüş halde saklanan Shui'nin bulunduğu yere çeviriyorsun. Çalıların ve dağınık kayaların arkasında yere yapışmış, kanatları sırtında garip bir şekilde katlanmış, nefesi hala düzensiz. Ama gözleri berrak. Seni işitiyor. Tek kelime etmeden, eğilip ekipman çantasını alıyor ve dikkatli, kontrollü bir hareketle, çantayı sana doğru fırlatıyor. Çanta, kolunun uzanabileceği mesafede, ayaklarının yanındaki toprağa yumuşakça düşüyor. Kendini açığa vurmamış. Akıllıca. Çantayı alıp açıyorsun ve içindekileri hızla inceliyorsun. Sekiz shuriken. İki kunai. Tek bir makara misina, ince, sağlam, tuzaklar veya birini bağlamak için kullanışlı. Fazla bir şey değil, ama yine de işe yarar. Kendi çantanı kemerinden çıkartıp Shui'ye doğru fırlatıyorsun. Çanta, onun bulunduğu yere yumuşak bir sesle düşüyor. O tereddüt etmeden çantayı yakalayıp kendine doğru çekiyor. Bu takas beş saniyeden az sürüyor. Ve sonra savaşa yeni bir soluk geliyor.

Lider bir adım öne çıkıyor. Duruşu rahat, sanki hiç önemsemiyormuş gibi, ama sesi gürültünün içinden bıçak gibi keskin bir şekilde çıkıyor. "İyisin. Beklediğimden daha iyisin. Gençsin. Hızlısın. Yaratıcısın." Sanki gerçekten merak ediyormuş gibi başını hafifçe eğiyor. "Ama yalnızsın, değil mi? Toprak kullanıcısı gitmiş. Ve arkanda saklanan..." Duraksıyor, gözleri Shui'nin saklandığı yere doğru kısaca kayıyor. "...şeklini bile koruyamıyor." Seni kışkırtıyor. Aklını karıştırmaya çalışıyor. Ama sesinde başka bir şey daha var. Kibirden kaynaklanmayan, deneyimden gelen bir özgüven. Bir elini kaldırıyor, parmakları yavaşça, kasıtlı olarak hareket ediyor. Sadece eliyle tek bir mühür oluşturuyor. "Sana yetenekli bir jounin ile vahşi doğada on iki yıl hayatta kalmış bir shinobi arasındaki farkı göstereyim." Çakra dalgalanıyor. Ayaklarının altındaki zemin bir anda dalgalanmaya başlıyor. Bu his çok ani ve kafa karıştırıcı. Sanki suyun üzerinde duruyormuşsun gibi, ama yüzey katı toprak.

"Doton: Yomi Numa."

Ayağınızın altındaki toprak ve taşlar, liderin bulunduğu yerden dışarıya doğru yayılıyor ve hızla dalgalanıyor. Etrafınızdaki toprak yumuşamaya başlıyor. Bir dakika önce katı olan toprak şimdi kayıyor, sıvılaşıyor, çamur ve bataklık arasında bir şeye dönüşüyor. Ayaklarınızın üstünde durmanız zorlaşıyor. Dikkatsizce hareket ederseniz, batarsınız. Ve teknik yayılıyor. Yavaşça, kasıtlı olarak Haruka'nın bulunduğu ve Shui'nin saklandığı yere doğru ilerliyor, seni es geçmiş gibi görünüyor. Lider hareket etmiyor. Sadece orada duruyor, eli hala havada, izliyor. "Hiç hareket edemez hale gelmeden önce yaklaşık beş saniyen var." diyor sakin bir şekilde. "Süreni akıllıca kullan." Arkasında, tuzakçı yaralı koluna rağmen çoktan tekrar harekete geçmiş. Telleri daha da sıkı çekiyor, yumuşayan zemine yeniden yerleştiriyor, bataklık tekniğinin üzerine tuzaklar ekliyor. Çamurdan atlamaya çalışırsan, tellere takılacaksın. Kalırsan, batarsın.

Daha önce çalılıklara kaybolan haydut hala ortaya çıkmadı. Ama onu hissedebiliyorsun, yakınlarda bir yerde. Doğru anı bekliyor. Ayaklarınızın altındaki zemin kaymaya başlıyor. Birkaç saniyeniz var. Ne yapacaksınız?
Joined: Thu Jan 15, 2026 3:58 pm
Rütbe:   
 Image
Yaptığım shuriken salvosuyla çıraklarını elimine etmiş, tuzakçılarına hatrı sayılır bir yara açmıştım. Performansım yüzüme bir gülümseme yansıtacak kadar iyiydi. Bu kadar basit olmasını beklememiştim açıkçası ama işimin doğası gereği bazen en basit hamleler en iyi sonuçları meydana getirebiliyordu. Son fırlattığım shuriken fazla bile olmuş olabilirdi. Ekipman zaiyatı yapmıştım. Neyse ki köyün maddi durumu fena değildi. Küçük zaiyatların hesabının tutulduğu bir dönem hatırlamıyorum. Köyün emin ellerde olduğuna hayatım boyu birinci göz olarak şahitlik etmiştim. İdeallerimi ellerinden emin olduğum kişinin peşinde koşmak üzerine inşa etmiş, geleceğime bu yolda yürümeyi seçmiştim.

Shui ile ekipman çantalarımızı takas ettiğimiz sırada Haruka nihayet yanıma dönebilmişti. Bu sırada haydutların lideri konuşmaya başlamıştı. Dikkat kesilip onu dinlemeye başladım. Sözlerine beni överek başlamıştı, sağ olsun. İstihbaratı eksikti. Genta’yı zaten görmüş, gizlenen Shui’yi de fark etmişti. Ancak Haruka’dan haberi yoktu. Buna rağmen kendine oldukça güvenir şekilde konuşuyordu. Sohbet mi etmeye çalışıyordu, 12 yıl hayatta kalmış falan… 12 yıl mı? Renga-sama bana bu görevin ana hedefi Kageishi Touma’nın tam 12 yıl önce köyden kaçtığını söylemişti. Kimliğini öğrenmiştim. Şimdi hedefimi daha net belirleyebilirdim: Diğerlerini öldürüp Touma’yı canlı ele geçirecektim. Çocuklara zarar gelmesi ihtimalinde onun da canını alabilirdim.

Touma, Shui’nin olduğu konuma doğru chakrasını salarak altımıza bataklık oluşturmaya başlamıştı. Bir de üzerine sözlü uyarılarla bana akıl veriyordu. Konuşmasıyla resmen bir şeyler için zaman kazanıyordu. Zaten neden dinlemiştim ki, salaklık bendeydi. Yetenekli bir jounin ile 12 yıl hayatta kalmış bir terörist arasındaki fark jounin’in savaş sırasında düşmanıyla çene çalmayacak olmasıydı. Zihnimi düzenledim, savaş alanına odaklandım. Bu kadar laf yeterdi. Ayrıca öbür yandan tuzakçı kendine gelmiş, bataklıktan sıçrarsam beni tuzağa düşürmenin peşindeydi. Ortadan kaybolan elemanın da hareket ettiğim anda üzerime atlayacağından şüpheleniyordum.

Ayaklarımın tabanında biriktirdiğim chakra sayesinde suyun üstünde yürür gibi durarak bataklığa kapılmamı geciktirmeye başladım. Haruka’ya da izleyip aynısını yapmasını elimle işaret ettikten sonra kendi hareket planımı uygulamaya başladım. Bataklıktan kurtulmak için konumumu değiştirmeliydim. Konumumu değiştirmek için tuzakçının telleri daha da germesini önlemeliydim. Bir yandan Haruka talimat bekliyordu. Ayrıca onun varlığını Touma’ya belli etmemem gerekiyordu. Touma’nın suratına bakarak ve ağzımın kenarıyla: “Kendini göstermeden Shui’yi uzaklaştır.

Komutu verdiğim sırada olabildiğince hızlı nişan alarak elimdeki kunaileri tuzakçıya fırlatacaktım. Sonra ayaklarımın halihazırda bir tele takılı olmadığımdan emin olduğum anda ayak tabanlarımda biriktirdiğim chakrayı bozmadan ileri, düşmana doğru fırlayacaktım. Karşımda kalacak olan Touma ve tuzakçısı, yaptıkları hareketi devam ettirebilmek için konum ve şekillerini bozmuyorlardı. Koşmaya başlamadan önce tuzakçıya fırlattığım kunailer onun hareketini engelleyecek bozacaktı. Touma tam karşımda kalacak şekilde plan yapmıştım. Çamur zeminden kurtulduğumda ayaklarımın altında biriktirdiğim chakrayı bu sefer sağ koluma ve temas anında elime yönlendirip avuç içimin küçük parmak yastığı* ile Touma'nın çenesine okkalı bir darbe indirecektim. Bu noktadan sonra iyi gard alarak alabildiğim en az hasarla yakın dövüşü sürdürerek çocukların katılmasını bekleyecektim.
Off Topic
*hypothenar
Off Topic
Geçen mesajdan sonra imzamı düzenlemiştim ama ekipman işi yine karıştı bende takas falan yapınca hehe.
Image
► Show Spoiler
Post Reply