Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik
Posted: Sat Oct 24, 2026 12:42 pm
Toru, Kazuto isminde birisini tanımadığını söylemişti. Ona yaklaşan şüphelilere karşı dikkatli olmasını tembihleyince durumdaki ironiyi Han abisi hemen yakalamıştı. Aoi kendini tutamayarak kıkırdadı. "Yağmurda mahsur kalmıştı. Kötü birisine benzemiyordu aslında. Umarım Sennashi'den değildir..." diye mırıldandı kendi kendine. Han abisi Kaizen ve Daichi'yi görevlendirdi. Kaizen gidip Hokage'ye durumu bildirecekti. Geri dönmeleri belli bir süreyi geçerse de aranması gereken güzergahı söylemişti. Daichi ise buradaki sivillere yardım edecekti. Kaizen biraz itiraz edip söylense de en sonunda ikisi de kendilerine teslim edilen görevleri kabul etti. Aoi onları eğilip selamlayarak vedalaştı. "Döndüğümde Taijutsu çalışalım, olur mu?" Kaizen'e arkasından el sallayarak seslendi.
Böylece Toru'nun peşi sıra balıkçı barakalarına giden yolda ilerlemeye başladılar. Yavaş yavaş yürüyorlardı. O kadar uzun süre sessizlik olmuştu ve Aoi zihnindeki düşüncülerle o kadar baş başa kalmıştı ki en sonunda kendisine tahammül edemeyerek her zamanki konuşkan haline bürünmeye başladı. "Han abiiii biliyor musun? Dün biz Masato ile ormana gitmiştik ya, iki tane kurbağa ile tanıştık! Konuşuyorlardı! Gamapurin ve Gamaseiran. Beni evlerine bile davet ettiler! O kadar sevimli beyefendilerdi ki! Bir gün ziyarete gitmek istiyorum. Ormanda yer altından gelen garip bir çakra akışı bulmuştuk. Mor kızıl tuhaf bir şeydi. Hani sana o bahsettiğim görüyü almıştık ya. Onların bilge keşiş kurbağaları varmış, o da yer altını inceliyormuş. Bizi onunla tanıştırmak istediler. Bu olaylar olmasaydı gidecektim aslında. Bir ara gitmem lazım. Gamaseiran'ın aksesuar niyetine taktığı minik bir sarı çiçeği vardı kafasında. Zıpladığında bile düşmüyordu. Aaaaa çok güzeldi! Keşke öyle sevimli bir kurbağa olsaydım!" Bir an durup gökyüzüne baktıktan sonra devam etti. "Anowa Houka'yı tanıyor musun? Ben onu biraz zihinsel sıkıntıları olan birisi zannetmiştim ama meğer çok zeki bir bilim insanıymış. Etik olmayan deneyler yapıyor ama sanırım... Ama kötü birisi olduğunu düşünmüyorum. Sennashi ile bağlantısı yokmuş. Kime çalıştığını söylemedi gerçi. Söylerse peşime düşerlermiş. Neye bulaştı kim bilir? Bu köyde de olaylar bitmiyor. Ama şey... çilekli şeker seviyor. Aklında bulunsun. Onunla görüşmen gerekirse çilekli şekerle gönlünü alabilirsin." Soluklanıp sağa sola baktıktan sonra devam etti. "Han abiiii! Dün Takeshi bana ne dedi biliyor musun? Jounin olduğumuz zaman evlenebilirmişiz! Aynen böyle söyledi! Kulaklarıma inanamadım. Çünkü genelde utangaç birisi ve öyle şeyler söylemiyor pek. O yüzden. Heheh. Bir an önce Jounin olmamız lazım. Sennashi bizi öldürmeden filan evlenebilsek bari... O saldırının olduğu günkü yaraları da hala iyileşmedi. Biraz dinlenmesi lazım aslında bence. Çok zorluyor kendini. Off bir de Masato... Kaburgaları kırıldı onun biliyor musun? Ve o orman faciasında daha da kötü yaralandı sanırım. Çocuğu biraz dinlensin piknik yapalım diye çağırdım, kaburgalarını daha kötü hale getirdim resmen. Ama ona Houka'nın verdiği tarifle bir merhem yaptım. Takeshi'de işe yaradığı için belki ona da iyi gelir. Eve dönünce vermem lazım merhemini."
Aoi konudan konuya atlayarak gevezelik ederken aradan bir saate yakın bir zaman geçmişti. Terk edilmiş balıkçı barakalarının ucunda birbirine bağlanmış geçitler vardı. Toru bunları işaret edip birazdan oraya varacaklarını, orada anlaşması zor birisinin olacağını söylemişti. Kiyoharu değildi. İnsanın konuşurken sözünü kesen birisi olduğunu söylemişti. Geçide girdikleri zaman taşların üzerinde oturmuş, uzun boylu, saçlarını arkadan bağlamış bir Yureikumo ile karşılaştılar. Toru ona Natsume diye hitap etmişti. ANBU raporunda bahsedilen dört kaçak Yureikumo'dan birisi olmalıydı. Göz göze geldikleri anda Natsume onu tanımış gibi bakmıştı. O anda Aoi hayal meyal bir şeyler anımsadı. Çocukken oyun oynadığı gruptan bir kızla bir tartışmaya girmişti. Sonra da kız bir anda saçını çekip dil çıkartmıştı. Annesi azarladıktan sonra da bir daha bulaşmamıştı ona. Çok canının yandığını hatırlıyordu ancak pek de fazla bir şey hatırlamıyordu. Şimdi karşısında duran Natsume kocaman gülümsedikten sonra kollarını ona sararak sımsıkı sarılmıştı. Aoi bu sarılmaya karşılık vermedi. Hatta biraz irrite olmuş gibi durdu. Aralarındaki fiziksel teması kesmek için birkaç adım geri gitmeye çalıştı. Kız çocukluk arkadaşı olduklarını iddia ediyordu. Sanki yıllardır görmediği bir sevdiğiyle karşılaşmış gibiydi ancak bu duygular Aoi'de karşılıksızdı.
Kız ellerini omzuna koyup buraya gelmesindeki amacı sorgulayınca Aoi birkaç adım geri giderek Han abisinin gölgesine saklandı. "Şey... Kusura bakmazsanız... Sizi o kadar da hatırlamıyorum ve... teknik olarak... şu an düşmanız..." Kızın sorusuna cevap verdi sonrasında. "Şey... Shi- To- ...." Boğazını temizledi. "ShinraToru Bey bize göstermeniz gereken bir şeyler olduğunu söylediği için geldim. Sonrasına bakacağız." Kız ona o kadar arkadaşça yaklaşmasına rağmen kaba konuşmuş gibi hissettiği için teselli olarak elini kıyafetinin cebine attı ve dört beş adet farklı renklerde şeker çıkardı. "Şeker ister misiniz? Çilekli var, elmalı var, muzlu var, portakallı var..."
Böylece Toru'nun peşi sıra balıkçı barakalarına giden yolda ilerlemeye başladılar. Yavaş yavaş yürüyorlardı. O kadar uzun süre sessizlik olmuştu ve Aoi zihnindeki düşüncülerle o kadar baş başa kalmıştı ki en sonunda kendisine tahammül edemeyerek her zamanki konuşkan haline bürünmeye başladı. "Han abiiii biliyor musun? Dün biz Masato ile ormana gitmiştik ya, iki tane kurbağa ile tanıştık! Konuşuyorlardı! Gamapurin ve Gamaseiran. Beni evlerine bile davet ettiler! O kadar sevimli beyefendilerdi ki! Bir gün ziyarete gitmek istiyorum. Ormanda yer altından gelen garip bir çakra akışı bulmuştuk. Mor kızıl tuhaf bir şeydi. Hani sana o bahsettiğim görüyü almıştık ya. Onların bilge keşiş kurbağaları varmış, o da yer altını inceliyormuş. Bizi onunla tanıştırmak istediler. Bu olaylar olmasaydı gidecektim aslında. Bir ara gitmem lazım. Gamaseiran'ın aksesuar niyetine taktığı minik bir sarı çiçeği vardı kafasında. Zıpladığında bile düşmüyordu. Aaaaa çok güzeldi! Keşke öyle sevimli bir kurbağa olsaydım!" Bir an durup gökyüzüne baktıktan sonra devam etti. "Anowa Houka'yı tanıyor musun? Ben onu biraz zihinsel sıkıntıları olan birisi zannetmiştim ama meğer çok zeki bir bilim insanıymış. Etik olmayan deneyler yapıyor ama sanırım... Ama kötü birisi olduğunu düşünmüyorum. Sennashi ile bağlantısı yokmuş. Kime çalıştığını söylemedi gerçi. Söylerse peşime düşerlermiş. Neye bulaştı kim bilir? Bu köyde de olaylar bitmiyor. Ama şey... çilekli şeker seviyor. Aklında bulunsun. Onunla görüşmen gerekirse çilekli şekerle gönlünü alabilirsin." Soluklanıp sağa sola baktıktan sonra devam etti. "Han abiiii! Dün Takeshi bana ne dedi biliyor musun? Jounin olduğumuz zaman evlenebilirmişiz! Aynen böyle söyledi! Kulaklarıma inanamadım. Çünkü genelde utangaç birisi ve öyle şeyler söylemiyor pek. O yüzden. Heheh. Bir an önce Jounin olmamız lazım. Sennashi bizi öldürmeden filan evlenebilsek bari... O saldırının olduğu günkü yaraları da hala iyileşmedi. Biraz dinlenmesi lazım aslında bence. Çok zorluyor kendini. Off bir de Masato... Kaburgaları kırıldı onun biliyor musun? Ve o orman faciasında daha da kötü yaralandı sanırım. Çocuğu biraz dinlensin piknik yapalım diye çağırdım, kaburgalarını daha kötü hale getirdim resmen. Ama ona Houka'nın verdiği tarifle bir merhem yaptım. Takeshi'de işe yaradığı için belki ona da iyi gelir. Eve dönünce vermem lazım merhemini."
Aoi konudan konuya atlayarak gevezelik ederken aradan bir saate yakın bir zaman geçmişti. Terk edilmiş balıkçı barakalarının ucunda birbirine bağlanmış geçitler vardı. Toru bunları işaret edip birazdan oraya varacaklarını, orada anlaşması zor birisinin olacağını söylemişti. Kiyoharu değildi. İnsanın konuşurken sözünü kesen birisi olduğunu söylemişti. Geçide girdikleri zaman taşların üzerinde oturmuş, uzun boylu, saçlarını arkadan bağlamış bir Yureikumo ile karşılaştılar. Toru ona Natsume diye hitap etmişti. ANBU raporunda bahsedilen dört kaçak Yureikumo'dan birisi olmalıydı. Göz göze geldikleri anda Natsume onu tanımış gibi bakmıştı. O anda Aoi hayal meyal bir şeyler anımsadı. Çocukken oyun oynadığı gruptan bir kızla bir tartışmaya girmişti. Sonra da kız bir anda saçını çekip dil çıkartmıştı. Annesi azarladıktan sonra da bir daha bulaşmamıştı ona. Çok canının yandığını hatırlıyordu ancak pek de fazla bir şey hatırlamıyordu. Şimdi karşısında duran Natsume kocaman gülümsedikten sonra kollarını ona sararak sımsıkı sarılmıştı. Aoi bu sarılmaya karşılık vermedi. Hatta biraz irrite olmuş gibi durdu. Aralarındaki fiziksel teması kesmek için birkaç adım geri gitmeye çalıştı. Kız çocukluk arkadaşı olduklarını iddia ediyordu. Sanki yıllardır görmediği bir sevdiğiyle karşılaşmış gibiydi ancak bu duygular Aoi'de karşılıksızdı.
Kız ellerini omzuna koyup buraya gelmesindeki amacı sorgulayınca Aoi birkaç adım geri giderek Han abisinin gölgesine saklandı. "Şey... Kusura bakmazsanız... Sizi o kadar da hatırlamıyorum ve... teknik olarak... şu an düşmanız..." Kızın sorusuna cevap verdi sonrasında. "Şey... Shi- To- ...." Boğazını temizledi. "ShinraToru Bey bize göstermeniz gereken bir şeyler olduğunu söylediği için geldim. Sonrasına bakacağız." Kız ona o kadar arkadaşça yaklaşmasına rağmen kaba konuşmuş gibi hissettiği için teselli olarak elini kıyafetinin cebine attı ve dört beş adet farklı renklerde şeker çıkardı. "Şeker ister misiniz? Çilekli var, elmalı var, muzlu var, portakallı var..."