Page 13 of 13

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sat Oct 24, 2026 12:42 pm
by Yureikumo Aoi
Toru, Kazuto isminde birisini tanımadığını söylemişti. Ona yaklaşan şüphelilere karşı dikkatli olmasını tembihleyince durumdaki ironiyi Han abisi hemen yakalamıştı. Aoi kendini tutamayarak kıkırdadı. "Yağmurda mahsur kalmıştı. Kötü birisine benzemiyordu aslında. Umarım Sennashi'den değildir..." diye mırıldandı kendi kendine. Han abisi Kaizen ve Daichi'yi görevlendirdi. Kaizen gidip Hokage'ye durumu bildirecekti. Geri dönmeleri belli bir süreyi geçerse de aranması gereken güzergahı söylemişti. Daichi ise buradaki sivillere yardım edecekti. Kaizen biraz itiraz edip söylense de en sonunda ikisi de kendilerine teslim edilen görevleri kabul etti. Aoi onları eğilip selamlayarak vedalaştı. "Döndüğümde Taijutsu çalışalım, olur mu?" Kaizen'e arkasından el sallayarak seslendi.

Böylece Toru'nun peşi sıra balıkçı barakalarına giden yolda ilerlemeye başladılar. Yavaş yavaş yürüyorlardı. O kadar uzun süre sessizlik olmuştu ve Aoi zihnindeki düşüncülerle o kadar baş başa kalmıştı ki en sonunda kendisine tahammül edemeyerek her zamanki konuşkan haline bürünmeye başladı. "Han abiiii biliyor musun? Dün biz Masato ile ormana gitmiştik ya, iki tane kurbağa ile tanıştık! Konuşuyorlardı! Gamapurin ve Gamaseiran. Beni evlerine bile davet ettiler! O kadar sevimli beyefendilerdi ki! Bir gün ziyarete gitmek istiyorum. Ormanda yer altından gelen garip bir çakra akışı bulmuştuk. Mor kızıl tuhaf bir şeydi. Hani sana o bahsettiğim görüyü almıştık ya. Onların bilge keşiş kurbağaları varmış, o da yer altını inceliyormuş. Bizi onunla tanıştırmak istediler. Bu olaylar olmasaydı gidecektim aslında. Bir ara gitmem lazım. Gamaseiran'ın aksesuar niyetine taktığı minik bir sarı çiçeği vardı kafasında. Zıpladığında bile düşmüyordu. Aaaaa çok güzeldi! Keşke öyle sevimli bir kurbağa olsaydım!" Bir an durup gökyüzüne baktıktan sonra devam etti. "Anowa Houka'yı tanıyor musun? Ben onu biraz zihinsel sıkıntıları olan birisi zannetmiştim ama meğer çok zeki bir bilim insanıymış. Etik olmayan deneyler yapıyor ama sanırım... Ama kötü birisi olduğunu düşünmüyorum. Sennashi ile bağlantısı yokmuş. Kime çalıştığını söylemedi gerçi. Söylerse peşime düşerlermiş. Neye bulaştı kim bilir? Bu köyde de olaylar bitmiyor. Ama şey... çilekli şeker seviyor. Aklında bulunsun. Onunla görüşmen gerekirse çilekli şekerle gönlünü alabilirsin." Soluklanıp sağa sola baktıktan sonra devam etti. "Han abiiii! Dün Takeshi bana ne dedi biliyor musun? Jounin olduğumuz zaman evlenebilirmişiz! Aynen böyle söyledi! Kulaklarıma inanamadım. Çünkü genelde utangaç birisi ve öyle şeyler söylemiyor pek. O yüzden. Heheh. Bir an önce Jounin olmamız lazım. Sennashi bizi öldürmeden filan evlenebilsek bari... O saldırının olduğu günkü yaraları da hala iyileşmedi. Biraz dinlenmesi lazım aslında bence. Çok zorluyor kendini. Off bir de Masato... Kaburgaları kırıldı onun biliyor musun? Ve o orman faciasında daha da kötü yaralandı sanırım. Çocuğu biraz dinlensin piknik yapalım diye çağırdım, kaburgalarını daha kötü hale getirdim resmen. Ama ona Houka'nın verdiği tarifle bir merhem yaptım. Takeshi'de işe yaradığı için belki ona da iyi gelir. Eve dönünce vermem lazım merhemini."

Aoi konudan konuya atlayarak gevezelik ederken aradan bir saate yakın bir zaman geçmişti. Terk edilmiş balıkçı barakalarının ucunda birbirine bağlanmış geçitler vardı. Toru bunları işaret edip birazdan oraya varacaklarını, orada anlaşması zor birisinin olacağını söylemişti. Kiyoharu değildi. İnsanın konuşurken sözünü kesen birisi olduğunu söylemişti. Geçide girdikleri zaman taşların üzerinde oturmuş, uzun boylu, saçlarını arkadan bağlamış bir Yureikumo ile karşılaştılar. Toru ona Natsume diye hitap etmişti. ANBU raporunda bahsedilen dört kaçak Yureikumo'dan birisi olmalıydı. Göz göze geldikleri anda Natsume onu tanımış gibi bakmıştı. O anda Aoi hayal meyal bir şeyler anımsadı. Çocukken oyun oynadığı gruptan bir kızla bir tartışmaya girmişti. Sonra da kız bir anda saçını çekip dil çıkartmıştı. Annesi azarladıktan sonra da bir daha bulaşmamıştı ona. Çok canının yandığını hatırlıyordu ancak pek de fazla bir şey hatırlamıyordu. Şimdi karşısında duran Natsume kocaman gülümsedikten sonra kollarını ona sararak sımsıkı sarılmıştı. Aoi bu sarılmaya karşılık vermedi. Hatta biraz irrite olmuş gibi durdu. Aralarındaki fiziksel teması kesmek için birkaç adım geri gitmeye çalıştı. Kız çocukluk arkadaşı olduklarını iddia ediyordu. Sanki yıllardır görmediği bir sevdiğiyle karşılaşmış gibiydi ancak bu duygular Aoi'de karşılıksızdı.

Kız ellerini omzuna koyup buraya gelmesindeki amacı sorgulayınca Aoi birkaç adım geri giderek Han abisinin gölgesine saklandı. "Şey... Kusura bakmazsanız... Sizi o kadar da hatırlamıyorum ve... teknik olarak... şu an düşmanız..." Kızın sorusuna cevap verdi sonrasında. "Şey... Shi- To- ...." Boğazını temizledi. "ShinraToru Bey bize göstermeniz gereken bir şeyler olduğunu söylediği için geldim. Sonrasına bakacağız." Kız ona o kadar arkadaşça yaklaşmasına rağmen kaba konuşmuş gibi hissettiği için teselli olarak elini kıyafetinin cebine attı ve dört beş adet farklı renklerde şeker çıkardı. "Şeker ister misiniz? Çilekli var, elmalı var, muzlu var, portakallı var..."

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sat Oct 24, 2026 7:38 pm
by GM - Shinsei
Natsume'nin uzattığın şekerlere bakmasını beklerken az önceki yolculuğunuz aklına geliyor. Aslında daha yola çıkmadan, Kaizen'e döndüğünde Taijutsu çalışmak istediğini söylemen üzerine genç adam göğsünü kabartıp oldukça ciddi bir ifadeyle başını sallamıştı. "Elbette. Ama benim eğitimlerim ağırdır, baştan söyleyeyim. İlk gün yüz tekme, ikinci gün iki yüz tekme, üçüncü gün dinlenme. Dördüncü gün de neden dinlendiğimizi sorguluyoruz. Beşinci gün hocaya yemek ısmarlıyorsun. Altıncı gün hocanın yemekleri sindirmesi gerekiyor. Yedinci gün tekrar başlıyoruz. Çok verimli bir sistem." Daichi bu sözler karşısında kahkahayı basmış, iri elini Kaizen'in omzuna koymuştu. "Aoi, bunun eğitiminden sağ çıkarsan gel benimle çalış. Biz Akimichi'ler önce güzelce karnımızı doyururuz, sonra çalışırız. Aç karnına dövüş mü olurmuş? Ben bir keresinde üç gün boyunca yalnızca pilav yiyerek antrenman yaptım. Dördüncü gün koca bir ağacı yerinden söktüm!" Kaizen hemen itiraz etmişti. "O ağacı pilav mı söktü sen mi söktün şimdi? Çünkü pilav söktüyse benim de birkaç sorum olacak." Daichi yine gür bir kahkaha atmış, ardından ikinizi de sağ salim dönmeniz konusunda tembihleyerek vedalaşmıştı.

Yola çıktıktan sonra ise konuşmalarına en çok Han abin maruz kalmıştı. Gamaseiran'ın kafasındaki sarı çiçekten ve kurbağa olmayı ne kadar istediğinden bahsettiğinde bir süre yüzüne bakıp gülmüştü. "Aoi, sen kurbağa olursan ben annene ne diyeceğim? 'Hana teyze, kızınız iyiydi, yalnız eve dönerken biraz zıplamaya başladı' mı diyeyim?" Toru ise son derece ciddi bir ifadeyle araya girmişti. "Kurbağa olmayı seçerse şimdiden tebrik etmek isterim. Ben yıllardır shinobi olmaktan kurtulmanın yolunu arıyorum, meğer çözüm bu kadar basitmiş." Anowa Houka'nın çilekli şeker sevdiğinden söz ettiğinde Han'ın yüzü biraz asılmıştı. "Bir dakika. İnsanlar üzerinde tehlikeli deneyler yaptığını söylüyorsun, kime çalıştığını bilmiyorsun ve şu anda bana bu adamla çilekli şeker aracılığıyla anlaşabileceğimizi mi anlatıyorsun?" Toru hafifçe gülümsemişti. "Bence önemli bir bilgi. Bazı insanların gönlünü kazanmak için servet harcıyorsun. Bu adamın fiyatı bir paket şeker." Ancak Takeshi'nin evlilik teklifinden bahsettiğinde Han'ın bütün dikkati sana dönmüştü. "Ne?! Takeshi sana evlenmeyi mi teklif etti? Jounin olunca mı? Vay be... Biz görevden dönene kadar Yuto amcanın bundan haberi var mı?" Ardından kahkahayla gülerek başını sallamıştı. "Gerçi babanı düşününce Takeshi'nin Jounin olmadan evlenememesini anlayabiliyorum. Önce S-rank görev tamamlayıp kendisini kanıtlaması gerekecek herhalde." Masato'nun kaburgalarından bahsettiğinde ise gülümsemesi biraz solmuş, eve dönünce onun da durumunu kontrol edeceğini söylemişti. Yolun geri kalanında Toru birkaç kez konuşmalarına katılmış, Han ise anlattıklarını dinlerken kimi zaman gülmüş, kimi zaman başını iki yana sallamıştı.

Şimdi ise Natsume karşında durmuş, kendisini pek hatırlamadığını ve teknik olarak düşman olduğunuzu söylemeni sindirmeye çalışıyor. Yüzündeki kocaman gülümseme biraz küçülüyor. "Aaa... şey, doğru tabii. Özür dilerim. Ben bir anda öyle sarılınca... Garip oldu biraz." Mahcup biçimde ensesini kaşıyor. "Çocukken de pek iyi anlaşamıyorduk zaten. Bana davranışlarım için hala kızgınsan haklısın. Gerçi cezamı da çekmiştim yani!" Ardından uzattığın şekerleri görünce gözleri yeniden parlıyor. "Ayyy, şeker mi? Muzlu olanı alabilir miyim? Çok severim!" Hemen bir tane alıp paketini açıyor. Toru da elini uzatıyor. "Ben de elmalı olanı alayım. Teşekkürler, Aoi." Han ise önce hiçbir şey istemiyormuş gibi duruyor. Natsume ile Toru'nun şekerlerini yemeye başladığını görünce birkaç saniye tereddüt edip boğazını temizliyor. "Portakallı kaldı mı?" Toru kısık sesle gülüyor. "Bak sen. Han da büyümüş ama şeker sevmesi değişmemiş." Han ona sertçe bakıyor. "Şekerle yaşın ne alakası var ya?"

Toru şekerini ağzına atıp taş geçidin önüne ilerliyor. "Pekala, size söz verdiğim şeyleri göstereceğim. Ama ondan önce..." Duvarın üzerindeki dar bir oyuğa avucunu yerleştiriyor. Taşların arasındaki ince işaretler mavimsi bir renkle parlamaya başlıyor ve ağır bir sürtünme sesiyle kayalıkların içerisine gizlenmiş büyük bir kapı açılıyor. "Birisiyle tanışman gerekiyor." Natsume şekerini çiğnerken yüzünü buruşturuyor. "Ay, keşke önce beni uyarsaydın. İçeride yine surat asıyorsa hiç çekemeyeceğim." Toru yalnızca başını sallayıp geçidin içine giriyor. Han sana yakın durarak onu takip ediyor. Taş koridorun duvarlarında eski mühür yazıları ve sönük kandiller bulunuyor. Birkaç dakika sonra koridor, ortasında uzun bir taş masa bulunan geniş bir odaya açılıyor. Masanın üzerinde açılmış haritalar, eski parşömenler ve üzerinde işaretler bulunan küçük taş levhalar var. Odanın diğer ucunda ise sırtı size dönük bir kadın duruyor. Uzun beyaz saçları kalın bir örgü halinde sırtına uzanıyor. Üzerinde koyu yeşil bir haori bulunuyor. Ayak seslerinizi duyunca başını hafifçe kaldırıyor.

"Demek sonunda geldiniz."

Kadın ağır ağır arkasına dönüyor. Keskin yüz hatları, ciddi bakışları ve üzerindeki kıyafet, Jinya Tapınağı'ndaki gencin anlattığı kadınla birebir örtüşüyor. Han abin onu görür görmez adımlarını durduruyor. Ardından önüne geçerek seninle kadın arasına giriyor. "Akane..." Bir süre kadını inceliyor. "Seni kim bilir en son kaç yaşımdayken görmüştüm. Uzun zaman oldu."

Akane'nin dudaklarında küçümseyici bir gülümseme oluşuyor. "Han. Seni tanımakta güçlük çekeceğimi düşünmüştüm. Ama ne yazık ki pek değişmemişsin. Eskiden büyüklerin peşinden dolaşıp söyledikleri her şeye inanırdın. Şimdi de küçük bir kızın önünde dikilip onu koruduğunu sanıyorsun." Bakışları kısa bir an senin üzerinde geziniyor. "Üstelik bu kızın gördüklerinin yarısını bile göremiyorsun. Bildiklerinin yarısını bile bilmiyorsun. Yine de onun adına karar vermeye kendini yetkili görüyorsun. Ne kadar acınası." Han'ın çenesi geriliyor. "Sözlerine dikkat et Akane. Karşında çocuk yok. Aoi de kendi kararını verebilecek yaşta. Senin gibi köyüne ihanet edip yıllarca saklanan birinden akıl alacak değilim." Akane'nin gülümsemesi büyüyor. "Bakıyorum da öfken hala aklından hızlı çalışıyor. Ne kadar yazık." Han bir adım öne atıldığında çevresindeki hava hareketleniyor. Tam o sırada Toru ikisinin arasına girip ellerini kaldırıyor. "Tamam, yeter! Akane, misafirleri ben getirdim. Han, sen de kendine hakim ol. Buraya kavga etmeye gelmedik. İkinize de söylüyorum, böyle devam ederseniz daha kapıdan giremeden birbirinizi öldüreceksiniz."

Han'ın omuzları gerginliğini korurken Akane'nin yüzünde en ufak bir telaş belirtisi görmüyorsun. Kadın ellerini arkasında birleştirmiş, sanki sıradan bir tartışmayı dinliyormuş gibi sakince bekliyor. Gözleri bir kez daha sana çevriliyor. Akane'ye bakıyorsun ve istemsiz bir korku hissediyorsun. Onun hakkında duydukların, Shinmei Kurohina'nın ruhuyla ilgili söyledikleri ve Konoha'dan sızdırılan bilgiler birer birer aklına geliyor. Karşında duran kadın bütün bu olayların merkezinde bulunmuş, şimdi ise hiçbir hesap vermeye ihtiyaç duymadan seni inceliyor. Bakışlarında öylesine soğuk bir kendinden eminlik var ki odanın havası sana ağır gelmeye başlıyor. Han abinin hemen önünde duruyor oluşu bile içinde yükselen huzursuzluğu bütünüyle bastıramıyor. Akane'nin masanın kenarına koyduğu parmakları yavaşça hareket ediyor. Kadın gözlerini senden ayırmadan Toru'ya sesleniyor.

"Pekala. O halde konuşalım. Ama önce şu çocuğun gerçekten ne kadarını bildiğini öğrenmek istiyorum."

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sat Oct 24, 2026 8:35 pm
by Yureikumo Aoi
Natsume, Aoi'nin ona kendisi kadar sıcak davranmamasına biraz gücenmiş gibiydi. Çocukken de anlaşamadıklarından yakınmış, bunun için cezasını çektiğini düşündüğünü söylemişti. Hala kızgınsa buna hakkı olduğunu söylemişti. Aslında Aoi bunu pek umursamıyordu. Yıllar önce çocuk oldukları dönemde kimin kimin saçını çektiğinin artık pek bir önemi yoktu. Ancak ona sarılıp çocukluk arkadaşı gibi hissedeceği kadar da bir yakınlık hissetmiyordu. Onu hayal meyal hatırlıyordu. Saç çekme anısı yegane hatırladığı şeydi hatta. Yine de Aoi şeker uzatınca mutlu olmuş, muzlu şekeri almıştı. Toru da elmalı şekeri almıştı. Han abisi ilk başta istemiyor gibi dursa da o da portakallı şekeri istemişti. "Tabi ki, al abiciğim." Toru onun bu huya hep sahip olduğunu ima edince Aoi'nin gözleri büyüdü. "Han abim çocukken de mi şeker seviyordu? Çok sevimliii!" Han nasıl bir çocuktu acaba? Çok merak etmişti şimdi.

Toru taş geçidin önüne ilerleyip birisi ile tanışmaları gerektiğini söylemişti. Natsume surat asan birisini ima edince Aoi hemen kiminle tanışmak üzere olduklarını anladı. Sırtından bir ürperti geçti, omuzları gerildi. Toru duvardaki gizli geçide bir şey yerleştirip bir kapı açmıştı. Sonra da önden ilerleyerek içeri girmişti. Arkasından Han abisi, onun arkasından da Aoi geçitten girdi. Taş bir koridorda ilerlediler. Sonra da uzun bir taş masanın yer aldığı büyük bir odaya girdiler. Burası onların karargahı veya gizlendikleri bölge gibi bir yer olmalıydı. Masanın ucunda birisi oturuyordu. Arkası dönüktü. Upuzun gür beyaz saçlarını örgü yapmıştı. Geldiklerini duyunca yüzünü onlara çevirmişti. Son derece ciddi ve soğuk bakışlı bir kadınla karşılaştılar. Gerçekten de tıpkı onlara gösterilen fotoğraftakiler gibiydi. Yıllar onu yalnızca biraz yaşlandırmış, ifadesi ise hiç değişmemişti.

İçeri girer girmez Han abisinin gerildiğini hissetti Aoi. Akane ona da huzursuzluk veriyor olmalıydı. Onu yıllardır görmediğini vurgulayarak korumak ister gibi Aoi'nin önüne geçmişti. Akane ona küçümser gibi bakmış, hatta bakmakla kalmayıp onu iyiden iyiye iğneleyip küçümsemişti. Sözleri özellikle Han'ı provoke ediciydi ve işe de yarıyordu. Kısa sürede ortam gerilmişti. Han'ın etrafında Fuuton çakrası hareketlenince Toru araya girerek onları durdurmuştu. Akane'nin yüzünde en ufak bir tereddüt, pişmanlık, sempati, herhangi bir insanı ve sıcak duygu yoktu. Öylece, taş kesilmiş gibi onları izliyordu. Bakışları sık sık Aoi'ye gidiyordu. Aoi kadın kendisine her baktığında fazlasıyla rahatsızlık duyuyordu. Yureikumo efsanelerinde anılan, alemlere ibret olsun diye korkutulan, büyük günahkar, Yuukon'un lanetlediği Akane... Tam karşısında duruyordu. Onun gözlerine bakıyor, onunla konuşuyordu.

Akane, Toru'yu muhatap alarak "şu çocuğun" ne kadar şey bildiğini öğrenmek istemişti. Bu Aoi'nin hiç hoşlandığı bir iletişim dili değildi ancak öfkelenmedi. Soru dolaylı olarak kendisine sorulduğu için cevap vermeye karar verdi. "Nereden başlasam ki?" Elini yine cebine attı ve dört beş şeker daha çıkardı. Portakallı olanlardan birini abisine verdi yine. "Al abiciğim, sinirlenme, şeker ye." Sonra da avucundaki şekerleri Akane'ye uzattı. "Akane Hanım şeker ister misiniz? Çilekli var, elmalı var, muzlu var, portakallı var... aaa limonlu da varmış." Sonra tek tek parmaklarını açarak bildiği her şeyi anlatmaya başladı. "Hmmm... Sennashi ile bağlantınızı biliyorum, onlara bilgi sattığınızı biliyorum, Uzumaki Akuro ile bir dönem iletişimde olduğunuzu biliyorum, onların Amonamura Dağı'nda mutlak güç elde edecekleri bir kapı açmaya çalıştıklarını ve bunun için de Shindou ve Hitomi kanını kullanmaya çalıştıklarını biliyorum, amaçlarının çakrayı yok etmek olduğunu biliyorum, sizin ve Kiyoharu Bey'in eski Shinmei Kurohina'nın ruhuna müdahale ettiğinizi biliyorum bana kendisi söyledi bunu, merhum Shinmei Kurohime'nin sizinle ilgili vasiyeti oldu bana onu biliyorum, sonraaa... Antik Ağaç'ın köklerine bir şey yaptığınızla ilgili bir görü aldım, bir şey uyanıyordu. Heh bir de Kiyoharu Bey'in şu sürekli kafamın içinde benimle konuşan Işık İşaretçisi olduğunu düşünüyorum. Sizin hakkınızda yazılmış ANBU raporunu okudum. Arkanızda halkanın o gün orada olacağına dair bir mesaj bırakmışsınız bunu yazmışlardı. Kiyoharu Bey'in bilmem kaç yüz yaşında, şu an hala yaşıyor olması imkansız birisi olduğunu biliyorum bir de. Unuttuğum bir şey var mı... Sanırım özetle hepsi bu." Bu kadar hızlı konuştuktan sonra derin bir nefes aldı. "Siz, amaçlarınız, hedefleriniz, bildikleriniz hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Klanda sizin günahkar olduğunuz ve Yuukon'un sizi lanetlediği söyleniyordu."