Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik
Posted: Sun Oct 18, 2026 1:09 pm
Adam onu fark ettiği anda şapkasını kaldırmıştı ve masmavi gözleriyle yine buluşmuşlardı. Şimdi onu daha net görünce çenesindeki yara izini, giydiği uzun kıyafeti daha net görebiliyordu. Tarifteki gibi daha uzun saçlı ve Toru diye seslendikleri... ANBU raporunda yazılan Yureikumo Toru. Adam onu görünce hafifçe gülümseyerek ne kadar da çok büyüdüğünden dem vurmuştu. Aoi'nin endişeli yüzü anında şaşkınlığa büründü. Onu... tanıyordu? Onu en son çok küçükken gördüğünü, o zamanlarda da böyle hareketli ve hemen göz önünden kaybolan bir çocuk olduğunu söylemişti. Adamın onun hakkında bu kadar mahrem şeyleri bilmesi ve bunları gündeme getirmesi Aoi'nin içinde bir rahatsızlık oluşturdu. Adamın kendi üzerinde otorite kurduğuna dair bir hisse kapılmıştı ve bu durum hoşuna gitmemişti.
Tapınağın önünde biraz evvel konuştuğu genç adam onlara yaklaşıp da adamı tanıyınca beti benzi atmıştı. Hemen koşarak rahibi çağırmaya gittiğinde adam yüzünü asarak buradaki insanları korkuttuklarını itiraf etti. Başlarına gelen felaketlerden ötürü onları suçluyor olmalarını ise kolaya kaçmak olarak nitelendirmişti. "Yani siz bir şey yapmadınız mı?" Aoi gardını indirmemeye çalışsa da adamın rahat tavırlarının sinirlerini son derece bozmasına engel olamıyordu. Konoha'da yaşananları biliyordu. Babasının onu buraya göndermesinden konu açılınca Aoi'nin sesi sert çıktı. "Ben yetişkin bir Chuunin'im! Köyden izin alarak istediğim göreve çıkabilirim." Tapınağı inceliyor oluşunu ise takdir ederek meraklı bir shinobi olduğunu söylemişti. Aoi kaşlarını çattı. Çocukmuş gibi muamele edilmesi can sıkıcıydı. Aoi bu esnada adamın etrafında hiçbir çakra izi hissedemediğini fark etti. Belli belirsiz, çok silik bir iz bırakıyordu. ANBU raporları ile uyuşuyordu. Toru ismindeki adamda böyle bir yetenek olduğunu söylemişlerdi.
Adam zilin yanına geldi. Zili merak edip etmediğini sormuştu. Söylediğine göre zil bozuktu ancak biraz evvel çalmıştı. "Ne demek istediğinizi anlayamıyorum." Bu zille ilgili özel olan şey neydi ki? Bir şeyi mi tetikliyordu? Aoi görülerinde de zil sesleri duyuyordu. Adam yine Aoi'nin "babasının kızı" olduğunu ima ederek yabancıların peşine düştüğünü varsaymıştı. "Siz Yureikumo Toru musunuz? Yureikumo Kiyoharu, Akane ve Natsume ile birlikte köyden neden kaçtınız? Lütfen köye geri döner misiniz? Antik Ağaç'a bir şeyler yapıyor ve teröristleri destekliyorsunuz. Bu yaptığınız hem ahlaki açıdan yanlış hem de Yuukon katında günah." Zil yeniden çalmaya başlamıştı ancak rüzgar esmiyordu. Bir anda tapınaktaki mühürler soluk bir mavi rengiyle parıldamaya başladılar. Adamın yüzündeki gülümseme silinmişti. Eğer sandığı şey oluyorsa başlarının büyük bir belaya gireceğini söylemişti. "N-Ne? Ne oluyor?" Aoi korkmaya başlamıştı. "H-Han abimi çağırmalıyım." Yer altından derin bir ses gelmişti, sanki çok büyük bir şey uyanıyor gibi. "O neydi?"
Tapınağın önünde biraz evvel konuştuğu genç adam onlara yaklaşıp da adamı tanıyınca beti benzi atmıştı. Hemen koşarak rahibi çağırmaya gittiğinde adam yüzünü asarak buradaki insanları korkuttuklarını itiraf etti. Başlarına gelen felaketlerden ötürü onları suçluyor olmalarını ise kolaya kaçmak olarak nitelendirmişti. "Yani siz bir şey yapmadınız mı?" Aoi gardını indirmemeye çalışsa da adamın rahat tavırlarının sinirlerini son derece bozmasına engel olamıyordu. Konoha'da yaşananları biliyordu. Babasının onu buraya göndermesinden konu açılınca Aoi'nin sesi sert çıktı. "Ben yetişkin bir Chuunin'im! Köyden izin alarak istediğim göreve çıkabilirim." Tapınağı inceliyor oluşunu ise takdir ederek meraklı bir shinobi olduğunu söylemişti. Aoi kaşlarını çattı. Çocukmuş gibi muamele edilmesi can sıkıcıydı. Aoi bu esnada adamın etrafında hiçbir çakra izi hissedemediğini fark etti. Belli belirsiz, çok silik bir iz bırakıyordu. ANBU raporları ile uyuşuyordu. Toru ismindeki adamda böyle bir yetenek olduğunu söylemişlerdi.
Adam zilin yanına geldi. Zili merak edip etmediğini sormuştu. Söylediğine göre zil bozuktu ancak biraz evvel çalmıştı. "Ne demek istediğinizi anlayamıyorum." Bu zille ilgili özel olan şey neydi ki? Bir şeyi mi tetikliyordu? Aoi görülerinde de zil sesleri duyuyordu. Adam yine Aoi'nin "babasının kızı" olduğunu ima ederek yabancıların peşine düştüğünü varsaymıştı. "Siz Yureikumo Toru musunuz? Yureikumo Kiyoharu, Akane ve Natsume ile birlikte köyden neden kaçtınız? Lütfen köye geri döner misiniz? Antik Ağaç'a bir şeyler yapıyor ve teröristleri destekliyorsunuz. Bu yaptığınız hem ahlaki açıdan yanlış hem de Yuukon katında günah." Zil yeniden çalmaya başlamıştı ancak rüzgar esmiyordu. Bir anda tapınaktaki mühürler soluk bir mavi rengiyle parıldamaya başladılar. Adamın yüzündeki gülümseme silinmişti. Eğer sandığı şey oluyorsa başlarının büyük bir belaya gireceğini söylemişti. "N-Ne? Ne oluyor?" Aoi korkmaya başlamıştı. "H-Han abimi çağırmalıyım." Yer altından derin bir ses gelmişti, sanki çok büyük bir şey uyanıyor gibi. "O neydi?"

