Page 12 of 13

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sun Oct 18, 2026 1:09 pm
by Yureikumo Aoi
Adam onu fark ettiği anda şapkasını kaldırmıştı ve masmavi gözleriyle yine buluşmuşlardı. Şimdi onu daha net görünce çenesindeki yara izini, giydiği uzun kıyafeti daha net görebiliyordu. Tarifteki gibi daha uzun saçlı ve Toru diye seslendikleri... ANBU raporunda yazılan Yureikumo Toru. Adam onu görünce hafifçe gülümseyerek ne kadar da çok büyüdüğünden dem vurmuştu. Aoi'nin endişeli yüzü anında şaşkınlığa büründü. Onu... tanıyordu? Onu en son çok küçükken gördüğünü, o zamanlarda da böyle hareketli ve hemen göz önünden kaybolan bir çocuk olduğunu söylemişti. Adamın onun hakkında bu kadar mahrem şeyleri bilmesi ve bunları gündeme getirmesi Aoi'nin içinde bir rahatsızlık oluşturdu. Adamın kendi üzerinde otorite kurduğuna dair bir hisse kapılmıştı ve bu durum hoşuna gitmemişti.

Tapınağın önünde biraz evvel konuştuğu genç adam onlara yaklaşıp da adamı tanıyınca beti benzi atmıştı. Hemen koşarak rahibi çağırmaya gittiğinde adam yüzünü asarak buradaki insanları korkuttuklarını itiraf etti. Başlarına gelen felaketlerden ötürü onları suçluyor olmalarını ise kolaya kaçmak olarak nitelendirmişti. "Yani siz bir şey yapmadınız mı?" Aoi gardını indirmemeye çalışsa da adamın rahat tavırlarının sinirlerini son derece bozmasına engel olamıyordu. Konoha'da yaşananları biliyordu. Babasının onu buraya göndermesinden konu açılınca Aoi'nin sesi sert çıktı. "Ben yetişkin bir Chuunin'im! Köyden izin alarak istediğim göreve çıkabilirim." Tapınağı inceliyor oluşunu ise takdir ederek meraklı bir shinobi olduğunu söylemişti. Aoi kaşlarını çattı. Çocukmuş gibi muamele edilmesi can sıkıcıydı. Aoi bu esnada adamın etrafında hiçbir çakra izi hissedemediğini fark etti. Belli belirsiz, çok silik bir iz bırakıyordu. ANBU raporları ile uyuşuyordu. Toru ismindeki adamda böyle bir yetenek olduğunu söylemişlerdi.

Adam zilin yanına geldi. Zili merak edip etmediğini sormuştu. Söylediğine göre zil bozuktu ancak biraz evvel çalmıştı. "Ne demek istediğinizi anlayamıyorum." Bu zille ilgili özel olan şey neydi ki? Bir şeyi mi tetikliyordu? Aoi görülerinde de zil sesleri duyuyordu. Adam yine Aoi'nin "babasının kızı" olduğunu ima ederek yabancıların peşine düştüğünü varsaymıştı. "Siz Yureikumo Toru musunuz? Yureikumo Kiyoharu, Akane ve Natsume ile birlikte köyden neden kaçtınız? Lütfen köye geri döner misiniz? Antik Ağaç'a bir şeyler yapıyor ve teröristleri destekliyorsunuz. Bu yaptığınız hem ahlaki açıdan yanlış hem de Yuukon katında günah." Zil yeniden çalmaya başlamıştı ancak rüzgar esmiyordu. Bir anda tapınaktaki mühürler soluk bir mavi rengiyle parıldamaya başladılar. Adamın yüzündeki gülümseme silinmişti. Eğer sandığı şey oluyorsa başlarının büyük bir belaya gireceğini söylemişti. "N-Ne? Ne oluyor?" Aoi korkmaya başlamıştı. "H-Han abimi çağırmalıyım." Yer altından derin bir ses gelmişti, sanki çok büyük bir şey uyanıyor gibi. "O neydi?"

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sun Oct 18, 2026 5:53 pm
by GM - Shinsei
Hasır şapkalı adam, art arda sorduğun soruları dinlerken elini taşın üzerindeki mühürden çekiyor. Özellikle Yuukon'dan bahsettiğinde yüzündeki ifade değişiyor. Bir süre seni seyrettikten sonra hafifçe başını sallıyor. "Demek isimlerimizi de öğrenmişsin. Evet, bana Toru derler. Yuto'nun kızının bir gün karşıma böyle çıkacağını düşünmezdim doğrusu. Kusura bakma, tekrara düşüyorum ama çok şaşırttı bu durum beni." Şapkasını yeniden başına yerleştirirken bakışlarını tapınağın duvarlarına çeviriyor. "Konoha'dan ayrıldığımız doğru. Akane'nin kimlerle görüştüğünü de biliyorum. Ama dördümüzün aynı şeyleri istediğini düşünüyorsan yanılıyorsun. Bazı kararlar verildi, bazılarımıza o kararların sonuçlarını temizlemek kaldı." Sesinde kısa bir süreliğine beliren kırgınlık, seni yeniden süzdüğünde yerini ciddiyete bırakıyor. "Antik Ağaç hakkında sana ne öğretildiğini tahmin edebiliyorum. Bana da aynı şeyleri öğrettiler. Yuukon'un huzurunda diz çöktüm, dualar ettim, yıllarca o ağacın gölgesinde yaşadım. Bugün söylediklerime inanmamanı da anlarım. Ama günah işlediğimizi söylemeden önce ne yaptığımızı öğrenmen gerekmez mi?" Birkaç adım yaklaşarak sesini alçaltıyor. "Köye dönmemizi istiyorsun. Güzel. Peki, döndüğümüzde ne olacak? Bizi sorgulayacaklar, suçlayacaklar, belki de idam edecekler. Sonra her şey çözülecek mi? Akane'nin yaptıklarını savunmaya niyetim yok, Aoi. Bazı şeylerin bedeli ödenmeli. Ama şu anda buradaki insanların başına gelenlere bak. Toprağın altında bir şeyler değişiyor. Balıklar kayboluyor, yiyecekler çürüyor. Sence bütün bunlar dört kişinin birkaç gün önce gelip dua etmesiyle açıklanabilir mi?" Sözlerini bitirip tekrar zile dönüyor. Taşın üzerindeki mavi çizgiler gittikçe belirginleşmiş durumda. Toru derin bir nefes alıyor. "Sorduğun soruların hepsini cevaplayacağım. Önce..."

Cümlesini tamamlayamadan ayaklarının altından şiddetli bir sarsıntı geçiyor. Tapınağın çatısından birkaç kiremit düşüyor, hemen ardından zemindeki taşların arasından keskin bir çatlama sesi yükseliyor. Toru anında başını kaldırıyor. "Kahretsin!" diye bağırarak geriye sıçrıyor. Önce tapınağın avlusunda başlayan çatlak, birkaç saniye içinde sokağa ve meydanın taş döşemelerine yayılıyor. Toprak sanki iki taraftan çekiliyormuş gibi yarılıyor. Duvarlardaki mühürler birer birer parçalanıyor, eski gözetleme kulesinin bulunduğu yamaçtan büyük kaya parçaları kopuyor. İnsanların çığlıkları yükselirken yarığın içinden önce yoğun bir toz bulutu, ardından korkunç bir gürültüyle devasa bir gövde fırlıyor. Üzerinde koyu gri ve kahverengi çıkıntılar bulunan, birbirini takip eden kalın halkalardan oluşmuş bir yaratık. Solucanı andırıyor ancak gövdesinin yüzeyi taş gibi sert, pürüzlü kabuklarla kaplı. Her halkasının kenarında irili ufaklı kemiksi çıkıntılar bulunuyor. Yükseldikçe altındaki toprak parçalanıyor, yakındaki binaların temelleri sarsılıyor. Yaratığın başı olduğu anlaşılan yuvarlak bölüm açıldığında iç içe dizilmiş, sivri ve sararmış dişlerle çevrili karanlık bir ağız görüyorsun. Bir anda başını yukarı savurmasıyla oluşan basınç ve yerden fırlayan taşlar seni geriye doğru savuruyor. Sırtın tapınağın önündeki basamaklara çarpıyor, birkaç metre sürüklendikten sonra durabiliyorsun. Toru seni görür görmez koşmaya başlıyor. "Aoi! Olduğun yerde kal, seni koruyacağım! Bekle!" Birkaç adımda aranızdaki mesafeyi kapatmaya hazırlanırken ellerini birleştiriyor. Bedeninin çevresinde bir anlığına ince, mavimsi bir chakra tabakası beliriyor. Ardından gözlerinin önünde kayboluyor. Nereye gittiğini göremiyorsun. Birkaç saniye sonra yaratığın gövdesi yeniden sarsılıyor ve yakınındaki ahşap yapılardan birinin çatısı parçalanarak sokağa dökülüyor.

Kendini toparlamaya çalışırken meydanın diğer tarafından tanıdık sesler işitiyorsun. "AOI!" Başını çevirdiğinde Han abinin sana doğru koştuğunu görüyorsun. Hemen arkasından Kaizen ve Daichi geliyor. Han yanına ulaşır ulaşmaz kolundan tutup seni ayağa kaldırıyor, ardından başından ayaklarına kadar hızlıca kontrol ediyor. "Yaralandın mı?! Bu da neyin nesi?!" Yaratığın gövdesinin bir kısmı tapınağın hemen arkasından yükselmiş durumda. Uzunluğu arttıkça çevredeki ağaçlar kırılıyor, birkaç küçük yapı yerle bir oluyor. Kaizen gözlerini kocaman açarak yaratığı inceliyor. "Ben... buna benzeyen bir şey gördüm galiba. Taş Ülkesi'nde dev kaya kırkayakları vardı ya, anlatmıştım. Onların yer altında yaşayan daha büyük bir akrabası olabilir mi? Ama bunun bacakları yok. Gerçi bacakları yerin altında kalmış olabilir, henüz hepsini görmedik. Yalnız, eğer bu da onlar gibi zehirliyse..." Cümlesini tamamlamadan yaratığın ağzından çıkan tiz, uğultulu ses bütün meydanı kaplıyor. Kaizen irkilerek geri çekiliyor. "Tamam, o sesi hiç sevmedim." Daichi ise yaklaşan gövdeyi dikkatle inceliyor. "Böyle bir yaratıkla daha önce karşılaşmadım. Ağzının büyüklüğüne bak! Şu yapıyı tek lokmada yutar lan bu!" Han gözlerini yaratığın üzerinde gezdiriyor. "Ben de ne olduğunu bilmiyorum. Ama buradan çıkmasına izin verirsek bütün yerleşimi yok eder. Daichi, insanları meydanın güneyine götür. Gerekirse bedenini büyütüp dökülen taşlardan koru. Kaizen, yaratığın yer altında nasıl hareket ettiğini anlamaya çalış. Başka bir noktadan çıkacaksa önceden bilmemiz gerekiyor!" Daichi hemen harekete geçip Chou Baika no Jutsu ile bedenini büyütüyor. Kollarını genişçe açarak devrilen bir duvarın önüne geçiyor, kaçmaya çalışan sivillerin üzerine düşecek enkazı tutuyor. Kaizen ise birkaç el mührü oluşturup yere dokunarak çevredeki titreşimleri takip etmeye başlıyor.

Han seni birkaç adım gerisine çekip yaratığa dönüyor. Hayvanın devasa gövdesi, meydanın ortasındaki kuyuyu ezerek ileri doğru kıvrılıyor. Han derin bir nefes alıp art arda el mühürlerini oluşturuyor. Fare, Yılan, At, yeniden Yılan ve Köpek. Göğsünü havayla doldururken çevresindeki rüzgarın basıncı değişiyor. "Fuuton: Shinkuu Renpa!" Ağzından peş peşe çıkan sıkıştırılmış rüzgar bıçakları geniş açılarla yaratığın başına ve üst halkalarına doğru ilerliyor. İlk darbe pürüzlü kabukların üzerinde derin bir yarık açıyor, ikincisi kemiksi çıkıntılardan birkaçını koparıyor. Ardından gelen rüzgar dalgaları yaratığın başını yana doğru itiyor. Canavarın gövdesi büyük bir sarsıntıyla geriliyor, yükselişi birkaç saniyeliğine yavaşlıyor. Yerden kopan taşlar çevreye saçılırken Han ayaklarını zemine bastırıp tekniğin son darbesini de gönderiyor. Yaratık başını geriye çekiyor, ardından daha da şiddetli bir şekilde kıvranmaya başlıyor. Han nefes nefese kalmış halde sana dönüyor. "Kaç! Çabuk uzaklaş buradan!"

Bedenin içgüdüsel olarak geri çekilmeye hazırlanırken bir anda zihninin derinliklerinde bir ses duyuyorsun. Öylesine açık ve yakın ki sanki birisi kulağına fısıldamış gibi. "Kaçma. Sana saldırmayacak, koruma altındasın. Onları ancak sen kurtarabilirsin, Aoi." Sesin ardından birkaç kalp atımı boyunca çevrendeki bütün uğultular uzaklaşıyor. Yaratığın devasa gövdesi yeniden doğrulurken onu daha net görebiliyorsun. Toprak üzerinde yükselen kısmı yaklaşık otuz metreyi buluyor, gövdesinin çapı ise sekiz ila on metre arasında olmalı. Yer altında ne kadarının bulunduğunu kestirmek güç, her kıvrılışında yeni halkalar toprağın içinden çıkıyor. Han'ın rüzgar bıçaklarıyla yarılmış kabuklarının arasından koyu renkli, yoğun bir sıvı sızıyor. Yaratık birkaç saniye boyunca olduğu yerde sallanıyor, sonra başını yavaşça Han, Kaizen ve Daichi'nin bulunduğu tarafa çeviriyor. Ağzındaki diş halkaları birbiri ardına dönmeye başlıyor. Yerin altında kalan gövdesini kasarken meydanın taşları yeniden çatlıyor. Ardından bütün ağırlığını ön tarafa vererek üçüne doğru eğiliyor.

Gizemli Yeraltı Yaratığı
► Show Spoiler

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sun Oct 18, 2026 11:22 pm
by Yureikumo Aoi
Adam isminin Toru olduğunu hiç inkar etmeden hemen onaylamıştı. Aoi onları bulduğuna da, bunun bu kadar basit ve hızlı olduğuna da inanmakta güçlük çekiyordu. Sürekli babasından bahsederek, Aoi'ye "Yuto'nun kızı" diye seslenerek aralarındaki tanışıklığın altını çiziyordu. Bunu şaşırdığı için söylüyor olduğunu dile getirmişti ancak Aoi'nin üzerinde psikolojik bir üstünlük de kuruyordu. Konoha'dan ayrıldıklarını onaylamış, Akane ile görüştüklerini de doğrulamıştı ancak dördünün de aynı şeyleri istiyor olduklarını varsaymaması gerektiğinin altını çizmişti. Bazı kararların sonuçlarını temizlemek zorunda kaldıklarını, Antik Ağaç hakkında söylenenleri bildiğini ve kendisinin de bunlarla büyüdüğünü, sonradan öğrendiği şeylerin onun fikrini değiştirdiğini, günah işlediklerini söylemeden önce ne yapıyor olduklarını bilmesi gerektiğini vurgulamıştı. Köye döndüklerinde ise sorgulanıp idam edilebileceklerini, bunun da hiçbir şeyi çözmeyeceğini söylemişti. Akane'nin yaptıklarını savunmaya ise niyeti olmadığını söylemişti. Sanki Aoi her şeyi biliyor gibi konuşuyordu ancak genç kızın en ufak bir fikri bile yoktu. Akane ne yapmıştı ki? Her ne yaptıysa bunun bedelini kim, niye, nasıl ödeyecekti? Toru sanki burada yaşananların sebebini biliyor ve bu insanlara yardım etmek ister gibi konuşuyordu. Sorduğu soruları ise cevaplayacağının sözünü vermişti.

Ayaklarının altındaki zemin yeniden sarsıldı. Sanki deprem oluyor gibiydi ancak bunun deprem dalgası kadar doğal olmadığı aşikardı. Bir anda taşların çatladığını işitti. Zemin çatlamaya devam ederek tapınak ve köy girişi boyunca yayıldı. Binalardan parçalar kopmuş, dökülmeye başlamıştı. Mühürlerle kaplı eski yapı ortadan ikiye ayrılmıştı. İnsanlar çığlık çığlığa etrafa kaçışırken toz bulutunun arasında, yer altından devasa bir şey yükseldi. Aoi ilk bakışta hayal mi gerçek mi gördüğünü anlayamadı. Dikenlerle kaplı, ağzında katman katman binlerce sivri diş bulunan, solucanımsı tuhaf bir yaratık topraktan yükselmişti. Boyu metrelerce vardı. Belki yirmi, belki otuz metre. Gövdesinin bir kısmı hala topraktaydı, çok daha uzun olabilirdi. Aoi zeminin yükseldiğini, titrediğini ve onu üzerinden attığını hissetti. Geriye doğru savrulmaya başladı. Sırtı taş zemine çarptı. Biraz sürüklenip durdu. Dizlerinin üzerinde ayağa kalkmaya çalışırken Toru'nun ona doğru koştuğunu gördü. Onu koruyacağını söylemiş, sonra ellerini birleştirerek yok olmuştu. "T-Toru Bey!?" Nereye kaybolduğunu görememişti. Yalnızca kaybolmadan önce bedeninde ufak bir mavi parıldama görmüştü.


Yaratık yeniden başını kaldırdığında tahtalar etrafa saçıldı. Aoi doğrulup ayağa kalktı. O esnada ona doğru seslenen tanıdık bir ses işitti. "HAN ABİ!" Han abisi, arkasında Daichi ve Kaizen ile birlikte ona doğru geliyordu. Önce iyi olup olmadığını kontrol etmişti. "B-Bilmiyorum..." Aoi endişe içinde devasa yaratığa baktı. Gerçekten... bu da neydi böyle? Hayatında daha önce böyle bir şeyi ne görmüştü ne de duymuştu. Kaizen kırkayaklarla ilgili bir şey söylerken yaratığın sesini duyunca konuşmaktan vazgeçmişti. Aoi refleksle kulaklarını kapattı. Korkuyordu. Bu herhangi bir insan düşman değildi. Uğursuz, kötü niyetli, pis bir yaratıktı. Neden buradaydı? Han abisi hemen ekibi organize etmişti. Daichi sivilleri güvenli bir bölgeye götürecekti. Han abisi de bir Fuuton tekniği uygulayarak yaratığın gövdesinde birkaç kesik oluşturabilmişti. Yani bedeni kesilmez değildi. Yaratık korkunç sesler çıkararak kıvranmaya başlamıştı. "A-Abi..." Han'ın nefesi tükenmişti. Ona kaçmasını, buradan uzaklaşmasını söylemişti. O kadar endişeli ve ciddi görünüyordu ki Aoi emrini uygulama noktasında bir dürtü hissetti. Bir adım refleksle geriye attı.

O anda zihninde bir ses duydu. Daha önce defalarca kez duyduğu, daha üç gece evvel Konoha saldırısında da işitip terslediği o ses... Kiyoharu olmalıydı. O da mı buradaydı? Aoi sağa sola baktı ancak kimseyi göremedi. Ona kaçmamasını, yaratığın ona saldırmayacağını çünkü koruma altında olduğunu söylemişti. "Toru Bey'in koruması mı?" Aoi olduğu yerde durdu, kaçmadı. Geriye adım atmayı bıraktı. Onları ancak kendisinin kurtarabileceğini söylemişti. Yaratığın gövdesinin doğrulduğunu gördü. Başını Han abisinin, Daichi'nin ve Kaizen'in olduğu yöne çevirmişti. Onlara doğru saldırı pozisyonu almıştı. "ONLARI YİYEMEZSİN!" Aoi hemen ardı ardına el mühürlerini yaptı. "Shizukesa no Kusari!" Yaratığın çakrasını emecek ruh zincirlerini özellikle baş kısmına dolayarak yönünü kendisine çevirmek istiyordu. Eğer bir fırsatını bulabilirse ağzının içerisine Fuuton ile patlayıcı kağıt gönderecekti. Belki içinde yaşanacak bir patlama daha efektif olurdu. Kalbi çılgınca atıyor, deli gibi de korkuyordu.


Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Tue Oct 20, 2026 6:10 pm
by GM - Shinsei
El mühürlerini tamamladığın anda çevrendeki ruhsal chakra harekete geçiyor. Shizukesa no Kusari! Toprağın arasından yükselen soluk mavi zincirler, devasa yaratığın başına doğru uzanıyor. İlk zincirlerden ikisi ağzının hemen gerisindeki kalın halkalara dolanırken diğerleri pürüzlü kabuğunun arasındaki boşluklardan geçerek gövdesini kavrıyor. Yaratık saldırmak üzere Han abine doğru eğildiği sırada zincirleri bütün gücünle geriyorsun. Devasa başı bir anda yana savruluyor. Yaratığın ağırlığı karşısında ayaklarının altındaki taşlar çatlıyor, bileklerine kadar uzanan zincirlerin gerginliğini bütün bedeninde hissediyorsun. Ancak tekniğin işe yarıyor. Başını sana doğru çevirmek zorunda kalıyor. Korkunç ağzını açtığında katman katman dizilmiş dişlerinin arasında koyu renkli, yapışkan bir sıvı görüyorsun. İşte aradığın fırsat! Patlayıcı kağıtlarından birini çıkarıp Fuuton chakranı kullanarak ileri gönderiyorsun. Rüzgarın taşıdığı kağıt, yaratığın ağzındaki dişlerin arasından geçerek derinlere yapışıyor. Birkaç saniye sonra korkunç bir patlama yaşanıyor. Yaratığın başı geriye savrulurken ağzından siyah duman yükseliyor, kırılmış diş parçaları çevredeki binaların çatılarına saplanıyor. "İŞTE BU! AĞZININ İÇİNDE PATLATTI!" diye bağırıyor Kaizen. Han da hemen başını sana çeviriyor. "Çok iyi, Aoi! Zincirleri bırakma!" Yaratık acıyla kıvranmaya devam ederken zincirlerin üzerinden akan chakra miktarının arttığını hissediyorsun. Başının etrafındaki ruhsal bağlar, yaratığın bedeninde dolaşan yoğun ve yabancı chakrayı emmeye başlamış. İlk başta karşı koyan chakra akışı giderek zayıflıyor. Yaratığın hareketleri yavaşlıyor, gövdesindeki kasılmalar seyrekleşiyor. Birkaç saniye daha dayanabilirsen onu tamamen etkisiz hale getirebileceğini düşünüyorsun.

Tam o sırada yaratığın gövdesindeki halkalardan biri şiddetle kasılıyor. Ağzının kenarlarındaki yarıklardan sarımsı yeşil bir sıvı sızmaya başlıyor. Yaratık başını yukarı kaldırıp ağzını sonuna kadar açıyor. Ardından içinden öylesine büyük miktarda sıvı fışkırıyor ki ilk anda bir Suiton tekniği kullandığını sanıyorsun. Ancak havaya yayılan keskin koku ve sıvının değdiği taşların üzerinde yükselen dumanlar neyle karşı karşıya olduğunuzu hemen belli ediyor. "ASİT! HERKES SAKLANSIN!" Han'ın uyarısıyla birlikte meydanda yeni bir panik başlıyor. Yaratığın ağzından çıkan asit, geniş bir yay çizerek meydanın güneyindeki evlerin üzerine yağıyor. Ahşap çatılar birkaç saniye içerisinde eriyerek çöküyor, taş duvarların üzerindeki yüzeyler köpürmeye başlıyor. Talihsiz birkaç köylü kaçmaya fırsat bulamadan sıvının altında kalıyor. Çığlıkları bütün meydana yayılıyor. Bir adam kollarını yüzüne kapatıp koşmaya çalışıyor ancak birkaç adım sonra dizlerinin üzerine çöküyor. Üzerine dökülen asit kıyafetlerini ve bedenini eritmeye başlıyor. Hemen yanındaki iki kişi de aynı korkunç akıbete uğruyor. Birkaç saniye içerisinde bulundukları yerde hareketsiz kalıyorlar. Daichi devasa bedenini insanların önüne siper etmeye çalışsa da asidin yayıldığı alan o kadar geniş ki herkese yetişmesi mümkün olmuyor. "GERİ ÇEKİLİN! GÜNEY YOLUNA GİDİN!" diye haykırırken kucağına aldığı üç sivili yıkılmamış bir duvarın arkasına bırakıyor. Kaizen ise çatısı çöken bir evin içerisinden iki kişiyi çıkarıp sokağa taşıyor.

Yaşananları dehşet içinde seyrederken zincirlerin aracılığıyla yaratığın chakrasının azalmaya devam ettiğini hissediyorsun. Bedenindeki akış zayıflamış olmasına rağmen ağzının çevresindeki kaslar yeniden geriliyor. Bu defa başını çok daha yavaş hareket ettiriyor. Gözlerinin önünde devasa ağzı Han abinin bulunduğu yöne dönüyor. Ağzından damlayan asit taş zemini eritmeye başlarken gövdesinin halkaları yeniden kasılıyor. Han durumu fark edip hemen geriye sıçrıyor ancak yaratığın ağzından çıkan ilk asit damlaları çevresindeki taşları yakmaya başlamış durumda. "Kahretsin, bir tane daha geliyor!" diye bağırıyor. Daichi hemen ona doğru koşmaya başlıyor. "HAN! ÇEKİL ORADAN!" Fakat yaratık aniden gövdesini yana doğru savuruyor. Yaklaşık sekiz metre kalınlığındaki devasa halkalardan biri bütün ağırlığıyla Daichi'ye çarpıyor. Akimichi'nin büyümüş bedeni darbeyle yerden kesiliyor, birkaç metre ötedeki taş duvara çarpıp duvarı da beraberinde yıkarak yere düşüyor. Çarpmanın etkisiyle meydanın tamamı sarsılıyor. Daichi acıyla inlerken ayağa kalkmaya çalışıyor ancak devasa bedeni altında ezilen taşlar hareket etmesini güçleştiriyor.

"DAICHI! LANET OLSUN!" Kaizen, Daichi'nin düştüğünü görünce hemen bir parşömen çıkarıp el mühürlerini oluşturuyor. "Kuchiyose no Jutsu!" Avuçlarını yere vurduğunda yoğun beyaz bir duman yükseliyor ve içerisinden kanatlarını açmış devasa bir kartal çıkıyor. Kaizen tek hamlede kuşun sırtına sıçrıyor. Kartal güçlü kanat çırpışlarıyla yükselip Han'ın bulunduğu tarafa doğru hızla uçmaya başlıyor. "HAN! DAYAN, GELİYORUM!" Ancak aralarındaki mesafe oldukça fazla. Üstelik yaratığın başı Han'a doğru eğilmiş ve ağzının içerisinde yeni bir asit kütlesi birikmiş durumda. Han'ın bulunduğu bölge kısmen çökmüş taşlarla çevrili. Geriye sıçramaya çalıştığında ayağının altındaki zemin kırılıyor ve dengesi bozuluyor. Kendisini toparlayıp yeniden harekete geçse bile yaratığın hazırladığı saldırının menzili tek bir sıçrayışla aşılabilecek gibi görünmüyor. İlk saldırıda asidin ne kadar geniş bir alana yayılabildiğini gördün. Han'ın etrafında sığınabileceği sağlam bir yapı da kalmamış.

Sen ise Han'a Kaizen'den çok daha yakınsın. Aranızda yaklaşık on metre var. Yaratığın ağzının kenarlarındaki yarıklar genişlemeye başlıyor ve içeride biriken yeşilimsi sıvı öne doğru hareket ediyor. Han başını kaldırdığında üzerine doğru gelen saldırıyı görüyor. Gözleri bir anlığına büyüyor, ardından ellerini birleştirip yeni bir teknik uygulamaya hazırlanıyor ancak bir önceki güçlü Fuuton tekniğinden sonra nefesi oldukça düzensiz. Yaratığın ağzından fışkıran asit, bu defa dar bir akıntıyla başlayıp havada genişleyen devasa bir dalga oluşturuyor. Çevredeki taşlara değen ilk damlalar anında duman çıkarmaya başlıyor. Dalganın tamamı Han'ın bulunduğu bölgeye doğru ilerliyor. Aranızdaki kısa mesafeye rağmen saldırının yayıldığı alanı sıradan bir hareketle kapatabilmen mümkün görünmüyor. Kaizen'in kartalı henüz yetişememiş, Daichi ise yıkıntıların arasında doğrulmaya çalışıyor.

Han'ın üzerine doğru yaklaşan asit dalgasıyla arasında artık yalnızca birkaç saniye var.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Wed Oct 21, 2026 1:48 pm
by Yureikumo Aoi
İşe yaramıştı! Aoi'nin zincirleri hayvanın pullu zırhına tutunmuş ve onun başını zorla kendisine doğru çevirmişti. Bu fırsattan yararlanarak tam ağzının içine patlayıcı kağıt gönderdi. Patlama sesinin ardından yaratık geriye doğru savruldu. Siyah duman ağzının içinden yükseliyordu. Dişlerinin bazıları kırılmış ve etrafa saçılmıştı. Zincirlerinden akmakta olan çakrayı hissedebiliyordu. Biraz dayanabilirse yaratığın gücü tükenecekti. Hareketleri şimdiden yavaşlamıştı. Tam bu esnada yaratığın gövdesinin kasılmaya başladığını fark etti. Ağzından yoğun, balçık gibi sarı-yeşil bir sıvı yükseliyordu. Başını kaldırıp ağzını açınca etrafa tsunami dalgası gibi devasa miktarda sıvı bırakmıştı. Sıvıda burnu yakan sülfür gibi bir koku vardı. Değdiği yerleri anında eritmeye başlıyor, dumanlar yükseliyordu. Asit! Yaratık ağzından asit fışkırtabiliyordu!

Han abisinin haykırışı ile birlikte herkes kaçışmaya başlamıştı. Ne yazık ki bazı siviller kaçamadan aside yakalandılar. Aoi onların yüzlerindeki dehşeti, acıyı, bedenlerinin ve kıyafetlerinin eriyişini seyretti. Kanı dondu, dizlerinin bağı neredeyse çözüldü. Bu insanlar... daha biraz evvele kadar sakince her zamanki hayatlarını sürdüren masum siviller... Korkunç bir gazaba uğramış, geride saniyeler içerisinde tanınmayacak hale gelmiş cansız bedenlerini bırakmışlardı. Aoi ruhlarının bedenlerini terk edişini tüm uzuvlarında hissetmişti. Daichi onları korumaya çalışmış, siper olmuş, birkaçını da kucaklayarak bölgeden uzaklaştırabilmişti. Aoi yaratığın zincirlerini çekiştirdi. Çakrası azalıyordu ancak yeterince hızlı azalmıyordu. Ağzındaki kaslar yeniden kasılmaya başlamıştı. Ağzını yeniden, bu kez öncekine göre daha yavaş bir şekilde açmıştı. İkinci dalga geliyordu. "KAÇIN!"

Ne yazık ki yeterince vakit yoktu. Yaratık direkt olarak abisini hedef almıştı. Asit taş zemin boyunca hareket etmeye başlamıştı. Daichi kurtarabilmek için ona doğru kaçmıştı ancak yaratığın pullarından birisi onu öyle bir ittirmişti ki ağaca toslamıştı. Düşüşüyle tüm zemin çatlamıştı. Kaizen bunu görünce hemen Kuchiyose ile kartalını çağırmış ve onlara doğru hareket etmeye başlamıştı ancak aralarındaki mesafe çok fazlaydı. Han abisi bir jutsu yapmaya çalışıyordu ancak nefesi kesikti, yorulmuştu. Ona en yakın olan Aoi'ydi. Onu kurtarmalıydı. Kurtaramazsa... Abisinin de o siviller gibi korkunç bir sonu olacağı düşüncesi tepeden tırnağa ürpermesine sebep oldu. "ABİ!" Hemen derin bir nefes alıp aklına ilk gelen jutsuyu yapmaya karar verdi. "Fuuton: Kami Oroshi." Girdabı abisine yollayacak ve onu öbür tarafa fırlatmayı deneyecekti. Belki Kaizen onu bir noktada yakalayabilirdi. Asitten uzak bir yere fırladığı müddetçe Aoi için yeterliydi.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Wed Oct 21, 2026 6:09 pm
by GM - Shinsei
El mühürlerini tamamladığın anda göğsünde biriktirdiğin Fuuton chakrasını bütün gücünle serbest bırakıyorsun. Önünde oluşan hava akımı, birkaç metre içerisinde şiddetli bir girdaba dönüşerek Han abine doğru ilerliyor. Yerdeki taşlar yerlerinden sökülüyor, toz bulutu havalanıyor. Han ilk anda tekniğin kendisine yöneldiğini görünce şaşırıyor ancak hemen ardından ne yapmaya çalıştığını anlıyor. Dizlerini hafifçe kırarak rüzgarın kendisini yakalamasına izin veriyor. Girdap bedenini kavradığında ayakları yerden kesiliyor ve büyük bir hızla yana doğru savruluyor. Tam o sırada yaratığın ağzından ikinci asit dalgası fışkırıyor. Yeşilimsi sıvı, Han'ın bir an önce bulunduğu bölgenin tamamını kaplıyor. Taşlar korkunç bir tıslamayla erimeye başlıyor, yerden yoğun bir duman yükseliyor. Han ise çoktan saldırının menzilinden çıkmış, rüzgarın etkisiyle havada ilerliyor. "YAKALADIM!" Kaizen'in sesi yukarıdan geliyor. Kartalıyla birlikte alçalıp Han'ın bileğini yakalıyor, hızını kesebilmek için kuşunu yana yatırarak geniş bir dönüş yaptırıyor. Birkaç saniye sonra Han'ı güvenli bir noktada yere bırakıyor. Abin dizlerinin üzerine inip kendisini dengelerken Kaizen kartalın üzerinde doğruluyor. "Tamam! Şimdi sıra bende!" Kuşun boynunu okşayıp kulağına bir şeyler söylüyor. Devasa kartal güçlü bir kanat çırpışıyla yükselerek yaratığın üzerinde dönmeye başlıyor.

Kaizen, yaratığın başının yaklaşık on beş metre üzerine ulaştığında kartalın sırtından kendisini boşluğa bırakıyor. Düşüşü sırasında art arda el mühürlerini tamamlıyor. Yaratığın sırtındaki sivri çıkıntılardan birine basarak yön değiştiriyor, ardından hemen yanındaki sağlam taş zemine inip iki avucunu yere bastırıyor. "Doton: Yomi Numa!" Bir anda meydanın altında korkunç bir uğultu yükseliyor. Yaratığın bulunduğu bölgedeki toprak kararıp kabarmaya başlıyor, ardından geniş bir alan boyunca yoğun, yapışkan bir bataklığa dönüşüyor. Devasa solucanın alt halkaları zemine gömüldükçe çevresindeki çamur yükseliyor. Yaratık kurtulmak için gövdesini kıvırıyor, fakat Kaizen'in chakrasıyla yoğunlaştırdığı balçık hareket ettikçe bedenine daha sıkı yapışıyor. Kaizen dişlerini sıkarak ellerini zemine bastırmaya devam ediyor. "Hadi bakalım! Toprağın altından çıkmayı seviyorsun ya, şimdi biraz da içine gir!" Bataklık bir anda daha da genişliyor. Yaratığın alt gövdesi neredeyse tamamen içine gömülürken üst kısmı dengesini kaybediyor. Devasa başı yana doğru devrilip korkunç bir gürültüyle yere çarpıyor. Çarpmanın şiddetiyle meydanın taşları yerlerinden oynuyor, kırık kiremitler havaya sıçrıyor. Yaratığın başı yerde hareketsiz kalırken gövdesinde yalnızca birkaç zayıf kasılma görülüyor. Kaizen ellerini zeminden çekip geriye sendeleyerek uzaklaşıyor. "Hah... İşte böyle... Biraz dinlen de konuşalım seninle!"

Han, yaratığın yere yığıldığını görür görmez sana doğru koşuyor. Yanına ulaştığında iki kolunu omuzlarına dolayarak seni sıkıca kucaklıyor. "Aoi... Aoi, hayatımı kurtardın!" diyor, nefes nefese. Birkaç saniye boyunca seni bırakmıyor. "O asidin içinden çıkmam mümkün değildi. Seni gördüm, tekniğini gördüm ama... Bir an yetişemeyeceğini düşündüm. İyi ki varsın kardeşim." Sesindeki titremeyi saklamak için derin bir nefes alıyor. Sonra biraz geri çekilip yüzüne bakıyor. "Seninle gurur duyuyorum. Gerçekten." Tam bu sırada meydanın ortasında, yere yığılmış yaratığın üzerinde bir hareketlilik fark ediyorsun. Biraz önce ortadan kaybolan Toru, yaratığın başının üzerinde beliriyor. Hasır şapkası artık sırtına doğru sarkmış, uzun beyaz saçları rüzgarda savruluyor. Elinde avucuna sığacak büyüklükte, üzerinde karmaşık işaretler bulunan siyah bir taş tutuyor. Yaratığın başına doğru eğilip birkaç el mührü oluşturuyor. Ardından taşı avucunun altında tutarak bütün gücüyle yaratığın kabuğuna bastırıyor. "Seimei Fuukan no Jutsu!"

Adamın avucunun altından siyaha çalan mavi bir ışık yayılıyor. Yaratığın gövdesindeki halkalar bir kez daha kasılıyor. Ardından bütün bedeninden ince, ışıklı damarlar yükselmeye başlıyor. Ruhsal algınla yaratığın içerisinde dolaşan yaşam enerjisinin olağanüstü bir hızla çekildiğini hissediyorsun. Chakrası, bedenine güç veren yoğun enerji ve asit üretmesini sağlayan o tuhaf öz, birer birer Toru'nun elinin altındaki siyah taşa akıyor. Yaratık korkunç bir ses çıkararak son kez kıvranıyor. Gövdesinin üzerindeki kemiksi çıkıntılar matlaşıyor, halkaları gevşiyor. Birkaç saniye içerisinde devasa bedenindeki bütün yaşam belirtileri kayboluyor. Geriye bataklığın içerisinde uzanan cansız bir gövde kalıyor. Toru elini kaldırdığında avucundaki siyah taşın üzerinde ince, mavimsi çizgilerin hareket ettiğini görüyorsun. Taşı kısa bir süre inceledikten sonra kimonosunun içerisine yerleştiriyor. Ardından tek hamlede yaratığın başından sıçrayarak yanınıza iniyor.

Han, adamı gördüğü anda olduğu yerde donakalıyor. Gözleri büyüyor, yüzündeki ifade bir anda değişiyor. "Shinra abi?!" diye bağırıyor. Toru, bu ismi duyunca hafifçe gülümsüyor. "Artık ne o isim bana ait, ne de ben o isme aitim Han. Koca adam olmuşsun ha, helal olsun koçuma." Han'ın ağzı bir anlığına açık kalıyor. "Sen... Ama biz senin..." diye başlıyor, ardından cümlesini tamamlamadan susuyor. Toru'nun gözlerini ondan ayırmadan başını hafifçe sallaması üzerine Han bir adım geri çekiliyor. "Yıllardır neredeydin sen? Bu insanların başına gelenlerle ne ilgin var?!" Toru cevap vermek yerine bakışlarını sana çeviriyor. "Görüyor musun Aoi? Han abin bile bana ne diyeceğini şaşırdı. Çünkü sana anlatmadıkları şeyler var. Han'ın, yanındaki adamların... Hepsi seni kendi bildikleri doğrularla büyütmüşler. Klanımızın gerçeklerini, köyümüzün yıllardır sakladığı sırları senden gizlemişler. Belki seni korumak istediler, belki de bazı şeyleri öğrenmeni istemediler. Sonuç değişmiyor. Bugün burada neden bulunduğumuzu bile bilmiyorsun." Birkaç adım sana doğru ilerliyor. "Benimle gelirsen her şeyi öğreneceksin. Antik Ağaç'ın neden uyandığını, Akane'nin ne yaptığını, Kiyoharu'nun neden bu kadar uzun süredir aramızda olduğunu... Sana göstermek istediğimiz şeyleri kendi gözlerinle göreceksin."

Han, Toru'nun sana yaklaşması üzerine bir anda önüne geçiyor. Omuzları geriliyor, çenesini hafifçe kaldırıyor. Gözlerini Toru'nunkilere dikerek olabilecek en soğuk ses tonuyla konuşuyor. "Dene gör istersen onu götürmeyi." Toru'nun gülümsemesi bir anlığına siliniyor. Ardından başını iki yana sallıyor. "Ah Han... Hep aynı. Önce saldırmak, sonra konuşmak gibi ilkel yöntemler." Biraz yana eğilerek Han'ın omzunun üzerinden sana bakıyor. "Aoi, eğer benimle gelmeye karar verirsen seni buradan güvenli bir şekilde çıkarabilecek shinobiler hazırda bekliyor. Merak etme, kimsenin kılına zarar gelmeyecek. Sana göstermek istediğimiz bir şey var. Gösterdikten sonra seni arkadaşlarının yanına geri göndereceğiz." Bir an duraksayıp ellerini iki yana açıyor. "Kararı kendin verebilirsin. Kimse seni zorlamayacak."

O sırada enkazın içerisinden kurtulup normal boyutuna dönmüş olan Daichi de yanınıza ulaşıyor. Üzerindeki kıyafetler yırtılmış, alnında küçük bir yara açılmış ancak ayakta durabilecek durumda. Toru'yu gördüğü anda kaşları çatılıyor. Durumu hemen anlıyor. "Shinra Bey, sizi yıllar sonra burada görmeyi beklemiyordum. Ama gittiğiniz yol yol değil. Derhal bizimle Konoha'ya dönün ve adalete teslim olun." Toru başını ona çeviriyor. Gözlerini birkaç saniye Daichi'nin yüzünde gezdiriyor, ardından hafifçe gülümsüyor. "Sana Akimichi klanına yapılan haksızlıkları anlattığımda gözümün önünde duran öfkeli adamdan eser kalmamış gibi görüyorum. Ha Daichi? Birkaç yılda her şeyi unuttun mu?"

Daichi'nin yüzündeki ifade anında sertleşiyor. Ellerini yumruk haline getirip dişlerini sıkıyor. Toru'ya öfkeyle bakarken alnındaki damarlar belirginleşiyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Wed Oct 21, 2026 9:19 pm
by Yureikumo Aoi
Aoi Fuuton girdabını Han abisinin yönüne gönderdiği o birkaç saniyelik aralıkta içinden bildiği tüm dualarla Yuukon'a kalpten yakardı. Neyse ki Han abisi de ne yapmaya çalıştığını anında yakalayarak kendisini rüzgara teslim etmişti. Böylece girdabın içerisinde savrularak Kaizen'e yakın bir bölgeye doğru ilerlemişti. Yaratığın asidi ağzından köpürerek çıkıp etraftaki taşları erittiği esnada Yuukon'a şükürler olsun ki Han abisi artık Kaizen tarafından havada yakalanmıştı. Hemen dönüş yaparak onu güvenli bir alana bırakmıştı. Sonrasında Kaizen kartalıyla adeta bir şov yaparak yaratığın üzerine çıkmış, ellerini toprağa bastırarak onu balçık haline getiren güçlü bir Doton jutsusu uygulamıştı. Yaratık bataklığın içerisinde kalarak hareketsiz kalmıştı. Artık çırpınmaya bile mecali kalmamıştı.

Yaratık etkisiz hale geldiği anda Han abisi koşarak yanına gelmiş, onu sıkıca kucaklamıştı. Aoi de kollarını açıp ona sıkıca doladı. Bir nefes öncesine kadar onun ölebileceği düşüncesi duygusal olarak o kadar dolmasına sebep olmuştu ki Aoi'nin bu kucaklaşma ile birlikte gelen rahatlamayla gözleri doldu. Hele ki ona "kardeşi" olarak seslenmesi daha da içini kıpırdatmıştı. "A-Abim..." Aoi çocukluğunda Han ile pek yakın değildi ancak şimdi onu hiç sahip olmadığı kanından canından bir abisi gibi görüyordu. "Ben de bir an yetişmeyecek diye çok korktum. Yuukon'a şükürler olsun." Onunla gurur duyduğunu söylediğinde Aoi dolan gözlerini koluna sildi. Ağzını açıp bir cümle daha etmesine kalmadan yere yığılmış canavarın başının üzerinde birisini fark etti. Biraz evvel ortadan kaybolmuş olan Toru, şimdi tam orada duruyordu. Elinde siyah, tuhaf simgelerle kaplı bir taş vardı. Taşı yaratığın bedenine bastırıp bir jutsu yapmıştı ve içindeki yaşam enerjisini sökerek taşın içerisine hapsetmişti. O da neydi öyle? O enerji neydi? Nereden ortaya çıkmıştı? Bu yaratıklardan başka yerlerde de var mıydı? Bu enerji dolu taş ile ne yapacaklardı?

Yaratık, enerjisi içinden çekilince inleyerek son nefesini vermiş ve cansız bir şekilde yığılıp kalmıştı. Toru'nun elindeki taştaki simgeler ise hareket etmeye başlamıştı. "Ona ne yaptın?" Toru canavarın üzerinden sıçrayarak yanlarına gelmişti. Han abisi onu gördüğü anda şaşkınlıktan dona kalmıştı. Sonra ağzından Aoi'nin bilmediği bir başka isim dökülmüştü. "Shinra?" Adam artık bu ismi kullanmadığını söylemişti. Aoi'nin gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Han onu şaşkınlıkla karışık bir öfkeyle sorgulamış, yıllardır nerelerde olduğuna dair hesap sormuştu. Toru ya da Shinra ise ona bakmak yerine Aoi'ye dönerek onunla konuşmaya başlamıştı. Ona anlatmadıkları şeyler olduğunu, bunu muhtemelen onu korumak için yaptıklarını, Aoi'nin onların doğru bildiği şeylerle büyütüldüğünü ancak işlerin arkasında başka hakikatler de olduğunu vurgulamıştı. Klanla ilgili gerçekleri, köy ile ilgili sırları Aoi'den saklamakla itham etmişti hepsini. "Han abim bildiği bir şey olsa bana söylerdi..." Aoi'nin bakışları Han'a kaydı ancak sesi pek kendinden emin çıkmamıştı. Shinra ismindeki kayıp shinobiyi bilmiyordu sonuçta. Ona sadece Akane anlatılmıştı. Bir tek onu biliyorlardı. Ne Kiyoharu, ne Shinra, ne de bir başkası... Bunları Aoi gerçekten de ilk kez duyuyordu.

Toru ona bir teklifte bulundu. Onunla gelirse ona her şeyi anlatacaklardı. Merak ettiği, cevap aradığı her sorunun cevabını müjdelemişti ona. Üstelik onu zorlamıyor, kaçırmıyorlardı. Ona hakikati göstereceklerdi ve Aoi sonrasında isterse kendisi geri dönebilecekti. Toru ona doğru bir adım atınca Han önüne geçerek göz temaslarını durdurdu. Meydan okumuştu. Toru ise bunun ilkel olduğunu söyleyerek onu yargılamıştı. Adam Han'ın omzunun üzerinden bile olsa göz temasını sürdürerek Aoi'yle konuşmaya devam etmişti. Aoi neden özellikle onu istediklerini, neden özellikle onu kendi taraflarına çekmek için uğraştıklarını anlamıyordu. Kimseye zarar gelmeyeceği konusunda ona söz bile vermişti. Merak ettiği sorular yanıtlandıktan sonra onu buraya, arkadaşlarının yanına geri getireceklerdi. "Han abim de gelemez mi?" O esnada enkazın içinden toparlanarak çıkmış olan Daichi yanlarına gelmişti. Shinra'yı o da tanıyordu. Onu hemen köye dönmesi konusunda uyarmıştı. Toru ise klanına yapılan haksızlıkları anlattığı zaman köpüren kişinin şimdi köyü savunuyor olması konusunda ona ince yollu laf göndermişti. "Akimichi klanına yapılan haksızlıklar?"

Zor bir karardı. Aoi onunla gitmek istiyordu aslında. Uzun zamandır cevap aradığı sorulara belki de gerçekten yanıt bulabilirdi. "Evet bu sorulara cevap bulmak istiyorum gerçekten de... O yüzden de sizinle gitmeliyim belki de..." Bir an durup bu kararı tarttı. "Peki sizinle gelirsem ve her şeyi gördükten sonra bile sizinle aynı fikirde olmazsam? O zaman ne olacak?" Gerçekten de Aoi'nin öylece köye dönmesine ve düşmanları olmasına izin mi vereceklerdi? Aktif bir şekilde onları durdurmaya çalışacaktı sonuçta. Onu öldürmek daha kolay olmaz mıydı? "Kiyoharu Bey beni manipüle etmeyi denedi daha önce. Üstelik duygusuz duygusuz sevdiğim herkesi boşverip bu yola girmemi, herkesin zaten öleceğini, o yola girmezsem benim de öleceğimi söyledi. Bu tavırlarını hiç tasvip etmemiştim. Niye özellikle beni tarafınıza çekmeye çalışıyorsunuz bilmiyorum ama ben öyle sandığınız gibi idealist bir insan değilim. Bir fikir, bir idea uğruna insan hayatını hiçe sayamam. Hele ki değer verdiklerimin hayatlarını... Ve siz belli bir gruba yardım ederek bizi çok büyük riske attınız. Konoha'ya ne yaptıklarından haberiniz var sanıyorum. Bu onayladığınız, fırsat olarak görüp istifade ettiğiniz, hatta destekte bulunduğunuz bir eylem miydi? Çünkü eğer bunun cevabı evetse, bu sizi bir terörist grubu yapmaz mı?" Bulundukları bölgenin durumunu gösterdi. "Şu zavallılara bakın. Beş dakika önce kendi hallerindeydiler, şimdi cansız bedenleri yerde yatıyor. Çok... üzücü. Böyle bir şey olmamalıydı. Ölüleri düzgün bir yere teslim etmeliyiz ki yakınları cenazelerini yapabilsin." Derin bir nefes alıp tekrar Toru'ya döndü. "Bir şey daha var... Shinmei Kurohina. Ona ne oldu? Yureikumo Akane ve Kiyoharu onun ruhunu mu mühürledi? Kurohime? Onun ölümü?" Bunlar çok ciddi günahlardı.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Thu Oct 22, 2026 6:49 pm
by GM - Shinsei
Toru, Daichi'nin öfkeyle kendisine baktığını gördüğünde bir süre sessiz kalıyor. Ardından bakışlarını meydanın yıkıntılarına çeviriyor. Az önce insanların yürüdüğü sokaklarda şimdi erimiş taşlar, parçalanmış evler ve üzerleri örtülmeyi bekleyen cansız bedenler bulunuyor. Yüzündeki rahat ifade yavaşça kayboluyor. "Önce bir şeyi açıklığa kavuşturalım. Burada ölen insanların başına gelenleri gördüm. Bu yaratığın ortaya çıkmasını beklemiyordum. Elimdeki mühür taşı sayesinde neyin yaşandığını araştırabileceğim, ama bu insanların hayatını geri getiremeyeceğim." Kısa bir süre avucundaki siyah taşı inceliyor. "Az önce kullandığım Seimei Fuukan no Jutsu, yaratığın bütün yaşam enerjisini ve ona özgü güçleri bu taşın içine aktardı. Bedeninin ölmesine ben sebep oldum. İçindeki chakra yapısını inceleyerek nereden geldiğini öğrenmeyi umuyorum." Han'ın kaşları çatılıyor. "Öyleyse araştırmayı Konoha'da yaparız. Taşı da bize teslim edersin." Toru, Han'a bakarak başını sallıyor. "Seninle anlaşmak hiç kolay olmayacak, değil mi?" Sonra gözlerini sana çeviriyor. "Sorularına cevap vereceğim, Aoi. Özellikle Sennashi hakkındakilere. Çünkü orada ölen insanların ardından bunu bilmeye hakkın var."

Toru şapkasını çıkarıp kolunun altına sıkıştırıyor. "Akane'nin Sennashi ile ilişkisi vardı. Köyden gizli belgeler aktardı, belirli mühürler ve savunma sistemleri hakkında bilgiler paylaştı. Bunun gerçekleştiğini biliyorum. Bizim de onlarla birtakım ilişkilerimiz vardı. Eski teknikler, araştırmalar, karşılıklı bilgi alışverişleri... O dönemde bu ilişkinin nereye varacağını yeterince sorgulamadık." Bakışlarını kısa bir an yere indiriyor. "Sonra Konoha'ya yönelik büyük bir saldırının hazırlandığını öğrendik. Sennashi'nin sivilleri de hedef alacağını anladığımızda bütün bağlantılarımızı kestik. Bunu sana açıkça söylüyorum. Konoha'daki saldırıya katılmadık, gerçekleşmesini istemedik ve bu planı desteklemedik. Engellemeye de çalıştık. Ancak Mawado ve çevresindeki shinobilerle doğrudan savaşabilecek durumda değildik. Sahip oldukları güç, dördümüzün bir araya gelmesiyle başa çıkabileceğimiz bir güç değildi." Han sertçe araya giriyor. "Madem saldırıdan haberiniz vardı, neden Hokage'ye bildirmediniz? Neden yüzlerce insanın tehlikede olduğunu söylemediniz?" Toru, bu sorunun ardından birkaç saniye susuyor. "Çünkü korktuk, Han. Konoha'ya dönersek Akane'nin yaptıkları ortaya çıkacaktı. Hepimizin bağlantıları araştırılacaktı. Sennashi de bizi hain olarak görecekti. İki taraftan da kaçıyorduk. Kendimizi kurtarmaya çalışırken yaşanacak felaketin büyüklüğünü yeterince hesaba katmadık." Sesi biraz daha alçalıyor. "Bu konuda beni suçlarsan haklısın. Özellikle sen, Aoi. Orada bulunmuşsun. Neler yaşandığını gözlerinle görmüşsün. Senin karşında çıkıp da hiçbir sorumluluğumuz bulunmadığını söylemeyeceğim."

Daichi öfkeyle bir adım atıyor. "Peki bütün bunları şimdi anlatabiliyorsan neden bizimle dönüp Hokage'nin karşısında anlatmıyorsun?!" Toru havaya bakıyor. "Çünkü işimiz bitmedi." Toru'nun cevabı bu kez oldukça kesin. "Köklerin altında neler olduğunu anlamaya başladık. Kiyoharu'nun bulduğu şeyleri gördükten sonra geri dönmekten vazgeçtik. O araştırma tamamlanmadan Konoha'ya teslim olursak burada yaşananların başka yerlerde de tekrarlanmasını engelleyemeyebiliriz." Han öfkesini bastırarak konuşuyor. "Kiyoharu yıllar önce ölmüş olması gereken bir adam. Sen de Shinra ismini bırakmışsın. Akane ortadan kaybolmuş, Natsume klanın kayıtlarını karıştırmış. Şimdi bir de karşımıza çıkıp bütün bunların insanlığı kurtarmak için yapıldığını söyleyeceksin, öyle mi?" Toru, Han'ın sözlerine karşılık vermeden önce uzun bir nefes alıyor. "Kiyoharu'nun nasıl hayatta olduğunu ben de ilk öğrendiğimde inanamadım. Bunun nasıl mümkün olduğunu biliyorum artık. İşte sana göstermek istediğimiz şeylerden birisi de bu." Ardından yeniden sana dönüyor. "Kurohina'yı da sordun. Akane ve Kiyoharu'nun onun ruhuna ulaşmak için mühürleme teknikleri kullandıklarını biliyorum. Kurohina'nın ölümünden sorumlu olduklarını söyleyebilecek bilgim yok. Ruhuna müdahale edildiği konusunda ise seni yanıltmayacağım. Bununla ilgili gördüğüm şeyler var. Kurohime hakkında sordukların da aynı araştırmanın geçmişine uzanıyor. Sana bunların kayıtlarını gösterebilirim. Sonra ne kadarını kabul edeceğine kendin karar verirsin."

Han, Toru'nun sana dönerek konuşmayı sürdürmesinden iyice rahatsız olmuş görünüyor. "Yeter artık. Sürekli Aoi'ye bakarak konuşmayı bırak. Burada dört kişiyiz. Söyleyeceğin bir şey varsa hepimize söylersin." Toru bu defa geri çekiliyor. Birkaç saniye boyunca Han'ı inceliyor, ardından beklenmedik bir şekilde gülümsüyor. "Pekala. Haklısın. Aoi'nin güvenini kazanmak istiyorsam seninkini de kazanmak zorundayım, öyle görünüyor." Han'ın yüzü asılıyor. "Benim güvenimi kazanabileceğini nereden çıkardın?" Toru gözlerini Kaizen'e çeviriyor, sonra tekrar Han'a bakıyor. "Bilmiyorum. Ama Aoi az önce güzel bir soru sordu. Senin de gelmeni istedi." Toru bir süre düşündükten sonra başını sallıyor. "Olur. Han da bizimle gelebilir." Bu cevap Han'ı bile şaşırtıyor. Kaizen ise şimdiye kadar konuşmayı sessizce dinlediği yerden kafasını uzatıyor. "Bir dakika. Gerçekten mi? Bu kadar kolay mı? Yani ben bir yere gizlice girmek istesem kapıdaki adama 'Abimi de getirebilir miyim?' desem 'Tabii' mi diyecek? Çünkü bunu daha önce denedim, işe yaramadı. Hatta beni dövdüler." Toru ona bakıp hafifçe gülüyor. "Senin abin kimdi?" Kaizen gülümsüyor ve "Yoktu. Sorun biraz da oydu sanırım." diye cevap veriyor. Daichi'nin bütün bu konuşmaya verebildiği tek tepki başını iki yana sallamak oluyor.

Han birkaç adım yaklaşarak Toru'nun tam karşısında duruyor. "Dinle beni, Shinra. Sana inanmak için hiçbir sebebim yok. Yıllardır ortadan kayıpsın. Kendi köyüne karşı işlediğin suçları itiraf ediyorsun. Bir Shinmei'nin ruhuna müdahale edildiğini biliyorsun. Şimdi de kardeşimi alıp bir yerlere götürmek istiyorsun. Sana ancak Aoi'nin yanında durarak göz kulak olabilirim." Toru dikkatle dinliyor. "Eğer gerçekten bizi götürmeye razıysan ikimiz birlikte gideceğiz. Kaizen ve Daichi burada kalıp Hokage'ye haber ulaştıracaklar. Bu yerleşimde yaralılar var, cenazeler var. Onlara da yardım edilmesi gerekiyor. Gittiğimiz yerin konumunu ve ne kadar süre sonra döneceğimizi bilmek istiyorum. Aoi'ye herhangi bir teknik uygulanırsa, iradesine müdahale edilirse, onu korumak için gerekeni yaparım." Toru gözlerini Han'ın yüzünde tutarak cevap veriyor. "Kabul ediyorum. İkiniz birlikte geleceksiniz. Diğerleri Hokage'ye haber verebilir. Sizi nereye götüreceğimi de yola çıkmadan söyleyeceğim. Aoi'nin iradesine müdahale edilmesine izin vermeyeceğim. İstediği zaman geri dönmesini sağlayacağım." Ardından hafifçe gülümseyip ekliyor. "Ancak Han, şu tehditlerini biraz azaltırsan sevinirim. Seni çocukluğundan beri tanıyorum. Bu kadar ciddi surat yapınca babana benziyorsun." Han'ın yüzündeki ifade hiç değişmiyor. "Konuyu değiştirme ve beni babamla karşılaştırma."

Toru bu kez susuyor. Avucundaki siyah taşı yeniden çıkarıp dikkatle inceliyor. Taşın üzerindeki mavi çizgiler yavaşça hareket ediyor. Ardından sana dönüyor. "Bir sorunu daha cevaplamam gerekiyor. Her şeyi gördükten sonra bize katılmak istemezsen ne olacağını sordun. Açık konuşayım. Kiyoharu seni ikna edebileceğine inanıyor. Senin birtakım yeteneklerinin çok önemli olduğunu düşünüyor. Klanımızın geleceği için de öyle. Ama ben senin neye inanacağına karar veremem. Bana yardım etmeyi reddedersen de seni buradan çıkarmak için verdiğim söz geçerli." Taşı avucunda çevirirken yüzündeki gülümseme kayboluyor. "Yalnız bir konuda dürüst olmam gerekiyor. Orada göreceğin şeyleri gördükten sonra hayatına hiçbir şey değişmemiş gibi devam etmen zor olacak. Bunu ben de yaşadım. Han'ın da yaşamasından endişe ediyorum."

Han, Toru'ya cevap vermeden önce sana dönüyor. "Aoi. Ne karar verirsen ver, yanında olacağım. Ama onun söylediklerinin doğruluğunu henüz bilmiyoruz. Sennashi konusunda anlattıkları doğru olsa bile Akane'nin ve diğerlerinin başka neler yaptığını öğrenmemiz gerekiyor." Sonra tekrar Toru'ya bakıyor. "Bir de artık bize nereye gitmemizi istediğini söyle."

Toru, meydanın kuzeyindeki yüksek kayalıklara doğru dönüyor. "Kıyı yolunun sonunda eski balıkçı barınakları var. Onların gerisinde, denize bakan bir uçurumun altında kapatılmış bir geçit bulunuyor. Sizi oraya götüreceğim. Eskiden Yureikumo keşişlerinin kullandığı bir yerdi. Kiyoharu orada bazı kayıtlar buldu. Antik Ağaç'ın kökleriyle ilgili bildiklerimizin neden eksik olduğunu o kayıtları gördüğünüzde anlayacaksınız." Elindeki taşı yeniden kimonosuna yerleştiriyor. "Önce buradaki insanlara yardım edelim. Sonra, eğer Aoi de kabul ederse, birlikte yola çıkarız." Han başını hafifçe sallıyor ancak gözlerini Toru'dan ayırmıyor. Toru da bu kez sana dönerek sessizce kararını bekliyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Thu Oct 22, 2026 8:08 pm
by Yureikumo Aoi
Toru, Aoi'nin sorgulamalarına alınmış veya ona gücenmiş değildi. Aksine, tüm bunları mantıklı ve makul bulmuş olmalıydı. İlk olarak yaratıkla ilgili meseleyi açıklığa kavuşturmuş, yaptığı şeyi araştırma maksatlı yaptığını, bu gibi benzeri olayların başka bölgelerde de yaşanmaması için uğraştıklarını söylemişti. Han abisi bunca zaman ortadan kaybolduktan sonra bunu insanlığı kurtarmak için yapıyor olduklarına inanmamıştı. Onun agresif ve saldırgan tutumu Toru'nun hoşuna gitmemiş olacaktı ki ona hitap etmeyi keserek her seferinde Aoi'ye dönmüş ve onu muhatap alarak cevap vermişti. Aoi için şu anda en büyük kırmızı çizgi Sennashi'ydi. Onlara ve Konoha'da yaşananlara destek çıktıklarını duysaydı, altta yatan sebep ne olursa olsun sırtını dönüp giderdi. Çünkü Aoi hakikatin ne olduğundan ziyade bu hakikat karşısında nasıl davrandıkları ile ilgileniyordu. Akane'nin onlarla bağlantısı olduğunu, kendilerinin de bir dönem onlarla bilgi alışverişi yapıp çeşitli konularda anlaşmalar yaptıklarını itiraf etmişti. Ancak Konoha saldırısını ve sivillere yapılanları desteklememişlerdi. Hatta saldırıyı durdurmaya çalışmışlardı ancak güçleri Sennashi teşkilatlanmasına yetmemişti. Bu elbette suçlarını ve Sennashi'ye yardım ettikleri gerçeğini hafifletmiyordu ancak Aoi yeterince makul bulmuştu. Elbette onları destekliyor değildi.

Daichi tüm bunları neden Hokage karşısında anlatmadıklarını sorgulayınca Toru henüz işlerinin bitmediğini, yapılması gerekenler olduğunu söylemişti. Antik Ağaç'ın köklerini araştırıyorlardı. Kiyoharu'nun nasıl hala hayatta olduğunu da Aoi'ye açıklamak istiyorlardı. Kurohina meselesinde ise Akane ve Kiyoharu gerçekten de onun ruhuna ulaşmak için mühür teknikleri kullanmışlardı. Kurohime'nin ölümünün altındaki meseleyi ise bilmiyordu. Aoi merhum Shinmei'lerine ulaşıp bu bilgilerin doğruluğunu, sakladıkları gerçekten de korkunç şeyler olup olmadığını ona sormayı nasıl da isterdi. Ruhuna ulaşmanın bir yolu var mıydı acaba? "Shinmei'nin ruhuna müdahale etmek... Yuukon'un sizi cezalandırmasından korkmuyor musunuz?" Aoi'ye kayıtları göstereceğini, ne kadarını kabul edebileceğine Aoi'nin kendisinin karar verebileceğini söylemişti. Han bu noktada onun devamlı Aoi'ye doğru konuşmasına sinirlenerek orada dört kişi olduklarını, herkese hitap etmesi gerektiğini söyleyince Toru Aoi'nin güvenini kazanmak için Han'ın da güvenini kazanması gerektiğini düşündüğünü söylemişti. Aoi kaşlarını çattı ancak bir şey söylemedi. Han'ın da onlarla gelmesine izin vermişti. Bunu duyunca rahatladı. Han abisinin de yanında olması ve görecekleri şeyler konusunda fikrini ifade etmesi Aoi için büyük bir güven kaynağıydı.

Bunun üzerine Han onlarla gelmeyi kabul etmişti. Orada Aoi'nin yanında bulunmak istiyordu. Kaizen ve Daichi, Hokage'ye haber vererek bu bölgeye yardımda bulunacaklardı. Onlar da Toru ile gideceklerdi. Aoi'ye de herhangi bir teknik uygulanmayacak, iradesine müdahale edilmeyecekti. Toru, Aoi'ye dönerek Kiyoharu'nun onu ikna edebileceğini düşündüğünü itiraf etmişti. Sahip olduğu bazı yeteneklerin klanın geleceği adına önemli olduğuna inanıyordu. Aoi buna cevap vermedi. Aoi onlara yardım etmeyi reddederse de oradan çıkmasına izin vereceklerdi. Yalnızca onu bir konuda uyarmıştı. Gördüklerinden sonra yaşamına hiçbir şey olmamış gibi devam etmesi mümkün olmayacaktı. Hem kendisi, hem Han için. Bunun riskini alıp alamayacaklarını sormuştu. Aoi bilgileri ikna edici ve doğru bulursa, bunların yükü ile yaşayacağını biliyordu. Ancak kendi vicdan sistemini geliştirip en doğru kararı alabileceğine dair hem kendisine hem de Han'a güveniyordu.

Toru, yolun sonundaki balıkçı barakalarının olduğu bölgeye gideceklerini söylemişti. Orada bazı kayıtlar bulmuşlardı. Söylediğine göre eski Yureikumo keşişleri oraları kullanıyorlardı. "Olur, kabul ediyorum. Riskleri de göze alıyorum. Han abim de olduğu müddetçe dediğiniz her şeyi dinleyeceğim ve kendi yargıma varacağım." Bu köydeki talihsiz insanlara ellerinden gelen yardımı yaptıktan sonra onunla yola çıkmak ve neler olacağını görmek istiyordu. Son anda aklına bir şey gelmiş gibi Toru'ya döndü. "Sizin ekibinizde Kazuto diye birisi var mı? Sabahki sağanakta ormanda öyle birisini gördüm ama bir anda yok oldu."

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sat Oct 24, 2026 11:31 am
by GM - Shinsei
Toru, Kazuto ismini duyduğunda bir süre düşünüyor. Ardından başını iki yana sallıyor. "Kazuto mu? Hayır, tanımıyorum. Bizimle çalışanlar arasında da bu isimde biri yok. Ormanda karşılaştığın bir yolcuysa neden ortadan kaybolduğunu bilemem. Ama..." Kaşlarını hafifçe kaldırıyor. "Buralarda tuhaf insanlarla karşılaşmak kolaydır. Özellikle de sana sebepsiz yere yaklaşanlarla. Dikkatli ol." Han bu sözleri duyunca Toru'ya sertçe bakıyor. "Bunu söyleyenin sen olması ilginç." Toru karşılık vermeden gülümsüyor. Ardından Han, Kaizen ve Daichi'yi yanına çağırarak görev dağılımını açıklıyor. Kaizen'in Hokage'ye ayrıntılı bir rapor ulaştırmasını, Daichi'nin de yerleşimdeki yaralılara yardım ederek sivillerin güvenliğini sağlamasını istiyor. Ayrıca belirlenen süre içerisinde dönmezseniz izlenecek güzergahı rapora eklemelerini tembihliyor. Daichi hiç itiraz etmeden kabul ediyor. "Merak etmeyin. Buradakileri güvenli bir yere yerleştiririz. Siz de başınıza iş açmayın." Kaizen ise ellerini beline koyup suratını asıyor. "Yani ben o kocaman solucanı yere serdim, şimdi de hikayenin en heyecanlı kısmından önce eve haber göndermekle mi görevlendiriliyorum? Çok ayıp. Benim bu işte duygusal yatırımım var. Hatta fiziksel yatırımım da var, belim ağrıyor." Han'ın bakışları karşısında birkaç saniye daha söyleniyor. Sonunda derin bir iç çekiyor. "Tamam, tamam! Ama döndüğünüzde her şeyi anlatacaksınız. Özellikle gizli mağaralar, eski sırlar ve konuşan taşlar varsa. Konuşan taşlara karşı kişisel bir ilgim var."

Böylece Daichi ve Kaizen'i geride bırakarak Han abinle birlikte Toru'nun peşinden yola koyuluyorsun. Kuzeydeki kıyı yolu, yüksek kayalıkların arasından geçerek denize doğru alçalıyor. Rüzgarın taşıdığı tuz kokusu gittikçe belirginleşiyor. Yaklaşık bir saatlik yürüyüşün ardından aşağıda terk edilmiş balıkçı barınaklarını görüyorsunuz. Tahta iskelelerin çoğu çürümüş, kıyıya çekilmiş teknelerin üzerini yosunlar kaplamış. Uçurumun dibindeki kayalıklarda ise birbirine bağlanan dar geçitler bulunuyor. Toru bunlardan birini işaret ediyor. "Birazdan orada olacağız. Girişin önünde bizi karşılayacak biri var. Kendisiyle geçinmek biraz zor olabilir, şimdiden söyleyeyim." Han kaşlarını çatıyor. "Kiyoharu mu?" Toru gülümsüyor. "Keşke. Kiyoharu en azından insan konuşurken sözünü kesmiyor."

Kayaların arasındaki geçide ulaştığınızda, yüksekçe bir taşın üzerine oturmuş genç bir kadın görüyorsun. Beyaz saçlarını ensesinde toplamış, koyu renkli, bedene oturan bir shinobi kıyafeti giymiş. Belindeki parşömen çantası ve sırtına çapraz astığı deri evrak çantası dikkat çekiyor. Uzun bacaklı, atletik ve oldukça güzel bir kadın. Sizi fark edince oturduğu yerden hafifçe doğrulup ellerini beline koyuyor. "Sonundaaa! Toru, seni beklerken yaşlandım resmen. Bir tane çay getirmek bu kadar mı zor? Hem hani yalnız gelecektin? Bunlar da kim?" Toru gözlerini deviriyor. "Natsume, bir kere olsun insanları düzgün karşılayabilir misin?" Kadın tam cevap verecekken bakışları sana kayıyor. Gözlerini kısarak yüzünü inceliyor. Sonra dudakları yavaşça aralanıyor. "Yok artık..."

Yüzündeki ifadeyi gördüğün anda çocukluğundan bir anı zihninde canlanıyor. Yedi ya da sekiz yaşlarındasın. Yureikumo yerleşkesinin avlusunda başka çocuklarla birlikte oynuyorsun. Karşında seninle hemen hemen aynı yaşlarda, saçlarını iki yandan toplamış küçük bir kız duruyor. Natsume. O zaman da kendisini herkesten üstün görmeye pek meraklı. Bir konuda tartıştıktan sonra sana dil çıkarıyor ve hiç beklemediğin bir anda saçlarını kavrayıp bütün gücüyle çekiyor. Canın yanarken Natsume kahkahalarla gülüyor. Fakat eğlencesi pek uzun sürmüyor. Annesi olanları görünce öfkeyle yanınıza geliyor, kızını kolundan yakalayıp ensesine iki sert tokat indiriyor. "Sana kaç kere söyledim ben! İnsanların saçını çekmek var mı? Hele bir daha yap!" Natsume'nin gözleri doluyor. "Ama anne! O da bana..." Annesi hemen sözünü kesiyor. "Sus! Eve gidiyoruz!" Kadın kızını kolundan çekiştirerek götürürken Natsume dönüp sana öfkeyle dil çıkarıyor. Annesi bunu da fark edip ensesine bir tokat daha indiriyor. O günün sonunda bir daha yanına gelip sataşmaya cesaret edememişti.

Şimdi karşında duran Natsume ise bir anlığına şaşkınlığını üzerinden attıktan sonra yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştiriyor. "AOI! Ay, inanmıyorum! Sen misin gerçekten?!" Taştan aşağı atlayıp hemen yanına geliyor ve kollarını sana dolayarak sımsıkı sarılıyor. "Kızım, sen ne ara bu kadar büyüdün? Ay, şu saçlara bak! Hala aynı renk! Çok güzelleşmişsin!" Toru kollarını bağlayarak ikinizi seyrediyor. "Demek birbirinizi hatırlıyorsunuz. Güzel. Anlaşmanız kolay olur." Natsume hemen başını çeviriyor. "Sen karışma! İnsan yıllardır görmediği çocukluk arkadaşıyla karşılaşınca biraz sevinemez mi?" Han boğazını temizleyerek araya giriyor. "Natsume. Buraya sohbet etmeye gelmedik." Kadın bu defa Han'a dönüp gözlerini kısıyor. "Han abi de burada! Harika. Bütün aile toplanmışız. Bir tek Yuto amca eksik, onu da çağıralım da hayat hikayelerini anlatsın bize." Toru kahkahasını bastırmaya çalışırken Natsume yeniden sana dönüyor. Ellerini omuzlarına koyup yüzünü inceliyor. Ardından biraz daha ciddi, ama aynı derecede meraklı bir ifadeyle soruyor. "Neyse, Aoi... Toru seni buraya getirmeyi nasıl başardı? Gerçekten bizim neler bulduğumuzu öğrenmek için mi geldin, yoksa bizi yakalayıp Konoha'ya götürmeye mi çalışıyorsun? Enseleyecek misin bizi, ha?!"

Yureikumo Natsume
► Show Spoiler